Signs and symptoms

341 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarında gastrointestinal semptomların beslenme durumu ve biyokimyasal parametreler ile ilişkisi

Bu çalışmada, hemodiyaliz (HD) tedavisi alan hastalarda görülen gastrointestinal (Gİ) semptomların beslenme durumu ve biyokimyasal parametrelerle olan ilişkisi incelendi. Çalışma örneklemini Bandırma Devlet Hastanesi Diyaliz Ünitesinde tedavi görmekte olan 88 HD hastası oluşturdu. Çalışma kapsamındaki hastaların beslenme durumlarının değerlendirilmesinde antropometrik ölçümlerden boy uzunluğu, kuru vücut ağırlığı, bel çevresi, üst-orta kol çevresi (ÜOKÇ), triceps deri kıvrım kalınlığı (TDKK) ölçüldü. Ayrıca 3 günlük besin tüketim kayıtları, Subjektif Global Değerlendirme - Diyaliz Malnütrisyon Skoru (SGD - DMS), Malnütrisyon İnflamasyon Skoru (MİS) kullanıldı. Biyokimyasal parametreler için hasta dosyalarına kayıt edilen kan analiz sonuçlarından yararlanıldı. Gİ semptomları ise Gastrointestinal Semptom Derecelendirme Ölçeği (GSDÖ) kullanılarak belirlendi. Hastaların SGD - DMS'ye göre beslenme durumları incelendiğinde 34 (%38,6)'nün hafif / orta malnütrisyonlu; MİS'e göre ise 46 (%52,3)'sının hafif / orta malnütrisyonlu olduğu tespit edildi. Hastaların antropometrik ölçümleri ile hem SGD - DMS ve hem de MİS puanları arasında istatistiksel olarak p<0,05 düzeyinde önem bulundu. Özellikle ÜOKÇ değerleri ile MİS puanı arasında çok yüksek düzeyde önemli korelasyonun varlığı belirlendi (p<0,001). Hastaların biyokimyasal parametrelerinden olan kreatinin, albümin ve ürik asit değerleri ile hem SGD - DMS ve hem de MİS puanları arasında istatistiksel olarak önemli düzeyde ilişki bulundu (P<0,05). Total protein değerleri ise sadece MİS puanı ile önemli ilişkiye sahip olduğu belirlendi (p<0,05). Ayrıca kreatinin ve albümin değerleri ile MİS puanı arasında istatistiksel olarak önemli bir ilişki bulunduğu tespit edildi (p<0,001). GSDÖ'ye göre, çalışmaya katılan HD hastalarında görülen Gİ semptomlarının başında hazımsızlık gelirken, ikinci sırada konstipasyon yer aldı. HD hastalarının karın ağrısı semptomları ile hem SGD – DMS ve hem de MİS puanları arasında istatistiksel önem bulunduğu belirlendi (p<0,001). Ayrıca toplam GSDÖ puanı ile SGD - DMS arasında p<0,05 düzeyinde istatistiksel öneme rastlanıldı. Bazı biyokimyasal parametreler (serum albümin, sodyum ve kalsiyum) ile Gİ semptomları arasında da önemli ilişki bulunduğu tespit edildi (p<0,05). Hastaların diyetle aldıkları E vitamininin ortalamaları ile karın ağrısı semptomu arasında istatistiksel olarak öneme rastlanıldı (p=0,009). Yapılan tez çalışmasının sonucunda HD hastalarında yetersiz beslenme oranının son derece yüksek olduğu ve bunun da Gİ semptomları ile ilişkili olduğu belirlendi. Hastaların Gİ semptom şiddetlerinin artmasıyla birlikte yetersiz beslenme skorlarının da arttığı görüldü. Ayrıca diyetle alınan E vitamini düzeyinin azalmasının karın ağrısı semptomlarının şiddetinin artmasıyla ilişkili olabileceği düşünüldü. HD hastalarının genel sağlık durumlarının iyileştirilmesi için beslenme durumlarının sıkı bir şekilde takip edilmesi gerektiği kanısına varıldı. Bu bakımdan hastaların antropometrik ölçümleri, biyokimyasal parametreleri, beslenme durumlarını yansıtan skorlama yöntemleri ve hastaların Gİ semptomları gibi farklı belirteçlerin değerlendirilmesi HD hastalarına uygulanan tedaviye katkı sağlayacaktır.

Belirti ve semptomlarBeslenme durumuBeslenme incelemeleri+6
Ramazan Mert Atan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik lenfositik lösemili hastalarda semptom şiddeti ve semptom yönetimi

Bu araştırmada kronik lenfositik lösemi (KLL) hastalarının yaşadığı semptomları şiddeti ile birlikte ortaya koyarak, semptomları azaltmak veya önlemek için hastalar tarafından kullanılan nonfarmakolojik ve farmakolojik yöntemlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma Haziran 2019- Kasım 2019 tarihleri arasında bir sağlık uygulama ve araştırma merkezinin hematoloji polikliniğine rutin kontrol amacıyla gelen 92 KLL olgusu ile yürütülmüştür. Veriler hastaların sosyodemografik özellikleri ve tedavi sürecine ilişkin bilgileri kapsayan ''Hasta Tanılama Formu'', hastanın fonksiyonel kapasitesini değerlendiren ''Karnofsky Performans Skalası (KPS)'', hastanın yaşadığı semptomları ve şiddetini değerlendiren ''Memorial Semptom Tanılama Skalası (MSTS)'' kullanılarak elde edilmiş, hastaların semptomlara karşı aldığı önlemler "Semptomlarla Başetme Uygulamaları Formu'' oluşturularak kaydedilmiştir. Bu çalışmadaki hastaların yaş ortalaması 64,71±11,42 yıl olup, %65,2'si erkektir. Hastalarının KPS puanları 70 ile 100 puan arasında değişmekte olup, ortalama puan 86,30±8,98'dir. Çalışma kapsamında incelenen olguların MSTS toplam puanı 0,34±0,19 olup, ölçeğin genel durum indeksi puanı 1,05±0,83, fiziksel durum indeksi puanı 0,71±0,65, psikolojik durum indeksi puanı 1,05±0,91 olarak hesaplanmıştır. MSTS psikolojik semptomlar alt boyutunda kendini üzgün hissetme (%55,4) en fazla görülen semptom iken; MSTS fiziksel semptomlar alt boyutunda halsizlik (%72,8) en fazla görülen semptom olarak belirlenmiştir. Hastalık sürecinde hastaların sosyal destek kaynakları çoğunlukla eş (%75) ve çocukları (%64,8) olup, MSTS puanları sosyal destek kaynaklarına göre değişmemiştir (p>0,05). Sosyal destek algısı yeterli olan hastaların (%34,8) MSTS puanı yetersiz olanlara göre daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Çalışma kapsamında incelediğimiz hastaların, yaşadıkları semptomları azaltmaya veya gidermeye yönelik olarak aldıkları önlemler içerisinde çeşitli relaksasyon uygulamaları başta olmakla birlikte, spiritüel uygulamalar da önemli yer tutmuştur.

AlgıBelirti ve semptomlarLösemi+2
Müge Çakır
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu semptom sıklığı ile beslenme alışkanlıkları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

DEHB yaşla uyumlu olmayan düzeyde dikkatsizlik, hiperaktivite, dürtüsellik ile karakterize, yaygın kronik nörogelişimsel bir hastalıktır. DEHB'nin tipik olarak erken çocukluk döneminde başladığına inanılır, ancak tanı sıklıkla okul çağında konulur. DEHB tanısı alan birçok çocuk, ergenlik ve genç erişkinlik dönemlerinde eğitim ve sosyal işlevsellik alanlarında sorunlar yaşamaya devam etmektedir. Bu nedenle DEHB ülke nüfusu için yüksek toplumsal ve bireysel maliyetlerdendir.Çalışmamız, Tekirdağ ili Süleymanpaşa ilçesine bağlı ilkokullarda öğrenim gören öğrencilere ve ebeveynlerine ulaşılarak çocukların beslenme alışkanlıklarını, DEHB ile beslenme alışkanlıkları arasındaki ilişkinin araştırılması ve DEHB semptom sıklığını ölçerek DEHB hakkında ebeveynlerde, sağlık çalışanlarında farkındalık yaratmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmamızda çocukların 67'si (%11,1) 0-2 ay anne sütü ile beslenmiştir. 0-2 ay anne sütüyle beslenenlerin ortalama CADÖ-48 puanı, 6 aydan fazla süre beslenenlerinkinden anlamlı bir ölçüde fazla olarak saptanmıştır. Çocukların 157'si (%26,25) öğün atlamamaktadır. Çocukların ortalama CADÖ-48 puanının, sık sık öğün atlayanlarda, bazen atlayanlara ve hiç atlamayanlara göre; bazen atlayanların ise hiç atlamayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde fazla olduğu saptanmıştır. Çocukların 525'i (%86,8) düzenli olarak kahvaltı etmektedir. Düzenli kahvaltı eden çocukların ortalama CADÖ-48 puanı, düzenli olarak kahvaltı etmeyenlerinkinden anlamlı ölçüde düşük olarak bulunmuştur. Çocukların sağlıklı besin tüketim sıklığı puan ortalaması ile ortalama CADÖ-48 puanı arasında korelasyon analizi yapıldığında negatif çok zayıf anlamlı bir ilişki gözlenmiştir. Sonuç olarak beslenme alışkanlıkları DEHB için bir risk faktörü olmakla birlikte doğru beslenme alışkanlıkları edinildiğinde de DEHB riskini veya semptomlarını azaltabilmektedir. Ancak bu konunun daha iyi açıklanabilmesi geniş çaplı ve geçerliliği yüksek daha çok çalışma yapılmalıdır.

Belirti ve semptomlarBeslenme alışkanlıklarıHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğu+2
Öykü Elvin Dalaslan
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tek atak ve birden fazla atak geçirmiş remisyondaki depresyon hastalarının zihin kuramı becerilerinin incelenmesi

Major depresif bozukluk en sık görülen ruhsal bozukluklardandır. Major depresif bozukluk geçiren hastaların yarısından fazlası bir kez daha atak geçirir. Tekrarlama ihtimali atak sayısı ile birlikte artar. Majör depresif bozuklukta sosyal işlevlerde ve diğer kişilerle olan ilişkilerde bozulma olması önde gelen kinik özelliklerdendir. Zihin kuramı; kişinin kendisinin ve diğerlerinin ayrı zihinlere sahip olduğunu anlayabilme, kendisinin veya başkalarının duygu, düşünce, maksat, istek ve inançlarını algılayabilme ya da çıkarımda bulunabilme kapasitesidir. Zihin kuramı, sosyal işlevselliğin ve kişilerarası ilişkilerin sürdürülmesinin ayrılmaz bir parçası olarak düşünülmektedir. Remisyondaki depresyon hastalarının zihin kuramı becerilerinin hem sosyal bilişsel hem sosyal algısal yönden incelendiği çalışma sayısı oldukça sınırlıdır. Bu çalışmada remisyondaki depresyon hastalarının zihin kuramı becerilerinde tek atak geçirmiş ve birden fazla atak geçirmiş hasta gruplarının sağlıklı kontrol grubuna göre farklılığı olup olmadığı ve olası farklılıkların hastalığın süreğenleşmesindeki olası etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamız Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniği'ne başvuran hastalar arasından seçilmiş, 18-60 yaş aralığında, majör depresif bozukluk geçirmiş, remisyonda olan, tek atak geçirmiş 50 hasta, birden fazla atak geçirmiş 50 hasta ve 50 sağlıklı katılımcının onamı alınarak dahil edilmesiyle oluşturulan örneklem ile yapılmıştır. Çalışmada tüm katılımcılara sosyodemografik veri formu, Hamilton Depresyon Ölçeği, Gözlerden Zihin Okuma Testi, İmayı Anlama Testi, Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmamızda sosyal-algısal ve sosyal-bilişsel zihin kuramı becerisinde ve bilişsel işlevsellikte çok atak geçirmiş remisyon dönemindeki grupta tek atak geçirmiş grup ve kontrol grubuna göre anlamlı bir düşüş saptanmıştır. Bu durum yineleyen şekilde geçirilmiş depresyonun remisyon döneminde bireylerarası sosyal etkileşimlerini sınırlandırdığı ve sosyal izolasyona yol açtığı, relaps ihtimalini arttırabileceği hipotezimizi doğrular niteliktedir. Tek atak geçirmiş grup ve kontrol grubu arasında her iki zihin kuramı becerisi ve bilişsel işlevsellik açısından anlamlı farklılık saptanmamıştır. Bu durum, tek atak geçirmiş remisyondaki bireylerin tam iyileşme adına çok ataklı bireylere nazaran farkındalık, özyeterlilik ve motivasyonlarının daha yüksek olabileceği düşüncesine yeşil ışık yakmaktadır. Bu düşüncenin ilerleyen zamanlarda yapılacak çalışmalarda farklı ölçek ve açılardan detaylandırılıp aydınlatılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Majör Depresif Bozukluk, Zihin Kuramı, Nüks, Rezidüel Semptom

Belirti ve semptomlarDepresif bozukluk-majörDepresyon+5
Burçak Baykut
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Konjestif kalp yetersizliği olan hastaların kısıtlılık durumları ve semptom düzeylerinin yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi

Bu çalışma, konjestif kalp yetersizliği olan hastaların kısıtlılık durumları ve semptom düzeylerinin yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Bu çalışmanın evrenini Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi ve Özel Sani Konukoğlu hastanesi kardiyoloji kliniği ve koroner yoğun bakım ünitelerinde Mayıs 2017-Kasım 2018 tarihleri arasında tedavi olan hastalar, örneklemini ise kabul kriterlerine uygun 102 hasta birey oluşturmuştur. Veriler hasta tanıtım formu, Kardiyovasküler Kısıtlılık ve Semptom Profili (CLASP) ve SF-36 Yaşam Kalitesi ölçekleri aracılığı ile yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %54,90'ı erkek ve yaş ortalamasının 54,76±13,35 olduğu saptanmıştır. Hastaların; göğüs ağrısı, solunum yetersizliği, bilek şişliği, yorgunluk ve fiziksel ve sosyal fonksiyonlar ciddi düzeyde, kadınlara ve erkeklere özgü ev içi faaliyetlerinde ve cinsellik skoruna göre normal düzeyde kısıtlılık yaşadıkları, kaygı düzeylerinin ise orta düzeyde olduğu belirlendi. CLASP çoğu alt boyutu ile SF-36 yaşam kalitesi ölçeğinin tüm alt boyut skorları arasında anlamlı ve çoğu orta veya güçlü şiddette olmak üzere negatif yönlü korelasyon saptandı. SF-36 yaşam kalitesi skorlarının genel olarak düşük olduğu saptandı. Skorlar genel olarak kadınlarda daha düşüktü. Kalp yetersizliği olan hastalar için yaşam kalitesini artırmaya yönelik eğitim programlarının ve girişimlerin planlanması, sağlık çalışanlarının kalp yetersizliği olan hastalarında semptom kontrolüne önem vermeleri, kalp yetersizliği olan kadın hastalara yönelik derinlemesine araştırmaların planlanması, hastaların fonksiyonel kapasitesinin belirlenmesi ve ifade edilmesinde NYHA sınıflamasının kullanılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Kısıtlılık; Konjestif; Semptom; Kalp Yetersizliği

Belirti ve semptomlarKalp hastalıklarıKalp yetmezliği-konjestif+3
İbrahim Caner Dikici
Sanko University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Karaciğer nakli olacak hastalara video destekli verilecek eğitimin semptom yönetimine etkisinin incelenmesi

Bu çalışma; Karaciğer transplantasyonu olan hastalara video destekli verilecek eğitimin semptom yönetimine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Yarı deneysel ön test son test kontrol gruplu tipdeki araştırmanın verileri 01 Kasım 2017 – 31 Mayıs 2018 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Karaciğer Nakli Enstitüsü ilk kez karaciğer nakli olacak tüm hastalardan toplandı. Evreni bilinen örneklemde güven aralığı %95 alınarak hesaplama yapıldığında araştırmaya dahil edilecek hasta sayısı 60 bulundu. Hastalar kontrol (n=30) ve deney (n=30) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Gruplara seçilen hastalar rastlantısal örnekleme yöntemiyle seçildi. Veriler sosyo-demografik özellikler formu ve MTSORD-58TR ölçeği ile ve araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Hastalara girişim olara semptom yönetimine yönelik video destekli eğitim hazırlandı ve deney grubu hastalarına ameliyat öncesi ve sonrası olmak üzere 2 bölüm de video destekli eğitim verildi. Taburcu olduktan 1 ay sonra kontrole geldiklerinde semptom yönetimi puanı bakıldı. Kontrol grubuna herhangi bir girişim uygulanmadı. Veriler bilgisayarda SPSS 22 paket programında sayı ve yüzdelik, ki kare ve t testi ile değerlendirildi. Kurum izinleri ve etik onay alındıktan sonra çalışmanın amacı ve süreci anlatılarak hastaların yazılı onamları alındı. Karaciğer nakli hastaları deney ve kontrol grubun semptom oluşma ve rahatsızlık durumu puan ortalamaları arasında ki fark Man Whitney U analizi ile test edilmiştir. Semptom oluşma ve rahatsızlık durumu sıralı-ordinal olarak ölçülmektedir. Ridit analizi karaciğer nakli hastalarında en çok görülen on semptomun belirlenmsinde kullanılmıştır. Karaciğer transplantasyonu olan kontrol grubu hastalarının videolu eğitim öncesi semptom oluşma (U=319.000, p=0.053) ve rahatsızlık (U=313.000, p=0.043) puan ortalamalarının deney grubundan istatistiksel olarak daha yüksek olduğu bulundu. Karaciğer transplantasyonu olan kontrol grubu hastalarının videolu eğitim sonrası semptom oluşma (U=166.000, p<0.001) ve rahatsızlık (U=174.5, p<0.001) puan ortalamalarının deney grubundan istatistiksel olarak daha yüksek olduğu bulundu. Sonuç olarak MTSORD-58TR ölçeği puanlamasında semptomları azalttığı için ülkemizde bu konuda yeni çalışmaların yapılması gerektiği önerilir. Anahtar Kelimeler: Semptom Yönetimi, Karaciğer Transplantasyonu, Video Eğitimi.

Belirti ve semptomlarCerrahi hemşirelikHasta eğitimi+6
Elif Güvenç
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelikte psikososyal sağlık ve depresif belirti düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırma gebelerin psikososyal sağlık ve depresif belirti düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu çalışma Gaziantep İli Halk Sağlık Müdürlüğü Şehitkamil İlçesi 28 Nolu ve Göllüce Aile Sağlığı Merkezi'nde 10 Mart 2021-26 Temmuz 2021 tarihleri arasında yürütüldü. 300 kişilik evrene karşılık 0.95 powerda en az 122 kişilik örneklem büyüklüğünün yeterli olduğu hesaplandı. Araştırmaya katılmayı kabul eden 150 gebe araştırmanın örneklemini oluşturdu. Verilerin toplanmasında 30 soruluk kişisel veri formu'', Gebelikte Psikososyal Sağlığı Değerlendirme Ölçeği''(GPSDÖ) ve ''Beck Depresyon Ölçeği''(BDÖ) kullanıldı. Veriler yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Verilerin analizinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, student t-testi, Oneway Anova, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, Tukey ve Tamhane's T2, Pearson ve Spearman korelasyon, çoklu lineer regresyon testi kullanıldı. Gebelerin GPSDÖ toplam puan ortalamasının 2,06 ±0,6 ve psikososyal sağlık durumlarının düşük düzeyde olduğu belirlendi. Gebelerin çalışma durumu, gelir seviyesi, gebeliği planlama ve isteme durumu, antidepresan kullanımı, eşle ilişki, kendi ve eşinin ailesi ile ilişkisi, evlilik süresi, gebenin ve eşin eğitim durumu ve eşin mesleği ile GPSDÖ toplam puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (p<0,05). BDÖ toplam puan ortalamasının düşük düzeyde ( 7,72 ±6,28) olduğu belirlendi. Gebelerin aile tipinin, gebeliği isteme ve doğumla ilgili bilgi alma durumu ile BDÖ toplam puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edildi (p<0,05). Sonuç olarak gebelikte psikososyal sağlık durumu ile depresyon arasında negatif yönlü orta düzey, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulundu. İzlem sırasında hemşire ve ebeler gebeleri sadece fiziksel olarak değil psikososyal sağlık yönünden de bütüncül olarak değerlendirilmesi önerilir.

Belirti ve semptomlarDepresyonGebelik+3
Rahime Kıraç
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Tiroid ameliyatı yapılacak hastaların ameliyat öncesi açlık süresinin fizyolojik parametrelere etkisi

Bu araştırma tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırma Malatya İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Cerrahi Servisinde toplam 6 ayda tamamlandı. Araştırmanın örnekleminine 40 tiroidektomi ameliyatı geçiren hasta oluşturdu. Araştırmada etik kuruldan, hastalardan, tıp fakültesi hastanesi başhekimliğinden gerekli izinler alındıktan sonra araştırma yapıldı. Hasta tanılama formu, hastaların yaşam bulgularını değerlendirme formu, hastaların laboratuvar değerlerinin belirlendiği formu, hastaların ameliyattan 3 gün sonra yara yeri değerlendirme formu kullanılarak araştırma verileri toplandı. Araştırma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotların normal dağılımın incelenmesi için Kolmogorov-Smirnov testi kullanıldı. Normal dağılım gösteren veriler için bağımlı gruplarda t testi, normal dağılım göstermeyen veriler için bağımlı gruplarda Wilcoxon testi ve tekrarlı ölçümler için Friedman testi kullanıldı. Araştırma sonucu olarak nabız, vücut sıcaklığı, HbA1C değeri, açlık süresi uzadıkça etkilenebileceği belirlendi. Başka hasta gruplarında yapılan ameliyatlarda ve popülasyonu daha yüksek tiroid ameliyatı olan hastalarda açlık süresinin etkisinin yaşam bulgularına, yara yerine ve kan laboratuvar değerlerine etkisinin incelenmesi için yeni araştırmalarında yapılması gerektiği önerildi. Anahtar Kelimeler:Tiroidektomi; Açlık süresi; Semptomlar; Hemşirelik

AçlıkBelirti ve semptomlarCerrahi-kulak-burun-boğaz+3
Ceren Aslantaş
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prostat kanserli hastalarda genişletilmiş prostat kanseri karma endeksi semptom ölçeğinin Türkiye'de geçerliğinin ve güvenirliğinin gösterilmesi

Prostat kanseri erkelerde en sık görülen kanser olup özellikle lokalize hastalıkta uzun yaşam süreleri beklenmektedir. Tedavi sonrası süreçte tedaviye bağlı yan etkiler görülebilmekte, bu durum hastaların yaşam kalitesi (YK)'ni etkileyebilmektedir. Genişletilmiş Prostat Kanseri Karma Endeksi Semptom Ölçeği (Expanded Prostate Cancer Index Composite – EPIC), 2000 yılında geliştirilen ve prostat kanserli hastalarda YK'ni ölçen bir semptom ölçeğidir. Birçok farklı dile çevrilen ve validasyon çalışmaları yapılan bu ölçek global olarak günlük pratikte sıkça kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında EPIC ölçeğinin Türkçe'ye çevirisinin yapılması ve sonrasında ölçeğin geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılarak Türkçe validasyonunun sağlanması amaçlanmıştır. Çevirisi yapılan Türkçe EPIC, EORTCQLQ C30 ve PR25 ölçekleri ile birlikte beş ayrı zamanda hastalara uygulanmıştır. Çalışmaya prostat kanseri tanısı alan ve bölümümüzde definitif veya postoperatif RT uygulanan 105 hasta dahil edilmiştir. Ölçeğin güvenirlik analizlerinde tüm ölçeğin Cronbach alfa değeri 0.866, ana ölçeklerin Cronbach alfa değerleri ise 0.654 - 0.969 arasında ölçülmüş olup ölçeğin iç tutarlılığının son derece iyi olduğu ortaya konulmuştur. Test-tekrar test analizlerinde ana ölçeklerin korelasyon değerleri 0.413-0.861 arasında ölçülmüş olup ölçeğin tekrarlanabilirliği kanıtlanmıştır. 20 hasta ile yapılan pilot çalışma başarıyla tamamlanmış, böylece görünüş geçerliği sağlanmıştır. Değişime duyarlılık analizi, ölçekler arası korelasyon, kriter geçerliği ve açıklayıcı faktör analizleri yapılmış olup analizlerin tamamında ölçeğin geçerliğini kanıtlayan sonuçlar elde edilmiştir. Sonuç olarak Türkçe EPIC ölçeğinin geçerliği ve güvenirliği kanıtlanmış, ölçeğin Türkçe'ye validasyonu sağlanmıştır.

Belirti ve semptomlarGüvenilirlik ve geçerlilikKanser hastaları+4
Burak Tilki
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İntrakraniyal kanama nedeniyle ameliyat olan hastaların fonksiyonel bağımsızlık düzeyleri ve depresif belirtilerinin yaşam kalitesi ile ilişkisi

Bu araştırma, intrakraniyal kanama nedeniyle ameliyat olan hastaların fonksiyonel bağımsızlık düzeyleri ve depresif belirtilerinin yaşam kalitesi ile ilişkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişkisel tipte yapılmıştır. Araştırma Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahi Kliniği'nde Mayıs 2021- Aralık 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini Beyin ve Sinir Cerrahi Kliniklerinde takip edilen 91 hasta oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında "Tanıtıcı Bilgiler Formu", "Nottingham Sağlık Profili", "Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği" ve "Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği" kullanılmıştır. Hastalara klinik yatışının ilk günü "Tanıtıcı Bilgiler Formu" uygulanmış, taburcu olduktan bir ay sonra diğer üç ölçek uygulanmıştır. Hastaların, Nottingham Sağlık Profili birinci bölüm için ortalama puanı 294,76±147,21; Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği ortalama puanı 83,95±33,98; Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği depresyon boyutundan aldıkları ortalama puan 9,76±4,65 olarak bulunmuştur. Hastaların fonksiyonel bağımsızlık düzeylerinin artması ile yaşam kalitesi düzeyinin arttığı, depresyon düzeylerinin artması ile yaşam kalitesi düzeyinin azaldığı saptanmıştır. Araştırma sonuçları, yaşam kalitesi ile fonksiyonel bağımsızlık ve depresyon düzeylerinin ilişkili olduğunu gösterirken; cinsiyet, yaş ve kanamanın olduğu bölge ile yaşam kalitesinin ilişkili olmadığını göstermiştir. Araştırma sonuçları doğrultusunda, intrakraniyal kanama nedeniyle ameliyat olan hastalarda yaşam kalitesi düzeyini etkileyen fonksiyonel bağımsızlık düzeyi ve depresif belirtilerin değerlendirmesinin uzun vadede multidisipliner bir ekip tarafından yapılması önerilmektedir.

Belirti ve semptomlarDepresyonFonksiyonel yetkinlik+3
Melike Karatağ Sevim
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Psikotik belirtileri olan hastaların, sağlık çalışanlarının iletişimine yönelik değerlendirmeleri ile içselleştirilmiş stigma, benlik saygısı ve öznel iyileşme düzeylerinin ilişkisi

Bu çalışma, psikotik belirtileri olan hastaların, sağlık çalışanlarının iletişimine yönelik değerlendirmelerinin hastaların içselleştirilmiş stigma, benlik saygısı ve öznel iyileşme düzeyleriyle ilişkisini araştırmak amacıyla planlanmıştır. Araştırmanın türü ilişki arayıcı desen doğrultusunda tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Ankara'da bulunan, araştırmaya katılmayı kabul eden, araştırmaya dahil olma kriterlerini karşılayan 18 yaş üstü psikotik belirtileri olan yetişkin psikiyatri hastaları oluşturacaktır. Araştırmanın örneklemi pilot uygulama sonrası belirlenecek olup, dört farklı parametre arası ilişkiyi değerlendirmek üzere 40 katılımcı ile pilot bir uygulama yapılması, modelde yer alan değişkenler arası korelasyonun yapısının belirlenmesi ve örneklem sayısının bu doğrultuda hesaplanması planlanmıştır. Veriler, araştırmacılar tarafından literatürdeki benzer çalışmalar taranarak oluşturulan hasta bilgi formu ile Sağlık Bakımı İletişim Anketi (SBİA), Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalama Ölçeği (RHİDÖ), Benlik Saygısı Değerlendirme Ölçeği- Kısa Formu (BSDÖ-KF) ve İyileşme Değerlendirme Ölçeği (İDÖ) ile toplanacaktır. Katılımcıların tanıtıcı özelliklerine ilişkin veriler sıklık, yüzdelik, ortalama ve standart sapma değerleri kullanılarak hesaplanacaktır. Verilerin normallik varsayımını karşılama durumu Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilks testleri ile değerlendirlecektir. Ölçeklerden elde edilecek sonuçların birbirini yordama düzeyleri çoklu doğrusal regresyon, ilişkisi ise korelasyon analizleri kullanılarak tespit edilecektir. Normallik test varsayımlarının karşılanması durumunda Pearson korelasyon katsayısı, karşılanmaması durumunda ise Spearman korelasyon katsayısı ölçekler arası ilişkinin değerlendirilmesinde kullanılacaktır. Bu çalışma ile sağlık çalışanlarının iletişiminin psikotik belirtileri olan hastalar tarafından nasıl algılandığı ve bu algının hastaların kendilerine yönelik damgalamalarına, benlik saygılarına ve öznel iyileşmelerine ne gibi etkileri olduğu belirlenecektir. Bu yolla çalışmanın, iletişimin terapötik bir araç olarak kullanılmasını sağlayacak ileri müdahale çalışmalarına katkı sağlaması beklenmektedir.

Belirti ve semptomlarBenlik saygısıDamgalama+4
Fatma Altun
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Akciğer kanserli hastalarda ikili görev performansı ve solunum kas enduransının değerlendirilmesi

Kanser ve kanser tedavilerinin sonucunda, ciddi semptom ve yan etkiler ortaya çıkmaktadır. Çalışmamızda amacımız, akciğer kanserli hastalarda ikili görev performansı, solunum kas kuvveti ve enduransı, interkostal kas oksijenizasyonu, yorgunluğu, kognitif durumu, dispne ve fiziksel aktivite seviyelerini değerlendirmektir. Çalışmaya 25 akciğer kanserli hasta (64.00 yıl (58.50-64.00)) ve 25 kontrol grubu birey (60.00 yıl (55.00-63.00)) dahil edildi. Bireylerin değerlendirmesinde solunum kas kuvveti testi, solunum kas enduransı testi ve ikili görev performansı testi uygulandı. Kas oksijenizasyonu yakın kızılötesi spektroskopi (NIRS) cihazı ile değerlendirildi. Kognitif durum Montreal Bilişsel Değerlendirme (MOBİD) Ölçeği, fiziksel aktivite seviyesi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ), yorgunluk şiddeti Yorgunluk Şiddet Ölçeği, dispne Modifiye Medical Research Council (MMRC) Dispne Skalası ve yaşam kalitesi Avrupa Kanser Araştırmaları ve Tedavileri Organizasyonu (EORTC) QLQ-C30 Anketi ile değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda akciğer kanserli bireylerin solunum kas kuvvet ile endurası değerleri ve ikili görevin bilişsel parametresi kontrol grubu bireylere göre düşüktü (p<0,05). Kas oksijenizasyonu değerlerinden test boyunca total hemoglobin değişimi arasında anlamlı fark vardı (p<0,05). Akciğer kanserli bireylerin MMRC dispne skalası puanları daha yüksekti (p<0,001). MOBİD, yorgunluk şiddet ölçeği skorları ve IPAQ toplam puanı arasında fark yoktu (p>0,05). IPAQ yürüme puanı ve QLQ-C30 anketinin semptom skorlarında kontrol grubu lehine anlamlı fark vardı (p<0,05). Akciğer kanserli bireylerin bilişsel görev performansları, solunum kas kuvvetleri ile enduransları, yaşam kaliteleri ve dispne seviyeleri olumsuz etkilenmiştir. Akciğer kanserli bireylerin rehabilitasyonunda bu parametrelerin rehabilitasyon programına eklenmesi akılda tutulmalıdır.

SolunumAkciğer neoplazmlarıFiziksel aktivite+7
Aslınur Çakır
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otizm spektrum bozukluğu'nda bir immün fenotip: kan-beyin ve bağırsak bariyeri proteinlerine karşı otoimmünite ve otistik belirtilerle ilişkisi

Otizm spektrum bozukluğu (OSB), kısıtlı ilgi alanı, tekrarlayan davranışlar ve sosyal iletişimdeki bozukluklarla karakterize nörogelişimsel bir bozukluktur. Yüksek prevalansına rağmen, etiyopatogenezi tam olarak anlaşılamamıştır. Genetik değişiklikler, gastrointestinal anormallikler ve bağışıklık sistemi yanıtları ile ilişkili durumların, OSB'nin patofizyolojisinde rolü olduğu düşünülmektedir. Çalışmamızda temel olarak OSB'de otoimmün etkenlere bağlı klinik fenotiplerin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla çalışmaya 4-10 yaş arası 41 OSB tanılı çocuk ile, yaş ve cinsiyet açısından eşlenmiş 24 sağlıklı çocuk dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara klinisyen tarafından Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi- Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli- DSM-5 Türkçe Uyarlaması (ÇDŞG-ŞY-DSM-5-T), Çocukluk Otizm Derecelendirme Ölçeği (ÇODÖ), Pediatrik Gastrointestinal Semptomlar Anketi Roma III Versiyon (QPGS-RIII) ve Bristol Dışkı Skalası uygulanmıştır. Ebeveynlerden Sorun Davranış Kontrol Listesi (SDKL), Otizm Davranış Kontrol Listesi (ODKL), Yenilenmiş Conners Ana-Baba Derecelendirme Ölçeği Kısa Türkçe Formu (CADÖ-YK) ve Sosyal Cevaplılık Ölçeği (SCÖ) doldurmaları istenmiştir. Serum örneklerinde anti-klaudin-5 ve anti-β-katenin IgG otoantikor konsantrasyonları ölçülmüştür. Ayrıca her iki otoantikor için, tüm örneklerin analiz edilebilmesi amacıyla, standardize ELISA indeks değerleri hesaplanmıştır. OSB ve kontrol grubunda, anti-klaudin-5 ve anti-β-katenin IgG otoantikor konsantrasyon ve ELISA indeks değerleri karşılaştırılmıştır. OSB grubunda otoantikor ELISA indeks değerleri ile ölçek puanları arasındaki ilişki analiz edilmiştir. Ek olarak OSB grubunda en az bir GİS belirtisi olan (GİS+) ve GİS belirtisi olmayanlarda (GİS-) otoantikor konsantrasyonları, ELISA indeks değerleri ve ölçek puanları karşılaştırılmıştır. Değişkenleri klinik olarak daha homojen alt gruplarda değerlendirebilmek için OSB grubu; stereotipik davranış ve tekdüzelikte ısrar (SD-TI), duyusal hipo/hipersensitivite (DH/H), sosyal ilişki/iletişim becerileri (Sİ/İ), DEHB belirtileri açısından yüksek ve düşük düzeyde semptom gösteren alt kümelere ayrılmış, bu alt kümelerde otoantikor konsantrasyonu, ELISA indeks düzeyleri karşılaştırılmıştır. Son olarak OSB grubu otoantikor ELISA indeksleri açısından yüksek ve düşük olan alt kümelere ayrılmış, iki grup arasında ölçek puanları karşılaştırılmıştır. Çalışma sonucunda OSB grubunda gaz şikayetleri (GŞ) oranı, GİS+ oranı, anti-klaudin-5 IgG otoantikor konsantrasyonu ve ELISA indeksi düzeyi kontrol grubuna göre istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Anti-β-katenin IgG otoantikor konsantrasyonu ve ELISA indeksi açısından gruplar arasında istatiksel açıdan anlamlılığa yaklaşmasına karşın fark tespit edilmemiştir. OSB grubunda GİS+ olanların, GİS- gruba göre OSB şiddetinin daha düşük olduğu gözlenmiştir. Anti-β-katenin IgG ELISA indeksinin, SDKL uyuşukluk; ODKL beden-nesne kullanımı, dil becerileri, sosyal-özbakım; SCÖ sosyal biliş alt ölçeği ve SCÖ toplam puanı ile negatif ilişkisinin olduğu belirlenmiştir. OSB grubunda GİS+ ve GİS- gruplar arasında otoantikor konsantrasyon ve ELISA indeks düzeyleri açısından bir fark gözlenmemiştir. OSB grubunda kümeleme analizi ile oluşturulan SH-TI yüksek olan alt grupta anti-β-katenin IgG ELISA indeksi anlamlı düzeyde düşük gözlenmiştir. Anti-β-katenin IgG otoantikor ELISA indeksi yüksek alt grupta; ODKL beden-nesne kullanımı ve dil becerileri alt ölçek puanları anlamlı düzeyde düşük tespit edilmiştir. Anti-klaudin-5 IgG ELISA indeks alt grupları arasında ölçek puanları açısından anlamlı fark bulunmamıştır. Çalışmamız, OSB'de anti-klaudin-5 ve anti-β-katenin IgG otoantikorlarını inceleyen bilgimiz dahilindeki ilk çalışmadır. Sonuç olarak OSB'li hastalarda hastalık fenotipinden bağımsız olarak anti-klaudin-5 IgG otoantikor konsantrasyonu ve ELISA indeksi kontrol grubuna göre yüksek bulunmuştur. Anti-β-katenin IgG otoantikor konsantrasyonu ve ELISA indeksi için iki grup arası fark anlamlılık düzeyine yaklaşmıştır. SH-TI yüksek olan OSB alt grubunda anti-β-katenin IgG ELISA indeksinin anlamlı düzeyde düşük olması ve anti-β-katenin IgG ELISA indeksi yüksek olan grupta ODKL beden nesne kullanımı, dil becerileri alt ölçek puanlarının düşük bulunması, OSB'de otoimmün etkenle ilişkili daha hafif klinik fenotipe sahip bir alt grubun olabileceğini düşündürmektedir. Konu ile ilgili daha büyük örneklemli ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

Belirti ve semptomlarBeta kateninClaudin+4
Ekin Günal Mısır
Hacettepe University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Rotator kılıf tendinopatisinde kan akımı kısıtlamalı egzersiz eğitiminin kas kalınlığı ve semptomlara etkisinin araştırılması

Bu araştırmanın amacı, rotator kılıf tendinopatisinin rehabilitasyonunda kan akımı kısıtlamalı eğitimin (KAKE) omuz çevresi kas kalınlığı, kas kuvveti ve omuz semptomlarına etkisini araştırmaktı. Araştırmaya tek taraflı omuz ağrısı nedeniyle rotator kılıf tendinopatisi tanısı alan 18-45 yaş aralığında, 32 hasta dahil edildi. Hastalar randomize olarak KAKE grubu (yaş: 31,5±5,1 yıl, boy uzunluğu: 171,7±8,7 cm, vücut ağırlığı: 71,8±11,3 kg) ve kontrol grubu (yaş: 34,9±5,4 yıl, boy uzunluğu: 172,1±8,6 cm, vücut ağırlığı: 72,9±13,6 kg) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Her iki gruba da 8 hafta boyunca, haftada 2 gün, progresif dirençli omuz rehabilitasyon programı uygulandı. KAKE grubundaki hastalar ağrılı omzun en proksimal noktasına yerleştirilen 5 cm genişliğindeki pnömatik bir cuff ile rehabilitasyon egzersizlerini yaparken, kontrol grubunda yer alan hastalar aynı egzersiz protokolünü ağrılı omuzda cuff olmadan uyguladı. Her iki grupta da egzersizler düşük şiddette (1 maksimum tekrarın %30'u), 4 set, toplam 75 tekrar (30/15/15/15) olacak şekilde eşit volümde uygulandı. Tüm hastaların tedavi öncesi ve sonrası supraspinatus, infraspinatus, deltoid, biseps braki ve skapula-retraktör kas kalınlıkları ile akromiohumeral (AH) mesafeleri ultrasonografi ile; 60º/sn ve 180º/sn açısal hızlarda omuz internal ve eksternal rotator kas kuvvetleri ise izokinetik dinamometre ile ölçüldü. Ayrıca omuz ağrısı, görsel analog skala ile; omuz fonksiyonu ise Omuz Ağrı ve Disabilite İndeksi (SPADI) ile değerlendirildi. Tedavi sonrasında KAKE grubunda biseps braki kas kalınlığı (p<0,001) ve 60º/sn'de ölçülen omuz internal rotasyon (p=0,02) kas kuvveti kontrol grubuna göre daha yüksekti. Diğer omuz kas kalınlıkları, AH mesafe ve rotasyonel kas kuvvetleri açısından gruplar arasında fark bulunmadı (p>0,05). Her iki grupta da supraspinatus (p=0,003), infraspinatus (p=0,001), skapula-retraktör (p=0,02) kas kalınlıkları ve tüm omuz rotasyonel kas kuvvetleri zamanla artış gösterdi (p<0,05). Tedavi sonrasında SPADI skoruyla ölçülen omuz fonksiyonu KAKE grubunda daha iyiydi (p=0,04). Ancak her iki grupta da ağrı zamanla azaldı, omuz fonks]yonu gel]şt] (p<0,05). Sonuçlar rotator kılıf tendinopatisinde uygulanan KAKE'nin oklüzyon bölgesinin proksimal (omuz internal rotasyon kas kuvveti) ve distalinde (biseps braki kas kalınlığı) olumlu etkileri olduğunu gösterdi. KAKE'nin omuz rehabilitasyonunda geleneksel rehabilitasyon protokollerine bir alternatif olarak kullanılabileceğini düşünüyoruz.

Belirti ve semptomlarEgzersizHipertrofi+7
Dilara Kara
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kolda lenfödem semptom şiddeti ve distres ölçeği'nin kültürel adaptasyonu, güvenirlik geçerliği, lenfödem semptomları ve ödem değerlendirmeleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma, meme kanseri cerrahisi geçiren kadınlarda, Kolda Lenfödem Semptom Şiddeti ve Distres Ölçeği'nin (Lymphedema Symptom Intensity and Distress Survey- Arm, LSIDS-A) Türkçeye adapte edilmesi, güvenirliğinin ve geçerliğinin araştırılması ve hastaların bildirdiği semptomların varlığı ve şiddeti ile ödem değerlendirmeleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla planlandı. Çalışmaya, meme kanseri tedavilerini tamamlayan 120 kadın (yaş ortalaması= 52.610.7 yıl) dahil edildi. LSIDS-A'nın Türkçe versiyonunun güvenirliği, iç tutarlılık ve test-tekrar test analizleri ile incelendi. Yapı geçerliğinin belirlenmesi için doğrulayıcı faktör analizi yapıldı. Ölçeğin kriter geçerliği, Lenfödem Fonksiyon, Özürlülük ve Sağlık Ölçeği–Üst Ekstremite (Lymph–ICF–UL), Üst Ekstremite Lenfödemi Yaşam Kalitesi Ölçeği (ULL–27) ve Kol, Omuz ve El Sorunları Hızlı Anketi (Quick–DASH) ile değerlendirildi. Eş zamanlı geçerlik, Türkçe LSIDS-A'nın toplam/alt boyut puanları ve biyoempedans spektroskopi puanı (L-Dex) arasındaki korelasyonlar ile belirlendi. LSIDS-A-Tr'nin iç tutarlılığının güçlü/çok güçlü düzeyde olduğu (Cronbach alfa= 0.87 – 0.91) bulundu. Ölçeğin toplam puan ve alt boyut puanlarının test-tekrar test güvenirliği çok güçlü (Sınıf içi korelasyon katsayısı (ICC)=0.91–0.95; p=0.001) düzeydeydi. Türkçe LSIDS-A'nın verilerinden elde edilen faktör yapısının orijinal ölçeğin faktör yapısı ile uyumlu olduğu bulundu. LSIDS-A-Tr'nin toplam puanı ile Lymph-ICF-UL (r=0.84), ULL-27 (r=0.83) ve quick-DASH (r=0.74) ölçeklerinin toplam puanları arasında orta veya güçlü düzeyde ilişki olduğu bulundu (p=0.001). Sadece LSIDS-A-Tr yumuşak doku alt boyut puanı ile L-Dex puanı arasında anlamlı bir ilişki vardı (r=0.46; p<0.01). Şişlik, ağırlık, gerginlik ve ağrı semptomları ile objektif ödem değerlendirmeleri arasında pozitif yönde anlamlı korelasyonlar olduğu tespit edildi (r= 0.24–0.52, p<0.05). Evre 0 ve Evre 1 olan hastalar ile karşılaştırıldığında, subjektif lenfödem semptomların varlığının ve/veya şiddetinin Evre 2 olan hastalarda daha yüksek olduğu bulundu. Sonuç olarak, LSIDS-A-Tr, lenfödem semptomlarının değerlendirilmesinde geçerli ve güvenilir bir ölçektir. Bu ölçek, klinikte ve araştırmalarda meme kanseri ile ilişkili lenfödem semptomlarının kapsamlı olarak değerlendirilmesinde kullanılabilir. Subjektif lenfödem semptomları ile objektif ödem değerlendirmeleri arasında anlamlı ilişkinin bulunması, klinikte bu hastalarda subjektif semptomların da kapsamlı olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

Belirti ve semptomlarGüvenilirlik ve geçerlilikHastalık şiddeti indeksi+4
Aysel Özge Kemer
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Menopozal semptom şiddeti ve menopoza özgü yaşam kalitesini etkileyen faktörlerin incelenmesi

Bu çalışma menopozal semptom şiddetine göre bireylerin fiziksel aktivite, psikolojik durum ve yaşam kalitelerini karşılaştırmak ve menopozal semptom şiddetini etkileyen faktörleri incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya yaş ortalaması 56.64 ± 6.59 yıl olan, perimenopozal ve postmenopozal dönemdeki 245 birey dahil edildi. Bireylerin menopozal semptom şiddetleri "Blatt-Kupperman Menopozal İndeks (BKMİ)" ve "Menopoz Semptomlarını Değerlendirme Ölçeği" ile, menopoza özgü yaşam kaliteleri "Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği" ile değerlendirildi. Bireyler daha sonra BKMİ skoruna göre "hafif(n=112), orta(n=107), ve şiddetli(n=26) semptomatik" olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Çalışmaya dahil edilen tüm bireylerde ayrıca demografik (yaş, medeni durum, eğitim ve çalışma durumu) ve fiziksel özellikler (vücut kitle indeksi), medikal özgeçmiş (kronik hastalık durumu, obstetrik ve menopozal özellikler), fiziksel aktivite düzeyi, anksiyete ve depresyon düzeyi ve genel yaşam kalitesi değerlendirildi ve tüm bu parametrelerin menopozal semptom şiddeti ve menopoza özgü yaşam kalitesi üzerine etkisi araştırıldı. Çalışma sonuçlarına göre menopozal semptom şiddeti ve menopoza özgü yaşam kalitesi açısından medeni durum, vücut kitle indeksi, kronik hastalık varlığı, gebelik sayısı, menopozu algılama şekli, anksiyete düzeyi, psikolojik durum ve genel yaşam kalitesi istatistiksel açıdan anlamlı faktörler olarak tespit edildi (p<0.05). Diğer yandan bireylerin yaşı, eğitim durumu, çalışma durumu, vajinal doğum sayısı, menopoz tipi, menopozal evre ve fiziksel aktivite düzeyi faktörleri açısından istatistiksel açıdan anlamlı etki görülmedi (p>0.05). Çalışma sonuçlarımıza göre, menopozal semptom şiddeti ve menopoza özgü yaşam kalitesi üzerine etkisi olduğu belirlenen tüm faktörler göz önüne alınarak, bireye özgü değerlendirme ve tedavi programları oluşturulmalıdır. Türkiye'nin kırsal, kentsel ve farklı coğrafi bölgelerinde yaşayan kadınlarda, menopozal semptomları ve menopoza özgü yaşam kalitesini etkileyen faktörleri inceleyen geniş örneklemli ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Menopoz, Menopozal Semptom, Yaşam kalitesi, Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi, Risk Faktörü

Belirti ve semptomlarMenopozRisk faktörleri+1
Gizem Taşkıran
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Premenstruel sendrom yaşayan kadınlarda luteal ve foliküler evrelerde gözlenen emosyonel ve kognitif değişikliklerin incelenmesi

Premenstruel sendrom (PMS), menstrüel döngünün luteal evresinde beliren ve foliküler evrede kaybolan psikolojik ve somatik semptomlarla karakterize psikonöroendokrin bir bozukluktur. PMS literatüründe, psikolojik semptomlar arasında emosyonel belirtiler hakkındaki bilgiler tutarlıyken, bu değişikliklerle eş zamanlı olarak kognitif süreçlerin nasıl etkilendiği net değildir. Bu çalışmada, PMS yaşayan ve yaşamayan kadınlardan oluşan bir çalışma grubunda, luteal ve foliküler evreler arasında emosyonel ve kognitif işlevlerin birlikte değişiklik gösterip göstermediğinin belirlenmesi, önemli bir değişiklik varsa bunun nöropsikolojik yöntemlerle tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Çalışma, düzenli menstrüel döngüye sahip 18-39 yaş arası 41 gönüllü kadın ile yürütülmüştür. Katılımcılar, Premenstrüel Sendrom Ölçeği'ne göre PMS (n=23) ve kontrol (n=18) olarak, sosyodemografik ve menstrüel özellikler açısından benzer dağılım gösteren iki gruba ayrılmıştır. Gruplara, foliküler ve luteal evrelerde iki kez, Beck Depresyon Envanteri, Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği ve bir dizi nöropsikolojik test uygulanmıştır. Karşılaştırma analizlerinden elde edilen verilere göre, kontrol grubuna kıyasla PMS'li grupta emosyonel ölçümlerde ve kognitif yeteneklerin birçoğunda (öğrenme, kısa süreli ve uzun süreli görsel bellek, dikkati sürdürme, çelinebilirlik, inhibisyon, kurulumu değiştirebilme vb.) foliküler evreye göre luteal evrede istatistiksel açıdan anlamlı düşme yaşandığı saptanmıştır. Bununla birlikte çalışma belleği ve psikomotor hız parametrelerinde iki grubun da luteal evrede etkilendiği tespit edilmiştir. İlerleyen çalışmalarda, gözlemlenen değişikliklerin nedensel mekanizmasının ve günlük yaşama ne ölçüde müdahale ettiğinin belirlenmesi tanısal ve tedavisel yaklaşımların geliştirilmesine önemli katkılar sağlayacaktır.

Belirti ve semptomlarBilişBilişsel işlev+7
Şeyma Ünal
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

OKB tanısı olan çocuk ve ergenlerde belirti dağılımının ebeveynlerindeki obsesif kompulsif belirti dağılımı ve ebeveyn tutumları ile olan ilişkisi

Problemin tanımı: Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB), çocuk ve ergenleri bilişsel, duygusal ve davranışsal alanlarda olumsuz etkileyen ruhsal bir bozukluktur. Çocuk ve ergendeki mevcut obsesif kompulsif semptomatoloji, bu hastaların ebeveynlerindeki obsesif-kompulsif semptomlar ve işlevsel olmayan ebeveyn tutumlarından da etkilenebilmektedir. Bu araştırma, OKB tanısı konulan çocuk ve ergenlerin obsesif-kompulsif belirtileri ile ebeveynlerinin obsesif kompulsif belirtileri ve anne baba tutumları arasında ilişki olabileceği hipotezinden yola çıkılarak planlanmıştır. Yöntem: Bu doğrultuda OKB tanısı konulan 7-18 yaşları arasında 18 çocuk ve ergen hasta ve onların ebeveynleri araştırma grubuna, daha önce OKB tanısı almamış almamış 7-18 yaşları arasında 18 çocuk ve ergen ve onların ebeveynleri ise kontrol grubuna dahil edilmiştir. Bu araştırmada DY-BOCS (Boyutsal Yale-Brown Obsesif-Kompulsif Bozukluk Ölçeği) ölçeği ve Padua Envanteri, Anne-Baba Tutum Envanteri, Y-BOCS ölçeği Padua Envanteri, K-SADS-PL (Okul Çağı Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli) uygulanmıştır. Bulgular: Araştırma sonuçlarına göre OKB tanısı olan ve olmayan gruplar ayrı ayrı değerlendirildiğinde anne-baba tutumu ile çocuk ve ergenlerin obsesif-kompulsif semptomlarının toplam şiddetleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Bütün katılımcıların sonuçları birlikte değerlendirildiğinde ebeveynlerinin demokratik tutumu ile OKB toplam ve global şiddet puanları arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. OKB tanılı çalışma grubunda ebeveyn tutumu ve çocuk ve ergenlerin obsesif-kompulsif semptom boyutları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. OKB tanısı olmayan karşılaştırma grubunda ebeveynin demokratik tutumu ile sıralama, simetri, sayma, tekrar tekrar yapma, her şeyin tam ayarında olması ihtiyacı alt boyutu arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Bütün çocuk ve ergenlerin zarar hakkındaki obsesyon ve kompulsiyonları ile ebeveynlerin otoriter ve koruyucu-istekçi tutumları arasında ise pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç: Kısıtlılıkların bulunmasına rağmen bu çalışma sonucuna göre demokratik ebeveyn tutumunun OKB'nin semptom şiddetinde koruyucu rol oynadığı öne sürülebilir.

Algılanan ebeveynlik biçimleriAna-baba tutumuBelirti ve semptomlar+4
Aysu Ersin
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Primer dismenoreli olgularda fiziksel aktivite düzeyinin ağrı ve yaşam kalitesine etkisi

Bu çalışma primer dismenore (PD) tanılı kadınlarda fiziksel aktivite düzeyinin ağrı ve yaşam kalitesine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya PD tanılı, yaş ortalamaları 21,83±2,9 yıl olan 42 kadın dahil edildi. Tüm olgulara demografik verilerin ve menstrual özelliklerin sorgulanması amacıyla tarafımızca hazırlanan ''Kişisel Bilgi Formu'' doldurtuldu. Menstruasyon semptom şiddetini değerlendirmek için ''Menstruasyon Semptom Ölçeği'' (MSÖ), menstrual ağrı şiddetini değerlendirmek için ''Vizüel Analog Skala'' (VAS), fiziksel aktivite düzeyini belirlemek için ''Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Form''(UFAA-KF), yaşam kalitesini değerlendirmek için ''Nottingham Sağlık Profili (NSP)'' kullanıldı. Katılımcılar fiziksel aktivite seviyelerine göre düşük (n=19) ve orta (n=23) şiddette olarak ikiye ayrıldı ve menstrual ağrı şiddeti, menstruasyon semptom şiddeti ve yaşam kalitesi puanları açısından karşılaştırıldı. Çalışmadan elde edilen verilere göre düşük fiziksel aktivite seviyesindeki grubun menstrual ağrı ve semptomlarının fiziksel aktivite seviyesi daha yüksek olan gruba kıyasla daha şiddetli olduğu (p<0,05); yaşam kalitesinin ise daha kötü olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Dismenore semptomlarının yaşam kalitesini olumsuz etkilediği, yüksek semptom şiddetinin düşük yaşam kalitesiyle korele olduğu bulunmuştur (p<0,05). PD tanılı kadınlarda fiziksel aktivite seviyesini arttırmaya yönelik eğitim ve egzersiz programlarının planlanması, menstrual semptomların azalmasını ve yaşam kalitesinin artmasını sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Primer dismenore, menstruasyon semptom şiddeti, fiziksel aktivite seviyesi, yaşam kalitesi

AğrıBelirti ve semptomlarDismenore+3
Nurgül Aksoy
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Postmenopozal kadınlarda fiziksel aktivite düzeyinin fonksiyonel kapasite, kardiyovasküler risk faktörleri, menopozal semptomlar ve yaşam kalitesi ile ilişkisi

Çalışmamızda postmenopozal dönemdeki kadınların fiziksel aktivite düzeyinin fonksiyonel kapasite, kardiyovasküler risk faktörleri, menopozal semptomlar ve yaşam kalitesi ile ilişkisi incelenmiştir. Çalışmamıza 45-75 yaş aralığında, postmenopozal dönemde olan 84 kadın dahil edildi. Katılımcıların demografik bilgileri alındı. Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) kısa formu ile fiziksel aktivite düzeyleri belirlendi. 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT) ile fonksiyonel kapasiteleri değerlendirildi.Kardiyovasküler riskler; HDL, LDL, total kolesterol, trigliserit ,açlık glukoz, HbA1c, VKİ, bel kalça oranı, sistolik diastolik kan basıncı ve sigara ,alkol, egzersiz alışkanlıkları sorgulandı ve Framingham Risk Skoru ile değerlendirildi. Menopoz Semptomlarını Değerlendirme Ölçeği (MSDÖ) ile menopoz semptomları değerlendirildi. Yaşam kaliteleri ise Nottingham Sağlık Profili (NSP) ve Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (MÖYKÖ) ile değerlendirildi. Çalışmanın veri analizi IBM SPSS Version 22 istatistik programı kullanılarak yapıldı. Yapılan değerlendirmeler sonucunda; fiziksel aktivite düzeyi ile fonksiyonel kapasite arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Framingham skoru ile fiziksel aktivite düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Menopoz semptomları ile fiziksel aktivite düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Yaşam kalitesi ile fiziksel aktivite düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Bu çalışma sonuçları postmenopozal kadınlarda fiziksel aktivite düzeyinin fonksiyonel kapasite, kardiyovasküler risk faktörleri, menopozal semptomlar ve yaşam kalitesini etkilemediğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Postmenopoz, Fiziksel Aktivite Düzeyi, Menopozal semptom, Yaşam Kalitesi, Fonksiyonel Kapasite, Kardiyovasküler Risk

Belirti ve semptomlarFiziksel aktiviteKadınlar+5
Hazal Özgen
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İrritable bağırsak sendromu olan hastalarda fodmap diyetinin yaşam kalitesi ve semptomatik etkilerinin incelenmesi

İrritable bağırsak sendromu (İBS); patolojisi tam olarak bilinmeyen karın ağrısı, şişkinlik ve değişken bağırsak alışkanlıkları ile karakterize kronik bir fonksiyonel bağırsak bozukluğudur. Bu çalışma, farklı eğitim düzeylerindeki 18 yaş ve üzeri Roma IV kriterlerine göre İBS tanısı konmuş bireylerde, güncel diyet yaklaşımı olan Düşük FODMAP Diyeti'nin semptomlara ve yaşam kalitesindeki değişikliklere etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. 1 Haziran-1 Aralık 2022 tarihleri arasında İzmir'de bulunan İzmir Ekonomi Üniversitesi Medicalpoint Hastanesi'nde yürütüldü. Çalışma, Roma IV kriterlerine göre İBS tanısı almış, beslenme ve diyet polikliniğine başvuran 53 gönüllü katılımcı ile gerçekleştirildi. Gönüllü katılımcılarla yüz yüze görüşme yapılarak 4 haftalık süre boyunca Düşük FODMAP Diyet uygulaması istendi. Veriler görüşme esnasında anket yoluyla toplandı. Ankette ilk olarak 'Bireylerin Genel Özellikleri Anket Formu' uygulandı. Bireylere diyet müdahalesi öncesinde ve sonrasında İBS-Semptom Şiddet Skoru (İBS- SSS) ve İBS Yaşam Kalite İndeksi Ölçeği (İBS-QOL, İBS-YK) uygulandı. Çalışmadaki kadın katılımcı oranı %81.14 iken erkek katılımcı oranı %18.86 olarak belirlendi. IBS hastalarının FODMAP diyeti öncesi semptom şiddeti ortalaması (M = 335,66, SE = 13,02) iken FODMAP diyeti sonrası semptom şiddeti ortalaması (M = 121,32, SE = 10,14) olarak bulundu. Bu oranın istatiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi, t(52) = 19,71, p < 0.05. İBS hastalarının FODMAP diyeti öncesi yaşam kalitesi ortalaması (M = 99,94, SE = 3,64) iken FODMAP diyeti sonrası yaşam kalitesi ortalaması artış göstererek (M = 135,55, SE = 2,38) olarak saptandı. Bağımlı grup t-testi analiz sonuçlarına göre, katılımcıların yaşam kalitelerinde FODMAP diyeti öncesi sonrası arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulundu t(52) = -12,03, p < 0.05. Çalışma sonucunda düşük FODMAP diyetinin İBS hastalarında semptom şiddetini azaltmada ve yaşam kalitesini iyileştirmede etkili bir diyet olduğu görülmekte olup, İBS tanısı konan hastalarda beslenme ve diyet uzmanları tarafından FODMAP diyet uygulanmasının benimsenmesinin önemli olduğu vurgulanmalıdır.

Belirti ve semptomlarDiyetGastrointestinal sistem+2
Sedef Tamcı
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Menopoz döneminde olan kadınların beslenme durumlarının ve bitkisel ürün kullanımlarının değerlendirilmesi

Menstürasyonun bitmesiyle birlikte kadın hayatında menopoz dönemi başlamaktadır. Bu çalışma yaşları 40-60 aralığında olan 83 menopozlu kadın ile Balıkesir ilinde yürütüldü. Bireylere uygulanan anket sonuçları ile demogrofik özellikleri, genel sağlık bilgileri, bitkisel ürün kullanım ve beslenme durumları saptandı. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalamasının 53,35±4,66 yıl, menopoz yaş ortalaması 47,73±4,95 yıl olarak bulundu. Menopoz döneminde olan kadınlarda en çok görülen yakınma %69,9 oranla sıcak basması olarak tespit edildi. Katılımcılara yakınmalarla baş etme durumları sorulduğunda, %37,3'ünün bitkisel ürün kullandığı saptanmış ve bitkisel ürün kullanan kişilerin %73'ü bitkisel ürünlerin yakınmalara fayda sağladığını ifade etmektedir. Kişilerin ortalama kalori alımları 1243,98±1046,99 kkal, protein alımları 42±13,27 g, karbonhidrat alımları 90,39±32,26 g ve yağ alımları ortalama 48,92±16,62 g olarak buludu. Katılımcıların bitkisel ürün kullanım sıklığı ile adaçayı tüketimi ve bitkisel ürün kullanım sıklığı ile kullanılan bitkisel ürün türleri arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p=0,05). Hayıt ve karayılan otu kullanım durumları ile sinirlilik yakınmasının görülme durumları arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p=0,05). Çin melekotu, keten tohumu ve sarı kantaron kullanım durumları ile çarpıntı yakınmasının görülme durumları arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p=0,05). Tablet kullanım durumu ile bitkinlik ve halsizlik yakınmasının görülme durumları arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p=0,05). Bitkisel ürün kullanım durumuna göre protein (%) ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Bitkisel ürün kullanım durumuna göre enerji alımı, protein (g), karbonhidrat (g), karbonhidrat (%) ve posa (g) ortalamaları arasında anlamlı farklılıklar elde edilemedi (p=0,05). Menopoz dönemi kadın hayatı birçok açıdan etkilenmektedir. Bu süreçten daha az etkilenmek için profesyonellerden destek alınması gerekmektedir.

Belirti ve semptomlarBeslenmeBeslenme durumu+3
Esmanur Savaş Güneş
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Radyoaktif iyot tedavisi alan hastalarda erken görülen semptomlar, semptom yönetimi ve anksiyete düzeyi arasındaki ilişki

Kansere yakalanan kişi sayısı günümüz dünyasında hem gelişmiş hemde gelişmekte olan ülkelerde hızlıca artmaktadır. Tiroid kanseri de bu artan kişi sayısı arasında önemli bir çoğunlıktadır. Cerrahi tedavi ile tiroidektomisi yapılan hastaya tamamlayıcı tedavisini almak için radyoaktif iyot tedavisi verilir. Planlanan bu çalışma radyoaktif iyot 131 tedavisi alan hastalarda semptom şiddeti, başetme düzeyi ve anksiyete düzeylerini ele aldığından literatürde önemli bir eksikliği gidermesi amaçlanmıştır. Çalışmada örneklem yapılmamış olup tam sayım yöntemi ile Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi Nükleer Tıp Ünitesi'ne başvuran 60 hasta üzerinden 17.01.2022-31.05.2022 tarihleri arasında yapıldı. Çalışmanın evrenini bu tarihler arasında başvuru yapan ve çalışmaya dahil etme kriterini taşıyan tüm hastalar çalışmaya dahil edildi. Çalışmada 'hasta tanıtım formu', 'I-131 tedavi sonrası görülen semptomlar formu', 'I-131 uygulama sonrası ilk 48 saatte semptomla baş edebilme durumu' ve 'durumluk ve sürekli anksiyete ölçeği' kullanıldı. Hastalarda yüksek doz radyoaktif iyot bulunulduğu göz önüne alınarak dahili telefon ile görüşme yapıldı. Verilerin analizi SPSS 21.0 programı ile yapıldı. Araştırmanın verilerinin istatiksel analizinde: hastanın sosyo-demografik özelliklerinin değerlendirilmesi, frekans ve yüzde, ortalama ve standart sapma, medyan, minimum ve maksimum değerlendirme kullanıldı. Ölçek puanlarının değerlendirilmesinde aritmetik ortalama, standart sapma, medyan, minimum ve maksimum değerlendirme, normallik durumlarını değerlendirmeye yönelik istatistik analizler, ölçeklerin puanları arasındaki ilişkiyi değerlendirmede corelasyon testleri, ölçeklerin güvenirliği analizinde güvenirlik testleri (Cronbach Alfa Katsayı) kullanıldı. Ölçeğin sosyo-demografik özelliklerine göre karşılaştırmasında varyans analiz testleri; normal dağılımda, ikili karşılaştırmada, bağımsız t testi, üçlü karşılatırmada One Way ANOVA testi ve post hoc testler, normal olmayan dağılımda ikili karşılaştırmada, Mann Whitney U testi, üçlü karşılatırmada, Kruskal Wallis testi, etkileyen faktörleri belirlemede regresyon analizi testleri kullanıldı. Fark ve ilişkilerde anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edildi. Çalışmaya katılan hastaların %76,7'si kadın, %23,3'ü erkek hastalardan, %68,3'ü ev hanımı, % 31,7'sinin farklı meslek gruplarında çalıştığı, %78,3'inin Van ilinde ve %21,7'sinin Van ili dışında ikamet ettiği saptandı. Araştırmada çıkan bulgulara göre ağız kuruluğunun ikinci 24 saatte arttığı boyun derialti dokularinda yaygın ağrısiz ödemin de ikinci 24 saatte hafif arttığı gözlemlendi. Kusma, uyku bozukluğu, alopesi-saç dökülmesi, boyunda ağrı ve uyuşma hissinin hastalarda yüksek bir oranında ya hiç olmadığı yada çok az olduğu görüldü. Genel vücut ağrısı, bulantı, boyunda ağrı, baş ağrısı, iştahsızlık, nefes darlığı tat bozukluğu ve tükenmişlik sendromlarının ise ikinci 24 saatte anlamlı bir artış olduğu gözlemlendi. Çalışmaya katılan hastaların çoğunluğunda ağız kuruluğu, boyun deri altı dokularda yaygın ağrısız ödem, kusma, uyku bozukluğu, saç dökülmesi-alopesi, burun kanaması, tükenmişlik, uyuşma hissi, iştahsızlık ve tat bozukluğu semptomlarına karşı başedebildiği gözlemlendi. Nefes darlığı semptomuna karşı başedenler yüksek olmasına rağmen başedenler ile kısmen başedenler arasındaki farkın az olduğu görüldü. Genel vücut ağrısı ile boyunda ağrı semptomların da hastaların çoğunda kısmen başedebildikleri gözlemlendi. Bulantı ve baş ağrısı semptomların da hastaların çoğunluğunun semptoma karşı başedemediği tespit edildi. Ağız kuruluğunun, tat bozukluğunun ve boyun derialtı dokularında yaygın ağrısız ödemin durumluk ve sürekli kaygı ölçeklerine göre semptomun olup olmaması kaygıya herhangi bir etkisinin olmadığı görüldü. Uyku bozukluğu, iştahsızlık, nefes darlığı ve tükenmişlik semptomlarında durumluk kaygı ölçeğine göre bu semptomlar ile başedemeyen hastaların kaygı seviyelerinde yükseklik tespit edildi. Bu semptomların geliştiği hasta grubunda sürekli kaygı ölçeğine göre kaygılı olmadığının tespiti yapıldı. Genel vücut ağrısı, bulantı, uyuşma hissi, baş ağrısı ve boyunda ağrı semptomlarına karşı başedemeyen hasta gruplarında durumluk ve sürekli kaygı ölçeklerine göre daha kaygılı oldukları gözlemlendi. Anahtar Kelimeler : Radyoaktif Iyot, Semptom Yönetimi, Anksiyete.

AnksiyeteBelirti ve semptomlarNeoplazmlar+3
İbrahim Yıldız
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Radyoterapi alan meme kanseri hastalarında yaşamdan anlam bulma ve yaşam kalitesinin, öz-yeterlik için semptom yönetimine etkisi

Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türü olup, radyoterapi temel tedavi yöntemlerinden biridir. Radyoterapiye bağlı en sık görülen yan etkiler cilt reaksiyonları, yorgunluk, bulantı-kusma, yutma güçlüğü, iştahsızlık ve dispnedir. Araştırma radyoterapi alan meme kanseri hastalarında yaşamdan anlam bulma ve yaşam kalitesinin öz-yeterlik için semptom yönetimine etkisini incelemek amacıyla tarama modelinde, tanımlayıcı tasarımlı, kesitsel ve ilişki arayıcı araştırma tipinde gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini bir üniversite hastanesinin radyasyon onkolojisi kliniğinde tedavi gören hastalar, örneklemini tedavi gören 50 hasta oluşturdu. Araştırmada veri toplama aracı olarak hastaların özelliklerini içeren Kişisel Bilgi Formu, Yaşamda Anlam Ölçeği, EORTC QLQ-C30 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Öz-yeterlik İçin Semptom Yönetimi Ölçeği kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesi, tanımlayıcı istatistiksel testler, Shapiro-Wilk testi, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi, Dunn-Bonferroni testi, Wilcoxon Signed-Ranks testi Marginal Homogeneity testi, Spearman korelasyon analizi, Bootstraping metodu, Genelleştirilmiş Lineer Modelleme analizi ile gerçekleştirildi. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Yaş ortalaması 51,5±10,79 olan hastaların %70'i evli, %40'i ilkokul mezunu, %80'i çocuk sahibi, %60'ının çalışmadığı belirlendi. Hastaların hastalık ve tedaviye ilişkin özellikleri incelendiğinde; %82'sinin 1 ay – 1 yıl tanı süresi olduğu, %42'sinin evre 3 meme kanseri olduğu, %90'ının daha önceden radyoterapi almadığı belirlendi. Hastaların yorgunluk, ciltte kaşıntı, ciltte kuruluk, ciltte ağrı ve ciltte yara semptomlarında ikinci haftasına göre altıncı haftada gözlenen değişimin anlamlı olduğu bulundu (p<0,05). Tedavinin ikinci haftasında ÖSYÖ ile YAÖ'nin yaşamda anlam arayışı alt boyut puanları arasında pozitif, ölçeğin toplam puanları arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu, ÖSYÖ ile yaşam kalitesi genel iyilik hali puan ortalamaları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu belirlendi (p<0,05). Tedavinin altıncı haftasında ÖSYÖ ile yaşam kalitesi genel iyilik hali ve emosyonel fonksiyon alt boyut puanları arasında pozitif, yorgunluk, ağrı, dispne, konstipasyon alt boyut puanlarında ise negatif yönde anlamlı ilişki olduğu saptandı (p<0,05).

Belirti ve semptomlarKanser hastalarıMeme hastalıkları+5
Derya Kaya
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2022
00

Related subjects