Dependency
560 theses under this subject heading
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinde sigara bağımlığının anksiyete ve depresyon ile ilişkisi
ÖZET Giriş ve Amaç: Sigara tüm dünyada bilinen ve ispatlanmış en önemli sağlık sorunlarından biridir. Sigaranın yol açtığı organik sağlık sorunları yanı sıra psikiyatrik olarak da bir çok hastalığa ön ayak olmaktadır. Gençlik dönemindeki hayatın akışındaki değişiklikler ve beraberinde getirdiği bir çok stres faktörü ile birlikte sigara kullanmaya yönelim artabilmektedir Bu çalışmamızda Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinde sigara bağımlılık düzeyinin anksiyete ve depresyon ile ilişkisini inceledik. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesinde okuyan 375 öğrenci dahil edilmiştir. Öğrencilerin sosyodemografik bilgileri, sigara kullanım durumları sorgulanmış sigara kullananlara FNBT, ve sigara kullanan kullanmayan tüm öğrencilere HADS uygulanmıştır. Çalışmamızda elde edilen veriler SPSS for Windows 20,0 Programı kullanılarak analiz edilmiştir. Niteliksel verilerde gruplar arası farklılıklar incelenirken Student T, One Way Anova, Mann Withney-U, Spearman korelasyon analiz, Pearson korelasyon analizi, Kruskal -Wallis testleri kullanılmıştır. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi olarak; p< 0,05 alınmıştır. Bulgular: Çalışmamıza toplam 375 öğrenci katılmış ve katılımcıların %12'si sigara kullanmakta idi. Araştırmamızda uyguladığımız ölçekten sigara kullananlar 45 öğrenci için fagerström bağımlılık ölçeği aldıkları ortalama puan 3.07±2.37 olarak bulundu. Bu skor düşük düzey nikotin bağımlılığını göstermektedir. Sigara kullanımını etkileyen faktörleri irdelediğimizde ekonomik gelir yaşadığı ortamın sigara kullanım düzeyini etkilemediğini bulduk. Araştırmaya katılan erkek öğrencilerin anksiyete skorları ortalaması 7.46 ± 3.33 depresyon skoru 7.14 ± 2.45 Araştırmadaki kız öğrencilerin anksiyete puanları ortalaması 7.92±3.37 depresyon puanları ortalaması 7.13±2.62. Araştırmaya katılan öğrencilerin sigara kullananların anksiyete skoru ortalaması 8.96 ± 4.2 sigara kullanmayanların ise anksiyete skoru 7.55 ± 3.1 olup anksiyete puanı acısından istatiksel olarak anlamlı fark vardır. (p=0.03). Araştırmamıza katılan öğrencilerin sınıflarına göre anksiyete bakımından 2. Sınıflar ile 3. Sınıflar arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0.025). 2. Sınıflar diğer sınıflara göre anksiyete açısından daha yüksek puanı (ortalama 9.06)almışlardı. Diğer sınıflar arasında anksiyete acısından istatiksel olarak anlamlı fark gözlenmemiştir. Depresyon açısından istatiksel olarak anlamlı fark 1.ve 2. Sınıflar arasında gözlenmiştir.(p=0.048) Sonuç: Çalışmamızın sonucu olarak sigaranın anksiyete gibi cok önemli psikiyatrik sorunlara ön ayak olduğu, tıp fakültesinde okuyan öğrencilerin psikososyal stresler nedeni ile olduğunu düşündüğümüz kaygılarının arttığı ve depresyon skorlarının yüksek olduğu gözlenmiştir. sigara kullanımı sonucu oluşan organik patolojiler ile ilgili kanıta dayalı bir çok çalışma bulunmaktadır. Sigara kullanımı ile ilişkili olarak psikiyatrik hastalıkların oluşması ya da hastalıkların seyrinin ağırlaşması ile ilgili olarak yeteri kadar çalışma yoktur. Çalışmamız kesitsel bir çalışma olduğu için aldığımız sonuçlar tüm tıp fakülteleri öğrencileri için genellenemez. Üniversite öğrenim hayatının psikososyal stresleri artırdığı düşüncesini değerlendirmek için daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: sigara , bağımlılık, anksiyete, depresyon, tıp fakültesi
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin akıllı telefon bağımlılık düzeylerinin belirlenmesi
Giriş ve Amaç: Teknolojinin gelişmesi ile akıllı telefon kullanımı her geçen gün artmakta, üretilen yeni uygulamalarla hayatın her alanına girmekte ve insanları kendine bağımlı hale getirmektedir. Bağımlılığın tanısını koyabilmek ve insanların tedavilerini yapılabilmek için çalışmalar devam etmektedir. Mevcut ölçeklerle sadece bağımlılık düzeyi belirlenebilmekte; tanı konamamaktadır. Bu araştırma Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin akıllı telefon bağımlılık düzeyi ile sosyodemografik veriler, internet ve sosyal paylaşım sitesi kullanımı ve diğer bağımlılık yapıcı maddeler arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 2015-2016 eğitim yılında Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesinde öğrenim gören 366 öğrenci dahil edilmiştir. Öğrencilerin sosyodemografik özelliklerini sorgulayan bilgi formu ve Kwon M ve arkadaşları tarafından geliştirilen, 2014 yılında Demirci K ve arkadaşları tarafından Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik çalışmaları yapılan akıllı telefon bağımlılık ölçeğini içeren anket uygulanmıştır. Çalışmamızda elde edilen veriler SPSS for Windows 20,0 Programı kullanılarak analiz edilmiştir. Niteliksel verilerde gruplar arası farklılıklar incelenirken Ki kare, Student T, One Way Anova, Mann Withney-U, Spearman korelasyon analiz, Pearson korelasyon analizi, Kruskal -Wallis testleri kullanılmıştır. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi olarak; p< 0,05 alınmıştır. Bulgular: Çalışmamıza toplamda 366 akıllı telefon kullanan öğrenci katılmıştır. Örneklem grubu 207 kız(%56,6), 159 erkek (%43,4) öğrenciden oluşmaktaydı. Akıllı telefon bağımlılığı ölçeği düzeyleri tüm öğrenciler, kız öğrenciler ve erkek öğrenciler için sırasıyla 80,96; 81,55 ve 80,18 idi. Kız öğrencilerin bağımlılık düzeyi sayısal olarak yüksek olsa da istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p=0,57). Yaş ile bağımlılık skoru arasında negatif korelasyon mevcuttu; fakat, bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı değildi (Pearson korelasyon, P=0,529 r=-0,03).Cep telefonu kullanım amacı bakımından internette sörf yapmayı (p< 0,01), sosyal paylaşım sitesi kullanmayı (p= 0,01) ve fotoğraf çekmeyi (p=0,03) tercih edenlerin bağımlılık düzeyi istatistiksel olarak anlamlı şekilde ortalamanın üzerindeydi(anlamlılık düzeyleri sırasıyla <0,01;0,01 ve 0,03 idi). Sosyal paylaşım sitelerinden Twitter kullananların akıllı telefon bağımlılık düzeyleri sık kullanılan diğer iki siteden istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksekti (p=0,01). Sigara ve alkol kullanımı ile akıllı telefon bağımlılık düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı (p= 0,407,p=0,559). İşletim sistemi olarak Windowsphone kullanan öğrencilerin bağımlılık düzeyi 64,19 idi; bu değer, istatistiksel olarak anlamlı şekilde ortalamanın altındaydı (p=0,003). Öğrencilerin ilk cep telefonu sahibi olma yaşı ile akıllı telefon bağımlılık düzeyi arasında düşük derecede negatif korelasyon olup anlamlı bir ilişki saptanamamıştı (r=-0,001, p=0,98). Sonuç: Mevcut akıllı telefon bağımlılığı ölçekleri ile tespit edilen değerler ülkelerin kullanım oranları ile değişiklik göstermektedir. Bu çalışma örneklemimiz için akıllı telefon bağımlılığı düzeylerini göstermiştir; ancak, bağımlılık tanısı koyabilmek için ölçeğin belirli bir kesim noktası olması gerekir. Geniş katılımlı çalışmalarla bu ölçeklerin geliştirilmesi gerekmektedir. Akıllı telefon üzerinden internette sörf yapma ve sosyal ağ kullanımı konusunda anlamlı sonuçlar çıkması, akıllı telefon bağımlılığının internet bağımlılığı ile birlikte değerlendirebileceğini göstermektedir. Elde edilen sonuçlarla beraber aile hekimleri, diğer sağlık çalışanları, sosyal ağ ve internet kuruluşları, GSM şirketleri, sivil toplum örgütleri ve gönüllü katılımcıların beraber çalışması ile insanların kurulan sanal ortamlardan çıkarak yüz yüze ilişkiler kurması sağlanarak bağımlılık mücadelesi yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Akıllı telefon, Bağımlılık, Cep telefonu, Aile Hekimliği
Ankara ili Polatlı ilçesindeki ailelerin sosyoekonomik düzeyleri ve aile içi ilişkiler temelinde 13-18 yaş gençlerde madde bağımlılığı
Ailelerin Sosyoekonomik Düzeyleri Ve Aile İçi İlişkiler Temelinde 13-18 Yaş Gençlerde Madde Bağımlılığı Madde kullanımı ve bağımlılığı, ekonomik, kültürel sınıf ayırt etmeksizin geçmişten günümüze toplumları etkileyen ve çözüm bekleyen sosyolojik bir temel sağlık sorunudur. Madde bağımlılığı; kişide fizyolojik problemler oluşturmakla kalmamakta, ayrıca hem ailevi hem de toplumsal boyutta psikolojik, adli ve ekonomik etkileri olmaktadır. Dünyada ve ülkemizde madde kullanım sıklığındaki artışa paralel olarak madde kullanma başlangıç yaşı da giderek düşmekte ve 13-18 yaş grubu madde kullanım bozukluğu açısından önemli bir risk grubunu oluşturmaktadır. Bu dönemde (13-18 yaş); içinde bulunulan ortam, çevresel etkenler, aile ve arkadaş özellikleri ile gencin vakit geçirdiği sosyal mekânlar madde kullanımını belirleyebilecek etkenler arasında yer almaktadır. Çalışma; globalleşen dünyada etkileşimin ve iletişimin çok yoğun ve kolay olduğu bir dönemde, tarihte uygarlığın merkezi ve geçiş noktasında bulunan ve Anadolu'nun özelliklerini yansıtan Polatlı ilçesinde yapılmıştır. 527 öğrenciden toplamda 114 tanesinde bağımlılık tespit edildi. 70 tanesinde tütün, 41'inde alkol, 25 tanesinde uçucu madde ve diğerleri, 33 kişinin hangi maddeyi kullandıklarını belirtmedikleri tespit edilmiştir. Çalışmanın literatür taraması tamamlandıktan sonra tez konusuna uygun sorular hazırlanarak saha çalışmasına dayalı tanımlayıcı nitelikte bir anket hazırlanmıştır. Anket istatistik paket programı (IBM SPSS) kullanılarak sonuçlar analiz edilmiştir. Analiz sonuçları bulgular bölümünde açıklanmıştır. Analiz sonuçlarının literatür araştırması ışığı altında yapılan değerlendirilmesi ise sonuç kısmında yapılmıştır. Ülkemizde TUBİM tarafından yapılan 2014 yılına ait araştırmada uyuşturucuya başlama yaşının 10'lu yaşlara indiği görülse de esas ağırlık 14-15 yaş grubunda yoğunlaşmaktadır. Ülkemizde yapılan çalışmalarda; gelir seviyesi düşük, sorunlara çözüm aramayan, ilgisiz ailelerde yetişen bireylerin madde kullanmaya başlama eğilim oranının diğer gençlerden daha yüksek olduğu bildirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Madde, madde kullanımı, başlama yaşı, aile içi ilişkiler , Polatlı
The role of affect-related smoking outcome expectancies in relations between emotion dysregulation/negative urgency and smoking dependence
The aim of the present study was to examine the relations between difficulties in emotion regulation/negative urgency and smoking dependence through the mediator roles of affect-related smoking outcome expectancies (i.e., negative affect reduction and boredom reduction expectancies). With this purpose in mind, firstly, the Brief Smoking Consequences Questionnaire – Adult (BSCQ-A; Rash &Copeland, 2008) was adapted into Turkish to measure smoking outcome expectancies of Turkish smokers. Next, two multiple mediation models between emotion dysregulation/negative urgency and smoking dependence with the mediator roles of affect-related smoking outcome expectancies were tested using multiple mediation analyses (Hayes, 2013). The results demonstrated that affect-related expectancies from smoking mediated the relationship between difficulties in emotion regulation and smoking dependence, as well as, the relationship between negative urgency and smoking dependence. In the light of the literature, findings, strengths and implications, as well as limitations and future suggestions of the present study were discussed. Keywords: Smoking Dependence, Smoking Outcome Expectancies, Negative Urgency, Emotion Dysregulation
Interdependence among units; case study of Ghana health insurance system
The study of interdependence help owners of businesses understand how the various sectors, departments or units within their organizations depend on the productivity or performance of others. Some researchers have posited that interdependence and subsequent interaction among individuals and groups are the basis for organization, (Grant,1996). Understanding interdependence also influences the design structure of the organization. It encourages interaction across enterprises, minimizes hierarchical differentiation, and engages organizational tensions. Thus, organizations require the flow of information and coordination of effort to be effective because inappropriate interdependence can disrupt these basic processes, interfere with productivity, and impact the bottom line, (Alder, 1995). Effective organizational interdependence is also a salient component of an organization's long-term success, as it is a central component of effective work relationships Van de Ven (1980). This study examines the extent to which one organization's interdependence on another organization mediates the relationship between them and drives effective coordination and governance of inter-organizational relationships.
Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvuranlarda sigara içme davranışı ile ilgili algının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Sigara bağımlılığı ülkemizde de sıklığı oldukça fazla olan dünya genelinde önlenebilir önemli bir halk sağlığı sorunudur. Sigara bağımlılığında nikotin ile oluşan fiziksel bağımlılığın yanı sıra bazı çevresel etmenler de rol oynamaktadır. Sigaraya başlamada ve sigara bağımlılığını sürdürmede etkisi olan sigara içme davranışı ile ilgili algılar veya inanışları değerlendirmek amacıyla bu çalışmayı gerçekleştirdik. Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne herhangi bir nedenle başvuran bireylerde sigara içme davranışı ile ilgili algıları değerlendirdik. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tanımlayıcı türde tasarlanan çalışmamızda Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvuran 18 yaşını doldurmuş 422 gönüllü çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma kapsamında sosyodemografik veriler ve sigara içme davranışı ile ilgili algıları değerlendiren sorular içeren anket formu uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde IBM SPSS v22.0 kullanılmıştır. Grupların karşılaştırılmasında Pearson Ki-kare testi kullanılmıştır. P değerinin 0,05'ten küçük olması istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Üçlü grup karşılaştırmalarında post-hoc testi uygulanmış ve düzeltilmiş artık (DA) değerleri -2, +2 aralığı dışında kalanlar anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya toplam 422 gönüllü dahil edilmiştir. Bunlardan %55,4'ü (n=234) kadın, %44,6'sı (n=188) erkektir. Yaş ortalaması 34,88 yıl olup en genç katılımcı 18, en yaşlısı ise 72 yaşındadır. Katılımcıların %41,7'si (n=176) sigara içicisi, %16,1'i (n=68) daha önceden sigara içicisi olup sigarayı bırakmış, %42,2'si (n=178) hiç sigara içmemiştir. Sigara içenler ve sigarayı bırakmış olanlar hiç sigara içmemişlere kıyasla sigara içmenin çekici olduğunu anlamlı şekilde daha fazla düşünmektedir (DA:2,0; DA:2,0; p<0,001). Sigara içenler diğer iki gruba kıyasla sigara içmenin stresi azalttığını belirgin şekilde beklenenden daha fazla olumlu yanıtlamıştır (DA:7,9; p<0,001). Kilo vermeye yardımcı olduğuna sigara içenler daha çok katılmaktayken (DA:2,5; p=0,004), cinsiyetler arasında bu algıda belirgin farklılık gösterilmemiştir (p=0,291). Sonuç ve Öneriler: Çalışmamızda sigara içenlerin sigara içme davranışı ile ilgili estetik algıları sigara içmeyenlere göre belirgin şekilde fazla bulundu. Sigara içenlerde sigara içmenin olumsuz duygulanıma iyi geldiği ve bilişsel fonksiyonları iyileştirdiği düşünceleri anlamlı şekilde daha fazla bulundu. Literatürle uyumlu olan sonuçlarımız ile birlikte sigara içme davranışı ile ilgili algıların ayrıntılı şekilde araştırılması gerektiğini, sigara bağımlılığı ile mücadelede bu algıları değiştirmenin faydalı olabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Sigara bağımlılığı, Nikotin bağımlığı, estetik algılar, olumsuz duygulanım, nikotin yoksunluğu
Farmakolojik ve nonfarmakolojik destek tedavisi başlanmasına rağmen sigarayı bırakamayan hastalardaki başarısızlık nedenlerinin araştırılması
Amaç: Bu çalışmada, sigara bırakmada kullanılan farmakolojik ve non-farmakolojik tedavi alanların 12. aydaki bırakmış olma durumlarının değerlendirilmesi ve bırakamayanların başarısızlık nedenlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Retrospektif çalışmamız, 01.05.2015 ile 31.12.2017 tarihleri arasında Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları sigara bırakma polikliniğine gelen hasta dosyalarının incelenip, kişilerin aranıp sigarayı bırakıp bırakamamaları ile ilgili 12 soruluk bir anket uygulanmasıyla gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Katılımcıların cinsiyetleri, yaşları ve medeni durumları, sigara bırakma durumlarını istatistiksel olarak anlamlı etkilememiştir (p>0,05). Ancak, eğitim düzeyleriyle sigarayı bırakma durumları incelendiğinde anlamlı bir farklılık olduğu belirlenmiştir (p:0,027). Üniversite mezunları ile ilkokul ve ortaokul-lise mezunları arasında olduğu ve bu farkın sigara bırakma durumu açısından üniversite mezunu lehine olduğu bulunmuştur (Sırasıyla p:0,003 ve p:0,007). Önerilen tedavilerin kullanım sonuçlarında vareniklin ile nikotin sakızı (p:0,013), nikotin bandı (p:0,025) ve bilişsel davranışçı terapi (p:0,029) arasında vareniklin lehine anlamlı bir fark bulunmuştur. Başarısız olma sebeplerinden, stres (p:0,001), kahvaltıdan sonraki sigaradan vazgeçememe (p:0,0001), uyandıktan sonraki sigara isteğinden vazgeçememe (p:0,001), boş vakitlerinde sigaranın aklına gelmesi (p:0,001) ve "diğer" seçeneği (p:0,047) istatistiki açıdan diğer seçeneklere göre daha etkili bulunmuştur. Sigara, sadece içen kişiyi değil bütün toplumu etkilemektedir.
Tıp fakültesi öğrencilerinde akıllı telefon bağımlılığı ile dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve uyku kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Akıllı cep telefonlarının işlevleri her geçen gün gelişmektedir. Akıllı cep telefonlarının kullanım sıklığı da ülkemizde ve dünyada giderek artmaktadır. Bunun sonucunda da bazı kişilerde bağımlılık belirtilerinin görülmesi ile birlikte davranışsal bir bağımlılık türü olarak akıllı cep telefonu bağımlılığı kavramı gündeme gelmiştir. Bu çalışmada amacımız, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerindeki akıllı telefon bağımlılığı ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, depresyon ve uyku kalitesi arasında olabilecek ilişkiyi belirlemektir. Yöntem: Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde okuyan ve akıllı cep telefonu bulunan 200 öğrenci çalışmamıza dahil edildi. Çalışmaya katılan tüm bireylere sosyodemografik veri formu, akıllı telefon bağımlılığı ölçeği, erişkin dikkat eksikliği hiperaktivite ölçeği, beck depresyon ölçeği ve Pitssburgh uyku kalitesi indeksi uygulandı. Veriler yüzdelik ve istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya alınanların yaş ortalaması 23,26±2,22, Katılımcıların %57,5'i 15-20 yaş aralığında ilk telefonlarını edinmişlerdi. % 67,5'i telefonu internet erişimi amacı ile kullanıyordu. Bunların %73,0'ı da sosyal ağ içindi. Kadınlarda erkeklere göre BDÖ skorlarında anlamı fark bulundu (p= 0,047). ATBÖ'ye göre katılımcıların % 32'si bağımlıydı. PSQI'ya göre de % 51,5'da uyku kalitesi kötüydü. ATBÖ'ye göre bağımlı olan grupla olmayanlar arasında BDÖ, ASRS ve PSQI skorlarında anlamlı fark bulunmadı. ASRS'ye bakıldığında DEHB olanlarda, olmayanlara göre BDÖ ve PSQI skorları anlamlı derecede fazla bulundu (cf 0,036, p= 0,05). BDÖ'ye baktığımızda Depresyon olanlarda, olmayanlara göre ASRS ve PSQI anlamlı derecede yüksek bulundu (p= 0,001, p< 0,001). PSQI'ya bakıldığında uyku kalitesi kötü olanlarda, olmayanlara göre ASRS ve BDÖ skorları anlamlı derecede yüksek bulundu (p= 0,001, p< 0,001). ATBÖ ile ASRS arasında hafif düzeyde pozitif korelasyon, ASRS ile BDÖ ve PSQI arasında orta düzeyde pozitif korelasyon, BDÖ ile PSQI arasında orta düzeyde pozitif korelasyon tespit edildi. Sonuç: Çalışmamızda tıp fakültesi öğrencilerinde akıllı telefon bağımlılığı olanlar ile olmayanlar arasında Depresyon, DEHB ve Uyku kalitesi arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptayamadık. Anahtar kelimeler: Akıllı cep telefonu bağımlılığı, depresyon, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, uyku
Devlet üniversitesi ve vakıf üniversitesi öğrencilerinin dijital bağımlılıklarının gelecek beklentileri ve kişisel özelliklerine göre incelenmesi
Bu çalışma; devlet üniversitesi ve vakıf üniversitesi öğrencilerinin dijital bağımlılık düzeylerinde geleceğe yönelik tutumlarına ve kişisel bilgilerine (cinsiyet, anne eğitim düzeyi, baba eğitim düzeyi, sahip olunan teknolojik cihaz, okuduğu üniversite) göre fark olup olmadığını inceleme amacıyla yapılmıştır. Araştırma evrenini 2022-2023 eğitim öğretim döneminde öğrenim gören Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi ve TC. Toros Üniversitesi öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi, veterinerlik, psikolojik danışmanlık ve rehberlik, radyo televizyon ve sinema, gazetecilik, Türkçe öğretmenliği bölümünden 248 öğrenci ile Toros Üniversitesi psikoloji, iktisat, uluslar arası ilişkiler, gastronomi, hemşirelik ve fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümünden 162 öğrenci oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Dijital Bağımlılık Ölçeği ve Geleceğe Yönelik Tutum ölçeği kullanılmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin dijital bağımlılık düzeylerinde fark olup olmadığını incelemek için t-testi ve çoklu varyans analizinden (MANOVA) yararlanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre devlet üniversitesi ile vakıf üniversitesi öğrencilerinin dijital bağımlılık düzeyleri arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05 p=0.03). Devlet üniversitesi ile vakıf üniversitesi öğrencilerinin geleceğe yönelik tutumları karşılaştırıldığında; geleceğe yönelik olumlu yönelim (p>0.05 p= 0.27), kaygılı yönelim (p>0.05 p= 0.51) ve planlı yönelim(p>0.05 p=0.89) alt boyutlarında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Devlet üniversitesi öğrencilerinin dijital bağımlılık düzeylerinde, geleceğe yönelik tutum (p>0.05 p=0.132), baba eğitim seviyesi (p>0.05 p=0.07) ve sahip olunan teknolojik cihaz sayısına (p>0.05 p=0.44) göre anlamlı bir fark bulunmazken; cinsiyet (p<0.05 p=0.000) ve anne eğitim seviyesine (p<0.05 p=0.08) göre istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Vakıf üniversitesi öğrencilerinin dijital bağımlılık düzeylerinde geleceğe yönelik tutum (p<0.05 p=0.001) ve cinsiyete (p<0.05 p=0.02) göre anlamlı bir fark bulunurken; anne eğitim seviyesi (p>0.05 p=0.16), baba eğitim seviyesi (p>0.05 p= 0.07) ve sahip olunan teknolojik cihaz sayısına (p>0.05 p= 0.16) göre istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır.
Ergenlerin akademik erteleme davranışları, internet bağımlılığı ve temel psikolojik ihtiyaçları: Bir model önerisi
Bu araştırma, ergenlerin akademik erteleme davranışlarının, internet bağımlılığı ve temel psikolojik ihtiyaçlar açısından nasıl açıklandığını araştırmaya yönelik yapılmış olan betimsel bir çalışmadır. Bu çalışmada ergenlerin akademik erteleme davranışlarını internet bağımlılığı ve temel psikolojik ihtiyaçlar açısından açıklayan kavramsal bir model önerilmiştir. Ayrıca ergenlerin akademik erteleme davranışlarının cinsiyet, sınıf düzeyi, okul türü, not ortalaması, anne baba eğitim düzeyleri, ailelerin aylık gelirleri ve bir günde internette geçirdikleri zaman gibi bazı sosyo demografik değişkenler açısından incelenmesi de amaçlanmıştır. Araştırma evrenini, 2016-2017 Eğitim-Öğretim yılında İstanbul ili Bayrampaşa ilçesinde öğrenim görmekte olan ortaöğretim öğrencileri oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemi ise, evrenden tabakalı örnekleme yöntemiyle seçilen farklı lise türlerinde öğrenim gören 493 kız ve 421 erkek toplam 914 öğrencidir. Veriler, Akademik Erteleme Ölçeği, İnternet Bağımlılık Ölçeği, Temel Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği-Lise Formu ve araştırmacı tarafından oluşturulan Kişisel Bilgiler Formu ile toplanmıştır. Verilerin analizinde, Bağımsız Örneklemler için t Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Pearson Momentler Çarpım Korelasyon Katsayısı ve Yol (Path) Analizi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, ergenlerin akademik erteleme davranışlarının, sınıf düzeyine, not ortalamasına ve bir günde internette geçirdikleri süreye göre farklılaştığı; cinsiyete, okul türüne, anne-babalarının eğitim düzeyine ve ailelerinin aylık gelirlerine göre farklılaşmadığı tespit edilmiştir. Bulgulara göre ergenlerin akademik erteleme davranışlarının, İnternet bağımlılık düzeyleri ile orta düzeyde pozitif yönde; temel psikolojik ihtiyaçların alt boyutları olan yeterlik ihtiyacı, ilişki ihtiyacı ve özerlik ihtiyacı ile zayıf düzeyde negatif yönde anlamlı düzeyde ilişkili olduğu belirlenmiştir. Ergenlerin akademik erteleme davranışlarını, İnternet bağımlılık düzeylerinin ve temel psikolojik ihtiyaçlardan yeterlik ihtiyacının doğrudan anlamlı düzeyde açıkladığı, özerklik ve ilişki ihtiyacının ise dolaylı olarak açıkladığı belirlenmiştir. Ayrıca İnternet bağımlılığının temel psikolojik ihtiyaçları doğrudan negatif yönde anlamlı düzeyde açıkladığı, ergenlerin akademik erteleme davranışlarını ise temel psikolojik ihtiyaçlar üzerinden dolaylı olarak açıkladığı bulgusu elde edilmiştir. Sonuçlar ilgili alanyazın ışığında tartışılmış ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Erteleme, Akademik Erteleme, İnternet Bağımlılığı, Temel Psikolojik İhtiyaçlar, Ergenler, Yol Analizi
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Aile Hekimliği polikliniğine başvuran 18 yaş ve üzeri bireylerde akıllı telefon bağımlılığı düzeyinin incelenmesi
Bu çalışma, 1.8.2022-1.2.2023 tarihleri arasında polikliniğimize başvuran 130 hasta ile yapılmıştır. Hazırlanan anket formu, yüz yüze görüşme yöntemi ile doldurularak veriler toplanmış; bu sayede katılımcıların akıllı telefon bağımlılık düzeylerini saptamak ve bağımlılık düzeylerinin sosyodemografik özellikleriyle ilişkisini ortaya koymak amaçlanmıştır. Katılımcıların %50,8'i (n=66) erkek, %49,2'si (n=64) kadın; yaş ortalamaları ise 32,8±12,1 olarak bulundu. Katılımcıların akıllı telefon bağımlılık ölçeğinden aldığı ortalama puanı 77,8±27,6 bulundu. Katılımcıların yaşları ile akıllı telefon bağımlılık ölçeği puanı arasında zayıf düzeyde, negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (p<0,001). Katılımcıların %67,7'si (n=88) bekardır. Bekarların akıllı telefon bağımlılık ölçeği puan ortalamaları evlilere göre daha yüksektir (p<0,001). Katılımcıların %41,5'i (n=54) öğrencidir. Öğrencilerin akıllı telefon bağımlılık ölçeği puan ortalamaları çalışan ve emeklilere göre daha yüksektir (p=0,007). Katılımcıların %56,2'sinin (n=73) geliri giderine eşitti. Geliri gidere eşit olanların, diğer gelir gruplarına göre akıllı telefon bağımlılık ölçeği puan ortalaması daha yüksektir. Katılımcıların cep telefonu değiştirme sıklıklarına bakıldığında %59,2'sinin (n=77) 4 yıl ve üstü süre arayla cep telefonlarını değiştirdiği görülmüştür. Değiştirme aralıkları uzadıkça akıllı telefon bağımlılık ölçeği puanı azalmaktadır. Bu çalışma örneklemimiz için akıllı telefon bağımlılığı düzeylerini göstermiştir; ancak, bağımlılık tanısı koyabilmek için ölçeğin belirli bir kesim noktası olması gerekir. Akıllı telefonların aşırı kullanımı ruh sağlığını olumsuz etkilemektedir. Aile hekimlerinin bu bozukluk konusunda yeterli bilgiye sahip olmaları, bu bozukluğu tanımaları ve uygun tedavi yaklaşımları sergilemeleri büyük önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: akıllı telefon bağımlılığı, bağımlılık, aile hekimliği, cep telefonu
Ergenlerde bilinçli farkındalık, dijital bağımlılık ve yaşam doyumu arasındaki ilişki
Amaç: Bu araştırma ergenlerde bilinçli farkındalık, yaşam doyumu ve dijital bağımlılık arasındaki ilişkiyi incelemektir. Materyal ve metot: Bu araştırmada İlişkisel tarama modeli kullanılacaktır. Araştırmanın örneklemini; 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Malatya il merkezinde bulunan lisede eğitim gören 557 öğrenci oluşturmaktadır. Veriler "Sosyodemografik Bilgi Formu", "Gençler İçin Dijital Bağımlılık Ölçeği", "Çocuk Ve Ergen Bilinçli Farkındalık Ölçeği" ve "Öğrenci Yaşam Doyumu Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. SPSS 25.0 istatistik programı kullanılarak istatistiksel analizler yapılmıştır. Bulgular: Araştırmanın sonuçlarına göre ergenlerin yaşam doyumu düzeylerinin cinsiyete ve yaşa göre anlamlı şekilde farklılaşmadığını, okul türü, anne ve baba öğrenim durumu, gelir durumu ve internet kullanım süresine göre anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Fen lisesinde öğrenim görmekte olan öğrencilerin yaşam doyumu Anadolu lisesinde ve Mesleki-teknik lisede öğrenim gören akranlarına göre anlamlı düzeyde yüksek çıkmıştır. Ebeveyni lisans üstü eğitime sahip ergenin yaşam doyumu ebeveyni ilkokul mezunu olan ergene göre daha yüksek bulunmuştur. Gelir durumu yüksek olan öğrenciler gelir durumu çok düşük ve düşük olan öğrencilere göre daha fazla yaşam doyumuna sahip olduğu tespit edilmiştir. Son olarak internet kullanım süresi 1-3 saat arasında olan öğrencilerin, internet kullanım süresi 6 saat ve üzeri olan öğrencilere göre yaşam doyumunun daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Ergenlerde bilinçli farkındalık ile yaşam doyumu arasındaki ilişkide dijital bağımlılık aracı bir rol oynamaktadır. Anahtar kelimeler: Bilinçli Farkındalık, Dijital Bağımlılık, Yaşam Doyumu
Cep telefonu problemli kullanım (PU) ölçeğinin Türkçe'ye uyarlanması: Geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu araştırma, Cep Telefonu Problemli Kullanımı Ölçeği (PU)'nin Türk toplumu için geçerlik ve güvenilirliğini değerlendirmek amacıyla yapılmış metodolojik türde bir araştırmadır. Araştırma, 2011-2012 Eğitim Öğretim Yılı Bahar Döneminde, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesinde okuyan 387 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmada ölçeğin yanı sıra öğrencilerin tanımlayıcı özelliklerini belirlemeye yönelik soru formu kullanılmıştır. Test-tekrar test güvenilirliğini değerlendirmek için, ilk uygulama yapıldıktan 3 hafta sonra, 118 kişiye ikinci uygulama yapılmıştır. Orjinali Almanca olan ölçek, grup çevirisi ve geri çeviri teknikleri kullanılarak Türkçe'ye çevrilmiştir. Ölçeğin Türkçe formu kapsam (içerik) geçerliğini saptamak üzere 10 uzman tarafından değerlendirilmiştir. Uzman önerileri doğrultusunda gerekli düzeltmeler yapılmış ve ölçeğin kapsam (içerik) geçerlik indeksi (KGİ) değeri 0.89 bulunmuştur. Alınan uzman görüşleri ve yapılan düzeltmelerden sonra, örneklem grubuyla benzer özellik gösteren 20 öğrenciye pilot uygulama yapılmıştır. Önerilen değişiklikler sonunda ölçek son durumuna ulaşmıştır. Ölçeğin yapı geçerliliğini test etmek için açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri yapılmış ve tüm ölçek varyansının % 45'ini açıklayan üç faktörlü yapı elde edilmiştir. Ölçeğin güvenilirlik analizleri için hesaplanan Cronbach Alfa değeri 0.854, ölçeğin toplam puan için test-tekrar test korelasyon katsayısı 0.86 bulunmuştur. Ayrıca ölçeğin ön-test ile tekrar?test toplam puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (t =1.02, p = 0.30). Elde edilen bu değerler sonucunda PU ölçeği Türkçe formu geçerli ve güvenilir kabul edilmiş olup; ölçeğin daha geniş ve farklı örneklemlerde kullanılması önerilmektedir.
Alaca ilçe merkezindeki lise öğrencilerinde akıllı telefon bağımlılığı ve psikososyal faktörler
Bu çalışma ile Alaca İlçe merkezindeki lise öğrencilerinde akıllı telefon bağımlılığının ve psiko-sosyal faktörlerin belirlenmesi amaçlandı. Kesitsel türdeki bu araştırma, Eylül 2018-Haziran 2019 tarihleri arasında yapıldı. Çalışma kapsamına 18 yaş altındaki 655 öğrenci dâhil edildi. Araştırma verilerinin toplanmasında kullanılan anket formunda öğrencilerin sosyo-demografik özelliklerini sorgulayan bilgi formu, akıllı telefon bağımlılığının belirlenmesinde Akıllı Telefon Bağımlılığı-Kısa Formu, öz-saygı düzeyinin belirlenmesinde Coopersmith Öz-Saygı Envanteri ve depresyon düzeylerinin belirlenmesinde Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği kullanıldı. Araştırma için Hitit Üniversitesinden Etik Kurul onayı alındı. Araştırmanın verileri SPSS 21.0 programı aracılığı ile bağımsız gruplarda t testi, One-Way Anova (Post-hoc Tukey), Ki-kare testi ve Pearson Korelasyon analizi kullanılarak değerlendirildi. Değerlendirmelerde p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Araştırma grubunun %58'i erkek, %42'si kız olup yaş ortalamaları 15,7±1,2 yıldı. Tüm öğrencilerin %41,8'inde, kız öğrencilerin %44'ünde erkek öğrencilerin %40,3'ünde akıllı telefon bağımlılığı riski saptandı (p>0,05). Öğrencilerin yaş grupları depresyon üzerinde etkili bulundu (p<0,05). Sigara içimi, fast-food tüketimi ve öğün atlama açısından akıllı telefon bağımlılığı riski daha yüksekti (p<0,05). Telefonunun görünüşü ile internette fazla geçirilen sürenin, akıllı telefonun günlük kontrol edilme sıklığı ve akıllı telefonla geçirilen sürenin artmasıyla akıllı telefon bağımlılığı riskinin arttığı tespit edildi (p<0,05). Akıllı telefon kullanımına ilişkin görme ile sorun yaşayanlarda akıllı telefon bağımlılığı riski ve öz-saygı anlamlı ölçüde daha yüksekti (p<0,05). Olumsuz aile ilişkileri, baskıcı aile tutumu, zayıf öğretmen-öğrenci ilişkisi ve düşük akademik başarı akıllı telefon bağımlılığı riskini artırıcı etkiye sahipti (p<0,05). Akıllı telefon kullanımıyla ilgili ailesiyle sorun yaşayanların oranı %31,5 olup bu öğrencilerde akıllı telefon bağımlılığı riski ve öz-saygı anlamlı ölçüde yüksekti (p<0,05). Kendisini akıllı telefon bağımlısı olarak değerlendirenlerin oranı %16,2 olup bu öğrencilerde akıllı telefon bağımlılığı riski ve öz-saygı daha yüksekti. Akıllı telefon bağımlılığı ile akıllı telefonun kontrol edilme sıklığı, akıllı telefonla ilgilenme süresi, günlük internet süresi ve öz-saygı arasındaki ilişki anlamlı bulundu (p<0,05). Bu çalışmada lise öğrencileri arasında akıllı telefon bağımlılığı riskinin yüksek olduğu, akıllı telefon bağımlılığı riskinin psiko-sosyal faktörlerden etkilendiği belirlenmiştir.
İnternet bağımlılığı ile fiziksel uygunluk düzeyleri ve problem çözme becerisi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; ortaokul ve lise öğrencilerinin fiziksel uygunluk düzeyleri ile internet bağımlılığı ve problem çözme becerileri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya, Nevşehir Özel Doğa Koleji'nde öğrenim görmekte olan öğrencilerden, katılıma gönüllü olan 197 öğrenci (98 erkek ve 99 kız) iştirak etmiştir. Deneklerin fiziksel uygunluk düzeyleri EUROFIT test bataryası ile, internet kullanım düzeyleri Balta ve Horzum'un (2008) geliştirdiği "İnternet Bağımlılığı" ölçeği ile ve problem çözme becerileri de travers uygulaması ile ölçülmüştür. Çalışmanın yapılabilmesi için gerekli Etik Kurul izni Hitit Üniversitesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulu'ndan ve kurum izni Doğa Koleji'nden yazılı olarak alınmıştır. Katılımcıların velilerinden bilgilendirilmiş veli olur formunu imzalamaları istenmiştir. Elde edilen verilerin normal dağılıma uygunluğunun test edilmesi için Kolmogorov-Smirnov testi kullanılmıştır. İstatistiksel analizlerin yapılabilmesi için SPSS 22.0 paket programı kullanılmış; betimleyici istatistikler ortalama, standart sapma, frekans ve yüzde tabloları şeklinde verilmiştir. Gruplar arasındaki farkların incelenmesi için bağımsız örneklem t testi ile Fischer's Exact testi, değişkenler arasındaki ilişkilerin incelenmesi için ise Pearson korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Elde edilen verilerin istatiksel olarak analiz edilmesi sonucunda, internet bağımlılığı puanlarının cinsiyete farklılık göstermediği bulunmuştur. Okul düzeylerine göre internet bağımlılığı puanları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Deneklerin travers testi süreleri ile fiziksel uygunluk unsurları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Erkek deneklerin problem çözme becerilerinin, kızların problem çözme becerilerinden daha iyi olduğu bulunmuştur. Erkek deneklerin internet bağımlılığı puanları ile travers testi süresi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmamasına karşın, kızlarda negatif yönlü ve istatiksel olarak anlamlı bir ilişkinin var olduğu saptanmıştır. Elde edilen bulgular ışığında, deneklerin internet bağımlılığı puanlarının fiziksel uygunluk düzeylerine göre istatistiksel olarak anlamlı bir farka neden olmadığı, kız öğrencilerin internet bağımlılığı puanlarının artmasına bağlı olarak, travers sürelerinde azalma gerçekleştiği bulunmuştur. Bu sonucun, erkek ve kız öğrencilerin internet bağımlılığı puanlarının benzer olmasına karşın, farklı odak noktalarına sahip olmaları nedeniyle ortaya çıkmış olabileceği değerlendirilmektedir. Bu çalışmanın daha fazla katılımcı ile tekrar edilmesinin, bu çalışmadan elde edilen bulguların test edilmesi ve literatüre katkı sağlama açısından faydalı olacağı değerlendirilmektedir.
Üniversite öğrencilerinde fiziksel aktivite ve internet bağımlılığı ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinin fiziksel aktivite ve internet bağımlılığı ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Hitit Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Kırıkkale Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi ve Sağlık Bilimleri Fakültesinde öğrenim gören 1419 öğrenci katılmıştır. Veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgi Formu" , "Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu (IPAQ)'' ve "Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 22.0 programından yararlanılmıştır. Elde edilen verilerin normallik düzeyi One Sample Kolmogorov-Smirnov, ölçek puanlarının karşılaştırılmasında; Ki Kare ve Mann Whitney U, yüzdelik dağılımların belirlenmesinde frekans analizi ve ölçek puanlarının arasındaki ilişkilerin incelenmesinde Spearman Korelasyon analizi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda, öğrencilerin öğrenim gördükleri üniversitelere, fakültere, yaş gruplarına, BKİ gruplamasına, cinsiyete, düzenli fiziksel aktivite yapma durumu, sigara kullanma durumu, kendine ait bilgisayarı olması durumu, internet başında bir seferde geçirdikleri ortalama sürelere göre fiziksel aktivite düzeyleri ve fiziksel aktivite şiddetleri anlamlı farklılık göstermektedir (p<0,05). Üniversite öğrencilerinin, sigara kullanma durumu, alkol kullanma durumu ve internet başında bir seferde geçirdikleri ortalama sürelere göre internet bağımlılığı düzeyleri anlamlı olarak farklılık göstermektedir (p<0,05). Spor bölümlerinde okuyan öğrencilerin şiddetli aktivite düzeyi sağlık bilimleri fakültesinde okuyan öğrencilerden daha yüksek olduğu anlamlı olarak bulunmuştur (p<0,05). İki farklı bölümün üniversite öğrencilerinin genel olarak hafif fiziksel aktivite puanının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin fiziksel aktivite düzeyleri ile internet bağımlılığı semptomları arasında anlamlı bir ilişki bulunmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). Fiziksel aktivite düzeyi düşük olan öğrencilere boş zamanlarında fiziksel aktivite yapmaları konusunda teşvik edilmelidir.
Adölesan sporcuların yeme bağımlılığı eğilimlerinin değerlendirilmesi
Bu çalışma adölesan sporcularda yeme bağımlılığı eğilimlerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya yaşları 12-14 arasında değişen 224 sporcu ve 100 sedanter dahil edilmiştir. Verilerin elde edilmesinde, kişisel bilgileri içeren anket formu ve Yale Yeme Bağımlılığı ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde frekans tabloları ve tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. İki nitel değişkenin birbiriyle olan ilişkilerinin incelenmesinde Pearson-χ2 ve Ki-Kare tabloları kullanılmış ve p<0,05 anlamlı düzey kabul edilmiştir. Verilerin analizi sonucunda, sporcuların %57,4'ünün ve sedanterlerin %46'sının erkek bireylerden oluştuğu tespit edilmiştir. Sporcuların %36,6'sının, sedanterlerin %35' inin beslenme eğitimi aldığı görülmüştür. Sporcuların annelerinin %38,4'ünün, sedanterlerin ise %79'nun üniversite mezunu olduğu ortaya çıkmıştır (p<0,05). Sporcuların %70,1'inin 3 ana öğün (sabah, öğle, akşam) tükettiği ve %54,9'unun ara öğünleri atladığı, sedanterlerin ise %72'sinin 3 ana öğün (sabah, öğle, akşam) tükettiği, %57'sinin ara öğünleri atladıkları görülmüştür. Yeme bağımlılığı verileri analizi sonucunda, sporcuların %11,6'sının (n:26), sedanterlerin %16'sının (n:16) yeme bağımlısı olduğu saptanmıştır. Sporcuların çoğunluğunun; gereğinden daha fazla ve uzun dönemde yemediği (%86,2), sürekli yeme arzusu veya tekrarlanan başarısız bırakma teşebbüslerinde bulunduğu (%79,5), sedanterlerde ise yemenin sebep olduğu önemli klinik bozukluklar görülmediği (%84) ve önemli sosyal, eğitimsel etkinlikleri bırakmadığı veya azaltmadığı (%82) saptanmıştır. Sonuç olarak; erkeklerin kızlara oranla yeme bağımlılığı görülme oranlarının daha yüksek olduğu, ekonomik düzeyi iyi olan ailelerin çocuklarıyla ayrıca normal ağırlıkta olan sporcu ve sedanterlerin hafif şişmanlara göre daha fazla yeme bağımlısı olduğu söylenebilir.
Düzenli egzersiz yapan kadınların egzersiz bağımlılık düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; düzenli egzersiz yapan kadınların egzersiz bağımlılık düzeylerinin incelenmesidir. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeli kullanılmıştır. Bu çalışma Çorum Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Müdürlüğü'ne bağlı spor merkezleri ve kadın kültür merkezlerine üye olan kadınlardan 252'sinin gönüllü katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Kadınların egzersiz bağımlılık düzeylerini belirlemek için Egzersiz Bağımlılığı Ölçeği-21 (EBÖ-21) ve kişisel bilgilerin yer aldığı 10 soruluk demografik bilgi formu uygulanmıştır. EBÖ-21 ile demografik bilgi form verilerinin tasnif edilmesinde Microsoft Office Excel, analiz edilmesinde ise IBMSPSS v26.0 istatistiksel analiz paket programı kullanılmışolup, anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Elde edilen verilerin normallik değerlendirmesi çarpıklık (Skewness) ve basıklık (Kurtosis) değerlerine göre yapılarak verilerin -2 ve +2 arasında yer almasından dolayı verilerin normal dağıldığı varsayılmıştır. Bundan dolayı verilere parametrik testler uygulanmıştır. İkili karşılaştırmalarda Independent Samples t Test ve çoklu karşılaştırmalarda One-Way ANOVA testi kullanılmış, farkın anlamlı olduğu durumlarda farkın kaynağının tespiti için Post-Hoc (Gabriel, Games-Howell) analizi kullanılmıştır. EBÖ-21 ile demografik değişkenlerin ilişki düzeyini belirlemek için ise Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. İstatistiksel analizler incelendiğinde; çalışmaya katılan 252 kadının 150'si (%60) asemptomatik, 97'si (%38) semptomatik, 5'inin (%2) ise egzersiz bağımlısı olduğu belirlenmiştir. Egzersiz bağımlılığı kriterlerinden TK (Tolerans kriteri) ve EKEK (Egzersizin kesilme etkisi kriteri) semptomatik düzeyde olduğu, NEK (Niyet etkisi kriteri), KKK (Kontrol kaybı kriteri), ZK (Zaman kriteri), DAAK (Diğer aktiviteleri azaltma kriteri) ve DK (Devamlılık kriteri) asemptomatik düzeyde olduğu, EBÖ-TP (Egzersiz bağımlılığı ölçeği toplam puanı) ortalamasına bakıldığında asemptomatik düzeyde olduğu tespit edilmiştir. TK ile EKEK semptomatik olduğu için kadınların fizyolojik olarak bağımlı olduğu söylenebilir. EBÖ-TP ortalaması ile demografik bilgi değişkenleri arasındaki duruma bakıldığında YG (Yaş grubu), ÖD (Öğrenim durumu), HES (Haftalık egzersiz sıklığı), GES(Günlük egzersiz süresi) ve EBT (Egzersiz bağımlılığı tutumu) değişkenleri ile EBÖ-TP ortalaması arasında anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). ÜCT (Aylık spora ayırılan ücret), ET (Egzersiz türü), EY (Egzersiz yılı), BGM (Bedensel görünümden memnunluk durumu) ve EBN (Egzersize başlama nedeni) değişkenlerinde ise anlamlı farklılık tespit edilmemiştir (p>0,05). Pearson korelasyon analizine bakıldığında; EBÖ-TP ile YG, HES, GES arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki, EBÖ-TP ile ÖD, EBT arasında negatif yönlü anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Sonuç olarak çalışmaya katılan kadınların %60'ının egzersiz bağımlısı olmadığı, %38'inin egzersiz bağımlılığı riski taşıdığı ve %2'sinin ise egzersiz bağımlısı olduğu görülmüştür. Aynı zamanda kadınların fizyolojik olarak egzersiz bağımlısı (TK, EKEK=semptomatik) olduğu da söylenebilir. Belirtilen demografik değişkenlerin (YG, ÖD, HES, GES, EBT) egzersiz bağımlılığı düzeyine etki ettiği belirlenmiştir. Diğer demografik değişkenlerin (ÜCT, ET, EY, BGM, EBN) ise egzersiz bağımlılık düzeyine etki etmediği sonucuna ulaşılmıştır.
Marka bağlılığında influencer etkisi: Moda sektörü örneği
Sosyal medya kullanımının giderek yaygınlık kazandığı günümüz dünyasında tüketiciler sosyal medya üzerinden markaları takip etme alışkanlıkları kazanmaya başlamışlardır. Tüketiciler, sosyal medyada yer alan Influencer'lar aracılığıyla markaları takip etmekte ve hatta içerik üreterek diğer potansiyel müşterileri etkileyebilmektedirler. Bu gelişmelerin farkına varan markalar sosyal medyayı mevcut ve potansiyel tüketicileriyle etkileşim kurma aracı olarak kullanmaktadırlar. Bu kapsamda çalışmanın amacı, moda sektöründeki tekstil markalarının Influencer'lar aracılığı ile gerçekleştirdikleri tanıtım çalışmalarının marka bağlılığı yaratma üzerindeki etkisinin belirlenmesidir. Çalışmanın temel varsayımı Influencarlar'ın marka bağlılığı yaratmada etkilerinin bulunduğudur. Araştırmanın ana kütlesini 18-38 yaş aralığındaki tekstil markaları ile ilgili Influencer'ı takip eden Instagram kullanıcıları oluşturmaktadır. Araştırma verileri anket yöntemi kullanılacak elde edilecektir. Araştırmanın örnek hacmi oranlar yoluyla örnekleme yöntemi kullanılarak 266 kişi olarak hesaplanmıştır. Verilerin analiz edilmesinde SPSS 26.0 programı kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde tanımlayıcı istatistiklerden yüzde ve frekans yöntemleri ile marka bağlılığında Influencer etkisinin belirlenmesinde faktör analizinden yararlanılmıştır. Ayrıca Influencer takipçisi tüketicilerin demografik özelliklerine göre marka bağlılık düzeyleri arasındaki farklılıklar ANOVA yöntemi ile analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre ankete katılan Influencer takipçisi tüketicilerin marka bağlılık düzeyleri üzerinde sırasıyla satın alma niyeti, Influencer özdeşliği, duygusal bağlılık, davranışsal bağlılık ve bilişsel bağlılık faktörlerinin etkili olduğu belirlenmiştir. Ayrıca ankete katılan Influencer takipçisi tüketicilerin Influencer'ların etkisi ile tekrar satın alma sıklıkları seyrek tutumsal bağlılıkları yüksektir. Dolayısı ile ankete katılan tüketicilerin içerisinde markaya gizli bağlılar mevcuttur. Influencer'ların etkileşim ve farkındalık yaratma noktasındaki becerilerini tüketiciyi tekrar satın almaya ikna etme konusunda kullanmaları ve yeni stratejiler geliştirmeleri, Influencer'ların marka bağlılığına etkilerini arttırabilecektir.
Deprem sonrası dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu belirtileri ile sosyal medya bağımlılığının ilişkisi
Amaç: Sosyal medya bağımlılığı, kişinin sürekli olarak sosyal medya platformlarını kullanma ihtiyacını yaratmasına ve kullanma süresinin artmasına neden olmaktadır. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu belirtileri olan kişiler; huzursuzluklarını, gergin düşünce ve davranışlarını dengelemek ve sakinleştirmek amacıyla madde veya davranışlara bağımlı hale gelebilirler. Bu nedenle, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu belirtilerinin, sosyal medya bağımlılık düzeylerini artırabilecek bir risk faktörü olabileceği düşünülmüştür. Bu çalışma, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ve sosyal medya bağımlılık düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmamız deprem felaketinin sonrasında yapılacağı için, çalışmamızın ikinci amacı dikkat eksikliği ve sosyal medya kullanımının depremdeki kayıplar ve/veya travmatik yaşantılarla ilişkisini gözden geçirmektir. Gereç ve yöntem: Laçin Aile Sağlığı Merkezinde kesitsel araştırma olarak yürütülen çalışmaya 18-60 yaş arası, okur-yazar, gönüllü 214 kişi katılmıştır. Çalışmayı sürdüremeyecek kadar ileri seviye bilişsel kaybı, mental ya da fiziksel kısıtlılığı olanlar dışlanmıştır. Katılımcılar Aile Sağlığı Merkezinde özel olarak hazırlanmış bir ortamda; sosyodemografik veri formu, Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği ve Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği-Yetişkin Formu ölçeklerini doldurdu. Bulgular: Katılımcıların %45,8'ini kadınlar, %54,2'sini erkekler oluşturmaktadır. Katılımcıların ortalama yaşı 39,5±11,5 yıl olup, yaşları 18-60 aralığındadır. %65,4'ü evli olup eğitim düzeylerinin dağılımında üniversite mezunu olanlar daha yüksek saptandı ve %45,8 oranındadırlar. Meslek dağılımları açısından serbest meslek en sık grup iken (%37,9), bunu memur grubu (%25,2) ve ev hanımları grubu (%15,4) izledi. Deprem nedeniyle bir yakının kaybeden katılımcılarda sanal iletişim puanı ve ortanca toplam puanı daha düşük saptandı (p=0,031). Tüm katılımcılarda, Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği ve Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği-Yetişkin Formu ölçeklerinin toplam puanları ve alt ölçeklerinin puanları arasında pozitif korelasyon saptandı. Sonuçlar: Çalışmada Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu belirtileri ve sosyal medya bağımlılığı ilişkili bulunmuştur. Deprem felaketinin etkileri göz önüne alınarak yapılan bu çalışma, gerek koruyucu sağlık hizmetleri gerekse tedavi edici hizmetlerde etkin stratejilerin geliştirilmesinde ve toplumun daha sağlıklı yaşam sürmesinde yol gösterici olacaktır. Anahtar kelimeler: Deprem, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Sosyal Medya Bağımlılığı
Bir üniversite hastanesi tıp fakültesi öğrencilerinde sosyal medya bağımlılık düzeyi ve beden kitle indeksi arasındaki ilişki
Amaç: Bu çalışmada bir üniversite hastanesi tıp fakültesi öğrencilerinde sosyal medya bağımlılık düzeyinin beden kitle indeksi (BKİ) ve diğer parametreler ile ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte olan bu araştırma Şubat-Mart 2023 tarihleri arasında Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim gören klinik öğrencilerinin (4. 5. ve 6. sınıf) dahil edilmesi ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların genel özellikleri ve Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (SMBÖ) skorları kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya katılan 190 öğrencinin %63,7'si kadındı, yaş ortalaması 23,57 ± 1,33 yıl, BKİ ortalaması 23,50 ± 3,82 kg/m2 idi. Öğrencilerin %7,9'u her gün fiziksel aktivite yaptığını belirtti. Kişilerin %89,5'i geceleri ortalama ≤8 saat uyuduğunu, %12,6'sı haftanın her günü fast-food tükettiğini belirtti. Öğrencilerin SMBÖ puan ortalaması 92,67 ± 29,97 idi. Öğrencilerin SMBÖ puanı ile BKİ değeri arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde korelasyon ilişkisi saptanmadı (p>0,05). Tek değişkenli analizlerde istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanan ve SMBÖ maddelerinde yer almayan parametrelerin SMBÖ toplam puanı ile ilişkisini değerlendirmek amacıyla yapılan çok değişkenli lineer regresyon analizi sonuçlarına göre, kişilerin fast-food tüketim sıklığının artışının (p = 0,011), sosyal medyayı arkadaşlarının yaşamını incelemek amacıyla kullanmasının (p<0,001) ve sosyal medyayı tanınmak ve popüler olmak amacıyla kullanmasının (p = 0,019) SMBÖ puan artışında etkili olan bağımsız faktörler olduğu belirlendi. Diğer parametreler ise SMBÖ skor artışında etkili değildi (p>0,05). Sonuçlar: Çalışmamızda sosyal medya bağımlılık düzeyi ile BKİ arasında anlamlı düzeyde bir ilişki saptanmadı. Ancak BKİ artışı ile ilişkili olduğu bilinen fast-food tüketimi ile sosyal medya bağımlılığı ilişkili bulunmuştur. Bu konuda yapılacak daha ileri çalışmalarla sosyal medya bağımlılığı ile BKİ arasındaki ilişki daha detaylı olarak ortaya konabilir.
Sigara bağımlılığı mücadelesinde mali uygulamalar ve etkileri
Türkiye'de her yıl sigara kullanımı sonucu 100.000 civarı vatandaş hayatını kaybetmektedir. 2025 yılına kadar sigara içenlerin sayısının 1.6 milyona ulaşması beklenmektedir. Sigara dumanında ise hangi sigarada ne kadar olduğu bilinmemekle birlikte yaklaşık 1400 katkı maddesi bulunmaktadır. Tütün kullanımının önlenebilir bir ölüm nedeni olması ve sigara bağımlığının vazgeçilebilir bir alışkanlık olması devletlerin düzenleyici rolünü arttırmaktadır. Sigara ile mücadele kapsamında alınan önlemler, yapılan çalışmalar ve verilen eğitimlerle, sigara bağımlılığından kurtulan pek çok insan bulunmaktadır. Türkiye'de tütün kontrolü, Sağlık Bakanlığı'nın temel önceliklerinden biri olmuştur. Dolayısıyla tütünle mücadelede çeşitli kanunlar çıkarılmış ve uluslararası sözleşmelere imza atılmıştır. Ulusal Tütün Kontrol Programı Eylem Planı (2015-2018) ile 2018 yılına kadar sigara kullanımını azaltmaya yönelik çeşitli amaçlar belirlenmiştir. Sigara vergileri yıllar itibariyle genel olarak arttırılmıştır. Bu çalışmada odaklanılan temel soru, artan vergilerin sigara kullanımını azaltıp azaltmadığıdır. Elde edilen verilerde görülmektedir ki tütün ürünlerinden alınan toplam vergilerin miktarı önemli miktarda artmaktadır. Diğer taraftan tüketicilerin kaçak sigara kullanımı ve kayıt dışı ekonominin arttığı görülmektedir. Artan vergi oranlarının sigara kullanımını önemli derecede azaltmadığı ve devletin gelirlerini artırdığı ifade edilebilir. Bu nedenle devletin bu alanda elde ettiği vergileri sigara kullanımını azaltmaya yönelik eğitim ve uygulamaya dönük yaptırımlarda kullanması gerekliliği ortaya çıkmakta ve gerçek amacına daha da yaklaştıracağı düşünülmektedir.
Üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığı ve dindarlık ilişki üzerine bir inceleme (Batman ili örneği)
Hayatın devamı için artık vazgeçilmez bir öneme sahip olan internet ilk çıkış noktasının ötesinde farklı bir anlam kazanmış bulunmaktadır. Bu anlam dünyası özelde Müslümanları genelde ise bütün insanlığın inanan "dindar" bireyleri kapsamına almakta ve inançlarının hayata bakan taraflarını ortadan kaldırmaktadır. Yani internet sosyal medya alt başlığı ile alternatif ve çekici içeriği olan bir nevi -post modern din- konumunu kazanmış durumdadır. Bu durum özellikle gençlerde "bağımlılık" meydana getirmektedir. Bu çalışmada üniversite öğrencilerinin dindarlık ve sosyal medya bağımlılığı ilişkisi incelenecektir. İlk bölümde genel olarak bağımlılık ve çeşitleri incelenmiştir. İkinci bölümde sosyal medya ve içerikleri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde din, dindarlık ve sosyal medya incelenmiştir. Son bölümde ise saha çalışmasından elde edilen veriler değerlendirilerek konu içeriği tamamlanmış ve sonuç bölümünde de sonuçlar, tespitler ve tavsiyeler dile getirilmeye çalışılmıştır.
Gecekonduda yaşayan kadınların sigara içme davranışlarına etki eden sosyo-ekonomik faktörler
Uluslararası tütün şirketlerinin Türkiye pazarına girmesiyle yaygınlaşan sigara içme davranışı, günümüzde sağlık sorunlarının önlenebilir nedenlerinin başında yer almaktadır. Gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye, tütün şirketleri için hedef konumundadır. Özellikle, barındırdığı genç nüfusuyla Türkiye önemli bir pazardır ve gelecek için umut vaat etmektedir.Tütün şirketlerinin ve reklamlarının hedefi kadınlar olduğundan, geçmiş yıllara oranla, günümüzde kadınlar daha çok sigara içmeye başlamışlardır. Bununla birlikte yaşanılan toplumsal değişimler de kadınların sigara içmelerine olanak vermektedir.Bu çalışmada, kentleşme ile birlikte yaşanan toplumsal değişimin, gecekondularda yaşayan kadınların, sigara içme davranışları üzerinde nasıl bir etki yarattığı incelenmektedir. Gecekondu ve kent bağlamında, kadınların sigara içme davranışını nasıl anlamlandırdıklarına bakılmaktadır. Gecekondudaki yaşam tarzı kırsal alandaki yaşam tarzından farklılıklar içerdiği için; bu farklılıklar uyum sağlama problemini de yaratmıştır. Kent ortamında ilişkilerin formelleşmesi, kadınların daha rahat hareket etmelerine olanak vermektedir. Kent yaşamında sosyal baskı ve kontrol azalmıştır. Bununla birlikte, kırsal yaşam kalıpları kısmen de olsa devam etmektedir. Böyle bir ortamda, sigara içme davranışı da yeni anlamlar kazanmaktadır.