Brain

261 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı gönüllülerde othmer sinirsel geribildirim (neurofeedback) uygulamasına bağlı davranış değişikliklerinin farklı ölçeklerle ve elektrofizyolojik parametrelerle araştırılması

Sinirsel geribildirim yöntemleri, günümüzün popüler araştırma ve alternatif tedavi yaklaşımlarından bir tanesidir. Sunulan çalışmada, ticari bir SGB sistemi aracılığıyla yapılan eğitimin etkileri, sağlıklı gönüllülerde stres ve depresyon ölçekleri, QIK testi performansları ve kalp hızı değişkenlikleri açısından incelenmiştir. Bu amaçla, gönüllü deneklerden rastgele örnekleme ile Othmer SGB eğitimi alacak deney grubu (n=25) ve herhangi bir eğitime girmeyen kontrol grubu (n=25) oluşturulmuştur. Çalışmanın ilk aşamasında her iki çalışma grubuna da katılımcıların stres, depresyon ve anksiyete yönünden psikolojik durumlarını belirlemek için STAI form I-II ve DASS ile SGB uygulamalarında bireylerin dikkat, konsantrasyon ve dürtülerini ölçmek için yaygın olarak kullanılan QIK testi ön test olarak uygulanmıştır. HRV analizi için ise her iki gruptaki gönüllülerin 15'er dakikalık D2 derivasyonlu EKG kayıtları çekilmiştir. Daha sonra deney grubuna Othmer SGB sistemi üzerinden bir ay boyunca gün aşırı (haftanın üç günü) yarım saatlik seanslarla toplam 12 seanslık SGB protokolü uygulanmıştır. Sonuçta STAI-II formu açısından SGB uygulanan grubun kendi içinde ve kontrol grubuna göre sürekli kaygısının azaldığı saptanmıştır. DASS ölçeğinin depresyon alt boyutunda da benzer bulguya ulaşılmıştır. QIK testinin bulguları gruplar arasında homojenken, her iki çalışma grubu içinde farklılık sağlasa da deney grubundaki değişimler bireylerde dikkatle ilgili gelişmenin daha etkin olduğunu göstermiştir. SGB uygulamasına bağlı olarak çalışma gruplarında HRV açısından anlamlı bir değişim gözlenmemiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular sonucunda, Othmer metodunun sağlıklı gönüllüler üzerinde çoğu pozitif yönde bazı anlamlı değişiklikler yaptığı tespit edilmiştir. Bu çalışma, SGB uygulamasının sunulan alanlarda tedavi edici bir etkisinin olup olmadığının araştırılması için daha geniş çapta kontrollü çalışmaların yapılma gerekliliğini ortaya çıkarmıştır.

BeyinBiyo geri bildirimElektroensefalografi+4
Rukiye Ölçüoğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rat beyninde yüksek doz radyasyonla oluşan akut hasara karşı melatonin ve diklofenak'ın koruyucu etkisi

Bu çalışmayla yüksek doz radyasyonun beyinde oluşturduğu oksidatif stres ve akut inflamasyonu melatonin ve diklofenak ile engellemeyi amaçladık. Çalışmaya 40 adet Wistar-Albino cinsi erişkin (180-220 gr) erkek rat dahil edildi. Kontrol (K) grubuna herhangi bir uygulama yapılmadı. Radyasyon (R) grubuna 70 Gy tüm vücut radyasyon verildi. Melatonin+Radyasyon (M) grubuna radyasyon uygulamasından önce 5 gün boyunca 100 mg/kg ip. Melatonin uygulandı. Diklofenak+Radyasyon (D) grubuna radyasyon öncesi 8 mg/kg Diklofenak oral verildi. Melatonin+Diklofenak+Radyasyon (MD) grubuna radyasyon öncesi 100 mg/kg ip. Melatonin ve 8 mg/kg Diklofenak oral verildi. Radyasyon uygulamasından 48 saat sonra doku ve kan örnekleri alınarak analizlerde kullanıldı. Alınan beyin dokularından hazırlanan homojenatlarda GSH, GSH-Px, GSH-R, Trx, Trx-R ve TBARS analizleri çalışıldı. Serumlarda ise CRP çalışıldı. Ayrıca beyin dokuları histopatolojik olarak ta incelendi. GSH, Trx, Trx-R ve CRP sonuçları istatistiksel olarak anlamlı değildi. TBARS, radyasyon grubunda diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05) yüksek bulundu. Melatoninin radyasyona bağlı TBARS yüksekliğini düzelttiği görüldü. GSH-Px ve GSH-R düzeyleri melatonin grubunda istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05) yüksek bulundu. Sonuç olarak; melatonin akut yüksek doz radyasyonun beyinde oluşturduğu oksidatif hasarı azaltmaktadır. Diklofenak ta melatonin gibi antioksidan aktivite göstermiştir. Histopatolojik sonuçlara göre diklofenağın beyinde radyasyonla oluşan inflamasyonu baskıladığı ancak bunun biyokimyasal parametrelerden CRP ile korele olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Melatonin, Diklofenak, Radyasyon, Oksidatif stres

BeyinDiklofenakMelatonin+3
Ercan Aluç
İnönü University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Bütilhidroksitoluen'in sıçan dokularında laktat dehidrogenaz ve glukoz 6 fosfat dehidrogenaz aktiviteleri üzerine etkisi

Bütillenmiş hidroksitoluen (BHT), öncelikle antioksidan özellikleri ile gıda katkı maddesi olarak kullanılır. Ayrıca, kozmetik, ilaç, kauçuk, elektrik transformatör yağı ve mumyalama sıvısı gibi çeşitli ürünlerde bir antioksidan katkı maddesi olarak belgelenmiştir. LDH, tüm hücrelerde bulunan stabil bir sitoplazmik enzimdir. LDH, plazma membranı hasar gördüğünde hücre kültürü süpernatantına hızla salınır. Glikoz-6-fosfat dehidrojenaz (G6PDH) enzimi, pentoz fosfat metabolik yolunun en önemli enzimlerinden birisidir. Bu çalışmada, BHT maruziyetinin, sıçanların karaciğer, böbrek, beyin ve akciğer dokularında LDH ve G6PDH aktiviteleri üzerine etkisi araştırılmıştır. LDH ve G6PDH aktivitesi izlenmiş, BHT'nin neden olduğu sitotoksisite değerlendirilmiş ve çalışılan dokulardaki hasar yorumlanmıştır, çalışmada 200-250gr ağırlığında wistar-albino sıçanlar kullanılmıştır. Hayvanlar kontrol ve deney gruplarına ayrılarak, her çalışma saatinde deney grubu ve kontrol grubu için 3'er sıçan ele alınmıştır. BHT'nin 125, 250 ve 500 mg/kg dozları intraperitonal yolla uygulanmıştır. Enjeksiyondan 12 ve 24 saat sonra servikal dislokasyon ile öldürülerek sıçanların karaciğer, böbrek, beyin ve akciğer dokuları süratle çıkarılmıştır. LDH ve G6PDH aktiviteleri spektrofotometrik olarak tayin edilmiştir. Sonuç olarak beyinde LDH aktiviteleri, BHT uygulamasından sonra kontrol gruplara göre anlamlı bir artış, ancak, karaciğer ve böbrekte anlamlı bir azalış göstermiştir. G6PDH aktivitesinin kontrol değerlerine göre düşüş ve çıkışlar göstermesine rağmen bu farklar istatistiksel olarak anlamsız görülmüştür.

AkciğerBeyinButilhidroksitulen+4
Aboush El Arfaouı
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psikotik semptom öyküsü bulunan ve bulunmayan bipolar bozukluk hastalarının beyin metabolizmalarının 18F-FDG PET/BT ile karşılaştırılması

Amaç: Bipolar bozukluk ataklarla seyreden, psikotik semptomların sıklıkla eşlik ettiği bir duygudurum bozukluğudur. Hastalığa psikotik semptomların eşlik etmesi işlevselliği, prognozu, klinik profili kötüleştirmekte, hastane yatışı ve antipsikotik kullanımını arttırmaktadır. Bipolar bozuklukta yapılan nörogörüntüleme çalışmalarında çeşitli beyin bölgelerinde yapısal ve metabolik farklılıklar olduğu görülmüştür. Biz de çalışmamızda psikotik semptom öyküsü bulunan ve bulunmayan bipolar hastaların beyin metabolizmalarını 18F-FDG PET/BT ile karşılaştırdık. Yöntem: Araştırmaya bipolar bozukluk tanısı konulan, geçmişte psikotik semptom öyküsü bulunan 26 hasta ve geçmişte psikotik semptom öyküsü bulunmayan 26 hasta dahil edilmiştir. Katılımcılara 18F-FDG PET/BT çekilmiştir. Geriye yönelik taranan ve dışlama, dahil olma kriterlerini karşılayan 26 sağlıklı kontrol çalışmaya alınmıştır. Uptake ratio ve z skoru olarak kaydedilen bölgesel beyin glukoz metabolizmaları karşılaştırıldı. Bulgular: Psikotik semptom öyküsü bulunan grupta, diğer gruplara göre fusiform girus ve insulada glukoz metabolizmasının istatistiksel olarak düşük olduğunu bulduk (p<0,05). Bipolar hastalarda sağ lateral prefrontal korteks, sağ medial prefrontal korteks, sağ ve sol sensorimotor korteks, sağ anterior singulat korteks, sağ ve sol posterior singulat korteks, sağ ve sol precuneus, sol inferior parietal korteks, sağ ve sol lateral occipital korteks, sağ ve sol lateral temporal korteks, sağ ve sol mesial temporal korteks alanlarının uptake ratio ve z skoru değerinin sağlıklı kontrol grubundan istatistiksel olarak düşük olduğunu belirledik (p<0,05). Sonuç: Bu çalışma bildiğimiz kadarıyla psikotik semptomatolojinin etyopatogenezini FDG PET/BT ile inceleyen nadir çalışmalardan biridir. Araştırmamızın verileri, fusiform girus ve insulanın psikotik semptomlar için biyobelirteç olabileceğini ve yukarıda belirtilen beyin bölgelerinin bipolar bozukluk etyopatogenezinden sorumlu olabileceğini göstermektedir. Bu konunun daha iyi anlaşılabilmesi için ileride yapılacak yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.

Affektif bozukluklar-psikotikBelirti ve semptomlarBeyin+5
Perihan Gizem Aksoy Ülger
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel kafa travmasında takrolimus'un histopatolojik etkinliğinin araştırılması

Amaç: Çalışmamızda Deneysel kafa travması oluşturulan sıçanlarda, bir immunsupresif ajan olan Takrolimus'un (FK506) oluşacak sekonder beyin hasarına karşı koruyucu etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Sekonder beyin hasarı, beyin dokusunda oluşacak gliosizin GFAP boyanması sonrası Immun Reaktivite Skoru (IRS) ile değerlendirilmiştir. Materyal ve Metod: Bu deneyde 40 adet Sprague-Dawley tipi 250-350 gr ağırlığında 10-12 haftalık sıçanlar cinsiyet seçimi yapılmaksızın kullanılmıştır. Her grupta 8 sıçan olacak şekilde 5 gruba ayrılan denekler, uygun şartlarda kafa travması oluşturulduktan 1 ay sonra sakrifiye edilerek beyinleri en blok olarak çıkarıldı ve histopatolojik olarak değerlendirildi. Bulgular: Tüm grupların histopatolojik IRS değerleri Kruskal Wallis varyans analizi ile değerlendirildiğinde tüm gruplar arasında istatistiki farkların olduğu gözlendi. Daha sonra ikili gruplar şeklinde Mann Withney – U ile yapılan karşılaştırmada IRS değerinin en fazla Tedavi grubunda arttığı (p<0,05) fakat Negatif Kontrol, Pozitif Kontrol ve Taşıyıcı gruplarında artmasına rağmen istatistiki anlam ifade etmediği gözlendi. Sham grubunda ileri derece bir histopatolojik reaksiyon skorunun en az oranda görüldüğü tespit edildi. Sonuç: İyileşme beklentimiz olan grupta yani FK506 verilen grupta travmatik alandaki gliozisin diğer kontrol gruplarına göre istatistiki olarak belirgin olarak artış gösterdiği görüldü. Bu durum FK506'nın henüz açıklanamayan bir mekanizma ile gliozisi engelleyemediği hatta arttırdığını göstermektedir. Sonuç olarak, FK506 immunosupresif ajanının beklenin aksine beyindeki travma sonrası hasarı azaltmadığı, aksine gliozisi arttırdığı ortadadır. Anahtar Kelimeler: Kafa travması, Takrolimus, FK506, Gliozis, Sekonder Beyin Hasarı

BeyinBeyin yaralanmalarıHistopatoloji+3
Ali Atadağ
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Esansiyel trombositozda transkranial doppler ultrasonografi ile beyin kan akım hızı ve mikroembolik sinyallerin tespiti

ESANSİYEL TROMBOSİTOZDA TRANSKRANİAL DOPPLER ULTRASONOGRAFİ İLE BEYİN KAN AKIM HIZI VE MİKROEMBOLİK SİNYALLERİN TESPİTİ Giriş-Amaç: Myeloproliferatif sendromlardan biri olan esansiyel trombositoz (ET), kendini izole trombositoz ve trombohemorajik komplikasyonlarla gösterir. Tedavi ile ET'da trombohemorajik komplikasyonları önlemek ve mikrovasküler semptomları azaltmak amaçlanmaktadır. 2013 yılında ET ile serebrovasküler hastalık arasında ilişkiyi inceleyen bir çalışmada, ET 'un erken tanı ve tedavisinin serobrovasküler hastalıkları önleyebileceği üzerinde durulmuştur. Biz de bu noktada artmış mikroemboli riski var mıdır? Sorusu na cevap aramak için transkranial doppler ultrasonografi (TCD) ile beyin kan akım hızı ölçümleri ve mikroembolik sinyallerin (MES) sağlıklı insanlar ile ET' lu hastalarda karşılaştırdık. Materyal-Metod: Takibimizdeki ET hastalarından çalışmaya alınma kriterlerine uygun ve gönüllü olan 40 kişiyle; yaş, cinsiyet ve vücut kitle indeksi (VKİ) bakımından benzer olan 40 kişiden oluşan kontrol grubunun karşılaştırıldığı kesitsel bir çalışma yapıldı. Çalışmaya alınan kişilere TCD ile MES leri ve beyin kan akım hızı parametreleri incelendi. MES leri etkilediği bilinen ve etkileyebilecek olan komorbiditeler (diyabetes mellitus, atrial fibrilasyon, anlamlı karotis darlığı, 65 yaşından büyük olmak) dışlama kriterleri olarak değerlendirildi. Hastanın sağlığını etkilememek ve etik nedenlerden dolayı mevcut tedavi altında iken ölçümleri yapıldı Bulgular: ET'lu hasta grubu ve kontrol grubu TCD ile MES tespiti açısından karşılaştırıldığında; sağ orta serebral arter (MCA-R) ölçümünde MES'ler ET'lu hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek saptanmıştır (p: 0.005). MES saptananların % 18,1 trombosit (PLT) değeri 400.000'in altında, %72,7 PLT değeri 400.000-1.000.000 ve %9,09 ise PLT değeri 1.000.000'un üstünde saptandı. ET'lu hasta grubu ve kontrol grubu TCD ile beyin kan akım hızı parametreleri açısından karşılaştırıldığında ise; MCA-R'da diastolik akım hızı ET'lu grupta kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük saptandı (p<0.005). MCA-R'da pulsatil index, rezistans index, sistolik /diastolik oran ve MCA-L'da pulsatil index, rezistans index, sistolik /diastolik oran, ortalama kan akım hızı, sistolik akım hızı ise ET grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek saptandı (p<0.005). Sonuç: TCD ile saptanan MES lerin ET'lu hastalarda tedavi altında olmasına rağmen daha fazla gözlenmekte olduğunu, ET'un serebrovasküler hastalıklar açısından daha yakından izlenmesi gerektiğini ve risk altındaki kişilere klasik tedaviye ilave olarak yeni antiagregan tedavi eklenebileceğini düşünüyoruz. Anahtar sözcükler: Esansiyel Trombositoz, Serebrovasküler Hastalık, Mikroembolik Sinyal, Pulsatile İndeks, Transkranial Doppler Ultrasonografi, Trombohemorajik Komplikasyon

BeyinEmboliKan akış hızı+7
Ahmet Çınar
Bezmialem Vakıf University
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Timokinon tedavisinin sporadik alzheimer modeli oluşturulmuş sıçan beyin dokusundaki mikroRNA ve mRNA ekspresyonu üzerindeki etkisinin araştırılması

Alzheimer hastalığı en sık rastlanan nörodejeneratif hastalıklardan birisidir. Hafıza ve öğrenme kontrolünün gerçekleştiği hipokampüs bölgesinde sinaptik yetmezlik, nöron hasarı ve nöron kaybı Alzheimer hastalığının nöropatolojik bulguları arasında sayılabilir. Moleküler boyutta incelendiğinde ise nöronların ölümüne ve sinaptik bağlantılardaki bozulmalara bağlı olarak apoptoz, nörogenez, hücre bölünmesi ve döngüsü, sağ kalım vb. yolaklarda gen düzeyinde ve protein düzeyinde bir çok regülasyon meydana gelmektedir. Ayrıca hücre fonksiyonunun epigenetik seviyede kontrolünde büyük önemi olduğu bilinen mikroRNA'ların Alzheimer hastalığında da etkili olduğu, hastalık süreciyle birlikte tekrardan düzenlendiği hem insan hem de hayvan çalışmalarıyla gösterilmiştir. Timokinon (TQ), Nigella sativa (çörek otu) bitkisinde %18.4-24 oranında bulunan en önemli biyoaktif bileşendir. Daha önce yapılan birçok çalışmada TQ'nun anti-oksidatif, anti-inflamatuar, anti-kanserojenik gibi pek çok yararlı etkiye sahip olduğu gösterilmiştir. Benzer şekilde nörolojik bozuklukların patolojilerinde TQ'nun nöroprotektif etkili bir bileşik olduğu bildirilmektedir. Aynı zamanda in vitro yapılan çalışmalarda TQ'nun Alzheimer hastalığına karşı nöroprotektif etkiye sahip olduğu gösterilmiştir. Fakat literatürde TQ'nun moleküler etki mekanizmasına dair in vivo çalışma bulunmamaktadır. Bu nedenle çalışmamızda, Amiloid beta (Aβ) ve Streptozotosin (STZ) ile indüklenen sporadik Alzheimer modellerinde Timokinon tedavisinin etkinliğinin karşılaştırılmasını ve bu modellerden elde edilen hippocampus dokularında TQ'nun ilgili genlerin ve mikroRNA'ların ekspresyon düzeylerindeki etkisini araştırmayı amaçladık İnanıyoruz ki elde ettiğimiz veriler, TQ'nun henüz tedavi edici bir ilaca sahip olmayan Alzheimer hastalığında aday molekül olma potansiyeline ışık tutacaktır.

Alzheimer hastalığıAlzheimer hastalığıAmiloid beta protein+6
Tuğçe Aydoğan
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Behçet tanılı olgularda kognitif fonksiyonlar ile beyin difüzyon tensor görüntüleme bulguları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: Behçet tanılı olgularda beynin farklı lokalizasyonlarından elde edilen DTG parametreleri ile nörokognitif fonksiyonlar arasında ilişki olup olmadığının araştırılması. Gereç ve Yöntem: Behçet tanılı 35 olgu ve 21 sağlıklı kontrol çalışma kapsamına alındı. Olguların nörokognitif fonksiyonları seçici hatırlama testi, PASAT, uzamsal geri çağırma testi, sembol sayı modaliteleri testi ve kelime akıcılığı testleri ile değerlendirildi. Behçet tanılı olgular ile kontrol grubunda beynin 19 farklı lokalizasyonundan FA, ADC, MD, RD ölçümleri yapılarak elde edilen veriler karşılaştırıldı. Ayrıca nörokognitif fonksiyon testleri ile DTG parametreleri arasındaki korelasyon ve olgularda nörolojik semptom varlığının ve Nörobehçet tanısı ile takipli olmanın DTG parametrelerine ve nörokognitif fonksiyonlara olan etkisi değerlendirildi. Bulgular: Behçet tanılı olgularda singulum ve korpus kallozum splenium FA değerleri kontrol grubuna göre anlamlı düşük bulundu. ADC değerleri ise korona radiata düzeyinde kontrol grubuna göre anlamlı yüksek saptandı. Nörolojik semptomu bulunan, bulunmayan olgular ve Nörobehçet tanılı olgularda da beyin parankiminde ölçüm yapılan lokalizasyonlarda DTG parametrelerinde anlamlı farklılıklar elde edildi. Nörokognitif fonksiyon test sonuçları ile farklı anatomik lokalizasyonlardan elde edilen DTG parametreleri arasında anlamlı korelasyonlar saptandı. Sonuç: Elde ettiğimiz sonuçlar, Behçet tanılı olgularda hastalığa bağlı gelişebilecek aksonal dejenerasyon, lokal hücresel hasar ve myelinize fiberlerdeki hasarlanmanın hastalığın erken dönem bulgusu olabileceğini ve buna sekonder nörokognitif fonksiyonların etkilenebileceğini düşündürtmektedir. Ayrıca olgularda konvansiyonel MRG 'de bulgu vermeden ve nörolojik semptomlar gelişmeden önce olası mikroyapısal değişikliklerin ortaya çıkabileceği tezini desteklemektedir. Behçet tanılı olgularda hastalığa sekonder beyinde hücresel düzeyde hasarın başladığını ve buna sekonder nörokognitif fonksiyonlarda bozulma olabileceğini düşünmekteyiz.

Behçet hastalığıBeyinBiliş+3
Bahar Atasoy Badur
Bezmialem Vakıf University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sıçanlarda oluşturulan ligatür indüklü deneysel periodontitis ve tedavisinin beyindeki nörodejenerasyon ve nöroenflamasyon üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Nöroenflamasyon Alzheimer hastalığı (AH)'nın patolojisinde önemli bir rol oynar ve sistemik enflamasyona bağlı olarak oluşabilir. Periodontal hastalığa bağlı olarak meydana gelen enflamasyon AH ile ilişkili nöroenflamasyonu arttırabilir. Bu çalışmanın amacı, deneysel periodontitis ve AH oluşturulan sıçanlarda periodontal hastalığın ve cerrahi olmayan periodontal tedavi (COPT)'nin davranışsal parametreler, beyin dokusundaki nörodejenerasyon ve nöroenflamasyon üzerine etkisini araştırmaktır. Bu çalışmada 64 adet Sprague Dawley sıçan kullanıldı. 28 adet sıçanda beyin içi streptozosin enjeksiyonu ile AH oluşturuldu. 32 adet sıçanda üst sol 2. azı dişlerine 4/0 ipek sütur bağlanarak deneysel periodontitis oluşturuldu. Periodontitis oluşturulan 32 adet sıçanın 16'sına CHX jel uygulaması ile COPT yapıldı. Tüm sıçanların periodontal parametreleri deneysel periodontitisin oluşturulmasından önce (0. gün), süturlar uzaklaştırılmadan hemen önce (21. gün) ve COPT sonrası (41. gün) değerlendirildi. Tüm sıçanlara pasif sakınma ve Morris su labirenti testi yapılarak davranışsal parametreleri değerlendirildi. Sıçanların yarısı 21. gün, diğer yarısı 41. gün sakrifiye edilerek hipokampüs, beyin omurilik sıvısı (BOS) ve serum örnekleri alındı. Alınan örneklerde Nod benzeri reseptör protein 3 (NLRP3) ve hiperfosforile tau (p- tau) seviyeleri ELISA yöntemi ile değerlendirildi. Sıçanlardan alınan maxilla örneklerinde alveoler kemik kaybı morfometrik analiz ile ölçüldü. Alzheimer ve alzheimer+periodontitis oluşturulan sıçanlarda pasif sakınma test sonuçlarının kontrol grubuna göre daha kısa (p<0.05), Morris su labirenti test sonuçlarının daha uzun olduğu (p<0.05), diğer taraftan, alzheimer+periodontitis oluşturulan sıçanlarla sadece alzheimer oluşturulan gruplar arasında farklılık olmadığı belirlendi (p>0.05). İlave olarak, CHX jel uygulaması ile COPT uygulaması yapılan grupların pasif sakınma ve Morris su labirenti test sonuçlarının kontrol grubu ile benzer olduğu tespit edildi (p>0.05). BOS p-tau seviyelerinin sadece alzheimer ve alzheimer+periodontitis oluşturulan gruplar arasında farklı olmadığı (p>0.05), hipokampüs p-tau seviyelerinin ise alzheimer+periodontitis gruplarında sadece alzheimer oluşturulan gruplara göre daha yüksek olduğu (p<0.05) tespit edildi. Diğer taraftan, BOS, hipokampüs ve serum NLRP3 düzeyleri gruplar arasında farklı değildi (p>0.05). Çalışmamızın sınırları dahilinde, periodontitisin AH'nı şiddetlendirmediği diğer taraftan, mevcut periodontal hastalığın tedavi edilmesinin AH'nın davranışsal parametrelerinde iyileşme sağlayarak AH'nın ilerlemesini yavaşlatabileceği sonucuna varıldı.

Alzheimer hastalığıBeyinHayvan deneyleri+6
Sedanur Yavuz
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tilapia Nilotica'da bakırın karaciğer,solungaç,kas,böbrek beyin ve kan dokularındaki birikimi ve bazı kan parametreleri üzerine etkisi

IV ÖZ Bu araştırmada, 0.1, 0.5, 1.0 ve 5.0 ppra Cu ortam der isimler inde bakırın Tilapia nilotica' da karaciğer, solungaç, kas, böbrek, beyin ve kandaki birikimi ile metalin kan hemoglobin ve hematokrit düzeyleri üzerine etkilerinin 1, 7, 15 ve 30 günlük sürelerde belirlenmesi amaçlanmıştır. incelenen dokularda bakır birikimi ortam derişimi ve etkide kalma süresine bağlı olarak artmıştır. Bakır birikimi en fazla karaciğer, en az ise beyin dokusunda olduğu bulunmuş ve dokular arasında birikim ilişkisinin; Karaciğer > Böbrek > Solungaç > Kas > Beyin şeklinde olduğu saptanmıştır. Kandaki bakır düzeyleri genelde düşük olup, etkide kalma süresi ve derişim artışına paralel olarak artmıştır. Kan hematokrit yüzdesi ve hemoglobin miktarı deney süresine ve ortam derişimine bağlı olarak değişim göstermiştir. Genel olarak belirli bir sürede ortam derişiminin artması veya belirli bir ortam derişiminde etkide kalma süresinin uzaması ile bu parametrelerde başlangıçta bir artma, daha sonra tekrar düşme gözlenmiştir.

BakırBeyinBöbrek+5
Mustafa Kalay
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1992
00
Master'sOpen AccessTR

Cyprinus carpio (L)'de azinphosmethyl'in solungaç, böbrek, beyin ve dalak dokularında total proteinin kantitatif değişimine etkisi

rv OZ Bu çalışmada, organofosforlu insektisit AzinphosmethyTin 0,20 ve 0,35 ppm derişimlennin kültür balığı Cyprtnus carpio (L)' de solungaç, böbrek, beyin ve dalak dokularında total protein düzeylerine etkileri 1, 2, 3, 4, 15 ve 30 gün sürelerle incelenmiştir. Azinphosmethyl'in başlangıçta düşük derişimde tüm dokularda, yüksek derişimde ise dalak dışındaki dokularda protein miktarını azalttığı belirlenmiştir. İlerleyen sûre içerisinde bu miktarın her iki derişimde dalgalanmalar göstererek, yüksek derişimde beyin dokusu dışındaki tüm dokularda kontrol düzeyine ulaştığı gözlenmiştir. Pestisit stresinde besin alınamaması nedeniyle proteinlerin enerji ihtiyacını karşılamak üzere kullanılması, pestisitin enzim aktivitelerini inhibe ederek işlevsel aksaklıklar oluşturması veya incelenen dokularda histolojik deformasyonlar oluşturarak protein sentezinin engellendiği ve bu nedenlerle de protein miktarında azalmalar görüldüğü düşünülmektedir, ilerleyen sürelerde balığın ortam şartlarına adaptasyon göstererek protein miktarını düzenlemeye çalıştığı tahmin edilmektedir.

AzinfosmetilBalıklarBeyin+6
Sahire Karataş
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1995
00
Master'sOpen AccessEN

Biochemical and immunological study in Iraqi patients with brain tumor

From November 2021 to February 2022, researchers at Al-Hussein Hospital in Karbala, Iraq, will investigate the prevalence of bacteremia and immunological markers in patients with brain tumors. 50 patients with brain tumors (27 males, 23 females) and 30 healthy people as controls. Both patients and controls had blood drawn. Blood urea, creatinine, alkaline phosphate, and CKBB were measured by Fujifilm, and interleukin-12 (IL-12) by ELISA. The findings indicated that the most vulnerable age group was 1-10 year olds, with a 26% infection rate compared to other age groups. The average urea level in patients was 29.74 mg/dl compared to 28.21 mg/dl in healthy controls, indicating no significant difference between the two groups, unlike creatinine, which was higher in patients 0.6 mg/dl compared to 0.4 mg/dl in their parents, with a p 0.01 significant difference. Also, the level of Alkaline Phosphatase (188.22 U/L) was not substantially different from the healthy (187.76 U/L), nor was the level of CK-BB (p>0.005). Interleukin-12 levels in patients are lower than in healthy control

Alkaline phosphataseBrainBiochemical deformation+1
Amani Salam Merzah Abbood
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

BALB/c farede sinir sisteminin farklı kritik gelişim pencerelerinde NMDA reseptör blokajının yetişkin dönemde çevresel faktörlere bağlı beynin bilişsel ve duygusal işlevleri üzerine etkisi

Amaç: Çalışmamızda, sinir sisteminin farklı kritik gelişim dönemlerinde NMDA reseptör sistem hipofonksiyonunda zengin çevrenin yetişkin dönem lokomotor, duygusal ve bilişsel ilişkiler üzerine etkisi değerlendirilmiştir.Gereç ve yöntem: Bu amaçla, üç gelişim penceresi 5-10. günler birinci gelişim penceresi; 15-20. günler ikinci gelişim penceresi; 25-30. günler üçüncü gelişim penceresi model olarak alınmıştır. Bu gelişim pencerelerinde MK-801 (5 gün süre ile 0,25 mg/kg günde iki kez, periton içine) ile NMDA reseptör hipofonksiyonu oluşturulmuştur. MK-801 uygulanan, standart ve zengin nesnel çevre koşullarında yetişen Balb/c farelerde yetişkin dönemde duygusal davranışları açık alan testi, yükseltilmiş artı düzenek testi ve aydınlık-karanlık tercih testinde, bilişsel işlevler Morris su havuzunda değerlendirilmiştir.Bulgular: Birinci gelişim penceresinde nesnel zengin çevre koşulları, NMDA reseptör blokajı ile bozulan lokomotor aktiviteyi, duygusal ve bilişsel işlevleri onarmamıştır. İkinci gelişim penceresinde, MK-801 açık alan, yükseklik ve ışıkla tetiklenen korku yanıtlarını etkilememiş ve nesnel zengin çevre koşulları, MK-801'in uzaysal araştırıcı davranış, risk değerlendirme ve bilişsel işlevlerdeki bozucu etkisini onarmıştır. Üçüncü gelişim penceresinde nesnel zengin çevre, MK-801 ile azalan risk değerlendirmeyi onarırken, bilişsel işlevlerdeki bozulmayı etkilememiştir.Sonuç: Nesnel zengin çevre koşulları, yalnızca ikinci gelişim penceresinde NMDA reseptör hipofonksiyonuna bağlı duygusal ve bilişsel işlevlerdeki bozulmayı onarabilmektedir. Pratik olarak, nesnel zengin çevre koşulları, erken çocukluk döneminde NMDA reseptör sistem bozukluklarını onarabilir.Anahtar Kelimeler: Kritik gelişim dönemi, MK-801, Balb/c fare, Zengin nesnel çevre, Duygusal ve bilişsel işlevler

BeyinBilişsel işlevlerDuygu+3
Kübra Akıllıoğlu
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pediatrik açık kalp cerrahisinde yüksek akım düşük rezistans perfüzyon tekniğinin beyin metabolizması üzerine etkileri

Kardiyopulmoner bypass'ın bir sonucu olarak görülen vazokonstrüksiyon, kanama, olası kapiller kaçış sendromu, intraoperatif ödem gibi patofizyolojik olaylardan dolayı birçok kalp cerrahisi merkezinde bypass sırasında uygulanan pompa akımını azaltma yöntemi uygulanmaktadır. Bunun sonucunda dokularda yetersiz oksijen desteği ve metabolik son ürünlerde (laktat) artış olmaktadır.Beyin glukozu depolayamaz. Metabolizmasının devamı için O2 ve glukoza devamlı ihtiyaç duyar. Beyin total kan akımı 45-55 ml/100 gr/dk dır. Bu vücut ağırlığının % 2'sini oluşturmasına rağmen kardiak outputun % 12-15'ini alır. Beyin total O2 tüketimi 49 ml/dk, buda tüm vücut O2 tüketiminin % 20'sindir. Beyin 5,5 mgr/100 gr/dk glukoz kullanır ki, buda total vücut glukoz tüketiminin % 25'idir.Pediatrik açık kalp cerrahide hastalarda yüksek akım düşük rezistans etkileri ile normal akımın etkilerini karşılaştıran çalışma sayısı sınırlıdır. Bu prospektif çalışma ile yüksek akım düşük rezistans tekniğinin normal akıma göre faydalarının araştırılması hedeflenmiştir.Çalışmaya konjenital kalp hastalığı nedeni ile açık kalp ameliyatı uygulanan 40 hasta alındı. Hastalar normal akım uygulananlar (grup I: 2,4 l/m2/BSA) ve yüksek akım düşük rezistans uygulananlar (grup II: 2,8 l/m2/BSA) olarak ikiye ayrıldı. Hastaların anestezi indüksiyonundan sonra, cilt insizyonundan önce (Dönem I), aortik kross klemp' in 20. Dakikası (Dönem II), 40. Dakikası (Dönem III), 60. Dakikası (Dönem IV) ve kardiyopulmoner by pass durdurulduktan 10 dakika sonra (Dönem V) arteryel ve venöz kan örneklerinden glukoz, laktat, kan gazı parametreleri bakıldı. Ayrıca imminolojik parametrelere interlökin 6 (IL-6), interlökin 8 (IL-8), prokalsitonin (PCT) dönem I, dönem V ve operasyondan 24 saat sonra (Dönem VI) bakıldı. Sonuçların grup içerisinde ve gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı olup olmadığı araştırıldı. Çalışmada normal akım uygulanan grup I ile yüksek akım düşük rezistans uygulanan grup II arasında bakılan parametreler açısından istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı ortaya konuldu (p<0,05).Anahtar Sözcükler: Yüksek akım, düşük rezistans tekniği, beyin metabolizması, kardiyopulmoner baypass, pediatrik açık kalp cerrahi

BeyinCerrahi-kardiyovaskülerEkstrakorporeal dolaşım+4
Yasin Güzel
Çukurova University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üçüncü ventrikül kitlelerine cerrahi yaklaşım ve sonuçları

Amaç: Üçüncü ventrikül kitlelerinde cerrahi yaklaşımın seçimi, derin yerleşimleri, hassas beyin bölgeleri ve vasküler yapılara olan yakın komşulukları nedeniyle zorluklar içermektedir. Üçüncü ventrikül kitlelerinin cerrahi tedavisinde seçilmesi gereken en uygun girişim yolu hala tartışmalıdır. Bu çalışmada, üçüncü ventrikül kitlelerine cerrahi yaklaşım seçimindeki etkenler ve sonuçlar incelenmiştir. Yöntem: Bu çalışmada, 2002-2014 yılları arasında, kliniğimizde üçüncü ventrikül kitlesi nedeniyle cerrahi uygulanan 80 hasta retrospektif olarak incelendi. Olguların tamamı preoperatif ve postoperatif nöroradyolojik ve klinik sonuçlar açısından değerlendirildi. Olguların 47'sinde anterior interhemisferik transkallozal, 10'nunda posterior interhemisferik transkallozal, 15'inde pterional-transsylvian translaminar, 5'inde supraserebellar-infratentorial ve 3 olguda kombine (Pterional-Transsylvian translaminar + Anterior interhemisferik transkallozal transforaminal) yaklaşım uygulandı. Bulgular: Olguların cinsiyet dağılımı 42 E / 38 K ve yaş ortalaması 24.5 (3 ay – 63 yaş) idi. 60 olguya total, hassas beyin alanlarının infiltrasyonu nedeniyle 20 olguya ise subtotal rezeksiyon uygulandı. Histopatolojik incelemede; 32 kolloid kist, 28 nöroepitelyal, 12 sellar bölgenin tümörleri, 4 meningeal, 2 germ hücreli, 1 lenfoma ve 1 kordoma gözlendi. Postoperatif 14 olguda ek nörolojik defisit gelişti. Postoperatif mortalite 9 olguda gözlendi. Takip süresi ortalama 51 (1-144) ay idi. Sonuç: Üçüncü ventrikül kitlelerinde cerrahi tedavi sonuçlarını etkileyen asıl unsurlar; kitlenin büyüklüğü, histopatolojisi, yerleşim yeri, uzanımı ve nörovasküler yapılar ile olan ilişkisidir. Cerrahide amaç; histopatolojik tanıyı sağlamak, mümkünse total rezeksiyon ve bası etkisini ortadan kaldırarak BOS dolanımını normalleştirmektir.

BeyinBeyin hastalıklarıBeyin neoplazmları+3
Barış Uğurlu
Gaziantep University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

İntraserebral kanamalı hastalarda total oksidan ve total antioksidan düzeylerinin değerlendirilmesi

ÖZET YÜKSEK LİSANS TEZİ İNTRASEREBRAL KANAMALI HASTALARDA TOTAL OKSİDAN VE TOTAL ANTİOKSİDAN DÜZEYLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ SERCAN KALKAN YOZGAT BOZOK ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM ENSTİTÜSÜ TIBBİ BİYOKİMYA TEZ DANIŞMANI: PROF. DR. MUHAMMET FEVZİ POLAT İKİNCİ TEZ DANIŞMANI: DOÇ. DR. ALPER GÜMÜŞ Amaç: Beyin parenkim veya ventrikül sistemde arteriyel yada venöz kanın toplanması olayına intraserebral kanama (İSK) denir . Yaş ilerledikçe İSK riski artmakta ve erkeklerde kadınlara oranla daha sık görülmektedir. Araştırmalara göre kadınların ölüm riski ve erken evrende bağımlılığı daha fazladır. Yapılan çalışma verilerine göre iskemik inme sıklığı %71.2 iken intraserabral kanama oranı % 28.8 olarak tespit edilmiştir. İSK oluşumuna neden olan en sık risk faktörü hipertansiyondur. Hipertansiyon beyinde bulunan ufak peneteran arterlerde bozulmalara, arter duvarındaki düz kaslarda kırıklara ve fibrinoid nekroza sebep olur. Bu dejeneratif degişikler orta ve küçük çaplı arteriyollerde görülmektedir. Akut aerteriyel kan basıncının yükselmesi (AKB) İSK'ya sebep olmaktadır. AKB'nin yüksek olması kapiller damarlar ve arteriyollerden kanamaya neden olabileceğini düşündürmektedir. Vakaların çoğunluğunda, serebral damarlardaki kronik değişimler, İSK'nin oluşumuna neden olan patofizyolojik olaylardır. Kronik HT arteriyoller ve küçük damarların zedelenmesi sonucu kanın beyin dokusu içine sızarak hematom oluşmasına ve etraftaki dokularda mekanik hasara sebep olurlar. Oksidan (TOS) ve antioksidan (TAS) düzeylerini karşılaştırarak bunların beyin kanaması ile ilişkilendirerek öneminin anlaşılması sağlamaktır. Metot: Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Beyin Sinir Cerrahi kliniğine ve yoğun bakıma baş ağrısı, tansiyon yüksekliği, bulantı şikayetleri ile başvuran uzman hekimleri tarafından ayrıntılı muayenesi ile intraserebral kanama tanısı alan ve klinik yatışı planlanan 46 hasta çalışma grubu oluşturulmuştur. Kontrol grubuna ise Beyin Sinir Cerrahi kliniğine başvuran intraserebral kanama tanısı almayan diğer hasta gruplarından 47 hasta dahil edilmiştir. Çalışmaya 18 yaş altı ve 65 yaş üstü hastalar dahil edilmeyecektir. Bu hastaların periferlerindeki toplar damarlardan alınan artan kan örnekleri önce oda sıcaklığında 20-30 dk pıhtılaşması beklendikten sonra 10 dakika süreyle 4000 devir/dakika hızda santrifüj edildikten sonra eppendorflara ayrılan serumlar -80 derecede saklanmıştır. Teste başlarken numuneler oda sıcaklığına getirilmiştir. TOS ve TAS kiti test prensibine göre uygulanmıştır. Kitin malzemeleri, kitapçıkta belirtilen aşamalara uygun şekilde kullanılmış ve substratın antikora bağlı enzimle reaksiyona girdikten sonra oluşan renk değişikliği oranı spektrofotometrede ölçülerek TOS ve TAS sonuçları bulunmuştur. İstatistiksel analizler SPSS 22.0 ile hesaplanmıştır. Hesaplanan sonuçlar, ortalama ve standart sapma (+/-) olarak verilmiştir. Sonuçlar, Shapiro Wilk ölçüm yöntemi ile değerlendirilerek normal olan değerler parametrik (t testi) ve normal olmayan değerler ise non parametrik testler (Man Whitney U testi ve KW kruskal wallis) kullanılarak değerlendirilmiştir ve power analizi çalışmanın bitiminde tekrar edilerek değerlendirilmiştir. Bulgular: Yapılan çalışmaya göre TOS, TAS ve yaş değerleri istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. TAS değerleri, kontrol grubunun, hasta grubuna göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. İstatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Cinsiyete göre TAS değerleri erkekler, kadınlara oranla daha yüksek çıkmasına karşın istatistiksel fark anlanmlı sonuç vermemiştir Yaş gruplarının TAS değerinin 45 yaş altı ve 45 yaş üstü değerlendirildiğinde; 45 yaş altının 45 yaş üstü grubuna göre yüksek olduğu bulunmuştur. İstatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmemiştir. TOS değerleri, hasta grubunun, kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. İstatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir. Cinsiyete göre OSİ değerleri kadınların, erkeklere oranla daha yüksek çıkmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmemiştir. Yaş gruplarının TOS ve OSİ 45 yaş altı ve 45 yaş üstü değerlendirildiğinde; 45 yaş üstünün yüksek olduğu bulunmuştur. İstatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmemiştir. Sonuç: Serum TOS ve TAS değerleri ile bunun sonucunda OSİ düzeyinin İSK hastalığı olan hastalarda yüksek çıkması, bu hastalıklarla olan ilişkili olabileceğini düşündürmektedir. Bu artış İSK patogenezinde oksidatif stresin önemli bir rolü olabileceğini destekleyebilir. 2023, 72 SAYFA ANAHTAR KELİMELER: İntraserebral Kanama, Oksidatif stres, TOS, TAS, OSİ

AntioksidanlarBeyinBeyin biyokimyası+2
Sercan Kalkan
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Total kafa ışınlaması yapılan sıçanların beyin dokusunda oksidan/antioksidan sistem üzerine kafeik asit fenetil esterinin etkisinin araştırılması

Bu çalışmada kafeik asit fenetil esterinin (KAFE) iyonize radyasyon hasarını önleyici etkileri olabileceğini düşünerek, sıçanlara uygulanan γ radyasyonun, beyin dokusunda meydana getirdiği hasarda koruyucu etkisinin olup olmadığını değerlendirmekti. Bu amaçla, çalışmamızda 36 adet Wistar-Albino cinsi erkek sıçan kullanılmıştır. Çalışma gruplarımız 2 tane kontrol, radyoterapi (R), KAFE+R olmak üzere 4 alt gruptan oluştu. Kontrol grupları dışındaki grupların hepsine ilk gün 5 Gray'lik tek doz radyoterapi uygulandı. 11. günde bütün sıçanların beyin dokuları çıkarıldı ve fosfat tamponu içerisinde homojenize edildi ve KAFE'nin koruyucu etkilerinin olup olmadığını tespit etmek için beyin dokusunda total antioksidan status (TAS), total oksidan status (TOS), oksidatif stres indeksi (OSI), paraoksanaz (PON), arilesteraz (ARE), seruloplazmin (SER) ve total sülfidril (SH) parametreleri ölçüldü. Sonuç olarak ARE, PON aktiviteleri ve total SH seviyeleri R grubu ile karşılaştırıldığında, tüm gruplarda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artış olduğu ve ayrıca LOOH, TOS ve OSI seviyeleri ise anlamlı olarak düştüğü gözlendi. Elde ettiğimiz bulgular sıçanlarda radyasyona bağlı beyinde oluşabilecek oksidatif hasara karşı KAFE'nin antioksidan etkisinin olduğunu göstermektedir. Ancak, bu bulguların doğrulanması için destekleyici farmakolojik ve toksikolojik çalışmalara ihtiyaç vardır.

AntioksidanlarArilesterazBeyin+7
Nesrın Khayyo
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Total kafa ışınlaması yapılan sıçanların beyin dokusunda nitrozatif stres üzerine propolisin etkisinin araştırılması

Nour ALAFANDI Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Prof. Dr. Seyithan TAYSI Ağutos 2017, 77 sayfa Bu araştırmada, iyonize radyasyon sonucu oluşan nitrozatif stres üzerine propolisin koruyucu etkilerinin olup olmadığını araştırmaya amaçladık. Çalışmada 36 adet sıçan kullanıldı. İki kontrol grubu, radyoterapi (R) ve propolis + R grubu olarak 4 alt gruba bölündü. Kontrol grupları hariç diğer gruplara bir sefere mahsus 5 Gy'lik tek doz radyoterapi uygulandı. Propolisin etkinliğini tespit etmek için sıçan beyin dokusunda biyokimyasal parametreler spektrofotometre yöntemiyle ölçüldü. Yapılan çalışma neticesinde radyoterapi grubunda yer alan sıçanlardan alınan beyin dokusunda nitrik oksit (NO•), nitrik oksit sentaz (NOS) ve peroksinitrit (ONOO-) değerlerinin propolis+R grubundan anlamlı şekilde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlar propolisin radyasyonun oluşturduğu nitrozatif stresin olumsuz etkilerine karşı koruyucu etkiye sahip olduğu iyonize radyasyonun zararlı etkilerine karşı propolis gibi antioksidan maddelerin kullanılmasının yararlı sonuçlar sağlayacağı söylenebilir. Anahtar sözcükler: Radyasyon, Propolis, Nitrik oksit, Nitrik oksit sentaz, Peroksinitrit

BeyinNitrik oksitPeroksinitrit+4
Nour Alafandı
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Glioblastome multiforme tedavisinde yoğunluk ayarlı radyoterapi ve üç boyutlu konformal radyoterapi tedavi teknikleri kullanılarak farklı tümör hacimlerinde doz dağılımlarının karşılaştırılması

Çalışmamızda glioblastoma multiforme (GBM) tedavisinde standart teknik olarak kullanılan üç boyutlu konformal radyoterapi (3BKRT) ile yoğunluk ayarlı radyoterapi teknikleri olan alan içinde alan (FIF) ve inverse planlama tekniklerinin farklı tümör hacimlerinde hedef sarması, kritik organ ve sağlam beyin lobunun aldığı dozlar açısından karşılaştırılmıştır. GBM tanılı 19 hastanın tomografi görüntüleri üzerinde tanımlanan PTV60 tedavi hacmine göre üç grup oluşturulmuştur. Bütün hastalar için manyetik rezonans görüntüleri kullanılarak tomografi görüntüleri üzerine hedef hacim tanımlamaları yapılmıştır. Bu hastaların PTV50 ve PTV60 hedef hacimlerine günlük fraksiyon dozu 2Gy olacak şekilde 6 MV foton enerjisi ile 3BKRT, FIF ve inverse planlama teknikleri uygulanmıştır. Hedef hacimler ve kritik organların minimum, maksimum ve ortalama dozları ile sağlam beyin lobunun V40, V50, V60 dozları incelenmiştir. 3BKRT, FIF ve Inverse planlama teknikleri farklı tümör hacimlerine göre ve hedef hacim ve kritik organların aldıkları dozlara göre karşılaştırıldığında, uygulanan teknik ve hacim arasında etkileşim olmadığı görülmüştür. Beyin sapının ortalama ve maksimum dozu üç teknik arasında karşılaştırıldığında inverse planlama tekniğinin diğer tekniklerden anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p=0.042, p=0.001) ve farklı hacimlerin sonucu anlamlı etkilediği görülmüştür (p=0.001). Ayrıca tüm kritik organların ortalamalarının yüzdesine bakıldığında yüzde doz alan hacimlerin inverse planlama tekniğinde daha düşük bulunmuştur. 3BKRT ile İnverse planlama teknikleri beyin sapının V40, V50, V60 dozları bakımından kıyaslandığında, İnverse planlama tekniğinde sağlam beyin lobunun daha iyi korunduğu görülmüştür. GBM tanılı hastaların tedavisinde tümör hacminin büyüklüğü arttıkça sağlam beyin lobunun dozunu arttırmaktadır. Inverse planlama tekniğinin kritik organları daha iyi koruduğu ve hedef hacmi daha iyi sardığı görülmüştür. Beyin lobunda geç radyasyon nekrozu riskini azaltmak için klinikteki imkanlar ve yoğunluk dikkate alınarak GBM tanılı hastaların radyoterapisinde yoğunluk ayarlı radyoterapi tekniklerinin kullanılması önerilir.

BeyinDoz-cevap ilişkisi-radyasyonGlioblastoma+6
Murat Karabaş
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Punicic asit uygulamasının sıçanlarda akut travmatik beyin hasarı sonrasında nöroprotektif etkisinin araştırılması

Amaç: Travmatik Beyin Hasarı (TBH), dünya çapında, özellikle çocuklarda ve genç erişkinlerde önemli bir ölüm ve sakatlık nedenidir. TBI şiddet, mekanizma veya diğer özelliklere göre sınıflandırılabilir. Enflamasyon, apoptoz, oksidatif stres ve iskemi, TBH sonrası nöronal kaybın altında yatan önemli patofizyolojik mekanizmalardan bazılarıdır. Punisik Asid (PA), kısmi başlangıçlı nöbetlerin ve nöropatik ağrının ek tedavisi için onaylanmış bir antikonvülsan bileşiktir. Bu çalışma, bir TBH sıçan modelinde PA için olası nöroprotektif etkilerini araştırmayı amaçladı. Gereç ve yöntemler: Kırk erişkin erkek Wistar albino sıçan kullanıldı. Sıçanlar 5 gruba (n: 8) ayrıldı. Grup 1: Kontrol grubu, Sadece cilt kesisi yapıldı. Grup 2: Sham grubu, TBH sonrasında sadece normal beslenen sıçanları içermektedir. Grup 3: TBH sonrasında normal beslenmeye ek olarak 1 gr/ gün PA gavaj yoluyla verildi. Grup 4: 3 gr/ gün PA, Grup.5: 5 gr/ gün PA kullanıldı. Her grup için TBH 3 gün sonra beyin örnekleri toplandı. Beyin örnekleri ve kan histopatolojik ve biyokimyasal yöntemlerle değerlendirildi. İmmunohistokimya sonuçları western blot ile doğrulandı. Ayrıca elektroensefalografi monitörizasyon sonuçları karşılaştırıldı. Bulgular: Oksidatif stres belirteçleri olan Malondialdehit (MDA) seviyesi PA tedavisi ile azalırken süperoksit dismutaz (SOD) arttı. iNOS ve eNOS immünreaktivitesi, TBH örneklerine kıyasla PA tedavisi ile anlamlı (P<0.05) olarak azaldı. Damarlanma için VEGF TBH grubuna göre ile PA ile anlamlı (P<0.05) arttı. Hipoksi için bakılan HIF-1α dağılımı TBH grubuna göre ile PA ile anlamlı (P<0.05) azaldı. Olgun nöron nükleus için bakılan NeUN TBH grubuna göre ile PA ile anlamlı (P<0.05) arttı. PA ile tedavi edilen grupta EEG'nin delta gücü kontrol grubu değerlerine benzer bulundu. Sonuç: TBH sonrası PA uygulamasının histolojik, immunohistokimyasal, biyokimyasal, western blot ve EEG ile gösterilen yararlı etkisinin klinik anlamı olabileceğini gösterdi. Bu etkinin hasta yaşam kalitesini artıracağı düşünüldü.

BeyinBeyin yaralanmalarıElektroensefalografi+3
Mesut Mete
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Endoskopik üçüncü ventrikülostominin hidrosefali tedavisindeki yeri ve etkinliği

Amaç: Hidrosefalinin cerrahi tedavisinde kullanılan şant sistemleri gelişen teknolojiye uyum sağlamasına karşın beklentiyi karşılayamamaktadır. Teknolojik gelişmelerle birlikte endoskopik üçüncü ventrikülostomi (EÜV) popüler hale gelmiştir. Günümüzde EÜV nonkomunike hidrosefalide ilk tedavi seçeneği olarak kabul edilmektedir. Şant cerrahisi ile kıyaslandığında, EÜV hidrosefali tedavisi için daha fizyolojik bir çözüm sunmaktadır. Bu çalışmada kliniğimizde hidrosefali nedeniyle EÜV uygulanan hastaların değerlendirilmesi amaçlandı. Materyal-metod: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı kliniğinde Ocak 2014- Aralık 2018 tarihleri arasında hidrosefali nedeniyle tedavi edilen ve endoskopik üçüncü ventrikülostomi yapılan 82 hastanın yaş ve cinsiyete göre dağılımları, hidrosefali etiyolojik faktörleri ve tedavinin etkinliğini içeren kayıtları retrospektif olarak incelenmiştir. Bulgular: Obstruktif hidrosefalisi olan hastaların %63,5 inde, nonobstruktif hidrosefalisi olan hastaların da %57,89 unda başarı sağlandı. Hidrosefali etiyolojisine dikkat edilmeksizin, 0-18 yaş aralığındaki başarı oranı %58,92 iken, 18 yaş üstü hastalarda başarı oranı %69,23 olarak hesaplanmıştır. Komplikasyon oranı ise, 3 hastada menenjit, 3 hastada cerrahi insizyondan beyin omurilik sıvısı kaçağı, 1 hastada epileptik nöbet, 1 hastada subdural efüzyon ve 1 hastada ventrikül içi kanama olmak üzere %10,97'dir. Sonuç: Yüksek kabul edilebilecek başarı oranları ve şant uygulamaları ile karşılaştırıldığında düşük olarak tespit edilen komplikasyon oranları ile EÜV, yaş grubu ve etiyoloji ne olursa olsun, tercih edilen bir tedavi yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Anahtar kelimeler: Hidrosefali, endoskopik üçüncü ventrikülostomi, şant, beyin omurilik sıvısı

BeyinEndoskopiHidrosefali+3
Kadir Yıldırım
Çukurova University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Alüminyuma maruz kalmış sıçanlarda; karaciğer, böbrek ve beyin dokularına nar (Punica Granatum L.) suyunun bazı elementler üzerine etkisinin araştırılması

Bu tez çalışmasında, sıçanlarda AlCl3 ile oluşturulan oksidatif strese karşı nar (Punica Granatum L.) suyunun koruyucu etkisi araştırılmıştır. Çalışmada; Kontrol (K), Nar suyu (NS), Alüminyum (Al) ve Nar suyu +Alüminyum (NS+Al) şeklinde dört grup oluşturulmuştur. AlCl3 8,3 mg/kg olacak şekilde intraperitonal yolla ve nar suyu ise 4 ml/kg olacak şekilde oral gavaj yolu ile gün aşırı 30 gün boyunca uygulanmıştır. Sıçanların karaciğer, böbrek ve beyin dokularında bazı eser elementlerinin düzeyleri Yüksek Çözünürlüklü Sürekli Işın Kaynaklı Alevli Atomik Absorpsiyon Spektrometresi (HR CS-FAAS) kullanılarak belirlenmiştir. Karaciğer dokusu eser element düzeyleri incelendiğinde, Al grubunun, K grubuna göre Ca ve Al düzeylerinde artış görülürken, Mn düzeyinin azaldığı gözlemlenmiştir. Al+NS grubu Mn ve Al düzeyleri Al grubuna göre azalmış, Ca düzeyi ise artmıştır. Böbrek dokusu eser element düzeyleri incelendiğinde Al grubu Cu, Ca, Mg ve Al düzeylerinde K grubuna göre artış gözlenmiştir. Al+NS grubu Cu, Ca ve Al düzeylerinin, Al grubuna göre önemli düzeyde azaldığı tespit edilmiştir. Beyin dokusu eser element düzeyleri incelendiğinde ise Al grubunun, K grubuna göre Fe, Ca ve Al düzeylerinin arttığı, Mn düzeyinin ise azaldığı gözlemlenmiştir. Al+NS grubu Fe, Ca ve Al düzeyleri ise Al grubuna göre azaldığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak, AlCI3 maruziyetinde Nar suyu uygulamasının sıçan dokularında oluşan toksisiteye karşı koruyucu etkilerinin olabileceği gösterilmiştir.

AlüminyumAntioksidanlarBeyin+7
Habibe Koç
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Nöbetli çalışan erkeklerde BDNF, GDNF ve nörotrofin 3 düzeylerinin ve beyin hacimlerinin incelenmesi

Giriş: Uyku, neredeyse tüm canlıların yaşadığı periyodik olarak belirlenmiş bir zaman dilimidir. Nöbetli çalışanlarda uyku bozuklukları görülmektedir. Uyku bozukluğunun öğrenme, bellek ve bilişsel fonksiyonlarda görevli olan nörotrofin düzeylerini etkilediğini ileri süren çalışmalar bulunmaktadır. Nörotrofinler, nöronal ve nöronal olmayan hücrelerin proliferasyonu, farklılaşması, yaşaması ve ölümünü etkileyen bir grup polipeptid büyüme faktörü ailesidir. Brain-derived neurotrophic factor (BDNF), Glial-derived neurotrophic factor (GDNF) ve Nörotrofin 3 bu ailenin üyelerindendir. Yeni sinaps oluşumu ve sinaptik plastisiteyi tetikleyerek öğrenme ve bellek oluşumundan sorumludurlar. Amaç: Bu çalışmanın amacı nöbetli çalışan erkeklerde BDNF, GDNF ve Nörotrofin 3 düzeylerinin ve beyin hacimlerinin incelenmesidir. Yöntem: Bu araştırma, prospektif gözlemsel bir çalışmadır. Çalışmaya Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan 06.04.2021 tarih ve 2021-07/78 numarası ile etik kurul onayı alındıktan sonra başlanmıştır. Çalışmaya en az 1 yıldır nöbetli çalışan 49 erkek dahil edilmiştir. Nöbetli çalışmada yalnızca yaklaşık 16.00 itibaren başlayan gece çalışmayı kapsayan vardiya (≥4gün/1 ayda minimum) esas alınmıştır. Vardiyalı çalışma süresine göre Grup 1 (kısa süredir çalışanlar (1-5 yıl)) (n=25) ve Grup 2 (uzun süredir çalışanlar (5 yıl üzeri)) (n=24) olarak iki grup yapılmıştır. Kişilerin sosyodemografik bilgileri ve vardiyalı çalışma ile ilgili bilgileri alınarak, uyku kalitesini değerlendirmek amacı ile PUKİ uygulanmıştır. Bilişsel performansı değerlendirmek için MOCA ve İz Sürme Testi, anksiyete düzeyini değerlendirmek için Beck Anksiyete Ölçeği uygulanmıştır. 1 adet EDTA'lı tüpe yaklaşık 5 cc kan alınarak plazma BDNF, GDNF ve Nörotrofin 3 düzeyleri incelenmiştir. 3 Teslalık cihaz çekimi olan MRI görüntülerinde T1 ağırlıklı aksiyal görüntü grubu kullanılarak MR görüntüsü işleme programlarından olan Matlab 7.10.0 ile analiz edilebilir hale getirilen verilerler hacim ölçüm programlarından Volbrain (84) ve MriCloud (85) uygulaması kullanılarak hacim ölçümü yapılmış ve raporlanmıştır. Bulgular: Çalışmamız sonuçlarına göre Grup 2 nin BDNF ve NT-3 düzeylerinde anlamlı (p<0.05), GDNF düzeylerinde ise anlamlı olmayan (p>0.05) bir azalma olduğu belirlenmiştir. İki grup arasında ilgili beyin bölgeleri hacimlerinde anlamlı bir farklılık olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). PUKİ sonuçlarına göre her iki grubunda kötü uyku kalitesi olduğu ve gruplar arasında istatistiksel bir anlamlılık olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). İki grup arasında Beck Anksiyete Ölçeği ve İz Sürme Testi sonuçlarının istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). MOCA değerleri bakımından iki grup arasındaki farklılık istatistiki olarak anlamlıdır (p<0.05). Grup 1 MOCA değerlerinin Grup 2 ye göre daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Hem kısa süreli hemde uzun süreli nöbetli çalışan erkeklerde uyku kalitesinin kötü olduğu belirlenmiştir. Uzun süredir nöbetli çalışanların BDNF, GDNF ve NT-3 düzeylerinde görülen azalma nöbetli çalışma sisteminin öğrenme ve bellek üzerinde olumsuz etkilere neden olabileceğini göstermektedir. Ağustos 2022, 93 sayfa. Anahtar Kelimeler: Beyin Kaynaklı nörotrofik faktör, Glial hücre kaynaklı nörotrofik faktör, Nörotrofin 3, Uyku Bozukluğu, Vardiyalı Çalışma.

BellekBeyinBiliş+7
Mücahide Büşra Balcıoğlu
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Beyin ameliyatlarında saçı kesilen hastaların ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası beden imajı ve benlik saygısı

DİLMEN A. (2018). Beyin Ameliyatlarında Saçı Kesilen Hastaların Ameliyat Öncesi ve Ameliyat Sonrası Beden İmajı ve Benlik Saygısı. Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik ABD. Yüksek Lisans Tezi. Gaziantep. Bu araştırma; Gaziantep ili Araştırma ve Uygulama Hastanesi Nöroşirurji Kliniğinde beyin ameliyatlarında saçı kesilen hastaların ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası beden imajı ve benlik saygısını belirlemek amacıyla tanımlayıcı türde bir çalışma olarak planlanmıştır. Araştırma örneklemini, 1 Aralık 2015-31 Mart 2016 tarihinde Nöroşirurji Kliniği'ne beyin ameliyatı nedeniyle başvuran, araştırmaya katılmayı kabul eden, iletişim problemi olmayan ve ameliyat öncesi saç kesimi planlanan 65 hasta oluşturmuştur.Veri toplama aracı olarak, literatür doğrultusunda araştırmacı tarafından geliştirilen anket formu, Coopersmith Benlik Saygısı Ölçeği ve Sosyal Görünüş Kaygı ölçeği kullanılmıştır. Anket formunun 8.soruya kadar olan ilk bölümü ameliyattan önce, ikinci bölümü ameliyattan 1 hafta sonra hasta ile yüz yüze görüşülerek uygulanmıştır. Araştırma grubunun %56,9'unu erkekler oluşturmakta olup %73,8'i 35 yaş ve üzeri, %86,2'si çocuk sahibi, %67,7'si evli, %53,8'i ilkokul mezunu, %64,2'sinin çalıştığı ve %95,6'sının sosyal güvenceye sahip olduğu belirlenmiştir. Hastaların %97'si malign tümör tanısı almıştır. Ameliyat sonrası saçları kısmen kesilen ve eğitim düzeyi yüksek olan hastaların benlik saygılarının daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0.05). Anahtar kelimeler: Hemşirelik, beyin ameliyatı, beden imajı, benlik saygısı.

Beden imajıBenlik saygısıBeyin+5
Ayşe Dilmen
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00

Related subjects