Candida

68 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Kene yumurtası mumsu örtüsünün antifungal aktivitesinin belirlenmesi

Dünya genelinde yaygın olarak görülen mantar enfeksiyonlarının prevalansında klinik şiddetinde özellikle son yıllarda belirgin bir artış kaydedilmiştir. Görece az sayıda olan antifungal ilaçların yaygın ve düzensiz kullanımıyla ilişkili direnç, ilgili sorunun başlıca nedenlerinden biri olarak görülmektedir. Mantar enfeksiyonunun söz konusu durumunun, yeni ve etkili ilaç arayışını gerekli kıldığı bildirilmiş olup, bu gerekliliğin zamanla da artacağı öngörülmektedir. Bu noktada, bitkisel veya hayvansal doğal maddelerin yeni ilaç alternatifi arayışlarında en önemli kaynaklar olduğu bildirilmektedir. Antimikrobiyal, antikanserojen ve diğer bazı özelliklere sahip pek çok biyoaktif molekülün izole edildiği kenelerle yapılan çalışmalar, bu artropod grubundan birçok alanda yararlanılabileceğini göstermiştir. Daha önce yapılan çalışmalarda, kene yumurtası mumsu örtüsünün antibakteriyel, antifungal ve antiviral etkinliğine bakılmış ve bazı çarpıcı sonuçlar elde edilmiştir. Öte yandan, bu alandaki araştırmalar ve kullanılan kene türü sayısı sınırlıdır. Ancak, yüzlerce kene türü bulunmaktadır ve mumsu örtünün antimikrobiyal etkinliğinin kenenin türüyle çok yakından ilişkili olduğu iyi bilinmektedir. Bu tez çalışmasında, dünyada daha önce çalışılmamış, birbirinden oldukça farklı biyolojik, ekolojik ve morfolojik farklılıklara sahip kene türlerinden Hyalomma marginatum, Rhipicephalus bursa ve Dermacentor marginatus'a ait yumurta mumsu örtüsünün Candida albicans ATCC10231, Candida parapsilosis ATCC 22019 ve Candida tropicalis ATCC 750 üzerindeki antifungal etkinliği in vitro olarak araştırılmış olup, R. bursa türüne ait mumsu örtünün belli konsantrasyonda C. tropicalis ATCC 750 üzerine inhibitör etki gösterdiği anlaşılmış, diğer denemelerde herhangi bir etki gözlemlenmemiştir. Sonuç olarak; ilgili kenede elde edilen etki, bu türün yumurtlama zamanı, süreci ve diğer bazı biyolojik özellikleriyle ilişkilendirilmiş, bu tür ve benzer biyolojik ve ekolojik özellikleri paylaşan kene türleriyle yapılacak daha ayrıntılı ve daha etkili şekilde standardize edilmiş çalışmalardan, yeni nesil antifungal keşfi adına önemli sonuçlar elde edilebileceği kanaatine varılmıştır. Anahtar kelimeler: Candida, doğal antifungal, kene yumurtası mumsu örtüsü, Rhipicephalus

Antifungal duyarlılık testleriKandidaKeneler+2
Nazlı Bilgin
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda invazif mantar enfeksiyonları: klinik özellikler, tedavi ve prognozun değerlendirilmesi

İnvazif mantar hastalığı (İMH), bağışıklık sistemi baskılanmış çocuklarda morbidite ve mortalitenin önde gelen nedenlerinden biridir. Hastalarda önemli klinik etkileri bulunmasına rağmen, ülkemizde çocuklarda invazif mantar enfeksiyonları ilgili çalışma çok azdır. Zaman içinde invazif mantar hastalığına bağlı mortalite oranının ve neden olan mantarların ve türlerinin belirlenmesi merkezlerin kendi verilerini oluşturması ve sürveyans çalışmalarınınsürdürülmesi açısından çok önemlidir. Bu çalışmada 12 yıllık sürede merkezimizde izlenen çocuk hastalarda invazif mantar hastalığının klinik özeliklerinin, radyolojik özeliklerinin, risk faktörlerinin, prognozlarının ortaya konması ve mortaliteye etki eden faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Ek olarak, mantar (maya ve küf) türlerinin dağılımı, antifungal direnci bulunan mantar suşları ve kullanılan antifungal ilaçların belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu doğrultuda, 2010-2022 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi'nde invazif mantar hastalığı tanısı ile takip edilmiş, 1 ay-18 yaş aralığındaki çocuk hastaların demografik, laboratuvar, hastalık ve tedavi seyirlerine ilişkin özellikleri retrospektif olarak analiz edildi. İnvazif mantar hastalığına sahip toplam 254 çocuk hastaya ulaşıldı. Hastalar, Avrupa Kanser/İnvazif Fungal Enfeksiyonlar Araştırma ve Tedavi Ortak Grubu ve Ulusal Alerji ve Enfeksiyon Hastalıkları Enstitüsü Mikozlar Çalışma Grubu ve Avrupa Kanser Araştırma ve Tedavi Örgütü ve Mikozlar Çalışma Grubu Eğitim ve Araştırma Konsorsiyumu tarafından yayınlanan 2019 güncellemesinde belirtilmiş "kesin", "muhtemel" ve "olası" invaziv mantar hastalığı sınıflaması kullanılarak gruplandırıldı. İki yüz elli dört hastanın 167 tanesi (%65,7) maya mantarı enfeksiyonu, 87 tanesi (%34,3) küf mantarı enfeksiyonu tanısı almıştı. Yüz yetmiş hastanın (%66,9) tanı kategorisi kesin, 61 hastanın (%24) olası, 23 hastanın (%9,1) muhtemeldi. Yüz altmış altı hasta (%65,3) kandida, 79 hasta (%31,1) aspergillus, 6 hasta ( %2,4) mucorales, 2 hasta (%0,8) fusarium, 1 hasta (%0,4) malassezia enfeksiyonu tanısı almıştı. Altta yatan en sık hastalık maya grubunda genitoüriner sistem anomalisi veya hastalığı (%15,6), küf grubunda ALL (%23)'ydi. Tanı anında küf hasta grubunda nötropeni görülme oranı (%58,6) ve CRP değeri (11,72±11,79 mg/dl) daha yüksekti (p<0,05). Kesin aspergillus enfeksiyonu olan hastalarda galaktomannanın sensitivitesi %33,3 (13/39) olarak saptandı. Toraks BT bulgusu pozitif olan 67 hastadan 61 (%91) hastada en az bir nodül görülmüştü. Kraniyal MRG'de invazif fungal enfeksiyon tutulumu saptanan hastalarda en sık radyolojik bulgu hemorajik infarkt (%40) paterniydi. İki yüz elli dört hastadan 39'unda 40 aspergillus tespit edilmişti. En sık tespit edilen Aspergillus fumigatus (%47,5)'tu. Yüz altmış üç hastada 169 kandida izole edilmişti. En sık tespit edilen C. albicans (%45) tı. Maya hasta grubunda flukonazol (%38,2), kaspofungin (%56,9) kullanım oranları daha yüksek, küf hasta grubunda amfoterisin-B (%85,1), vorikonazol (%59,8), mikafungin (%3,4), kombine kullanım (%65,5) oranı daha yüksekti (p<0,05). Elli altı (%22) hastanın tedavisi ölüm nedeni ile, 2 (%0,8) hastanın tedavisi diğer nedenlerle tamamlanamamıştı. Mortalite oranımız maya grubunda %15,6, küf grubunda %34,5'ti. Küf grubu hastalarda tedavisi ölüm nedeniyle tamamlanamayanlarda tanı anında CRP değeri daha yüksekti (p<0,05). 15 hastada 18 antifungal ajana direnç saptandı. En sık direnç saptanan antifungal ajan flukonazol (%61,1)'dü. Tanı öncesi son 28 günde maya grubunda üriner kateter (%12,0), invazif mekanik ventilasyon (%26,9), cerrahi girişim (%26,3), yoğun bakım yatışı (%31,7), bakteriyel enfeksiyon (%46,7), santral kateter (%82,0) varlığı, küf hasta grubunda immünsupresif tedavi (%69) alma ve nötropeni (%56,3) görülme oranı anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,05). Tüm grupta 7 günlük sağ kalım oranı %95,7, 30 günlük sağ kalım oranı %83,1'di. Küf ve maya grubunda tanı anında sepsis bulunmayanlarda 30. günden sonra hayatta kalma oranı daha yüksekti (p<0,05). Maya grubunda invazif mekanik ventilasyon uygulanmayan, santral kateteri olmayan ve kinolon kullanımı bulunmayan hastalarda 30. günden sonra hayatta kalma oranı daha yüksekti (p<0,05). Küf grubunda kinolon kullanımı bulunmayan ve immünsupresif tedavi almayan hastalarda 30. günden sonra hayatta kalma oranı daha yüksekti (p<0,05). Maya grubunda otuzuncu gün hayatta olmayanlarda tanı öncesi hastanede yatış süresi daha yüksekti (42,35 gün) (p<0,05). Anahtar kelime: İnvazif mantar enfeksiyonları, maya, küf, çocuk

AspergillozAspergillusKandida+1
Azer Karaman
Hacettepe University
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Tam protez hastalarında farklı dezenfeksiyon işlemlerinin candida türlerinin tutulumu üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Tam Protez Hastalarında Farklı Dezenfeksiyon İşlemlerinin Candida Türlerinin Tutulumu Üzerine Etkisinin Değerlendirilmesi,Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Van, 2019. Protez hijyeni eksikliğinde protezde mikroorganizmaların adezyonu ve çoğalması ile plaklar meydana gelmektedir. Kötü protez hijyeni protez stomatiti, endokardit, pnömoni ve gastrointestinal enfeksiyonlarla sonuçlanır. Plak oluşumunu kontrol altına almak için antiseptikler, antibiyotikler, oksitleyici ajanlar, bitkisel özler ve enzimler kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı; oral mikrofloranın yaygın üyesi olan Candida suşları üzerine piyasada mevcut olan dezenfeksiyon yöntemlerinin etkinliğini kıyaslamaktır. Hastalar, klorheksidin ve mikrodalga, klorheksidin ve ozon terapi, sodyum hipoklorit ve mikrodalga, sodyum hipoklorit ve ozon terapi, gluteraldehit ve mikrodalga, ve gluteraldehit ve ozon terapi olmak üzere 10'ar kişilik 6 gruba ayrılmıştır. Her gruba ait total protezler, herhangi bir dezenfeksiyon işlemi uygulanmadan önce, Candida spp.türü açısından değerlendirilmiş ve fungal yük sayımı yapılmıştır. Takibinde ilgili kimyasal dezenfektan kullanmaya başladıktan 1 hafta ve 1 ay sonra protez üzerindeki mikroorganizma yükü değerlendirilmiştir. Veriler 2 yönlü ANOVA ve Tukey HSD testleri ile analiz edilmiştir. Protezlerden en sık izole edilen Candida suşu C.albicans (n=32; %53.3) olup bunu C.kefyr (n=11; %18.3), C.glabrata (n=10; %16.7) ve C.tropicalis (n=7; %11.7) takip etmiştir. Dezenfeksiyon yöntemlerinin uygulanmaya başladıktan sonra 1. haftadaki kontrolde, gruplar arasında yapılan karşılaştırmada 1:100 sulandırmada gluteraldehit ve ozon terapi grubu ile klorheksidin ve mikrodalga grubu arasında (p:0.04) ve gluteraldehit ve ozon terapi grubu ile klorheksidin ve ozon terapi grubu arasında (p:0.007) mikroorganizma sayıları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Dezenfeksiyon yöntemlerinin uygulanmaya başladıktan sonra 1. aydaki konrolde, gruplar arasında dezenfeksiyon işlemi öncesinde protezlerden izole edilen mikroorganizma sayıları açısından değerlendirildiğinde; 1:1 sulandırmada klorheksidin ve mikrodalga grubu ile gluteraldehit ve mikrodalga grubu arasında anlamlı bir farklılık (p: 0.012), klorheksidin ve ozon terapi grubu ile sodyum hipoklorit ve ozon terapi grubu arasında (p: 0.035) ve gluteraldehit ve mikrodalga grubu arasında (p:0.001) izole edilen mikroorganizma sayısı açısından anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Çalışmamızın sonuçlarına göre; total protezlerin dezenfeksiyonunda en iyi sonuç klorheksidinin mikrodalga veya ozon terapi ile kombinasyonunda elde edilmiştir. Ayrıca total protezlerin temizliğinde kullanılan 6 farklı kombinasyonun da fungal yük miktarını düşürmede etkili olduğu ve bu etkinin kullanma süresinin uzaması ile daha da arttığı gösterilmiştir.

Candida albicansDezenfeksiyonDezenfektanlar+5
Rıbaz Tahsın Hayas Kakaı
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Erken çocukluk çağı çürüğünde candida varlığının değerlendirilmesi

Çalışmamızda, Uşak ilinde yaşayan 71 ay ve daha küçük çocukların tükürük ve dental plak örneklerinde şiddetli erken çocukluk çağı çürüğü (Ş-EÇÇ) ve erken çocukluk çağı çürüğünün (EÇÇ) etiyolojik faktörleri arasında yer almaya başlayan Candida varlığının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza; 71 ay ve daha küçük, sistemik olarak sağlıklı, son 3 ay içerisinde ilaç kullanmayan, intraoral patoloji görülmeyen, dental tedavi deneyimi olmayan, intraoral aparey kullanmayan, koopere ve gönüllü 60 çocuk dahil edilmiştir. Çalışmamız 20'şer kişiden oluşan Ş-EÇÇ, EÇÇ ve kontrol gruplarındaki çocukların klinik muayenelerinin yapılması, alınan dental plak ve tükürük örneklerinin Candida varlığı ve Candida türleri açısından değerlendirilmesi ile gerçekleştirilmiştir. Ş-EÇÇ ve EÇÇ gruplarının tükürük örneklerinde Candida varlığı kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bulunurken dental plak örneklerinde ise gözlemsel olarak fazla olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Ş-EÇÇ grubu tükürük ve dental plak örneklerinde EÇÇ grubuna göre gözlemsel olarak fazla Candida tespit edilmiştir. Kontrol grubu örneklerinde ise Candida gözlemlenmemiştir. Ş-EÇÇ grubu tükürük örneklerinde Candida albicans, Candida krusei, Candida glabrata ve Candida tropicalis, dental plak örneklerinde ise Candida albicans bulunduğu görülmüştür. EÇÇ grubu tükürük ve dental plak örneklerinde Candida albicans, Candida krusei, Candida glabrata türleri tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Ş-EÇÇ ve EÇÇ patogenezindeki potansiyel rolünden bahsedilen Candida'ların tükürük ve dental plaktaki varlığının bireysel risk değerlendirilmesi için önemli olabileceği düşünülmektedir. Ayrıca geçiş yollarının tanımlanması ve önlenmesinin EÇÇ prevalansının azaltılmasında faydalı olabileceği kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Candida, Dental plak, Diş çürüğü, Tükürük

Dental plakDiş sağlığı araştırmalarıDiş çürükleri+4
Esra Özgöçmen
Uşak University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Klinik candida ve aspergillus suşlarının antifungal duyarlılık profillerinin matriks ile desteklenmiş lazer desorpsiyon/iyonizasyon uçuş zamanı kütle spektrometresi ("MALDİ-TOF MS") yöntemi ile değerlendirilmesi

Dirençli Candida ve Aspergillus türlerinin neden olduğu invaziv mantar enfeksiyonları küresel bir halk sağlığı sorunudur. Antifungallere direncin giderek arttığı göz önüne alındığında antifungal duyarlılık testi (AFDT) giderek daha önemli hale gelmekte ve hızlı sonuç veren yöntemlere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikoloji Laboratuvarı'nda hasta örneklerinden izole edilen Candida ve Aspergillus suşlarının tedavide sıklıkla kullanılan azol ve ekinokandin grubu antifungal ilaçlara duyarlılıklarının MALDI-TOF MS yöntemi ile saptanarak elde edilen sonuçların EUCAST referans sıvı mikrodilüsyon yöntemi sonuçları ile karşılaştırılması ve böylece, MALDI-TOF MS yönteminin in vitro antifungal duyarlılık profillerinin saptanmasındaki doğruluğunun ve tekrarlanabilirliğinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. 40 Candida glabrata izolatının anidulafungin ve flukonazol, 40 Candida albicans ve 40 Candida parapsilosis izolatının flukonazol, 4 Aspergillus fumigatus izolatının vorikonazol duyarlılıkları test edilmiştir. Candida izolatları "yüksek" ve "sınır değer" olarak iki farklı antifungal konsantrasyonunda ve ilaçsız kontrolde 3 saat inkübe edilmiştir (Anidulafungin: 16, 0.06, 0 mg/L; Flukonazol: 256, 16, 0 mg/L). A. fumigatus izolatları seri vorikonazol konsantrasyonlarında (32-0.03 mg/L) ve ilaçsız kontrolde 15 saat inkübe edilmiştir. Bu konsantrasyonlardan elde edilen MALDI-TOF MS spektrumları ile her izolat için ayrı bileşik korelasyon indeksi (CCI) matrisi oluşturulmuştur. Candida türleri için sınır değerdeki ve en yüksek ilaç konsantrasyonundaki spektrumların korelasyonundan elde edilen CCI değeri ortalaması, sınır değer ve ilaçsız kontrolden elde edilen CCI değeri ortalamasından yüksek olduğunda, suş ilaca duyarlı olarak sınıflandırılmıştır. A. fumigatus için maksimum vorikonazol konsantrasyonu spektrumuyla olan benzerliği, ilaçsız kontrol spektrumuyla benzerliğinden fazla olan ilk spektrumun ilaç konsantrasyonu minimum profili değiştiren konsantrasyon (MPCC) olarak belirlenmiştir. Sınıflandırmalar EUCAST sıvı mikrodilüsyon yöntemine göre elde edilen minimum inhibitör konsantrasyonların duyarlı veya dirençli sınıflandırmalarıyla karşılaştırılmıştır. Genel olarak MS-AFDT ve EUCAST AFDT arasındaki uyum %60 ila %85 arasında değişmiştir ve en yüksek oranda C. glabrata için anidulafungine karşı olmuştur. MS-AFDT testinin tekrarlanabilirliği %45 ila %75 arasında değişmiştir ve C. parapsilosis flukonazol duyarlılık testi en tutarlıdır. 4 A. fumigatus suşu için uyum ve tekrarlanabilirlik tam olarak bulunmuştur. Sonuçlar, daha ileri çalışmalarla metodolojinin iyileştirilmesi ve testin tekrarlanabilirliğinin geliştirilmesiyle birlikte MALDI-TOF MS'nin Candida ve Aspergillus türlerinde tanımlama ve antifungal duyarlılık sınıflaması için aynı anda kullanılabileceğini göstermektedir.

Antifungal ajanlarAntifungal duyarlılık testleriAspergillus+7
İlke Toker Önder
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Elektrokimyasal yöntemle anodize edilmiş bireysel abutmentların siman bağlantılarının ve mikrobiyolojik tutulumlarının incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; 4 farklı yüzey özelliğine sahip titanyum blokların 3 değişik siman kullanılarak yapıştırılması ve gerilme dayanımlarının ölçülmesi; bu farklı yüzeylere tutunan 5 farklı Candida türünün adezyonlarının değişik ölçüm yöntemleriyle karşılaştırılmasıdır. Yöntem: 5 mm boyunda 10 mm genişliğinde 64 adet titanyum blok üretildi. Mekanik testte Grup 1 elektrokimyasal metod ile anodize olup parlak yüzey edildi, grup 2 anodize edilmiş mat yüzey, grup 3 anodizasyon uygulanmaksızın mat yüzeylerden oluşturuldu, grup 4 ise kontrol grubu olarak belirlenip herhangi bir yüzey işlemi yapılmadı. Bu gruplar rezin siman, polikarboksilat siman ve cam iyonomer simanlarla çiftler halinde yapıştırıldı. Tensile test cihazı yardımıyla 0.5 mm/ dk hız ile çekilip sonuçlar Newton cinsinden kaydedildi. Elde edilen değerler SPSS IBM v.25 programı ve Kruskal- Wallis yöntemi ile istatistiksel olarak incelendi. Mikrobiyolojik test için ise materyaller dört gruba (Gl, G2, G3 ve G4) ayrıldı. Gl; yüzeye yapışmış hücrelerin qPCR ile ölçülmesi için, G2; agar plakalarındaki canlı hücrelerin sayımı için, G3; canlı / ölü hücre analizi için ve G4 grubu; taramalı elektron mikroskobu (SEM) analizi için gruplandı. Gruplar otoklav ile sterilize edildi. Adezyon incelemesi için iki hücre bileşimi hazırlandı. Bir bileşim (C1), sadece C. albicans içerirken, diğer bileşim (C2), C. albicans, C. glabrata, C. krusei, C. tropicalis ve C. parapsilosis içerikli hazırlandı. CHROMAgar besiyerinde petri plak sayımı yapıldı, q PCR 'da ise kopya DNA sayımı yapıldı. Adeze olan mayalar üzerinde sonikasyon işlemi yapılarak canlı/ ölü mikroorganizma sayımı yapıldı. Bulgular: Mekanik testte Grup 2'ye ait örnekler en yüksek gerilme dayanımını (56.33N +- 8.33) gösterirken, grup 4 ise en düşük gerilme dayanımını (7.75 N+- 2.22) gösterdi (p≤ 0.05). Bu iki grubun değerleri arasındaki fark anlamlı bulundu. Mikrobiyolojik testlerde ise; bloklar üzerine en fazla adeze olan maya C. glabrata olarak; (parlak saf titanyum blokta 547 adet +- 1,83) en az adeze olan maya ise C. tropicalis olarak ( her bir blokta 0 adet +- 0) belirlendi (p≤ 0.05). Elde edilen veriler SPSS IBM v.25 programı ve tek yönlü ANOVA ile istatistiksel olarak incelendi. Sonuç: Mekanik test sonuçları çalışmanın hipotezini de doğrulayacak şekilde; titanyum bloklara uygulanan elektrokimyasal anodizasyon işleminin çekme dayanımını artırdığı yönünde belirlendi. Mikrobiyolojik test sonuçlarında ise anodizasyonun ve parlak yüzeyin maya adezyonunu artırdığı, C. tropicalis' in hiçbir titanyum bloğa adeze olamadığı ve ortamda diğer 4 çeşit mayaların varlığının C. albicans tutulumunu artırdığı belirlendi.

Dental bondingDental estetikDental restorasyon+6
Büşra Doğan
Ege University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

660 NM dalga boyundaki led ışığının fotodinamik antimikrobiyal etkisinin araştırılması

Fotodinamik tedavi (FDT); uygun dalga boyu ve dozdaki ışık uygulamasıyla hedef hücrede reaktif oksijen türleri oluşturulması ve bu hücrelerin canlılığının sonlandırılması olarak tanımlanmaktadır. FDT sonucu ışık aktivasyonu ile oluşan reaktif oksijen radikalleri hücrenin yapı ve fonksiyonunu geri dönüşümsüz olarak bozmaktadır. Bu çalışmada 660 nm dalga boyundaki LED ışığın patojen bazı mikroorganizmalar (Staphylococcus aureus ATCC 25923, Enterococcus faecalis ATCC 29212, Escherichia coli ATCC 25922, Pseudomonas aeruginosa ATCC 27853, Bacillus subtilis ATCC 6633, Candida albicans ATCC 90028, Candida parapsilosis ATCC 90018, Candida tropicalis ATCC 750) üzerine fotodinamik etkisi araştırılmıştır. Çalışmada ışık kaynağı olarak kullanılan 660 nm dalgaboyundaki LED ışık kaynağı belli zaman aralıklarıyla (5, 30, 60, 120, 240, 480 dk) belirli mikroorganizma süspansiyonlarına aydınlık ve karanlık ortam olmak üzere uygulanmıştır. Fotoinaktivasyon saptanan hücrelerin morfolojik değişiklikleri Gram boyamasıyla, mikroorganizmaların canlılığı ise thoma lamı ve Live/Dead viability kit kullanılarak incelenmiştir. DNA hasarını belirlemek için, jel elektroforez yöntemi kullanılmıştır. Çalışma sonucunda kullanılan LED ışık kaynağının S. aureus üzerinde herhangi bir inhibisyon etkisi gözlenmezken, B. subtilis, P. aeruginosa ve E. faecalis üzerinde belirli dilüsyonlarda ve farklı zamanlarda fotoinaktivasyon etkisi saptanmıştır. Fotoinaktivasyon elde edilen mikroorganizmaların morfolojik yapılarında değişiklik olduğu ve bu değişimin özellikle mayalarda daha belirgin olduğu görülmüştür. Fotoinaktivasyon sonucu mikroorganizmaların hücre sayısının ve canlılığının azaldığı görülmüş, sonuçlar thoma lamı ve floresan mikroskop görüntüleriyle uyumlu bulunmuştur. 660 nm dalga boyundaki LED ışığın çalışılan patojen bu mikroorganizmalara karşı fotodinamik etkisinin olduğu bulunmuştur.

Antienfektif ajanlarAntimikrobiyal etkiFotodinamik tedavi+4
Bahar Uluca
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Eklemeli üretim ile farklı açılarda üretilen rezin materyaller üzerine candida türlerinin adhezyon durumlarının incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı cerrahi rehber plak üretiminde kullanılan reçineden Likit Kristal Ekran (LCD) eklemeli üretim teknolojisi ile 0°, 45° ve 90° üretim açılarıyla üretilen disk şeklindeki reçine materyallere Candida glabrata, Candida albicans, Candida krusei, Candida parapsilosis ve Candida tropicalis mayalarının adhezyon durumlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Disk şeklinde materyaller LCD üretim tekniği kullanılarak 0°, 45° ve 90° açılarda, cerrahi rehber plak üretiminde kullanılan reçine ile üretildi. Üretilen materyallerin yüzey pürüzlülüğü ölçümleri yapıldı. Farklı açılarda üretilen materyallere C. glabrata, C. albicans, C. krusei, C. parapsilosis ve C. tropicalis tutunumunu değerlendirmek için petri sayımı ve gerçek zamanlı PCR analizi yapıldı. Ardından materyallerin taramalı elektron mikroskobu ile görüntüleri elde edildi. Materyallerin temas açısı ölçüm değerleri ölçüldü. Çalışmadan elde edilen veriler, Shapiro-Wilk, Kolmogorov-Smirnov, Levene testi, Varyans Analizi, Tamhane ve Bonferroni testi kullanılarak istatiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Gerçek zamanlı PCR analizi sonrası 0°, 45° ve 90° açılarda üretilen materyallere C. glabrata, C. albicans ve C. parapsilosis maya türleri için adhezyon miktarı bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamış olup (P>0,05), C. krusei ve C. tropicalis maya türleri için en yüksek adhezyon 0° için saptanırken ve 45° ile 90° için istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (P<0,05). Ayrıca, 0°, 45 ve 90° üretim açılarıyla elde edilen materyallere C. glabrata, C. albicans, C. krusei, C. parapsilosis ve C. tropicalis maya türleri için gerçek zamanlı PCR analiziyle elde edilen toplam adhezyon değerleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (P>0,05). Sonuçlar: Eklemeli üretim ile üretilecek cerrahi rehber plaklar için 0°, 45° ve 90° açılarda üretilmesinin maya adhezyonunu etkilememektedir. Bu durumda tercih edilmesi gereken üretim açısını, açılı üretimler arasındaki boyutsal doğruluk belirlemektedir.

Candida albicansCandida glabrataCandida tropicalis+6
Ömer Faruk Turanoğlu
Aydın Adnan Menderes University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntertrigo etkenlerinin direkt yayma, Wood Işığı ve kültür yöntemleri ile araştırılması

İntertrigo ve sekonder enfeksiyonlarının tanısı, genellikle klinik olarak konur. Klinik tanıyı doğrulamak veya sekonder enfeksiyonları saptamak için, bazı laboratuar yöntemlerinden faydalanılmaktadır. Potasyum hidroksit (KOH) ile direkt yayma, sekonder fungal enfeksiyonlar; Wood ışığı incelemesi ise eritrazma veya psödomonal enfeksiyonlar hakkında kabaca fikir verir. Tedaviye yanıt alınamayan ve ayırıcı tanı gerektiren kronik inflamasyon durumunda veya neden olan ajanın saptanması gerektiği durumlarda da biyopsi ve kültür metotlarına başvurulmaktadır. Bu durumda; uygulaması kolay, hızlı, tekrarlama imkanı olabilen, özel ekipman gerektirmeyen ve pahalı olmayan KOH ve Wood ışığı incelemeleri, ilk basamakta başvurulabilecek önemli tanısal yöntemlerdir. Çalışmamızda; temel olarak, toplumda çok sık görülen intertrigo ve ilişkili sekonder enfeksiyonların en sık hangi etkenlere bağlı olarak geliştiğinin ve pahalı, tecrübe ve zaman gerektiren tetkik metotlarına başvurmadan ne kadar doğrulukta tanınarak tedavi edilebileceğinin saptanması amaçlanmıştır.Klinik olarak intertrigo düşünülen 67'si erkek ve 48'i kadın toplam 115 hastanın lezyonlu bölgelerinden direkt yayma, gram boyama, bakteriyel ve fungal kültür için uygun örnekler alındı ve lezyonlu alanlar Wood ışığı ile değerlendirildi. Direkt yaymada %29.6 dermatofit ve %25.2 monilya yönünde psödohifalar saptanırken; Wood ışığı incelemesinde %20 kırmızı ve %7.8 yeşil ve %3.4 sarı renkte floresans gözlendi. Dermatofitik ve kandidal intertrigo düşünülen hastaların sırasıyla %56 ve %66'sında sonuç, fungal kültür ile doğrulandı. Eritrazma ve psödomonal intertrigo düşünülen hastaların ise; sırasıyla %35 ve %89'unda sonuç bakteriyel kültür ile doğrulandı. En sık izole edilen ajanlar sırasıyla %22 kandida, %21 dermatofit, %13 Pseudomonas aeruginosa (PA), %11 Proteus mirabilis, Klebsiella pneumoniae gibi gram (-) bakteriler, %10 E.coli, %10 Staphylococcus aureus gibi gram (+) bakteriler ve %7 oranında korinebakteriyumlar idi. Yani genel olarak intertrigo; en sık kandida, dermatofit, psödomonas, diğer gram (-) bakteriler, gram (+) koklar ve korinebakteriyumlar ile enfekte idi. Hastaların %23'ünde ise mikst enfeksiyon mevcuttu. En sık görülen predispoze faktörler; hiperhidrozis, obezite ve diyabet iken, hastaların %33'ünde herhangi bir predispoze faktöre rastlanmadı.En sık görülen intertrigo tipi, ayak parmak arası (APA) intertrigosuydu. Kültürde en sık %29 trikofiton grubu dermatofitler, %16 PA, %11.7 diğer gram (-) bakteriler, %10.5 kandida türü mayalar, %9.3 korinebakteriyumlar izole edildi. Yani genel olarak APA'ları; en sık dermatofit, psödomonas, diğer gram (-) ajanlar, kandida ve korinebakteriyumlar ile enfekte idi. Bu hastaların %17'sinde bakteriyel ve fungal ajanın bir arada olduğu mikst bir enfeksiyon; %1.3'ünde ise iki ajan ile oluşmuş bakteriyel veya fungal enfeksiyon mevcuttu. İnterdigital intertrigolu hastaların %8'inde, aynı zamanda erizipel/selülit tablosu saptandı. Ayak parmak araları, en sık dermatofitler ile enfekteydi ve en sık izole edilen ajanlar; Trichophyton rubrum ve Trichophyton mentagraphytes idi. Ayak parmak arası intertrigosu bulunan hastaların %28'inde ise, gram (-) bakteriler izole edildi. Bu durumdan %57.1 oranında PA sorumlu idi. Tespit edilen en önemli predispoze faktörler; hiperhidrozis, oklüzyon, diyabetes mellitus ve obezite, abdest alma nedeni ile ayakların aşırı yıkanması olmakla birlikte; hastaların %43`ünde evvelce kullanılmış çeşitli topikal tedaviler mevcuttu. İnterdigital eritrazma tanısı konulan 22 hastanın ise, sadece %9.3'ünde korinebakteriyum izole edilebildi.İkinci sıklıkta izlenen intertrigo tipi de, meme altı intertrigosuydu. İntertrigolu kadın hastaların %21'inde tespit edilen bu durum, %40 oranında kandida ile enfekte idi.Bakteriyel veya fungal kültür altın standart kabul edildiğinde; dermatofitik veya kandidal intertrigo için, direkt yayma ile fungal kültür, eritrazma veya psödomonal intertrigo için, Wood ışığı ile bakteriyel kültür arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Dermatofitik veya kandidal intertrigo açısından KOH ile direkt yaymanın duyarlılığı ve özgüllüğü; sırasıyla %79 ve %84 ile %83 ve %89 olarak; eritrazma ve psödomonal intertrigo açısından Wood ışığının duyarlılığı ve özgüllüğü de sırasıyla %100 ve %86 ile %89 ve %87 olarak tespit edildi.Sonuç olarak; intertrigo ve sekonder enfeksiyonlarının tanısında KOH ile direkt yayma ve Wood ışığı, duyarlılık ve özgüllükleri yüksek, basit, pratik, güvenilir ve uygun tanı yöntemleridir. Bu yöntemler ile sekonder enfeksiyonların yaklaşık %61.5'i, pahalı, zaman ve özel ekipman gerektiren yöntemlere başvurmadan tanınıp tedavi edilebilecektir. Elde ettiğimiz sonuçlar, bu 2 basit yöntemin, intertrigo tiplerinin tespitinde kullanılabilecek ideal tarama testleri olduğunu göstermektedir.

DermatofitlerKandidaKültür+2
Birgül Tepe
İnönü University
2008
20
DoctorateOpen AccessTR

Fungal-bakteriyal (non-albicans Candida spp- Sqtreptococcus mutans) türler tarafından oluşturulan tekli ve ikili biyofilmler üzerine tyrosolün etkisinin araştırılması

İnfeksiyonların çoğunluğu biyofilm ilişkilidir ve üretilen biyofilmler genellikle polimikrobiyaldir. Streptococcus mutans diş çürümelerinde çok sık karşılaşılan bir bakteri türüdür ve asidik çevrelere dirençlidir. Fırsatçı patojen olan Candida türleri de oral kaviteyi kolonize eden mayalardır. Biri prokaryot diğeri ökaryot olan bu iki mikroorganizmanın oluşturduğu ikili biyofilm yapısı oldukça karmaşıktır. Tyrosol, C. albicans'ta endojen olarak üretilen bir çoğunluk algılama molekülüdür ve ekzojen uygulandığında antimikrobiyal ve antibiyofilm özellikler sergilemektedir. Bu çalışmada ekzojen tyrosolün planktonik C. glabrata, C. tropicalis ve S. mutans türleri üzerine ve S. mutans-C. tropicalis ikili biyofilmleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Verilerimiz tyrosolün tekli ve ikili planktonik ve biyofilm hücreleri üzerine inhibe edici ve biyofilm indirgeyici etkilerini ortaya koymaktadır. S. mutans, C. tropicalis'e göre çok daha yüksek tyrosol konsantrasyonlarında inhibe olmaktadır. Geçirimli elektron mikroskop (TEM) verileri tyrosolün çok hedefli bir mekanizma ile hücrelere hasar verdiğini göstermiştir. İkili kültürde ise bakteri- mantar hücresi arasındaki fiziksel etkileşim, bilgimize göre TEM ile ilk kez ortaya konulmuştur. İkili biyofilmde ise tyrosol ve amfoterisin B biyofilmi indirgemiş ancak ilginç bir şekilde ampisiline karşı direnç gözlenmiştir. 2xMİK konsantrasyonda tyrosol uygulaması biyofilmi indüklemiş olabilir. Hücre kültürü çalışmalarında da tyrosolün düşük konsantrasyonlarda üremeyi baskılarken daha yüksek konsantrasyonlardaki proliferatif etkisi dikkat çekicidir ve verilerimizin aydınlatılması gerekmektedir.

KandidaStreptococcus mutans
Zarıfeh Adampour
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Mastitisli sığır sütlerinden izole edilen candıda türlerinin moleküler tanısı

Sığır mastitisi, süt endüstrisinin ekonomik açıdan önemli ve Candida cinsine ait mayaların etiyolojik etkenler olarak katılabileceği en yaygın hastalıklardan birisi olarak bilinmektedir. Bu çalışmada, subklinik mastitisli sığır sütlerinden Candida türlerinin izolasyonu, izolatların geleneksel yöntem, kromojenik agar ve sekans analizi kullanılarak identifikasyonlarının yapılması amaçlandı. Çalışmanın materyalini 20 süt sığırcılığı işletmesindeki 280 subklinik mastitisli ineğe ait 400 süt örneği oluşturdu. Süt örneklerinden %24,0 (96/400) oranında Candida spp. izole edildi. Geleneksel yöntem ile izolatların %16,7 (16/96)'si Candida albicans olarak identifiye edilirken %83,3 (80/96)'ü non-albicans olarak belirlendi. Kromojenik agar kullanılarak izolatların %49,0 (47/96) [%21,9'u (21/96) Candida krusei, %17,7 (17/96)'si C. albicans, %9,4 (9/96)'ü Candida tropicalis)]'nun identifikasyonu yapılırken; izolatların %51,0 (49/96)'inin identifikasyonu yapılamadı. Sekans analizi sonucunda ise izolatların %22,9 (22/96)'unun Candida parapisilosis, %21,9 (21/96)'unun C. krusei, %19,8 (19/96)'inin Candida keyfr, %16,7 (16/96)'sinin C. albicans, %9,4 (9/96)'ünün C. tropicalis, %4.2 (4/96)'sinin Candida glabrata, %3,1 (3/96)'inin Candida guilliermondii, %1,0 (1/96)'inin Candida lipolytica, %1,0 (1/96)'inin Trichosporon asahii olduğu tespit edildi. Bu çalışmada subklinik mastitisin etiyolojisinde çok farklı Candida türlerinin rol oynayabileceği; ancak, bu bölgede enfeksiyona neden olan ana maya türlerinin non-albicans Candida türler belirlendi. Candida izolatlarının identifikasyonlarında moleküler yöntemlere göre daha düşük maliyetli ve kolay uygulanabilir olan geleneksel yöntem ile C. albicans'ın; kromojenik agar ile C. krusei, C. tropicalis ve C. albicans türlerinin identifiye edilebildiği; diğer Candida türlerinin identifikasyonlarında moleküler yöntemler ile daha başarılı sonuçlar alındığı saptandı. İyi hijyen ve sağlık uygulamaları ile antibiyotiklerin dikkatli kullanılmasının sığır mikotik mastitis insidensini düşüreceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Candida, subklinik mastitis, identifikasyon, geleneksel yöntem, kromojenik agar, sekans analizi

Dizi analiziKandidaMastit+3
Perihan Cilvez
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniklerinde kandidemi saptanan olgularda risk faktörlerinin belirlenmesi: Beş yıllık retrospektif çalışma

Kandidemi, invaziv kandidiyazis olgularının en sık görülen enfeksiyon tipidir. Bu çalışmanın amacı, üçüncü basamak bir hastanenin çocuk kliniklerinde kandidemi olan olguların klinik ve laboratuvar bulgularını retrospektif olarak değerlendirmektir. Ocak 2013-Aralık 2017 tarihleri arasında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Klinikleri'nde yatarak izlenen olgular arasında toplam 37 olguda kandidemi atağı tespit edildi. Olguların %62'si erkek olup, ortanca yaşı 39.9 aydı (15 gün–192 ay). Olguların en sık altta yatan hastalığı hematolojik olmak üzere malignensiler (%30), takiben ise prematürite (%24) idi. Olguların %67'si (n=25) yoğun bakım ünitesinde izlenmekteydi, %54'ü (n=20) entübeydi. Olguların %81'inde (n=30) santral venöz kateter, %76'sında (n=28) total parenteral nutrisyon alımı, %42'sinde (n=16) geçirilmiş operasyon vardı. Olguların %38'i (n=14) immünsüpresan tedavi almakta olup %22'si (n=8) nötropenikti. Atakların %73'ünde (n=27) eşlik eden bakteriyemi durumu olup, olguların %80'i (n=30) kandidemi atağı sırasında eş zamanlı geniş spektrumlu antibiyotik alıyordu. Olguların %73'ünde albicans dışı kandidemilerde üremiş olup en sık C. parapsilosis (%45,9) izole edildi. Albicans dışı kandidalarda tam kan sayımında beyaz küre, nötrofil, trombosit sayıları daha düşük saptandı (sırasıyla p=0.009, p=0.004, p=0.022). Olguların %27'si (n=10) kaybedilmiş olup, albicans ve albicans dışı kandidemiler arasında mortalite açısından istatistiksel fark görülmedi (p=0,694). Trombositopeni varlığı ve mekanik ventilasyon uygulaması mortaliteyi artıran risk faktörleri olarak bulundu (sırasıyla p=0.01, p=0.01). Sonuç olarak, çalışmamızda kandidemili olguların çoğunun yoğun bakım ünitesinde entübe olarak izlendiği, büyük çoğunluğunun ise geniş spektrumlu antibiyotik aldığı, santral venöz kateteri olup total parenteral nutrisyon aldığı gözlendi. Çalışmamızda kandidemili çocuklarda mortalite oranı %27 olup, mekanik ventilasyon uygulanması ve trombositopeni varlığı mortaliteyi etkileyen faktörler olarak saptandı.

KandidaMortaliteÇocuklar+1
Sümeyye Ertek
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi yoğun bakım ünitelerinde kandidemi olgularının irdelenmesi

Kandidemi, kan dolaşımı enfeksiyonları içinde tanı ve tedavisinin zor olması ile birlikte yüksek mortalite, morbidite ve artan bakım maliyeti nedeniyle önem taşımaktadır. Kan kültüründe üreyen Candida türünün belirlenmesi ve antifungal duyarlılığın bilinmesi etkin tedavi için önemlidir. Bu tez çalışmasında hastanemiz YBÜ'lerinde kandidemi sıklığının, risk faktörlerinin, tür dağılımının ve antifungal ilaçlara karşı duyarlılık paternlerinin saptanması, kandidemi mortalitesini ve mortalite ile ilişkili risk faktörlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya 1 Ocak 2020 - 1 Mart 2021 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi YBÜ'lerinde takip edilen kandidemi tanısı alan 53 hasta ile kandidemi tanısı almayan 53 hasta dahil edildi. 14 aylık çalışma süresinde kandidemi insidansı 1000 hasta kabulünde 10.57 (%1,05) olarak saptandı. En sık C. albicans %47,2, non-albicans türler içinde en sık C. tropicalis %22,6, C. glabrata %18,9, C.lusitaniae %3,8 oranında izole edildi. C. albicans'ta antifungal direnç saptanmazken non-albicans türlerinde AMB %14,8, kaspofungin %7,4, mikafungin %7,4, flusitozin %3,7, C.glabrata hariç flukonazol ve vorikonazol %11,7 oranında saptanmıştır. Kandidemi olgularında hemodiyaliz, uzun yatış süresi, TPN kullanımı, kandidüri ve mortalite kontrol grubuna göre istatististiksel anlamlı olarak daha fazla görüldü. Kandidemi olgularında COVID-19 %17 oranında belirlendi ve non-albicans kandidemili olgularında C. albicans kandidemili olgularına göre istatistiksel anlamlı daha fazla oranda saptandı. Kandidemi olgularının % 50,2'sinde eş zamanlı bakteriyemi saptandı. Gram (+) bakteriyemi %50,9, Gram (-) bakteriyemi %16,9 oranında saptandı. Kandidemiye atfedilen kaba mortalite oranı %83 olarak belirlendi. İleri yaş ve platelet düşüklüğü mortalite ile ilişkili bulundu. Sonuç olarak kandidemi etkenlerinin tür düzeylerinde tanımlanıp antifungal duyarlık profilinin belirlenmesi, yüksek mortalite ve morbiditeye sahip bu enfeksiyonların etkin tedavisinde doğru antifungal ajan tercihi için önemlidir. Belirlenen antifungal direnç oranları ve etkenlerin tür dağılımlarının değişimi dikkatle incelenmeli ve bunların nedenleri araştırılmalıdır. Her hastanenin kandidemi için epidemiyolojik verileri güncel olmalı, hasta özelliklerine, risk faktörlerine göre uygun tedavi seçiminin yapılması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Kandidemi, Risk faktörleri, Antifungal duyarlılık, İnvaziv Kandidiyazis, Mortalite

Antifungal duyarlılık testleriGaziantepKandida+3
Rıyad Boran
Gaziantep University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Format dehidrogenaz enziminin candida boidinii'den moleküler olarak klonlanması, ekspresyonu ve karakterizasyonu

Modern biyoteknoloji endüstrisinde enzim üretimi önemli bir yer tutmaktadır. Klasik yöntemlerle bitkisel ve hayvansal kaynaklardan enzim eldesinin ekonomik olmaması, kalite ve miktar standardizasyonunun yakalanmasının zor olması gibi faktörler mikrobiyal kaynaklara olan eğilimi artırmıştır. Rekombinant DNA teknolojisinin gelişmesi ve mikroorganizmalarda kolaylıkla manipüle edilmesi ile birlikte rekombinant enzimlerin endüstriyel pazarının büyüyerek 2016 yılında 4.61 milyar dolara çıktığı açıklanmıştır ve 2017-2022 öngörü raporlarına göre %5.8'lik yıllık bileşik büyüme oranı ile 6.3 milyar dolara ulaşması beklenmektedir. NAD+-bağımlı format dehidrogenaz (FDH, EC 1.2.1.2), format iyonlarını CO2'ye yükseltgeyerek NAD+ molekülünü NADH'a indirgeyen bir enzimdir. Enzimatik indirgemenin önemli olduğu reaksiyonlarda NAD(H) ve NADP(H) gibi pahalı kofaktörlere ihtiyaç vardır. Ekonomik alternatifler sunmak amacıyla kofaktörlerin geri dönüştürüldüğü metotlar dizayn edilmiştir. Bu metotlarda; kofaktör geri dönüşümünde hiçbir yan ürün biriktirmeyen, ana reaksiyonun substratına karşı inert olan böylelikle istenmeyen izomerler oluşturmayan, termodinamik denge olarak uygun olan, geniş pH aralığında çalışabilen, ucuz substratlara gereksinim duyan FDH enzimi sahip olduğu bu avantajlı özellikleri ile en çok tercih edilen enzimlerden biridir. Özellikle farmasötikler için önemli olan optikçe aktif bileşiklerin üretiminde ve rutin biyokimya laboratuvarlarında tanılama testlerinde kullanımından dolayı FDH enziminin sentetik üretimi son yıllarda önem kazanmıştır. Yapılan çalışmalar, çeşitli metilotrof maya ve bakterilerden FDH enziminin rekombinant olarak üretilebildiğini göstermiştir. Bu çalışmada, Candida boidinii (C. boidinii) mayası ATCC 18810 suşunda FDH enzimini kodlayan gen bölgesinin rekombinant tekniklerle Escherichia coli (E. coli) bakterilerine klonlanması, gen ürünü olan proteinin eksprese edilmesi ve karakterizasyonunun gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir. Bu amaç doğrultusunda ilk olarak C. boidinii mayasının genomik DNA'sı izole edilmiş, tasarlanan primerler ile polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) gerçekleştirilerek hedef FDH gen bölgesi çoğaltılmış ve beklenen 1104 bp'lik bant görülmüştür. Çoğaltılan gen TA klonlama metodu ile pTZR57R/T vektörüne klonlanmış, elde edilen rekombinant vektör pTZR57R/T+FDH ile E. coli One Shot® Mach1™-T1R hücreleri transforme edilmiştir. Transformasyon gerçekleştikten sonra rekombinant vektör NdeI ve BamHI restriksiyon enzimleri ile kesilmiş ve hedef gen bölgesi ekspresyon vektörü olarak kullanılan pET-14b vektörü ile birleştirilerek E. coli One Shot® Mach1™-T1R hücrelerine aktarılmıştır. Transformasyonun başarısı koloni PCR, restriksiyon enzim kesimi ve dizi analizleri ile onaylanmıştır. Sonrasında elde edilen rekombinant pET-14b/FDH vektörü ile ekspresyon hücresi olarak kullanılan E. coli One Shot® BL21 (DE3) hücrelerinin transformasyonu gerçekleştirilmiştir. FDH enziminin üretimi için gen ekspresyonu IPTG ile indüklenmiş, Ni-NTA afinite kolon kromatografisi ile hücredeki diğer proteinlerden ayrıştırılarak saf bir şekilde eldesi sağlanmıştır. Hedef proteinin varlığını görmek için SDS-PAGE ve Western blot analizleri yapılmış ve beklenen 41 kDa'luk bant görülmüştür. Son olarak FDH enziminin ideal koşullardaki aktivitesini bulmak için testler yapılmış, enzimatik reaksiyon ürününün 340 nm'deki absorbans değerlerine bakılarak değerlendirme yapılmıştır. Karakterizasyon çalışmalarının sonucunda; pH 8.0 Tris tampon çözeltisinde, 40 mM format substrat konsantrasyonunda, 60°C'a kadar olan sıcaklıklarda enzimin aktif olarak çalıştığı belirlenmiştir. Farmasötik endüstrisinde ve rutin biyokimya laboratuvarlarında sıklıkla kullanılan bu enzim ülkemizde yurtdışı kaynaklardan temin edilmekte ve pahalıya mâl olmaktadır. Bu çalışma, NAD+-bağımlı FDH enziminin yerli olarak üretilmesi ve endüstriyel sahada büyük ölçekte üretime geçilmesi için veri sağlaması açısından önemlidir.

BiyoteknolojiEscherichia coliGen teknolojisi+5
Nazlı Arlı
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Candida boidinii kaynaklı NaD+ bağımlı format dehidrogenaz enziminin üretilmesi, enzim aktivitesinin ve termal stabilitesinin artırılması

Farklı endüstrilerde geniş bir kullanım alanına sahip olan enzimler, hastalıkların tanısında kullanılan biyokimyasal analizler için de önemlidir. Format (formik asit) tek karbonlu endojen bir metabolit olup, insan serumunda ve idrarında belirli seviyelerde bulunur. Format düzeylerinin insan serumu ve idrarında özellikle metanol intoksikasyonu, vitamin B eksiklikleri, astım, çeşitli psikiyatrik bozukluklar ve farklı patolojik durumlara bağlı olarak arttığı gösterilmiştir. Format Dehidrojenaz (FDH), format için mutlak özgüllük gösteren ve ortamda bulunan formattan elektronları NAD+'ye transfer eden bir enzimdir. Reaksiyonun sonunda oluşan NADH + H miktarı, reaksiyona giren formatın miktarı ile doğru orantılıdır. Tez projesi ile amacımız, NAD+ bağımlı FDH enzimininin rekombinant DNA teknolojisi ile üretilmesi, enzim aktivitesinin ve termal stabilitesinin artırılmasıdır. Çalışmamızda, Candida boidinii (Cbo) FDH proteinini kodlayan 1095 baz çift geni, bir şablon olarak kullanılarak Polimez Zincir Reaksiyonu (PZR) ile çoğaltıldı. Ürün pET-23b (+) ifade vektörüne klonlandıktan sonra ekspresyon için Escherichia coli (E.coli) BL21 (DE3) hücrelerine transfer edildi. Üretilen CboFDH enziminin saflaştırılması için afinite His-Trap kolonu kullanıldı. Enzim aktivitesi ölçümleri 340 nm'de NADH miktarının fotometrik ölçümü ile gerçekleştirildi. Moleküller arası etkileşimler üzerinde yapılan mutasyonların etkisini tahmin etmek için, Gaussian 09 yazılımına mevcut kristal yapı (PDB: 5DN9) tanıtıldı ve mutasyon yapılacak bölgeler tahmin edildi. Daha sonra, enzim aktivitesini ve termal stabilitesini artırmaya yönelik olarak Val120Thr, Phe285Thr, Gln287Glu, His311Gln ve Phe285Thr/His311Gln mutasyonları gerçekleştirildi. Mutasyonla aminoasitleri değiştirilmiş enzimin yapısı geometrik optimizasyon ile kendi ortamında gerçek forma en yakın şekilde modellendi. Sonuçlar Pymol paket yazılımı ile görselleştirilerek tartışıldı. Hem yabanıl tip hem de mutant FDH'ler için kinetik ve termostabilite çalışmaları yapıldı. Çalışmada ayrıca, yabanıl tip FDH ve mutant FDH suşlarının enzim aktivitesi üzerinde farklı metal iyonlarının ve organik çözücülerin etkisi araştırıldı. Yabanıl tip ve mutant enzimlerin ikincil yapıları ve termal stabilite çalışmaları dairesel dikroizm (CD) spektroskopisi ile incelendi. Çalışma sonucunda rekombinant DNA teknolojisi ile üretilen yabanıl tip CboFDH için uygun pH 7.4, optimum sıcaklık ise 40 °C bulunurken; mutant enzimler için optimum pH ve sıcaklıklar, Phe285ThrFDH için pH 7,sıcaklık 40 °C , Val120ThrFDH için pH 7, sıcaklık 40 °C , Gln287GluFDH için pH 7, sıcaklık 60 °C , His311GlnFDH için pH 7, sıcaklık 65 °C ve Phe285Thr/His311GlnFDH için pH 8, sıcaklık 65 °C olarak bulundu. CD cihazı ile α-heliks ikincil yapıları belirlenen yabanıl tip ve mutant enzimlerin termal denatürasyon (Tm) sıcaklıkları yabanıl tip CboFDH için 64 °C , Gln287GluFDH için 70 °C, His311GlnFDH için 77 °C ve Phe285Thr/His311GlnFDH için 73 °C olarak saptandı. Enzim kinetiği çalışmaları ile yabanıl tip CboFDH için format için KM değeri 2 mM, Kcat değeri 9.2 x 102 S-1, NAD için KM değeri 1.5 mM, Kcat değeri 2.62 x 104 S-1; Phe285ThrFDH için format için KM değeri 0.97 mM ve Kcat değeri 6.23 x 103 S-1,NAD için KM değeri 2.3 mM ve Kcat değeri 4.59 x 103 S-1; Val120ThrFDH için format için KM değeri 1.3 mM ve Kcat değeri 6.23 x 103 S-1, NAD için KM değeri 7.9 mM ve Kcat değeri 1.04 x 104 S-1; Gln287GluFDH için format için KM değeri 1.65 mM ve Kcat değeri 4.42 x 103 S-1, NAD için KM değeri 3.3 mM ve Kcat değeri 9.51 x 103 S-1; His311GlnFDH için format için KM değeri 1.5 mM ve Kcat değeri 3.28 x 103 S-1, NAD için KM değeri 1.6 mM, Kcat değeri 8.2 x 103 S-1; Phe285Thr/His311GlnFDH için format için KM değeri 1.4 mM ve Kcat değeri 6.95 x 103 S-1, NAD için KM değeri 7 mM, Kcat değeri 1.21 x 104 S-1olarak hesaplandı. Farklı konsantrasyonlardaki 11 farklı metalin enzim aktivitesine etkisi sonuçlarında yabanıl tip CboFDH ve mutant FDH'ler için CuCl2 harici tüm metallerin aktiviteyi %80'e kadar artırdığı gözlenirken; CuCl2'ün artan konsantrasyonlarda %77'ye kadar enzim aktivitesini düşürdüğü bulundu. Farklı konsantrasyonlardaki 5 farklı organik çözücünün enzim aktivitesine etkisi sonuçlarında ise yabanıl tip CboFDH ve tüm mutant FDH'lerde aseton, etanol, metanol ve propanolün enzim aktivitesini %20-%31 aralığında artırdığı ancak kloroformun artan konsantrasyonlarda enzim aktivitesini %97'ye kadar düşürdüğü bulundu. Bu çalışma, bazı patolojik durumlardaki seviyeleri önemli bir belirteç olan formata mutlak spesifik ayrıca endüstriyel kullanım alanları geniş NAD+-bağımlı FDH enziminin yerli ve büyük ölçekte üretilebilmesinde veri sağlaması açısından önemlidir. Anahtar Kelimeler: Candida boidinii, Format Dehidrogenaz, Format, Protein Mühendisliği, Rekombinant DNA Teknolojisi, Termal Stabilite

DNADehidrojenazKandida+5
Huri Bulut
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde izlenen kandidemi olgularının epidemiyolojik, klinik ve antifungal duyarlılık yönünden incelenmesi

Amaç: Kan dolaşım enfeksiyonları içinde Candida türlerine bağlı nozokomiyal enfeksiyonlar, giderek artan bir öneme sahiptir. Kan kültürlerinden izole edilen etkenler içinde dördüncü sırada yer almaktadır. Bu çalışmada, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yıllar içinde kandidemi olgularının ve etkenlerinin özelliklerindeki değişikliklerin irdelenmesi amaçlanmıştır.Materyal-Metod: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde 1 Ağustos 2003-31 Aralık 2007 tarihleri arasında kandidemi tanısı ile izlenen olgular epidemiyolojik, klinik ve mikrobiyolojik özellikleri açısından retrospektif olarak değerlendirilmiştir.Bulgular: Kandidemi tanısı alan 116 hastanın 88'i (% 75,8) yoğun bakımda, 28'i (% 24,2) servislerde izlenmiştir. Hastaların yaş ortalaması 48,4±19 olup 67 (% 57,7)'si erkek, 49 (% 42,3)'u kadın olarak saptanmıştır. Kandidemi gelişmesinde en sık görülen risk faktörleri sırası ile geniş spektrumlu antibiyotik kullanımı (% 99,2 ), idrar kateteri (% 88,3) ve santral venöz kateter (% 65,0) varlığı olarak saptanmıştır. Yüzyirmi kandidemi atağında en sık izole edilen Candida türü C. albicans olup (% 38,6), bunu C. parapsilosis (% 28,3), C. tropicalis (% 10,8) ve C. glabrata (% 5,0) izlemiştir. % 18,3 olguda da diğer Candida türleri izole edilmiştir. Antifungal duyarlılık sonuçları hastanemizde hala flukonazolün güvenle kullanılabileceğini göstermektedir. Flukonazol direnç oranı C. albicans için % 2,2, albicans dışı türler için % 11,4 olarak belirlenmişken itrakonazol direnci C. albicans'ta % 7,5, albicans dışı türler için % 10,3 gibi yüksek oranda saptanmıştır. Türlerin yıllara göre dağılımında ve direnç eğilimde farklılık belirlenmemiştir (p=0,952). Amfoterisin B'ye hiçbir türün dirençli olmadığı saptanmıştır.Takip edilen hastaların 67'si (% 57,7) exitus olmuştur. Mortalite ile Candida türleri ve ilaç direnci arasında ilişki saptanmamıştır.Sonuç: Çalışmamızda Candida ile gelişen kan dolaşımı enfeksiyonlarında albicans dışı türlerin yıllar içinde artış göstermemekle birlikte yüksek oranda olduğu saptanmıştır. Bu türlerin antifungal ilaçlara direnci göz önüne alınarak, bu enfeksiyonlarda etkenin tür düzeyinde tayini ve antifungal duyarlılık testleri ortaya konulmuştur.

Antifungal ajanlarHastanelerHastaneler-üniversite+5
Esin Aysan Akçam
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi yoğun bakım ünitelerinde gelişen kandidemilerin değerlendirilmesi

Kandidemi, tanı ve tedavisi zor olan, yüksek morbidite ve mortaliteyle seyreden bir klinik durumdur. Kan kültüründe üreyen kandida türünün belirlenmesi, tedavide kullanılacak olan antifungal ajanın belirlenmesinde önem taşımaktadır. Bu tez çalışmasında hastanemiz yoğun bakım ünitelerinde kandidemi sıklığının, etken kandida türlerinin dağılımının ve antifungal duyarlılıklarının belirlenmesi, kandidemi gelişiminde etkili risk faktörlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya 1 Ekim 2014-30 Eylül 2015 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi YBÜ' lerinde takip edilen ve kandidemi tanısı alan 97 hasta ile kandidemi tanısı almayan 100 hasta dahil edildi. Bir yıllık çalışma süresinde kandidemi insidansı onbinde 27.3 (%0.27) olarak saptandı. En sık kandida izolasyonu İç Hastalıkları YBÜ'de (%62.9) saptandı. En sık C.albicans %48.5 (47) izole edilirken, non-albicans türler içinde en çok C.tropicalis %13.4 (13), ikinci sıklıkta C.glabrata %10.3 (10) ve C. parapsilosis %10.3 (10) görüldü. Kandidemi gelişiminde, altta yatan hastalıklardan hematolojik malignite bulunması, son üç ayda antifungal kullanımı, steroid/immünsupresif kullanımı, dren bulunması ve parenteral beslenme gibi risk faktörleri çok-değişkenli logistik regresyon analizinde tekrar değerlendirildi ve dren varlığının kandidemi riskini 14.13 kat, parenteral beslenmenin 6.62 kat ve son üç ayda antifungal kullanımının 7.37 kat arttırdığı saptandı. C.albicans' ta flukonazol ve vorikonazol duyarlılığı % 6,4 iken flukonazol ve vorikonazol direnci % 93,6 olarak belirlendi ve Amfoterisin B ve kaspofungin direnci saptanmadı. Kandidemi grubunda 97 hastadan 74'ü (%76,3) izlem sırasında kaybedildi. Sonuç olarak çalışmamızda, kandidemi türleri arasında en sık C. albicans izole edilmiştir. Azol direncinin oldukça yüksek oranda görülmesinin hastanemizde azol grubu antifungallerin sık kullanımına bağlı olabileceği düşünülmüştür. Bu durum, erken antifungal tedavinin mortalite ve morbidite üzerine olumlu etkisi bilindiğinden, her hastanenin kendi hasta özelliklerine, risk faktörlerine ve surveyans sonuçlarına göre tedavinin yönlendirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Antifungal duyarlılık, Kandidemi, Risk faktörleri

Antifungal ajanlarAntifungal duyarlılık testleriGaziantep+6
Tuğba Özkan
Gaziantep University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kan kültüründen izole edilen candida türü mayaların repetetive-PCR ile klonal dağılımlarının belirlenmesi

Yoğun bakım üniteleri (YBÜ) hastane enfeksiyonlarının en sık rastlandığı hastane birimleri olup, son yıllarda maya enfeksiyonlarında da artış gözlenmektedir. Maya enfeksiyonlarının çoğunun endojen kökenli olduğu bilinmekle birlikte çapraz bulaşın da olabileceği düşünülmektedir. Bu çalışma, YBÜ'sinde yatmakta olan hastaların kan kültürü örneklerden izole edilmiş Candida izolatlarının DNA parmak izi analizi ile benzerliklerinin araştırılması amacı ile yapılmıştır. Mayıs-Aralık 2014 tarihinde, YBÜ'sinde yatmakta olan hastaların kan kültürü örneklerinden izole edilen Candida izolatları çalışmaya alındı. Kan kültürü örnekleri Bactec (BD, USA) sisteminde değerlendirildi. Üreme olan kan kültürü şişelerinden önerilen prosedüre uygun olarak subkültürler yapıldı. Tanımlama, konvansiyonel yöntemler ve Phoenix (BD, USA) kullanılarak yapıldı. Candida olarak saptanan mikroorganizmaların Diversilab (Biomerieux, Fransa) cihazı ile rep-PCR ile DNA parmak izi analizi yapıldı. Çalışma kapsamında 44 farklı hastadan soyutlanmış izolatta DNA parmak izi araştırması yapıldı. Bununla birlikte 40 izolatta sonuç alındı. Çalışmada değerlendirilen 40 izolatın, 21'i (% 52.5) C. albicans, 12'si (% 30) C. parapisilosis, 7'si (% 17.5) C. tropicalis, idi. DNA parmak izi analizi sonrasında 9 C. parapisilosis izolatının aynı klon olduğu saptandı. Ayrıca C. albicans izolatları arasında 3 farklı benzerlik (her birinde iki izolat bulunan) saptandı. Kandidemide mikroorganizmanın kaynağının sıklıkla endojen olduğu bilinmekle birlikte, izolatların bazılarının identik saptanması kandida için ekzojen kaynaklar olabileceğini düşündürmüştür. YBÜ gibi birçok risk faktörü taşıyan hastaların yattığı alanlarda enfeksiyon kontrol önlemlerinin doğru uygulanmasınınen önemli yaklaşım olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Kandidemi, Yoğun bakım ünitesi, rep-PCR

Kan kültürüKandidaKandidiyaz+5
Begüm Bayram Uçar
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Vaginal örneklerden izole edilen candida'ların tiplendirilmesi ve broth mikrodilüsyon yöntemi ile antifungal duyarlılıklarının belirlenmesi

Candida türleri, dünya çapında görülen ikinci en yaygın vulvovajinit etkenidir. Klinik tablo,kalın veya çok ince olabilen beyaz renkli akıntı ve kaşıntı şikayetlerini içermektedir. Enfeksiyon, vulvovajinal mukozada, ayrıca perianal bölgede, kızarıklık ile ilişkilendirilmiştir. Bu çalışmada, vajinal örneklerden izole edilen Candida'ların identifikasyonu ve antifungal direnç durumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğine Aralık 2014-Temmuz 2015 tarihleri arasında vajinal kaşıntı, akıntı gibi şikayetler ile başvuran 481 hastadan mantar etkeni araştırmak amacıyla alınan vajinal örnek kültüründe saptanan 100 (%20.8) Candida suşu değerlendirmeye alınmıştır. İzole edilen Candida'ların identifikasyonu klasik yöntemler yanında, kromojenik agar ve otomatize identifikasyon yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Kökenlerin amfoterisin B, itrakonazol, flukonazol, ketokonazol vorikonazol ve kaspofungin duyarlılıkları, Clinical and Laboratory Standards Institute (CLSI) M27-A3, M27-S3 ve M27-S4 dökümanlarındaki referans broth mikrodilüsyon yöntemi kullanılarak araştırılmıştır. Vulvovajinal kandidiyazis (VVC) olduğu belirlenen 100 kadından 21'i (%21) 18-25 yaşları arasında, 40'ı (%40) 26-40 yaşları arasında ve 39'u (%39) 41 ve üzeri yaşta idi. Hastaların 42'sinin (%42) tekrarlayan mantar enfeksiyonu, 58'inin (%58) akut mantar enfeksiyonu olduğu belirlenmiştir. Hastalarımızın 13'ü (%13) Diyabetes Mellitus tanısı almış hastalardı. Hastaların vajinal örneklerinden izole edilen 100 Candida suşunun 47'si (%47) Candida albicans, 43'ü (%43) C.glabrata, 5'i (%5) C.kefyr, 2'si (%2) C.krusei, 2'si (%2) C.tropicalis, 1'i (%1) C.guilliermondii olarak identifiye edilmiştir. Çalışmamızda, antifungal ilaçların MİK aralıkları amfoterisin B için 0.25-1 µg/mL itrakonazol için 0.03-16 µg/mL arasında, flukonazol için 0.125-64 µg/mL arasında, ketokonazol için 0.03-16 µg/mL arasında, vorikonazol için 0.03-16 µg/mL arasında, kaspofungin için 0.015-2 µg/mL arasında saptanmıştır. İzole edilen Candida suşlarının 13'ü (%13) kaspofungine, 12'si (%12) flukonazole, 42'si (%42) itrakonazole dirençli olarak tespit edilmiştir. C.glabrata dışındaki Candida'ların 14'ü (% 24.6) vorikonazole dirençli bulunurken, amfoterisin B'ye dirençli suş tespit edilmemiştir. MİK değeri ≥16 µg/mL olan suşlar dirençli kabul edilerek, izole edilen Candida'ların 3'ü (%3) ketokonazole dirençli bulunmuştur. Çalışmamızda VVC'de C. albicans'dan sonra en sık saptanan etken C. glabrata olarak tespit edilmiştir. Tedavide sistemik olarak kullanılabilen azol grubu ilaçlara karşı saptanan direnç oranları ve kaspofungin direnci dikkat çekici boyutlardadır.

Antibakteriyel ajanlarAntibiyotiklerKandida+6
Fadile Gaye Hösükoğlu Çelikkan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım hastalarının idrar kültürlerinden izole edilen candida türlerinin dağılımı ve antifungal duyarlılıklarının belirlenmesi

Candida`lar insanların normal florasının bir üyesi olup, doğada yaygın olarak bulunurlar. İdrarda Candida türlerinin varlığı kandidüri olarak adlandırılır. Bu durum klinik örneklerin kontaminasyonu, alt üriner sistem kolonizasyonu veya alt ya da üst üriner sistemin invaziv enfeksiyonunun göstergesi olabilir. Çalışmamızda yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların idrar kültürlerinden izole edilen Candida'ların identifikasyonu ve antifungallere duyarlılık durumlarının belirlenmesi amaçlandı. Bu çalışma Kasım 2016-Haziran 2017 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi, Anasteziyoloji ve Reanimasyon ve İç Hastalıkları Yoğun Bakım ünite'lerinde yatan hastaların idrar kültürlerinden izole edilen 100 Candida suşu (≥ 104 CFU/mL) değerlendirmeye alındı. Candida suşlarının identifikasyonu klasik yöntemler yanında, otomatize identifikasyon yöntemi kullanılarak yapıldı. Tanımlanan Candida suşlarının antifungal duyarlılıkları, Clinical and Laboratory Standards Institute (CLSI) M27-S3 ve M27-S4 dökümanlarındaki referans broth mikrodilüsyon yöntemi kullanılarak araştırılmıştır. Çalışmada C.parapsilosis ATCC 22019 ve C.kruseiATCC 6258 kontrol suşları kullanılmıştır. İdrar kültürlerinde Candida izole edilen hastaların %60'ı kadın %40'ı erkek, yaş ortalaması 68.02±17.48'idi. Hastaların idrar örneklerinden izole edilen 100 Candida suşunun %54'ü Candida albicans, %34'ü C.glabrata, %7'si C.tropicalis, %2'si C.kefyr, %2'si C.lusitaniae, %1'i C.parapsilosis olarak identifiye edildi. Çalışmamızda, antifungal ilaçların MİK aralıkları kaspofungin için 0.015-0.5 µg/mL, flukonazol için 0.125-64 µg/mL, itrakonazol için 0.03-16 µg/mL, vorikonazol için 0.03-16 µg/mL arasında saptandı. Candida suşlarının, %1'i kaspofungine dirençli, %40'ı flukonazole dirençli; %69'u itrakonazole dirençli, C.glabrata dışındaki Candida'ların %54.5'i vorikonazole dirençli olarak tespit edildi. Amfoterisin B ve flusitozine dirençli Candida türü tespit edilmedi. Sonuç olarak idrar kültürlerinden izole edilen Candida türlerinde profilaksi ve tedavide en sık kullanılan azol grubundaki antifungallere yüksek oranda direnç saptanmıştır.

Antifungal ajanlarAntifungal duyarlılık testleriKandida+6
Ban Alı Hassan Hassan
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakım ünitesinde takip edilen kandidemi riski yüksek hastalarda candida pcr ve kan kültürünün karşılaştırılması

Amaç: Yoğun bakım ünitesinde invaziv fungal enfeksiyonların % 70-90'ından kandida türleri sorumludur. Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Yoğun Bakım ve Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ünitesi'nde takip edilen kandidemi riski yüksek hastalarda kan kültürü ile tam kandan çalışılan Candida PCR testinin sonuçları karşılaştırıldı. Kandidemi şüpheli hastalarda hızlı bir tanı yöntemi olan Candida PCR testinin pratikte kullanılabilirliğinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda belirlediğimiz kriterlere göre kandidemi riski yüksek olan 90 hasta prospektif olarak değerlendirildi. Hastalardan idrar, perine, aksilla, trakeal aspirat kültürü ve 2 set kan kültürü alındı. Ayrıca bir EDTA'lı tüpe kan alındı. ˗40°C'de daha sonra Candida PCR çalışılması amacıyla saklandı. Candida multiplex PCR'da ITS1, ITS2, ITS2D, CA3, CA4 primerleri kullanılarak, Candida real-time PCR'da ise türe spesifik primerler kullanılarak tür ayrımı yapıldı. Bulgular: Hastaların 41'i (% 45,5) kadın, 49'u (% 55,5) erkek, toplam yaş ortalaması 58,1(±18,4)'di. Kan kültüründe kandida üremesi olan hasta sayısı 3 (% 3,3)'tü. Çalışmaya alınan hastaların 17'sinde (% 18,9) Candida multiplex PCR ve Candida real-time PCR pozitifti. Kan kültürü ve PCR testlerinde bulunan kandida türleri birbiriyle uyumluydu. PCR ile istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla pozitiflik elde edildi (p=0,006). Candida PCR pozitifliği olan hastalar ile PCR negatif hastalar arasındaki kandida skoru farkı istatistiksel olarak anlamlı bulundu(p=0,015). Hastaların 57'si (% 63,3) öldü. Sonuç: Kandidemide tedavide gecikme, artan mortalite ile doğrudan ilişkilidir. Çalışmamızda PCR ile kandidemi olgularının tespit edilme olasılığının daha fazla olduğunu bulduk. Bu veri ışığında özellikle kandidemi riski yüksek olan hastalarda moleküler yöntemlerin de tanıda kullanılmasının uygun olacağı görülmektedir. Anahtar kelimeler: Kandida, Kandidemi, PCR

Candida albicansKan kültürüKandida+3
Tuğçe Şimşek Bozok
Çukurova University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde izlenen kandidemi vakalarında risk faktörleri, kandida tür dağılımı ve antifungal duyarlılığın yıllar içindeki değişiminin değerlendirilmesi

Amaç: Kandida tüm dünyada hastane kökenli kan dolaşımı enfeksiyonlarından en sık izole edilen mantar türü olup, önemli morbidite ve mortalite sebebidir. Günümüzde sağlık hizmetlerinin artması ile ilişkili olarak kandidemi sıklığı da artış göstermektedir. Kan kültüründe etken izole edilemeden çoğu hastanın kaybedilmesi, kandidemi mortalitesinin % 30-40 oranlarında yüksek olması nedeniyle bu hastalara preemptif tedavinin olabildiğince hızlı ve doğru antifungal ajan seçimi yapılarak başlanmasını gerektirmektedir. Bu da çeşitli risk faktörlerinin, tespit edilen etken mikroorganizma dağılımının ve antifungal direnç oranlarının analiz ihtiyacını doğurmaktadır. Çalışmamızda Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde Ocak 2008-Aralık 2018 tarihleri arasında servis ve yoğun bakım ünitelerinde kandidemi tanısı ile takipli erişkin hastaların epidemiyolojik özellikleri, risk faktörleri, kandida tür dağılımı ve antifungal duyarlılık paterni değişimlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal-Metot: Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde Ocak 2008-Aralık 2018 tarihleri arasında servis ve yoğun bakım ünitelerinde kandidemi tanısı ile takipli, 18 yaş üstü erişkin hastalar dahil edildi. Hastane Enfeksiyon Kontrol Komitesi (HEKK) sürveyans verilerinden kan kültüründe kandida türleri üremesi olan hastaların bilgileri kayıt edildi. Altta yatan hastalıklar (böbrek yetmezliği, diabetes mellitus, kalp yetmezliği, solid organ nakli, akut batın, pankreas hastalıkları, GİS kanama, malign solid tümör, hematojen malignensi vs.), risk faktörleri (ameliyat dreni, ERCP, hemodiyaliz, santral venöz katater, TPN (total parenteral nutrisyon) nefrostomi, nötropeni, mekanik ventilasyon vs.), etken kandida türü, HEKK "Hasta İzlem Formu"ndan ve antifungal duyarlılık paterni mikrobiyoloji laboratuar kayıtlarından retrospektif incelendi. Bulgu: Çalışmaya dört yüz elli beş hasta dahil edildi, hastaların % 56,3'ü (n: 256) erkek, % 43,7'si (n: 199) kadın olup, yaş aralığı 18-92, yaş ortalamaları 52,22±16,70 (Med: 55, Min: 18, Maks: 92) idi. Altmış beş yaş ve üzeri yaş grubu, hastaların % 26,3'ünü (n: 109) oluşturuyordu. Kan kültüründen izole edilen en sık kandida türleri sıklık sıralamasına göre; % 37,6 C. parapsilosis, % 31,6 C. albicans ve % 14,1 C. tropicalis idi. Altmış beş yaş ve üzeri grupla, daha genç yaş grubu arasında kandida tür dağılımı arasında farklılık izlenmedi. Çalışma süresinde erişkin hastalarda kandidemi insidansı 10.000 başvuruda 11,6 saptandı. Otuz günlük atfedilen mortalite oranı % 36,7 idi. C.albicans izole edilen hastaların % 45,8'i (n: 66), NAC izole edilen hastaların % 32,5'i (n: 101) exitus ile sonuçlandı. C. albicans izole edilen hastaların, NAC türlerine kıyasla mortalitesi istatistiksel açıdan anlamlı oranda yüksek saptandı. Kan kültüründe etkenin saptandığı gün itibari ile ortalama ölüm süresi 10,66±8,15 gün (Med:9 Min: 1 Maks: 30) olarak tespit edildi. Tek değişkenli analiz ile risk faktörlerinden antibiyoterapi kullanımı (% 97), hemodiyaliz (% 14,4), karaciğer yetmezliği (% 5,4), kolostomi varlığı (% 10,2), KOAH dışı kronik akciğer hastalığı (% 9), mekanik ventilasyon (% 40,7) ve yanık (% 1,2) mortalite ilişkili iken, çoklu regresyon analizinde bağımsız olarak yeterli birer risk faktörü olmadıkları gözlendi. Çalışmada 455 kandida izolatının 11 yıllık antifungal direnç oranları flukonazol için % 6, vorikonazol için % 2,3, amfoterisin B için % 1,8 idi. Ekinokandin duyarlılık testleri Ağustos 2012 tarihi itibari ile çalışılmaya başlanmış olup bu tarih itibari ile izolatlarda kaspofungin direnç oranı % 1,4, mikafungin direnç oranı % 3 izlendi. C. albicans ve NAC türleri arasında amphotericin B ve kaspofungin direnç oranlarında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmazken, NAC türlerinde flukonazol (p=0,001), flusitozin (p=0,021), mikafungin (p=0,006) ve vorikonazol (p=0,032) direncinin, C. albicans'lardan yüksek oranlarda görülmesi istatistiki olarak anlamlıydı (p<0,05). Sonuç: Kandidemi mortalitesi yüksek, hızlı seyirli, tanı ve tedavisi zor bir enfeksiyon hastalığıdır. Geç ve etkisiz tedavi, mortalitenin en önemli nedenlerindendir. Ülkeler arasında, aynı ülkede farklı yıllar arasında ya da farklı hastanelerde insidansı, etken spektrumu, antifungal duyarlılık profilleri değişiklik göstermektedir. Bu durum hastanelerde mantar infeksiyonlarının iyi yönetilmesi için sürveyans çalışmalarının belirli aralıklarla yapılmasını zorunlu hale getirmiştir. Anahtar sözcükler: Kandida tür dağılımı, risk faktörleri, antifungal duyarlılık

Antifungal ajanlarAntifungal duyarlılık testleriDuyarlılık+2
Nazlıgül Solmaz
Çukurova University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerde candida vajinitinin epidemiyolojisi

Giriş: Her dört kadından üçünün hayatları boyunca en az bir kez maruz kaldığı Candida vajinitinin (CV) en önemli risk faktörlerinden birisi de gebeliktir. Sunulan bu çalışmada hastanemize başvuran gebelerde CV'nin prevalansının, trimesterlere göre dağılımının, en sık görülen mantar türlerinin belirlenmesi ve tanı yöntemlerinin karşılaştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Nisan 2021–Haziran 2021 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran rastgele seçilmiş 250 gebeden alınan posterior forniks sürüntü örneği, 2ml Sabouraud glikoz broth içerisinde aynı gün mikrobiyoloji laboratuvarına ulaştırıldı. Örnekler; direk mikroskop değerlendirmesi, Gram boyama, mantar kültürleri (CHROMAgar Candida [CAC] ve Sabouraud glikoz agar [SGA]) ile değerlendirildi. İzole edilen maya mantarları germ-tüp testi, mısır unlu-tween 80 agarda yapısal özelliklerinin değerlendirilmesi, CAC'da üreme özellikleri ve MALDI-TOF MS yöntemi ile identifiye edildi. Aynı zamanda, CAC besiyerinin identifikasyon performansı, MALDI-TOF MS yöntemi referans alınarak değerlendirildi. Bulgular: Hastanemize başvuran gebelerde mantar vajinitlerinin prevalansı %43.2 idi. Mantar vajinitli 108 olgunun 22'si (%20.4) rekürren vajinit tarif etti ve %82.4'ü ikinci ve üçüncü trimesterda idi (p > .05). SGA ve CAC besiyerleri arasında izolasyon performansı yönünden fark bulunmadı. En çok izole edilen mantar türü C. albicans (%49.6) olup diğer türler ise C. glabrata (%35.3), C. krusei (%7.5), C. kefyr (%3.4), C. tropicalis (%1.7), S. cerevisiae (%1.7) ve C. dubliniensis (%0.8) idi. Germ-tüp testinin C. albicans için duyarlılık ve özgüllüğü, sırası ile, %88.1 ve %98.3 idi.10 olguda (%9.3) polifungal popülasyon belirlendi. Polifungal popülasyonlar arasında en sık görülen C. albicans + C. glabrata (%60) birlikteliği idi. CAC besiyerinin doğru tanı değerleri C. albicans, C. glabrata ve C. krusei için, sırası ile, %99.1, %97.5 ve %99.2 bulundu. Sonuç: Gebe popülasyonunda CV önemli bir halk sağlığı sorunu olarak ortada durmaktadır. Son yıllarda mantar vajinitlerinin, özellikle albicans-dışı Candida vajinitlerinin prevalansındaki artış endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Kromojenik besiyerlerinin tek plakta izolasyon ve identifikasyon sağlaması ve polifungal popülasyonu tanıma olanağı mantar vajinitlerinin hızlı ve doğru tanısında kolaylık sağlar. Gebelerde CV, doğru ve tam tedavi edilmediğinde koryoamniyonit ve takiben erken doğum gibi gebelik komplikasyonlarına sebep olabileceğinden gerek hasta ve gerekse hekimlerin bu konuda eğitilmesi ve bilinçlenmesi gerekir.

AgarEpidemiyolojik faktörlerGebelik+3
Ahmed Abbas Mohsın Chaabawı
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kandida türlerine bağlı üriner sistem infeksiyonlarında risk faktörleri ve antifungal duyarlılık araştırılması

Günümüzde altta yatan hastalıklara ve ağır cerrahi girişimlere bağlı olarak hastanede yatış süresinin uzaması, hastanelerde özellikle yoğun bakım ünitelerinde uzun süreli ve çoğul antibiyotik kullanımlarının artması, bağışıklık baskılayıcı tedaviler, santral venöz kateter, total parenteral beslenme, üriner kateter kullanımlarının artması gibi nedenlere bağlı olarak üriner sistem mantar infeksiyonları önemli bir sorun haline gelmiştir. Bu çalışmada Ocak 2012 ile Mart 2013 tarihleri arasında Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi?nde yatarak tedavi alan 18 yaş üstü hastalar çalışmaya dahil edildi. İdrar kültürlerinde üreyen kandida türlerinin antifungal duyarlılıkları E-test yöntemiyle incelendi. Yaşları 18-88 arasında değişen (ortalama: 60.21 ± 17.57) 56?sı kadın ve 44?ü erkek çalışma grubunu oluşturdu. Hastaların yatışından itibaren kandidüri gelişmesine kadar geçen süre ortalama 23,9 gün bulunmuştur. Çalışmaya alınan hastaların %65?i yoğun bakım ünitelerinde takip edilirken, %35?i yoğun bakım dışı kliniklerde takip edilmiştir. Hastalarda saptanan risk faktörleri arasında ilk üç sırayı antibiyotik kullanımı (%99), eşlik eden en az bir kronik hastalık olması (%94) ve üriner kateter bulunması (%90) olarak saptandı. Diğer risk faktörleri ise total parenteral beslenme (%45), santral venöz kateter (%39), mekanik ventilasyon (%38), üriner sistem anomalisi (%34), diyabetes mellitus (%33), malinite (%32), cerrahi (%27), kronik böbrek yetmezliği (%23), hemodiyaliz (%14), immünsupresif tedavi (%12), steroid kullanımı (%10), travma öyküsü (%9) ve nefrostomi (%6) olarak bulundu. Araştırmaya katılan hastaların %58?i mortalite ile sonuçlandı. Yoğun bakımda yatma, santral venöz kateter, total parenteral beslenme, mekanik ventilasyon, hipotermi, taşikardi, hipotansiyon, genel durumda kötüleşme ve kandidemi birlikteliği ile mortalite arasında anlamlı bir ilişki olduğu görüldü (p<0.05 Fisher?in kesin ?2 testi). Yapılan çok değişkenli istatistiksel analizlerde bağımsız risk faktörü saptanmadı. Hastaların 46?sında C. albicans, 54?ünde ise non-albicans kandida türleri üredi. Bu türlerin mortalite ile ilişkisi değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Amfoterisin B, kaspofungin ve vorikonazol direncine her iki grupta da rastlanmamıştır. C. albicans kökenlerinde flukonazol direnci saptanmamış, kökenlerin % 4.3?ü doza bağlı duyarlı bulunmuştur. Non-albicanstürleri için ise flukonazol kökenlerin %20,3?ünde doza bağlı duyarlı, %5,6?ında dirençliydi. İtrakonazol direnci değerlendirildiğinde ise C. albicans kökenlerinin % 17.4?sında doza bağlı duyarlılık, %6.5?inde direnç saptandı. Non-albicans türler içinse itrakonazol %13 doza bağlı duyarlı, %26 dirençli bulundu. Sonuç olarak risk faktörleri bulunan, uzun süre antibiyotik kullanan hastalarda infeksiyon kanıtları oluştuğunda kandida türlerine bağlı infeksiyonlar da düşünülmeli ve buna yönelik tanı ve tedavi uygulamaları başlatılmalıdır. Anahtar kelimeler: üriner sistem infeksiyonu, risk faktörü, kandida, antifungal duyarlılık, E-test

Antifungal ajanlarAntifungal duyarlılık testleriKandida+4
Sinan Karakadıoğlu
Manisa Celal Bayar University
2013
00

Related subjects