Audiology
65 theses under this subject heading
Koklear implant kullanıcısı işlem öncesi dönem çocuklarında öğrenme stilleri ve dil gelişimi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada koklear implant kullanan işlem öncesi dönem çocuklarında dil gelişimini değerlendirmek ve öğrenmede hangi stili kullandığını belirlemek ve aralarındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Çalışmamızda 5 yaş ve 6 yaş 11 ay arasında olan, koklear implant kullanan, ek engeli bulunmayan 32 çocuk katılımcı (16 erkek, 16 kız) yer almıştır. Katılımcılara "Türkçe Okul Çağı Dil Gelişimi Testi (TODİL)" ve "Çocuklar İçin Öğrenme Stilleri İndeksi (ÇİÖSİ)" uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen normatif verilere göre çalışma sonucunda koklear implantlı çocuklar dil gelişimlerinde akranlarına kıyasla daha düşük performans sergilemişlerdir. Normatif verilerde görsel ve aktif öğrenme stili tercih edilirken çalışmamızda koklear implantlı çocuklarda işitsel ve aktif öğrenme stili en çok tercih edilen öğrenme stili olarak belirlenmiştir. Öğrenme stillerinin bazı alt alanlarında TODİL ile anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Koklear implant kullanmaya başlama yaşı ve rehabilitasyona başlama yaşları ile dil gelişimi arasında ilişki gözlemlenmiştir. Sonuçlar bize koklear implantlı çocuklarda öğrenme stilini belirlemenin daha etkili bir rehabilitasyon süreci ve dil gelişimi açısından olumlu etkiler alınabileceğini göstermektedir.
Dil ve konuşma güçlüğü tanısı almış okul öncesiçocuklarda fonem farkındalığı ve işitsel sözel becerilerin değerlendirilmesi
Bu çalışmada Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik ve Araştırma Merkezleri bünyesinde dil ve konuşma güçlüğü tanısı almış okul öncesi çocukların dinleme ve konuşma seslerini tanıma performanslarını değerlendirmek amaçlanmıştır. Gelişimsel gecikme problemi olan bütün çocuklarda olduğu gibi konuşma gecikmesi nedeniyle ilgili merkezlere başvuran çocuklara da multidisipliner bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Bu değerlendirmeler sırasında konuşma gelişimi için gerekli ön koşullardan biri olan işitsel-sözel becerileri de içermelidir. İyi bir alıcı dile sahip olmayan çocukların yaşına uygun bir ifade edici dil geliştirme ihtimalleri oldukça düşüktür. Çalışmamıza 6,0 ve 6,11 ay arasında dil gelişimi dışında gelişimsel problemi olmayan 30 katılımcı dahil edilmiştir. Çocuklar Konuşma Seslerini Tanıma Testi (KSTT) ve Türkçe Okul Çağı Dil Gelişimi Testi (TODİL)'nin alt testleriyle değerlendirilmiştir. Çalışmamızın sonucunda elde ettiğimiz sonuçlar hipotezlerimizi büyük ölçüde doğrular nitelikte olmuştur. Çocuklar Resim Sözcük Tanıma, Cümle Anlama, Fonemik Analiz ve Sözcük Ayırt Etme gibi dinleme becerilerinin değerlendirildiği testlerde büyük oranda ortalama altı performans göstermiştir. Bu sonuçlar dil konuşma gecikmesi olan çocukların dinleme becerilerinin değerlendirilmesi ve bu becerilere yönelik eğitim programlarının planlanması gerektiği öngörümüzü desteklemektedir. Ayrıca elde ettiğimiz veriler bu grupta dinleme becerilerinin önemini vurgulamak için farklı değerlendirme yöntemleriyle yapılacak çalışmalara ihtiyaç olduğunu ortaya koymuştur.
Farklı işitsel implant kullanan çocuklarda duyusal işlemleme ve dil becerilerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, koklear implant ve işitsel beyin sapı implantı kullanan çocukların duyusal işlemleme becerilerinin dil gelişimi üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda; 5 yaş ile 9 yaş arasında, ek engeli olmayan işitsel beyin sapı implantı (Auditory Brainstem Implant, ABI) kullanan 20 çocuk, koklear implant (Cochlear Implant, CI) kullanan 20 çocuk ve işitme kaybı olmayan 20 sağlıklı çocuk çalışmaya dahil edilmiştir. Çocukların tümüne duyusal işlemleme becerilerini değerlendirmek için 'Duyu Profili', dil becerileri değerlendirmek için 'Türkçe Okul Çağı Dil Gelişim Testi' (TODİL) uygulanmıştır. Çalışma sonucunda TODİL'in ilişkili sözcük dağarcığı, sözcük betimleme, cümle tekrar etme ve biçimbirim tamamlama alt testlerinin ölçekli puanları, fonemik analiz ve artikülasyon ek testlerinin ham puanları ve dinleme, konuşma, sözlü dil ve organize etme bileşke performansların indeks puanları CI kullanan çocuklarda, ABI kullanan çocuklara göre daha yüksektir ve istatistiksel olarak anlamlı şekilde farklılık saptanmıştır (p<0,05). Duyu profili'nin duyma, görme, vestibüler ve oral duyusal işlem ortalama puanları sağlıklı grupta ve CI kullanan grupta, ABI kullanan gruba göre daha yüksektir ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). Modülasyon, davranış-duygusal cevaplar bölümlerinin ortalama puanları sağlıklı grupta, CI kullanan ve ABI kullanan gruba göre daha yüksektir ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). ABI kullanan çocuklarda görme işlemi ve duyusal uyaranlara karşı arayış davranışı ile TODİL bileşke performanslar arasında; CI kullanan çocuklarda ise endurans ve tonusla ilgili duyusal işlem, duygusal-sosyal cevaplar ve kayıt davranışları ile TODİL bileşke performanslar arasında istatistiksel olarak ilişki olduğu tespit edilmiştir. İşitsel implant kullanan çocuklarda duyusal işlemleme becerilerinin dil gelişimi üzerine etkisinin araştırılmasının, çocukların dil gelişiminde, öğrenmeyi ve akademik başarıyı geliştirmede yaşadıkları gecikmelerin açıklanmasına ve uygulanacak işitsel rehabilitasyon programında en etkili müdahale stratejilerini belirlenmesine faydalı olacağı düşünülmektedir.
Unilateral koklear implant kullanıcısı çocukların video head impulse test (VHIT) ile değerlendirilmesi
İç kulakta meydana gelen değişiklikler hem koklea hem de vestibülü etkilemektedir. Bu etkilerin koklear implant cerrahisi sonrasında da görüldüğü literatürde yer almaktadır. Bu doğrultuda çalışmamızın amacı, unilateral koklear implant kullanımının 7-18 yaş aralığındaki çocuklarda vestibülo-oküler refleks (VOR) üzerine etkisini değerlendirmektir. VOR'u değerlendirmek için VHIT kullanılmış ve tek taraflı koklear implant kullanıcıların sonuçları, aynı yaş grubundaki kontrol grubu bireylerle karşılaştırılmıştır. Çalışmaya en az bir senedir tek taraflı koklear implant kullanan 7-18 yaş arası 29 birey çalışma grubu olarak, işitme kaybı şikayeti olmayan aynı yaş aralığında 32 birey kontrol grubu olarak dahil edilmiştir. Çalışma grubuna koklear implant ses işlemcisi açık (Kİ-A), koklear implant ses işlemcisi kapalı (Kİ-K) olarak iki ayrı durumda değerlendirmeler yapılmıştır. Yapılan değerlendirmelerde elde edilen veriler çalışma grubunda koklear implantlı kulak ile koklear implantsız kulak arasında Kİ-A ile Kİ-K durumları arasında ve çalışma grubu ile kullanmayan kontrol grubu arasında karşılaştırılmıştır. Çalışma grubunu kendi içerisinde Kİ-A ve Kİ-K durumları karşılaştırıldığında anlamlı bir farklılık elde edilmemiştir (p> 0.05). Benzer olarak implantlı kulak ile implantsız kulak arasında da anlamlı farklılık elde edilmemiştir (p> 0.05) Ayrıca çalışma grubu ve kontrol grubu arasında yapılan karşılaştırmalarda anlamlı farklılık bulunmamıştır (p> 0.05). Çalışmamızdan elde edilen veriler 7-18 yaş arasındaki bireylerde koklear implant kullanımının VHIT sonuçları üzerinde anlamlı bir farklılığa yol açmadığı gösterilmiştir.
Kekemeliğe ilişkin yararlı olmayan inançlar ve düşünceler aracı-6'nın Türkçe uyarlaması
Ses, hece veya cümle tekrarı şeklinde ortaya çıkan kekemelik, konuşmanın akıcılığını olumsuz etkileyen bir konuşma bozukluğudur. Kekemeliğin etiyolojisine ilişkin birçok teori ileri sürülmüşse de bu konu hala belirsizliğini korumaktadır. Bireylerin kekemeliklerini fark etme evresindden itibaren kekemelikten kaçınma davranışları edinilmeye başlar. Kaçınma davranışları bireylerde üzüntü, bunaltı gibi semptomlar göstererek ileri safhalarda sosyal anksiyeteye yol açabilmektedir. Bu çalışmada birincil amacımız, kekeme bireylerin anksiyete düzeylerini ölçmek üzere Sydney Kekemelik Enstitüsü araştırmacıları tarafından geliştirilmiş Kekemeliğe İlişkin Yararlı Olmayan İnançlar ve Düşünceler-6 (Brief Version of Unhelpful Thoughts and Belives About Stuttering-6) ölçeğinin Türkçe geçerlilik güvenilirliğini yapmaktı. Ölçeğin orjinali üç çevirmen tarafından Türkçe'ye çevrildi, daha sonra üç ayrı çevirmen ölçeği İngilizce'ye geri çevirdi ve aradaki farklar gözlendi. En uygun ölçek seçilerek üç uzman görüşü alınıp, 12 bireye ölçeğin anlaşılırlıkları için her bir maddeye ilişkin puanlama yapmaları ve yorumlarını bildirmeleri istendi. Gerekli maddeler düzeltilip ölçeğin Türkçe geçerlilik ve güvenilirliği tamamlandı. Yapılan çalışmlarda kekemeliğin şiddeti ile anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkinin net olmadığı belirtilmektedir. Araştırmacılar kekemeliğin anksiyete ile sonuçlandığı üzerinde hemfikir olsalarda, anksiye düzeyinin kekemelik şiddeti ile ne seviyede ilişkili olduğu net değildir. Çalışmanın diğer amacı, Kekemelik Şiddeti Değerlendirme Aracı-4 ile geçerlilik ve güvenilirliğini yaptığımız Kekemeliğe İlişkin Yararlı Olmayan İnançlar ve Düşünceler-6 ölçeği ile arasındaki ilişkiyi araştırmaktı. Çalışmamıza, Eylül 2018- Aralık-2018 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'na kekemelik şikayeti ile başvuran kekemeliği olan bireyler arasından 60 katılımcı dahil edilerek olgu grubu oluşturuldu. Kontrol grubu için ise yine Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'na kekemelik dışında şikayetler ile başvurmuş herhangi bir konuşma bozukluğu olmayan bireylerden 30 katılımcı seçildi. Çalışmaya katılan bireylerin öncelikle Kekemeliğe İlişkin Yararlı Olmayan İnançlar ve Düşünceler Aracı-6 (KİYİDA-6) doldurtuldu, daha sonra olgu grubundan seçilen 31 bireye kekemelik şiddet seviyelerini belirlemek üzere Kekemelik Şiddeti Değerlendirme Aracı-4(KEŞİDA-4) değerlendirme protokolü uygulandı. Öncelikle, elde edilen verilerden olgu ve kontrol gruplarına ilişikin her bir değişkenin düzeyleri için sayı ve yüzdelerin yer aldığı frekans tabloları oluşturuldu. Daha sonra sürekli değişkenler olan ölçek alt boyutları, toplam puanı, yaş, başlangıç yaşı ve terapi süresi için tanımlayıcı istatistikler hesaplandı. Sürekli değişkenlere ilişinkin verilerin normal dağılıp dağılmadığının incelenmesinde Shapiro-Wilk Normallik testi kullanıldı, veriler normal dağılmadığından olgu ve kontrol gruplarına ilişkin yaş, ölçek alt boyut ve toplam puanlarının karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi kullanıldı. Olgu ve kontrol gruplarında kategorik değişkenlerin incelenmesinde ki-kare analizi yapıldı. Tüm istatistiksel analizlerde IBM SPSS Versiyon 25.0 istatistiksel paket programı kullanıldı. Türkçe Kekemeliğe İlişkin Yararlı Olmayan İnançlar ve Düşünceler Aracı-6 (KİYİDA-6) ölçeğinden elde edilen puanlar; Cronbach's alfa değerleri, maddelerarası güvenilirlik ve iç ölçek puanları açısından orjinal ölçeğin tam versiyonu ve kısa versiyonundan elde edilen değerler ile kıyaslandı. Geçerliliği yapılan ölçeğin aldığı puanların orjinal ölçek puanları ile oldukça yakın olduğu sonucuna ulaşıldı. Sonuç olarak; Kekemeliğe İlişkin Yararlı Olmayan İnançlar ve Düşünceler-6 ile KEŞİDA-4 arasında zayıf düzeyli (0.38) anlamlı bir ilişki olduğu bulundu. KİYİDA-6 veya KEŞİDA-4 ile bir ilişki olduğu görülürken KİYİDA-6 ve KEŞİDA-4 ile demografik değişkenler arasında anlamlı bir korelasyon olmadığı sonucuna ulaşıldı. Anahtar Kelimeler: kekemelik, UTBAS-6, KİYİDA-6, SSI-4, KEŞİDA-4, kekemelik ve anksiyete
OVEMP'te uygulanan farklı uyaranların ('KLİK', 'tone-burst', 'CHIRP') farklı yaş gruplarındaki sağlıklı bireyler üzerinde karşılaştırılması
ÖZET oVEMP'te Uygulanan Farklı Uyaranların ('klik', 'tone-burst', 'chirp') Farklı Yaş Gruplarındaki Sağlıklı Bireyler Üzerinde Karşılaştırılması Çalışmamız Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma Hastanesi KBB kliniği odyoloji bölümünde gerçekleştirilmiştir. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma Hastanesi Etik Kurulu tarafından 22.03.2016 tarih ve 27/06 numaralı kurul kararı ile çalışmanın uygunluğuna karar verilmiştir. Çalışmamızda farklı yaş gruplarında normal işiten sağlıklı yetişkin kişiler de 'klik','chirp','tone-burst' uyaranlar ile elde edilen oVEMP yanıtlarının amplitüd ve latans açısından karşılaştırılması hedeflenmiştir. Çalışma 19-60 yaş arası 66 gönüllü ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya daha önce vestibüler rahatsızlık yaşamamış, otoskopik muayene bulguları normal, hava yolu saf ses ortalaması (500-2000 Hz) 15 dB'den az olan,akustik immitansmetri sonuçlarında Tip A timpanogram elde edilen ve akustik refleks eşikleri normal olan bireyler dahil edilmiştir. Uygulama sırasında ortaya çıkan ilk negatif dalga (N1) devamında ortaya çıkan pozitif dalga (P1) latansları ve bu iki dalganın tepe noktaları arasında kalan (P1-N1) amplitüdleri karşılaştırılmıştır. Yapılan uygulamalar sonucu Chirp uyaran ile sağ kulak N1 5,9+/- 0,9 ms P1 11,06+/-0,92 ms P1-N1 10,51+/-7,2(μV);sol kulak N1 6,03+/-1,05ms P1 11,3+/-1,07ms P1-N1 11,93+/-7,33(μV) olarak elde edilmiştir. Klik uyaran ile sağ kulak N1 8,68 +/- 1,44 ms P1 12,73+/-1,8 ms P1-N1 2,77+/-2,05(μV); sol kulak N1 8,63+/-1,47ms P1 12,68+/-1,86ms P1-N1 2,86+/-1,94 olarak elde edilmiştir. Tone-burst uyaran ile sağ kulak N1 10,01+/-0,86 ms P1 14,89+/-1,21 ms P1-N1 7,09+/-5(μV) ; sol kulak N1 10,08+/- 0,88 P1 15,09+/-1,17 ms P1-N1 7,5+/-3,5(μV) olarak elde edilmiştir. Elde edilen N1(ms),P1(ms) ve P1-N1(μV) ortalamalarında her üç uyaran tipi arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur.(p<0,05) Yaptığımız çalışma ile tone-burst ve klik uyarana göre chirp uyaran ile oVEMP sonuçlarının daha kısa latans , yüksek amplitütte ve morfolojik olarak daha net dalgalara sahip olduğu chirp uyaranının güvenilir ve kullanılabilir bir uyaran olduğu gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: chirp, click, oVEMP, tone-burst
Relapsing remitting multiple skleroz hastalarinda odyo-vestibüler bulgular
Multiple skleroz, işitme ve denge sistemlerini olumsuz etkileyebilmektedir. Amacımız, relapsing remitting multiple skleroz (RRMS) hastalarında lezyon tutulumuna göre odyo- vestibüler bulguların araştırılmasıdır. 25 RRMS hastası (10 supratentorial ve 15 supratentorial+infratentorial lezyonlu-50 kulak) ve 30 sağlıklı birey (60 kulak) çalışmaya alınmıştır. Tüm bireylere Baş Dönmesi Engellilik Anketi (BDEA), Genişletilmiş Özürlülük Durum Ölçeği, Odyometrik, İmmitansmetrik Değerlendirme, Distortion Product (DPOAE) ve Transient Otoakustik Emisyon (TEOAE), İşitsel Beyin Sapı Cevabı (İBC), Vestibüler Uyarılmış Kas Potansiyelleri (VEMP) ve Videonistagmografi testleri uygulanmıştır. Hava yolu (250-6000 Hz ve 12500-16000 Hz) ve kemik yolu işitme eşikleri ve akustik refleks decay görülme sıklığı RRMS'li olgularda (500,1000, 2000 Hz) kontrol grubundan anlamlı şekilde yüksek elde edilmiştir (p>001). Bazı frekanslarda TEOAE ve DPOAE cevabı ve SNR oranında gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). İBC'de I, III, V. dalga mutlak latansları ve I-III, I-V, III-V dalgalar arası latanslarında supratentorial+infratentorial grupta anlamlı şekilde uzama saptanmıştır (p<0,01). sVEMP'de P1 ve P1-N1 latansında RRMS hastalarında anlamlı uzama elde edilmiştir (p<0,05). VNG'de; sakkad, pursuit, pozisyonel ve kalorik testte supratentorial+infratentorial grupta anormallikler saptanmıştır. BDEA fonksiyonel alt skorunun supratentorial+infratentorial grupta en yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). RRMS hastalarında kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, santral etkilenimi destekleyen işitsel ve vestibüler bulgular elde edilmiştir.. Anahtar Kelimeler: İnfratentorial, işitme, relapsing remitting multiple skleroz, supratentorial, vestibüler,
Farklı akustik uyaranların akustik stapedial refleks özellikleri üzerindeki etkileri
Bu çalışmanın amacı farklı özelliklerdeki akustik uyaranların, Akustik Stapedial Refleks (ASR) özelliklerini nasıl etkileyeceğini değerlendirmek, akustik refleks sisteminin farklı akustik uyaranlara vereceği refleksif tepkileri incelemektir. Çalışmaya normal işitmeye sahip 18-50 yaş arası 30 gönüllü yetişkin birey (16 kadın, 14 erkek) yetişkin birey katılmıştır. Geniş Bant Timpanometre kullanılarak değerlendirmeler yapılmıştır. Bireylerin timpanometrik değerlendirmesinde 250 Hz, 500 Hz, 1000 Hz, dar band (narrowband) ve konuşma (speech) uyaranları kullanılarak, akustik stapedial refleks (ASR) ve refleks decay (RD) eşik değerleri incelenmiştir. Tanımlayıcı ve karşılaştırma istatistikleri yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, özellikle 250 Hz, 500 Hz ve 1000 Hz frekanslarında elde edilen ASR ve RD eşik değerleri, dar band ve konuşma uyaranlarına kıyasla istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermişti (p<0.05). Ayrıca 1000 Hz uyaranı, en yüksek ortalama ASR (78.33 dB) ve RD (82.92 dB) eşik değerlerini üretmiştir. Buna karşılık, dar band ve konuşma uyaranlarının daha düşük refleks eşik değerleri dikkat çekmiştir. Bu sonuçlar, uyaran türünün akustik stapedial refleks eşikleri ve refleks decay eşik değerleri üzerinde belirleyici bir etkisi olabileceğini ve özellikle konuşma uyaranının daha düşük eşik düzeyleri ile refleks ölçümlerinde klinik açıdan farklılaşabileceğini ortaya koymaktadır. Böylece, odyolojik değerlendirmelerde hangi uyaran türünün kullanıldığına yönelik seçimlerin test sonuçlarını doğrudan etkileyebileceği anlaşılmaktadır. Gelecek çalışmalarda; refleks ölçümlerinde uyaran türlerinin karşılaştırılması geniş örneklemlerle yapılıp, uyaran seçiminin klinik yansımaları daha ayrıntılı araştırılabilir. Konuşma uyaranının tanısal katkısı farklı gruplarda incelenebilir.
Obstrüktif uyku apne sendromlu hastalarda işitme ve denge sisteminin akustik ve psikosomatik testlerle değerlendirilmesi
Dünyada ve ülkemizde önemli bir halk sağlığı problemi olan OUAS basit bir uyku problemi olmayıp, vücuttaki bütün sistemleri etkileyebilen sistenik bir hastalıktır. OUAS tanı ve tedavisinde; KBB, Göğüs hastalıkları, nöroloji, kardiyoloji ve dahiliye uzmanları ve uyku fizyologlarının multidisipliner bir şekilde çalışması gerekmektedir. Bu çalışmada OUAS' da oluşan hipoksi ve hiperkapni ataklarının işitme ve denge sistemi üzerine olan etkilerini psikosomatik ve akustik testlerle araştırıldı.Bu çalışma İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi İnsan Araştırmaları Etik Kurulunun izni alındıktan sonra, İnönü Üniversitesi Odyoloji Laboratuvarında gerçekleştirildi. Çalışmada toplam 95 olgu dahil edildi. Bu olguların 71'i OUAS'lı hasta grubunu, 24 `ü ise kontrol grubunu oluşturmaktaydı. Çalışmaya katılan tüm bireylerin KBB muayeneleri yapıldı. Anamnezinde odyovestibüler patoloji geçirmeyeneler ve kulak patolojisi saptanmayan olgular çalışmaya dahil edildi. Çalışma için tüm olgulara odyoloji labaratuvarında timpanometri, saf ses odyometri, yüksek frekans odyometri, otoakustik emisyon testi, Kalorik test ve ENG testi yapıldı. Aynı zamanda tüm olgulara Tinnitus engellilik Anketi, Beck Depresyon Ölçeği, Vizüel Analog Skalası anketi uygulandı. Sonuçlar istatiksel olarak değerlendirildi.OUAS hastalarda yüksek frekans odyometri ile saptanan değerler hem kontrol grubuna hemde hafif OUAS'lu gruba göre anlamlı farklılıklar saptandı. Ağır OUAS' lı hastaların BDÖ ölçek puanlaması hem kontrol grubuna göre hemde hafif OUAS hastalarına göre anlamlı farklılıklar saptandı. Diğer parametrelerde istatiksel olarak analmalı fark tespit edilmedi.Sonuç olarak; OUAS' lı hastalarda yüksek frekanslarda işitme kaybı olduğu görüldü.Anahtar kelimeler: Obstrüktif Uyku Apne Sendromu, Odyolojik değerlendirme, Vestibüler sistem, Psikosomatik anket
Multipl skleroz hastaları üzerinde odyovestibüler değerlendirme
Bu araştırma Multipl Skleroz (MS) hastaları üzerinde işitsel ve vestibüler fonksiyonları, hastaların içinde bulunduğu psikososyal durumlar da göz önünde bulundurularak bilişsel işlevleriyle değerlendirmek amacıyla yapıldı. Çalışma Mayıs-Kasım 2018 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalına başvuran MS tanılı hastalar üzerinde gerçekleştirilmiştir. Görüşmeye katılan hastalarla yüz yüze görüşme sağlanmıştır. Prospektif vaka-kontrol tipinde olan bu çalışmanın örneklem grubunu işitme ve denge problemi yaşamayan bireyler oluştururken, deney grubunu MS tanısı konulmuş, son iki aydır atak geçirmemiş olan, 18 yaş üstü, 60 yaş altı hastalar ile yaş, cinsiyet bakımından benzer özellik gösteren bireyler oluşturmuştur. 15 sağlıklı birey ile 15 hasta birey olmak üzere toplam 30 hastanın katılımı sağlanmıştır. Deney ve hasta gruplar üzerinde odyolojik ve vestibüler testler sağ ve sol kulağa ayrı ayrı uygulanmış olup bu iki gruptan alınan veriler karşılaştırılmıştır. Eş zamanlı olarak hastalara empedans odyometri testi yapılarak orta kulak basıncı ve stapes refleks eşikleri kontrol edilmiştir. Vestibüler testler uygulanarak hastaların vizüel, derin duyu sistemleri ve bunlar arasındaki bağlantılar, varsa bağlantılar arasında patolojiler tespit edilmeye çalışılmış ve bu patolojilerin periferik veya santral olup olmadığı belirlenmeye çalışılmıştır. Hem kontrol grubuna hem de hasta grubuna Beck Depresyon Ölçeği uygulanıp hasta formu dolduruldu. Hasta grubun yaş ortalamasının 38,80 ± 9,14 olduğu görüldü. Hastaların büyük çoğunluğunu Relapsing Remitting Multipl Skleroz ve Relapsing Progresif Multipl Skleroz (%40 oranında RPMS, %40 oranında RRMS) oluşturmuştur. Bu çalışma ile MS hastalarının işitme eşiklerinin yüksek frekanslarda etkilenmiş olduğu tespit edilmiş, bazı hastalarda kortikal potansiyellerde latans gecikmesi gözlenmiştir. Bazı hastalarda lateral kanallarda vestibülooküler reflekslerin kazançlarında düşme gözlenmiştir. Hasta ve kontrol grubuna uygulanan testlerden elde edilen veriler SPSS analizine tabi tutulmuş, sonuçlar tartışılmıştır. Hastalığın aynı zamanda yaş ve cinsiyete bağlı olup olmadığı da yine yapılan analizler sonucu tartışılmıştır. Aynı zamanda MS hastalarında bilişsel işlevin bozulduğu ortaya konulmuştur. Elde edilen veriler sonucunda "İşitsel Beyin Sapı Cevapları (ABR)" testinde click uyaran sıklığı saniyede 20 ve 70 iken istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar elde edilmemiştir. Uygulanan vestibüler testler sonrasında kulaklar arasında istatistiksel olarak anlamlılık gözlenmiştir. Saf ses odyometri testi uygulanan hastaların birçoğunda işitme kaybı saptanmıştır. Çalışma grubunun kontrol grubu ile yaş, cinsiyet, medeni durum bakımından benzerlik gösterdiği görülmüştür. MS hastalarının daha içe dönük ve depresif, kontrol grubunun ise daha az depresif olduğu gözlendi. Hasta grubuna uygulanan ölçekler sonrasında değişik derecelerde depresyon tespit edilmiştir.
İki kanal saf ton dijital odyometre tasarımı
Bu çalışmada, temel işitme testlerinde kullanılan saf ton, frekans modülasyonlu ve maskelemede kullanılan beyaz gürültü ile pembe gürültü ses sinyallerini iki ayrı kanaldan üretebilen odyometre tasarımı ve üretimi gerçekleştirilmiştir. Odyometrede ses sinyallerin şiddet kontrollü dijital ortamda tümleşik devrede gerçekleştirilmiştir. Tez çalışmalarında geliştirilen mimari cihazın geliştirilmesine olanak sağlayan modüler özellikler içermektedir. Odyometre için özel anahtarlamalı mod güç kaynağı tasarlanmış olup hat yoluyla gelebilecek gürültüler engellenmiştir. Odyometreyi besleyen güç kaynağı cihaz dışına alınmış, bu sayede cihazın çıkış sinyallerindeki sinyal gürültü oranı iyileştirilmiştir. Elde edilen çıkış sinyalleri Maico firmasının MA53 model saf ton odyometresinin çıkış sinyalleri ile karşılaştırılmıştır. Cihaz tasarım ve üretim özelliklerinin belirlenmesinde TS 9595-1 EN 61645-1 (Elektroakustik ? İşitme Cihazları ? Bölüm 1: Saf Ton Odyometreler) standartları referans alınmıştır.
Tam implante edilebilen aktif orta kulak işitme cihazlarının (carina) klinik ve odyolojik sonuçları
Tam İmplante Edilebilen Aktif Orta Kulak İşitme Cihazlarının(Carina) Klinik Ve Odyolojik Sonuçlarıİşitme cihazları, işitme kaybı SNİK olan hastaların işitsel rehabilitasyonunda kullanılan ana materyallerdir. İşitme cihazları aynı zamanda, medikal ve cerrahi tedaviye uygun olmayan patolojiler sonucunda gelişen iletim tipi işitme kayıplarının düzeltilmesinde de rol oynarlar. Geleneksel işitme cihazlarının kullanımında hasta ve cihaz kaynaklı problemler nedeniyle sınırlamalar mevcuttur. Bu sınırlamaları gidermek amacıyla implante edilebilen işitme cihazları geliştirilmiştir. Bu implante edilebilen cihazlar ise parsiyel ya da tam implante edilebilenler olmak üzere ikiye ayrılırlar. Bu tez çalışmasında tam implante edilebilen aktif orta kulak işitme cihazı olan Carina'nın 9 hastadaki klinik ve odyolojik sonuçlarını tespit edebilmek için, hastaların preoperatif ve postoperatif odyogramları karşılaştırabilmek için rutin odyogram uygulanmış, ayrıca postoperatif yapılan yaşam kalitesi anketi(Glasgow Benefit Inventory) uygulanarak implantın klinik açıdan avantajları değerlendirilmiştir.Elde edilen veriler neticesinde, odyolojik açıdan Carina'nın hastaların mevcut işitmesine bir zarar vermediği, mevcut işitmeyi anlamlı şekilde arttırdığı ancak daha önceden kullanılan işitme cihazları ile arasında işitme kazancı açısından herhangi bir fark bulunmadığı tespit edilmiştir. Klinik açıdan ise Carina'nın işitme cihazına göre daha faydalı olduğu tespit edilmiştir.Anahtar kelimeler: İşitme kaybı, Carina, tam implante edilebilen işitme cihazı.
Hiper/hipotiroidili hastalarda odyovestibuler sistemin değerlendirilmesi
Bu çalışma, hiper/hipotiroidili hastalarda odyovestibüler sistemin değerlendirilmesi ve bu hastalıkların işitme ve denge sistemine olan etkilerinin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 50 Graves ve 50 Hashimoto hastalığı tanısı almış hasta ile 50 sağlıklı gönüllü alınmıştır. Çalışmaya alınan tüm olgulara saf ses ve konuşma odyometrisi, timpanometri ve akustik refleks ölçümü, işitsel uyarılmış beyin sapı cevapları (ABR) ve videonistagmografi (VNG) yapılarak veriler kaydedilmiştir. Videonistagmografi değerleri kontrol grubu, Hashimoto/Hipotiroidi ve Graves/Hipertiroidi grupları arasında değerlendirilmiş ancak gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Saf ses ve konuşma odyometrisi testinde; Graves hastası olan olguların Hashimoto ve kontrol grubundaki olgulara; Hashimoto hastası olan olguların sağ kulak ve sol kulak için 250 - 6000 Hz'de ölçülen odyometri değerlerinin kontrol grubundaki olgulara kıyasla daha yüksek olduğu bulunmuştur. Olguların hastalık süresine göre işitmeleri değerlendirildiğinde hastalık süresinin işitme bulgularını etkilemediği görülmüştür. İşitsel uyarılmış beyin sapı cevapları testinde; Graves/Hipertiroidi, Hashimoto/Hipotiroidi hastası olan olguların sağ kulak ve sol kulak için 80 dB'de ölçülen I. dalga latans değerlerinin kontrol grubundaki bireylere kıyasla daha yüksek olduğu, fakat 80 dB'de ölçülen III. ve V. dalga latans değerleri açısından gruplar arasında anlamlı bir farklılık olmadığı; 80 ve 60 dB'de I-III ve I-V interpik latans değerlerinin grup I' de, grup II ve III'e göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak bulgularımıza dayanarak hipotiroidi ve hipertiroidinin vestibüler sistem üzerine etkisinin olmadığını, ancak hipertiroidi ve hipotiroidinin işitme sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu söyleyebiliriz. Anahtar Kelimeler: İşitme kaybı, hipotiroidi, hipertiroidi, vestibüler sistem
İdiyopatik ani sensörinöral işitme kayıplı hastalarda vestibüler sistemin değerlendirilmesi
Koklea ve vestibüler organlar arasındaki yakın ilişki nedeniyle koklear fonksiyon bozukluklarına vestibüler bozukluklar da eşlik edebilir. Bu çalışma ile idiyopatik ani sensorinöral işitme kayıplı hastalarda vestibüler fonksiyonların değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya, idiyopatik ani sensorinöral işitme kaybı tanılı 18-55 yaş arası 33 hasta ile işitme ve denge sorunu saptanmayan 30 gönüllü birey alındı. Hastalara tedavi öncesi, tedavinin 10. günü ve 30. gününde odyometri, cVEMP, oVEMP, kalorik test ve VNG testleri yapıldı. Ayrıca hastaların başvuru süresi, işitme kaybının derecesi ve konfigürasyonu, eşlik eden vertigo, tinnitus ve kulak dolgunluğunun işitme düzelme durumlarına etkisi değerlendirildi. Çalışma grubundaki 33 olgunun 19(%57,6)'u erkek, 14(%42,4)'ü ise kadın olup yaş ortalaması 40,24±13,05 idi. Kontrol grubundaki 30 bireyin 19(%63,3)'u erkek, 11(%36,7)'i kadın olup yaş ortalaması 39,53±13,03 idi. Ani sensorinöral işitme kaybı görülme sıklığında cinsiyet ve yaş açısından anlamlı bir fark olmadığı ve kadın hastalarda prognozun daha iyi olduğu gözlendi. Tedaviye erken başvurunun iyi prognoz, çok ileri derecede işitme kaybı ve bilateral işitme kaybının kötü prognoz olduğu gözlendi. Yükselen tip odyogram konfigürasyonu olan hastalarda prognoz daha iyi iken; düz, alçalan ve total işitme kaybı olan hastalarda prognozun daha kötü olduğu gözlendi. Vertigo, tinnitus, kulak dolgunluğu ve geçmişte işitme kaybı varlığının prognoza etkisinin olmadığı gözlendi. Çok ileri derecede işitme kayıplı ve total işitme konfigürasyonu olan hastalarda anormal kalorik yanıtın daha yüksek olduğu gözlendi. cVEMP ve oVEMP P1-N1 latanslarında tedavi sonrasında kısalma olduğu gözlendi. Anormal yanıtın en yüksek sırasıyla oVEMP, cVEMP ve kalorik testte olduğu gözlendi. Ayrıca, tedavi sonrasında anormal yanıtlarda düşüş gözlendi. Sonuç olarak; çalışmamızda idiyopatik ani sensorinöral işitme kayıplı hastalarda vestibüler fonksiyonun etkilendiği gözlendi. Bu sonuçlara göre, ani sensörinöral işitme kayıplı hastaların prognozunun tahmininde vestibüler sistemin değerlendirilmesinin önemli olduğunu düşünmekteyiz. Bu konuda daha fazla hasta serilerini içeren çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: İdiyopatik ani sensörinöral işitme kaybı, Vestibüler disfonksiyon, oVEMP, cVEMP, Kalorik test.
Frekansa özgü işitsel elektrofizyolojik değerlendirme yöntemlerinden tone burst ABR'nin yetişkinlerde klinik normalizasyonu
İşitme, insanın çevresiyle iletişimini sağlayan en önemli duyu fonksiyonlarındandır. İşitme duyusunun azalması ya da tamamen ortadan kalkması kişinin yaşam kalitesinde ciddi sorunlar ortaya çıkarabilir. Bu durum kişilerde işitme kaybına ilave olarak sosyo-psikolojik problemlerin ortaya çıkmasına neden olabilir. İşitmenin değerlendirilmesinde güvenilir davranışsal yanıtlar alınamayan hastalarda, işitmenin tespit edilebilmesi için güvenilir objektif yanıtlara ihtiyaç duyulmaktadır. İşitsel Beyin Sapı Cevapları ?Auditory Brainstem Responce? (ABR) işitmenin objektif değerlendirilmesi için klinik uygulamalarda ve literatürde en çok kullanılan odyolojik test bataryasıdır. Bizim çalışmamızın amacı; işitme kaybının odyolojik tanısı ve işitme kaybının rehabilitasyonuna yönelik belirlenecek amplifikasyon yaklaşımı için, frekansa özgü elektrofizyolojik işitme değerlendirmesine yardımcı olacak şekilde tb-ABR'nin saf ses odyometresinin normal eşikleriyle uyumluluğunu araştırmaktır.Bu çalışmada yetişkin normal işiten 15 kadın, 15 erkek toplam 30 deneğin 60 kulağından 4, 2, 1, 0.5 ve 250 Hz frekanslarında elde edilen saf ses eşikleri ile tone burst uyaran kullanılarak elde edilen İşitsel Beyin Sapı Cevapları (tb-ABR) eşikleri karşılaştırıldı.Çalışmada, 18-55 yaş aralığında seçilen olgular cinsiyetin etkisini araştırmak için, kadın ve erkek denek olarak eşit sayısıda alınmıştır. Kadın ve erkek olgularda istatiksel fark anlamlı bulunmamıştır.Kulaklar arası farklılıkları araştırmak için sağ ve sol kulaklar çalışmaya dahil edilerek kulaklar arası farklılıklar değerlendirilmiştir. İstatiksel olarak farklar anlamlı bulunmamıştır.Bütün deneklerde tb- ABR eşik seviyelerinin SSO eşik seviyelerinden daha yüksek elde edilmiştir. 4, 2, 1, 0.5 kHz ve 250 Hz'de tb-ABR eşiği ile SSO eşikleri arasındaki fark sırasıyla, 6.13, 11.13, 13.97, 14.00 ve 14.67 dB fark saptanmıştır bulundu. tb-ABR eşiklerinin, saf ses odyogram eşiklerini 4, 2, 1 kHz'de istatiksel olarak anlamlı yansıttığı bulunmuştur.Sonuç olarak tb-ABR normal işiten bireylerde 4, 2, 1, eşiklerinin saf ses eşiklerinin tahmininde istatiksel anlamlı sonuç elde edilmiştir. 500 ve 250 Hz tb-ABR eşikleri saf ses eşiklerinin tahmininde istatiksel anlamlı sonuç vermemektedir.
Posterior semisürküler kanal bening proksismal pozisyonel vertigo hastalarında vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller
1. ÖZET Posterior semisirküler kanal bening proksismal pozisyonel vertigo (PSK-BPPV) periferik vertigonun en sık karşılaşılan, ilaç tedavisi gerektirmeyen formudur. PSK-BPPV baş pozisyonunun yerçekimine göre yön değişmesi ile ortaya çıkan kısa süreli rotatuar ani baş dönmesi atakları ile karekterize periferik vestibüler hastalıktır. Her yaşta görülebilmesine rağmen en sık 40-70 yaş arasında ve erkeklere göre kadınlarda daha fazla görülen bir hastalıktır. PSK-BPPV tanısı için Dix-Hallpike manevrası uygulanmaktadır. Kliniklerde rutin olarak kullanılan vestibüler değerlendirme yöntemleri ile semisirküler kanallar test edebilmektedir. Vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller (VEMP: Vestibular Evoked Myogenic Potential) testi sakkül ve inferior vestibüler sinirden beyin sapı düzeyine kadar bilgi verir. PSK ampullası ile sakkül makulasından kaynaklanan lifler birleşerek inferior vestibüler siniri oluşturur. VEMP testi, otolit organları sakkül fonksiyonunu ve vestibüler sinir ile birlikte vestibülokolik refleksi değerlendirir. Bu çalışmaya 30 ile 60 yaş arasında değişen (3 ayrı yaş grubu, her grupta 10 kadın ve 10 erkek) PSK-BPPV tanısı konan 60 birey, otolojik ve sistemik herhangi bir hastalığı olmayan sağlıklı 60 birey dahil edildi. PSK-BPPV tanısı alan hastalara ve sağlıklı bireylere vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel testi yapılarak elde edilen yanıtın dalga latansları ve interpik amplitüd değerleri incelendi. PSK-BPPV'li hastalar ile sağlıklı bireyler arasında fark olup olmadığı araştırıldı. Araştırmamız sonucunda, herhangi bir hastalığı olmayan sağlıklı bireylerin cVEMP (Servikal Vestibüler Uyarılmış Miyojenik Potansiyeller) latans ve interpik amplitüd değerlerinin normatif verileri elde edildi. Sağlıklı bireylerde P ve N latans değerlerinde cinsiyete göre farklılık bulunmadı. İnterpik amplitüd değerlerinde ise yaşa ve cinsiyete göre farklılık olduğu belirlendi. Sağlıklı bireylerden elde edilen normatif veriler PSK- BPPV'si olan hastaların cVEMP bulgularıyla karşılaştırıldı. PSK-BPPV hastalarının P dalga latansının yüksek olduğu N dalga latansında istatiksel olarak anlamlı farklılık olmadığı sonucuna ulaşıldı. Çalışmamız sonucunda cVEMP testinin hastalarda vestibüler sistemi değerlendirmede ve PSK-BPPV tanısında bir alternatif olabileceği düşünüldü. Anahtar Kelimeler: Vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller, Posterior semisürküler kanal, Bening proksismal pozisyonel vertigo
Preeklampsili annelerin 1-4 yaş arasındaki çocuklarının işitmelerinin OAE, O-ABR bera ve serbest saha odyometrisi ile değerlendirilmesi
Preeklampsi hamileliğin 20. haftasından sonra ortaya çıkan ve multisistem komplikasyonları olan gebeliğe özgü bir sendromdur. Hipertansiyon ve proteinüri en önemli bulgusudur. Tüm gebelikler içinde insidansı %5-10 arasında değişmektedir. Vazospazm ve endotelyal aktivasyona bağlı azalmış organ perfüzyonu ile karakterizedir. Preeklampsi fetal/neonatal bir dizi risk faktörü oluşturarak hem fetüsü hem de bebeği doğumdan sonra etkilemektedir.Bu çalışma, hamileliğinde hafif ya da ağır preeklampsi geçirmiş annelerin 1-4 yaş arasındaki çocuklarında doğumsal ya da ilerleyici tipte işitme kaybının olup olmadığını araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 20 hafif preeklampsili, 20 ağır preeklampsili ve 20 sağlıklı annenin çocukları alınmıştır. Çocuklara kulak burun boğaz muayenesinden sonra immitansmetrik inceleme, otoakustik emisyon testi, otomatik işitsel beyinsapı cevap ölçümü ve serbest saha odyometresi yapılmıştır.Odyolojik inceleme sonucunda hafif preeklampsili gruptaki bir çocuğun sağ kulağında, ağır preeklampsili ve sağlıklı gruptaki ikişer çocuğun sol kulaklarında Tip C timpanogram elde edildi. Hafif ve ağır preeklampsili gruptaki birer çocuğun sağ kulaklarında, ağır preeklampsili gruptaki bir çocuğun ise sol kulağında ipsilateral refleks elde edilemedi. Hafif preeklampsili gruptaki bir çocuk ise OAE testinden kaldı. İkinci odyolojik incelemede normal immitansmetrik bulgular ve OAE testinden geçti sonucu alındı. Otomatik ABR testinden tüm çocuklar geçti. Serbest sahada 125-4000 Hz arasında 30 dB'de işitme eşikleri elde edildi.Preeklampsili annelerin çocuklarının işitmeleri, sağlıklı annelerin çocuklarının işitmeleriyle karşılaştırıldığında her iki grupta da normal işitme bulguları elde edildi. Preeklampsinin çalışma grubumuzda tek başına doğumsal ve/veya ilerleyici tipte işitme kaybına sebep olmadığı düşünüldü.Anahtar Kelimeler: Preeklampsi, işitme kaybı, odyolojik inceleme
Yenidoğan sarılığı olan ve olmayan bebeklerin işitme taraması bulguları ile klinik beyinsapı odyometrisi bulgularının karşılaştırılması
BSO, işitme kaybı şüphesi taşıyan bebekler için erken tanı ve müdahale olanakları sağlayan yenidoğan işitme taramasında kullanıldığı gibi tanısal olarak da kullanılmaktadır. BSO, Işitme kaybı riskine sahip bebekler için işitsel-nöral yolların test edilmesinde OAE'lara gore daha fazla bilgi vermekte, yenidoğan işitme taramalarında bebeklerin tekrar teste çağrılma oranını düşürmektedir. Işitme kaybına neden olan risk faktörleri arasında yenidoğan sarılığına neden olan hiperbilirubinemide de BSO'nun kullanımı oldukça önemlidir. Bu çalışmada yenidoğan sarılığı olan ve olmayan bebekler yenidoğan işitme taraması sürecini tamamladıktan sonra 3 ve 6. aylarda klinik BSO ile değerlendirilmişlerdir. Yapılan BSO ölçümlerinde gore, 3. ayda sarılıklı bebeklerin I-V dalgalar arası latans değeri daha uzun elde edilmiştir. Sarılık grubunda 3 bebekte, kontrol grubunda ise 1 bebekte koklear mikrofonik izlenmiştir. Cinsiyete gore yapılan karşılaştırmada, V. dalga amplitüdü kız bebeklerde daha büyük elde edilmiştir. Sarılık grubundaki bebeklerin 3. ay mutlak dalga ve dalgalar arası latans değerleri anlamlı ölçüde kontrol grubunun normal dağılımının dışında yer almıştır. Çalışmanın 3 ve 6. ay sonuçları karşılaştırıldığında, her iki grupta da artan yaşla ve işitsel-nöral yolların maturasyonuyla bağlantılı olarak, mutlak dalga latansları ve dalgalararası latans değerlerinde azalma görülmüştür. Çalışmada İN ve işitme kaybı tanısı alan bebek olmamıştır.Anahtar KelimelerBeyinsapı Odyometresi, Yenidoğan Sarılığı, İşitsel-nöral Maturasyon, Yenidoğan İşitme Taraması
Koklear implantlı hastalarda elektrik stapes refleks testi ve NRT testinin T seviyesi açısından standardizasyonu
Bu çalışmanın temel amacı koklear implant kullanan hastalarda NRT (Neural Response Telemetry) testi, Elektirik Stapes Refleks Testi (ESRT) ve T seviyesinin klinik kullanımdaki standardizasyonunu sağlamaktır. ESR eşiği ve NRT eşiğinin T seviyesiyle ilişkisi, ölçüm parametrelerinden akım genişliği ve uyaran hızının test sonuçlarına etkisi incelenmiştir. Çalışmaya Cochlear Nucleus marka Freedom Contour Advance, 24Contour, 24M model koklear implant kullanan 7-71 yaş arası 54 hasta dahil edilmiştir. Hastalar 3 grupta incelenmiştir. Birinci grup hastalar Freedom, ikinci grup hastalar 24C, üçüncü grup hastalar 24M koklear implant kullanmaktadır.Hastalara NRT ve ESRT testi uygulanmış, T seviyesi tespit edilmiştir. Ölçüm için 22, 20, 10 ve 5. elektrotlar kullanılmıştır. Freedom'da objektif ve subjektif değerlerin akım genişliğinden daha fazla etkilenmektedir. T-NRT değerleri tüm modellerde ESRe ve T seviyesi arasındadır. T-NRT ve T seviyesi bazaldan apikale doğru yükselme eğilimindedir. Uyaran hızı test değerlerini önemli ölçüde etkilememektedir. Freedom'da t-NRT ve T seviyesi arasındaki korelasyon diğer modellere göre daha yüksektir. Tüm modellerde ESRe ve t-NRT arasında yüksek korelasyon bulunmuştur. Sonuçlar programlama sırasında objektif test parametrelerinin dikkate alınması gerektiğini, modeller arası farklılıklar olabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Koklear implant, elektriksel bilesik aksiyon potansiyeli,NRT, elektrik stapes refleks testi, ESRT, T seviyesi.
Tinnitus hastalarında serotonin transporter gen polymorfizminin tinnitus parametreleri üzerine etkisinin araştırılması
Tinnitusta altında yatan oluşum mekanizması tam olarak bilinmemektedir. Yapılan çalışmalarda tinnitus ve depresyon arasındaki ilişki gösterilmektedir. Potansiyel olarak aradaki en belirgin benzerlik serotoninden kaynaklanabilir. Serotonerjik mekanizmalardaki bozukluk tinnitusa neden olabilir. Fakat serotonerjik mekanizmalarla tinnitus ilişkisi yeterince incelenmemiştir. Bu çalışmadaki amaç, tinnitus parametreleriyle serotonin transporter gen polimorfizmi arasındaki ilişkiyi araştırmaktı.Subjektif tinnitusu olan 54 hasta ve 174 sağlıklı kontrol çalışmaya dahil edildi. Tinnitus hastalarına anket formları (demografik, klinik bilgi, TEA, BDA) doldurtuldu, odyolojik testler yapıldı, tinnitus parametreleri (frekans, şiddet, minimal maskeleme seviyesi, rezidüel inhibisyon) ölçüldü. Genetik analiz için, venöz kandan elde edilen lökositlerden DNA izole edildi. Serotonin transporter genin VNTR ve promoter polimorfizmleri çalışıldı.Hasta ve kontrollerin polimorfizm sonuçları arasında anlamlı fark yoktu (p>0.05). Tinnitus parametreleriyle polimorfizmler arasında ilişki yoktu (p>0.05). Hastaların VAS skorları ile promoter polimorfizmi arasında ilişki bulundu (p<0.05). L/L genotipinde olanların VAS skorlarının daha yüksek olduğu bulundu (p<0.05).Serotonin transporter genin VNTR ve promoter polimorfizmi ile tinnitusun objektif olarak ölçülebilen psikoakustik parametreleri arasında ilişki yoktur. Serotonin transporter gen promoter polimorfizmi ile tinnituslu hastaların VAS skorları arasında ilişki bulunmuştur. Bu bulgular ışığında, serotonin transporter gen polimorfizmi ve dolayısıyla serotonin tinnitusun ortaya çıkmasında ve tinnitusun psikoakustik özelliklerinin belirlenmesinde rol oynamaz. Bununla birlikte, promoter polimorfizmi tinnitusun hastada oluşturduğu limbik sistem etkileşimleri ve tinnitusun hastada oluşturduğu emosyonel cevapla ilgilidir. Promoter polimorfizminin L/L allelinin bulunması, sinaptik bölgede serotonin geri alımı yoluyla, serotonin eksikliğine neden olduğu için, bu genotipteki hastaların limbik sistem semptomları daha belirgindir. Yani, serotonerjik mekanizmalar, tinnitusun oluşumuyla değil, tinnitusun limbik sistem vasıtasıyla hastada oluşturduğu emosyonel etkilerle ilişkilidir. Anahtar kelimeler: Tinnitus, Serotoinin, Serotonin transporter gen, Polymorfizm
Periferik vestibüler sistem hastalıklarında vestibüler uyarılmış myojenik potansiyeller(VEMP)
Uyarılmış vestibüler myojenik potansiyeller(VEMP) testi periferik vestibüler hastalıkların tanısında kullanılabilecek yeni bir vestibüler test olduğu bildirilmektedir. VEMP'lerin, sakkül ve/veya inferior vestibüler sinir fonksyonunu ortaya koyan klinik bir testtir. Bu çalışmanın amacı, VEMP'lerin, Meniere Hastalığında (MH) ve rekürrent vestibulopatide (RV) tanılarındaki yerini ve bu hastalıklarda sakkül ve inferior vestibüler sinirin hangi oranlarda tutulum gösterdiğini belirlemektir.Kontrol grubu için 21 hastanın 42 kulağı, MH tanısı almış 32 hastanın 45 kulağı ve RV tanılı 35 hastanın 47 kulağı çalışmaya dahil edilmiştir.RV grubunda 11 kulakta (%22)VEMP cevabı alınamamış, 4 kulakta (%8)asimetri oranı yüksek bulunmuş, 15 kulakta(%35) p13 ve/veya n23 latans uzaması,4 kulakta (%8) interaural latanslarda uzama saptanmış ve 13 (%28) kulakta normal VEMP cevabı elde edilmiştir. MH grubunda ise 23 (%51)kulakta VEMP cevabı elde edilememiş, p13 ve /veya n23 latans uzamaları 9 kulakta, interaural latans uzamaları ise 5 kulakta kaydedilmiş ve 8 kulakta normal VEMP cevabı elde edilmiştir.VEMP testi, periferik vestibüler rahatsızlıkları olan hastalarda uygulaması kolay bir tanı testtir. MH hastalarında sakküler hidropsa bağlı patolojik VEMP cevapları gözlenirken, RV grubunda daha çok inferior vestibüler sinir tutulumunu belirtebilecek latans uzamaları gözlenmiştir.
Tinnitusun ölçülebilir değerlerinin (frekans, amplitüd, minimal maskeleme seviyesi ve rezidüel inhibisyon) epidemiyolojik, klinik, odyolojik ve psikosomatik veriler ile ilişkisinin araştırılması
Toplumda en yaygın otolojik-nörootolojik belirtilerden birisi olan tinnitus, dısarıdan herhangi bir uyarı olmaksızın kulakta duyulan ses olarak tarif edilir. Özellikle orta yasın üstündeki bireylerde isitme kaybıyla birlikte görülen, tinnitusun sıklığını etkileyen faktörler arasında gürültüye maruziyet, cinsiyet, yasam kosulları, stres gibi faktörler büyük önem tasırken, hastanın kisilik yapısı, sosyo-ekonomik özellikleri bu faktörlerle birlikte tinnitustan yakınma derecelerini etkilemektedir. Bu bağlamda tinnitusun hasta tarafından nasıl algılandığını ve dolayısıyla tinnitusla ilgili psikosomatik algılamayı inceleyen anketlerle, tinnitus frekansı ve siddetinin belirlenmesini, minimal maskeleme seviyesinin saptanmasını, rezidüel inhibisyon varlığının arastırılmasını içeren tinnitus değerlendirme parametrelerinin kullanılması hem tinnitusa neden olan mekanizmaların ortaya konması için yapılacak arastırmalara yardımcı olacak hem de tinnitusun tedavi veya rehabilitasyon sürecinde bu parametrelerden yararlanılmasını sağlayacaktır. Bizim bu çalısmada amacımız; özellikle tinnitusun tedavi ve rehabilitasyon sürecinde son derece önemli olan tinnitusun ölçülebilir parametrelerinin olguların epidemiyolojik, klinik, odyolojik ve psikosomatik verileri ile iliskisini arastırmaktır. Bu amaçla çalısmamızda, merkezimize tinnitus sikâyeti ile basvuran 99 olgu ve 70 normal olgu değerlendirilmistir, anket formları (demografik, klinik bilgi, TEA, BDA, KF-36 Anketi) doldurtulmus, odyolojik testler (SSO, tinnitus ölçümleri (frekans, siddet, minimal maskeleme seviyesi, reziduel inhibisyon)) yapılmıstır. Çalısma sonunda MMS'nin SSO değerleri, KAE, KAY, tinnitus siddeti, tinnitus süresi, VAS, TEA, BDA, KF-36 Anketi skorları ile anlamlı korelasyon gösterdiği, rezidüel inhibisyon sağlanabilmesinin özellikle gürültüye bağlı isitme kaybı olanlarda daha zor olduğu, tinnitus siddetinin yüksek olmasının da bu olasılığı arttırdığı, tinnitus frekansı, siddeti, isitme esikleri kadar gürültüye maruz kalma, denge bozukluğu gibi tinnitusa eslik eden herhangi bir problem varlığının, is yasamındaki stresin de tinnitusu algılama ve tinnitustan yakınma derecesini arttıran en önemli faktörler olduğu, tinnitusa bağlı olarak belirgin bir uyku probleminin olustuğu, TEA'ne verilen puanlara göre; tinnitusa bağlı olarak gelisen en büyük sıkıntının, emosyonel özelliklerde değil, fonksiyonel özelliklerde olduğu, tinnitusu katastrofik bir problem olarak değerlendirmeye bağlı gelisen sıkıntının daha az görüldüğü saptandı. Sonuç olarak; tinnitus olgularında depresyon ve anksiyete bozukluklarının normal olgulara göre daha fazla görüldüğü, fiziksel fonksiyondan mental duruma kadar yasam kalitesini etkileyen pek çok parametrenin olumsuz etkilendiği saptanmıstır. Ayrıca tinnitusun ölçülebilir değerlerinin olguların epidemiyolojik, klinik, odyolojik ve psikosomatik özellikleri ile iliskili olduğu bulunmustur. Anahtar Kelimeler: Odyoloji, tinnitus, frekans, siddet, minimal maskeleme seviyesi, rezidüel inhibisyon, anket, depresyon, yasam kalitesi
Normal işiten çocuklarda kemik ve hava yolu beyinsapı işitsel uyarılmış potansiyellerinin yaşa bağlı değişimi
BİUP testi, saf ses odyometri testine koopere olamayan bebek ve küçük çocukların işitmelerinin değerlendirilmesinde en sık başvurulan objektif test odyolojik yöntemidir. BİUP testinin hava yolundan uygulanması işitme kaybının derecesi hakkında öngörü sağladığı gibi kemik yolundan da uygulanması işitme kaybının tipini belirlemede önemli bilgi verebilir. Genelde işitsel duyarlılığın belirlenmesi amacıyla V. dalga eşiğinin saptanması için uygulanan hava ve kemik yolu BİUP testinde elde edilen bir diğer önemli veri V. dalga latansıdır. V. dalga latansında etkili faktörlerden biri yaştır. Latans anomalilerinin saptanabilmesi için yaşın dalga latansları üzerindeki etkisinin öngörülmesine ve bunun için de çocukluk döneminde çeşitli yaş dönemlerinde normal işitenlere ait normal verilerin belirlenmesine gereksinim duyulmaktadır. Bu araştırmanın amacı BİUP V. dalga latansında yaşın etkisini ortaya koymak ve yaşa bağlı değişimi içeren normal veriyi oluşturmaktır. Araştırmada çocukluk dönemine ait çeşitli yaş dönemlerinde yer alan 51 bireye BİUP testi uygulanarak, bireylerin 76 kulağı hava yoluyla, 65 kulağı kemik yoluyla değerlendirildi. Yaş gruplarında elde edilen verinin normal dağılıma uyup uymadığını belirlemek için Kolmogorov-Smirnov testi, yaş grupları arasında hava yolu ve kemik yolu V. dalga latansları değerlendirmek için bağımsız gruplarda non-parametrik Mann-Whitney U testi, her yaş grubunda hava yolu ve kemik yolu V. dalga latans değerleri eş şiddetlerde non-parametrik Speerman korelasyonu ile değerlendirildi. Korelasyonu desteklemek için, doğrusal regresyon grafik ile gösterildi. Bu araştırmanın sonucunda hava ve kemik yolu V. dalga latanslarının yaş grupları arasında 12. aya kadar anlamlı farklılık gösterdiği saptandı (p<0.05). 12 aydan sonra gözlenen fark anlamlı bulunmadı. Klinik kullanım amacıyla, hava ve kemik yolunda 35 dB nHL, 25 dB nHL, 15 dB nHL?de elde edilen V. dalga latans ortalamalarını ve +2 SS üzerini içine alan normal değerler oluşturuldu.
Gürültülü ortamda çalışan inşaat işçilerinin periferik işitme ve denge fonksiyonunun değerlendirmesi
Endüstriyel odyoloji de en çok karşımıza çıkan durumlardan biri de gürültüye bağlı işitme kaybıdır. Yapılan çalışmalar da şantiye alanlarında ortalama ses seviyesi 80-85 dB üzerinde olduğu bilinmektedir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının yayınladığı kitapçığa göre inşaat işçilerinin uzun sürede yaşayabileceği meslek hastalıkların birinci sırasında gürültüye bağlı işitme kaybı geliyor. Bu çalışma gürültülü ortamda çalışan 18-55 yaşları arasında ve en az beş yıl inşaat alanında çalışmış, inşaat işçilerinin periferik işitme ve denge sistemi değerlendirilmesi yapılmıştır. Başkent Üniversitesi KBB polikliniğinde, çalışmaya katılan tüm bireylere genel KBB muayenesi yapıldıktan sonra değerlendirmek için veri toplama araçları olarak, saf ses odyometri, yüksek frekans odyometrisi, konuşma testleri ve akustik immitansmetri seçilmiştir. Denge sistemini değerlendirmek için her katılımcıya vHIT, VNG test bataryaları ve Dix-Hallpike testleri uygulanmıştır. 34 inşaat işçisi ve 30 sağlıklı kontrol grubunun katılımıyla toplam 64 gönüllü değerlendirilmeye alınmıştır. SSO, konuşmayı ayırt etme ve yüksek frekans testlerini, sonuçları karşılaştırıldığında, inşaat işçilerini işitme, konuşmayı alma ve ayırt etme eşikleri kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Denge sistemi değerlendirmesinde çalışma grubundan sadece optokinetik ve pursuit kazanç kaybından kaynaklı asimetrik konfigürasyon gözlemlendi. vHIT de bir kişide sakkad gözlendi. Baş dönmesi şikayeti birkaç işçide mevcuttu, genel olarak katılımcılar dengesizlik şikayetinde bulunmadılar. Elde edilen veriler doğrultusunda inşaatta çalışan işçilerin işitme sisteminin etkilendiği gözlenmiştir. Denge sistemi için birkaç kazanç kaybı olan örneklem olmasına rağmen yüksek oranda anlamlı fark bulunmamıştır. İnşaatta çalışan personellerde işitme normal olsa bile, 4000 Hz de çentik olduğu ve yüksek frekanslarda işitme kaybı olduğu belirlenmiştir. Gürültü seviyesi yüksek olan yerlerde çalışan bireylerin hem işitme hem de denge sisteminin etkilenmesi yanında fiziksel ve psikolojik sağlıklarının da olumsuz etkileneceği düşünülerek önemler arttırılmalı ve erken teşhis için tarama standartlarının düzenlenmesi gerekmektedir. Bu nedenle bu alanda daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğu görüşündeyiz.