Tile
82 theses under this subject heading
İznik kültürü çini geleneği ve güncel uygulamalar
Bu çalışmada zengin kültür geçmişine sahip İznik'in seramik ve çini geleneğinde tarihe miras olarak bıraktığı birçok eserin izleri takip edilerek günümüz anlayışıyla bireysel uygulamalarda yerini bulması amaçlanmıştır. Birinci bölümde İznik'in tarihi ve kültürel yapısı arkeolojik izler eşliğinde incelenmiştir. İkinci bölümde İznik çinisi teknik, tasarım, üretim ve uygulama alanları ile ele alınmış, tarihi ve güncel konumu tanımlanmıştır. Üçüncü bölümde tarihsel süreciyle İznikli ustalar ve eserleri incelenmiş, İznik çini geleneğini kendisine konu edinen günümüz sanatçılarından örnekler verilmiştir. Dördüncü bölümde kişisel uygulamalarla geleneğin izleri yorumlanmaya çalışılmıştır. Tarihi ve eserleri ve kültürel katmanlarıyla son derece zengin olan bu geleneği konu alarak yapılan bu çalışma, incelenen konulardan özgün yorumlar türetmek, ve onları kişisel yorumlarla yeniden okumaya sunmak, İznik kültürünün potansiyelini yeniden okumaya sunmak, İznik kültürünün potansiyelini tanımlamak ve zengin kültürünü göstermek açısından önemlidir.
Takkeci İbrahim Ağa Camisi çinilerinin günümüz kumaş deseni tasarımına uyarlanması üzerine bir araştırma
XVI. yüzyıl ve XVII. yüzyıl arasında Osmanlı Devleti her alanda olduğu gibi sanatta da en parlak dönemini yaşamış, günümüze kadar gelen, eşsiz eserler kazandırmıştır. Bu yüzyıllar arası yapılan mimari eserlerde, Geleneksel Türk El Sanatlarının en güzel örnekleri ortaya çıkmıştır. Cami, saray, kervansaray, çeşme, türbe gibi yapıların iç ve dış süslemelerinde kullanılan çiniler dönemlerinin ihtişamını yansıtmaktadır. Konumuz olan bu çiniler sır altı tekniği ile yapılmış, uygulama yerlerine göre saray nakkaşhanelerinde desenlendirilmiş, İznik ve daha sonra Kütahya en önemli imalat yerleri olmuştur. Dönemin, en güzel çini örneklerini görebileceğimiz Takkeci İbrahim Ağa Caminin, (Arakiyeci İbrahim Ağa, Takkeci İbrahim Çavuş Camisi diye de anılır) (1591) çini panolarının motif özellikleri kullanılarak hazırlanan özgün, tekstil tasarımları, araştırmanın geçmiş ile gelecek köprüsünü oluşturma çabasıdır. Bu çalışmada, Osmanlı Çini Sanatı'nın görsel bir anlatım dili olduğu ve bu dilin günümüz tasarımcıları tarafından kabul görmesi, dolayısıyla caminin tanıtımına katkıda bulunulması hedeflenmektedir.
Fatih Dönemi sivil mimarisinde çini
Tezimde Fatih dönemi sivil mimari çinilerini incelemeye odak aldım. Ayrıca bu konunun genel mimari çini tarihi üzerindeki yeri tespit edilmeye çalışıldı. Fakat çalışma esnasında 13. yüzyıldan 20. yüzyılın başlarına kadar uzanan ve dönemsel olarak kesintilere uğrayabilen bir tarihi gelişim söz konusu idi. Buna rağmen hâlihazırdaki sanat tarihçilerinin, arkeologların ve çini tarihi üzerine odaklanmış diğer münevverlerin öngörüleri ve bu alanda yazılmış tezler bizim yolumuzu görmemize ciddi yardımları oldu. Tarihte Türk mimarisi, Türk çini ve seramik sanatı ve estetiği ürünleri arasında "Çinili Köşk" önemli bir yere sahip. Ayrıca belirtmek gerekir ki Orta asyadan bu yana ayakta kalabilen Türk Köşklerine tek örnek oluşu bizi bu çalışmaya daha fazla yüreklendirdi. Bunlara ek olarak "Eyüp Sultan Türbesi, Topkapı sarayı ve İstanbul Mahmutpaşa türbe" yapıları başka yapılardan toplanmış çinilerle müzeyyendir. Aynı dönemin ürünleri olsa da yapı ile bütünleşecek bir estetik olmama ihtimali söz konusudur. Tez konusu belirlememize mesnet olan önemli bir ata yadigârı olan çini sanatının ve süsleme sisteminin tek elde toplanışının bu dönemde olduğunu biliyoruz. Bir dönemin son örneklerinin üzerine yapılacak böyle bir uygulama çalışmasının da güzel bir başlangıç olacağı düşüncesi bizi bu tezi yazmaya motive etmiştir. Bu her ne kadar lokal bir çaba olsa da böyle bir fikrin önünün açılması bu tezin asıl gayesi olması ümidimizdir.
Geleneksel Türk süsleme sanatlarında çinicilik
Türkler yüzyıllar boyunca yaşadıkları coğrafyalarda kendine özgü sanat tarzları geliştirmişler, bu tarzların ışığı altında günümüze kadar ulaşabilen eşsiz sanat eserleri ortaya çıkarmışlardır. Geçmişten günümüze kadar gelen eserler incelendiği zaman Türklerin sanata ve estetiğe verdiği önem açıkça görülmektedir. Günümüze ulaşan eserlerin bulundukları seviye ve eski görkemleriyle bugüne ulaşmaları onların birer nadide eser olduğunun en açık delilidir. Araştırmanın birinci bölümünde, Geleneksel Türk Sanatı olan Çiniciliğin tarihi geçmişten günümüze araştırılmış örnek fotoğraflarla genel özelliklerine yer verilmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde süsleme sanatlarında kullanılan motifler ve özellikleri incelenmiştir. Çini Tasarım ve kompozisyonlarda uygulanan semboller ve motiflerle araştırma boyutlandırılmıştır. Araştırmanın üçüncü bölümünde ise Çini Tasarım, Grafik Tasarım ilke ve elemanları yönünden araştırılmış seçilen örnekler ile incelenmiştir. Dördüncü bölüm Çini sanatında üslup özellikleri araştırılmıştır.Sonuç bölümünde elde edilen veriler ve önerilerden oluşmaktadır. Araştırmada, Türk süsleme sanatı olan Çinicilikte yer alan kompozisyonlardaki Grafik tasarım ilkelerinin incelenmesi, üslup tarzlarının araştırılması ile çini desen tasarımcılarının bir takım ilkelerle hareket ettiği ve Türk Grafik Tasarım düşüncesinin eskiden beri var olduğu belirlenmiştir. Bu ilke ve kuralları içeren tasarımlarla Çini Sanatını devam ettirebilmek için, öneriler sunulmuş bu alanda çalışma yapacaklara yönelik eğitim programları yapılması önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türk Süsleme Sanatı, Çini, Üslup, Grafik Tasarım İlkeler.
Çinili Köşk Müzesi ve teşhirdeki eserlerin kataloğu
Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'ne bağlı bir birim olarak hizmet vermekte olan Çinili Köşk'ün koleksiyonunda bulunan ve teşhir edilen eserler çini ve seramik objeleri ihtiva etmektedir. Çinili Köşk binası çini, bezeme unsurları ile bir müze objesi maiyetindir. Fetih zamanında köşk olarak kullanılan Çinili Köşk sonraki zamanlarda yabancı ülkelerden gelen elçilerin ağırlanması ve tefrişatçılık için kullanıldığı anlaşılmaktadır. Türk Müzeciliği bakımından da değerlendirildiğinde Çinili Köşk Türk Müzeciliği Tarihinde önemli bir konumdadır. Osmanlı coğrafyasından payitahta gelen eserler Çinili Köşk'te ve çevresinde muhafaza ve teşhir edilmiştir. İstanbul Arkeoloji Müzesi Binaları yapılıncaya kadar şark eserleri Çinili Köşk'te muhafaza edilmiştir. 1697 yılından itibaren şimdiki amacına uygun olarak hizmet vermeye başlamıştır. Sayın Hayal MERİÇ UĞRAŞ'ın mimarlık alanında hazırladığı "Topkapı Sarayı Çinili/ Sırça Köşk: İşlevi, Anlamı Ve Tarihsel Gelişimi" adlı tezi ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Çinili Köşk Sorumlusu Arkeolog Sayın Nilüfer AYDIN'ın hazırlamış olduğu "Çinili Köşk Müzesi" adlı kitabı bu tezin hazırlanmasında birinci derece kaynaklar olmuştur. Ayrıca İstanbul Arkeoloji Müzesi Kütüphanesi ve Çinili Köşk arşivinde de faydalanılmıştır. Mimarisi ile Osmanlı Mimarisinde devamı olmayan bir özelliğe sahip olan Çinili Köşk, bu tezde mimarisi, tarihçesi, işleyişi ve teşhirdeki eserleri ile incelenmiştir. Genelden özele, önce "Erken Dönem Osmanlı Saraylarının Kısa Tarihçesi", "Çinili Köşk'ün Tarihçesi", "Mimari Özellikleri ve Geçirdiği Restorasyonlar", "Türk Çini Sanatının Gelişimimin Kısaca Tarihi", ve sonuçta da "Çinili Köşk'te Sergilenen Eserler" kronolojik olarak beş kısımda ele alınmış, eserler resimleri ile kataloglanmıştır.
Günümüz çini sanatında sgraffito teknikleri ve uygulamaları
Çini sözlüklerde Osmanlıca kökenli biz sözcük olarak tarif edilip Çin İşi , Çin'e Ait anlamlarına gelmektedir. Kaynaklarda çini Sırlı Kap olarak tanımlanmaktadır. Osmanlılar kilden yapılan her türlü ürün için çini adını ortak olarak kullanmışlardır.Seramik yüzey süslemelerinden biri olan sgraffito İtalyanca kazımak anlamında gelen graffiarekelimesinden türemiş, bu dilde sgraffia ve sgraffituna şeklinde adlandırılmıştır. 17. Yüzyıl'daki Fransızca'da sgrafit ve graver, gravür? aynı anlama gelmektedir. Ancak yöntem adı olarak sgraffito kelimesi kullanılmaktadır. Almanca'da krantputz , Japonca'da kakiotashi , İspanyolca'da graffiato ve İngilizce'de sgraffito, kazıma yöntemi olarak tanımlanmış ve seramik kaynaklarına bu farklı dillerdeki karşılıklarıyla girmiştir.Sgraffito seramik ürünleri üzerine uygulanan süsleme tekniklerinde en yaygın olarak kullanılan tekniklerinde biridir. Bu teknik neredeyse seramik sanatının kendisi kadar eski bir tarihe sahiptir. Sgraffito seramiğin gelişimiyle birlikte dünyanın çeşitli ülkelerinde farklı zamanlarında kullanılmış ve gelişmiştir.Günümüzde hala devam etmekte olan bu teknikte seramik teknolojisinin gelişimiyle bünye rengini kapatan farklı renkler çıkartan astarlar yerine seramik boyaları kullanılmaktadır.Yapılan bu çalışma 4 bölümden oluşmaktadır. 1.bölümde Çini sanatının tanımı, tarihsel gelişimi, 2.bölümde sgraffito tekniğinin tanımı ve tarihçesi,3.bölümde sgraffito tekniği ve uygulama yöntemleri, çini sanatında kullanılan sgraffito teknikleri 4.bölümde ise tez konusu ile ilgili sgraffito uygulamaları yer almaktadır.Anahtar Kelimeler: Çini, Astar,Sıratlı Boya,Sgraffito,Kazıma,Gravür.
Kubadabad Sarayı çinilerinde antropomorfik motifler ve özgün yorumları
Anadolu Selçuklu Dönemi'ne ait Kubad-Abad Sarayı, 1235-1236 yılları arasında Alaaddin Keykubad tarafından Konya'ya inşa edilmiştir. Saray çinileri, sekiz köşeli yıldız ve haç şeklindeki geçme düzenlemeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Yüzey bezemelerinde insan ve hayvan figürleri, bitkisel ve geometrik motifler ve yazı kullanımının yanı sıra antropomorfik motifler de yer almaktadır. Figüratif motifler arasında ilk olarak ele alınan insan figürlü çiniler, Asya kökenli özellikler yansıtmaktadır. Farklı duruşları sergileyen bu çiniler, oturan ve ayakta insan figürleri, portreler ve diğer insan figürleri olarak dört kategoride incelenmiştir. Vahşi ve evcil hayvanlar, çeşitli kuşlar ve efsanevi yaratıklar, Kubad-Abad sarayında yerini alan bir diğer kategoridir. Bu doğrultuda saray bezemelerinde de görülen vahşi hayvanlar ve efsanevi yaratıklar birçok farklı anlam için kullanılmıştır. Çinilerde genellikle hayvan figürleri ile birlikte kullanılan bitkisel bezemeler arasında ise palmet, lotus, nar, haşhaş, rumi, hayat ağacı motifleri yer almaktadır. Sarayın çinilerinde gerek düzenlemelerde, gerekse bezeme olarak kendini gösteren geometrik motifler, rozetler ve madalyonların da anlamlarına dair teoriler bulunmaktadır. Bu bezelemelere ait örnekler genellikle, sonsuzluk ve astronomi ile ilişkilendirilmektedir. Selçuklu süsleme sanatında yer alan yazı öğesi de, saray çinilerinde ikincil bir motif olarak kullanılan bir bezeme öğesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kubad-Abad Sarayı'nı süsleyen en ilginç grubu ise antropomorfik motifler oluşturmaktadır. Yunanca biçim ve insan kelimelerinden türetilmiş antropomorfizme dair saray çinilerinde yer alan örnekler, Hüma Kuşu, Güneş motifi ve Sfenks başlıkları altında incelenmiştir. Farklı duruşlarıyla saray çinilerinde yerini alan kadın başlı, kuş gövdeli Hüma kuşu (Harpi Siren) figürünün tek başına ve çeşitli bezemelerle kullanıldığı örnekler incelenmiştir. Diğer bir antropomorfik motif olan güneş motifi ise, sahip olduğu çok çeşitli coğrafya ve kültür etkileşimleriyle ele alınmıştır. Kanatlı aslan gövdeli, insan başlı Sfenks figürü de sahip olduğu farklı inanışlarına dair araştırmalarla bu insansı motifler grubu içerisinde yer almıştır. İkonografik araştırma sonucunda, bu gizemli, insansı motifler, efsanevi pek çok hikâyenin kahramanları olmalıdır.
Fosforesans yeteneğine sahip çeşitli çini sırlarında sır bünye ilişkilerinin araştırılması
Belirli bir reçeteye göre hazırlanarak bir araya getirilen hammaddelerin şekillendirilmesi ve pişirilmesi ile üretilen bisküvilerin dekorlanıp sırlanarak yeniden ısıl işleme tabi tutulması sonucunda çini adı verilen sanatsal ürünler elde edilir. Sır altı dekoru günümüzde üretilen çinilerin büyük çoğunluğunda kullanılmakta olup bu dekoru ön plana çıkarmak amacıyla şeffaf firit ile hazırlanmış sırlar kullanılmaktadır. Fosfor ışıldamalı pigmentler birçok alanda kullanıldığı gibi son zamanlarda geleneksel çini sırlarında değerlendirilmektedir. Bu çalışmanın amacı fosforesans yeteneğine sahip çeşitli çini sırlarında sır-bünye ilişkilerinin araştırılmasıdır. Çalışmada kullanılan firitlerin yumuşama sıcaklıkları ısı mikroskobu analizi ile belirlenmiş ve analiz sonuçları dikkate alınarak dört farklı sır sistemi geliştirilmiştir. Hazırlanan sırlar bisküvi çini bünyeler üzerine uygulanarak 850 oC'de pişirilmiştir. Pişirim sonrası olumlu sonuç gösteren sır bileşimlerine % 9 oranında fosforesans pigment ilave edilerek sırlar yeniden üretilmiştir. Sır-bünye özellikleri açısından incelenen sırların yüzeyleri fotoğraflanmış ve bu numunelere ait yayınım dalga boyu aralığı ölçümleri floresans spektrofotometre ile yapılmıştır. Çalışma sonuçları incelendiğinde fosforesans pigment katkılı çini sırının bünye ile uyum gösterdiği gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Fosforesans pigment, Çini sırı, Sır-bünye etkileşimi, Firit
Zeugma (Belkıs) antik kenti mozaiklerinde kullanılan bordür motiflerinin çini sanatına uyarlanması
İnsanoğlunun ilk buğday tohumunu toprakla buluşturduğu yerdir Mezopotamya. Tarihe adını "Bereketli Hilal" olarak yazdıran bu hilalin en önemli parçası Fırat ve Dicle nehirlerini doğuran Anadolu topraklarıdır. Dünyanın kadîm bilgelik ve tekniği ile bütün medeniyetleri emziren, besleyen, ismi ile müsemma Anadolu'dur. Bu Hilal'in en önemli medeniyetlerinden biri olan Zeugma'lılar, her alanda olduğu gibi sanat alanında da çok başarılı olmuşlardır. Bu başarıyı mozaiklerindeki estetik kaygısı, kullanılan teknikler ve hikâyeler zenginleştirmiştir. Zeugma mozaiklerini diğer medeniyetlerin mozaiklerinden ayıran en önemli fark kullanılmış olan on üç renk armonisidir ki bunu başka mozaiklerde göremeyiz. Bu farkı Fırat nehrinin getirdiklerine borçludur. Zeugma'lılar kentlerini eşsiz mimari eserlerle donatırken bu eserleri ustalık isteyen mozaiklerle süslemişlerdir. Tıpkı İslam tezyinatlarında olduğu gibi Zeugmalı sanatçılar da mimari süslemede motiflerin diline hâkim tasarımlar yapmışlardır. Bu tasarımlarının neredeyse tamamının etrafını bordür (kenar suyu) adı verdiğimiz çerçeveler ile süslemişlerdir. Bu iki medeniyetin süsleme sanatında kullandığı ortak bir motif vardır, bu tez bu motifin sentezi niteliğindedir. Konumuz doğrultusunda öncelikle Gaziantep ve Zeugma mozaikleri araştırılmıştır. Bu eserlerin Anadolu Mimarisindeki önemi ve çini sanatlarındaki yeri incelenmiştir. Bu doğrultuda bu iki sanatın motifleri kullanılarak yeni tasarımlar yapıldı ve bu tasarımlar çini sanatına uygulanarak çini pano ve tabaklara uygulanmıştır. Sonuç olarak yeryüzünde hiçbir şey geçmişten bağımsız değildir. Türkler fethettikleri toprakların üzerine inşa ettikleri medeniyetleri; o coğrafyanın kültür, sanat anlayışını kendi sanat, kültür, estetik ve dini anlayışını birleştirerek kültürel bir bağ kurulmuştur. Türkler eşsiz bir bilgi birikimi ile geçmişten aldığı mirası daha da geliştirerek sanata kendine münhasır imzalarını atmışlardır. İstisnasız bu imza batı sanatlarında gıpta ile bakılan ve taklitleri yapılan eserler haline gelmiştir. Anahtar Kelime: Belkıs, Zeugma, Mozaik, Çini, Mimari, Süsleme
Kütahya çini müzesinde bulunan 14 ve 15. y.y. ait milet işi seramiklerin kataloglanması
Anadolu Beylikleri dönemi ve erken Osmanlı dönemi üretimi olan ve "Milet İşi" olarak adlandırılan seramikler hakkındaki yapım tekniği, hamur, sır ve astar gibi bilgilere yapılan kazı ve çalışmalar sayesinde ulaşabilmekteyiz. Bu çalışmanın amacı Kütahya Çizi Müzesi'nde bulunan 14. ve 15. Yüzyıl erken Osmanlı Dönemi seramiklerinin kataloglanmasıdır. Bu nedenle, müzede bulunan bu gruptaki eserler incelenmiş ve erken Osmanlı Dönemi seramiklerine ait yapılan ve yayınlanmış çalışmalar referans alınarak ilerlenmiştir. Çalışma kapsamında 27 farklı eser incelenmiş, yapım tekniği, bezeme çeşitleri hakkında bilgi verilip çizimileri yapılmıştır. Anahtar kelimeler: Milet işi, Seramik, Çini, Kütahya, Arkeoloji
Osmanlı dönemi İznik çinilerinde (Yemek kapları) görülen bitkisel kompozisyonlar ve sıraltı fırça dekorlu porselen yemek takımı uygulamaları
Türk sanatında görülen motiflerin İslamiyet öncesi Asya'da yaşamış Türk kavimlerine kadar uzandığı bilinmektedir. Motiflerin İslamiyet sonrası çeşitlilik kazanarak farklı üsluplar ile birlikte geliştiği görülmektedir. Türk sanatı bu sayede dini, mimari yapılarda ve çeşitli kullanım eşyalarında, yemek sunum kaplarında kendine has üslubunu ortaya çıkartarak bir sanat çerçevesi oluşturmuştur. Çini sanatına Osmanlı imparatorluğu döneminde büyük önem verilerek saray atölyelerinde görkemli çalışmalar yapılmıştır. Bu sayede Türk çini sanatı en muazzam dönemine 16. yüzyılda ulaşmıştır. İznik bu dönemin en önemli üretim merkezi olmuştur. Yoğun olarak görülen bitkisel motiflerin yanında, yazı süsleme, geometrik motifler, sembolik motifler de Osmanlı imparatorluğunun bu sanatı icra ettiği her dönemde özellikle yemek sunum kaplarında görülmektedir. Motifler ve üsluplar ile ilgili bilgilere tez çalışmasının birinci bölümünde detaylı olarak yer verilmiştir. Tez çalışmasının ikinci bölümünde ise çini sanatında önemli bir yere sahip olan yemek sunum kaplarının işlevselliği, boyutları ve üzerine uygulanan kompozisyonlar ele alınmıştır. Bu bölümde yemek ve servis kapları sahanlar, tabaklar, tepsiler ve kâseler olarak incelenmiştir. Yemek ve servis kapları biçim ve motif açısından ele alınarak renk, desen ve kompozisyon özellikleri anlatılmaya çalışılmıştır. Yemek sunum kaplarının süsleme elemanları tasarım ilkelerine bağlı kalınarak ortaya çıkartılmıştır. Tüm bu biçim, motif ve renk gibi yardımcı elemanlar dönemin kültürel algısı ve sanat üslubuna göre oluşturulmuştur. Tez çalışmasının son bölümünde incelenen dönem örneklerinden yola çıkılarak yeni yorumlarla uygulamalar yapılmıştır. Yapılan araştırmalarda İznik dönemi yemek sunum kaplarının bulunduğu kitaplar, müze ve koleksiyonlardaki örnekler incelenerek bu kaynaklardan faydalanılmıştır.
Seramikte serigrafi tekniği, günümüzde Kütahya çinilerinde kullanımı ve özgün uygulamalar
Serigrafi baskı tekniği, sanat ve endüstri alanında oldukça önemli bir yere sahip olan bir teknik niteliğindedir. Bu tekniğin, birçok alanda ve çok yönlü kullanılması nedeniyle, var olan diğer baskı sistemleri arasında öne çıkmıştır. Tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; Seramikte serigrafi tekniğinin tanımı, genel olarak dünya tarihçesi ve günümüz serigrafi tekniği anlatılmıştır. Serigrafi tekniğinde kullanılan malzemeler saptanarak, bu malzemeler açıklanmaya çalışılmıştır İkinci bölümde ise; Kütahya çini tarihi hakkında bilgiler verilmiştir. Serigrafi tekniğinin; Kütahya çini ve seramik sanatındaki yeri, önemi, kullanımı ve gerekliliği hakkında araştırmalar yapılmıştır. Günümüz Kütahya çini ve seramiklerinin üzerinde önemli bir potansiyele sahip olan serigrafi tekniğinin üretimini ve uygulamasını yapan atölyeler belirlenerek açıklanmaya çalışılmıştır. Üçüncü ve son bölümde; Kütahya çini desen ve motiflerinin yorumlanarak, serigrafi tekniği ile birlikte özgün uygulamalar yapılmıştır.
18-19. yüzyıllarda Kütahya çiniciliği: Üretim ilişkileri, çini ticareti ve motifler
Kütahya kentinin toplumsal mahiyetini ve tarihsel seyrini aksettiren çiniler, şehrin mevcut kaynaklarından tecelli eden folklorik bir meşgaledir. Bu meşgale çağlar boyunca sürdürülmüş ve kentin tek mühim zanaatı haline gelmiştir. Kütahya'da Germiyanoğulları dönemiyle başlayan çini sanatı, 18. yüzyıl Osmanlı'sında doruk noktasına ulaşmıştır. Bunun en mühim sebepleri, Osmanlı döneminde çiniciliği destekleyen mimari düzenin gelişmesi, kenti kapsayan Ermeni ticaret ağları ve 18. yüzyılda tüm dünyada arttığı gözlenen kahve tüketimidir. Kahve fincanlarıyla birlikte gelişen sipariş ağları, bu dönemde Kütahya çinilerine olan talebin artmasını sağlamıştır. Nitekim kazılar sonucunda 18. yüzyıla ait Kütahya çinilerinin, Asya, Avrupa, Balkanlar ve Ortadoğu/Mezopotamya bölgelerine kadar ulaştığı da tespit edilmiştir. 18. yüzyılda Kütahya çinicilerinin çoğunlukla Ermeni olması, ticari ağlar vasıtasıyla bu sanatın desteklendiğini göstermektedir. Bunun yanında çinilerde kullanılan devşirme motifler de, farklı coğrafyalarla kurulan ticari bağlantıların varlığının bir diğer kanıtıdır. Ancak tüm bu ticari faaliyetlere karşın, mekânsal verilerin ve ticaret belgelerinin azlığı, üretim zincirinde bir belirsizlik yaratmaktadır. Kütahya'nın çini sanatının ve kent dokusunun merkeze alınarak birlikte incelendiği çalışmalar oldukça kısıtlıdır. Ancak adeta bir kent imgesi haline gelen çiniciliğin, kent bağlamı dışında ele alınması, buradaki üretimin boyutlarını anlamayı zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla çalışmada bu nokta üzerinde durulacak, kent ekonomisi ve çini üretimi mercek altına alınacaktır.
İzmir yapılarında bezeme unsuru olarak çini
İzmir Yapılarında Bezeme Unsuru Olarak Çini adlı çalışmamız, Geç Osmanlı Dönemi, Birinci Ulusal Mimarlık ve Cumhuriyet Dönemlerinde inşa edilmiş yirmi altı yapıyı süsleyen çinileri kapsamaktadır. Dini yapılardaki çiniler, genellikle Geç Osmanlı Döneminin 18. yüzyılında aynı anda yerleştirilenleri yansıtmaktadır. Sivil mimaride ise Geç Osmanlı Döneminin 19. yüzyıl örnekleriyle Birinci Ulusal Mimarlık ve Cumhuriyet Dönemlerinin 20. yüzyıl Kütahya üretimleri de görülmektedir. Çini süslemeli olan İzmir yapıları, katalog bölümünde yapı türü ve kullanım amacına göre gruplandırılmıştır. Yapıların mimari özelliklerinden sonra çinilerin, tarihi dönemleri, ustası, yapıdaki yeri, form, malzeme, teknik ve kompozisyonlarına değinilmiştir. Yapılardaki konumları, alınlık, duvar, pencere, kapı, konsol, kubbe kasnağı ve minare gibi çeşitli alanlardadır. Beyaz-krem hamurlu çiniler, tek renk sırlı veya şeffaf renksiz sır altına çok renk boyamalı tekniğindedir. Kompozisyonlar, bitkisel, geometrik, mimari, nesne, sembolik motifler ile beraber yazı unsurlarıyla çeşitlilik gösterir. Bütün pano kompozisyonlarının yanı sıra, panolardaki bordür, köşelik ve levha bölümlerine göre farklı kompozisyon düzenlemeleri tasarlanmıştır. Çalışmamızda değindiğimiz çiniler, tüm özellikleri ve teknikleri ile Kütahya üretimine örnekler veren nadir eserler arasındadır.
İstanbul Sultan Ahmet Camii çinilerinin belgelenmesi ve değerlendirilmesi
Sultan Ahmet Camii plan kurgusu itibari ile, Osmanlı mimarisin Klasik Devri olarak adlandırılan döneminin bir devamı olma niteliğindedir. Sultan Ahmet Camii, 1609- 1617 yılları arasında Sultan I. Ahmet (1590-1617) tarafından inşa ettirilmiştir. Sultan I. Ahmet erken vefatı nedeniyle, temel atma törenine katıldığı caminin tamamlanmış vaziyetini görememiştir. Sultan Ahmet Camii; İstanbul'un Fatih semtinde yer alan At Meydanı'nda (Sultan Ahmet Meydanı) bulunmaktadır. Sultan Ahmet Külliyesi kapsamında yer alan caminin kuzey cephesinde tarihi hipodrom ve İbrahim Paşa Sarayı; doğu cephesinde ise Topkapı Sarayı ve Ayasofya Müzesi bulunmaktadır. Cami, tarihi yarımadaya hakim bir tepe noktasına konumlandırılmıştır. Sultan Ahmet Camii'nin çini süslemelerini esas alan çalışmamızda, çiniler kompozisyon, malzeme, motif, form ve teknik bakımdan ayrıntılı bir şekilde incelenerek okuyucuya tanıtılmaya çalışılmıştır. Sultan Ahmet Camii'nde incelediğimiz 243 çini pano, kompozisyon ve teknik özellikleri itibari ile devrin en yetkin örnekleri arasında yer almaktadır. Şeffaf sır altına işlenen altmış farklı kompozisyonun 58 tanesi sır altı tekniği ile, kalan iki çini pano tek renk sır ve renkli sır tekniği ile yapılmıştır. Çiniler, İznik atölyelerinin son yetkin örneklerini teşkil etmektedirler.
Selçuklu çini ve seramiklerindeki fantastik figürlerden günümüze çağdaş uyarlamalar
Fantastik figürler, insanların doğaya karşı verdikleri mücadelelerden, düşmanlardan veya felaketlerden korunmak için hayal güçlerinin etkileriyle oluşturdukları doğaüstü tılsımlı yaratıklardır. Bu figürler, insanların hayal güçlerinin etkilerini taşıdığı gibi aynı zamanda doğada var olan vahşi hayvanların güçlü özelliklerini de barındırmaktadır. Fantastik figürlerin fiziksel özellikleri incelendiğinde ise insan başlı ve hayvan gövdeli veya farklı vahşi hayvanların uzuvlarından bir araya gelen melez bedenleri vardır. Farklı türlerin birleşiminden oluşan hibrit veya bileşik karakterli fantastik figürler, geçmişten günümüze pek çok kültüre ait sanat eserlerinde ve ikonografik sahnelerde karşımıza çıkmaktadır. Fantastik figürlerin gelişim süreci, Selçuklu coğrafyasındaki sanat eserlerinde de sıkça görülmektedir. Özellikle 11- 13.Yüzyıl Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu Dönemi çini ve seramik eserlerde sfenks, grifon, siren (harpi) ve ejder figürlerinin tasvir edildiği bilinmektedir. Fantastik figürler taşıdıkları uğurlu anlamları bulundukları kompozisyonlar içerisine yansıtmıştır. Kompozisyonlar içerisinde fantastik figürler, eserlerde tek başına tasvir edildikleri gibi çeşitli ikonografilerde de yer alarak farklı sahnelerin oluşmasına katkıda bulunmuş ve bunun yanı sıra üç boyutlu figürinler olarak da karşımıza çıkmıştır. Tek başına fantastik yaratıkların tasvir edildiği kompozisyonlarda bu tılsımlı figürler, çoğunlukla formların merkezinde resmedilmiştir. Bunun yanı sıra fantastik figürler, ikonografik sahnelerdeki farklı kompozisyonlara da dâhil olup tılsımlı özelliklerini esere yansıtmıştır. İkonografik sahneler arasında hükümdar ve taht, avcı ve süvari, orman temalı av, müzisyen ve eğlence tasvirli kompozisyonlarda fantastik figürler boy göstermiştir. Ayrıca fantastik figürler, bazı kompozisyonlarda astroloji ve burçlar kuşağı gibi birçok temaya göndermeler yaparak çeşitli sembolik anlatımların oluşumunu sağlamıştır. Bugün dünya çapındaki önemli müzelerin ve özel koleksiyonların içerisinde yer alan eserlerde, fantastik figürlerin bulunduğu örneklere rastlanmaktadır. İncelenen çini ve seramik eserler ışığında oluşturulan katalog çalışmasında, fantastik figürlerin tasvir edildiği örnekler üzerinde birçok farklı teknikte ve formda üretim olduğu görülmektedir. Çeşitli çini ve seramik eserler üzerinde gözlemlenen fantastik figürlerin, stilizasyon, tema, kompozisyon ve sahneleme çalışmaları incelenip değerlendirmeler yapılmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda fantastik figürler, özgün bir desen tasarımına dâhil edilip eser çalışması gerçekleştirilmiştir. Çini panoya ve seramik forma uygun bir şekilde hazırlanmış fantastik figürlü desenler, sır altı tekniğinde uygulanıp fırınlanmıştır. Böylece fantastik figürler üzerine odaklanan eser metni çalışması, katalog çalışması ve özgün bir eser tasarımı süreciyle beraber tamamlanmıştır.
11-13. yüzyıl Selçuklu sanatındaki gezegen-burç tasvirlerinden çini panoya uyarlama
Antik çağlardan beri gökyüzünün gizemini çözmeye çalışan insanoğlu, gökte gördüğü cisimlere çeşitli anlamlar yüklemiştir. Özellikle geceyi ve gündüzü meydana getiren Güneş ve onun yokluğunda ortaya çıkan Ay ilahlaştırılmıştır. Dünya üzerindeki etkisini gözlemledikleri bu ilahi varlıkların yaşadıkları alem zamanla merak konusu olmuş ve gök, bilinçli olarak gözlenmeye başlanmıştır. İnançları gereği zamanı net bir şekilde hesaplaması gereken Müslümanlar, bunun için göğü bir takvim ve saat gibi kullanmışlardır. Hareket halinde olan gezegenleri ve sabit duran yıldızları dikkatle izlemiş ve gök biliminde kendilerini geliştirmişlerdir. Kendilerinden önce eski Yunanlılarca ortaya konmuş bilgi mirasına kendi bilgilerini gözlemlerini ekleyen İslam âlimleri, ilahlaştırdıkları göksel cisimler için fantastik bir evren tasarlamışlardır. Tasarlanan bu evrende gezegenlere insan vasıfları yüklenmiş ve yıldızlar çeşitli hayvan ve nesnelerle benzetilmiştir. Burçlar kuşağı da denilen hayali bir çember üzerinde sabit durduğuna inanılan on iki takım yıldızın ve yörüngeleri üzerinde hareket ederken bu yıldızlara uğrayan gezegenlerin insanoğluna mesaj verdiği düşünülmüştür. Gökten gelen bu mesajları okumak için astrolojiye ihtiyaç duyulmuştur. İslam coğrafyasında geniş topraklara yayılmış Selçuklu kültüründe astroloji, oldukça önemsenmiştir. Göğü gözleyip kehanetlerde bulunan müneccimler Selçuklu saray yaşamında ve savaşlarda danışman gibi görülmüştür. Kültürde bu kadar önemli bir yere sahip ilahi gezegenlerle, çeşitli şekillere benzetilmiş burç takımyıldızları, 11-13. yüzyıl Selçuklu sanatında da sıklıkla işlenen bir konu olmuştur. Selçuklu Devleti hâkim olduğu geniş coğrafyadaki sanatçıları tek bir otorite altında toplamıştır. Bu yetenekli sanatçılar da Selçuklu sanatı çatısı altında muhteşem eserler üretmişlerdir. Bu çalışmada Selçuklu sanatının maden, taş kabartma, minyatür, seramik, çini gibi sanat dallarında görülen gezegen-burç tasvirleri incelenmiştir. Yapılan araştırmalar sonucunda eserlerde tekrar eden motif, figür ve sahneler tespit edilmiştir. Eser metninde her gezegen ve burca ait tasvir detaylarına değinilmiş ve karakteristik özellikleri vurgulanmıştır. Özellikle maden sanatında sıklıkla görülen astrolojik tasvirler, incelenen eserlerin büyük çoğunluğunu oluşturmuştur. Asıl odak noktamız olan çini ve seramik eserler ise ayrı bir alt başlıkta ele alınmıştır. Selçuklu dönemi gezegen-burç tasvirleri üzerine yapılan incelemeden yola çıkarak çağdaş bir çini pano tasarımı yapılmıştır. Panoda kullanılan figür ve motiflerde, dönemin eserlerinde tekrarlanmış tasvir özellikleri ve kompozisyon biçimleri dikkate alınmıştır. Çıkış noktası bu karakteristik özellikler olan tasarımlar oluşturulmuş ve panoda uygulanmıştır. Çeşitli ebatlarda dairevi çinilerden meydana gelen panoda sır altı tekniği ile kazıma-kabartma teknikleri kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Selçuklu sanatı, gezegen-burç tasviri, çini.
Ankara Etnografya Müzesi'ndeki XVI. yüzyıl Osmanlı dönemi İznik çinileri
Bursa'nın İznik ilçesi çeşitli uygarlıkların öncüsü olmakla birlikte asıl ününü XV. yüzyıldan sonra Osmanlı devletinde yakalamıştır. Sanat geleneğinde köklü olması, üretim sürekliliği, kent olgusunun ihtişamı ve birçok sanatçısının olmasıyla İznik bu dönemde kültür devidir. Osmanlı çini sanatının ilk örneklerini de İznik ve Bursa'da görüyoruz. XV. yüzyıl ortalarında başlayan teknolojik gelişmeler, İznik'in İstanbul'a yakın olması, İstanbul'u hem Anadolu'ya hem de İpek Yolu'na bağlayan ticaret yolu güzergahında olmasının nakliyeyi kolaylaştırması, İznik ve çevresinin bol ağaçlı yapısı İznik'in seramik ve çini alanında kendini yetkin kılması için önemli faktörler olmuşlardır. Osmanlı Devleti'nin geniş bir coğrafyaya yayılan topraklarında mimari eserlerinde süsleme unsuru olarak çiniyi kullanması özellikle Mimar Sinan yapımı eserlerde çini tezyinat kullanılması İznik üretimine yapılan katkılardan olmuştur. İznik'te ki teknolojik gelişmelerle birlikte kırmızı hamurlu çinilerin yerini sır altı tekniğinde ince, beyaz astarlı, beyaz hamurlu, parlak, şeffaf sırlı mavi-beyaz çiniler almıştır. Ankara Etnografya Müzesinde bulunan Osmanlı çini sanatının zirvesi olarak tanımlayabileceğimiz 18 eser dönemin eser kalitesi açısından önem arz etmektedir. Müzede bulunmakta olan 18 XVI. yüzyıl Osmanlı dönemi İznik çinileri tanımları, süslemeleri, maddesi ve dönemleri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ankara Etnografya Müzesi, Osmanlı Devleti, İznik, Çin
Asit borik ilavesinin porselen karo üzerine olan etkileri
ÖZET Yüksek Lisans Tezi BORİK ASİT İLAVESİNİN PORSELEN KARO ÜZERİNE OLAN ETKİLERİ FİGEN AYDIN-EĞRİ Anadolu Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Seramik Mühendisliği Anabilim Dalı Danışman : Doç. Dr. Ferhat KARA 2003, 55 sayfa Porselen karo çamuruna, asit borik (H3BO3) ilavesi ile kurutma sonrası karonun kuru mukavemetinin artırılması amaçlanmıştır. Laboratuar şartlarında yapılan denemelerde % 0,3 asit borik ilavesi olumlu sonuç elde edilmiş olup aynı oran üzerinden işletme denemeleri yapılmış ve fiziksel özellikler incelenmiştir. İşletme denemeleri sonucunda % 0,3 asit borik ilavesinin kuru mukavemeti ~ % 30 artırdığı tespit edilmiştir. Asit borik ilavelerinin çamur reolojisine olan etkisi de incelenmiştir. Yapılan denemelerde kullanılan asit borik oranı arttıkça çamurun akış zamanı ve tiksotropisinde artış görülmüştür. Ancak kum mukavemeti artırmak için kullanılan borik asit oranı % 03 de Na-Silikat ile akışta problem yoktur. Ancak borik asit oranı artırıldığında yapılan testler göstermiştir ki Na-tripolifosfat (STPP) ile çamurun akışını ayarlamak mümkündür. Anahtar Kelimeler : Porselen karo, asit borik, kuru mukavemet
Seramik karo endüstrisinde dijital baskı teknolojisinin renk,desen,tasarımcı yönünden incelenmesi ve örnek uygulama
Bu tez altı ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde seramik, seramik karo çeşitleri, seramik karoların sahip oldukları standartlar, ayırıcı özellikler ve seramik karo endüstrisi hakkında ayrıntılı bilgi verilmiştir. İkinci bölümde seramik karo endüstrisinde kullanılan tüm desen transfer teknolojileri anlatılmıştır. Mekanik baskı teknolojileri olan Serigrafi baskı tekniğinin elek hazırlık aşamaları ve Rotatif baskı tekniğinde kullanılan elek tipleri, baskı makineleri ve bu tekniğe göre bilgisayar ortamında desen hazırlama yöntemleri ve dikkat edilmesi gereken püf noktaları anlatılmıştır. Ayrıca desen baskısının kullanıldığı matbaa ve tekstil sektörlerindeki dijital baskı teknolojileri hakkında da bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde seramik karo sektöründe kullanılan dijital baskı teknolojisi tüm ayrıntılarıyla anlatılmıştır. Dijital baskı teknolojinin seramik karo endüstrisinde kullanıma alınma sürecinden, baskı makineleri, baskı kafaları ve mürekkep üreticilerinden söz edilmiş, bu teknoloji kullanılarak üretilen seramik karo çeşitlerinden örnekler verilmiştir. Ayrıca bu baskı teknolojisi için geliştirilmiş seramik sır ve seramik mürekkeplerin özelliklerinden de bahsedilmiştir. Dördüncü bölümde tasarımcılar için önem arz eden dijital baskıda renk ve renk yönetimi konuları işlenmiş, dijital baskı teknolojisi kullanılarak üretilecek seramik karolar için desen hazırlama yöntemleri bilgisayar ekran fotoğrafları ve görseller kullanılarak anlatılmıştır. Beşinci bölümde tarama yöntemi ve dijital fotoğraf makinesi ile çekilen bir fotoğraf ile desen hazırlama yöntemi kullanılarak tasarlanan ve işletmede basılan iki projenin uygulama aşamalarından fabrika fotoğrafları kullanılarak bahsedilmiştir. Sonuç bölümünde ise seramik endüstrisinde kullanılan dijital baskı teknolojisinin üreticiye, tasarımcıya, ürüne ve alıcıya etkisi sorgulanmış, gelişimi devam eden bu teknoloji ile ileriki zamanlarda seramik karo endüstrisinde nelerin yapılabileceğinin hayali kurulmuştur. Anahtar Sözcükler: Seramik, Karo, Baskı Teknikleri, Dijital, Desen, Renk
Kubad Abad Sarayı çinilerindeki hayvan betimlemelerinin seramik yüzeylerde yorumlamaları
İnsanoğlu sosyal bir varlık olarak ilk çağdan bu güne kadar yaşamını toplu olarak sürdürmüştür. Barınma konusunda mağaradan çadıra, toprak barınaklardan saraylara geçişlerdeki zaman yolculuğunda göç hareketleri ile her topraktan farklı kültürler edinerek yürümüştür. Yerleşik hayatla beraber çadır kültürü sonlanıp yerini kalıcı eserlere bırakmıştır.Orta Asya bozkırlarından çeşitli sebeplerle göç etmek zorunda kalan Türk boyları da her insan topluluğu gibi devlet edinme politikası güderek sahip oldukları topraklarda büyüyüp güçlenerek hanlar, hamamlar, kervansaraylar, ibadethaneler, saraylar gibi eserler vermişlerdir.1071 yılında sultan Alparslan'ın komutasında kazanılan Malazgirt Savaşıyla kapılarını Türklere açan Anadolu toprakları, halen Selçuklulardan kalan birçok kültür mirasıyla Türk tarihini belgelemektedir. Alaaddin Keykubad döneminde en parlak zamanlarını yaşayan Anadolu Selçukluları tarihsel süreç içerisinde edindikleri farklı kültür birikimlerini bir araya getirerek Türk kültürünü ve buna bağlı olarak Türk sanatını zirveye taşımışlardır. Mimari alanda eşsiz eserlerin ortaya çıktığı bu dönemde özellikle saray ve köşkler taş, tuğla, ahşap ve çini süslemelerle kendini göstermektedir. Farklı kültür birikimleri neticesinde oluşan Anadolu Selçuklu sanatı İslam dinini bünyesinde ortak bir öğe olarak taşımaktadır. Anadolu Selçuklu sanatının Büyük Selçuklu sanatından biçim ve form olarak farklı öğeler taşımasının nedeni ise Bizans kültürünün etkileridir.Selçuklu saray ve köşklerinde kullanılan mimari çiniler Selçukluların çini sanatına verdikleri önemi ve bu alandaki gelişimlerini göstermektedir. Konya II. Kılıçarslan Köşkü, Keykubadiye Sarayı, Alanya Sarayı, Aspendos Köşkü ve Kubad Abad Sarayı bu çinilerle bezenmiş saraylardan sadece birkaçıdır.Kubad Abad Sarayı Aladdin Keykubad'ın Antalya- Alanya seferi sırasında (1235-1236) inşaa ettirdiği bir saraydır. Külliye halinde düzenlenen sarayın mimarı ünlü vezir Sadettin Köpek olarak bilinmektedir. İrili ufaklı on altı yapıdan oluşan saray Büyük Saray, Küçük Saray ve Kız Kalesi olarak üç bölümde incelenmektedir. 1949 yılında Konya müze müdürü M. Zeki Oral tarafından bulunan saray külliyesi 1965-1966 yıllarında Prof. Dr. Otto Dorn tarafından yürütülen kazı ve araştırmalarla gün ışığına çıkarılmıştır. Yıkıntı ve temel kalıntıları halinde bulunan Kubad Abad Sarayı 1980 yılından itibaren Prof. Dr. Rüçhan Arık tarafından yapılan ve halen devam eden kazılarla toprak altından çıkarılarak Türk Sanatındaki yerini almaktadır. Kazılarda çini sanatının Selçuklular tarafından benimsendiği ve ustalıkla üretilerek saray duvarlarına döşendiği tesbit edilmiştir. Sekiz köşeli yıldız ve haç biçimli çini levhaların geçmeler halinde bir araya getirilmesiyle oluşturulan düzenlemeler sıraltı ve lüster tekniğinde çalışılmıştır. Süsleme olarak bitkisel, figüratif, geometrik ve yazı unsurlarını bünyesinde barındıran bu çiniler Turkuaz, mangan, kobalt mavisi, siyah gibi renklerle boyanmıştır.Hayvan figürlerinin yoğunlukla kullanıldığı çinilerde Orta Asya tasvir sanatının izleri görülmektedir. At, eşek, köpek, kurt, aslan, tavus kuşu, kartal gibi farklı türden hayvanlar ile birçok av hayvanı bazen yalnız başına bazen de mücadele halinde iken resimlenmiştir. Hayvan figürlerinin yanı sıra, bitkisel öğeler, geometrik biçimler, insan figürleri ve yazı karakterleride çinilerde süsleme unsuru olarak bir arada kullanılmıştır. Kullanıldığı dönemde av partilerinin verildiği ve eğlencelerin düzenlendiği sarayların duvarlarını bezeyen çinilerdeki hayvan figürlerinin hareket ve üslup özellikleri o dönem sanatçılarının gözlem gücünün ve üstün yorumlamalarının göstergesidir.Kubad Abad Sarayının çinilerinde süsleme unsuru olarak yer alan ve Asya kültürünün etkilendiği Şaman inancına göre tılsımlı olduklarına inanılarak birbirinden farklı anlamlar yüklenen ayrı türlerdeki hayvan figürlerinde dikkat çeken stilizasyonlar, hareketlerdeki dinamiklik, estetik, soyut düşünceler ve tasarım gücü uygulamalar bölümüne esin kaynağı olmuştur. Anadolu Selçuklularının kültürler arası yolculuklarında edindikleri sanat dallarından biri olan çini sanatının figüratif ve teknik özelliklerinin günümüz seramik sanatında farklı biçim ve tekniklerle yorumlanarak sanat severlere sunulması suretiyle Anadolu Selçuklu çinilerindeki hayvan betimlemelerinin detaylı incelenişi ve kuşaklara aktarılışı bu çalışmanın temel hedefi olmuştur.Anahtar Kelimeler: Seramik, Pano, Çini, Saray, Kubad Abad, Figür, Hayvan
18. yüzyıl sonu 19. yüzyıl başında yapılmış olan İstanbul gravürlerinin sır altı tekniğinde seramik ve çini bünye üzerine uygulanması
Anadolu, tarihi ve kültürel birikimiyle insanlığın ortak kültürel mirasına ev sahipliği yapmış ve çeşitli uygarlıklara ait kültürel mirasın günümüze kadar gelmesine vesile olmuştur. Bu mirasa sahip çıkmak ve kültürel birikimi hem Türkiye'deki gelecek nesillere aktarmak, hatırlatmak hem de dünyanın diğer ülkelerine tanıtmak önem arz etmektedir. 18 ve 19 ncu. Yüzyıllarda yapılan gravürlerin yeni uygulamalar ve tekniklerle geliştirmek kültürel mirasın devamlılığı ile korunmasını sağlamak ve disiplinler arası sanatsal çalışmalarla daha yaygın bir işlev alanı bulmak bu çalışmanın amaçları içerisinde yer almaktadır. Seramik yüzeyleri dekorlamak, seramik üretiminin başladığı Neolitik Çağ'dan itibaren günümüze kadar çeşitlilik bakımından zengin seçenekler sunmaktadır. 18. yüzyıl ve 19. yüzyılda yapılmış olan gravür sanatına bakıldığında çoğunlukla İstanbul resimlerinin kâğıt, deri ve kumaş gibi farklı yüzeyler üzerine aktarıldığı görülecektir. Yapılmış olan Gravür baskı tekniği günümüzde çini ve seramik bünye üzerine genellikle sır altı tekniği ile yapılsa da sanatçının tercihine göre sır üstü tekniği olarak da uygulanmaktadır. Çinicilik sektöründe gravür uygulamalarının form olarak genellikle düz karo, vazo ve tabak gibi bisküvi yüzeylerine uygulandığı görülmektedir. Sıraltı tekniğinde yapılan gravür pano uygulamalarının Türkiye'de bir çok ilde metro, hava alanı, turistik oteller, kamusal alanlarda duvar panosu olarak yer aldığı da görülmüştür. Anahtar Kelimeler: 18. yy ve19.yy Gravürleri, İstanbul Gravürleri, Çini-Seramik Gravür
Müzelerde bilgilendirme grafiği tasarımı ve Kütahya Çini Müzesi uygulama önerisi
Görsel iletişim araçlarından biri olan "bilgilendirme tasarımı" grafik dilin ve görsel iletişimin betimleme işlevinin kullanıldığı temel bir alandır. Birçok konuda olduğu kadar toplumsal mekânlarda da hayatı kolaylaştırmak, zamanı verimli kullandırmak ve kargaşayı önlemek bilgilendirme tasarımı tasarımının birincil görevleri arasındadır. Bilgilendirme tasarımları işlenmemiş bilginin, daha iyi ve ne şekilde insana aktarılabileceği problemine eğilir ve bu sayede insanların çevresini daha etkin algılayabilmesi için de gereklidir. Örneğin metro/otobüs güzergâh şemaları, form/doküman tasarımları, haritalar, eğitim dokümanları bilgilendirme tasarımlarının faaliyet alanına girmektedir. "Müzelerde Bilgilendirme Grafiği Tasarımı ve Kütahya Çini Müzesi Uygulama Önerisi" adlı tez çalışması sayesinde ziyaretçilere, Kütahya şehrinin en ayırt edici özelliği olan çini sanatını tanıma ve çini kültürünü yakından keşfetme imkânının sunulabilmesi amaçlanmaktadır. Bilgilendirme tasarımı, müze ziyaretçilerinin ve ilgililerin Çini Müzesi'ne olan ilgilerinin arttırılmasının yanı sıra müze koleksiyonlarının da gelecek nesillere aktarılmasına büyük katkı sağlayacaktır. Bilgi grafikleri ile ilgili sağlıklı örneklerin çoğalmasının, bu çalışmada da ileri sürüldüğü gibi, kültürel varlıkların akılda kalıcılığına ve korunmalarına büyük bir katkı sunması beklenmektedir. Araştırmanın birinci bölümünde, iletişimin tanımı, tarihi konumu ve görsel iletişimin günümüze kadar geçirdiği değişimlere değinilmiştir. İkinci bölümde, bilgilendirme tasarımı başlığı altında ilgili konular detaylı bir şekilde incelenmiş, bilgilendirme tasarımı diğer tasarım dallarına göre konumlandırılarak ortak ve farklılık arz eden noktalarına değinilmiştir. Araştırmanın üçüncü bölümünde ise müze terimi ve müzecilik ile ilgili literatür taraması yapılmış ve müze ve müzecilik kavramları ele alınmıştır. Görsel iletişim tasarım yöntemleri içerisinde ayrı bir disiplin olan bilgilendirme tasarımı tasarımı alanında hazırlanan bu tez çalışmasının alanla ilgili uygulama çalışmaları yapan tasarımcılar ve araştırmacılar için kaynak niteliğini taşıyan bir çalışma olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Görsel İletişim, Bilgilendirme Tasarımı, Müzeler, Çini Müzesi, Grafik Tasarım
Geleneksel çini motiflerinin seramik yüzeylere uygulanması
Bu araştırma; Anadolu ve Osmanlı Dönemi seramik çini sanatı motiflerinde önemli bir yere sahip olan karanfil motifinin, seramik nihale yüzeyinde uygulamalarını ve plastik açıdan analizlerini içermektedir. Seramik süsleme sanatı içerisinde önemli bir yere sahip olan çiniler, günlük kullanım eşyalarında, zengin motifleriyle sıkça karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde çinilerin özgün tasarımlarla farklı alan ve formlarda uygulama arayışları sürmekte, geleneksel çini motiflerinden ilham alınmaya devam edilmektedir. Tarama modeli ile desteklenen bu araştırmada, Anadolu ve Osmanlı Dönemi çini seramikleri incelenmiş, edinilen bilgiler doğrultusunda on bir adet nihale üzerine geleneksel motiflerden yola çıkılarak, çağdaş bir anlayışla karanfil motifi kompozisyonları uygulanmış ve çalışma bu motiflerin plastik analizleri ile sınırlandırılmıştır. Bu araştırma, geleneksel çini motifi olan karanfil deseninin farklı bir formda uygulanabilirliğini ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Seramik, çini, çini tasarım, geleneksel çini sanatı.