Brain neoplasms

112 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Beyin tümörü tanısı konmuş bireylerin fonksiyonel değerlendirilmesi ve algıladıkları sosyal destek sistemlerinin yaşam kalitesi üzerine etkileri

Aksoy, E. Beyin Tümörü Tanısı Konmuş Bireylerin Fonksiyonel Değerlendirilmesi ve Algıladıkları Sosyal Destek Sistemlerinin Yaşam Kalitesi Üzerine Etkileri, Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Yüksek Lisans Tezi, Tekirdağ, 2018. Araştırma, beyin tümörü tanısı konmuş bireylerin fonksiyonel değerlendirilmesi ve algıladıkları sosyal destek sistemlerinin yaşam kalitesi üzerine etkilerini belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak planlandı. Araştırma evrenini; 01 0cak 2015-30 Eylül 2015 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinde beyin tümörü tanısı konan 135 hasta oluşturdu; ancak araştırmaya dahil edilme kriterlerine uymayan ve araştırmaya katılmaya istekli olmayan 15 hasta çalışma kapsamı dışında tutuldu. Çalışmaya 01 Ocak – 30 Eylül 2016 tarihleri arasında araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 120 hasta alındı. 20 hastayla anket ve ölçeklerin anlaşılırlığı kontrol edilmek üzere pilot çalışma yapıldı ve bu hastalar çalışma dışı tutuldu. Örneklemi ise 100 hasta oluşturdu. Veriler; hasta tanılama formu, beyin kanseri tedavisinin fonksiyonel değerlendirme ölçeği, çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği, EQ-5D genel yaşam kalitesi ölçeği kullanılarak, yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 24.0 istatistik paket programı ile frekans, yüzde, ortalama, standart sapma gibi tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin yanı sıra, normal dağılımın incelenmesi için Kolmogorov-Smirnov dağılım testi, niteliksel verilerin karşılaştırılmasında Pearson Ki-Kare ve Fisher Exact testi, niceliksel verilerin karşılaştırılmasında iki grup durumunda, parametrelerin gruplar arası karşılaştırılmalarında Mann Whitney U testi, niceliksel verilerin karşılaştırılmasında ikiden fazla grup durumunda, parametrelerin gruplar arası karşılaştırılmalarında Kruskal Wallis testi ve farklılığa neden olan grubun tespitinde Mann Whitney U testi kullanıldı. Araştırmanın sürekli değişkenleri arasında Sperman korelasyon ve regresyon analizi uygulandı. Sonuçlar %95 güven aralığında, ±%5 örnekleme hatası ve p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. Araştırmaya katılan bireyler, ortalama 50±15,93 yaş aralığında, %54'ü kadın idi. Hastaların ''yaşam kalitesi'' ortalamasının 0,597±0,346; ''günlük sağlık durumu'' ortalamasının 65,400±19,250 olduğu saptandı. Hastaların fonksiyonel durumu değerlendirildiğinde, en düşük puanın "duygusal durum alt boyutu" 15,540±5,235, en yüksek puanın ise "ilave durumlar alt boyutu" 45,870±15,73 olduğu saptandı. Hastaların sosyal destek sistemleri değerlendirildiğinde en düşük puanın "arkadaştan algılanan sosyal destek alt boyutu" 23,490±3,948, en yüksek puanın ise "aileden algılanan sosyal destek alt boyutu" 24,220±3,341 olduğu saptandı. Araştırma bulguları, hastaların fonksiyonel değerlendirilmesi ve algıladıkları sosyal destekler arttıkça, yaşam kalitesinin de arttığını gösterdi. Çalışma bulgularına göre; bakım vermekte olan hemşirelerin, hasta ve yakınlarının gereksinim duyduğu sosyal desteğin sağlanmasında anahtar rol oynamaları nedeniyle, hemşirelik bakımını planlarken hastaların fonksiyonel durumlarını dikkate alarak yaşam kalitesinin yükseltilebilmesi için gerekli girişimleri yapmaları önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Beyin Tümörü, Fonksiyonel Değerlendirme, Sosyal Destek Yaşam kalitesi

Algılanan sosyal destekBeyin neoplazmlarıNeoplazmlar+2
Elif Aksoy
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Lipopolisakkarit ve temozolomid ile muamele edilmiş glioblastoma hücresinde gremlin -1 ekspresyon düzeylerinin belirlenmesi

Glioblastoma (GB) bilinen en maling beyin tümörüdür. Son yıllarda yapılan çalışmalar gremlin 1'i belirli kanser türlerinde potansiyel bir terapötik hedef olarak göstermektedir. Gremlin 1'in tümör dokularında kanserle ilişkili stromal hücreler tarafından eksprese edildiği ve bu şekilde mikroçevre tarafından regüle edilen tümör büyümesine ve invazyonuna katkıda bulunduğu düşünülmektedir. Glioblastoma Multiforma'nın kemoterapi tedavisinde sıklıkla temozolomid (TMZ) kullanılır ve anti-tümör etkisi olan tek alkilleyici ajandır. Lipopolisakkarit (LPS) tümör hücrelerini uyaran bir bakteri hücre duvar elemanı olup, gliomalar üzerinde anti-tümör etkisi bulunmaktadır. Bu deneysel çalışmada; U-118 insan glioblastoma multiforme hücre hattı, hücre kültürü ortamında çoğaltılarak, yaklaşık %95 yoğunluk gözlemlendiği gün flasktan hücreler tripsin-EDTA ile kaldırıldı. Hücre süspansiyonu hazırlanarak 60 mm2lik petrilere hücreler eklenerek çoğalması beklendi. İstenilen yoğunluğa ulaşan hücrelere 200 µM, 100µM, 50 µM, 25 µM konsantrasyon aralıklarında TMZ ve 10 µg/ml, 1 µg/ml, 0,1 µg/ml, 0,01 µg/ml konsantrasyon aralıklarında LPS uygulandı. 24 saat ve 48 saat inkübasyon sürelerinin hemen ardından protein izolasyonu yapıldı. Gremlin 1 protein düzeyleri sodyum dodesil sülfat-poliakrilamid jel elektroforezi (SDS-PAGE) ve Western blot ile analiz edildi. Çalışmamızda, 24 saat 25 ve 50 µM konsantrasyonlarda TMZ muamele edilen glioblastoma hücre hatlarında Gremlin-1 ekspresyonlarında artış ve 24 saat 0.1 µg/ml konsantrasyonda LPS uygulanan glioblastoma hücrelerinde gremlin-1 ifadesi seviyelerinde bir azalma gösterdik. Bu bulgular glioblastomada gremlin-1 düzeylerinin önemli bir rol oynadığına işaret etmektedir. Glioblastoma tümörlerinde direnç gelişme sıklığı ve sağ kalım süresinin kısalığı düşünüldüğünde gremlin-1'in etkinliğinin araştırılmasının oldukça önemli sonuçlar ortaya çıkarılabileceği kanısındayız.

Beyin neoplazmlarıBiyobelirteçler-tümörGen ifadesi+4
Özge Kedik
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Glioblastomada melatoninin hücresel düzeyde antiepileptik etkisinin incelenmesi

Nöbetler primer beyin tümörlerinin iyi bilinen bir semptomudur ve antikonvulzan kullanımı oldukça yaygındır. Glioblastoma ve tümörle ilişkili epilepsi santral sinir sistemindeki ana eksitatör nörotransmitter olan glutamatın oynadığı kritik rol ve birkaç patofizyolojik mekanizma ile birbiriyle yakından ilişkilidir. Glutamat, sistein/glutamat antiporter çözünen taşıyıcı ailesi 7 üye 11 (SLC7A11) yoluyla glioblastoma hücreleri tarafından salınır. Glioblastoma hücrelerinde SLC7A11 ekspresyonu artışı ile birlikte nöbet ilişkisinin olduğu bildirilmektedir. Melatoninin ise antioksidan, antieksitotoksik, antineoplastik ve antiinflamatuar etkilerinin olduğu gösterilmiştir. Epilepside antiepileptik özellik gösterebileceği düşünülmektedir. Nöbetle birlikteliği oldukça sık görülen glioblastomada melatoninin antikonvulzan etkisine dair literatürde çalışma izlenmemiş olup bu çalışmada in vitro olarak glioblastoma hücre hattına melatonin uygulaması sonucunda hücre canlılığına ve glioblastomada nöbet aktivitesiyle ilişkili olan SLC7A11 proteini üzerine etkisi incelenmiştir. Tümör olmayan hücrelerdeki etkisiyle kıyaslamak amacıyla astrosit hücre hattı kullanılmıştır. Hücre canlılığına etkisi koloni sağkalım deneyleri ile değerlendirilmiştir. Melatoninin glutamaterjik yolaktaki etkisi ise Western Blot yönteminde SLC7A11 proteini çalışılarak incelenmiştir. 24, 48 ve 72 saat 10-3, 10-4, 10-5, 10-6, 10-7 M melatonin uygulanan hücre gruplarında, 72 saat 10-3 M melatonin uygulamasının glioblastoma hücrelerinde sağkalımı %50'den fazla azalttığı saptanmıştır. Glioblastoma ve astrosit hücrelerinde melatonin uygulaması ile SLC7A11 proteinininde Western Blot analizi sonucunda kontrole göre azalma izlenmemiştir. Glioblastomada melatoninin süre ve konsantrasyona bağımlı olarak hücre sağkalımına etki etmesi antineoplastik etkisini desteklemektedir. Melatoninin glioblastoma hücrelerinde, glutamat ve ferroptoz mekanizmasında yer alan SLC7A11 proteini üzerine olan etkisinin ise ilk kez bu çalışma ile incelenmesi gelecek çalışmalar için yol gösterici olacaktır. Anahtar kelimeler: Glioblastoma, Epilepsi, SLC7A11 proteini, Melatonin

Antiepileptik ilaçlarBeyin hastalıklarıBeyin neoplazmları+6
Vildan Tunçbilek Akın
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkin tipi diffüz gliomların tiplendirilmesinde moleküler yöntemlere alternatif olarak immünhistokimyasal biyobelirteçlerin kullanımı

Erişkin tipi IDH (izositrat dehidrogenaz)-mutant difüz gliomlar, 1p/19q kodelesyonunun varlığı ya da yokluğuna göre astrositom, IDH-mutant ve oligodendrogliom, IDH-mutant ve 1p/19q kayıplı olarak iki gruba ayrılmaktadır. Astrositomların derecelendirmesinde 2021 Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) sınıflamasında yer alan değişikliğe göre CDKN2A/B homozigot delesyonu (HD) içeren tümörler, mikrovasküler proliferasyon ve/veya nekroz içermeseler dahi derece 4 olarak sınıflandırılmaktadır. Günümüzde IDH-mutant difüz gliomların tanısında ve derecelendirmesinde erişimi zor ve pahalı moleküler yöntemlerin kullanımı zorunlu hale gelmiştir. Biz bu çalışmada moleküler yöntemlere alternatif olabilecek erişimi daha kolay ve ucuz immünhistokimyasal (İHK) vekil biyobelirteçler bulmayı hedefledik. Hacettepe Üniversitesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı'nda 2014-2021 yılları arasında tanı almış 93 astrositom ve 73 oligodendrogliom vakası kullanılarak doku mikrodizinleri hazırlanmıştır. Bunlardan elde edilen kesitlere 1p/19q ve CDKN2A FISH çalışmaları ile H3K27me3 ve MTAP İHK çalışmaları yapılmıştır ve boyamalar iki gözlemci tarafından değerlendirilmiştir. CDKN2A HD ile MTAP ekspresyon kaybı arasındaki ilişki ve 1p/19q kodelesyonu ile H3K27me3 ekspresyon kaybı arasındaki ilişki incelenmiştir. CDKN2A HD bakılan 161 tümörün 25'inde (%15,1) delesyon saptanmışken, birinci gözlemci 164 tümörün 30'unda (%18,1), ikinci gözlemci 29'unda (%17,5) MTAP kaybı saptamıştır. CDKN2A FISH'e alternatif olarak MTAP'ın sensitivitesi %88, spesifisitesi %95,52-96,27 olarak hesaplanmıştır. Oligodendrogliomların %67,1-68,5'inde, astrositomların ise %21,1-22,6'sinde H3K27me3 ekspresyon kaybı görülmüştür. 1p/19q FISH'e alternatif olarak H3K27me3'ün sensitivitesi %77,42-76,34, spesifisitesi %65,75-67,12 olarak hesaplanmıştır. Sonuç olarak, MTAP İHK çalışması CDKN2A FISH için güvenilir bir vekil biyobelirteç iken; H3K27me3 İHK çalışması 1p/19q FISH çalışmasına alternatif olabilecek sensitif ve spesifik bir belirteç değildir.

Beyin hastalıklarıBeyin neoplazmlarıBiyobelirteçler+7
Fatma Gündoğdu
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Beyin tümörlü çocukların bilişsel fonksiyonları ile aktivite performansı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma, beyin tümörlü çocukların bilişsel ve yürütücü fonksiyonları ile aktivite performans ve memnuniyet düzeyleri arasındaki ilişkiyi araştırmak için planlandı. Çalışmaya 6-12 yaşları arasında beyin tümörlü 102 çocuk; sağlıklı 90 çocuk katıldı. Katılımcıların bilişsel fonksiyonlarını değerlendirmek için Dinamik Ergoterapi Biliş Ölçeği Çocuk Versiyonu (DEBÖ-Ç), yürütücü fonksiyonlarını değerlendirmek için Aileler ve Öğretmenler için Çocukluk Çağı Yürütücü Fonksiyon Envanteri (CHEXI) kullanıldı. Katılımcıların aktivite performans ve memnuniyetlerini değerlendirmek için Kanada Aktivite Performans Ölçümü (KAPÖ) kullanıldı. Beyin tümörlü ve sağlıklı çocukların bilişsel ve yürütücü fonksiyonları ile aktivite performans ve memnuniyet düzeyleri arasındaki fark Mann Whitney U Testi ile incelendi. Sağlıklı çocukların bilişsel ve yürütücü fonksiyonları, aktivite performans ve memnuniyet düzeyleri beyin tümörlü çocuklara göre istatistiksel açıdan daha yüksek bulundu (p<0,05). Beyin tümörlü çocukların bilişsel fonksiyonları ile aktivite performans ve memnuniyetleri arasındaki ilişki ve yürütücü fonksiyonları ile aktivite performans ve memnuniyetleri arasındaki ilişki Spearman Korelasyon Testi ile incelendi. Beyin tümörlü çocukların bilişsel fonksiyonlarının tüm parametreleri aktivite performans ve memnuniyet düzeyleri ile istatistiksel olarak ilişkili bulundu (p<0,05). Çalışmanın sonucuna göre beyin tümörlü çocukların bilişsel ve yürütücü fonksiyonlarındaki eksiklik, çocukların günlük yaşam aktivitelerindeki performanslarını ve memnuniyet düzeylerini etkilemektedir. Ergoterapi teori ve modelleri doğrultusunda hazırlanacak kişi merkezli, bilişsel ergoterapi müdahalelerinin beyin tümörlü çocukların aktivite performanslarını geliştirebileceği ve çocukların performanslarından duydukları memnuniyeti artırabileceği düşünülmektedir.

Beyin neoplazmlarıBilişBilişsel beceriler+4
Gözde Önal
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Menenjiom hastalarının stereotaktik radyaoterapi (SRT) tekniği ile iki farklı algoritma kullanarak yapılan tedavi planlarının dozimetrik karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, intrakranial menenjiom tedavisinde CyberKnife(CK) ve Linak tabanlı Radyocerrahi yöntemlerinin kritik organ dozları ve MU,CI, HI, CI%50 parametreleri açısından karşılaştırılmasıdır. Bu dozimetrik çalışmaya, CK cihazında ve Rapidark cihazında volumetrik-module ark terapi (VMAT) tekniği ile iki farklı streotaktik radyoterapi tedavi planlaması yapılan 20 menenjiom hastası alınmıştır. Hedef hacimler ve risk altındaki organlar (OAR) ise, sırasıyla PTV ve beyin sapı, gözler, lensler, optik kiazma, kohlea, optik sinirler olarak belirlenmiştir. MU, CI, HI ve CI%50 hesaplanmıştır. Rapidark cihazında 6 MV enerji,AAA algoritması,çift ark VMAT tekniği kullanılarak, 600 MU/dk doz hızı ile ECLİPS tedavi planlama sisteminde planlanma yapılmıştır. CK cihazında ise 6 MV enerji, Ray Tracing algoritması ile SRT tekniği kullanılarak 1000 MU/dk doz hızı ile MULTİPLAN tedavi planlama sisteminde planlanma yapılmıştır. Her bir hasta için doz dağılımları elde edilmiştir. Hedef ve OAR maksimum doz değerleri, PTV'nin HI,CI,CI%50 ve MU değerleri iki farklı tedavi planında karşılaştırılmıştır. Her hasta için yapılan planlarda PTV Dmax, HI ve MU için multiplan-eclips planlama sistemleri arasındaki fark eclips planlama sistemi lehine anlamlıydı (p<0,05). Maksimum OAR dozları arasındaki farklara bakıldığında; beyin sapı, sol-sağ göz, sağ optik sinir, kiazma ortalamaları, CK cihazında Rapidark cihazından istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Sağ-sol lens, sol optik sinir, sağ-sol kohlea ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamaktadır(p>0,05). PTV % ve CI parametrelerinin ortalamaları açısından her iki cihaz arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). CK cihazında CI%50 ortalamaları, Rapidark cihazından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p<0,05). CI%50 değerleri Cyber Knife cihazında Rapidark cihazına göre daha düşük olduğu için sağlam doku koruması bakımından daha avantajlıdır. Tedavi süresinin daha kısa olması ve fraksiyon başına MU değerlerinin daha düşük olması açısından ise Rapidark cihazı hasta için daha uygundur. Hedef hacmin doz sarım yüzdesi, risk altındaki organ dozları ve CI değerleri her iki planlama sisteminde de birbirine yakındır.

Beyin neoplazmlarıMenenjiomNeoplazmlar+5
Esen Yılmaz
İstanbul Aydın University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Leptin ve leptin reseptör antagonistinin glioblastoma temozolomid direncindeki rolü

Glioblastoma (GB) bilinen en malin beyin tümörüdür. GB, radyoterapi ve kemoterapi uygulamalarına moleküler ve klinik özellikleri açısından sıklıkla dirençlidir. Kemoterapide kullanılan en yaygın ilaç Temozolomid (TMZ)'dir. Son yıllarda yapılan çalışmalarda, leptinin kanser tedavisinde gelişen kemoterapötik dirençte rol oynayabileceği belirtilmektedir. Bu tez çalışmasında; Glioblastoma'da TMZ'ye karşı gelişen kemoterapötik dirençte, leptin ve/veya leptin antagonistinin (SHLA) olası rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada T98G, U373 MG ve LN-405 GB hücre serileri kullanılmıştır. Bu hücrelerde TMZ, leptin ve SHLA'nın sitotoksisitesi MTT ile saptanmıştır. TMZ, leptin ve SHLA'nın tekli kullanımlarının ve ikili, üçlü kombinasyonlarının TMZ direnç yolağında yer alan MGMT, MLH1, MSH2, MSH6, PMS2 genlerinin ekspresyonları üzerine etkisi RT-PZR ile saptanmıştır. Moleküllerin genomik DNA hasar etkisi COMET ve hücre döngüsüne olan etkileri ise akım sitometri ile belirlenmiştir. TMZ, leptin ve SHLA'nın TMZ direnç yolağındaki genlerin ekspresyonlarına olan etkileri birbirinden farklılık göstermektedir. Genomik DNA hasarı ve hücre döngüsü açısından hücre serileri arasında anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Elde edilen veriler TMZ, leptin ve SHLA'nın hücre tipine göre kemoterapötik dirence farklı düzeyde katkı sağladığı, leptinin özellikle MGMT ekspresyonunu arttırdığı, MMR genlerinde ise genel olarak değişikliğe neden olmadığı tespit edilmiştir. Leptin ve SHLA'nın tek başlarına genomik DNA'da hasar oluşturabildiği ve hücrelerin G1 fazında birikmesine neden olduğu ancak kombinasyonlarda bu etkinin hücre tiplerine göre farklılık gösterdiği saptanmıştır. Sonuçlarımız, leptin ve SHLA'nın tek ve kombine kullanımlarının TMZ kemoterapötik direncinde rol alabileceğini ve bu etkinin hücre tipine göre ve gen spesifik olarak değiştiğini göstermektedir. Bu tez çalışması, leptin ve SHLA'nın TMZ direncindeki etkisinin araştırıldığı ilk çalışmadır.

AntagonistlerBeyin neoplazmlarıGlioblastoma+6
Farika Nur Denizler Ebiri
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İn vitro ortamda insülin reseptör substrat 1 (IRS1) bağımlı sinyal iletim ağının glioblastoma multiforme gelişimindeki rolünün belirlenmesi

Beynin temel enerji kaynağı glukozdur ve beyin, glukozu yoğun bir şekilde kullanmaktadır. Dolayısıyla beynin fizyolojik rolünü yerine getirmesi, glukoz metabolizmasının sıkı bir şekilde kontrolü ile sağlanmaktadır. İnsülin Reseptör Substrat (IRS) proteinleri, glukoz metabolizmasının regülasyonunda rol alan en önemli adaptör proteinlerdir. IRS1 bu protein ailesinin üzerinde en çok çalışılan elemanıdır. IRS1, kanserle ilgili birçok reseptörle etkileşime geçmektedir ve literatürde IRS1'in meme, akciğer, prostat, böbrek gibi birçok kanser türünde ekspresyon artışı gösterilmiştir. Yapılan çalışmalarda merkezi sinir sistemi tümörlerinden biri olan medulloblastomda da IRS1 ekspresyonunun arttığı gösterilmiştir. Bizde bu bilgiler ışığında, IRS1'in merkezi sinir sisteminin bir diğer önemli tümörü olan glioblastoma multiforme (GBM) gelişiminde de böyle bir ekspresyon artışı olabileceğini düşündük. Buradan yola çıkarak in vitro ortamda IRS1 bağımlı sinyal iletim ağının GBM gelişimindeki rölünü belirlemeyi amaçladık. Çalışmada, U-87 MG hücre hattı kullanıldı. IRS1 proteinin ekspresyonunu U-87 MG hücrelerinde arttırmak amacıyla pcDNA3.1-flag tagged-insan IRS1 ekspresyon vektörü lipofektamin aracılığı ile hücrelere transfekte edildi. Ektopik IRS1 ekspresyon artışının GBM hücrelerinin sağkalımı üzerindeki fonksiyonel etkisi MTT analizi, insülin sinyali üzerindeki moleküler etkisi western blot analizi ile belirlendi. Elde ettiğimiz sonuçlar, ektopik IRS1 ekspresyon artışının GBM hücre sağkalımını arttırdığını göstermektedir. Ayrıca, IRS1 ekspresyon artışının, insülin indüklü Grb2, ERK ve AKT proteinlerinin aktivasyonlarında artış gerçekleştirdiği saptanmıştır. Çalışmamız, GBM hücrelerinde IRS1 ekspresyon ve aktivasyon artışının, hücre sağkalımını AKT aktivasyonu aracılığıyla arttırdığını ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Beyin Tümörleri, Glioblastoma Multiforme, IRS1, İnsülin Reseptör Substrat Proteinleri (IRS), İnsülin Sinyali.

Beyin hastalıklarıBeyin neoplazmlarıGlioblastoma+5
Zafer Yaren
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Glioblastoma multiforme, menenjiyom (birincil) ve metastaz (ikincil) beyin tümörlerine ait fenotiplerin belirlenmesinde kullanılacak bütünleşik omiks analizler için analitik yöntem geliştirilmesi ve uygulanması

Genotip ve fenotip arasındaki doğrudan nedensel ve fonksiyonel bağlantıları göstermek için protein, metabolit ve lipit gibi ara moleküler seviyelerin kapsamlı şeklilde incelenmesi çok önemlidir. Kapsamlı metabolomik ve lipidomik analizler için birden çok analitik tekniğe ve analiz koşullarının optimizasyonuna ihtiyaç vardır. Çalışma kapsamında metabolomik analizler eş zamanlı olarak GC-MS ve LC-qTOF-MS ile lipidomik analizler ise LC-qTOF-MS ile gerçekleştirilmiş ve kullanılan analitik yöntemler çeşitli deneysel tasarımlar ile optimize edilmiştir. Plazma örnekleri için metanol:su:kloroform (3:1:3, h/h/h), doku örnekleri için ise metanol:su:diklorometan (2:1:3, h/h/h) metabolitlerin, lipitlerin ve hatta proteinlerin tüketilmesi için optimum çözücü karışımları olarak belirlenmiştir. Doku örneklerinin GC-MS temelli metabolomik analizleri için sililleme reaktifinin inkübasyon süresi ve sıcaklığının, metoksiamin derişimi-metanol hacmi etkileşiminin, plazma örnekleri içinse metoksiamin derişimi ile sililleme reaktifinin inkübasyon süresinin ve metanol-metoksiamin hacmi etkileşiminin analiz sonuçlarını etkileyen önemli parametreler olduğu belirlenmiştir. LC-qTOF-MS temelli metabolomik analizler için uçurulan örneklerin yeniden çözülmesinde kullanılan hareketli faz bileşiminin hem doku hem de plazma örneklerinden yapılan analizlerin sonuçlarını etkilediği tespit edilmiştir. LC-qTOF-MS temelli metabolomik ve lipidomik analizlerin kromatografik koşullarına etki eden parametreler ise Box-Behnken tasarımı ile optimize edilmiştir. Metabolomik ve lipidomik analizler için geliştirilen analitik yöntemler beyin tümörlü hasta grupları ile kontrol grubunu oluşturan bireylerden toplanan doku ve plazma örneklerine uygulanmış ve bu tümörlere ait fenotipler aydınlatılarak sonuçlar klink açıdan bütüncül olarak değerlendirilmiştir.

Beyin neoplazmlarıFenotipGlioblastoma+7
Cemil Can Eylem
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Glioblastomanın görüntüleme ve fotodinamik tedavisi için multifonksiyonel, hedeflendirilmiş, teranostik lipozomların geliştirilmesi ve etkinliğinin ın vitro incelenmesi

Beyin tümörlerinin en yüksek insidans ve en düşük sağkalıma sahip türlerinden olan glioblastomanın (GBM) etkili teşhis ve tedavisinde halen istenilen başarı sağlanamamış ve etkili ve spesifik teşhis ve tedavi ajanları üzerine çalışmalar artmıştır. Tez çalışmasında GBM teşhis ve tedavisi için GLUT1'e hedeflemek amacıyla N-asetil glukozamin (NAG) ile modifiye edilmiş; PET/BT görüntüleme için 68Ga ile işaretlenmiş, fotodinamik/fototermal tedavi (PDT/PTT) ve NIR görüntüleme amacıyla IR780 hapsedilmiş, PEG kaplı, nanoboyutlu nötral ve pozitif yüklü teranostik lipozomlar geliştirilmiş, karakterizasyon, in vitro salım profilleri ile stabilite çalışmaları ve işaretleme verimi, işaretlemenin stabilitesi çalışmaları yapılmıştır. Hücre tutulumları RG2 ve U87, NIR ve floresans mikroskop görüntüleri RG2 hücre hattında alınmış ve PDT/PTT etkinlikleri NIR ışığında (808 nm, 0.8-1 W/cm²) değerlendirilmiştir. Sitotoksisiteleri RG2, U87 ve L929 hücre hatlarında incelenmiştir. Optimum ortalama partikül boyutuna (181-193 nm), enkapsülasyon etkinliğine (%79-84) ve zeta potansiyele (-5 - -7 mV) sahip lipozomlar Langenbucher kinetiğine uygun salım göstermiştir. pH:3,5, 80oC'de ve 5 dk. inkübasyon süresinde 68Ga ile maksimum işaretleme verimi saptanmıştır. 4oC'de 30 gün stabil kaldıkları ve hedeflendirilmiş formülasyonların hedeflendirilmemişlere, pozitif yüklülerin ise nötral formülasyonlara göre hücre içine alımının daha fazla olduğu saptanmıştır. Formülasyonlar NIR ışığı (808 nm, 0.8-1 W/cm²) altında PDT/PTT etkinliği göstermiş ve L929 hücre hattında RG2 ve U87'ye göre daha düşük sitotoksisite göstermiştir. Hedeflendirilmiş lipozomlar GBM'nın in vitro olarak PDT/PTT ile tedavi ve PET/BT ve NIR görüntülemede etkili potansiyel teranostik ajanlar olarak değerlendirilmiştir.

Beyin hastalıklarıBeyin neoplazmlarıFotodinamik tedavi+5
Fidan Gülçin Onaral
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Polisorbat 80 kaplı, kurkumin ve dosetaksel yüklü PLGA nanopartiküller sistemlerin geliştirilmesi ve beyin tümörü etkinliklerinin değerlendirilmesi

Merkezi sinir sistemi (MSS) ilaç taşıması araştırıcılar için bir zorluk oluşturmaktadır. Kan-beyin bariyeri (KBB) sistemik olarak uygulanan terapötik ajanların geçişini önemli ölçüde engeller ve beyin ekstrasellüler matrisi, lokal olarak uygulanan ajanların dağılımını ve kalış süresini sınırlandırmaktadır. Polisorbat 80 (Poly 80) kaplı Poli(laktik-ko-glikolik asit (PLGA) nanopartikülleri (Poly 80-PLGA NP'ler) bu problemlere umut veren bir çözüm sunmaktadır. Polisorbat 80 (Tween® 80) ile kaplanmış ilaç yüklü PLGA nanopartiküller, intravenöz enjeksiyondan sonra beyin kanser tedavisinde kullanılan antineoplastik ilaçların etkili bir şekilde beyine taşınmasını sağlamaktadır. Yüksek yan etkileri ve direnci gelişen olan antineoplastik ilaç grubunda yer alan dosetaksel ile birlikte kullanılan kurkumin, dosetaksel dozunu azaltarak kanser tedavisinin yan etkilerini azaltmaktadır. Bu çalışmada, PLGA nanopartikülleri tekli emülsiyon yöntemi ile 3-değişkenli 3-seviyeli Box-Behnken tasarımı ile optimize edilmiş dosetaksel (DTX) ve kurkumin (CCM) yüklü PLGA NP'ler, polimer konsantrasyonu (X1), ilaç konsantrasyonu (X2) ve organik/su oranının (X3) bağımsız değişkenler ve partikül büyüklüğü (Y1), ilaç enkapsülasyon etkinliği (Y2) ve polidispersite (PDI) (Y3) olarak yanıtları kullanılmıştır. Hazırlanan Poly80-DTX-CCM-PLGA-NP'ler partikül boyutu, polidispersite, zeta potansiyeli, ilaç enkapsülasyon etkinliği, TEM/SEM görüntüleri ve FTIR analizi ile karakterize edilmiştir. bEnd.3 endotel ve U87 glioma hücrelerinde MTT testi yapılarak, güvenli PLGA nanopartikül miktarı belirlenerek, optimum formülasyon için U87 hücrelerde etkinlik değerlendirilmiştir. Ayrıca bEnd.3 hücrelerde alımı polisorbat 80 kaplamalı NP'lerin kaplamasız olan NP'lere göre daha yüksek olduğu gösterilmiştir. In vivo olarak ise, Flamma 774 yüklü Poly 80-PLGA-NP enjekte edilen farelere in vivo görüntüleme sistemi (IVIS) kullanılarak KBB aşarak beyine geçişi gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kan-Beyin Bariyeri (KBB), Docetaksel, Kurkumin, PLGA Nanopartiküller, Polisorbate 80 kaplama, Box-Behnken Tasarım

BeyinBeyin neoplazmlarıDosetaksel+6
Indrıt Seko
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Beyin metastazı bulunan meme kanseri hastalarında peritümöral ödemin değerlendirilmesi

Meme kanserinde, tıbbi onkolojideki gelişmelerle sağkalım her geçen gün artmaktadır. Ancak meme kanserinde beyin metastazlarının, ayrıca beyindeki metastazlara sekonder ortaya çıkan ödemin seyri, tedavisi güncel yaklaşım gerektiren ve literatürü günden güne yenilenen önemli bir konu olma özelliğini sürdürmektedir. Bu çalışmanın amacı, beyin metastazı olan meme kanseri hastalarında metastaz varlığının, metastaza bağlı ödemin değerlendirilmesidir. Çalışmaya 2007-2019 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Medikal Onkoloji Bilim Dalı'nda takipli kadın beyin metastazı olan 69 hasta dahil edilmiştir. Çalışmada; temporal lob tutulumu ile ödem durumu arasında (p=0,010), tanı anında şift varlığı ile total metastaz volümü arasında (p=0,027), HER2 pozitifiği ile tutulan hemisfer arasında (p=0,027) istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. Beyin metastazlı hastalar içerisinde HER2 pozitif olan hasta grubunun median sağkalım süresi Triple negatif meme kanserli olan gruba göre istatistiksel anlamlı olarak daha uzun bulunmuştur. Beyin metastazlı hastalarda ödem gelişen hasta grubunun, ödem gelişmeyenlere göre median sağkalım süresi daha kısadır ancak istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir. Çalışmamızın bulgularından yola çıkacak olursak; beyin metastazlı hasta grubunda meme kanserinin alt tipi median sağkalım açısından önemli faktörlerden birisidir. Ayrıca ödem gelişimi istatistiksel anlamlı ilişki ortaya koyulamasa da median sağkalımı daha kısa olması açısından önemlidir. MRG gibi görüntüleme yöntemleriyle metastazın ve ödemin yerinin tespiti önemlidir. Hastalarda ödem oluşumunu etkileyen süreçleri de ortaya koymak açısından prospektif çalışmalarla bu konuya daha fazla açıklık getirilebilir.

BeyinBeyin neoplazmlarıMeme hastalıkları+5
Akif Can Güler
Hacettepe University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Glioblastom kök hücrelerini görüntüleme amaçlı gepı temelli hetero-fonksiyonel peptidler

Altın nanopartiküllerin (ANP) nano-tıp alanında yüksek bir potansiyele sahip olduğu gösterilmektedir. Yüksek elektron yoğunluğu ve benzersiz optik özellikleri nedeniyle, ANP'ler biyo-görüntülemede kontrast maddesi, tanı probları ve hedefleyici sistemler olarak verimli bir biçimde kullanılabilmektedir. ANP'ler ayrıca hipertermi tedavisinde termal enerji taşıyıcısı olarak kullanılmaktadır. Bununla birlikte, biyolojik sistemlerde taşınmaları için stabil ve sağlam yapıda olmaları ANP'lerin biyolojik işlevini kritik bir hale getirmektedir. Biyolojik işlev, nispeten sert koşullar ve kuvvetli indirgeyici ajanları içeren fiziksel veya çok basamaklı kimyasal yöntemlerle biyolojik bir yapının ANP'lerle birleştirilmesiyle kazandırılır. Bu çalışmada, tasarlanmış peptid temelli kendiliğinden birliktelik fonksiyonilizasyon metodu glioblastom (GBM) kanser kök hücreleri (KKH'leri) ni özgün hedefleyen fonksiyonilize ANP'lerin oluşturulması için kullanıldı. Tasarlanan peptid dizileri hem gliom hücresine bağlanan peptid hem de ANP yüzeyi ile kendiliğinden bir araya gelen altın bağlanma dizisini içermektedir. Altına bağlanan peptid dizisi, daha önce kombinatoryal FliTrx peptid kütüphane tekniği kullanılarak seçildi. Peptidlerin, 15nm çapında ANP'lerle bağlanma etkinliği lokalize yüzey plazmon rezonans spektroskopisi (LSPR) ile test edildi. Spektral tarama verisi GraphPad Prism 6.0 yazılımıyla değerlendirildi. AlamarBlue testi, fonksiyonel ANP'lerin NIH/3T3, U-87 MG ve GBM KKH hatları üzerindeki olası sitotoksik etkisinin tanımlanmasında kullanıldı. Hücre hatlarına göre, hetero-fonksiyonel peptidlerin bağlanma karakterini test etmek için hücre yayılım testi kullanıldı. Sonuçlar, kimerik peptid ile fonksiyonilize edilmiş ANP'lerin hücreye özgün hedefleme için geliştirildiğini gösterdi. Hetero-fonksiyonel peptidlerin bağlanma için hücre seçiciliğine sahip olduğu bulundu. Geliştirdiğimiz hetero-fonksiyonel peptid stratejisi yalnızca hücre görüntüleme için değil ayrıca potansiyel olarak kemoterapi ajanlarının yan etkisini düşürebilen tümör bölgesine özgün ilaç taşınımı ve nanopartikül ilişkili hipertermi tedavisinin geliştirilmesinde GBM hastaları için umut verici bir yaklaşım olarak kullanılabilir.

AltınBeyin neoplazmlarıGlioblastoma+5
Hasan Onur Çağlar
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Non-astrositik primer santral sinir sistemi tümörlerinde DSC perfüzyon MR görüntüleme

GİRİŞ VE AMAÇ: Glial tümörlerin perfüzyon MR bulguları literatürde geniş olarak bulunmaktadır. Ancak meningiom, ependimom, lenfoma, hemanjioblastom, şvannom medulloblastom gibi non-astrositik primer beyin tümörlerinin DSC perfüzyon MR bulguları ile ilgili çalışma az sayıdadır. Çalışmamızda, bu nedenle, non-astrositik beyin tümörlerinin perfüzyon MR bulgularının ortaya konması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya 53 hasta (15 meningiom, 13 lenfoma, 13 oligodendrogliom, 4 ependimom, 4 şvannom, 2 medulloblastom, 2 hemanjioblastom) dahil edildi. Olguların tümüne 3Tesla sisteminde DSC perfüzyon MR uygulanmıştır. Tüm tümörlerde maksimum rCBV ve rCBF değerleri ROİ tekniği ile hesaplanmıştır. Tümörlerin histolojik tipleri ile rCBVmax değerlerinin karşılaştırılması Oneway ANOVA Varyans Analizi ve Bonferroni Post HOC testi ile yapıldı. P değeri 0.05'den küçük olduğunda saptanan farklılıklar anlamlı kabul edildi. BULGULAR: Bu olgularda ortalama rCBVmax (ortalama±st.sapma) değerleri: meningiomlarda 5.51±2.1, lenfomalarda 3.07±1.63, anaplastik oligodendrogliomlarda 2.49±0.9, oligodendrogliomlarda 3.92±2.11, ependimomlarda 5.77±2.24, şvannomlarda 5.03±1.92, medulloblastomlarada 1.79±0.97, hemanjioblastomlarda ise 7.65±0.91 olarak ölçüldü. Meningiomlarla lenfomaların rCBV değerleri arasında istatiksel olarak anlamlı fark elde edildi (P<0.033). Çalışmaya dahil diğer tümörlerde rCBV değerlerinde fark oluşma eğilimi görülmesine rağmen istatiksel olarak anlamlı değildi (P>0.05). SONUÇ: Perfüzyon MRG, non-astrositik beyin tümörlerinin de diğer santral sinir sistemi tümörlerinden ayırıcı tanısında yarar sağlayabilir. Anahtar kelimeler:meningiom, DSC, perfüzyon MR, beyin tümörü.

Beyin neoplazmlarıManyetik rezonans görüntülemeMenenjiom+5
Huseyn Gulıyev
Ege University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Beyin tümörlerinde izositrat dehidrogenaz-1 genindeki mutasyon ilekonvansiyonel MRG ve MR spektroskopi bulgularının karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada IDH1-mutant ve IDH1-wild tip olgularda Konvansiyonel MR bulguları ve MR Spekroskopi metabolitlerinden Cho/Cr ve Cho/NAA oranları arasında anlamlı farklılık olup olmadığı araştırılacaktır. Aynı zamanda IDH1-mutant ve IDH1-wild tip olguların Konvansiyonel MRG ve MR Spektroskopi bulguları arasındaki korelasyonun varlığı ortaya konabilirse tedavi protokolünün belirlenmesinde yardımcı bir yöntem olarak kullanılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamıza Ocak 2020 – Aralık 2022 tarihleri arasında primer beyin tümörü tanısı ve IDH1 mutasyon durumu histopatolojik olarak kesinleşmiş ve pre-postoperatif olarak MR Spectroskopi tetkik edilen 24 olgu dahil edilmiştir. IDH1 mutant ve wild tip olguların Konvansiyonel MRG bulguları ile Cho/Cr ve Cho/NAA metabolitleri arasında anlamlı farklılık olup olmadığı araştırılmıştır. Bulgular: Araştırmaya alınan 24 katılımcının 13'ü (%54,2) erkek, 11'i (%45,8) kadın idi. 17 hastanın histopatolojik inceleme sonucu glioblastom (%70,8), 6 hastanın astrositom (%25), 1 hastanın medullablostom (%4.2) idi. Hastaların IDH1 immunogenetik inceleme sonucunun 6 sı IDH1 pozitif (%25), 18 i IDH1 wild tip (%75) olduğu görüldü. Tümörün histopatolojik inceleme sonucu WHO Grade 1 ve 2 olanlar düşük grade , WHO Grade 3 ve 4 olanlar yüksek grade olarak kabul edildi (Çalışma grubumuzda WHO grade 1 olgumuz yoktu). Tümörün tek lobda yer alması unilateral, birden çok lobda veya karşı hemisferde de yer alması bilateral kabul edildi. Tümöre ait solid dokunun total volümünün kontrastlanmasının %50 ve daha az olması yok veya ılımlı kontrastlanma, %50 üzerinde kontrastlanmasının ise belirgin kontrastlanmış olduğu kabul edildi. Tümör dokusunun çevre yapılara bası yaparak orta hatta en az 5 mm lik shift oluşturduğu zaman kitle etkisinin şiddetli olduğu, çevre yapılara herhangi bir bası etkisi olmadığı veya orta hatta 5 mm den daha az shift oluşturması durumu ise kitle etkisinin yok veya ılımlı olduğu kabul edildi. Tümöre ait periferik vazojenik ödemin tümörün lokalize olduğu lob ile sınırlı olması veya hiç olmaması durumu ödemin yok veya ılımlı olduğu, birden çok lobda veya karşı hemisferde yer alması durumunda ise ödemin belirgin olduğu kabul edildi. MRG de tümörün görüntüleme özelliklerine göre malign olduğu düşünülenler yüksek grade, benign olduğu düşünülen olgular ise düşük grade olarak kabul edildi. 24 olgunun MR Spektroskopi incelemesinde Cho/Cr ve Cho/NAA metabolitlerinin oranları ile tümörün histopatolojik grade i, büyüme paterni, tümör sınırları, sinyal intensitesi, kontrastlanması, kitle etkisi, tümöre ait periferik vazojenik ödem, konvansiyonel görünüm (benign veya malign) özelliklerine göre karşılaştırma yapıldı. Yapılan karşılaştırmalı analizde Cho/Cr ve Cho/NAA oranları ile tümöre ait belirtilen özellikler arasında anlamlı istatistiksel fark bulunmamıştır (p>0.05). 6 IDH1 mutant ve 18 IDH1 wild tip olgunun histopatolojik grade i, büyüme paterni, tümör sınırları, sinyal intensitesi, kontrastlanması, kitle etkisi, tümöre ait periferik vazojenik ödem, konvansiyonel görünüm (benign veya malign), Cho/Cr ve Cho/NAA metabolitlerinin oranlarına göre karşılaştırma yapıldı. IDH1 mutant ve IDH1 wild tip olgular arasında Cho/NAA metabolit oranları arasında anlamlı istatistiksel fark saptanmıştır (p<0,05). İki olgu grubu arasında diğer MRG bulguları açısından anlamlı istatistiksel fark bulunmamıştır (p>0.05). IDH1 wild tip olguların Cho/NAA oranları IDH1 mutant olgulara göre anlamlı olarak yüksekti. IDH1 wild tip olgular ve IDH1 mutant olgular arasındaki Cho/NAA oranlarını ayırt etmek için belirlenen optimal cut-off değeri 1.15 olarak saptanmıştır. Sonuç: Araştırmamız IDH1 wild tip olguların Cho/NAA oranlarının IDH1 mutant olgulara göre anlamlı bir şekilde yüksek olduğunu göstermiştir. Böylelikle MR Spectroskopi incelemede Cho/NAA oranının, IDH1 wild tip gliomaların invazif olmayan bir şekilde IDH1 mutant glioma ayrımına izin verdiği sonucuna vardık.

Beyin hastalıklarıBeyin neoplazmlarıManyetik rezonans görüntüleme+4
Ersen Turhan
Necmettin Erbakan University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kültüre edilmiş C6 glioma hücrelerinde epigallokateşin gallat ve resveratrolün biyokimyasal etkilerinin incelenmesi

Çalışmamızda, antioksidan özellikleri bilinen Epigallokateşin Gallat ve Resveratrol'ün sıçan C6 glioma hücre soyunda ayrı ayrı ve birlikte kullanılarak biyokimyasal etkileri araştırıldı.Epigallokateşin gallat 50, 100 ?g, resveratrol 25, 50 ?g dozlarda ve bunların kombinasyonları 24, 48, 72 saatlik sürelerle kültür ortamında hücrelere uygulandı. Bu uygulamaların sonunda total siyalik asit, lipid bağlı siyalik asit, protein karbonil ve malondialdehit düzeyleri tayin edildi ve sonuçlar Mann-Whitney U testine göre değerlendirildi.Elde edilen değerler istatistiksel olarak karşılaştırıldığında; kateşin + resveratrol grubunun 100+50 ?g'lık dozunun 72. saatteki total siyalik asit düzeyinin, kontrol grubununa göre düşük (p<0.05) olduğu tespit edildi. Kateşin 50 ?g grubunun 24. saat lipid bağlı siyalik asit düzeyi, resveratrol 25 ?g grubunun 24. saat, yine kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük (p<0.05) bulundular. Resveratrol grubunun 50 ?g'lık dozlarının 72. saatlik protein karbonil tayini düzeyleri kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük (p<0.05) olduğu saptandı. Total siyalik asit, lipit bağlı siyalik asit ve protein karbonil parametrelerinde istatiksel olarak anlamlı olan doz ve zamanlar, oksidatif strese karşı olumlu cevap alındığını gösterir. Lipid oksidasyonu göstergesi olan malondialdehit düzeyinde anlamlı bir düşüş bulunamadı bu da maddelerimizin uyguladığımız doz ve zaman dilimlerinde oksidatif strese karşı olumlu etkisi olmadığı şeklinde yorumlandı.Sonuç olarak her biyokimyasal parametrenin en uygun doz ve zamanda C6 glioma hücrelerini etkilediğini ve bu konsantrasyonlarda kullanılabilirliği uygun olduğu sonucuna varıldı. Çalışmamıza farklı biyokimyasal parametreler ve hücresel yöntemler eklenerek devam edilecektir.Anahtar Kelimeler: Epigallokateşin gallat, Resveratrol, C6 glioma, Total siyalik asit, Lipit bağlı siyalik asit, Protein karbonil, Malondialdehit, Antioksidan.

AntioksidanlarBeyin neoplazmlarıGlioma+5
Pınar Sarı
Demiroğlu Bilim University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Beyin metastazlarının lokalizasyonlarına göre gamma knife radyocerrahinin etkilerine yönelik klinik araştırma

Bu çalışma Ocak 2016 – Ocak 2023 yılları arasında 7 yıl süre içerisinde Pamukkale Üniversitesi Beyin Cerrahi ABD servisine yönlendirilmiş ve beyin metastazı sebebiyle Gamma Knife yapılmış hastalar retrospektif olarak incelendi. Hastaların verilerine HBYS ve E-nabız üzerinden ulaşıldı. Ayrıca beyin tümör konumu ve hacimleri MRG bulgularından ölçülerek raporlandı. Erkekler %73,3 oranı ile çoğunluktayken ortalama yaş 61,77 idi. Hastaların primer tutulum bölgesinde akciğer (%65,8) ve meme (%14) çoğunluktayken diğer tutulum bölgelerine ait hastalar düşük orandaydı. Erkeklerde akciğer primer (%26,2) ve kadınlarda meme primerli olgular (%45,6) daha fazlaydı (p=0,0001). Primer tutulum bölgesi ile GK sonrası 12. ay kontroldeki tümör yanıtı arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu(p=0,050). 12 ay sonraki kontrollerde progresif davranışlı tümörlerde Karnofsky skoru 76,67 ortalamadayken tam yanıt gördüğümüz hastalarda 80,66 ortalamadaydı (p=0,044). RPA sınıflaması ve karnofsky skorları ile mortalite istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,050). Akciğerde frontal lobda, parietal lobda ve oksipital lobda istatistiksel olarak anlamlı şekilde tümör davranışı küçülme eğilimindeydi (r>0,50: p<0,050). Akciğerde temporal lobta 12. ay kontrol tümör davranışında progresif tümörler daha agresif büyüme eğilimi gösterdi (r=0,390; p=0,040). Memede serebellum ve parietal lobta 12. ay kontrol progresif tümör davranışlarında agresif büyüme eğilimi gördük (r>0,50: p<0,050). Sonuç olarak: Akciğer ve meme metastazlı tümörlerde paryetal lob, serebellum ve frontal lob tutulumlarıyla daha sık karşılaştık. Tümör davranışlarında ise GK sonrası yapılan 12 aylık kontrollerde progresif davranış gördüğümüz 44 hastada büyüme oranlarımız çok yüksekti. İleride kanser alt tiplerinin dahil edildiği ve diğer primer kanser bölgelerine dahil edilecek hasta sayısının daha yüksek bulunduğu vaka serisinde çalışmanın yinelenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Beyin hastalıklarıBeyin neoplazmlarıNeoplazm metastazları+3
Defne Berker
Pamukkale University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Glioblastoma primer beyin tümörlerinde SIRT4'ün glutamat metabolizması ile ilişkisinin incelenmesi ve potansiyel tümör baskılayıcı özelliğinin araştırılması

Amaç: Eksitotoksisite; glutamatın, fazla salınım veya bozulmuş geri alım nedeniyle nöronlar arası boşlukta birikme durumudur. Eksitotoksisite birçok beyin hastalığında rol oynar. Nöronlar arası boşluğa salınan glutamatı, astrositlerde bulunan GLT-1 (Glutamat Transporter 1) toplar. Glutamatın bir kısmı, astrositlerde glutamat dehidrogenaz (GDH) tarafından α-ketoglutarata çevrilir ve TCA siklusuna girer. İkinci bir yol olarak; glutamat, astrositlerde glutamin sentetaz (GS) tarafından glutamine çevrilir. Glutamin, tekrar glutamaterjik nörona geçerek bu döngüyü sürdürür. Gereç ve Yöntem: Glioblastoma Multiform (GBM), tüm birincil beyin ve merkezi sinir sistemi neoplazilerinin %16'sını oluşturan, en yaygın birincil kötü huylu beyin tümörüdür. Glioblastomada, nöronların, eksitotoksisite yolu ile öldüğü bilinmektedir. Glutamat alınımından çoğunlukla Glutamat Transporter 1 (GLT-1) diğer adıyla Eksitatör Amino Asit Taşıyıcısı 2 (EAAT2) sorumludur. EAAT2'nin aktivitesinin azalması, glutamat birikimine yol açar. Bu birikim, hücre içi Ca+2 konsantrasyonunda yükselme ve hücresel ATP seviyelerinde azalma yolunu takip ederek glutamat eksitotoksisitesine ve nöronların olası nekrozuna sebep olur. Bulgular: Sirtuinler, proteinleri deasetilasyon veya ADP-ribosilasyon yoluyla posttranslasyonel olarak modifiye eden; çekirdek, mitokondri veya sitoplazmada ifade edilen enzimlerdir. Sirtuin 4 (SIRT4), beyinde de ifade edilen bir mitokondriyal sirtuindir. Daha önce, SIRT4'ün farede delesyonunun, bir eksitotoksik ajan olan kainik aside karşı hassasiyeti arttırdığı ve GLT-1'e bağlı glutamat alımını azalttığı gösterilmiştir. Yapılan diğer çalışmalarda ise SIRT4'ün, hücre dizilerinde, glutamate metabolizmasını modüle ederek, eksitotoksisiteyi engellediği gösterilmiştir. Glutamat metabolizması modülatörlerinin glioblastoma tümörlerindeki ifadesinin belirlenmesi; hastalığın tespiti, prognozu, mekanizması ve ilerleyişini anlamak için yol gösterici olacaktır. Sonuç: Bu çalışmada 84 adet primer tümörlü beyin dokusu (parafinli kesit), 12 adet kontrol beyin dokusu (parafinli kesit) alınmıştır. Parafinli doku kesitlerinden, RNA izolasyon kiti kullanılarak ve protokole uyarak total RNA çıkarılmıştır. Nanodrop ile RNA konsantrasyonları ve kalitesi ölçüldükten sonra cDNA sentez kiti kullanılarak ve verilen protokole uyularak cDNA elde edilmiştir. Elde edilen cDNA, glutamat dehidrojenaza (GDH), glutamin sentetaz (GS) ve Sirtuin4 (SIRT4)'e özgü primerler kullanılarak ve qPCR (quantitative PCR-kuantitatif polimer zincir reaksiyonu) kit protokolüne uyularak mRNA elde etme işlemine tabi tutulmuştur. Elde edilen GDH, GS ve SIRT4 mRNA'ları, beta aktin mRNA'sına oranlanarak normalleştirilmiştir. Daha sonra istatiksel analizde iki örnek grubunun ortalamaları arasındaki fark için Two-Tailed Unpaired, Student's t-test kullanılmıştır. Grup sayısı üç ve üzerinde olan durumlar için ise OneWay ANOVA testi kullanılmıştır.

Beyin hastalıklarıBeyin neoplazmlarıGlioblastoma+5
Ayşenur Akkulak
Aydın Adnan Menderes University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Diosgeninin glioblastoma multiforme hücre hatlarında sitotoksik ve apoptotik etkilerinin belirlenmesi

Glioblastoma Multiforme (GBM) merkezi sinir sisteminde ortaya çıkan, agresif ve malign özelliklere sahip, yaygın olarak görülen ölümcül beyin tümörlerinden biridir. Erişkinlerde en sık görülen beyin tümörüdür. GBM'nin tedavisinde radyoterapi, kemoterapi ve immünoterapi gibi yöntemler kullanılmaktadır. Bitkisel kaynaklı yeni ajanların keşfedilmeye çalışılması tedaviye yönelik yapılan araştırmalardan biridir. Diosgenin, bitkiler tarafından sentezlenen sekonder metabolitler grubuna aittir ve GBM'nin tedavisinde kullanılabilecek bitkisel bileşenlerdendir. Kanser türlerinin bazılarında anti-invaziv, anti-proliferatif, anti-metastatik ve anti-kanserojen etkiye sahiptir. Çalışmanın amacı, T98G ve LN18 hücre hatlarında diosgeninin sitotoksik etkisini, apoptoz mekanizmalarına, invazyona ve koloni oluşumuna etkisini belirlemektir. Diosgeninin hücre canlılığına etkisi XTT yöntemi ile belirlendi. LN18 ve T98G hücreleri için IC50 değeri her hücre hattında 24. Saatte 30 µM olarak bulundu. Apoptozda görev alan genlerin ekspresyon seviyelerindeki değişim gerçek-zamanlı PCR ile belirlendi ve iki hücre hattında pro-apoptotik genlerin ekspresyonları artarken, anti-apoptotik genlerin ekspresyon seviyelerinin azaldığı tespit edildi. Hücrelerin invazyon ve migrasyon yeteneklerinin azaldığı matrijel-invazyon yöntemi kullanılarak bulundu. Diosgenin uygulanmış LN18 hücrelerinin koloni oluşturma kapasitelerinin azaldığı belirlendi. Bu çalışma ile diosgeninin GBM üzerine olası etkisi ilk defa ortaya konmuştur. Elde edilen sonuçlara göre, diosgenin GBM için potansiyel bir ajan olarak gözükmektedir. Diosgeninin, GBM tedavisinde uygulanabilirliğinin test edilmesi için geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.

Beyin neoplazmları
Ahmet Yağbasan
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Beyin tümörlerinin sınıflandırılması için bilgisayar destekli tanı sisteminin tasarlanması ve uygulanması

Bu çalışmada, manyetik rezonans görüntüleri (MRG) aracılığıyla beyin tümörünün otomatik tespiti ve sınıflandırılması için iki aşamalı bir CAD sistemi geliştirilmiştir. Sistemler hem tanılama doğruluğunu artırmakta hemde ihtiyaç duyulan süreyi azaltmaktadır. Bu sistem ilk aşamada beyin tümörü MRG'sini normal ve anormal görüntüler olarak sınıflandırmaktadır. İkinci aşamada ise anormal MRG'lerden tümör tipi iyi huylu (kansersiz) veya kötü huylu (kanserli) olarak sınıflandırmaktadır. Önerilen CAD ile; K-ortalama kümeleme, MRG görüntü segmentasyonu, ayrık dalgacık dönüşümü (DWT) kullanılarak özellik çıkarmada ve temel bileşen analizi (PCA) uygulayarak özellik azaltma işlemleri gerçekleştirilmiştir. İkinci aşamadaki sınıflandırmada ise bir destek vektör makinesi (SVM) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Önerilen CAD'in performans değerlendirmesi, standart olmayan bir MRG veri tabanı kullanılarak sonuçlar elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Beyin Tümörü, DWT, PCA, SVM, Tümör Sınıflandırması

Ayrık dalga sayısıBeyin neoplazmlarıDestek vektör makineleri+1
Bilal Artuk
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Beyin tümörü ameliyatı öncesi hastaların kaygı düzeyleri ve etkileyen faktörler

Giriş: Nöroşirurjik sorunların önemli bir bölümünü oluşturan beyin tümörlerinin tedavisinde, cerrahi yöntem ile tümörün rezeksiyonu yapılmaktadır. Beyin tümörünün tanı aşamasında, ameliyat öncesi, sırası ve sonrasında yaşanabilecek sorunlar, hastalarda kaygıya neden olmaktadır. Amaç: Bu araştırma, beyin tümörü ameliyatı öncesi hastaların kaygı düzeyleri ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla planlanarak, uygulanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini İstanbul'da özel bir vakıf üniversite hastanesinde beyin tümörü ameliyatı olmak için yatan hastalardan 02.04.2016-17.06.2016 tarihleri arasında yatan 60 hasta oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, araştırmacı tarafından hazırlanan veri toplama formu ile Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Veriler; SPSS 21.0 programında, tanımlayıcı istatistiksel analizler (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, minimum-maksimum değer), Pearson Korelasyon Analizi, Kruskal Wallis Varyans Analizi ve Mann-Whitney U testi kullanılarak, %95'lik güven aralığında ve p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmada hastaların yaş ortalamasının 40.75±13.54 olduğu; kadınların (%55), evli olanların (%66.7) ve lise mezunu olanların (%46.7) daha fazla orana sahip olduğu; sürekli kaygılarının düşük düzeyde (36.46±10.52), durumluk kaygılarının ise (45.25±10.88) orta düzeyde olduğu, aralarında olumlu yönde anlamlı, ancak zayıf ilişki olduğu saptanmıştır (r=0.388; p=0.002). Hastaların çalışmama nedenlerine göre sürekli kaygı; beyin tümörü tipi, epileptik nöbet geçirme durumuna göre durumluk ve sürekli kaygı; uyku durumuna göre sürekli kaygı; daha önce beyin ameliyatı olma durumu ve önceki ameliyatında kaygı yaşama durumu ile durumluk ve sürekli kaygı; şimdiki ameliyata ilişkin eğitim alma zamanı ile durumluk kaygı ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05) (p<0.05). Hastaların %50'si ameliyata ilişkin eğitimi hekimden ve hemşireden almakla birlikte broşür de verilmesini istediğini; %95'i şimdiki ameliyata dair kaygı yaşadığını ve bu kaygıların nedenlerini sırasıyla; ameliyat sonrası fonksiyon kaybı (%92.9), ağrı (%73.6), ölüm (%43.8), uyanamama (%40.3) ve uzun süre yoğun bakım ünitesinde kalma (%36.8) olarak bildirmiştir. Sonuç ve Öneriler: Malign beyin tümörü tanısı, epileptik nöbet geçirme, düzensiz uyku durumu, beyin tümörü ameliyatı geçirmiş ve kaygı yaşamış olma, şimdiki ameliyata ilişkin eğitim alma zamanının kaygı düzeyini etkilediği saptandığından, bu özelliklere sahip hastaların ameliyat öncesi kaygı düzeylerinin değerlendirilmesi, kaygı nedenlerini de içeren eğitim verilmesi ve psikolojik destek sağlanması önerilmektedir.

AnksiyeteBeyinBeyin neoplazmları+3
Nuray Koç
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessEN

Epithelial to endothelial transition in glioblastoma: Angiogenesis

Glioblastoma multiforme (GBM) is highly incurable and one of the most aggressive and invasive primary brain tumors in adults, with abnormal vascularization. Tumor vascularization was considered as sprouting of new blood vessels from pre-existing ones composed of non-malignant endothelial cells into tumor mass. However, vasculogenic mimicry (VM) is defined as the generation of vascular channels via aggressive tumor cells in the tumor, probable responsible in the failure of anti-angiogenic therapies. Both VM and transdifferentiation of cancer stem cells into endothelial cells were reported in GBM. However, molecular mechanisms underlying the vasculogenesis of glioblastoma have not been fully identified yet. Epithelial-mesenchymal transition (EMT) is a dynamic, reversible process, playing causal role in the enhancement of metastatic potential of tumor cells. EMT may play role in angiogenesis and vasculogenic mimicry. Mitochondrial DNA (mtDNA) depletion is an important contributor to cancer malignancy. Although mtDNA depletion occurs in gliomas, the association between mtDNA depletion and EMT, their role in glioblastoma vasculogenesis is unknown. In this study, it was asked whether mtDNA depletion causes the acquisition of EMT phenotype and a subsequent increase in vasculogenic properties and differentiation potential into endothelial lineage in glioblastoma cells. U87-MG and A172 cell lines were used as GBM models. mtDNA was depleted using ethidium bromide (EtBr). mtDNA depletion induced EMT through upregulation of mesenchymal marker expression. Consistent with increased EMT properties, tubular network formation on Matrigel, invasion through a transwell system, spheroid formation and endothelial differentiation capacity were increased in mtDNA depleted cells compared to those in parental cells. Low mtDNA content induces EMT, increased VM properties and endothelial differentiation capacity together with invasiveness. In this study, mitochondrial stress was found as a crucial contributor for the acquisition of EMT and increase in vasculogenic properties in GBM, which may be a therapeutic target for glioblastoma treatment.

Brain neoplasmsDNA-mitochondrial
Özlem Türksoy
Yeditepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessEN

Glioblastoma multiforme tümörlerinde miRNA-582-5P ve miRNA-363 ekspresyon seviyelerinin kaspaz-9 üzerine etkisi

The aim of this thesis study is to investigate the expression levels of microRNA-582-5p and miRNA-363 as they relate to serum levels of caspase-9, which holds key roles in the initiation of apoptosis in glioblastoma multiforme (GBM) patients. For this purpose, a total of 71 individuals, were selected and divided into two groups: those who were diagnosed with GBM disease (n=35),and those who were not previously diagnosed with this disease (n=36).The expression levels of miRNA-582-5p, miRNA-363 and caspase-9 gene Ex5+32 G>A (rs1052576) polymorphism of the groups were analyzed using real-time polymerase chain reaction. The miRNA expression analysis showed that miRNA-582-5p and miRNA-363 expressions were significantly downregulated in the patient group (p=0.014* and p=0.010*). When the means of serum miRNA-582-5p, miRNA-363 and serum caspase-9 levels were compared, a statistically significant relationship between miRNA expression levels and caspase-9 level could not be determined (p=0.144 and p=0.050). Also, caspase-9 gene Ex5+32 G>A (rs1052576) polymorphism was investigated in GBM patients, as well as undiagnosed individuals in the Turkish population. Having GG genotype reduced the risk of GBM by 3.78 times (p=0.015*). According to the results of ROC analysis, which is the last assessment point for biomarker nomination, it was observed that miRNA-582-5p and miRNA-363 are candidate biomarkers for GBM (miRNA-582-5p ΔCт p=0.006*; fold change p= 0.0001* and miRNA-363 ΔCт p=0.0016*; fold change; p=0.0001*). In conclusion, while a statistically significant relationship was found between miRNA-582-5p, miRNA-363 expression levels and working groups, no statistically significant relationship was found between miRNA-582-5p and miRNA-363 expression levels regarding an effect on serum caspase-9 levels.

ApoptosisBrain neoplasmsGene expression+5
Deryanaz Billur
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessEN

Glial tümörlerde microrna-221 ekspresyon seviyelerinin analizi

MicroRNAs (miRNAs) consist of 18–25 nucleotides which a group of endogenous regulatory Ribonucleic Acid (RNA) partipicates as an epigentic mechanism that regulate gene expression by using RNA interference (RNAi) metabolism. miRNAs are found in relationship with pathological processes and begun to be used as biomarker in some diseases. Glial tumors are consisiting 80% of primary brain tumors. The aim of our study is to examine miRNA-221 as a biomarker candidate to define prognosis and/or classification for glial tumors. The hospital-based prospective case-control study consisted of 39 patients with glial tumor surgery and a 40 healthy individuals as control group. The peripheral blood samples were drawn from patients and control group after getting their "informed consent" were collected into EDTA-tubes. miRNA221 expression is evaluated from all blood samples. Of the 39 patients we evaluated, 23 were male (59%) and 16 were female (41%). As for the control group which consist of 40 healty individuals, 25 were male (62,5%) and 15 were female (37,5%). The levels of miRNA221 expression were determined by comparing the ΔCT values of miRNAs and the internal control. When the expression levels of miRNA221was compared according to the ΔCT factor, it was determined that the mean expression value of the patient group was 2,98 ± 2,11 while control group had 0,82 ± 2,27, there was statistically significant difference between the groups (p<0.0001). The expression levels of both miRNA221 was found to be significantly increased in the patient group than the control group. In conclusion, we found that miRNA221 expression could be a biomarker for glial tumors. But further researches must be made to make clear for its sensitivity and specifity to use for prognosis of glial tumors.

BrainBrain neoplasmsGene expression+4
Selçuk Özdoğan
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00

Related subjects