Antibacterial activity
61 theses under this subject heading
Investigation of antibacterial properties of doped ZnO thin films prepared by silar technique
Metal oxides show semiconductor properties with their structures consisting of two or more elements. It is especially preferred due to its electrical conductivity, optical properties, chemical stability, biological non-toxicity and low cost. ZnO is one of the most preferred metal oxides in technological applications today. In this thesis study, undoped ZnO thin films and ZnO thin films with different additives were grown on ITO substrate by using the SILAR method. Thin films have been grown by the SILAR method in 40 cycles and then samples have been annealed at 300 ℃. Structural, surface morphological, antibacterial and bacterial adhesion and survival properties of undoped, Ni-doped and Al-doped ZnO/ITO thin films were investigated. SEM/EDS method was used for surface morphology, agar diffusion test was used for bacterial analysis, and also organism count method was used for bacterial adhesion and survival. Surface morphologies of undoped, Ni-doped and Al-doped thin films showed differences in SEM analysis. Moreover, it has been determined that spherical, clustered and layer-shaped structures are formed. The antibacterial activities of the agar diffusion test were examined and it was seen that it did not show antibacterial activity to the produced samples. In bacterial adhesion and survival organism count, the highest adhesion rate was observed in the Ni-doped thin film.
Ulva lactuca ekstraktının lipozomal formülasyonunun antioksidan ve antibakteriyal özelliklerinin araştırılması
Deniz marulu olarak da bilenen Ulva lactuca (Ulvophyceae; Ulvaceae), kayalık ve sığ sularda gelişen, dünya üzerinde geniş yayılım gösteren bir yeşil makroalg türüdür. U. lactuca, alkaloid, flavonoid, tanen, steroid, saponin ve antrakinon gibi biyoaktif bileşikler içermekte ve antioksidan ve antimikrobiyal etkiler başta olmak üzere sağlık üzerinde birçok olumlu etkilere sahip olduğu bilinmektedir. Diğer yandan lipozomlar biyouyumlu, toksik etkisi olmayan ve biyobozunur özelliklere sahiptir ve farmasötik, gıda, kimya ve kozmetik alanlarında kullanılmaktadır. Uygulama alanına göre farklı kompozisyona ve fiziksel özelliklere sahip olmakla birlikte bir çok farklı hazırlama metodu vardır. Lipozomlar amfipatik yapıya sahip olmalarından dolayı hem hidrofobik hem de hidrofilik bileşikleri enkapsüle edebilir. Belirli bir salınım profiline bağlı olarak kontrollü salınım yapılabilir. Hedefe özgü ligandlarla modifiye edilebilme özelliklerine sahip olan lipozomlar hedef bölgeyle entegrasyonun artmasını sağlamaktadır. Ayrıca terapötik maddeyi vücut içerisinde metabolize olmaktan korumakta ve böylelikle terapötik maddelerin etkinliğinin artmasına sebep olmaktadır. Bu tez çalışmasında U. lactuca türünün Marmara (Bursa) ve Ege (İzmir) denizlerinden toplanan alg materyallerinin Bursa Teknik Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nde ekstraksiyonları yapıldı. Ekstraksiyon işlemi Etanol/Su (80/20 V/V) çözücüsüyle 40 °C sıcaklıkta ve oda sıcaklığında iki ayrı metot ile gerçekleştirildi. Elde edilen ekstre ve ekstre yüklü lipozomal formülasyonların antioksidan ve antibakteriyel özellikleri araştırıldı. Ekstre ve ekstre yüklü lipozomal formülasyonların antioksidan kapasitesinin anlaşılabilmesi için, total fenolik içerikleri (TPC) Folin Ciocioultiou yöntemi ile ve antioksidan aktivitesi DPPH radikal süpürme aktivitesi tayini ile araştırıldı. Folin Ciocioultiou metodu ile total fenolik içerik tayini sonuçlarına göre 100 µg/mL konsantrasyonda; Marmara ekstresinin TPC'si 5,306 mg GAE/g olarak hesaplanırken, Ege ekstresinin TPC'si ise 7,5 mg GAE/g olarak bulunmuştur. Marmara ve Ege ekstrelerinin EC50 değerleri sırasıyla 429,21 µg/mL ve 834,29 µg/mL olarak hesaplanırken bu değerler standart antioksidan askorbik asite kıyasla yaklaşık 30 ila 60 kat daha yüksektir. U. lactuca ekstresinin antibakteriyel etkisi için öncelikle disk difüzyon testi yapıldı. Ardından Minimum İnhibisyon Konsantrasyonu (MİK) ve Minimum Bakterisidal Konsantrasyonu (MBK) testleri ile antibakteriyel aktiviteleri değerlendirildi. Disk difüzyon testinde her bir ekstre ve ekstre yüklü lipozom için 8 mm inhibisyon çapı belirlenirken, MİK testinde U. lactuca Marmara ve Ege ekstrelerinin lipozomal formülasyonları E.coli ATCC 25922'ye karşı MİK değeri 1250 µg/mL olarak belirlendi. Her iki örneğin de S. aureus ATCC 25923'e karşı daha etkisiz olduğu bulundu ve MİK değerleri 2500 µg/mL idi. MİK testinde, ekstre yüklü lipozomların antibakteriyel etkisinin ekstrelere kıyasla daha yüksek olduğu bulundu. MBK değerlerine ise, MİK değerlerinden daha yüksek konsantrasyonlarda ulaşılabileceği sonucuna varıldı.
Codium sp. ekstraktinin lipozomal formülasyonlarinin antioksidan ve antibakteriyel özelliklerinin araştırılması
Son yıllarda makroalgler, birçok kronik hastalığın riskini azaltabilen ve hatta yaşam süresini uzatmaya yardımcı olabilen çeşitli sağlığı teşvik edici özelliklerinden dolayı giderek daha fazla ilgi kazanmıştır. Codium (Bryopsidales), Codiaceae familyasına ait bir denizel yeşil makroalg cinsidir. Codium cinsinde bulunan biyoaktif bileşikler ve polisakkaritler, immün sistemi uyarıcı, antiinflamatuar, antikoagülan, antioksidan, anti-obezite, antiviral ve antikanser dahil olmak üzere farklı farmakolojik etkilere sahiptir. Lipozomlar, kolesterolden ve doğal, toksik olmayan fosfolipitlerden oluşturulabilen, küresel şekilli küçük yapay veziküllerdir. Biyouyumluluğun yanı sıra, boyutlar, hidrofobik ve hidrofilik karakterleri nedeniyle ilaç salınımı için tercih edilen sistemlerdir. Lipozomların biyobozunur ve biyouyumlu olma özelliğinin yanı sıra kapsüllenen maddeyi istenilen zamanda toksik etkiyi minimize ederken salabilmesi, tercih edilmelerinin en önemli sebeplerindendir. Bu tez çalışmasında Codium cinsinin Marmara ve Ege denizlerinden toplanan örneklerinin hem ekstrakt hem ekstrakt lipozom formülasyonlarının, antibakteriyel ve antioksidan özellikleri araştırılmıştır. İki farklı yöntem ile ekstrakte edilen Codium sp. Marmara ve Ege örnekleri, 40°C sıcaklıkta ve oda sıcaklığında etanol ile inkübe edilmiştir. Codium sp. örneklerinin antibakteriyel etkisinin belirlenmesinde disk difüzyon yöntemi ile minimum inhibitör konsantrasyon (MİK) yöntemi kullanılmıştır. MİK testinin ardından, minimum bakterisidal konsantrasyon (MBK) ölçümü yapılmıştır. Disk difüzyon testi sonuçlarına göre Codium sp. her iki örnekte de 8 mm çapta antibakteriyel özellik göstermektedir. Codium sp. örneklerinin her ikisine de DPPH radikal süpürme aktivitesi tayini, total fenolik içerik tayini (TPC) ve enkapsülasyon verimliliği testi yapılmıştır. Ekstraktlardan hazırlanan 100-200-400-800 g/mL konsantrasyonlarındaki solüsyonlar TPC miktarının belirlenmesini sağlamıştır. Sonuçlara göre, iki ekstraktında her konsantrasyondaki TPC sonuçları kıyaslanmış, Ege'ye ait örnekteki TPC miktarı Marmara örneğine kıyasla daha yüksek bulunmuştur. Codium sp. Marmara ve Ege ekstraktlarının enkapsülasyon verimliliği sırasıyla %67,56 ve %76,92 olarak hesaplanmıştır. DPPH analizinde öncelikle renk değişimi beklendiği için, Codium sp. Marmara ve Ege örneklerinde renk değişimi incelenmiştir. Marmara ve Ege ekstraktlarının EC50 değerleri sırasıyla 429,21μg/mL ve 834,29 μg/mL olarak hesaplanmıştır. Bu tez çalışmasının sonuçlarına göre; lipozom ile formüle edilecek az miktarda ekstrakt antimikrobiyel etki için yeterli olmaktadır. Ayrıca, lipozom formülasyonu ve ekstrakt kıyaslandığında, formülasyonun ekstraktın antioksidan aktivitesinde herhangi bir kayba sebebiyet vermediği görülmüştür.
Komagataeibacter rhaeticus kullanılarak nanoparçacık katkılı bakteriyel selüloz üretimi ve karakterizasyonu
Bakteriyel selüloz (BS), biyoteknoloji alanında, özellikle sağlık ve doku mühendisliği gibi pek çok farklı uygulamada, saflığı, yüksek kristallik derecesi, su tutma kapasitesi, gerilme direnci ve geniş ölçekte uyum sağlama yeteneğine sahip olması nedeniyle kullanılmaktadır. Aynı zamanda, eklenen katkı malzemeleri ile antibakteriyel aktivite gibi önemli özellikler kazandırılabilmektedir. Bu çalışmada, Komagataeibacter rhaeticus K23 kullanılarak biyo-selüloz üretimi için optimum sıcaklık, pH, inokulum konsantrasyonu ve inkübasyon süresi değerleri Taguchi yöntemi ile belirlenmiştir. Deneyler sonucunda, maksimum BS üretimi için optimum parametreler, 32 °C, pH 5,5, 8 log KOB·mL−1 inokulum konsantrasyonu ve 14 gün inkübasyon süresi olarak tespit edilmiştir. Bu parametrelerden, BS verimini en çok etkileyen faktör inokulum konsantrasyonu olarak belirlenmiştir. Bu nedenle, daha farklı inokulum konsantrasyonları (8,5, 9, 9,5, 10 ve 10,5 log KOB·mL−1) denenmiş ve 8 log KOB·mL−1 inokulum değeri diğer konsantrasyonlardan anlamlı ölçüde daha yüksek (p < 0,002) BS verimi sağlamıştır. Ayrıca, 14 gün inkübasyon süresi, 7, 9, 11,13, 15, 16, 17, 21 ve 28 gün olmak üzere diğer inkübasyon sürelerinden anlamlı ölçüde daha yüksek (p < 0,001) BS verimi ile sonuçlanmıştır. Bunların yanı sıra, Komagataeibacter rhaeticus tarafından optimize edilen parametreler ile üretilen BS'ye, sentezlenen çinko oksit (ZnO) nanoparçacıkları katılarak antimikrobiyal özellik kazanıp kazanmayacağı ve kristallik derecesi, su tutma kapasitesi, termal ve mekanik davranışı gibi özellikleri üzerine etkileri araştırılmıştır. BS-ZnO nanokompozit malzemeler, BS membranlarının %1 çinko oksit çözeltisine daldırılması ile elde edilmiştir. Daha sonra, ZnO çözeltisine daldırılmış membranlar 24 saat boyunca 37 °C'de kurutulmuştur. Nanokompozit malzemenin antibakteriyel özelliği, Gram-pozitif ve Gram-negatif bakteriyel suşlara (Escherichia coli ATCC 25922, Staphylococcus aureus ATCC 29213 ve Bacillus subtilis RSKK 388) karşı test edilmiş ve antibakteriyel aktivite göstermiştir. Aynı zamanda, üretilen BS-ZnO nanokompozitler XRD, SEM, FTIR, DSC, TGA, su tutma kapasitesi ve mekanik özellikler bakımından karakterize edilmiştir. XRD sonuçları, ZnO-NP'lerin hegzagonal wurtzite yapısına sahip olduğunu, SEM sonuçları ise ZnO-NP'lerin homojen dağılımını göstermiştir. ZnO-NP'lerin eklenmesi, BS membranının termal stabilitesini ve mekanik dayanıklılığını önemli ölçüde artırmıştır (p < 0,05) ve antibakteriyel aktivite kazanmasını sağlamıştır. Bununla beraber, Young modülü BS-ZnO nanokompozit için önemli ölçüde azalmış (p = 0.000) ve BS-ZnO nanokompozitinin su tutma kapasitesi, BS ile benzer bulunmuştur (p > 0,05). Bu çalışma, fonksiyonel ve daha stabil biyomalzemeler olarak BS-ZnO nanokompozitlerinin sentezlenmesine yönelik önemli ve yenilikçi bir yaklaşım sunmaktadır.
Klinik ve gıda kaynaklı enterokoklar tarafından üretilen bakteriyosinin bazı patojen bakteriler üzerine antimikrobiyel aktivitelerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada, hem gıda kökenli hem de klinik kaynaklı enterokok suşlarından (E. faecium ve E. faecalis) kısmi saflaştırma ile bakteriyosinler elde edilmiş ve bu bakteriyosinlerin bazı patojen mikroorganizmalara (Escherichia coli, Staphylococcus aureus, Bacillus cereus ve Salmonella Enteritidis) karşı antimikrobiyel aktiviteleri karşılaştırılmıştır. 20 adet enterokok suşundan elde edilen bakteriyosinlerin, 13'ü S. Enteritidis'e karşı (L13, P18, JS1, A1, E5, NS1, 226, 227, 228, V105, V188, V150, V198) ; 8'i B. cereus'a karşı (L13, JS1, A1, E5, LS1, 226, 227, V198); 4'ü E. coli'ye karşı (L13, P18, 227, V98), ve 1'i de S. aureus'a karşı (L13) antimikrobiyel etki göstermiştir. Gıda kaynaklı enterokok suşu olan L13 (E.faceium) çalışmamızda kullanılan tüm patojen mikroorganizmalar üzerine antimikrobiyel etki göstermiştir. Şimdiye kadar yapılan çalışmalarda daha çok gıda kaynaklı enterokok suşlarının doğal koruyucu olarak kullanım potansiyelleri üzerinde durulmuştur. Diğer yandan, klinik kaynaklı enterokokların da yüksek antimikrobiyel aktiviteye sahip bakteriyosin üretmeleri, bunların da doğal koruyucu olarak kullanılma potansiyellerinin araştırılması gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Bor katkılı NiMnSb şekil hafızalı alaşımların antibakteriyel özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışmada, Ni50Mn35.8-xSb11B3.2+x (x=0.0, 0.2, 0.4, 0.6 ve 0.8 % at.) kimyasal kompozisyona sahip şekil hatırlamalı alaşımlar ark ergitme yöntemi ile üretildi ve Ni50Mn35.8Sb11B3.2, Ni50Mn35.6Sb11B3.4, Ni50Mn35.4Sb11B3.6, Ni50Mn35.2Sb11B3.8, Ni50Mn35.0Sb11B4.0 alaşımlarına sırasıyla C0, C1, C2, C3 ve C4 kodları verildi. Bu şekil hatırlamalı alaşımların bazı fiziksel özellikleri ve antibakteriyal özellikleri araştırıldı. Taramalı elektron mikroskobu (SEM-EDX) ölçümlerinde hazırlanan alaşımların homojen bir kimyasal dağılım gösterdiği belirlendi. Oda sıcaklığında X-ışınları alınan alaşımların martensit fazı temsil eden 10M ve 4M mikro yapıya sahip olduğu belirlendi. Alaşımların faz dönüşüm sıcaklıkları, termodinamik parametreleri belirlemek için diferansiyel taramalı kalorimetre (DSC) kullanıldı. Alaşımın Mn oranının azalması ve bor oranının artması ile e/a oranın azaldığı buna bağlı olarak da faz dönüşüm sıcaklıklarının önemli ölçüde azaldığı belirlendi. Ayrıca değişen kimyasal yapıya bağlı olarak faz dönüşümü için gerekli olan entalpi değerlerinde azalma olduğu belirlendi. Escherichia coli ve Staphylococcus aureus bakterileri ile yapılan çalışmada bu alaşımların bu bakterilere karşı duyarlı olduğu ve mikroorganizmaların gelişimini engelledikleri görüldü.
Kastamonu yöresinde etnobotanik açıdan yenilebilen bazı bitki taksonlarının gıda patojeni olan mikroorganizmalar üzerine antimikrobiyal etkileri
Bu çalışmada Kastamonu yöresinde yüksek potansiyeli olan gıda ve tıbbi amaçla kullanılan;Crocus ancyrensis, Smilax excelsa, Salvia verticillata subsp. amasiaca, Salvia forskahlei, Origanum vulgare Tusilago farfara türlerinin ekstraktlarının;Pichia membranifaciens, Candida albicans, Escherichia durans, Salmonella kentucky, Salmonella Thyphimurium, Staphylococcus aureus, Listeria monocytogenes ve Klebsiella pneumoniae gibi farklı bakteri ve maya suşları üzerindeki farklı çözücü ve konsantrasyonlardaki antimikrobiyal etkileri araştırılmıştır.
Doğu ballıbabası (Wiedemannia orientalis) bitkisinin su ekstraktlarının in vitro sitotoksik potansiyelinin incelenmesi
Günümüzde bitkilerin biyolojik aktiviteleri üzerine yapılan çalışmalar giderek hız kazanmaktadır. Literatürde Lamiaceae familyasında bulunan Wiedemannia orientalis (Doğu ballıbabası) Fisch. & Mey. türünün biyolojik aktivitelerini irdeleyen detaylı bir çalışma bulunmamaktadır. Bu tez çalışmasında Doğu ballıbabası'nın kök, gövde, yaprak ve çiçek kısımlarından hazırlanan su ekstraktlarının meme kanseri hücre hatlarına karşı sitotoksik, insan patojenlerini temsil eden bakterilere karşı antibakteriyel ve bir takım biyoindikatör suşlara karşı quorum sensing inhibitör etkinliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda ekstraktların MCF-7 ve MDA-MB-231 meme kanseri hücre hatları üzerine sitotoksik etkileri MTT yöntemi ile araştırılmıştır. Antibakteriyel aktivite testleri on Gram-negatif ve üç Gram-pozitif bakteri suşuna karşı sıvı mikrodilüsyon yöntemi ile incelenmiştir. Ekstraktların anti-QS aktiviteleri ise Chromobacterium violaceum ATCC 12472 suşuna karşı yumuşak agar yöntemi kullanılarak viyolasin pigment inhibisyonu üzerine ve Pseudomonas aeruginosa PAO1 suşuna karşı kristal viyole yöntemi kullanılarak biyofilm oluşumunun inhibisyonu üzerine araştırılmıştır. Ekstraktların MDA-MB-231 hücre hattına karşı önemli seviyede sitotoksik aktivite sergilemediği ancak MCF-7 hücre hattına karşı değişen oranlarda sitotoksik aktiviteye sahip olduğu tespit edilmiştir. Özellikle kök ekstraktının en etkili sitotoksik aktiviteye sahip ekstrakt olduğu gözlenmiştir (IC50=589,3 µg/mL). Buna karşın tüm ekstraktların çalışılan konsantrasyonlarda antibakteriyel aktivite sergilemediği (MİK>500 µg/mL) ve viyolasin pigment üretimini inhibe etmedikleri saptanmıştır. Tüm ekstraktların değişen oranlarda biyofilm oluşumunu inhibe ettikleri özellikle de çiçek ekstraktının biyofilm oluşumunu (%44,5 oranında) en fazla inhibe eden ekstrakt olduğu gözlenmiştir. Bu tez çalışmasından elde edilen bulgular Doğu ballıbabası türünün özellikle kök ve çiçek ekstraktlarının sırasıyla antikanser ve anti-biyofilm ajanlarının geliştirilmesine katkıda bulunacağını göstermektedir.
Farklı kaynaklardan izole edilen aktinomisetlerden ekstraselüler pigment karakterizasyonu ve bazı biyofonksiyonel özelliklerin incelenmesi
Bu çalışmada, Türkiye'nin farklı bölgelerinden (Burdur, Denizli, Kütahya, Balıkesir) alınan 49 toprak ve 4 çamur örneğinden izole edilen 130 aktinomiset ile daha önceki projelerden elde edilen 45 aktinomiset olmak üzere toplam 175 izolat, ekstraselüler pigment üretimi açısından değerlendirilmiştir. Pigment üretimi gösteren 71 izolat arasından seçilen Streptomyces griseorubens K3, Streptomyces variabilis B23 ve Streptomyces variabilis B25 suşlarının kültürel ve morfolojik özellikleri incelendikten sonra tür tanımı yapılmıştır. Bu suşların kültür ortamından durağan faz sonunda elde edilen pigment ekstraktları detaylı yapısal analizlere tabi tutulmuştur. Melanin pigmentlerinin yapısal karakterizasyonu için UV-Vis, FT-IR, ¹H NMR, SEM-EDS ve LC-MS Q-TOF analizleri gerçekleştirilmiştir. Tüm suşlardan elde edilen ekstraktların ömelanin, feomelanin ve nöromelanin bileşenlerini içerdiği belirlenmiştir. Streptomyces variabilis B23 suşuna ait ekstrakte melanin, test edilen tüm Gram-negatif ve Gram-pozitif bakterilere karşı anti-bakteriyel etki göstermiştir. Streptomyces variabilis B25 suşundan elde edilen ekstrakte melanin ise, SW-620 kolon kanseri ve CCD18Co normal kolon hücre hatları üzerinde test edilmiş ve IC50 değerleri 1000 µg/mL'den büyük olarak bulunmuştur. Çalışma, S. griseorubens ve S. variabilis türleri tarafından ekstrakte edilen ilk melaninler olmasının yanı sıra Streptomyces melaninlerinin yapısal çeşitliliğini, anti-bakteriyel ve anti-kanser özellikleri ile bir arada ortaya koyması açısından literatürde öncü olma niteliğini taşımaktadır. Elde edilen veriler, doğal kaynaklı melanin pigmentlerinin biyoteknolojik potansiyelleri ile ilgili önemli ipuçları sunmaktadır.
Bitkisel ürünlerde mikrobiyolojik analiz
Tamamlayıcı tedavi amacıyla kullanılan A,B,C firmalarına ait 63 adet bitkisel ürünün (Artichoke, ß-1,3-D-glucan, Black cohosh, Chitosan, Devil's claw, Echinacea, Feverfew, Cranberry, Garlic, Ginkgo biloba, Ginseng, Glucosamin sulphate, Grape seed, Hawthorn Berry, Horse chestnut, Milk thistle, Pomegranate hull, Saw palmetto, Soy isoflavones, Spirulina, St.John's Worth, Tribulus, Valerian, Flexamine, Pomegranate complex, Echinacea, Cinnamon, Ginseng, Cat's claw, Rutin, Bilberry-Ginkgo, Chlorella, Green tea, Dong quai, Advanced acidophilus, Black cohosh, Advanced antioxidant, Astragalus, Chromium picolinate, St.John's Worth, All in one, ß-1,3 glucan, Milk Thistle, Quercetin complex, Bilberry, Green tea complex, Milk thistle plus, Grape seed, Pomegranate, Valerian root, Psyllium seed husk, Senna, St.John's Worth, Odorless triple garlic, Saw Palmetto, Gotu kola, Milk thistle,Ginseng gold, Gymnema silvestre, Apple cider vinegar, Echinecea root , Ginkgo biloba plus ve Echinacea) MİK değerleri, Gram-pozitif bakterilere (S. aureus, B. subtilis, E. faecalis, B. cereus, S. epidermidis, S. griseus, S. pyogenes), Gram-negatif bakterilere (E. coli, P. aeruginosa, K. pneumoniae, P. mirabilis, A. baumanii, P. vulgaris, E. aerogenes, S. typhimirium, S. dysanteriae, S. enteriditis, V. cholerae ojawa) ve maya benzeri mantarlara (C. albicans, C. parapsilosis) karşı mikrodilüsyon yöntemiyle araştırıldı. Ürünlerin antimikrobiyal etkileri kontrol olarak kullanılan Ampisilin, Ofloksasin, Gentamisin, Flukonazol ve Amfoterisin B'nin etkilerine kıyasla kayda değer bulunmadı. Ürünlerin MİK değerleri ?512 µg/ml-64 µg/ml arasında saptandı.63 ürünün mikrobiyolojik analizleri sonunda; total aerob bakteri ve maya-küf sayımlarında sadece 4 adet üründe >101 kob/ml olarak hesaplandı.Hiçbir üründe S.aureus, P.aeruginosa ve Enterobacteriaceae familyasına ait mikroorganizma gözlenmedi.Anahtar kelimeler: Bitkisel ürün, Antibakteriyal aktivite, Mikrobial kontamin
Antibiyotik etki mekanizmalarında "quorum sensing"in rolü
?Quorum sensing? - yeterli çoğunluğu algılama, bakteri hücrelerinin eş güdüm içinde hareket ederek, çok hücreli organizma özelliği göstermesidir. Hücreler arası sinyal iletimi, kültür biyokitlesinin kontrolü, biyofilm oluşumu, motilite ve virülans genlerinin ifadelenmesi gibi birçok olay üzerinde etkilidir. Bakteriyel direnme (persistans), antimikrobiyal baskısı altında ölen hücrelerin arasından ne ölen ne de hızlı üreyen bireylerin çıkması olarak tanımlanmaktadır. Başta biyofilm enfeksiyonları olmak üzere, antimikrobiyaller ile tedavi edilemeyen enfeksiyonların çoğundan direnen hücreler sorumlu tutulmaktadır. Bu çalışmada, hücreler arası iletişimden sorumlu üniversal otoindükleyici, otoindükleyici 2'nin, Escherichia coli hücrelerinde ampisiline direnme fenotipinin ortaya çıkmasındaki rolü araştırılmıştır. Bu amaçla, rekombinant DNA teknikleri kullanılarak Escherichia coli K12 DH5? suşunun luxS pozitif ve negatif izogenik mutantları oluşturulmuştur. Bu mutantlara ampisilin etkisi altında zamana karşı öldürme deneyi yapılmıştır. ampisilin etkisi altındaki luxS pozitif ve negatif bakteri kültürlerindeki hücre sayısındaki azalmanın 120. dakikaya kadar paralel gittiği gözlenmiştir. Bu noktadan sonra canlı kalan luxS negatif bakteri sayısında keskin bir düşüş gözlenmiştir. Sonuç olarak, bu çalışmada, ?quorum sensing?in önemli aracılarından olan otoindükleyici 2 üretiminin antimikrobiyal baskısı altında direnen hücre fenotipinin oluşumunda önemli olduğu gösterilmiştir.
Tasarlanmış ZnO tozların kitosan/polivinil alkol biyobozunur polimerlerin yapısına ve özelliklerine etkilerinin incelenmesi
Biyobozunur polimerler, küresel sürdürülebilirlik çözümünün kritik bir parçası olmak için büyük bir potansiyel sergiler; ancak zayıf bariyer özellikleri, zayıf UV direnci, düşük termal direnci, düşük mekanik mukavemeti ve yetersiz antibakteriyal özellikleri nedeniyle uygulama alanları sınırlıdır. Nano metal oksit tozları genellikle biyobozunur polimerlerin özelliklerini geliştirmek için kullanılsa da; toksisite ve fitotoksisite sergilerler ve bazen kontrolsüz aglomerasyon yoluyla işleme zorluklarına neden olabilirler. Polimerlerin özelliklerini iyileştirmek için hem mükemmel UV direnci hem de antibakteriyal etki sağlayan biyouyumlu olacak alternatif katkı formlarına ihtiyaç vardır. Son zamanlarda, biyouyumlu ve çevreye zarar vermeyen ince birincil parçacıklardan oluşan, tasarlanmış, MicNo® olarak adlandırılan mikron boyutunda altıgen plaka parçacıkları, nanoparçacıkların olumsuz etkilerini azaltırken hem mikron hem de nano boyutunun avantajlarından yararlanmak için geliştirilmiştir. Bu çalışmanın araştırma amacı, katkısız MicNo® ZnO, Ag ve bir geçiş metali katkılı MicNo® ZnO parçacıklarının yapı geliştirme ve dolayısıyla kitosan/PVA filmlerinin optik, mekanik ve antibakteriyal özellikleri üzerindeki etkilerini nano ZnO'ya göre literatürde ilk kez değerlendirmektir. XRD ve SEM sonuçları, MicNo® parçacıklarının herhangi bir kontrolsüz aglomerasyon göstermeden film boyunca homojen olarak dağılabileceğini gösterdi. Ek olarak, FTIR sonuçları, muhtemelen daha büyük yüzey alanı/hacim oranı nedeniyle, polimerik kısım ile nanopartiküllere göre daha güçlü moleküller arası bağlanma sergilediklerini ortaya koydu. Sonuç olarak, MicNo® içeren filmler, katkılı filmler arasında sırasıyla 1,41 MPa ve % 43,54 ile en yüksek ortalama çekme mukavemeti ve uzama sergilemiştir. Bu mukavemet değeri, saf ve nanoparçacık içeren filmlere göre sırasıyla % 206 ve % 115 iyileşme anlamına gelir. Ayrıca, hem katkısız MicNo® ZnO hem de Ag ve bir geçiş metali katkılı MicNo® ZnO içeren filmler, nano ZnO partikül içeren filmlerden daha yüksek UV absorbans değerleri sergilemiştir. Bu sonuçlar, filmlerin UV direncinin, nanopartiküllere göre MicNo® partikülleri tarafından çok daha etkili bir şekilde geliştirilebileceğini göstermektedir. Bu olağanüstü performans artışı, küresel nano parçacıklara göre MicNo® parçacıklarının benzersiz altıgen morfolojisinin çok daha etkili yüzey kaplama kabiliyetine bağlanabilir. Katkısız filmler düşük antibakteriyal aktivite sergilemesine rağmen, filmlere ZnO partiküllerinin dahil edilmesi antibakteriyal etkinin gelişmesine neden olmuştur. Hem S.Aureus hem de E.Coli bakterilerine karşı katkısız MicNo® ZnO, Ag ve bir geçiş metali katkılı MicNo® ZnO partikülleri çok yüksek antibakteriyal etki göstermiştir. Özellikle S.Aureus'a karşı nano ZnO içeren filmler 2,57 antibakteriyal R değeri gösterirken, katkısız MicNo® ZnO, Ag ve bir geçiş metali katkılı MicNo® ZnO içeren filmler için bu değer sırasıyla 6,91- 7,72 ve 6.91'dir. Sonuç olarak, MicNo® partikülleri nano partiküllere göre dolgu malzemesi olarak birçok avantaja sahip durumdadırlar ve bu nedenle biyobozunur polimerler için uygulama alanlarını genişletmek için yeni nesil katkı sistemleri olarak büyük bir potansiyel sergilemektedirler.
Gümüş katkılı jeopolimer geliştirilmesi
Bu tez çalışmasında uygun kompozisyonlarda sentezlenen jeopolimerlere iyon değiştirme yoluyla %5 ve %10 oranında gümüş, sodyumla yer değiştirmek suretiyle katkılandırılmıştır. Gümüş iyonlarının jeopolimer matris içerisinde gümüş nanopartiküllere dönüştürülmesi hedeflenmiştir. Gümüş ile katkılandırılmış jeopolimerlere farklı sıcaklık ve oksitlemeyi engelleyici oranlarda karbon ilave edilerek, redüktif bir ortamda kalsinasyon işlemleri uygulanmış ve ideal koşullar araştırılmıştır.Elde edilen toz, seramik kaplama malzemelerine uygulanarak antibakteriyel özellik kazandırılmıştır. Hazırlanan tozların minerolojik olarak incelenmesi için X-ışını Floresans Spektrometresi, kalsinasyon çalışmalarında elde edilen gümüşün miktarının hesaplanması amacıyla X-ışını Difraktometresi ve morfolojik analizler için Taramalı Elektron Mikroskobu kullanılmıştır. Sentezlenen gümüş katkılı jeopolimerlere, sır yüzeyine uygulama ve pişirim sonrası antibakteriyel testler yapılmıştır.
Synthesis of novel isoxazolines bearing 1,2,4-oxadiazole group via nitrile oxide cycloadditions
Nitrile oxide cycloaddition reactions are one of the most effective methods for producing new heterocyclic molecules. Besides, 1,2,4-oxadiazoles and isoxazolines are significant in the field of medicinal and pharmaceutical chemistry because they have shown anticancer, antidepressant, antioxidant, anti-inflammatory, antiviral, anti-HIV, antibacterial, and antitumor properties. From this point of view, in this dissertation study, the cycloaddition reactions of some aryl nitrile oxides were studied to synthesize new isoxazoline-1,2,4-oxadiazole hybrid molecules (84a-y) and their antibacterial properties were investigated. For this purpose, in the first section of the study, p-substituted benzaldehydes 77 were reacted with hydroxylamine hydrochloride in basic conditions to yield the corresponding p-substituted benzaldoximes bearing EWGs 78a-e. Meanwhile, several electron-rich nitriles 79 were converted into corresponding benzamidoximes 80 which were subsequently reacted with acryloyl chloride and heated to afford the precursors, electron-rich vinyl 1,2,4 oxadiazoles (83a-e). Afterward, in the second section, new 3,5-disubstituted-1,2,4-oxadiazolyl diarylisoxazolines 84a-e were synthesized in moderate to good yields by the reaction of in situ generated electron-deficient nitrile oxides from benzaldehyde oximes 78 with vinyl 1,2,4 oxadiazoles 83a-e in the presence of the sodium hypochlorite (NaOCl) and triethylamine. The structures of all newly synthesized precursors (78a-e, 83a-e) and products (84a-y) were elucidated using IR, 1H NMR, 13C NMR analyses and also confirmed with literature data. In the last section of our study, an antibacterial susceptibility test for the target compounds (84a-y) has been performed against gram-(-) (S. aureus, S. epidermidis, S. pyogenes) and gram-(+) bacteria (E. coli, P. aeruginosa, S. Typhimurium, S. marcescens, P. Vulgaris, E. cloacae, K. pneumonia) bacteria, however, no considerable inhibitory effect of 84a-y derivatives have been observed against any bacterial strain used.
İndirgenmiş grafen oksit ve karbon kuantum nokta katkılı polikaprolakton nanofiber üretimi ve karakterizasyonu
Bu tez kapsamında, hem indirgenmiş grafen oksit (RGO) hem de karbon kuantumu nokta (CQDs) dolgulu poli(ɛ-kaprolakton) (PCL) esaslı nanofiberlerin morfolojisi, termal, mekanik, elektriksel iletkenlik ve biyolojik özellikleri arasında karşılaştırmalı bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Katkısız PCL nanofiberi ile karşılaştırıldığında kristal boyutu değerleri, ağ. %1,5 ve %2,0 RGO içeriğinde %50,6 ve ağ. %1,5 CQDs içeriğinde %57,9 oranında arttığı tespit edilmiştir. Termal analiz sonuçları, hem RGO hem de CQDs dolgularının çekirdeklenme etkisi yarattığını ve termal kararlılığı arttırdığını göstermiştir. Elektron mikroskobu görüntülerinden RGO dolgu maddesi ilavesi ile ortalama nanofiber çapında artış, CQDs ilavesi ile ortalama nanofiber çapında azalma gözlenmiştir. PCL/RGO ve PCL/CQDs nanofiberlerin iletkenlik testi sonuçları yalıtkan özellikler sergilediklerini göstermiştir. Nanofiberlerin mekanik test sonuçları, PCL matriksinde RGO ve CQDs katkılarının homojen dağılımlarının yük aktarımını sağlayabilmelerine ve polimer-dolgu etkileşimi ile yapı içerisinde sıcaklık artarken bile boşluklar oluşmadan matrikste sertlik artışına sebep olduklarını göstermiştir. PCL/1.5CQDs nanofiberin katkısız PCL nanofiberi ile karşılaştırıldığında elastik modül %73 ve nanosertlik değerinde %160 artış, PCL/2CQDs nanofiberin depolama modülünde %210,79 ve kayıp modülünde %595,27 artışlar sergiledikleri tespit edilmiştir. Üretilen nanofiberlerin hidrofilik yapıları biyobozunurluğu arttırmıştır. 56 günün sonunda en yüksek % ağırlık kaybı değerleri ağ.% 2,0 RGO ve CQDs içeren nanofiberlerde sırasıyla %3,66 ve %3,75 değerlerinde gözlenmiştir. 7 günlük biyoaktivite testi sonucunda apatit kristallerinin mikroskop görüntüleri, EDS analiz sonuçlarında Ca/P oranları (1,48) ve 32,8° (211) ve 44,7° (222) düzlemlerine ait keskin pikler hidroksiapatit oluşumunu kanıtlamıştır. RGO ve CQDs dolgu maddelerinin oksidatif stres oluşturmaması nedeniyle nanofiberlerin antibakteriyel özellik göstermedikleri de belirlenmiştir.
Bir antibakteriyel adeziv sistemin ve farklı kavite dezenfektanlarının S. mutans, L. acidophilus ve C. albicans üzerine etkilerinin incelenmesi
Dişteki patolojik durum olarak kabul edilen diş çürüğü; plak mikroorganizmaları, dişin yapısı, kişinin beslenme alışkanlığı ve zaman gibi faktörlerin tesiri altında ilerleyen ve bu faktörlerin birbirleri ile etkileşmesi sonucu toplumda oldukça sık görüldüğü kabul edilen enfeksiyonel bir hastalıktır. Diş çürüğü oluştuktan sonra, bu durumun eliminasyonu çürüğün mekanik ya da kimyasal bir yöntemle uzaklaştırılması ile mümkün olmaktadır. Çürük temizlendikten sonrada kavite kenarlarında, mine- dentin sınırında mikroorganizmalar kalabilmektedir.Dental tedaviler sonrasında meydana gelen sekonder çürükler ortamdaki çürüğün yeteri kadar uzaklaştırılamaması kadar kavite duvarlarında kalan bakterilerin varlığıyla da alakalıdır. Bu sebeple, restorasyon öncesi kavite duvarlarında kalan bakterilerin elimine edilmesi amacıyla antibakteriyel bir ajanın uygulanması önerilmektedir. Kavite dezenfektanları adıyla piyasada farklı etken maddeli ürünler hala hazırda kullanılmaktayken, son dönemlerde antibakteriyel etkili dentin-bonding sistemi piyasaya sürülmüştür.Bu çalışma, klorheksidin glukonat esaslı Consepsis, benzalkolyum klorid etken maddeli Tubulicid Red, sodyumhipoklorid etken maddeli Wizard ve %3' lük hidrojen peroksit etken maddeli 4 farklı kavite dezenfektanı ile antibakteriyel etkili MDPB içeren Clearfil Protect Bond' un S. mutans, L. acidophilus, C. albicans üzerindeki antibakteriyel etkinliğini araştırmayı amaçlamaktadır.Bu amaçla, her birinde 10 petri kutusu olacak şekilde 3 ayrı grup oluşturuldu. Bütün petri kutularına standart kalınlıkta Müller Hilton Agar dökülerek, 10' arlı gruplardan birincisi S. mutans ile, ikincisi L. acidophilus ile, üçüncüsü ise C. albicans ile enfekte edildi. Petri kutularının her birine 5 ayrı çukurcuk oluşturarak her çukura dezenfektan maddelerden biri steril enjektörler yardımıyla bırakıldı. 370 C' de 24 saat bekletilen petri kutularındaki her bir çukurun etrafında oluşan inhibisyon çapları ölçülerek kayıt edildi. Oluşan zon çapının büyüklüğüne göre antibakteriyel etkisi değerlendirildi.Yapılan istatistiksel değerlendirmeler ANOVA, Tukey HSD ve `İndepent + T-testi' kullanılarak analiz edildi.Elde edilen veriler ışığında her bir dezenfektanın, farklı mikroorganizmalar üzerinde farklı antibakteriyel etkinliği olduğu görüldü.Bu sonuçların özetle;Klorheksidin glukonat, benzalkolyum klorid, sodyumhipoklorid, hidrojen peroksit içerikli kavite dezenfektanları ve antibakteriyel etkili MDPB içeren dentin bonding sisteminin S. mutans, L. acidophilus, C. albicans üzerinde antibakteriyel etkinlik gösterdiği, bu aktivitenin mikroorganizma türüne göre değiştiği,Klorheksidin glukonat içerikli consepsis maddesinin bu üç mikroorganizma türünden en çok S. mutans üzerinde etkili olduğu,Sodyumhipoklorid içerikli Wizard maddesinin, S. mutans ve L.acidophilus üzerinde benzer ve C. albicans üzerinde olan etkisinden daha fazla etkili olduğu,Benzalkolyum klorid içerikli Tubulicid Red maddesinin S. mutans üzerinde en etkili olduğu,MDPB içerikli Clearfil Protect Bond maddesinin en etkili olduğu mikroorganizmanın S. mutans olduğu ve bunu sırasıyla L. Acidophilus ve C. albicans' ın izlediği,Hidrojen peroksit maddesinin en etkili olduğu mikroorganizmanın C. albicans olduğu görüldü.Kullanılan materyallerin mikroorganizmalar üzerine etkisine bakıldığında C. albicans üzerine en etkili olan maddenin Hidrojen peroksit olduğu, S. mutans ve L. acidophilus üzerine en etkili maddenin ise Clearfil Protect Bond olduğu görüldü.Çalışmanın, kavite preperasyonu sonrasında dezenfektan madde seçiminde yol gösterici olduğu düşünülmektedir.
Yeni bir dioksim ve Cu(II), Ni(II), Co(II) komplekslerinin sentezi ve karakterizasyonu
Yeni tip, (2E,3E,10E,12E)-3,11-dimetil-5,9-diokza-4,10-diazatrideka-3,10-dien-2,12-dion dioksim ligantı ve bunun bakır(II), nikel(II) ve kobalt(II) kompleksleri sentezlendi. Elde edilen bileşiklerin 1H-NMR, 13C-NMR, IR, kütle spektroskopisi çalışmaları ve manyetik moment ölçümleri ile yapısı aydınlatıldı. Ligant ve metal komplekslerinin antibakteriyel aktivite testleri yapıldı. Co(II) kompleksinin tek kristal yapısı, X-ray dağılma tekniği ile aydınlatıldı. Metal şelatlarının geometrileri manyetik ve spektroskopik ölçümler yardımı ile tartışıldı. IR spektrumları ligantların dört dişli ligant olarak davrandığını göstermiştir.Anahtar Kelimeler: Mononükleer Cu(II), Ni(II) ve Co(II) kompleksleri, Oksim, Antibakteriyel aktivite
Yenidoğan yoğun bakım kuvözlerinde görünür ışığa duyarlı antibakteriyel kaplamaların geliştirilmesi: Enfeksiyon kontrolünde yenilikçi bir yaklaşım
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre her yıl 550.000'den fazla yenidoğanın ölümüne neden olan yenidoğan enfeksiyonlarının önemli bir kısmı, anne rahminde veya doğum sırasında değil, yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde (YYBÜ) gelişmektedir. Bu durumun kesin nedeni bilinmemekle birlikte, kuvözlerde termal homeostazı sağlamak amacıyla oluşturulan yüksek nem ve sıcaklık koşullarının, mikrobiyal kontaminasyon ve biyofilm oluşumu için uygun mikroçevre oluşturduğu bilinmektedir. Özellikle Gram pozitif bakterilerin nemli ortamlarda hızlı çoğalma kapasitesi, uzun süreli yüzey kolonizasyonu ve dezenfektanlara karşı direnç gelişimi, enfeksiyon insidansını belirgin ölçüde artırmaktadır. Literatürdeki önceki çalışmalar, standart hastane dezenfeksiyon protokollerinin uygulanmasına rağmen, kuvözlerin yüzeylerinde bakteriyel biyofilm formasyonunun gelişebildiğini ortaya koymuştur. Bu biyofilmler, ekstrasellüler polimerik matriks (EPS) yapıları sayesinde dezenfektanlara karşı belirgin direnç sergileyerek mikrobiyal persistanlığa zemin hazırlar. Biyofilme bağlı bu direnç mekanizmaları, patojenlerin uzun süreli kolonizasyonunu kolaylaştırmakta ve hastane kaynaklı enfeksiyon insidansında artışa neden olmaktadır. Bu çalışmada, kuvöz kanopi yüzeylerindeki mikrobiyal yükü azaltmak amacıyla, görünür ışık (450 nm) ile aktive edilebilen gümüş nanopartikül (AgNP) içeren kaplamalar geliştirilmiştir. Üç farklı biyouyumlu polimer matris formülasyonu sentezlenmiştir: (i) AgNP taşıyıcılı PVP/ODA-MMT, (ii) AgNP taşıyıcılı PVP/MA/ODA-MMT ve (iii) AgNP taşıyıcılı CMC/MA/ODA-MMT. Kaplamalar, PMMA yüzeylerine drop-casting yöntemiyle uygulanmış ve SEM-EDS, UV-Vis ve XRD analizleri ile morfolojik, elementel ve yapısal özellikleri doğrulanmıştır. UV-Vis analizlerinde 391, 409, 441 nm aralığında gözlenen LSPR pikleri AgNP immobilizasyonunu kanıtlarken, XRD sonuçları 38,27° ve 44,42°'deki karakteristik fcc faz paternleri ile nanometrik kristalin AgNP oluşumunu ortaya koymuştur. Biyouyumluluk testlerinde, HaCaT hücre hattı kullanılarak yapılan MTT analizi tüm kaplamaların ISO 10993-5 standardına göre sitotoksik olmadığını göstermiştir. Antibakteriyel değerlendirmeler, yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde yaygın görülen S. aureus, S. epidermidis ve E. faecalis biyofilmleri üzerinde konfokal mikroskopi ve canlı/ölü boyama yöntemleriyle gerçekleştirilmiştir. Sonuçlar, kaplama konsantrasyonu arttıkça inhibisyon oranlarının yükseldiğini, S. epidermidis'in düşük dozlarda dahi yüksek inhibisyon gösterdiğini, yoğun EPS matriksine sahip E. faecalis'in ise en dirençli tür olduğunu ortaya koymuştur. Test edilen aralıkta en uygun doz olarak belirlenen 1,5 mg/ml, tüm nanokompozitlerde maksimum antibakteriyel inhibisyonu sağlamış ve kolloidal formlara kıyasla daha yüksek biyouyumluluk sunmuştur. Görünür ışıkla aktive edilebilen AgNP taşıyıcılı biyouyumlu nanokompozit kaplamalar, YYBÜ yüzeylerinde yüksek antibakteriyel etkinlik, biyofilm inhibisyonu ve kabul edilebilir biyouyumluluk profili sunmaktadır. Bu teknoloji, geleneksel dezenfeksiyon protokollerine kıyasla daha yüksek mikrobiyal kontrol kapasitesi sağlayarak hastane kaynaklı enfeksiyon riskini azaltma potansiyeline sahiptir. Gelecekte yapılacak uzun dönem dayanıklılık testleri, klinik etkinlik doğrulamaları ve maliyet analizleri, klinik uygulamalara entegrasyon sürecini destekleyecektir.
Fotovoltaik (pv) paneller için fotokatalitik, antibakteriyel ve yansıma önleyici yüzey kaplamaların geliştirilmesi ve karakterizasyonu
Bu araştırmada, PV panel yüzeylerinin çevresel etkilerden kaynaklı (toz, kir ve CO2 vb.) kirlenme nedeniyle çıkış güçlerinde verim kaybı oluşmaktadır. Bu etkiyi azaltmak için geliştirilen kendi kendini temizleyen, foto katalitik, yansıma önleyici ve anti bakteriyel kaplamalar Sol Jel yöntemiyle cam yüzeylere kaplanmış ve yapılan kaplamaların PV panellerinin verimliliği üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Yapılan kaplamaların optik ve foto katalitik özellikleri, sırasıyla temas açısı ölçümü ve SEM mikroskobunda karakterize edilmiştir. PV panel yüzeyindeki artan ışık geçirgenliği ile kaplanmış paneller; kendi kendini temizleme özelliği, yansıma önleyici etki ve anti bakteriyel yüzey oluşumu göstermiştir. Panel yüzeylerine yapılan kaplamalardan; TiO2, SiO2 elementleriyle foto katalitik ve yansıma önleyici etki sağlanmış, B2O3 elementi ile de anti bakteriyel yüzey elde edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen TiO2, SiO2, B2O3 ve TiO2+SiO2+B2O3 kaplı dört adet panel ve kaplanmayan panel karşılaştırılmıştır. PV panellerin dış ortamda konumlanmış ve üretilen ekstra enerjinin ölçülmesi için fotovoltaik sistem düzeneği alınan veriler ile en verimli kaplama tayini yapılmıştır.
Gümüş ve esansiyel yağ içeren antifungal, antibakteriyel nanolif kaplı cerrahi maskelerin üretimi
Bu çalışmada, selüloz asetat (CA) çözeltisi gümüş nitrat, pelargonium yağı, okaliptüs yağı, citronella yağı ve cypress yağı ile katkılandırılarak 6 adet çözelti elde edilmiştir. Elde edilen çözeltilerden elektroeğirme yöntemi kullanılarak nanolifler üretilip cerrahi maskenin ara katmanı olan melt blown tabakası üretilen nanolifler ile kaplanmıştır. Nanoliflerin morfolojik analizi taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile çapı, homojenitesi ve dağılımı ise Fibraquant programı ile saptanmıştır. Fibraquant programı analiz sonuçları nanolif çaplarının 100 nm ile 800 nm aralığında olduğunu göstermiştir. Başlangıçta hazırlanan çözeltiler FTIR analizi, antifungal ve antibakteriyel aktivite ile karakterize edilmiştir. FTIR analizlerinde selüloz asetat, gümüş ve esansiyel yağlar için karakteristik pikler elde edilmiştir. Staphylococcus aureus bakterisine uygulanan antibakteriyel analiz sonucuna göre gümüş nitrat ve okaliptüs yağı katkılı selüloz asetat çözeltisinin en yüksek antibakteriyel etkinliğe sahip olduğu saptanmıştır. Aspergillus flavus ve penicillium notatum mantarları üzerinde yapılan antifungal teste göre ise gümüş nitrat ve pelargonium yağı katkılı selüloz asetat çözeltisinin en yüksek antifungal etkinliğe sahip olduğu görülmüştür.
Mekanik alaşımlama yöntemi ile üretilen Ti-nb esaslı alaşımların mikroyapısal, mekanik, antibakteriyel ve sitotoksik özelliklerinin incelenmesi
Bu araştırmada, biyomalzeme olarak kullanılması düşünülen yeni nesil titanyum alaşımlarının mekanik alaşımlama ile üretimi gerçekleştirilmiştir. Nb, Sn, Ta, Hf ve Zr gibi toksik olmayan katkılar titanyuma eklenerek 8 saat mekanik alaşımlama sonrası elde edilen tozlar preslendikten sonra 1150C de 2 saat sinterleme işlemine tabi tutulmuştur. X-ışını kırınımı (XRD), Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM), Enerji Dispersif Spektrum (EDS), sertlik, yoğunluk ve tahribatsız muayene yöntemlerinden ultrasonik yöntemle elastik modülü analizleri yapılarak elde edilen numuneler mikroyapısal ve mekanik olarak, antibakteriyel ve sitotoksik testler yapılarak elde edilen numuneler biyolojik olarak incelenmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen sonuçlar, sinterleme sonrası elde edilen alaşımların α – Ti, β – Ti ve TiC fazlarını içerdiği XRD ve EDS analizleriyle tespit edilmiştir. SEM görüntülerinde alaşımların homjen bir dağılıma sahip olduğu EDS ile birlikte ispatlanmıştır. Sertlik değerleri alaşım katkılarına değişkenlik göstermiş, 340 ile 1322 HV arasında çok geniş yelpazede değerler almıştır. Sertlik değerlerinin yüksek olması sinterleme esnasında mikroyapıda oluşan değişik katkıların yanında yapıdaki TiC ikinci fazlarının varlığından kaynaklandığı tespit edilmiştir. Hesaplanan bağıl yoğunluk değerlerinde elde edilen alaşımların % 0,87 – 12,37 arasında gözenek barındırdığı görülmüştür. Elastik modülü alaşımlarda 48,3 ile 130 GPa arasında geniş bir aralıkta sonuçlar vermiştir. Biyomalzeme olarak kullanılması için istenilen elastik modülü, alaşımların bazılarında kemiğe yakın değerlerde sonuçlar vermiştir. Son olarak, geliştirilen alaşımların biyolojik özelliklerini incelemek için antibakteriyel ve sitotoksik testler uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar geliştirilen alaşımların antibakteriyel özelliğe sahip olduğunu ve sitotoksik olmadıklarını göstermiştir. Elde edilen bu sonuçlar üretilen alaşımların yeni nesil biyomalzeme olarak kullanım potansiyeli olduğunu göstermektedir. Doktora çalışmaları kapsamında geliştirilen yeni nesil titanyum alaşımlarının bu alanda yapılacak çalışmalar için bir altyapı oluşturması ve ülke ekonomisine önemli bir kazanç getirmesi hedeflenmektedir.
Afyonkarahisar'da doğal olarak yetişen Limonium mill. türlerinin antimikrobiyal aktiviteleri
Acı Göl ve Heybeli Kaplıcası çevresinden Haziran 2008'de toplanan Limonium türlerinin (L. globuliferum, L. effusum, L. lilacinum, L. iconicum, L. gmelinii) antimikrobiyal aktiviteleri ceviz ve fındıktan izole edilen 12 fungus ve 9 bakteri üzerinde denenmiştir.Çözücü olarak petrol eteri, diklormetan, metanol ve distile su kullanılmıştır.Limonium türlerinin ekstraktlarının mikotoksijenik fungusları inhibe ettiği görülmüştür. Yaprak ekstraktlarında en fazla inhibisyon etkinin Chatomium globosum'da, kök ekstraktlarında ise Aspergillus niger' de olduğu tespit edilmiştir.Micrococcus luteus, Limonium türlerinin kök ve yaprak ekstraktlarına karşı en duyarlı mikroorganizmadır.Anahtar Kelimeler: Afyonkarahisar, Limonium, antimikrobiyal etki, antifungal etki, ekstraksiyon
Cyclam çekirdekli pentaflorlu uç grup taşıyan poli (aril eter) dendrimerlerin sentezi
Bu çalışmada, konverjent (yüzeyden çekirdeğe doğru) sentez metodu kullanılarak yüzeyinde perflorobenzil bromür (1) ve odak noktasında 1,4,8,11-tetraazasiklotetradekan (cyclam) (5) içeren sıfırıncı (G 0) ve birinci (G 1) jenerasyonda yeni poli (aril eter) dendritik yapılar sentezlendi. Ayrıca odak noktasında 1,8-dimetil-1,4,8,11-tetraazasiklotetradekan (metil cyclam) (8) içeren sıfırıncı (G 0) jenerasyonda poli(aril eter) dendritik yapı Williamson eter sentezi yöntemiyle sentezlendi.Sentezlenen dendritik yapılar kromatografik tekniklerle saflaştırıldıktan sonra yapıları elemental analiz ve spektroskopik yöntemler (FTIR, 1H-NMR, 13C-NMR) kullanılarak aydınlatıldı.Sentezlenen dendritik yapıların termal kararlılıklarına jenerasyon sayısının etkisi incelendi. Jenerasyon sayısı arttıkça dendritik yapının yüzeyindeki flor atomu sayısı arttığından söz konusu yapıların termal kararlılıklarının da orantılı olarak arttığı tespit edildi. Bozunma aktivasyon enerjileri Ozawa metodu ile hesaplandı. Ayrıca sentezlenen dendritik yapıların bakteriler karşısındaki antimikrobiyal aktiviteleri incelendi.
Mürdüm eriğinin (Prunus insititia L.) antioksidatif, antidiabetik ve antibakteriyel özelliklerinin belirlenmesi
Çalışmada mürdüm eriği (Prunus Insititia) meyvesinde bulunan; toplam fenolik bileşik miktarı, toplam antioksidan miktarı, diyabette önemli nitelikte olan α-amilaz ve α-glikozidaz üzerine inhibisyon etkisi ve antibakteriyel aktivitesi gibi biyoaktif nitelikler incelenmiştir. Farklı çözgenler (etanol, metanol ve hekzan) kullanılarak oluşturulan ekstraktların toplam fenolik bileşik miktarları 0.008-0.32 mgGAE/mL aralığında iken, toplam fenol analizi sonucunda en yüksek toplam fenolik bileşik miktarı, etanol çözgeni kullanılarak elde edilen ekstraktta bulunmuştur. Mürdüm eriği antioksidan miktarı, serbest radikal giderici etkisi DPPH metoduna göre 0.16- 1.42 mM TE/mL özüt arasında değişirken, FRAP yönteminde indirgeme gücü kapasitesi 0.20-1.10 mM TE/mL özüt arasında değişmiştir. En güçlü antioksidan DPPH yönteminde, metanol ekstraktında elde edilirken, FRAP yönteminde ise metanol ve etanol ekstraktları yakın sonuç göstermiştir. Hekzan ile elde edilen ekstrakta ise en düşük antioksidan miktarı tespit edilmiştir. IC50 cinsinden α-glikozidaz inhibisyon değeri 157.4-230.3 mg/mL aralığında değişkenlik gösterirken, α-amilaz inhibisyonu ise IC50: 122-46 mg/mL aralığında değişmiştir. Her iki inhibisyonda da en etkili olan ekstrakt, etanol çözgeniyle elde edilen ekstrakt olup, α-glikozidaz inhibisyonunda 157.4 mg/mL iken, α-amilaz inhibisyonunda 46 mg/mL değerleri tespit edilmiştir. Mürdüm eriği meyve ekstraktlarından farklı (etanol, metanol ve hekzan) çözgenler kullanılarak elde edilen ekstraktların etanol ile elde edilen özütü E. coli'ye karşı 4.5 ± 4.2 mm, S. aureus'a karşı 3.2 ± 2.9 mm zon çapı oluşumuyla, kullanılan bakterilere karşı antibakteriyel aktivite göstermişlerdir.