Energy security

77 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

"Rusya ve eski Sovyet ülkeleri ilişkilerinin doğal kaynak milliyetçiliği bağlamında incelenmesi"

Enerji güvenliği enerjinin temiz, sürdürülebilir, ucuz ve çeşitli yollardan kesintisiz bir şekilde temini olarak tanımlanabilir. Realist kuram özelinde enerji güvenliğini sağlamak devletlerin görevi olarak görülmüştür. Realist kuramın enerji güvenliğini tanımlamak için kullandığı doğal kaynak milliyetçiliği kavramı ise kaynak sahibi devletlerin kaynaklarını, kaynak sahibi olmayan devletler üzerinde bir baskı, kontrol ve tehdit aracı olarak kullanması şeklinde tanımlanmaktadır. Enerji saikinin ve enerji güvenliğinin uluslararası önemine bakıldığında doğal kaynak milliyetçiliği temelinde politika ve stratejiler geliştiren kaynak sahibi devletlerin bir enerji güvensizliği ortaya çıkardığı belirtilmektedir. Bu duruma en iyi örneklerden biri özellikle 2006 yılında gerçekleşen Ukrayna gaz krizinin ardından Rusya Federasyonu olarak görülmektedir. Doğal kaynaklar ve nakil hatları üzerindeki devlet kontrolünden, enerji arzında kesintiler yapma ve fiyat stratejileri gibi eylemlerle Rusya'nın eski Sovyet coğrafyasında yer alan devletleri kontrolü altında tutmak amacına sahip olduğu belirtilmelidir. Çalışmanın hipotezi Rusya Federasyonu'nun Sovyet ardılı ülkeleri enerji kaynakları özelinde kontrol ve baskı altında tuttuğu üzerine kurulmuştur. Çalışma iki kısım üç bölümden oluşmaktadır. İlk kısım ve ilk bölüm teorik altyapıya ayrılmış olup realizm, güvenlik ve enerji güvenliği konularını açıklamaktadır. İkinci kısımda ikinci bölüm Avrasya ve eski Sovyet coğrafyasının jeopolitik ve jeostratejik açıdan incelenmesine ayrılmış olup bölgesel bazda kaynak varlığı, Rusya'nın bölgedeki nüfuzu, bölgede yer alan enerji nakil hatları ve bölgenin enerji potansiyeli işlenmiştir. Üçüncü bölümün tamamı Sovyet ardılı ülkelerin Rusya ile enerji ilişkilerinin bölgeler bazında incelenmesine ayrılmıştır. Sonuç bölümünde ise çalışmanın hipotezi bulgular neticesinde tartışılıp çalışma nihayete erdirilmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış olup, Türkçe, İngilizce ve Rusça kaynaklardan istifade edilmiştir. Anahtar kelimeler: Enerji Güvenliği, Rusya Federasyonu, Doğal Kaynak Milliyetçiliği, SSCB, Realizm

Doğal kaynaklarEnerjiEnerji güvenliği+5
Tuğçe Dündar
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Energy - security nexus in the gulf

Gulf countries, whose life is almost entirely dependent on oil exports and revenues, have been the focus of global powers, in the first place due to their strategic focal position and later on because of its rich natural resources. Lack of value added productions, but oil and oil products in these six countries, (UAE, S.Arabia, Kuwait, Bahrain, Qatar and Oman) necessity of a sub-regional security shield not only has come out during British Empire stage but also in the beginning of the American'hegomony that has commenced on the region. In this context, the subject study will try to explain and expose whether these countries using the crucial role of oil in the energy-security nexus efficiently or not and how the oil is being a shield for these countries who are consisting 65.5% of the World reserves. At the same time the study, will try to examine that very strategic raw material the oil and the vast amount of income acquired from it that has been used in the Gulf security and will be considering not only the Political Economy but also Dependency and Rentierism in these undemocratic states, who waive of their sovereignity due to for sake of their regime, and it reveals also that the Gulf Cooperation Council they have found not able to implement policies that arent against to American insterests.

EnergyEnergy securityEnergy resources+4
Muhittin Ahmedoğlu
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk savaş sonrası enerji güvenliği bağlamında İran dış politikası

Enerji güvenliği, tüketici ülkelerin, makul fiyatlardan, farklı kaynaklardan ve sürdürülebilir bir şekilde arz güvenliklerinin sağlanması olarak tanımlanmaktadır. Jeopolitik istikrarsızlıklar, doğal afetler, terörizm veya yatırım eksikliği gibi nedenler bir ülkenin enerji güvenliği boyutunda sorun yaşamasına neden olabilmektedir. Bu nedenle, devletler enerji arz güvenliklerini sağlamak için farklı stratejiler geliştirmektedirler. Enerji güvenliği, özellikle hidrokarbon kaynakları bakımından zengin olan Ortadoğu için oldukça önemli bir kavram olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada, Ortadoğu'nun en önemli ülkelerinden biri olan İran'ın Soğuk Savaş sonrası dış politikası enerji güvenliği bağlamında ele alınacaktır. Soğuk Savaş'ın bitmesiyle iki kutuplu sistemin sona ermesi, Humeyni'nin vefatı ve ABD'nin Irak müdahalesi gibi küresel etkileri olan olayların meydana gelmesi, İran dış politikasında önemli değişikliklere neden olmuştur. İran'ın coğrafi konumu ve zengin yeraltı kaynakları, bu olaylardan sonra enerji güvenliğinin dış politikada daha önemli bir faktör olarak yer almasına neden olmuştur. Özellikle İran'ın nükleer enerji çalışmaları, uluslararası gündemi ve İran dış politikasını meşgul eden en önemli konulardan biri olmuştur. Soğuk Savaş sonrası şekillenen yeni uluslararası sistemde enerji güvenliği, İran dış politikası açısından her geçen gün daha fazla önem kazanan bir parametre haline gelmiştir. Enerji güvenliğinin, İran'ın dış politikası açısından stratejik önemini koruyacağı tahmin edilmektedir.

Enerji ekonomisiEnerji güvenliğiEnerji kaynakları+7
Alican Ekren
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa'nın enerji politikası ve Doğu Akdeniz stratejisi

Avrupa Birliği, bir yandan iklim değişikliği baskısı bir yandan arz güvenliği baskısı altında enerji güvenliği ve karbondan arındırma stratejilerini uyumlaştırmaya ve bir dengeye getirmeye çalışmaktadır. Son yıllarda karbondan arınmış bir ekonomi kurma hedefi enerji arz güvenliğine katkı sağlama ve sürdürülebilir enerji için kritik bir öneme ulaşmıştır. Politikaları birbiriyle uzlaştırma süreci AB içerisinde yerel, bölgesel ve küresel ölçekte enerji yönetimini zorunlu hâle getirmiştir. AB enerji ve iklim yönetimi 'Temiz Enerji Paketleri' sayesinde belirgin hâle gelmiştir. Avrupa Komisyonu'nun Paris ve Lizbon iklim zirveleri sonucu AB enerji politikasındaki yetki artışıyla Enerji Birliği yapısı altında karbondan arındırma stratejileri giderek daha fazla önem kazanmış ve üye ülkeleri bağlayıcı sonuçlar ortaya koymaya başlamıştır. Yenilenebilir Enerji hedefleri ve Yenilenebilir Enerji Direktifleri ile AB bir enerji yönetim mekanizması ortaya koymuştur. Fakat bu gelişmeler doğrultusunda AB enerji politikası ile özellikle fosil yakıt bağımlılıkları yüksek olan Doğu Avrupa ülkeleri arasında bir takım politik çekişmeler ortaya çıkmıştır. AB ekonomiyi karbondan arındırma stratejisinde 2020, 2030 ve 2050 enerji ve iklim hedefleri belirlemiştir. Bu hedeflere Yenilenebilir Enerji Kaynakları ile ulaşılması birincil strateji olmasına rağmen doğalgazın diğer fosil yakıtlara oranla daha az emisyon değerine sahip olması AB'nin doğalgazı bir geçiş enerji kaynağı olarak değerlendirmesine sebep olmuştur. Bunun yanı sıra AB'nin doğalgaz bağımlılığının yüksek olması kolay vazgeçilebilir bir kaynak olmamasına ve arz güvenliğini olumsuz etkilemesine neden olmaktadır. AB Güney Gaz Koridoru ile doğalgaz çeşitlendirme politikasını ortaya koymuştur. Bunun yanı sıra LNG talebi ile doğalgazın küresel bir piyasadan temin edilme fırsatı AB'yi farklı bir enerji yönetimi konseptini ele almaya zorlamıştır. AB, Doğu Akdeniz gazını ise bu politikanın diğer destek ayağı olarak tasarlamaya çalışmaktadır. AB'nin Enerji Birliği etiketi altında Enerji politikasının gelişen ve zenginleşen yapısını analiz etmek ve değişen eksenini değerlendirerek AB enerji stratejisinin önceliklerini yeniden düzenlemek amaçlanmıştır. Bunun yanı sıra AB'nin dış enerji yönetimi kapsamında jeopolitik yaklaşımının sonuçları ortaya konmuştur. Piyasa yaklaşımı ve jeopolitik kritiğin bir araya gelmeye başladığı AB enerji politikasının Doğu Akdeniz'e stratejik iz düşümü değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Avrupa Komisyonu, Enerji, Dış Yönetişim, Jeopolitik, Doğu Akdeniz, LNG

Avrupa BirliğiAvrupa Birliği KomisyonuDoğu Akdeniz+7
Mahir Yavuz Subaşı
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
10
Master'sOpen AccessTR

TÜRUSAV (Türkiye-Rusya-Avrupa) enerji denklemi: Rusya Türkiye enerji ilişkilerinin AB enerji güvenliğine etkisi

Enerji unsuru, her geçen gün artan bir ivmeyle uluslararası ilişkilerde devletlerin siyasi, politik ve ekonomik durumlarını belirlemektedir. Büyüyen ekonomilerin, ilerleyişlerini ve gelişimlerini sürdürebilmek için enerji ihtiyaçları daha fazla artmaktadır. Özellikle fosil yakıtların rezervlerinin tükeniyor olması ve çevreye olumsuz etkileri gibi hususlar meseleyi daha da önemli hale getirmektedir. Fosil yakıtlar ile ortaya çıkan sorun, sürdürülebilir ve yenilenebilir enerji kaynaklarını işaret etmektedir. Tüm bu sebeplerle enerji unsuru hem bölgesel hem de küresel olarak önemli bir faktör haline gelmiştir. Enerji kaynaklarından, petrol ve doğalgaz zenginliğini elinde bulunduran ülkeler bu güçlerini ekonomik ve siyasi arenada bir baskı unsuru olarak kullanabilmektedir. Enerji kaynakları bakımından güçlü olan Rusya, bu gücünü siyasi ve ekonomik çerçevede en aktif kullanan ülkelerin başında yer alır. Çok boyutlu ortaklık düzeyindeki Türkiye ve Rusya ilişkileri, güçlü aynı zamanda rekabet edilebilecek ekonomi olmanın gereklerinden olan enerji unsuru ile ilerleyişini sürdürmektedir. Dünya'daki en büyük gaz üretici Rusya yine dünyanın en büyük gaz piyasası olan Avrupa'ya gaz aktarımını sağlamak istemektedir. Bu kapsamda, Türkiye ortaya çıkan denklemin önemli aktörü durumundadır. Türkiye'de oluşan bu denklemin bir parçası olmak istemektedir. Türkiye petrol ve doğalgazın bulunduğu bölge ülkelerinden ve Rusya'dan gelen enerji kaynaklarını sistemin içerisinde yer alacak şekilde Avrupa'ya aktarımını sağlamayı hedeflemektedir. Türkiye bu bağlamda, hayata geçirilmiş projelerin içerisinde yer almayı başarabilmiştir. Ancak bu başarı, Türkiye'yi güçlü bir enerji aktörü yapmaya yeterli olamamıştır. Türkiye elinde var olan enerji kaynaklarını tam manasıyla değerlendirememektedir. Türkiye'nin yenilenebilir enerji konusundaki potansiyeli yeteri kadar açığa çıkarılamamıştır. Türkiye aktörü olmayı planladığı projelerin bazılarında kilit noktayı korumuştur. Bazı projelerde ise istediği noktada yer alamamaktadır. TÜRUSAV (Türkiye – Rusya- Avrupa) enerji denklemi; Türkiye'nin rekabet edebilen bir ekonomiye erişimde, enerji unsurunun aktörü olabilmesiyle sağlayabilecektir. Avrasya Birliği, Rusya ile gelişen ilişkilerin Rusya ile Türkiye'nin enerji ilişkilerinin şekillenmesinde önemli unsur olarak görülmektedir. Bu çerçevede gelişmekte olan ilişkiler ve ortaya çıkan fırsatlar, Avrupa Birliği'nin enerji güvenliği denkleminde Türkiye'nin önemini artırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Rusya, Türkiye, Avrupa, Enerji Politikaları, Petrol, Doğalgaz

Avrupa BirliğiDoğal gazEnerji+6
Meryem Odabaş
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessEN

An analysis of the energy resources in the Eastern Mediterranean as a game changer in the region

The world countries experience a new practice with the globalization process. Growing trade volume and the number of population and decreasing natural resources increase the importance of fossil energy resources. The unequal distribution of fossil energy resources, as one of the most important inputs of economic and daily life, deepens its geostrategic dimension. In this context, oil and natural gas reserve discoveries in the Eastern Mediterranean and especially around the island of Cyprus are closely related to the energy supply security of the countries neighboring the Mediterranean. The aim of this study is to discuss the importance of newly discovered energy reserves in the Eastern Mediterranean region, which can already be likened to a multivariate equation. The study focuses on the role of energy resources in the Eastern Mediterranean as a game-changing factor in the region, which contains many problems, crises and cooperation opportunities.

Natural gasEast MediterraneanEnergy+4
Öykün Berk Sever
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bir dış politika meselesi olarak enerji güvenliği ve nükleer enerji

Dünya genelinde devletlerin ve toplumların en önemli ihtiyaçlarından biri kuşkusuz enerjidir. Sürdürülebilir kalkınma ve toplumsal refahın anahtar kelimesi olan enerjiye olan talebin karşılanabilmesi 20'nci yüzyılın başından itibaren devletlerin en önemli problemlerinden biri haline gelmiştir. Enerjinin kesintisiz, zamanında, uygun fiyatlı ve çevresel zararlarının en aza indirilmiş olarak temin edilmesi, karar alıcıların enerji güvenliği konusundaki sınırlarını çizmiştir. Bu bağlamda enerji politikasının temel hassasiyeti kaynak sağlayıcıların ve kaynakların çeşitlendirilmesi şeklinde gelişmiştir. Atomun muazzam enerjisinin keşfedilerek insanoğlunun kontrolüne sunulması her ne kadar silah üretimi için olmuşsa da, farklı alanlardaki faydaları çabuk anlaşılmıştır. Nükleer enerji ile çalışan deniz araçlarının ardından, aynı temel teknolojinin üzerine inşa edilen nükleer reaktörlerle muazzam bir enerji potansiyeline ulaşılması mümkün olmuştur. Gelişmiş ülkelerin kullandığı nükleer enerji santralleri, risklerine rağmen temiz enerji üretim yöntemlerinden biri olarak enerji sektöründe önemli bir yer işgal etmektedir. Nükleer enerji sürdürülebilir ve milli olması nedeniyle enerji güvenliği bağlamında devletlerin çözüm arayışına katlı sunmaya gelecekte de cevap olacaktır. Enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi açısından, istenilen miktarda ve her an talebi karşılayabilecek kapasitede, çevre ve doğa olaylarından bağımsız olarak çalışabilen nükleer enerji santralleri, yenilenebilir enerji kaynaklarına göre daha güvenilir bir kaynak olarak değerlendirilebilir. Modern devletlerin politik amaçlarına yönelik kullandığı enstrümanlara yeni katılmış sayılabilecek olan enerji, son yüz yılda yaşanan hadiselerle ne derece etkili olabileceğini ispatlamıştır. Enerji kaynaklarına sahip olan ülkelerin kendi çıkarlarına uygun olarak bir baskı ve yaptırım mekanizması olarak enerjiyi kullandığı ve diğer ülkelerin kararlarını, çıkarlarına uygun olarak dizayn edebildiği aşikârdır. Buna karşılık, kaynaklarını çeşitlendirerek bilhassa kendi sınırları dâhilinde, dışa bağlılığını azaltarak enerji ihtiyacını karşılayabilen ülkelerin, diğer ülkelerden gelecek enerji kaynaklı baskıları bertaraf edebilmesi mümkündür. Nükleer enerji tüm bu baskılardan kurtulmak için alınabilecek tedbirlerden en önemli ve en etkilisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: Enerji Güvenliği, Nükleer Enerji, Dış Politika.

EnerjiEnerji güvenliğiNükleer enerji+2
Hızır Yusuf Erkal
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Akkuyu Nükleer Güç Santrali anlaşması sonrası Türkiye-Rus ilişkileri

Sanayileşme ve hızlı nüfus artışının beraberinde getirmiş olduğu enerji gereksinimi, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeleri büyük sorunlar ve yeni açılımlar içine sürüklemiştir. Özellikle cari açığın en büyük kalemini oluşturan fosil yakıt ithalleri, gelişim sürecindeki Türkiye'yi gün geçtikçe dışa bağımlı hale getirmektedir. Hem yenilenebilir kaynaklardaki yetersizlik hem de öz kaynakların kullanımındaki problemler; ülkeyi birçok enerji anlaşması yapmanın, enerjiyle ilgili sürekli olarak değişen politikalar üretmenin yolunu açmıştır. Ulusal ve uluslararası çıkarlar bağlamında iş birliği içerisinde olmanın zorunluluğu sonucunda Türkiye ve Rusya hem ekonomik hem de siyasi açıdan birbirini etkilemekte, farklı düzeylerde bağımlı ilişkiler geliştirebilmektedir. Bu çalışma söz konusu ilişkileri etkileyen faktörlerin neler olduğunu ve bu düzeylerin hangi seviyede seyrettiğini açıklamayı amaçlamaktadır. Özellikle Türkiye'nin enerji ihtiyacını karşılarken ekonomik ilişkiler yürüttüğü çevre ülkelerinde meydana gelen siyasi istikrarsızlaşmalar ve çatışma gibi sorunlar; enerji güvenliği konusunda önemli problemlere yol açabilmektedir. Bu sebeplerle SSCB dağılması sonrası Kafkasya üzerinden Batı'ya taşınacak olan enerji kaynakları konusunda hem gelir elde etme hem de stratejik önem sağlama düşüncesi, Türkiye ve çevre ülkelere göre nispeten daha istikrarlı Rusya'yı aynı sahada çalışmaya sürüklemiştir. Türkiye'nin enerji ihtiyacını kendi kaynaklarından karşılayamaması ve Rusya ile iş birliğinin AKP iktidarı sonrası Erdoğan-Putin diplomasisiyle ivme kazanması, enerji alanında birlikteliği sağlarken; Türkiye'nin enerjiye olan talebini karşılayabilmek adına Mersin Akkuyu'da bir nükleer güç santrali kurulması yönünde iki ülkenin anlaşmasına yol açmıştır. Tez çalışmasında iki ülke arasındaki ilişkiler ekonomik çerçevede incelenmiş ve Akkuyu Nükleer Güç Santrali anlaşmasının da ilişkilere etkisi analiz edilmiştir. Bulgular sonucunda; uzun süreli doğal gaz boru hattı anlaşmalarının iki ülkeyi birbirine karşılıklı olarak bağlaması zincirine; Akkuyu NGS anlaşması da eklenince, özellikle Türkiye açısından olası bir ilişki bozukluğunda ülkeye etkisinin büyük olacağı sonucuna varılmış ve ülkenin enerji bağımlılığının kaynak çeşitliliğine gidilerek çözülebileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Enerji, bağımlılık, Akkuyu, Nükleer Güç Santrali, Rusya, doğal gaz

Akkuyu Nükleer Güç SantraliEnerjiEnerji bağımlılığı+7
Olgun Ukşal
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Sistem dinamikleri yaklaşımı ile biyoenerji kaynak kullanımındaki artışların gıda güvenliği, enerji güvenliği ve çevre üzerine etkileri Türkiye örneği

Bu çalışmada, artan emisyon miktarının çevre üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak ve enerji arzı kaynaklarını çeşitlendirmek amacıyla son yıllarda dikkatleri üzerine çeken biyoenerji üretimi için kullanılan kaynakların enerji güvenliği, gıda güvenliği ve çevre üzerindeki etkisinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Türkiye örneği üzerinden, biyoenerji kaynak kullanımlarındaki değişimlerin belirlenen değişkenler üzerindeki etkisini incelemek amacıyla Türkiye' nin biyoenerji-gıda güvenliği-enerji güvenliği-çevre-nüfus sistem dinamiği simülasyon modeli oluşturulmuştur. Oluşturulan model üzerinden politika senaryoları denenerek biyoenerji kaynak kullanımındaki değişimlerin belirlenen değişkenleri 2021 yılından 2050 yılına kadar ne yönde etkilediği tespit edilmeye çalışılmıştır. Elde edilen sonuçların literatür ile uyumlu olduğu saptanmıştır. Denenen senaryo sonuçlarına göre biyoenerji kaynak kullanımına bağlı olarak değişkenlerin farklı yönlerden etkilendiği gözlemlenmiştir. Ayrıca biyoenerji arzının birçok sektörü birçok açıdan etkileme potansiyeli taşıdığı görülmüştür. Sonuç olarak tüm değişkenlerin bir arada düşünüldüğü sürdürülebilir bir politika ile gıda güvenliğini, enerji güvenliğini, çevreyi ve bunlar ile bağlantılı diğer değişkenleri olumlu yönde etkileyebileceği görülmüştür.

BiyoenerjiEnerji güvenliğiGıda güvenliği+3
Muhammed Çelik
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Akdeniz'de yeni enerji politik: Türkiye'nin bölgeyi jeostratejik ve jeopolitik değiştirme potansiyeli

Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının tam ortasında yer alan Doğu Akdeniz bölgesi tarihsel önemini yüzyıllardır koruyan ve önemli göç ve ticaret yollarını içerisinde barındıran merkezi bir konumdadır. Son yıllarda bölgede yapılan enerji çalışmaları Doğu Akdeniz'in önemini daha da arttırmış ve bölgeyi tekrar diplomasinin merkezine çekmeyi başarmıştır. Doğu Akdeniz bölgesi sahip olduğu nitelikler sebebiyle keşfi gerçekleştirilen rezervlerin çıkarılması, pazarlara ulaştırılması gibi hususlarda çeşitli zorluklarla karşılaşılması ve kayda değer miktarda enerjinin bulunması küresel ve bölgesel güçleri bölgeye çekmiştir. Doğu Akdeniz bölgesinin bu çekiciliği yüzyıllardır küresel ve bölgesel aktörlerin güç mücadelelerine bir yeni sorun daha ekleyerek kronik sorunların daha da derin ve karmaşık hale gelmesine sebep olmuştur. Bu çalışmada Doğu Akdeniz'in sahip olduğu önem tarihsel, jeopolitik ve coğrafi olarak ele alınmış ve askeri politikalardan ekonomik ilişkilere kadar bölgesel gelişmeler incelenmiştir. Doğu Akdeniz'in enerji keşiflerinden sonra kazandığı enerji üssü olma potansiyeli jeopolitik teoriler, deniz yetki alanlarının uyuşmazlığı ve bölge devletlerinin enerji profilleri ile birlikte hidrokarbon enerji rezervlerinin yarattığı tehditler ve fırsatlardan bahsedilerek Doğu Akdeniz bölgesinin güncel jeopolitiğine olası etkileri irdelenmiştir.

Doğu AkdenizEnerjiEnerji güvenliği+5
Celal Çelik
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Libya'daki gelişmelerin Türk dış politikasına etkisi (2011-2022)

11 Eylül Saldırıları/ABD'nin Irak İşgali/2008 Ekonomik Krizi ile başlayan/devam eden ABD'nin uluslararası alandaki gerileyişi, Arap Baharı süreciyle birlikte bölgesel ve küresel alanda daha fazla hissedilmektedir. ABD'nin bu gerileyişi nedeniyle Ortadoğu, Akdeniz, Basra Körfezi, Kızıldeniz ve Afrika Kıtası'nda meydana gelen güç boşluğunun ikinci bir aktör tarafından doldurulamaması, küresel ve bölgesel güç olma hedefinde olan aktörlerin bölgeye ilgisini artırmaktadır. 2011'de NATO Müdahalesi sonrasında Libya'da Kaddafi'nin devrilmesiyle ortaya çıkan siyasi istikrarsızlık, bu ilginin Libya üzerinde yoğunlaşmasına zemin hazırlamış ve Libya ABD, Fransa, Rusya, Türkiye, Mısır, Suudi - BAE İttifakı'nın doğrudan Avrupa Birliği (AB), İsrail, Yunanistan ve Kuzey Afrika Devletleri'nin ise dolaylı olarak varlık gösterdiği bir çatışma alanına dönüşmüştür. Doğu Akdeniz'deki MEB Anlaşmazlıkları, Ekonomik Kalkınma Hedefleri, Enerji Güvenliği, İdeolojik Yayılma, Rejim Güvenliği'nin Korunması; Ortadoğu, Akdeniz ve Afrika Kıtası'ndaki siyasi, ekonomik ve askeri güç dengelerini koruma/değiştirme hedefleriyle Libya İç Savaşı'na taraf olan bu aktörlerin, sahada vekalet savaşlarıyla birbirlerine üstünlük kuramaması, bu aktörler arasında askeri çatışma olasılığını güçlendirerek Libya İç Savaşı'nı bölgesel bir rekabet/kriz alanından çıkartarak uluslararası bir rekabet/kriz halini almasıyla sonuçlanmıştır. Bu noktada Türkiye, yeniden yapılanma aşamasında olan küresel ve bölgesel statükoyu kendi lehine değiştirmek, ABD, Rusya ve AB gibi küresel güçlerin küresel ve bölgesel politikalarını kendi ulusal güvenlik ve çıkarlarına aykırı bir şekilde konumlandırmasını önlemek, Yunanistan, Mısır, İsrail ve Suudi - BAE İttifakı gibi bölgesel güçlerle yaşadığı sorunlar karşısında Ortadoğu, Akdeniz ve Afrika Kıtası'nda jeopolitik, ekonomik, ideolojik, siyasi ve askeri kazanımlar elde ederek bölgesel güç olmayı hedeflemektedir. Ancak küresel ve bölgesel anarşinin artmasıyla birlikte yukarıda isimleri geçen devletlerin güçleri oranında küresel ve bölgesel hegemonya kurma girişimlerinde bulunmaları ve bu amaçla Libya İç Savaşı'nda farklı gerekçelerle etkinlik göstermeleri, Libya'yı çok zor/karmaşık bir satranç tahtası haline getirmektedir. ANAHTAR KELİMELER:Libya İç Savaşı, Türk Dış Politikası, Bölgesel Güç Dengeleri, Doğu Akdeniz, Ortadoğu, Münhasır Ekonomik Bölge, Enerji Güvenliği.

Bölgesel güçEnerji güvenliğiLibya+7
Soner Yetiş
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çin'in çevreye dost enerji politikalarının dış politikasına ve ekonomik performansına yansımaları

Bu çalışma küresel ölçekte hızla büyüyen Çin'in mevcut ve geleceğe yönelik enerji politikalarını, yenilenebilir ve temiz enerji çerçevesinde değerlendirerek, bu politikaların ülke ekonomisine ve dış politikasına etkisini incelemektedir. Çalışmada öncelikle çevreye dost enerji politikaları, yenilenebilir ve temiz enerji çerçevesinde kavramsal değerlendirmeye alınmıştır. Çalışmanın devamında enerji arz güvenliği kapsamında Çin'in enerji politikası incelenmiş olup, çevre dostu enerji kaynaklarının Çin'in toplam enerji üretim ve tüketimi içerisindeki payı analiz edilmiştir. Devamında Çin'in çevreye dost enerji noktasındaki politikalarının gelişimi, uluslararası iş birlikleri, enerji geliştirme stratejisi bağlamında değerlendirilerek, gelinen noktada enerji sektörlerinin ülke ekonomisine katkısı tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada Çin'in mevcut politikaları ile yenilenebilir enerjide dünya lideri konumunu koruyacağı ve 2060'a kadar karbon ayak izini silme yönündeki hedeflerini gerçekleştireceği ortaya konmuştur.

EnerjiEnerji güvenliğiEnerji politikaları+7
Firdevs Korla
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Karşılıklı bağımlılık ekseninde enerji bağımlılığı ve güvenlik ilişkisi: Türkiye örneği

Geçen yüzyıllarda olduğu gibi, 21'inci yüzyılda da dünya devletlerinin üzerinde hassasiyetle duracağı en önemli konulardan biri enerjidir. Çünkü teknolojik gelişmeler baş döndürücü bir hızla gelişmekte ve bir o kadar da insanlığı enerjiye bağımlı hale getirmektedir. Enerji, ülkelerin sosyal ve ekonomik açılardan gelişmelerinin en temel ihtiyaçlarından biridir. Devletler özellikle sürdürülebilir ekonomik kalkınma için vazgeçilmez bir girdi haline gelen enerjiyi, arz güvenliğini sağlamak için enerji kaynaklarını temin etme ve çeşitlendirme gayreti içerisine girmişlerdir. Çalışmada Keohane ve Nye'ın karşılıklı bağımlılık yaklaşımı temel alınarak, ekonomi ağırlıklı olarak güvenlik ve enerji konuları irdelenmektedir. Türkiye'nin enerji ithal ettiği ülkelerle ilişkilerine ve bu ülkelerin izlediği politikaların Türkiye enerji stratejisini etkileme ve belirleme potansiyeline sahip olduğu varsayılmıştır. Çalışmada Türkiye'nin enerji bağımlığı ve ulusal güvenlik bağlamında enerji kaynaklarına sahip ülkeler ile ekonomik ilişkileri incelenmiştir. Tükettiği enerjinin dörtte üçünü ithalat yoluyla karşılayan Türkiye, enerji alanındaki olumsuz gelişmelerden etkilenme olasılığı bulunmaktadır. Çalışmada bu olumsuz durumlar karşısında ulusal güvenliğin etkilenmemesi için Türkiye'nin enerji aktörü rolünün kuvvetlendirilmesi ve bölgesel enerji aktörleriyle karşılıklı bağımlığının sağlanmasının ve güçlendirilmesinin analizi yapılmaktadır.

EnerjiEnerji güvenliğiGüvenlik+2
Yunus Furuncu
Düzce University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Karşılıklı bağımlılık yaklaşımı üzerinden AB enerji güvenliğinin sağlanmasında Türkiye'nin rolü

Enerji, bir cisim ya da sistemin iş yapabilme yeteneğidir. Başka bir ifadeyle enerji, kuvvet uygulayabilmek için ihtiyaç olan potansiyel güçtür. İktisadi olarak bir ekonominin büyüklüğü, o ekonominin toplam nihai ürün çıktısıyla belirlenmektedir. Ürün çıktısını oluşturmak için ise enerji girdisinin önemi oldukça büyüktür. Ekonomiler üretimde bulunmak ve bu üretimi devam ettirebilmek için yoğun enerji girdisine gereksinim duyarlar. Enerji kaynaklarına sahip olsunlar ya da olmasınlar enerji gereksinimi ekonomi büyüdükçe artar. Enerjinin üretildiği ve pazarlandığı coğrafi alanlar arasındaki ilişkinin büyüklüğü ile doğru orantılı olarak, coğrafi konumun jeopolitik değeri artar. Enerjiye sahip olan ülkelerin Dünyadaki yeri mutlak lokasyon olarak önemlidir. Enerji, bir ülkenin ekonomik ve sosyal gelişiminin en temel ve sürükleyici ihtiyaçlarındandır. Bugün dünyada tüketilen enerji, çok sayıda enerji kaynağından elde edilmesine rağmen petrol, doğal gaz ve kömür gibi fosil kaynaklar, bu kaynakların %87'sini kapsamaktadır. Enerji çağımızda ülkelerarası ilişkileri ve ülkelerin ekonomik, siyasi ve sosyal gelişimini etkilemektedir. Enerji tüketiminde meydana gelen artış ve bu artışın devamı yönündeki beklenti ülkelerin enerji kaynaklarına ucuz, kesintisiz ve güvenilebilir bir biçimde ulaşma isteğine artırmaktadır. Bu kapsamda izlenen politikalar geliştirmektedirler. Türkiye coğrafi konumu itibariyle dünyanın önde gelen enerji tedarikçileri ile büyük tüketicileri arasında doğal bir coğrafi köprü konumundadır. Bu konumu nedeniyle enerji merkezi ve koridoru olabilecek Ülke küresel enerji jeopolitiği ve Avrupa'nın doğal gaz arz güvenliği için büyük önem taşımaktadır.

Avrupa BirliğiBağımlılıkEnerji+7
Emine Orhan
Düzce University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessEN

The place of energy security in the international relations theories on the axis of supply, demand & transit security

The main purpose of this study is to investigate the energy security issues which are examined in the literature only under the name of energy supply security; under three seperate headings supply, demand and transit security; and to emphasize the place of energy security in international relations theories. In this direction, some tips on how to combine theory and practice are given in the introduction part of the study. In the chapters following the introduction, firstly the history of energy sources and types are mentioned and a framework on energy has been established. This framework was then filled by defining energy security and examining the concept of energy security under three different headings. Afterwards, the concept of energy security was harmonized with the main schools of thought in the international relations discipline and the place of energy security in the international relations discipline was revealed. In the last part of the study, some determinations and explanations about the relationship between energy security and other security branches in the general security concept are given. All of this was done by gathering and blending the qualitative research on the sources. As a result of these researches, it has been proved that it will be possible to conduct comprehensive researches by examining not only supply security but also demand and transit security issues separately in the researches on the energy security phenomenon, and the theoretical links of energy security with international relations discipline are underlined in bold lines. Key Words: Energy Supply Security, Energy Demand Security, Energy Transit Security, Energy Resources, IR Theories

SupplyEnergyEnergy security+4
Halil Karataş
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

21. yüzyıl güvenlik politikalarında enerji ve Hindistan'ın enerji güvenliği siyaseti

21. yüzyıla girerken ?güvenlik? kavramında birçok değişim meydana gelmiştir. Bunlardan birisi de güvenliğin ?enerji? boyutudur. 20. yüzyılın başlarında petrolün keşfiyle başlayan mücadele yaklaşık yüz yıldır tüm hızıyla devam etmektedir. Enerji alanında yaşanan mücadele hemen hemen tüm dünya devletlerinin gündemine yerleşmiştir. Devletlerin dış politika hamleleri büyük ölçüde enerji merkezli olmaya başlamıştır. Asya kıtası ise enerji alanında giderek kendinden daha fazla söz ettirmeye başlamaktadır. Özellikle Çin ve Hindistan toplamda 2.5 milyar civarındaki nüfusları ve artan enerji ihtiyaçlarıyla enerji politikalarında önemli yer edinmeye başlamıştır. Bu bağlamda Hindistan bölgenin önemli bir aktörü olarak gerek bölgesel gerek küresel gelişmelerde varlığını iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştır. Enerji tüketiminde giderek yükselen grafiği bölgenin diğer önemli gücü Çin ile Hindistan'ı karşı karşıya getirmektedir. Hindistan'ın bölgedeki rekabette önemli bir unsur olarak yer alması ise enerji kaynaklarına sahip olabilmekten ve enerji kaynaklarının mümkün olabildiğince çeşitlendirmekten geçmektedir. Hindistan gibi bölgesel güç olma yolunda önemli adımlar atan bir devletin gücü ?enerji güvenliği? politikalarını doğru bir biçimde yönlendirmesiyle doğru orantılıdır. Artan nüfus ve ekonomik kalkınma ile birlikte enerji ihtiyacı da giderek artmakta bu da bölgede enerji alanında rekabetin giderek artacağına işaret etmektedir. Hindistan'ın bu mücadelede kazanan taraf olmasını ?enerji güvenliği? politikaları belirleyecektir.

21. yüzyılEnerjiEnerji güvenliği+4
İhsan Ömer Atagenç
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Çin Halk Cumhuriyeti'nin enerji güvenliğinde Orta Asya örneği

Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC), 1978 yılında Deng Xiaoping'in başlatmış olduğu ekonomik açılımların ardından ulusal ve uluslararası alanda büyük dönüşümler yaşamaya başlamıştır. Ekonomik gelişim ivmesinin kazanıldığı bu süreçte Çin küresel konjonktürde daha büyük adımlar atarak akıllı gücünü geliştirmeye ve ekonomik gelişiminde kazandığı ivmeyi sürekli kılmaya çalışmaktadır. Ekonomik gelişim beraberinde enerji ihtiyacını getirmiş ve Çin 1993 yılında enerji ithal eden ülke konumuna geçmiştir. Enerji ithal ülkesi olmasıyla birlikte Çin için enerji güvenliği çok önemli bir alan olmuş ve arz güvenliğini sağlamaya yönelik önemli politikalar izlenmeye başlanmıştır. Çin enerji tedarikini güvenli bir şekilde sağlayabilmek için farklı ülkelerle ekonomik, kültürel, siyasi ve enerji alanlarına yönelik ilişkiler kurarak akıllı gücünü artırmaya ve arz güvenliğini sağlamak için çaba göstermektedir. Çin'e coğrafi bağlamda yakın olan, zengin hidrokarbon rezervlerine sahip Orta Asya ülkeleri hem enerji ithali hem de ekonomik ilişkiler tesisi için uygun partnerlerdir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)'nin dağılması sonucu bu ülkelerin dış politikalarında diyalog ortağı ülke eksikliği göz önünde bulundurulursa Çin'in bu boşluğu doldurabilmek için çok iştahlı olduğunu söylemek mümkündür. Bu çalışmanın amacı Çin'in yükselişini sürdürebilmek için izlediği akıllı güç politikası ile enerji güvenliğini sağlama çabalarını Orta Asya ülkeleri aracılığıyla açıklayabilmektir. Bu bağlamda enerji zengini Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan ile kurulan petrol- doğal gaz hatları enerji güvenliğini açıklayabilmek açısından dayanak noktası alınacaktır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; kavramsal bir çalışma olması nedeniyle enerji güvenliği, akıllı güç ve yumuşak güç unsurlarından biri olan kamu diplomasisi kavramları açıklanmaya çalışılacaktır. İkinci bölümde; Çin'in ekonomik gelişme süreci, Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan ile ekonomik ilişkileri değerlendirilecek ve Çin'in enerji güvenliği analiz edilmeye çalışılacaktır. Bu bağlamda Çin'in Kuşak Yol Girişimi ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) de açıklanmaya değerdir. Son olarak üçüncü bölümde; ülkelerin ekonomik ilişkilerine ek olarak, hidrokarbon zengini Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan'ın rezervlerini Çin'e ulaştırabilecekleri petrol ve doğal gaz boru hatlarına değinilecektir.

EnerjiEnerji güvenliğiGüvenlik+6
Kübra Sarı
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Soğuk savaş sonrasında Çin'in enerji güvenliği bağlamında Avrasya politikası

Dönemin Çin Devlet Başkanı Deng Şiaoping'in ülke ekonomisini dışa açma politikasını benimsemesiyle birlikte, artan sanayi kapasitesi ve şehirleşmeyle doğru orantılı olarak enerji tüketimi de sürekli artmaya başladı. Böylece Soğuk Savaş sonrası dönemde 1993'te ilk defa petrol ithal etmeye başlayan Çin, 2000'lerde de doğal gaz ve kömür de ithal eder hale geldi. Hâlihazırda dünyanın en büyük enerji tüketen ülkesi olan Çin, enerji arzını bir beka sorunu olarak kabul etmektedir ve bu bağlamda dış politikada enerji güvenliğini sağlamak için çok yönlü politikalar geliştirmektedir. Enerji ithalatının yaklaşık %70'ini Amerikan donanmasının etkin olduğu açık denizler ve stratejik boğazlar yoluyla gerçekleştiren Çin, bu bağlamda enerji transferinde çok daha güvenilir bulduğu Avrasya bölgesindeki enerji yatırımlarına büyük önem vermektedir. Özellikle ABD'nin 2011'de Çin'i hedef alan pivot stratejini ilan etmesiyle yakın çevresi olarak kabul ettiği Güney Çin Denizi ve Tayvan Boğazı üzerinden çevrelenme kaygısı taşıyan Çin, bir taraftan askeri güç kapasitesini artırarak bölgede caydırıcı güç olmaya çalışırken, diğer taraftan da ŞİÖ kapsamında Rusya ile ortak hareket ederek ABD'nin Avrasya'daki etkinliğinin artmasını önlemeye çalışmaktadır. Ayrıca Çin yönetimi, iktisadi anlamda finansal devletçilik araçlarını kullanarak küresel liberal sistemle uyumlu hareket ediyor izlenimi yaratmaya çalışmaktadır ve böylece Kuşak ve Yol inisiyatifi gibi araç, kurum ve projelerle enerji güvenliği yatırımlarını devlet merkezli bir karar alma süreci içerisinde uygulamaktadır. Bu çalışmada, Çin'in Soğuk Savaş dönemi sonrası Avrasya politikası, enerji güvenliği bağlamında analiz edilecektir.

AvrasyaBir Kuşak Bir Yol ProjesiEnerji+4
İshak Turan
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yenilenebilir enerjinin fosil yakıt tüketimi açısından çevresel etkileri

Yenilenebilir enerji teknolojileri temiz kaynak olarak kabul edilir ve bu kaynakların optimal kullanımı çevresel tahribat etkilerini minimuma indirir. Bugün karşı karşıya olduğumuz çevre sorunlarına çözüm bulmak, sürdürülebilir kalkınma için uzun vadeli potansiyel eylemler gerektirmektedir. Bu bağlamda yenilenebilir enerji kaynakları en verimli ve etkili çözümlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Avrupa Birliği 1990 yılına kıyasla sera gazı emisyonlarını 2050 yılına kadar %80-95 oranında azaltma hedefi belirlemiştir. Bu yol haritasını uygulamak için dünyamızın kaynak kullanma kapasitesini yenilenebilir enerji ile geliştirmesi gerekmektedir. Yenilenebilir enerji ile ilgili beklenen senaryolar bu çalışmada kapsamlı bir biçimde tartışılmıştır. Bu çalışmanın amacı enerji konusuna genel perspektiften bir bakış sunmanın ardından yenilenebilir enerji tüketimi ve fosil yakıt tüketiminin çevre üzerindeki etkilerini tartışıp, bulgulara paralel yönde yeni bir bakış açısı sunabilmektir. Bu çalışma yürütülürken yenilenebilir enerjinin yanı sıra; enerji tedarik sorununa, arz ve talep yönetimine, enerji güvenliği, verimlilik çalışmaları gibi enerji tabanlı diğer konulara da yer verilmiştir. Ayrıca yenilenebilir enerji teknolojileri ile birlikte mevcut çevre sorunlarına ve bu sorunların olası çözümlerine de yer verilmiştir. Çalışmanın uygulama kısmında ise 1992-2014 yılları için 23 Avrupa Birliği Ülkesi ve Türkiye'deki toplam fosil yakıt tüketimi, yenilenebilir enerji tüketimi, CO2 emisyonu ve GDP verileri Stata 14.2 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Sabit etkiler modeli ile elde edilen bulgular sonucunda yenilenebilir enerji ile fosil yakıt tüketimi arasında negatif bir ilişki olduğu ortaya konulmuştur. Bu negatif ilişki bize yenilenebilir enerjinin artmasıyla fosil yakıt tüketiminin düşebileceğini göstermektedir. Çalışmada bu ilişiğin katsayıları şu şekilde ifade edilmiştir; yenilenebilir enerjide meydana gelen %1'lik bir artış fosil yakıt tüketimini %0.05 azaltmaktadır.

Enerji güvenliğiEnerji tüketimiFosil yakıtlar+5
Büşra Yakşi
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Akdeniz'de enerji güvenliğinin uluslararası politik ekonomisi

Bu çalışmada, Doğu Akdeniz'de mevcut enerji güvenliği durumuna Uluslararası Politik Ekonomi anlayışıyla eleştirel bir değerlendirme yapılması amaçlanmaktadır. Ekonomi-politika kavramlarının birlikte ele alınması ve uluslararası boyutun dâhil edilmesi gerektiği, devlet dışı aktörlerin ve bölge dışı aktörlerin varlığı, güvenlikleştirme kavramı; UPE disiplinin benimsemiş olduğu bu anlayışlar ile Doğu Akdeniz'deki mevcut durum ele alınmaya çalışılmıştır. Doğu Akdeniz'deki enerji güvenliği sorunsalının klasik uluslararası ilişkiler anlayışlarının ötesinde yeniden değerlendirilmesi noktasından hareketle, konunun neden UPE anlayışıyla ele alınması gerektiğine yönelik çalışma gerçekleştirilmiştir. UPE disiplinin benimsemiş olduğu anlayışlar çerçevesinde, Doğu Akdeniz'deki mevcut halin bir güvenlikleştirme durumu olduğu aktarılmaya çalışılmıştır. Bu noktalardan hareketle tezin ilk bölümünde UPE disiplini, İngiliz Okulu, Güvenlikleştirme ve Karşılıklı Bağımlılık kavramları aktarılarak çalışmanın teorik çerçevesi oluşturulmaya çalışılmıştır. Akabinde Doğu Akdeniz'deki mevcut durumda bir güvenlikleştirme durumunu ortaya koyabilmek adına Doğu Akdeniz gerginliği tarihsel arka planıyla ikinci bölümde, Türkiye-Yunanistan-Kıbrıs karşılıklı ilişkileri üzerinden analiz gerçekleştirilmiş, ilişkilerde Arap Baharı sürecine dikkat çekilmiş, Mısır, Libya üzerinden okumalar ele alınıp, aktarılmıştır. Daha sonra Suriye, İsrail ve Mısır Doğu Akdeniz'de enerji jeopolitiği ve politikaları verilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ulusları boyutun ortaya konması adına ABD, Fransa ve Rusya'nın bölgede enerji güvenliğine yönelik faaliyetleri işlenmiştir. Aynı zamanda küreselleşmeyle birlikte daha da etkinleşen ve UPE anlayışının benimsemiş olduğu anlayış içerisinde yer alan, devlet dışı aktörlerin ve devletlerin şirketleşmesine dikkat çekilmiş, hem uluslararası boyutun dâhil edilmesindeki konumlarına hem de Doğu Akdeniz'deki rollerine değinilerek devlet dışı aktörlerin varlıkları aktarılmaya çalışmıştır. Son olarak Doğu Akdeniz'de tüm aktörlerin enerji güvenliğini nasıl algıladıkları ve ne yönde politikalar yürüttükleri işlenerek, aktörlerin enerji güvenliğini farklı boyutlarda algıladıkları ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Doğu AkdenizEnerjiEnerji güvenliği+5
Kübra Gürbulak
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği enerji güvenliği politikası: Rusya Federasyonu'nun önemi

Enerji, makroekonomik dengeler üzerindeki etkisinin büyüklüğü açısından küresel çapta devletlerin karar mekanizmalarında yer alan en önemli stratejik kaynaklardan biridir. Bu çalışmada, Avrupa Birliği (AB) ve Rusya Federasyonu (RF) öznesinde, enerji güvenliği, karşılıklı bağımlılık ve yenilenebilir enerji konularında yirmi birinci yüzyılın ilk yarısı için durumu tartışılmaya ve AB'nin 2050 hedefleri başta olmak üzere olası sonuçlara ilişkin bir bakış ortaya koymaya çalışılmıştır. Avrupa'da ortak enerji politikası olgusunun, AB'nin oluşumunun başlangıcı niteliğindeki kurucu anlaşmalar olan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu'nu kuran 1951 ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu Euratom'u kuran 1957 tarihli antlaşmalardan itibaren varlığından bahsedilebilir. Uzun süredir gündemde olmasına rağmen, arzu edilen boyutta enerji birliğinin oluştuğu gözlemlenememektedir. Enerji güvenliğinin üç temel ayağı; enerji arzının güvenliği, rekabetçi piyasa koşullarının sağlanması ve sürdürülebilirliktir. AB, enerji kaynaklarında dışa bağımlı olduğundan, enerji arzının güvenliği, hammadde tedarikçisi ülkelerle olan ilişkilerle direk bağlantılıdır. Rekabetçi piyasa koşullarının sağlanabilmesi enerji verimliliği, fiyatlandırma ve en önemlisi güvenlik gibi enerji politikasına dair konularla ilintilidir. Küresel ısınma ve çevreci doktrinlerin enerji politikasına eklenmesiyle sürdürülebilirlik olgusundan söz edilebilecektir. AB'nin enerji politikası ve güvenlik boyutu, Birliği enerji konusunda etkileyen Birlik dışındaki en önemli aktör olması nedeniyle, en büyük enerji kaynağı tedarikçisi RF dahil edilerek incelenecektir.

Avrupa BirliğiEnerji güvenliğiGüvenlik+4
Tuba Yüksel Durukal
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye-Rusya ilişkilerinin enerji politikaları bağlamında incelenmesi (1991-2016)

Enerji kaynakları üretimin en önemli girdisi, insanoğlunun hayatını sürdürebilmesinin en temel ihtiyacı ve dünyadaki ekonomik sistemin adeta kanı mahiyetindedir. Ülkelerin kalkınmasında enerji en önemli unsur olmasının yanında, stratejik niteliği sebebiyle zengin enerji rezervlerine sahip devletler tarafından bu özellik, diplomaside diğer devletlere karşı baskı aracı olarak kullanılır. Aynı zamanda tarih boyunca dönemin teknolojisine göre kullanılan enerji kaynaklarını elde etmek ve bunları kaynak coğrafyasından tüketici ülkelere ulaştırmak için kullanılan güzergahları kontrol altında tutabilmek, dünya çapında hükmedebilmenin en önemli koşulu olmuştur. Jeopolitik kavramı 1916 yılında ilk kez dile getirilmiş olup, en yalın ifadesiyle coğrafi etkenler göz önüne alınarak devletler tarafından geliştirilen politika bilimi olarak tanımlanmıştır. Günümüze kadar ortaya atılan bir çok jeopolitik teoride, tüm dünyaya hakim olmak maksadıyla hangi coğrafi alanların denetim altında bulundurulması gerektiği ifade edilmiştir. Özellikle klasik jeopolitik teorilerde enerji kaynaklarının bulunduğu coğrafya ve o bölgelere giden rotaların bu teorilerin önemli gördüğü bölgelerin üzerinde yer alması oldukça dikkat çekicidir. Ayrıca çoğu jeopolitik teoride, zengin yeraltı enerji kaynakları rezervlerine sahip Avrasya kıtasının kontrol altında tutulmasına yönelik stratejik hedefin ne olması gerektiği belirlenmeye çalışılmıştır. Asya ve Avrupa kıtalarında toprakları bulunan Türkiye ve Rusya'nın hem coğrafi hem de kültürel düzlemde klasik birer Avrasya ülkeleri olarak ilişkileri her geçen gün gelişmiştir. Bu çalışmada, ekonomisi petrol ve doğal gaz satışlarından elde edilen gelirlere bağlı olan Rusya ile ekonomik büyümesine paralel enerji ihtiyacı açısından dünyanın en dinamik enerji ekonomileri arasında yer alan Türkiye arasındaki ilişkiler Avrasya jeopolitiği ve enerji politikaları çerçevesinde incelenmeye çalışılmıştır.

Enerji güvenliğiEnerji kaynaklarıEnerji politikaları+3
Can Telemeci
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Petrol boru hatlarının Türk dış politikasına etkisi

Petrolün varlığının ortaya çıkışıyla beraber petrol mücadelesi de başlamıştır, bu tarihten sonra dünya siyasetine yön veren en büyük unsur petrol olmuştur. İlk çok uluslu devletler de petrol temelinde kurulmuş, dünya dış politikasının da öncelikle petrol tabanlı etkilenmesine yol açmıştır. Başta I. Dünya Savaşı, II. Dünya Savaşı, Körfez Savaşları ile Afganistan Savaşı'nın küresel boyutunda görünmeyen yüzünün petrol olduğu bilinen ve artık gizlenmeyen bir geçektir. Osmanlı İmparatorluğu'ndan, Türkiye Cumhuriyetine geçişteki siyasi ve ekonomik durum, yanı başımızdaki enerji yataklarına uzaktan bakmamıza ve bir politika üretemememize neden olmuştur. Soğuk Savaş yıllarında ise NATO'nun siyasetine kendimizi bıraktık. Bu dönem Türk Petrol Politikasının en zayıf dönemidir.İran ? Irak Savaşının hemen öncesinde, Irak (Kerkük) petrollerinin dünya pazarına açılması için Kerkük ? Ceyhan Petrol Boru Hattıyla Türkiye'nin üstlendiği rol, soğuk savaşın bitmesi ile Hazar Petrollerinin güçlü Rusya'nın elinde koz olmasını istemeyen Amerika ve İngiltere'nin de desteği ile açılan Bakü ? Tiflis ? Ceyhan Boru hattı ile başrole dönüşmüştür.Bu çalışma; boru hatlarıyla dünya pazarlarına aktarılan petrolün Türk dış politikasına etkisini ve Türkiye'nin güvenli bir enerji koridoru haline gelmesini anlatmaktadır.Anahtar Kelimeler:Petrol, Petrol Boru Hatları, Enerji Koridoru, Enerji Güvenliği, Dış Politika, Jeopolitik.

Enerji güvenliğiEnerji kaynaklarıEnerji politikaları+5
Erdoğan Tekin
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Çin'in enerji güvenliği bağlamında Güney Çin Denizi ve Orta Asya enerji politikaları

Bu çalışmada genel itibariyle; enerji güvenliği, enerji güvenlik riskleri ve enerjinin uluslararası ilişkilerdeki önemi üzerinde durulmuş, özelde ise Çin'in çok yönlü enerji güvenlik politikası analiz edilmiştir. Bu kapsamda Çin'in enerji rezervleri, enerji tedarik ettiği ülkeler ile olan ikili ilişkileri, enerji nakil hatlarında yaşadığı güvenlik sorunları ve bu sorunlarla mücadele etme yöntemleri açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışma kapsamında Çin'in enerji arz güvenliğini tehdit eden iki sorunun olduğu tespit edilmiştir. Bunlar istikrarlı ve güvenilir enerji kaynaklarını çeşitlendirme ve enerji nakil hatlarında yaşadığı güvenlik sorunudur. Çin günümüzde enerji tedarikinin büyük çoğunluğunu istikrarsız, güvenilir olmayan, öngörülebilir gelecekte güven ortamından yoksun olacağı düşünülen ve aynı zamanda da coğrafi olarak uzak olduğu Ortadoğu'dan yapmaktadır. Bu durumun Çin'in uzun vadeli enerji güvenlik politikasını tehdit etmesi Çin'in yeni güvenilir enerji kaynağı arayışı içinde olmasına neden olmaktadır. Çin'in uzun vadeli enerji güvenlik politikasının merkezinde Ortadoğu'ya alternatif oluşturacak doğalgaz ve petrol kaynakları bakımından zengin olan aynı zamanda da Çin'e coğrafi olarak yakın olan Güney Çin Denizi ve Orta Asya bulunmaktadır. Bölgelerin Çin'e sınırı olması Çin'in enerji güvenliği açısından oldukça önemli olmakla beraber küresel rekabetin yoğun yaşandığı bölgelerdir. Güney Çin Denizi sahip olduğu hidrokarbon yataklarının ötesinde uluslararası deniz ticaretinin gerçekleştiği bölge olması nedeniyle gerek bölge içi sorunlarda ve çatışmalarda gerekse küresel güç mücadelesinin ötesinde bir etkiye sahiptir. Çalışmanın diğer konusunu oluşturan bölge ise Orta Asya'dır. Orta Asya Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazanmaları ve sahip oldukları enerji kaynaklarının zenginliği nedeni ile bu bölgede önemli güç mücadeleleri yaşanmaktadır. Bu bölgedeki güç mücadelesi bölgenin iki temel aktörü olan Çin ve Rusya arasında gerçekleşmektedir. Her iki devletin bölge üzerinde geleceğe dönük enerji, güvenlik ve ekonomik olmak üzere stratejik hedefleri vardır. Çin bu iki bölgede jeopolitik bir üstünlük kurarak enerji arz güvenliğini güvence altına almaya çalışmaktadır. Bu bağlamda Çin'in bu iki coğrafi bölgedeki rakip ülkelere karşı jeopolitik avantaj ve dezavantajları belirlenerek, Çin'in hem güvenilir enerji kaynaklarını çeşitlendirme hem de deniz ve kara bağlantılı enerji nakil hatları güvenliğini güvence altına alma çabasının ne kadar başarılı olduğu ölçülmektedir.

EnerjiEnerji güvenliğiEnerji politikaları+6
Soner Hamzaçebi
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00

Related subjects