Energy security
99 theses under this subject heading
Enerji güvenliği bağlamında kritik enerji altyapı güvenliği, NATO konsepti ve Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Petrol Boru Hattı örneği
Güvenlik çalışmaları, Soğuk Savaş'ın bitmesiyle birlikte uluslararası sistemin boyut değiştirmesi ve böylece tehditlerin de boyut değiştirmesi ile birlikte değişime girmiştir. Böylece tüm devletler güvenlikleri açısından önem verilmesi gereken tek konunun askeri tehdit olmadığını fark etmişlerdir. Enerji güvenliği de bu değişiminden ötürü ve eksikliğinde insan hayatında önemli güvenlik sorunları oluşturması sebebiyle devletlerin ve uluslararası kuruluşların gündemine oturmuş ve güvenlik sorunları arasında yerini almıştır. Bu yüksek lisans tez çalışması, enerji güvenliğinin önemli bir parçasını oluşturan Kritik Enerji Altyapı Güvenliği temel kavramları, tehditleri ve çözümleri incelemiş, Türkiye'deki kritik enerji altyapı güvenliği uygulamaları Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Ham Petrol Boru Hattı özelinde analiz edilmiştir. Arz güvenliği konusu enerji güvenliğinin sağlanması açısından önemli yer tutmaktadır. Enerji kaynaklarının çoğunlukla politik olarak istikrarsız olan Doğu'dan tüketici konumdaki Batı'ya güvenli şekilde taşınması hem devletler açısından hem de uluslararası güvenlik açısından yüksek önem arz etmektedir. Enerjinin Doğu'dan Batı'ya veya Uzak Doğu'ya nakledilmesinde pratik, ekonomik ve kontrol edilebilir bir yöntem olması sebebiyle boru hatları ön plana çıkmıştır. Fakat uluslararası anlamda tehditlerin boyut değiştirmesi ve çeşitlenmesi ile birlikte tehditler boru hatlarına da yönelmeye başlamıştır. Uluslararası güvenlik konusunda dünyanın en aktif çalışan organizasyonu olan NATO'nun zaman içerisinde bu konuyu güvenlik tehdidi olarak ajandasına alması konunun analiz edilmesi ihtiyacını doğurmuştur. Bu doğrultuda, boru hatlarına yönelen tehditlerin ve bu tehditlere yönelik çözümlerin tespiti, NATO'nun zaman içerisinde ajandasındaki değişiklikler, Bakü- Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı özelinde Türkiye'nin konu ile ilgili mevcut durumunun yansıtılması hedeflenmiştir.
State identity, energy security and foreign policy: A comparative analysis of Germany and Turkey
This thesis aims to examine the interaction between Turkish and German state identities and energy security perceptions, and reflections of this interaction to foreign policy behaviors in the context of social constructivism. In this direction, the two countries' energy policies, market structures and relations with international organizations were examined based on their state identities in the post-Cold War period. The study is based on two basic questions: What is the interaction between state identity and energy security of Turkey and Germany? And what is the interaction between energy policy and foreign policy of these countries? In this thesis, process tracing and critical discourse analysis methods were used. In this context, it was seen that Germany adopted a norm-oriented energy policy within the framework of the state identity and this energy policy was reflected in a similar way on its foreign policy. On the other hand, Turkey's energy policy is shaped around the realist power parameters and in this sense the two countries' energy security perceptions differ. This thesis consists of seven chapters. Following introduction, second chapter will include conceptual and theoretical framework, then methodology will be introduced. Chapter four and five will examine Germany and Turkey in terms of state identity, energy security and foreign policy. In chapter six the two countries will be compared and last chapter will summarize the main findings.
Türkiye'nin enerji güvenliğinde doğal gazın yönetişimi ve rolü
Bu çalışmada, Türkiye'nin doğal gaz sektöründe nasıl bir yönetişim olduğu açıklanmıştır. Türkiye'nin, İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ülkeleri içerisinde Covid-19 salgını öncesi 10 yıllık dönemde enerji talep artışının en hızlı gerçekleştiği ülke olması nedeniyle Türkiye örneği çalışılmıştır. Araştırma sorusu, merkantilist, liberal ve hibrit yönetişime dair üç farklı yaklaşım çerçevesinde değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre Türkiye'de doğal gaz sektöründe hibrit bir yönetişim modelinin olduğu açıklanmıştır.
Türkiye'nin enerji güvenliğinde Rusya ile işbirliği: Akkuyu nükleer santrali
Bu çalışmanın amacı, Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) Anlaşması'nın neden Rusya ile yapıldığı araştırma sorusundan yola çıkarak, Türkiye'nin nükleer güç santrali kurma girişimlerine dair geçmiş süreç ve mevcut anlaşmanın içerim şartlarına göre Rusya ile nükleer enerjide işbirliğini belirleyen ana politika motivasyonunu açıklamaktır. Çalışmanın sonucunda işbirliğini belirleyen iki ana neden tespit edilmiştir. Bu nedenlerden birincisi "yap-sahip ol-işlet" modelinin kullanılmasıyla Türkiye'nin ekonomik sorumluluk almamış olması ve bu modeli sadece Rusya'nın tercih etmesi, ikincisi ise devletlerarası anlaşma yaparak her iki ülkenin de kendisini garanti altına almasıdır. Akkuyu NGS'nin enerji arz çeşitliliğini sağlaması ve elektrik birim maliyetinin kömür ve doğal gazdan daha düşük olması, santralin önemli faydaları arasındadır. Diğer yandan santralin tamamıyla Rusya kontrolünde olması alternatif enerji kaynağının uzun vadede güvenilirliği hakkında endişeler yaratmaktadır. Bu sonuçlar karşılıklı bağımlılık çerçevesinde değerlendirildiğinde Akkuyu NGS'nin enerji arz çeşitliliğini artırdığı ancak Rusya'ya olan asimetrik bağımlılığı artırdığı için enerji arz güvenliğini sağlamadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Avrupa Birliği ve Rusya arasında doğal gaz temelli karşılıklı bağımlılık ilişkisi: Sıkı bağlardan çözülmeye
Bu tez, Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET)/Avrupa Birliği (AB) ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)/Rusya Federasyonu (RF) arasında doğal gaz temelli kurulan karşılıklı bağımlılık ilişkisine, karmaşık karşılıklı bağımlılık teorisi aracılığıyla odaklanmaktadır. Tezin iki temel argümanı vardır. İlk olarak, Avrupa'da Soğuk Savaş'a ve aralarındaki ideolojik rekabete rağmen, AET ülkeleri ile SSCB arasında karmaşık karşılıklı bağımlılık oluşmuş ve bunda da doğal gaz ticareti kayda değer rol oynamıştır. AET'nin güvenilir bir enerji kaynağı ihtiyacı ve güvenilir bir tedarikçi arayışı ile SSCB'nin Avrupa ile ekonomik ilişkiler kurma ihtiyacının örtüşmesiyle, Soğuk Savaş'ın sonu ve AET'nin AB'ne dönüşümü gibi yapısal değişikliklere rağmen karmaşık karşılıklı bağımlılık ilişkisi 2000'li yılların başına kadar sürmüştür. İkincisi, bu karmaşık karşılıklı bağımlılık, 2000 yılından sonra beş temel gelişme nedeniyle tarafların çabalarına rağmen tedricen çözülmüş ve nihayetinde RF'nin Ukrayna'yı işgaliyle 24 Şubat 2022 tarihinde kopmuştur. Bu gelişmeler şunlardır: (1) AB'nin doğal gaz ticaretinde serbest piyasa koşullarına ve rekabete dayalı sisteme geçmesi, (2) RF'nin Avrupa girişimi olan Enerji Şartı Antlaşması'nı taraf olmaması, (3) AB'nin doğal gaz alanında ortak pazar veya ortak dış politika stratejisi geliştirememesi, (4) Eski Doğu Bloğu ülkeleri merkezli krizlerin AB-RF doğal gaz ticaretini olumsuz etkilemesi ve (5) Kuzey Amerika menşeili LNG'nin küresel doğal gaz ticaretindeki rolünün artması ve Avrupa'daki doğal gaz alım ve satım sözleşme yapılarını değiştirmesi. Bu tez özellikle, doğal gaz bağlamında aralarında asimetrik bir karşılıklı bağımlılık bulunan iki taraf arasında, bu bağımlılığı oluşturan koşulların nasıl tesis edildiğini ve her iki taraftaki devlet dışı aktörler ile etkileşim kanallarının bu süreçte nasıl rol oynadıklarını, iki ana zaman diliminde incelemeyi ve iki taraf arasındaki karmaşık karşılıklı bağımlılığın geçirdiği değişimi gerekçeleriyle irdelemeyi hedeflemektedir.
The European Union's energy security policy: Transition from Russian natural gas to the United States LNG
The European Union (EU) is dependent on Russian natural gas due to its high demand. The dynamics of energy relations between the EU and Russia have changed after the 2022 Russia-Ukraine War. In the context of energy supply security policies, the EU aims to reduce its dependence on Russian natural gas and diversify energy suppliers. During this period, there has been an increased demand for Liquefied Natural Gas (LNG) from the United States(US) as an alternative energy source. This thesis argues whether or not US LNG can be a long-term energy alternative over Russian natural gas for the EU. It examines the political, economic, and technical rationales of US LNG and Russian pipeline natural gas with the context of EU energy supply security through comparative analysis. The findings highlight that the technical infrastructure requirements, the installation process, and the high financial investment required to utilize US LNG lead to challenges for sustainable energy imports. Furthermore, it is predicted that increased demand for US LNG may create a new area of energy dependency for the EU. Therefore, completely abandoning Russian natural gas does not offer a long-term solution. Instead, this thesis advocates balancing the EU's natural gas energy demand between Russia and the US. Keywords: European Union Energy Security, Natural Gas, Russian Pipeline Natural Gas, US Liquefied Natural Gas
AB enerji güvenliği ve Türkiye'nin bir koridor olarak yeri
1940'lı yıllarda ortaya çıktığı tarihten itibaren enerji bağlamında gelişen Avrupa toplumu, enerji güvenliğini sağlamak amacıyla birçok adım atmıştır. Bu adımlar hem bütünleşme içindeki üye ülkelerin birbirleriyle olan ilişkilerini hem de Avrupa bütünleşmesinin dışında kalan ülkelerle olan ilişkilerini etkilemiştir. Bu çalışmada, Avrupa bütünleşmesinin enerji konusunda yaşanan tarihsel krizlerden hareketle AB'nin enerji güvenliğini sağlama adımları açıklanmıştır. Bunun yanında çalışma, enerji güvenliği bağlamının zaman içinde nasıl değiştiğini açıklamaya çalışmaktadır. AB'nin enerji politikası dönüşümünü açıklamak için enerji güvenliğinin önemli boyutları ve parametreleri tartışılmıştır. Türkiye jeostratejik konumu nedeniyle AB enerji politikalarında ve AB'nin kaynak ülkelerle ilişkilerinde önemli bir yere sahiptir. AB ile Türkiye arasındaki enerji bağlamındaki ilişkiler, 1970'lerde Joseph S. Nye ve Robert O. Keohane tarafından ortaya atılan "Karşılıklı Bağımlılık" çerçevesinde incelenmiştir. Bu noktada iki aktörün ilişkilerinde hem ekonomik hem de siyasi olarak bir maliyetinin var olduğu belirlenmiş ve bunun üzerine önerilerde bulunulmuştur.
Securty of EC energy supply and affects over Turkey
In a world of increasing interdependence, energy security will depend much on how countries manage their relations with one another, whether bilaterally or within multilateral frameworks. That is why energy security will be one of the main challenges for EU foreign policy in the years ahead. The new competition environment requires looking not only around the corner, but also beyond the difficulties of cycles to both the reality of an ever more complex and integrated global energy system and the relations among the countries that participate in it.It is estimated that the global demand for energy may increase as much as 50 percent by 2025, with the demand for electricity rising more than 75 percent. More than half of this growth is projected to come from the world?s emerging economies. In spite of the current economic crisis, the world is experiencing positive economic growth even with high oil prices. In order for that to continue all nations, need access to safe, affordable, and dependable supplies of energy. Because of the robust economic growth around the world especially in places like China and India the global demand for energy is expected to increase dramatically and at a rapid pace over the next 25 years.To ensure energy security, countries must mitigate the effects of energy supply disruptions, expand energy infrastructure, promote a transparent and stable investment climate that attracts foreign investors, and advance clean energy technologies including renewable energy, clean coal, and emissions free nuclear power.It is undeniable that Turkey is evolving into a vital energy transit hub. Turkey is an important energy gateway between the East and the West. The EU is, throughout the region, as well as in Turkey, working to enhance energy security, increase energy supplies, and diversify energy transportation routes. And the EU supports Turkey, which is a strong and dependable ally, in its role as a major oil and gas transit route in a market governed by fair and transparent rules.Turkey plays an important role in helping meet the growing energy demands in the region and around the world. The cooperation between the EU and Turkey furthers that goal. Actually, both sides have offered to collaborate more closely on energy security issues. Turkey is poised to be a leader by further establishing itself as a gateway between producers and consumers.However in order to expand it?s leadership role Turkey must take a more proactive role in establishing a market oriented approach that will encourage investment, competition, market pricing, energy efficiency, as well as transparency, stability, and reliability. The EU sees Turkey as a strategic ally, a key player in the East-West energy corridor, and a lynchpin in getting Russian and Caspian energy assets to world markets. Turkey can be a major player in assuring regional energy security. However, it must continue to move forward on privatization, rule-of-law, transparency, and related issues that must be worked to make that a reality.This study examines Turkey as an emerging energy hub. In particular, it assesses this concept as an opportunity for both the EU and Turkey regarding their future allied contributions to the emerging security issue as well as regional and global peace. The main goal of this thesis is to evaluate the importance, advantage, and inevitability of relationship between Turkey and EU based on energy issues. The basic premise throughout this thesis is that Turkey, as an emerging energy hub, should expect to be supported in its progress based on the EU evaluation and it is required to follow more proactive policies in the future in order to achieve this purpose.
Energy security in European Union and diversification strategy
This thesis consists three main sections. First chapter includes definition of security Energy security, their relationship, threats to energy security, sizes of energy resources, the importance of domestic resources for the efficient use of energy in energy saving. Second chapter contains foundation of the European Union and the energy policies of the European Union. Third chapter discusses alternative energy routes of European Union diversification strategy for the energy security. In conclusion, diversification strategy is evaluated in the light of such information. Keywords: Diversification Strategy, Energy, Energy Policy, Energy Security,European Union.
Enerji güvenliği ekonomik etkiler ve politik hegemonya
Bu çalışma, enerji güvenliğinin, ulusal güvenliğin sürdürülmesi perspektifinde dünyadaki tüm ülkeler için en önemli hedeflerden biri olduğunu göstermektedir. Özellikle sanayileşmiş ülkelerde, enerji bir ulusal güvenlik meselesi olup, ekonominin ve hayatın tüm alanlarında ana temel olarak tanımlanmaktadır. Devletlerin enerji güvenliğinin sağlanması için politik ve askeri vesileler kullanması anormal bir davranış değildir. ABD'nin 2001 Afganistan savaşında, Hazar Denizi'ndeki petrol ve gaz rezervlerine yakın bir ABD üssü kurulmuştur. Bir süre sonra, ABD, Irak'ın petrol rezervlerini kontrol etmeye başlamıştır. Bu nedenlerle, ABD Ortadoğu'yu ve dünyada tek kutup olarak kalması için diğer küresel enerji rezervlerini kontrol edebilmektedir. Diğer taraftan, AB ülkeleri, Hazar bölgesindeki petrol ve doğal gaz rezervlerine erişim yoluyla Avrupa enerji piyasasında Rus tekelini sonlandırmaya çalışmaktadırlar. 2008 yılında, AB Hazar Deniz'den başlayarak Türkiyeden geçen boru hattını kurmaya çalışırken, Rusya enerji güvenliğini korumak için Gürcistan'a savaş ilan edip Kırımı işgal etmiştir. Ayrıca Rusya, Katar'dan ve İran'dan Avrupa Birliği'ne kadar uzanan boru hattının gelişini engellemek için Suriye'ye askeri müdahalede bulunmuştur. Bu da hem ABD hem de Rusya'nın Suriye'deki boru hatları ve enerji projelerini korumak için rekabete girdiklerini ve Suriye'ye müdahale etme amaçlarının sadece siyasi sebeplerden olmadığını göstermektedir.
Hazar Havzası'nın hukuki statüsü ve enerji güvenliği
Hazar Havzası sahip olduğu petrol ve doğalgaz kaynakları nedeniyle küresel ve bölgesel güçlerin ilgisini çeken jeostratejik ve jeoekonomik bir öneme sahiptir. Bir taraftan bölge devletlerinin bu zenginlikten yararlanarak refah düzeylerini arttırarak bağımsızlıklarından ve egemenliklerinde taviz vermemeye çalışırken bir taraftan da küresel aktörler, enerji kaynaklarının çıkarılmasını, dünya piyasalarına ulaştırılmasını ve enerjiyi kontrol etmeyi her ne pahasına olursa olsun sağlamaya çalışmaktadır. Hazar, sadece Rusya ve İran kontrolündeyken, SSCB'nin dağılmasıyla beş devletin ortak kullanımına açılmış ve Hazar'da güç mücadeleleri başlamıştır. Günümüzde halen devam eden paylaşım sorununun en büyük nedeni Hazar'ın hukuki statüsünün ve ne şekilde paylaşılacağının belirlenememiş olmasıdır. Hazar'ın statüsünün belirlenememesi bu bölgede var olan enerjiye yeterli bir şekilde ulaşılamamasına ve istenilen şekilde uluslararası pazarlara transferinin sağlanamamasına neden olmaktadır. Hukuki boşluğun yanı sıra bölgede süren çatışma ve ayrılıkçı hareketlenmeler bölgedeki enerjinin ve nakil hatlarının güvenliğini olumsuz etkilemektedir. Bu sorunlara uluslararası aktörlerin kendi emelleri doğrultusunda izlediği dış politikalar da eklendiğinde Hazar Havzası karışıklıklar ve çözülmeyen sorunlar içinde kalmıştır. Bu çalışmada özellikle Hazar'da bulunan enerjiden bu enerjinin meydana getirdiği paylaşım sorununa ve bu bölge üzerinde söz sahibi olmak isteyen bölgesel ve küresel aktörlerin yaklaşımları ile izledikleri politikalara değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hazar Havzası, Uluslararası Hukuk, Enerji Güvenliği.
21. Yüzyılda Çin'in enerji güvenliği: Kuşak ve Yol Girişimi açısından değerlendirme
Dünyanın en büyük nüfusuna ve ikinci büyük ekonomisine sahip olan Çin'in enerji talebi kendi öz üretim kapasitesini aşmış ve küresel enerji tüketiminde ve ithalatında onu ilk sıraya taşımıştır. Bugün Çin'in ulusal stratejisinin bir parçası olarak görülen ekonomik ve sosyal kalkınmasının sürdürülebilir olması, denizaşırı kesintisiz enerjiye erişim ile mümkün olabilmektedir. Bu nedenle yüzyılın projesi olarak adlandırılan ve Çin'in Yeni Mega Kalkınma Girişimi olarak da görülen Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında sürdürülen enerji iş birliklerinin Çin'in ulusal enerji güvenliğini sağlamasında önemi büyüktür. Bu çalışma, Çin'in enerji güvenliği ile Kuşak ve Yol Girişimi arasındaki ilişkiyi araştırarak bu Girişimin Çin'in enerji güvenliğini sağlamada nasıl bir rol oynayacağını ortaya koymayı amaçlamıştır. Bu amaç doğrultusunda Çin'in Kuşak ve Yol boyunca enerji konusunda önemli gördüğü ülkeler ile kurduğu enerji ilişkileri ve enerji güvenliğine yönelik bu iş birliklerinden doğan enerji yatırımları incelenmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular, Girişimin bir taraftan Çin'in denizaşırı enerji kaynaklarını, nakliye yollarını, enerji tedarikçilerini çeşitlendirmesine, enerji yatırımlarının güvenliğinin sağlanmasına ve küresel enerji piyasasında söz sahibi olmasına katkıda bulunacağını gösterirken diğer taraftan Girişimin önünde jeopolitik, finansal, güvenlik, şeffaflık eksikliği gibi birtakım zorluklar bulunduğunu ortaya koymuştur. Çin'in uzun vadeli denizaşırı enerji güvenliğini tam olarak sağlayabilmesi Girişimin önündeki bu zorlukları başarılı bir şekilde yönetip yönetememesine bağlı olacağı sonucuna varmıştır.
The impact of energy independence and security act of 2007 on renewable energy consumption in The United States
In recent years, global warming, climate change, increase in CO2 levels in the atmosphere, fluctuations in oil prices and countries' reliance on imported energy resources have increased the number of studies in the renewable energy field. Recognition of renewable energy sources as the main energy source coincided with the 1970s, and the number of studies carried out in this area is steadily increasing. In the literature, there are several studies in relation to the association between renewable energy consumption and economic growth. Differently, from other studies, the contribution of existing empirical study to the economic literature addresses the effectiveness of implemented sustainable energy policies. This study examines the impact of the Energy Independence and Security Act of 2007 (EISA 2007) on renewable energy consumption in the US. The results obtained from this study are important for the countries that support renewable energy investments such as Turkey, India, China and aims to provide guidance for future studies. In this study, independent variables GDP, oil price and CO2 emissions which affect renewable energy consumption were introduced. Then our control variable which is EISA(2007) was explained. A set of time series consisting of total renewable energy consumption and CO2 emissions were chosen from the Energy Information Agency (EIA), and real GDP and oil prices were obtained from the Federal Reserve Economy Database (FRED). This dataset covers the first quarter of 1990 and the last quarter of 2017. First, to test the stability of these time series, ADF, PP, DF-GLS stationarity tests were employed and according to the obtained results it was understood that the series were stationary at their first differences. After the Johansen Cointegration test was performed, the model was estimated with Dynamic OLS and Fully Modified OLS estimators. According to the results obtained from both estimators, EISA (2007) positively and statistically significantly affects renewable energy consumption from 2008 to 2017 in the US.
Doğu Akdeniz'de enerji güvenliğinin güncel dinamikleri
Doğu Akdeniz Bölgesi Kafkaslara ve Orta Doğu'ya olan coğrafi yakınlığı nedeniyle 20. yüzyılın başlarından günümüze kadar küresel ve bölgesel ölçekte birçok güç mücadelesinin ve enerji çekişmelerinin yaşandığı bir yer olmuştur. Özellikle 21. yüzyılın başlarında bölgede hidrokarbon rezervlerinin keşfedilmesi ile birlikte bölgenin jeopolitik önemi artmış ve bu durum bölge ülkeleri adına güvenliği tehdit edici yeni bir kırılgan zeminin oluşmasına neden olmuştur. Doğu Akdeniz'de hidrokarbon rezervlerinin keşfi kıyıdaş ülkeler arasındaki tarihsel anlaşmazlıkların tekrar ortaya çıkmasına ve uluslararası aktörlerin bölgeye yönelik çıkar politikaları takip etmesine neden olmakta ve bu durum bölgesel güvenliğin olumsuz yönde etkilenmesine yol açmaktadır. Ayrıca Doğu Akdeniz'de keşfedilen enerji rezervleri bölge ülkeleri arasında deniz yetki alanı konusundaki anlaşmazlıkların ortaya çıkmasına neden olmakta ve bu anlaşmazlıklar kıyıdaş ülkeler arasındaki gerilimi arttırarak silahlanma yarışını hızlandırmaktadır. Diğer yandan, küresel aktörlerin Doğu Akdeniz'e yönelik politika ve stratejileri mevcut enerji kaynaklarının geliştirilmesini engellemektedir. Bu bağlamda çalışmada bölgenin enerji rezervlerinin keşfedilmesi ve paylaşılmasına yönelik ortaya çıkan yeni dinamikler ve bu dinamiklerin yol açtığı işbirliği ve çatışma olanakları ele alınmaktadır.
China's energy policy towards Central Asia and the role of "Belt and Road" Initiative
Historically, the Central Asian region has had a strategic importance because of its geopolitical location. On the other hand, since China has the long borders with the region, it has always had strong political economic and cultural relations with neighbouring countries. Today, China has indispensable effects in the countries of Central Asia: Kazakhstan, Uzbekistan, Tajikistan, Kyrgyzstan and Turkmenistan. This thesis examines China's energy policy towards Central Asia within the framework of "Belt and Road" Initiative. The multilateral transportation, energy and military security collaborations that China tries to establish with its neighbours in the Central Asian region are important tools to increase China's economic influence in the region. China is building the Belt and Road Initiative, the largest infrastructure project in history, to improve these relations with the countries in the region. China also uses this project to improve its trade relations with the West. On the other hand resource rich Central Asia is immensely significant for China to provide its energy security. Even if the regional collaborations that China is trying to create seem to be a win-win relationship from the outside, there is an aim to be accepted as an economic and military superpower in global politics by improving the regional power of China and providing border security. In this thesis, based on the above prediction, China's regional policies will be analysed with a Realist approach.
Geçiş güvenlikleri ekseninde Türkiye'de enerji güvenliğinin geleceği ve güvenlik ekonomisi
Enerji güvenliği kavramını, var olan enerji kaynağına uygun fiyat koşulunda ulaşılarak, enerji arzının devamlılığının emniyetli ve sorunsuz bir şekilde, ihtiyaç sahibi ülkelere aktarılması şeklinde tanımlayabiliriz. Her geçen gün talebin sürekli arttığı enerji piyasasında enerji güvenliği, giderek önemli bir pozisyona yükselmektedir. Bu durumun ortaya çıkmasında yakın tarihte yaşanan savaşların sebep olduğu söylenebilir. Bu savaşlar neticesinde ülkeler enerji güvenliği özelinde çalışmalar yapma ihtiyacı duymuştur. Günümüzde güvenlik teriminin alt bölümlerinde yer alan kritik altyapıların, kamu düzeninin devamı için büyük önem taşıdığı düşünülmektedir. Bu çalışmada, enerji özelinde enerji güvenliği kavramını oluşturan etmenler, enerji kaynaklarının tanımlanması, enerji kaynaklarına sahip ülkelerin enerji politikası ve güvenliği konusunda sahip oldukları rol ele alınmıştır. Ülkemizin enerji politikası ele alınarak özellikle geçiş güvenliği ekseninde enerji güvenliği konusunda sosyal politika önerileri paylaşılmıştır.
Bölgesel güvenlik kompleksi kapsamında Doğu Akdeniz'de enerji güvenliği
Doğu Akdeniz coğrafyası binlerce yıldır jeopolitik ve jeostratejik konumu ile birçok medeniyetin beşiği olmuştur. Tarihsel süreçte bu coğrafyadaki ülkeler arasında var olan kökleşmiş sorunlara enerji paylaşımı ve hak mücadelesi eklenerek yeni siyasi ve askeri çatışmaları doğurmuştur. Bu çalışmada oluşan rekabet alanının bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerine ve bölgesel güvenliğe etkilerine odaklanılacaktır. Bölge ülkelerinin enerji profillerini inceleyen çalışma, bölgedeki hidrokarbon keşifleri, bu keşiflerle değişen ve gelişen devletlerarası ilişkiler, enerji siyasetinin güvenlik olgusuna etkileri ve küresel güçlerin de bölgeye olan yaklaşımlarını inceleyecektir.
Energy in the European Union
Energy has been the main ingredient in making European integration a reality. Yet, the European Union (EU) has always had a lack of energy security due to its deficiency of energy sources. Over the years there has been a decline in the availability of fossil fuels within the borders of the EU, which has led the organization to become heavily dependent on foreign import (mainly from Russia) of fossil fuels. The EU showed its resilience through its constant search in finding new ways for generating energy, such as the case with the European Green Deal and the International Thermonuclear Experimental Reactor (ITER). The recent unfolding of crises with the uproar of the Russia and Ukraine War have been an ever-challenging threat to the EU's energy supply. The EU is facing challenges in different importation fronts. The EU is seeking to address its energy deficiency by relying on renewable energy sources. However, the current systems and technologies employed by member states are inefficient, and public acceptance is not progressing as rapidly as desired. In the light of the ongoing energy crises, the EU has initiated an alternative energy production project known as ITER. This project aims to emulate the Sun's energy production and is projected to reach completion by 2050. My efforts are focused on statistical analyses to predict the future energy requirements and propose potential scenarios for the EU to overcome this energy crisis.
Avrupa Birliği'nin enerji arz güvenliğine Ukrayna-Rusya savaşı çerçevesinde yeni bir bakış
Çalışmanın amacı, Ukrayna-Rusya savaşının AB enerji arz güvenliği üzerindeki etkilerini ve AB'nin bu krizden kurtulmak için oluşturduğu veya oluşturacağı politikaları incelemektir. Rusya AB'nin enerji stratejisinin temel öncelikleri olan arz güvenliği ve arz çeşitliliği arasındaki çelişkiyi kullanarak AB'nin enerji stratejisini zayıflatmaktadır. Avrupa Birliği için arz güvenliğinin önemini vurgulayan Rusya, bununla birlikte arz çeşitlendirilmesi için geliştirilen AB destekli enerji projelerini başarısızlığa itmektedir. Rusya Avrupa'nın ana doğalgaz tedarikçisi olduğundan, AB enerji alanındaki konumunu her zaman korumaya devam edeceği anlaşılmaktadır. AB'nin Rusya'ya olan enerji bağımlılığının dezavantajları 24 Şubat 2022 tarihinde başlayan ve günümüzde de davam eden Ukrayna -Rusya Savaşıyla kendini göstermektedir. Artan enerji fiyatları ve enerji tedarik sorunları AB ülkelerini köşeye sıkıştırmaktadır. Bu bakımdan AB ülkelerinin enerji kaynaklarının kullanımı ve geleceğe yönelik planlamaları bu dönemde daha fazla öne çıkmaktadır. Mevcut uluslararası konjonktürün büyük bir kısmı oluşturan savaş ve iklim değişikliği AB ülkelerinin yeşil enerji konusunda daha fazla cesaretli ve kararlı olmaları gerektiğini ortaya çıkarmaktadır. Bu bakımdan Almanya'nın da uzun zamandır planlı bir içimde uyguladığı yeşil enerjiye geçiş politikası, bir yandan çevresel risklerin bertaraf edilmesinde diğer taraftan da jeopolitik risklerin azaltılmasında önemli bir rol oynamaktadır
Türkiye'nin enerji arz güvenliğinde yeşil hidrojen potansiyeli
Türkiye fosil enerji kaynakları itibariyle ithal bağımlılığı olan bir ülkedir. Bu bağımlılık ülkenin ekonomik kaynaklarının önemli bir kısmının enerji maliyetlerine ayrılmasına neden olmaktadır. Düzenli büyüyen ekonomisi, nüfus artışının devam etmesi, dış göç alması gibi unsurlar da hesaba katıldığında ülkenin enerji ihtiyacının artarak devam edeceği açıktır. Buna karşın ülkenin yenilenebilir enerji kaynakları olan güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, hidroelektrik ve jeotermal gibi alanlarda çok önemli bir potansiyeli bulunmaktadır. Ancak bu kaynakların mevsimsel ya da dönemsel üretim yapabilmesi ve depolama, nakliye gibi sıkıntıları bulunmaktadır. Bu sebeple yine bu yenilenebilir kaynaklardan üretilen, çevre dostu yeşil hidrojen ve yeşil hidrojen türevi amonyak gibi ürünler enerji taşıyıcısı olarak alternatif olabilir. Söz konusu tez yeşil hidrojenin ülkenin enerji güvenliği, ekonomik güvenlik, çevre güvenliği ve hatta gıda güvenliğine önemli bir katkı yapabileceğini, bu bağlamda dünyadaki gelişmeleri de değerlendirerek tartışacaktır.
Enerji arz güvenliği açısından enerji fiyatları ve finansal piyasalar arasındaki ilişki
Ülkelerin ekonomik ve finansal gelişme süreçlerinde, enerji ve finansal piyasalar arasındaki ilişki yatırımcılar ve politika yapıcılar açısından önemlidir. Bu doğrultuda çalışmanın amacı, petrol fiyatları ve enerji arz güvenliğinin finansal piyasalar üzerindeki etkilerini, gelişmiş ve yükselen ekonomilerden en çok enerji tüketen 25 ülke pay senedi piyasaları örneğinde araştırmaktır. Bu kapsamda petrol fiyatı ve uluslararası enerji güvenliği risk puanının borsalar üzerindeki etkileri yıllık veriler kullanılarak incelenmiştir. Analiz dönemi ikiye ayrılmış, ilk olarak 1980-2018 dönemi borsa, petrol fiyatı ile enerji arz güvenliği modeli ve ikinci olarak 1980-2021 dönemi için borsa ve petrol fiyatı modeli için zaman serisi yöntemleri (Engle Granger, Philips Ouliaris ve Gregory Hansen Eşbütünleşme testleri ve Toda Yamamoto, Fourier Toda Yamamoto Nedensellik testeleri) kullanılarak analizler yapılmıştır. Enerji fiyatları ve borsa ilişkisinin, petrol fiyatları bağlamında dar kapsamıyla ele alınmasına kıyasla petrol fiyatlarını da içine alan "arz güvenliği" açısından değerlendirilmesinin önemli etkileri tespit edilmiş olup hem eşbütünleşme yönünde kanıtlar hem de nedensellik yönünde kanıtlar elde edilmiştir. Çalışmanın sonuçları, enerji arz güvenliği ve petrol fiyatının gelişmiş ve yükselen ekonomilerde pay senedi piyasaları ile uzun dönemde ilişkili olduğunu göstermiştir. Enerji-finans ilişkisinde enerji arz güvenliğinin enerji fiyatları gibi önemli bir faktör olarak alınması gerektiği kanıtlanmıştır. Bu bulgular araştırmacılar, yatırımcılar ve politika yapıcılar için en çok enerji tüketen yirmi beş ülke örneğinde enerji arz güvenliğinin borsalar üzerindeki etkilerini dikkate almaları gerektiğini göstermekte ve gelecekte yapılacak çalışmalar için yeni bakış açıları ortaya koymaktadır.
Doğu akdeniz'de paylaşım mücadelesi ve Türkiye'nin bu süreçteki rolü
Dünya' da yaşanılan bu zaman diliminde ülkelerin egemenliklerini ve refah içinde yaşamlarını sürdürebilmelerinin en önemli temel kaynağı enerji bağımsızlığı olmuştur. Doğu Akdeniz, hidrokarbon yataklarına sahip olduğu için Akdeniz' e kıyısı olan ve olmayan tüm ülkeler için enerji bağımsızlığı özelinde çok fazla önem teşkil etmektedir.Türkiye enerji bağlamında dışa bağımlılığını bitirmek ve haklı olarak kendi sahasında enerji arama çalışmalarına başlamaktadır.Doğu Akdeniz'e kıyısı olan ve kıyısı olmayan ülkeler, hidrokarbon yataklarının (petrol, doğalgaz vb.) kendi tekeline geçmesi için Türkiye'nin ve KKTC' nin haklarını ihlal ederek Türkiye'yiDoğu Akdeniz' de çok küçük bir alana hapsetmek istemişlerdir. Türkiye gerek diplomasi alanında gerekse mavi vatanın korunması ve haklarının sonuna kadar bilincinde olup arama faaliyetlerine başlamış olması ile fiili olarak varlığını tüm ülkelere kanıtlamıştır. Doğu Akdeniz'de çıkarılacak olan hidrokarbonların Türkiye üzerinden dünya pazarına taşınması ve bununla beraber hidrokarbonların Türkiye'nin kıta sahanlığında bulunması Türkiye'nin de enerji bağımlılığını tamamen sona erdirecektir.Doğu Akdeniz'de bulunan kıyıdaş devletler ile kıyıdaş olmayan devletlerin arasında yaşanan enerji savaşları bu bölgenin kaderini ciddi anlamda değiştirecek ve yaşanılacak olan bu durum bölgenin askeri ve siyasi anlamda huzurunun ve güvenliğinin bozulmasına zemin hazırlayacaktır. Yapılan bu araştırmada Türkiye'nin tezinin doğru olduğu ispat edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Doğu Akdeniz, Enerji Bağımlılığı, Mavi Vatan, Türkiye, Hidrokarbon Yatakları, Kıyıdaş Devletler
Avrupa Birliği'nin enerji güvenliğini etkileyen çatışma alanları: Ukrayna-Rusya, İran ve Doğu Akdeniz
Dünyanın en büyük ikinci ekonomik gücü olan Avrupa Birliği (AB), küresel enerji tüketiminde Çin ve ABD'den sonra üçüncü sıradadır. Petrol ve doğal gaz kaynaklarında rezervlerinin az olması nedeniyle AB, bu enerji kaynaklarında dışa bağımlıdır. Uluslararası sistemde daha tutarlı politikalar izleyip tek ses olmaya çalışan AB, bir yandan da enerjide dışa bağımlılığı azaltıp enerji güvenliğini sağlayarak uluslararası sistemde daha etkin bir aktör olmaya çalışmaktadır. Fakat bu enerji kaynaklarının AB'ye yakın coğrafyalarda olmasına rağmen arz ve transit ülke/bölgelerindeki istikrarsız ortam ve krizler AB enerji güvenliği için risk yaratmaktadır. Bu nedenle AB'nin krizlere yönelik izlediği politikalar da doğrudan AB enerji güvenliğini etkileyebilmektedir. Bu çerçevede, bu çalışmada AB'nin krizlere yönelik politikasının AB enerji güvenliğine etkisinin ne olduğu sorusu cevaplanmaya çalışılmıştır. Araştırma sorusu Ukrayna-Rusya, İran ve Doğu Akdeniz üzerinden incelenmiştir. Bu çalışma bahsi geçen krizlerde AB'nin politikası, ülke/bölgeyle olan ilişkisine ve bu ülke/bölgeden enerji arz edip etmediğine göre değişiklik gösterdiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca uygulanan politikanın enerji güvenliği için önem verilmesi gereken unsurlara olumlu etkisi olsa bile krizlerin varlığının devam etmesi nedeniyle bu etkilerin kalıcı olması şüphelidir. Bu nedenle AB'nin enerji güvenliğini sağlaması ve bu riskleri minimuma indirmesi için krizlere yönelik kalıcı çözümler bulması önem arz etmektedir.
"Rusya ve eski Sovyet ülkeleri ilişkilerinin doğal kaynak milliyetçiliği bağlamında incelenmesi"
Enerji güvenliği enerjinin temiz, sürdürülebilir, ucuz ve çeşitli yollardan kesintisiz bir şekilde temini olarak tanımlanabilir. Realist kuram özelinde enerji güvenliğini sağlamak devletlerin görevi olarak görülmüştür. Realist kuramın enerji güvenliğini tanımlamak için kullandığı doğal kaynak milliyetçiliği kavramı ise kaynak sahibi devletlerin kaynaklarını, kaynak sahibi olmayan devletler üzerinde bir baskı, kontrol ve tehdit aracı olarak kullanması şeklinde tanımlanmaktadır. Enerji saikinin ve enerji güvenliğinin uluslararası önemine bakıldığında doğal kaynak milliyetçiliği temelinde politika ve stratejiler geliştiren kaynak sahibi devletlerin bir enerji güvensizliği ortaya çıkardığı belirtilmektedir. Bu duruma en iyi örneklerden biri özellikle 2006 yılında gerçekleşen Ukrayna gaz krizinin ardından Rusya Federasyonu olarak görülmektedir. Doğal kaynaklar ve nakil hatları üzerindeki devlet kontrolünden, enerji arzında kesintiler yapma ve fiyat stratejileri gibi eylemlerle Rusya'nın eski Sovyet coğrafyasında yer alan devletleri kontrolü altında tutmak amacına sahip olduğu belirtilmelidir. Çalışmanın hipotezi Rusya Federasyonu'nun Sovyet ardılı ülkeleri enerji kaynakları özelinde kontrol ve baskı altında tuttuğu üzerine kurulmuştur. Çalışma iki kısım üç bölümden oluşmaktadır. İlk kısım ve ilk bölüm teorik altyapıya ayrılmış olup realizm, güvenlik ve enerji güvenliği konularını açıklamaktadır. İkinci kısımda ikinci bölüm Avrasya ve eski Sovyet coğrafyasının jeopolitik ve jeostratejik açıdan incelenmesine ayrılmış olup bölgesel bazda kaynak varlığı, Rusya'nın bölgedeki nüfuzu, bölgede yer alan enerji nakil hatları ve bölgenin enerji potansiyeli işlenmiştir. Üçüncü bölümün tamamı Sovyet ardılı ülkelerin Rusya ile enerji ilişkilerinin bölgeler bazında incelenmesine ayrılmıştır. Sonuç bölümünde ise çalışmanın hipotezi bulgular neticesinde tartışılıp çalışma nihayete erdirilmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış olup, Türkçe, İngilizce ve Rusça kaynaklardan istifade edilmiştir. Anahtar kelimeler: Enerji Güvenliği, Rusya Federasyonu, Doğal Kaynak Milliyetçiliği, SSCB, Realizm