Well-being

129 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Rekreatif dans faaliyetlerine katılan bireylerin esenlik düzeylerinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, serbest zamanlarında dans etkinliklerine katılan kişilerin elde ettikleri esenlik seviyelerini incelemek ve bu seviyeleri belirli demografik özellikler çerçevesinde karşılaştırmaktır. Araştırmanın evrenini daha önce hiç rekreatif olarak dans aktivitelerine katılmamış üniversite öğrencileri oluştururken, örneklem grubunu ise tesadüfi örnekleme yöntemine dayalı olarak Trakya Üniversitesi'nde öğrenim gören öğrencilerden seçilmiş, toplamda 68 gönüllü öğrenci, 34 erkek ve 34 kadın olacak şekilde bir araya getirilmiştir. Araştırma kapsamında veri toplamak için kişisel bilgilerin yer aldığı bir form ve VanderWeele (2017)'nin geliştirdiği, "Yeni Esenlik Endeksi (New Florishing Index)" olarak adlandırılan ve Alkan (2022) tarafından Türkçe Formu Geçerlilik ve Güvenirliliği yapılan "Yeni Esenlik Ölçeği" kullanılmıştır. Ölçek güvenilirliğini tespit etmek amacıyla Cronbach Alpha katsayısı hesaplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, bağımsız ikili grupları karşılaştırırıken, bağımsız örneklem (independent Sample) T testi, bağımlı ikili grupları karşılaştırırken bağımlı(paried) örneklem T-testi ve grup ve zaman ortak etkileşiminin analizinde tekrarlı ölçümlerde iki faktörlü ANOVA kullanılmıştır. Esenlik Ölçeği ve alt boyut puanlarının çalışma ve kontrol grubu arasındaki karşılaştırılmasında ise ANCOVA analizi kullanılmıştır. Bulgulara göre katılımcıların rekreatif amaçlı dans aktivitelerine katılımlarıyla esenlik düzeyinin artması ilişkisinin yüksek olduğu (p<0,01) ve demografik değişkenlere göre farklılaştığı tespit edilmiştir (p<0,0160). Haftalık dans aktivitelerine katılan bireylerin Esenlik Ölçeği toplam ortalama puanları (ort: 80,32) katılmayanlara oranla (ort:74,18) anlamlı bir şekilde daha yüksektir. Sonuç olarak, reakreatif amaçlı dans etkinliklerine katılan bireyler ile herhangi bir katılım göstermeyen bireyler arasında esenlik düzeylerine göre anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Faaliyetlere katılan bireyler, "mutluluk ve yaşam doyumu, zihinsel ve fiziksel sağlık, yaşam amacı ve anlamı, yakın sosyal ilişkiler ve finansal ve maddi durum" boyutlarında önemli bir artış ve iyileşme gösterirken, kontrol grubunda bu durum sabitliğini koruyamamış ve azalma yönünde eğilimler göstermiştir. Bu bulgulara dayanarak, rekraetif amaçlı dans aktivitelerinin bireylerin esenliğinde iyileştirme ve koruma sağladığı söylenebilir.

DansEsenlikRekreasyon+3
Hamza Tarık Gencer
Trakya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Examining the relation between attending the language courses and well-being of the attending refugees

The purpose of this study is to examine the relation between attending a language course and well-being of the attending refugees. The study adopts a mixed-methods approach, including both qualitative and quantitative data collection and analysis methods. The study participants consist of adult refugees attending a Turkish language course. Data collection is done through semi-structured interviews and standardised scales measuring well-being and resilience. The theoretical and conceptual framework of the study provides an overview of forced migration, international legal frameworks, migration and asylum in the context of Türkiye, migration network theory and the impact of forced displacement on forced migrants. Furthermore, the literature on well-being and resilience is extensively reviewed, covering their definitions, components and associated factors. The thematic analysis of the data has identified multiple themes that offer an insight to the participants' experience of being a refugee in relation to their well-being and resilience with the quantitative data collected through the scales. As a result it was concluded that attending a language course did have a positive effect on the well-being of the participants.

TraineesRefugeesHardiness on psychological+7
Pırıl Zaim
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Well-being in older migrants and non-migrants in Germany: A specific look at health and poverty dimensions

Well-being among older people has become an essential matter, as the ageing population throughout the world become a more widespread phenomenon. Well-being is an implicit notion, which can be approached in different ways. This thesis approaches well-being from both objective and subjective perspectives and analyses its two measurable dimensions as health and poverty. This thesis aims to examine health and poverty determinants among the older population in Germany and to find whether health and poverty status converge to or diverge from each other for older migrants and non-migrants. Health is examined by looking at diabetes, depression, and subjective health measures. Poverty is examined by looking at income, wealth, and subjective poverty measures. As the data source, Wave 7 of the Survey of Health, Ageing, and Retirement of Europe is used. Six hypotheses were formulated based on migration status and length of residence, and outcome variables. Binary logistic regression model is employed to reveal the factors affecting health and poverty of the older migrants and non-migrants. Descriptive statistics by the prevalence of diabetes, depression, subjective health, income poverty, wealth poverty and subjective poverty are presented. For each model, binary logistic regression tables are given. By focusing the migration status and length of residence, the results are discussed within the framework of the healthy immigrant effect for the health models. For the poverty models, the results were discussed by comparing them with that of the previous research and hypotheses formulated. The results suggest that for health models, both older migrant groups have higher odds of having diabetes than natives. Western older migrants have lower odds of having depression while non-Western migrants have similar to that of natives. Both migrant groups have similar odds of having poor subjective health when compared to non-migrants. For poverty models, both migrant groups have higher odds of having income poverty than natives. Western migrants have lower odds of having wealth poverty while non-Western migrants have higher odds of wealth poverty compared to natives. Western migrants have similar odds of having subjective poverty and non-Western migrants have higher odds when compared to natives. In general, the results point out that healthy immigrant effect is not generalizable to the all three health models. Although we provide support for most of our formulated hypotheses, model of diabetes provides results not in line with our expectations.

GermansGermanyEmigrants+5
Nur Koyuncu
Hacettepe University · Nüfus Etütleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Geçici koruma altındaki Suriyeli göçmenlerin sosyal uyum ve iyilik halleri: Sivil toplum örgütleri üzerinden bir değerlendirme

Genel olarak ülkelerin benimsedikleri göçmen politikalarının, asimilasyon ile çok kültürlülük arasında değişen noktalarda yer aldığı bilinmektedir. Her iki göçmen politikasına dayalı farklı programlar ev sahibi ülkelerin yönetimleri tarafından biçimlendirilmektedir. Geliştirilen programların genellikle sosyal uyumun sağlanabilmesinde başarılı olmadığı yönünde eleştiriler getirilmektedir. Bu eleştirilere yanıt oluşturabilecek "tanınma teorisine" dayalı bir sosyal uyum modelinin ise adil ve etik bir sosyal uyumu geliştirebileceği ileri sürülmektedir. Göçmenlerin sosyal uyumunda başarı ölçütlerinin neler olduğu ve bu durumun nasıl ölçüleceği konusunda göçmenlerin öznel iyilik halinin değerlendirilmesi önemli bir yer tutmaktadır. Göçmenlerin iyilik halinin, onların sosyal uyum düzeyini artırdığı öngörüsü ile yapılan çalışmalarda çoğunlukla göçmenlerin ev sahibi toplumun öznel iyilik düzeyine ulaşamadıkları gösterilmekte ve alan literatüründe, bu durumun nedenlerinin irdelenmesinin gerekliliğine işaret edilmektedir. "Tanınma teorisine" dayalı çalışmalarda ise, olumlu tanınma tutumları ile göçmenlerin iyilik hali düzeyi arasında olan pozitif ilişki gösterilmektedir. Bu çalışma, geçici koruma altındaki Suriyelilere STÖ'ler tarafından verilen sosyal uyum hizmetlerinin tanınma tutumları bağlamında nasıl bir anlama sahip olduğunu ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz (YFA) yaklaşımının kullanıldığı bu nitel çalışmada kartopu yöntemi ile ulaşılan 27 katılımcı ile yarı- yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşmelerin analizi sonucunda çalışmanın ana teması olarak" Bireysel deneyimden toplumsal yapıya doğru iletişim gereksinimi" tanımlanmıştır. Bu ana temayı oluşturan ara temalar ise "Toplumsal yapıdan kaynaklanan tanınma engelleri ", "Olumlu tanınma deneyimleri ", "STÖ kapsamında olumlu tanınma engelleri" ile "Olumlu tanınma tutumları umudu" olarak gruplanmıştır. Bu çalışma sonucunda, STÖ'ler tarafından gerçekleştirilen sosyal uyum çalışmalarında, olumlu tanınma tutumlarının geliştirilebilmesini sağlayabilmek için tüm aktör ve paydaşlar arasında hem dikey hem de yatay etkileşim olanaklarının geliştirilmesi önerilmektedir. Olumlu tanınma tutumlarının yaygınlaşarak geliştirilmesi göçmenlerin sosyal uyum başarısını artırarak onların toplumsal iyilik halini yükseltebilecektir.

Geçici hukuki korumalarGöçmenlerSivil toplum örgütleri+6
Ali Artam Ayyıldız
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sporda dönüşümcü liderlik ve performans: Bir model denemesi

Araştırmanın amacı, antrenörün dönüşümcü lider davranışlarını sporcunun algılamasının, sporcunun temel psikolojik gereksinimi, tükenmişliği, yarışma kaygısı, yaşam doyumu, pozitif-negatif duyguları aracılığında sporcunun performansına etkisini bir model kapsamında incelemektir. Araştırma grubu 16–20 yaş aralığında 391 erkek futbolcudan (ort.yaş=17.30±1.12yıl) oluşmaktadır. Veri toplama araçları Çok Faktörlü Liderlik Ölçeği, İhtiyaç Doyumu Ölçeği, Sporda Yarışma Kaygı Testi, Sporcu Tükenmişlik Ölçeği, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ve Pozitif ve Negatif Duygu Ölçeğidir. Performans ölçümleri için Vallerand ve arkadaşlarının (1) ölçüm yöntemi tercih edilmiştir. Verilerin analizinde doğrulayıcı faktör analizi ve yapısal eşitlik modeli kullanılmıştır. Dönüşümcü liderliğin temel psikolojik gereksinimleri (r=0.46;t=7.73); temel psikolojik gereksinimlerin yaşam doyumunu (r=0.53;t=7.51) ve pozitif duygular (r=0.57;t=7.43) üzerinde pozitif yönde etkisinin olduğu; temel psikolojik gereksinimlerin kaygı (r=-0.70;t=-7.89) ve tükenmişlik (r=-0.77;t=-9.65) üzerinde negatif yönde etkisinin olduğu bulunmuştur. Performansla olan ilişkilerde dönüşümcü liderin (r=0.25;t=3.06) ve yaşam doyumunun (r= 0.24;t= 2.77), pozitif duyguların (r=0.23;t=2.66) performansı anlamlı pozitif yönde etkilediği; tükenmişliğin (r=-0.35;t=-3.21) ise performansı negatif etkilediği bulunmuştur. Temel psikolojik gereksinimler (r=-0.20;t=-0.75), kaygı (r=-0.08;t=-0.78) ve negatif duyguların (r=-0.09;t=-0.95) performansa etkilerinin anlamlı olmadığı bulunmuştur. Sonuç olarak, modelin yeterli veri uyumunu gösterdiği ve anlamlı bir modelin oluştuğu saptanmıştır. Antrenör dönüşümcü liderlik davranışı gösterdiğinde sporcunun temel psikolojik gereksinimleri etkilenmekte bu da sporcunun yaşam doyumu ve pozitif duyguları gibi olumlu değişkenlerin etkisini arttırırken; sporda yarışma kaygısı, tükenmişlik ve negatif duygular gibi olumsuz değişkenlerin etkisini azaltmaktadır. Olumlu değişkenlerin etkisinin artışı ve olumsuz değişkenlerin etkisinin azalışı da sporcunun performansında olumlu yönde anlamlı bir değişim yaratmaktadır.

AnksiyeteDönüşümcü liderlikLiderlik+6
Sinan Yıldırım
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Dünyaya ilişkin varsayımlar, kişilik, mutlak doğru ihtiyacı ve biriciklik algısı değişkenlerinin depresyon ve iyi oluş ile ilişkisinde dinsel görüşün etkisi

Bu çalışmada dini inancı olan ve olmayan bireylerde; dünyaya ilişkin varsayımlar, kişilik, mutlak doğru ihtiyacı ve kişisel biriciklik algısı değişkenlerinin depresyon ve duygusal iyi oluşa etkilerini incelemek amaçlanmıştır. Dini inancı olanlarda rastlantı varsayımının, mutlak doğru ihtiyacının ve deneyime açıklığın yüksek olması depresyonu yordarken; dini inancı olmayanlarda bu ilişki görülmemiştir. Buna karşın, dini inancı olmayanlarda şans varsayımının ve dışadönüklüğün düşük olması depresyonu yordamıştır.

BiriciklikDepresyonDin+7
Begüm Şahin
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerde premenstrüel sendrom ile mental iyi oluşluk düzeyi arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Araştırma Çorlu Devlet Hastanesi'nde 27 Mayıs 2020- 27 Haziran 2021 tarihleri arasında yürütülmüştür. Hastanede çalışan 18-55 yaş arasında menstrüel siklusu düzenli olan 300 kadın hemşire araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Araştırmada yapılan görüşmede 11 sorudan oluşan Tanıtıcı Bilgi Formu, Premenstrüel Sendrom Ölçeği (PMSÖ), Warwick Edinburgh Mental İyi Oluşluk Ölçeği (WEMİOÖ) kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler Statistical Package for Social Sciences (SPSS) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir.Premenstrüel sendromun yarattığı olumsuz durumları ortadan kaldırmak veya semptomları azaltmak, hemşirelerin ilgili eğitimi ve danışmanlığı verip premenstrüel sendrom ile baş etmelerini sağlayabilmek için daha çok araştırma yapmak ve çözüm bulmak gerekmektedir.

Hastane hemşireleriHemşirelerHemşirelik+5
Kübra Erdoğan
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin ruh sağlığı okuryazarlığı düzeyinin belirlenmesi ve psikolojik yardım almaya ilişkin tutumlarının incelenmesi

Bu çalışma, üniversite öğrencilerinin ruh sağlığı okuryazarlığı düzeyleri ve psikolojik yardım almaya ilişkin tutumlarının incelenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte gerçekleştirilmiştir. Çalışma, etik kurul ve kurum izni alındıktan sonra Haliç Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencileri ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma süreçleri, 28.03.2023-26.04.2023 tarihleri arasını kapsamaktadır.Çalışmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu, Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği (RSOY) ve Psikolojik Yardım Almaya İlişkin Tutum Ölçeği-Kısa Form (PYAİTÖ-KF) ile online platform üzerinden toplanmıştır. Çalışmada, katılımcıların yaş ortalamasının 20±1, %89'unun kadın, %61,2'sinin Hemşirelik Bölümü, %60,3'ünün 1. sınıf olduğu, %75,1'inin daha önce psikolojik destek aldığı ve %61,2'sinin internetteki psikoloji bilgilerinin doğru olduğunu belirttikleri bulunmuştur. Katılımcıların, RSOY Bilgi Odaklı alt boyutu ile yaşadığı yer ve anne eğitim durumu arasında, RSOY Kaynak Odaklı alt boyutu ile daha önce psikolojik destek alma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür (p<0,05). PYAİTÖ ile daha önce psikolojik destek alma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür (p<0,05). Katılımcıların, RSOY (13,15±3,38) ve PYAİTÖ (18,38±3,77) puanlarının orta düzeyde olduğu, ölçek toplam puanları arasında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür (p=0,000). Ruh sağlığı okuryazarlığı, ihtiyaç halinde psikolojik yardım alma oranının artması için önemli bir belirleyicidir. Ruh sağlığını kapsayan bilgi eksikliğinin giderilmesi, ruhsal sorunlarda erken teşhis, önleme, koruma ve sürdürme açısından önem taşımaktadır. Üniversite öğrencilerinin müfredatlarına ruh sağlığı okuryazarlığı içerikli ders eklenmesi, psikolojik yardım kaynakları ve süreci hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlayacak girişimler ve kampüslerde psikiyatri hemşirelerinin eğitimci rolünü performe edebilecekleri multidisipliner planlamalar yapılması önerilmektedir.

Psikolojik yardımRuh sağlığıSağlık okuryazarlığı+4
Nevra Didem Özlük
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Spa-wellness projelerinin inşaat proje yönetimi süreçlerindeki kritik başarı faktörleri

Modern hayatın getirdiği stresli yaşam ve kötü beslenme alışkanlıkları insanların sağlığını olumsuz etkilemeye başladığından beri, insanların sağlıklarını geri kazandıracak ve mevcut sağlıklı hallerini korumalarını sağlayacak yöntemler arayışında bulunması kaçınılmaz olmuştur. Sudan gelen sağlık anlamı taşıyan "Spa" kavramı ve zindelik anlamı taşıyan "Wellness" kavramı bir araya gelerek; bu arayışlara cevap veren imkânlar sunmakta ve Spa-Wellness aktivitelerinin yapıldığı merkezler olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Popülaritesi ile birlikte sayıları her geçen gün artan, ülke ekonomisine hareketlilik getiren Spa-Wellness merkezleri niş bir pazarın oluşmasını sağlamıştır. Yerli-yabancı yatırımcılar, malzeme ve donanım tedarikçileri, uygulama yapan inşaat-dekorasyon firmaları, Spa-Wellness işletmeleri ve çeşitli konularda uzmanlaşan danışmanlar bu büyüyen niş pazarda yer almanın ve başarılı Spa-Wellness merkezleri yaratmanın yollarını aramaktadırlar. Spa-Wellness kavramlarının Türk kültüründeki karşılığı; varlığı çok eskilere dayanan geleneksel hamam ve kaplıcalardır. Bu geleneksel hamam ve kaplıcalar zaman içerisinde yenilenmeyen, eskiyen ve köhneleşen işletmeler terk edilmeye yüz tutmuştur. Günümüzde Spa-Wellness geçmişten gelen farklı birçok kültürün modern bir sentezidir ve evrensel bir kavramdır. Osmanlı Hamamları, Rus Banyaları, Fin saunaları, Hint Ayurvedası, Japon Onsenleri, Çin alternatif tıp teknikleri gibi farklı kültürden gelen birçok kavram modern Spa-Wellness'ın bileşenlerini oluşturmuşlardır. Geleneksel hamam ve kaplıcalar yerlerini; hamam ve termal havuzların da yer aldığı modern Spa-Wellness merkezlerine bırakmışlardır. Modern Spa-Wellness merkezi ülkemiz için yeni sayılacak bir oluşumdur. On beş-yirmi yıllık bir geçmişi vardır. Bu merkezlerin popülerliği ile birlikte sayıları her geçen gün artarken, sektöre dair bilgi ihtiyacı da artmaktadır. Bilgi eksikliği nedeniyle yatırım süreçlerinde alınan yanlış kararlar, tasarım-yapım uygulamalardaki eksik ya da hatalı durumlar ve akabinde gelişen yanlış işletme stratejileri sektörün imajını zedeleyen durumların oluşmasına sebep olmuştur. Spa-Wellness sektörünün ülke ekonomisine katkılarının farkına varan sektör katılımcıları, başarılı Spa-Wellness merkezleri yaratmayı hedeflemektedirler. Bir Spa-Wellness merkezinin başarılı kabul edilmesi için; yüksek hizmet kalitesi sunması, müşteri memnuniyeti sağlaması ve işletmenin karlı olması önemlidir. Ancak bir Spa-Wellness merkezinin bu başarı kriterlerini sağlayabilmesi temelde birçok kritik faktöre bağlıdır. Sektöre dâhil olacak bütün katılımcılar; geniş bir çerçeve ile bakarak bu kritik faktörleri göz önünde bulundurmalı, kapsamları dâhilinde olan kriterlerin yerine getirilebilmesi için gerekli hamleleri yapmalıdırlar. Bu nedenle tezin amacı; Spa-Wellness projelerinin inşaat proje yönetimi süreçlerindeki kritik başarı faktörlerinin tespit edilmesidir. Her sektör için geçerli olabileceği gibi bu sektörde de başarılı olmanın temeli öncelikle Spa-Wellness kavramlarını tanımak ve ne olduğunu anlamaktır. Bu bağlamda tez kapsamında, kaynak araştırması yapılarak; "Spa" ve "Wellness"'ın kavramsal boyutlarına, mekânsal özelliklerine, tarihsel gelişim süreçlerine, günümüzdeki durumuna, sektörü yönlendiren küresel ve yerel trendlerine yer verilmiştir. Böylelikle sektör katılımcılarına akademik bir bakış açısıyla vizyon sağlamak amaçlanmıştır. Spa-Wellness ile ilgili genel bilgi verilmesinin ardından, Spa-Wellness yapım projeleri ele alınmıştır. Spa-Wellness projeleri uzmanlık isteyen özel fonksiyonlu hacimlerden oluşur, bu nedenle de kendine has dinamikleri ve zorlukları vardır. Kaynak araştırması yapılarak, projelerin başarılı bir şekilde yürütülmesini sağlayan proje yönetimi süreçleri ve bilgi alanları Spa-Wellness projelerine uyarlanmıştır. Spa-Wellness projelerinin proje yaşam döngüsü; inşaat öncesi süreçleri, inşaat süreçleri ve inşaat sonrası süreçleri olarak üç ayrı alt başlık altında anlatılmıştır. Proje yönetim süreçleriyle ilgili kaynak çalışmasının aktarılmasının ardından örnek olay incelemeleri yapılarak, gerçekleşmiş Spa-Wellness yapım projelerinin süreçlerine bakılmıştır. Uzmanlık gerektiren Spa-Wellness projeleri, sektörde yer alacak katılımcıların da ilgili alanlarda uzmanlaşması ihtiyacını doğurmuş; bu bağlamda projelere danışmanlık, projelendirme, inşaat, imalat, ürün tedariki teknik servis ve yönetim desteği gibi hizmetler veren küçük ve büyük ölçekli uzman firmalar oluşmuştur. Örnek olay incelemelerinde bu firmalardan; birçok projeye dâhil olmuş, referansları, iş hacmi ve teknik kadrosuyla sektöre örnek teşkil eden bir tanesiyle iletişime geçilerek dâhil oldukları projeler hakkında bilgi toplanmıştır. Örnek olay incelemelerinde farklı özellikteki Spa-Wellness projeleri ele alınmıştır. Projelerin yapım yılları, yapım yöntemleri, konseptleri, yüzey alanları, bütçeleri, organizasyon şemaları, iş programları farklılık gösterdiği için proje yönetim süreçleri de farklı farklıdır. Seçilen örnek projeler; inşaat öncesi süreçler, inşaat süreçleri ve inşaat sonrası süreçler alt başlıkları altında anlatılmış; proje bilgileri aktarılmıştır. Kaynak araştırmasından elde edilen bulguların ışığında, örnek olaylar incelemelerindeki gerçekleşmiş Spa-Wellness projeleri üzerinden tespit edilen kritik başarı faktörleri tartışılmıştır. Tezin sonuç bölümünde, önceki bölümlerde yapılan araştırmalar ve örnek olay incelemelerinde edinilen tecrübeler değerlendirilerek Spa-Wellness yapım projelerinin, proje yönetim süreçlerindeki kritik başarı faktörleri bir liste halinde sıralanarak; gelecekteki Spa-Wellness projesi katılımcılarına yön verecek bir bilgi birikimi oluşturulmuştur. Bu çalışmanın etkisi; popülerliği ile birlikte sayıları her geçen gün artan Spa-Wellness projelerinin önemine dikkat çekmek ve Spa-Wellness projelerinin inşaat proje yönetimindeki kritik başarı faktörlerini belirlemek suretiyle sektörün gelişimine katkıda bulunmaktır.

HamamlarIslak mekanMimari mekan+6
Büşra Uysal
İstanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Wellbeing and its spatial experience: development of SPA design and contemporary spa spaces

Wellbeing as a notion gains importance day by day hand in hand with the status of healthiness. World Health Organization (WHO) defines health as "state of complete physical, mental and social well-being and not merely the absence of disease or infirmity" on the one hand; on the other hand, Global Wellness Institution (GWI, 2017) stresses wellness as intellectual, religious and medical movements and modern concept with ancient roots beginning with the Ayurveda treatments followed by Traditional Chinese Medicine, Ancient Greek doctrines, Roman Medicine and movements in United States and Europe in 19th century. Today, wellbeing and being healthy are the ultimate goals that are difficult to endure due to increasing stress level in modern world, working environment with high-intensity and expectations from civilized human. As a result of these, people need to have treatments and experiences to relax and stay strong. In this content, spa spaces compel attention. As the word spa literally refers to the abbreviation of sanus (salus/ sanitas) per aquam that means health coming from water in Latin. The relation between human beings and water starts in the mother womb and continues in many forms. People are always attracted to water and this interest originates from different aspects like need for bathing, religious and spiritual rituals and the belief to curative powers of water. Bathing can take place where water exist as bathtub, shower or even river, sea, ocean, lake. While human baths throughout the history, the forms of bathing shaped according to different reigns, beliefs and politics. Thus, personal and public bathing spaces emerged in relation to these routines and rethorics . In this thesis study, well-being and its spatial experience and spa design development and contemporary spa spaces, further to that, the emerging role of Turkish Hamam spatiality and its atmospherical penetration in contemporary spa design is also examined and discussed. Thesis consist of five main chapters: In first chapter; the purpose of thesis, literature review and hypothesis are stressed. To comprehend the definition of spa, the construction of spa spaces and the history behind these spaces and experiences literature study is done. In addition to that, a future projection is stressed throughout the evolution of spa in the context of hypothesis. In second chapter; the roots of bathing need, spa culture and their spatial typologies and the emergence of them are examined. In order to fully understand, spa rituals throughout the history beginning with Indus Valley, following to that Ancient Greek, Romans, Asia and Ottoman Empire Eras are discussed; further to that, the essential thresholds are examined in a timeline. In third chapter; planning a spa is analyzed deeply. In this content; spa types, determination of spa concept, spa design principals and obligations, spa components and spatial requirements, layout needs and user flows are revealed. In fourth chapter; under the indications and inputs of previous chapters, the spatial aspects and criteria that affect spa experience are specified. In this content, since in modern world, the boundaries between spa types are getting ambigous and the spas are evolved into "days spas" where users can reach any time they want and "destination spas" where users need to plan a journey to use in practical use; one destination spa in Turkey (Canyon Ranch Kaplankaya) and one resort hotel spa outside of Turkey (Joali Maldives), one city hotel spa outside of Turkey (Villa Magna Madrid) and one city hotel in Turkey (Fairmont Quasar Istanbul) are dismantled in relation to defined criteria set. In considerations of these evaluations, the increasing demand to Turkish Hamam is observed and stressed. In fifth chapter, concluding remarks and future projections are discussed. In this part; in addition to the evaluations and sectional results, it is stressed that the significance of Turkish hamam is getting more and more important gradually with its flexible and corvertible spatial aspects and utilization of spatial characteristics of Turkish Hamam emerges as an increasing demand in the design of contemporary spa ambient, while this find out is stressed and the reasons are briefly discussed on the final chapter.

Space designCustomer experienceSanus Per Aquam+2
Nazım Kahraman
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Vakıf ve devlet üniversitelerinde okuyan öğrencilerin fiziksel aktivite düzeyi ile iyilik hali arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; vakıf ve devlet üniversitelerinde okuyan öğrencilerin fiziksel aktivite düzeyi ile iyilik hali arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmaya vakıf üniversitesinden 350, devlet üniversitesinden 272 öğrenci olmak üzere toplam 622 öğrenci gönüllü olarak katılmıştır. Öğrencilerin demografik özelliklerini belirlemek için Kişisel Bilgi Formu, fiziksel aktivite düzeylerini belirlemek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Kısa Formu (IPAQ), iyilik hali puanları için İyilik Hali Kendini Algılama Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 21.0 programı kullanılmıştır. Yapılan normallik sınamasında puanların normal dağılım gösterdiği tespit edildiğinden iyilik hali puanlarının okul türü ve cinsiyete göre karşılaştırılmasında bağımsız iki örneklem t testinden; fiziksel aktivite düzeyine göre karşılaştırılmasında tek yönlü varyans (ANOVA) analizinden yararlanılmıştır. Analizlerde güven aralığı %95 (anlamlılık düzeyi 0,05 p<0,05) olarak belirlenmiştir. Çalışmaya katılan öğrencilerin %55,5'i erkek, %44,5'i kadındır ve yaş ortalamaları 24,23±3,12'dir.Öğrencilerin duygusal, zihinsel, fiziksel, sosyal manevi ve iyilik hali kendini algılama toplam puanı yüksek düzeyde tespit edilmiştir. Öğrencilerin %49'u yüksek şiddetli fiziksel aktivitede bulunmaktadır. Duygusal, zihinsel, fiziksel, sosyal, manevi iyilik hali alt boyutları ve iyilik hali toplam puanının okul türüne göre anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Vakıf üniversitesinde öğrenim gören öğrencilerin %48,3'ünün, devlet üniversitesindeki öğrencilerin %45,6'sının fiziksel aktivitesi yüksek düzeydedir. Öğrencilerin fiziksel aktivite düzeyinin öğrenim gördükleri üniversite türüne anlamlı farklılık göstermediği (p>0,05) tespit edilmiştir. Fiziksel aktivite düzeyi orta ve yüksek düzeyde olan öğrencilerin duygusal, zihinsel, fiziksel, sosyal ve manevi iyilik hali alt boyutları ve iyilik hali toplam puanları, fiziksel aktivite düzeyi düşük düzeyde olan öğrencilerin puanlarına göre anlamlı düzeyde daha yüksektir. Erkek öğrencilerin fiziksel, sosyal, manevi iyilik ve iyilik hali toplam puanları, kadın öğrencilerinkine göre anlamlı düzeyde daha yüksektir. Erkek öğrencilerin kadın öğrencilere göre fiziksel aktivite düzeyi yüksektir.Anahtar Kelimeler: Fiziksel Aktivite, İyilik Hali, Üniversite

AlgıFiziksel aktiviteVakıf üniversiteleri+4
Melih Metiner
Haliç University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yıldızın Parlasın Psikoeğitim Programının lise öğrencilerinin psikolojik sağlamlık ve sürekli umut üzerindeki etkisi

Bu araştırmada, İyilik Hali Yıldızı Modeli temelli geliştirilen Yıldızın Parlasın Psikoeğitim Programı'nın (YP-PEP), lise öğrencilerinin psikolojik sağlamlık ve sürekli umut üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışma, ön test, son test ve izleme testli, deney ve kontrol gruplu yarı deneysel bir desenle yürütülmüş; elde edilen bulgular, iç içe karma desen kapsamında toplanan nitel verilerle desteklenmiştir. Çalışmada veri toplama araçları olarak Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, Sürekli Umut Ölçeği, İyilik Hali Planlama Formu, İyilik Hali Planını İzleme ve Değerlendirme Formu ve Kısa Bilgi Formu kullanılmıştır. Deneysel uygulama, 22 lise öğrencisiyle gerçekleştirilmiş; bu öğrencilerin 11'i deney grubunda, 11'i ise kontrol grubunda yer almıştır. Nicel veriler tekrarlı ölçümler için ANOVA ile analiz edilmiştir. Bulgular, YP-PEP'in öğrencilerin umut düzeylerinde anlamlı ve kalıcı bir artış sağladığını, psikolojik sağlamlık düzeylerinde ise izleme aşamasında gelişme olduğunu göstermektedir. Nitel veriler ise içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiş ve beş ana tema etrafında yapılandırılmıştır: kendini tanıma ve içsel farkındalık; hedef odaklı mücadele ve motivasyonel süreçler; davranış değişimi ve sürdürülebilir alışkanlıklar; sosyal ve duygusal becerilerin güçlenmesi; yaşamı anlamlandırma ve umut gelişimi. Elde edilen bulgular, YP-PEP'in çok boyutlu, okul temelli bir psikoeğitim programı olarak uygulanabilirliğini ve öğrencilerin iyilik haline katkı sağladığını göstermektedir.

Lise öğrencileriPsiko-eğitim programıPsikolojik sağlamlık+3
Tuğba Terzioğlu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde hemşirelik hizmeti verenlerin psikososyal risklerinin kopenhag psikososyal risk değerlendirme ölçeği ile incelenmesi ve mental iyilik durumu ile ilişkisi

Bu çalışmada, hemşirelik hizmeti verenlerin çalışma yaşamı özellikleri, çalışma yaşamında psikososyal risk etkenlerine maruz kalımları ile mental iyilik durumları arasındaki ilişkilerin Mart-Mayıs 2019 tarihleri arasında değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Kesitsel tipte araştırmanın verileri, Ankara İli'nde bulunan bir vakıf üniversite hastanesinde çalışan 434 hemşireden oluşan araştırma grubunun kendi beyanları temelinde anket formlarına dayanmaktadır (gerçekleşme düzeyi %96,4). Çalışana ait sosyo-demografik özellikler, çalışma yaşamı özelliklerine ait değişkenler araştırmacı tarafından oluşturulan soru formları, psikososyal riskler KOPSOR-TR ve mental iyilik durumu ise GSA-12 ölçekleri kullanılarak incelenmiştir. Verilerin analizi istatistik yazılım programı kullanılarak bilgisayar ortamında, KOPSOR-TR güvenirliği ve bu grup özelinde doğrulayıcı faktör analizi ardından, araştırma değişken ilişkileri univariate, tabakalı, çok değişkenli modellemelerle incelenmiştir. En sık bildirilen psikososyal riskler iş arkadaşlarından sosyal destek eksikliği (%60,1), üst amirden sosyal destek eksikliği (%59,0) ve rol çatışmasıdır (%52,8). Mental iyilik durumu için ortanca değer kestirim noktası alındığında çalışanların %43,1'inin mental iyilik durumunun ortancaya göre daha kötü, %56,9'unun ortancaya göre daha iyi olduğu saptanmıştır. İşle ilgili psikososyal risklere göre hemşirelerin mental iyilik durumu karşılaştırıldığında yüksek bilişsel talepler, nicel talepler, duygusal talepler, duygularını gizleme, iş-ev çatışması, rol çatışması, çalışma koşulları ile ilgili iş güvencesizliği, iş doyumu eksikliği ve tükenmişliği olanların ortanca üzeri GSA puanı sahip olduğu (mental iyilik durumu daha kötü) saptanmıştır. Mental iyilik durumu ile ilişkili olduğu saptanan psikososyal risk boyutları ve ilişkileri dikkate alınarak yürütülecek izlem çalışmalarına nedensellik ve önleme zemini sağlayabilir. KOPSOR-TR iş yerlerinde bir izlem aracı olarak kullanılabilir.

Hastaneler-üniversiteHemşirelerHemşirelik+7
Gizem Birdane
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Covid-19 salgını döneminde sağlık çalışanlarının sağlık kaygısı, psikolojik iyilik hali, psikolojik dayanıklılık ve umutsuzluk düzeylerinin sağlık çalışanı olmayan yetişkinler ile karşılaştırılması

:Bu araştırmanın yapılmasındaki amaç, hala sürmekte olan COVID-19 salgınının sağlık çalışanlarının, sağlık kaygısı, psikolojik iyilik hali, psikolojik dayanıklılık ve umutsuzluk düzeyleri ile sağlık çalışanı olmayanların sağlık kaygısı, psikolojik iyilik hali, psikolojik dayanıklılık ve umutsuzluk düzeyleri ile karşılaştırılmasıdır. Araştırma Türkiye'deki 18-65 yaş arası sağlık çalışanı ve sağlık çalışanı olmayan yetişkinleri kapsamaktadır. Veriler online olarak toplanmıştır. Online anket uygulaması Google Formlar üzerinden gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında 160 kişiye ulaşılmıştır. Verilerin toplanmasında online anket formu kullanılmıştır. Anket formu sosyo-demografik özelliklere yönelik soru formu, Sağlık Anksiyetesi Envanteri, Genel Sağlık Anketi 12, Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği ve Beck Umutsuzluk Ölçeğinden oluşmaktadır. Araştırmanın veri analizi SPSS 21 paket programında yapılmıştır. Araştırma sonucunda sağlık çalışanlarının sağlık anksiyetesi düzeylerinin, sağlık çalışanı olmayan yetişkinlerden daha yüksek olduğu ancak gruplar arasındaki farkın anlamlı olmadığı tespit edilmiştir. Sağlık çalışanı olmayan katılımcıların psikolojik dayanıklılık alt boyutlarından sosyal kaynaklara ilişkin dayanıklılık düzeyinin sağlık çalışanlarına göre anlamlı şekilde yüksek olduğu görülmüştür. Bununla birlikte sağlık çalışanı olmayan katılımcıların genel olarak psikolojik dayanıklılık düzeyinin sağlık çalışanlarına göre daha yüksek olduğu ancak gruplar arasındaki farkın anlamlı olmadığı saptanmıştır. Sağlık çalışanlarının umutsuzluk düzeylerinin sağlık çalışanı olmayan yetişkinlerden daha yüksek olduğu ancak gruplar arasındaki farkın anlamlı olmadığı tespit edilmiştir. Sağlık çalışanlarının psikolojik belirti düzeylerinin diğer katılımcılara göre daha iyi seviyede olduğu ancak gruplar arasındaki farkın anlamlı olmadığı belirlenmiştir.

COVID 19Etkileşim kaygısıKaygı+7
Merve Yiğit
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sporcuların duygusal zekâ ve sosyal iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişki

Bu araştırmanın amacı sporcularının duygusal zekâ ile sosyal iyi olma düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. Çalışmanın bir diğer amacı ise araştırma grubunun duygusal zekâ düzeyleri ile sosyal iyi olma düzeylerinin yaş, cinsiyet, spor branşı, maddi durum ve eğitim durumu değişkenine göre değişiklik gösterip göstermediğinin incelenmesidir. Bu araştırmanın amacı doğrultusunda, araştırman yöntemini nicel araştırma, ilişkisel tarama ve nedensel karşılaştırma modeli oluşturmaktadır. Veri toplama yöntemi olarak anket (survey) tekniği uygulanmıştır. Araştırmanın popülasyonunu, İstanbul İlinde aktif olarak takım veya bireysel spor yapan bireyler örneklemimi ise 670 gönüllü katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcılara kişisel bilgi formu duygusal zekâ ölçeği ve sosyal iyi olma ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 25 paket programına aktarılarak analizler bu program aracılığıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı analiz, non parametrik analizlerden; Mann Whitney U, Kruskal Walls H analizleri ve ilişki için ise korelasyon analizi uygulanmıştır. Sonuç olarak cinsiyetin duygusal zekâ düzeyi; iyimserlik-ruh halinin düzenlenmesi, duyguların kullanımı ve duyguların değerlendirilmesi boyutunda belirleyici bir değişken olduğu saptanmıştır. Sosyal iyi olmanın ise cinsiyete göre değişkenlik göstermediği anlaşılmaktadır. Yaş değişkenine göre iyimserlik-ruh durumunun bir düzene sokulması, bireylerin duygularının doğru ve tutarlı kullanımı ve duygular değerlendirilirken alt boyutlarda bir farklılık durumunun açığa çıktığı duygusal zekâ toplam skorunda ve sosyal iyi olma skorunda anlamlı farklılığın olmadığı tespit edilmiştir. Gelir düzeyinin duygusal zekâ ve sosyal iyi oluş düzeyinde belirleyici bir değişken olduğu tespit edilmiştir. Eğitim düzeyi duygusal zekâ ve sosyal iyi olma düzeyinde belirleyici bir rol üstlendiği tespit edilmiştir. Duygusal zekâ düzeyi; iyimserlik-ruh halinin düzenlenmesi alt boyutunda ve sosyal iyi oluş düzeyinde branş değişkenine göre anlamlı farklılık olduğu tespit dilmiştir. Duygusal zekâ ile sosyal iyi oluş düzeyinde orta ve zayıf düzeyde pozitif ve negatif yönde ilişkiler olduğu görülmektedir.

Duygusal zekaSosyal iyi oluşSpor+3
Nawar Nazar Nassar Al Rubaye
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Effect of entrepreneurship on economic well-being in mali

ABSTRACT This study has as objective to examine the determinants of entrepreneurship in Mali, explore the relationship existing between entrepreneurship and the economic well-being of Malians and to verify the effects of entrepreneurship on economic well-being by the geographical location of households in Mali. Research over the last 25 years shows that entrepreneurship is a cause of macroeconomic development, but that the relationship between entrepreneurship and wealth is very complex. The literature emphasises that the overall positive effects of entrepreneurship depend on a variety of factors that influence the magnitude of these effects. This study employs a descriptive research design. Becker's (1965) family economic model serves as the conceptual underpinning for our investigation of the implications of social capital supply based on family and friend ties. According to the data, corruption, business experience, good health, and marriage all have a beneficial impact on the amount of entrepreneurship. Entrepreneurship was found to be negatively affected by household size, saving, and greater levels of education. Individuals are less likely to engage in entrepreneurial activity as their household size grows. This is because a larger household means more time is devoted to family welfare and less time is devoted to company ventures, resulting in a decrease in entrepreneurial activities. Having access to a savings account serves as a disincentive to any entrepreneurial venture. This is because for an individual to own savings account, he most have a job. His ability to save makes him contented with his job hence any entrepreneurial activity is far away from his present objective. Higher level of education on its part implies more training which provides an individual with cognitive skills to better evaluate an exploit opportunity, increase the level of self-confidence and reduce perceived risk.. Key words: entrepreneurship, well-being Key words: entrepreneurship, well-being

Economic welfareEntrepreneursEntrepreneurship+2
Ibrahım Bagayoko
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Mücadele sporcularında duygusal zekâ ve sosyal iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişki

Sporcuların sportif başarılarında sahip oldukları psikolojik örüntüler önem arz etmektedir. Duygusal zekâ ve sosyal iyi olma düzeylerinin, sporcuların başarıları üzerinde etkili olacağı düşünülmektedir. Bu kapsamda araştırmada mücadele sporcularında duygusal zekâ ile sosyal iyi olma düzeyi arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Bu amaç doğrultusunda İstanbul Bağcılar ilçesinde spor yapan 361 mücadele sporcusuna kişisel bilgi formu ile birlikte Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği ve Sosyal İyi Olma Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen bulgular SPSS 23.00 ile değerlendirilmiş olup; verilerin analizinde betimleyici istatistikler, korelasyon, t-test ve ANOVA'ya yer verilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre duygusal zekâ, sosyal iyi olmayı yordamaktadır. Duygusal zekânın alt faktörleri olan duyguların kullanımı ve duyguların değerlendirilmesi sosyal iyi olmayı artırmaktadır. Araştırmanın diğer bulgularına göre kadınların sosyal iyi olma düzeyleri erkeklerden yüksektir. Bununla birlikte artan gelir düzeyi sosyal iyi olmayı artırmaktadır. Sporcuların sosyal iyi olma düzeyinin başarı ve performans ile ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda, duygusal zekâya yönelik yapılacak çalışmalar sporcuların başarısını artıracak ve sürekli hale getirecektir. Anahtar Kelimeler: Mücadele sporları, duygusal zekâ, sosyal iyi olma

Duygusal zekaSosyal iyi oluşSpor+3
Ufuk Batır
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Örgütsel çatışma yönetiminin motivasyon ve bireysel iyi oluşa etkisi

Örgüt, bireysel olarak yapılması mümkün olmayan faaliyetlerin gerçekleştirilmesi amacı ile bireylerin bir araya geldiği birliklerdir. Ancak ortak bir amaç için bir araya gelinmiş olan bu yapı içerisinde çatışmaların yaşanması da kaçınılmaz bir durumdur. Her ne kadar çatışma yaşanmayan örgütler, gelişme sağlayacak dinamiklerden mahrum kalsa da farklı nedenlerden ötürü meydana gelen bu çatışmaların örgüt amaçları doğrultusunda yönlendirilmesi önem arz etmektedir. Çünkü çatışmalar iyi yönetilmediği takdirde hem çalışanlar üzerinde baskı oluşturmakta hem de örgüt açısından verimsizliğe yol açmaktadır. Örgütsel çatışma, örgüt performansına önemli ölçüde etki eden bir faktördür. Bu nedenle sosyal ve ekonomik hayatımız açısından önem arz eden örgütlerin ağır rekabet koşullarında etkin bir şekilde idare edilmesi gerekmektedir. Örgüt faaliyetlerinin yürütülmesi ve hedeflere ulaşma noktasında çalışanların göstermiş olduğu çaba ve sahip olduğu motivasyon açısından performans değerlemesi yapılması gerekli bir uygulamadır. Son yıllarda çalışma psikolojisi ve yönetim alanında yapılan araştırmalarda, örgütsel çatışma ve motivasyon arasındaki ilişkilere yer verilmektedir. Örgüt içerisinde yaşanan çatışmalar, çalışanları performans ve motivasyon bakımından olumlu ya da olumsuz etkileyebilmektedir. Örgütsel çatışmanın motivasyona ve bireysel iyi oluşa etkisinin araştırıldığı bu çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Bu çalışmanın amacı, örgütlerde meydana gelen farklı düzeylerdeki çatışmaların ve örgüt üzerindeki etkilerinin teorik açıdan değerlendirilmesidir. Çalışmanın birinci bölümünde örgütsel çatışma ve motivasyon konusu ele alınmıştır. Bu bağlamda ilk önce çatışmamın tanımı yapılarak çatışma ile ilgili kuramsal yaklaşımlara değinilmiştir. Daha sonra çatışmanın aşamaları ve çatışma türleri konularına yer verilmiştir. Birinci bölümün sonunda ise örgütlerde meydana gelen çatışmaların nedenleri üzerinde durulmuştur. Çalışmanın ikinci bölümünde ise bireysel iyi oluş kavramı ele alınmaktadır. Bu bağlamda bireysel iyi oluşu açıklayan kuramlar ve bireysel iyi oluşun bileşenleri konularına değinilmiştir. İkinci bölümün sonunda ise bireysel iyi oluş ile ilgili yapılmış olan araştırmalara yer verilmiştir. Çalışmanın evrenini Türkiye'deki sağlık çalışanları oluşturmaktadır. Bu çerçevede çalışmanın örneklemini kolayda örneklem yöntemi ile ulaşılan ve çalışmaya gönüllü olarak katılım gösteren toplam 385 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Çalışma ile çalışanın iş ile ilgili geliştireceği tutum üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu, işverenin daha fazla verim elde edebilmesinin çalışanlarına sağlayacağı huzurlu bir ortama bağlı olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca çalışanların motivasyonunu ve bireysel iyi oluşlarını sağlayacak düzenlemelerin yapılmansın önem arz ettiğine ulaşılmıştır.

MotivasyonSağlık personeliÇalışan iyi oluş hali+4
Necip Sert
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Ekrana maruz kalmanın çocukların iyilik hali üzerindeki etkisi: Duygu düzenleme ve aile işlevselliğinin rolü

Dijital ekranlar son yıllarda sadece yetişkinler değil, ergenler, orta yaş grubundaki çocuklar hatta okul öncesi dönemdeki çocukları etkileyen ve tüm bu grupların üzerinde, aile yaşamları, iletişimleri, ilişkileri üzerinde çeşitli etkiler yaratan bir olgu haline gelmiştir. Bir yandan insan ekran ilişkisi bir yandan da ekranın insan insana etkileşimin arasına bu denli girmesi ekran kullanımının önemli bir araştırma konusu haline gelmesine sebep olmuştur. Bu noktada, ekran kullanım süresini yordayan faktörlerin araştırılması ve bu doğrultuda risk gruplarının belirlenmesi açısından önemli hale gelmiştir. Araştırmanın amacı, ekrana maruz kalma süresinin kendini düzenleme, duygu düzenleme ve psikolojik iyilik hali üzerindeki etkilerini anlamaya çalışmaktır. Bu amaç doğrultusunda, Ankara ili içinde ağırlıklı olarak 6 farklı ortaokuldan veri toplanmıştır. Toplamda 326 çocuk ve bu çocukların ebeveyni (anne veya babasından biri) araştırmaya katılmıştır. Öğrenciler 11-14 yaş aralığında, 204'ü kız, 122'si erkek öğrencidir. Bu çocukların anne veya babasının yalnızca birinden çalışmaya dahil olması istenmiştir. Çalışmaya 250 anne, 76 baba dahil olmuştur. Çalışmada, ekrana maruz kalma süresi hakkında ayrıntılı bilgi istenmiştir. Ayrıca, Güçler ve Güçlükler Anketi, Ergenler için Öz Düzenleme Ölçeği ve Duygu Düzenleme Anketini doldurmaları istenmiştir. Ebeveynler bu ölçeklerin yanında kendileri için Kısa Semptom Envanteri, Ebeveynlik Stres Ölçeği ve Çiftler Uyum Ölçeğini doldurmuşlardır. Çocukların ekran kullanım süresi hem kendi bildirimleri hem de ailelerinin bildirimleri ile çocukların duygu düzenleme becerileri, öz düzenleme becerileri ve iyilik hali ayrıca ebeveynlerin psikolojik semptomları, ebeveynlik stresi ve eşleri ile uyumu korelasyon ve hiyerarşik çoklu regresyon analizleriyle incelenmiştir. Çalışmanın üç temel amacı vardır. İlk olarak demografik değişkenlerin çalışma değişkenleri üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu amaçla, demografik değişkenlerin -cinsiyet, yaş, ebeveyn eğitimi, ailenin gelir düzeyi ve kardeş sayısı-ekrana maruz kalma süresi, farklı dijital aletlerin kullanım süresi, ergenlerin iyilik hali, kendini düzenleme ve duygu düzenleme becerileri üzerindeki etkisi alanyazını kapsamında ele alınmıştır. Bunun ardından hem çocukların ve hem de anne/babanın çocuklar için yaptığı bildirim arasındaki fark alanyazındaki bilgiler dahilinde ele alınmıştır. Buna göre, çocuklar kendilerinin duygu düzenleme, kendini düzenlemede daha yetkin olduğunu bildirirken, anne/babanın çocuklarının daha az düzenleme becerilerine sahip olduğunu düşündüğü bulunmuştur. Çalışmanın üçüncü amacına yönelik olarak, çocuğun iyilik halini, kendini düzenleme becerileri ve duygu düzenleme becerilerini yordayan faktörler incelenmiştir. Ekrana maruz kalma süresinin özellikle kendini düzenleme becerilerinde ve çocuğun iyilik halini yordamada önemli etkisi olduğu görülmüştür. Bu bulgular güncel alanyazını kapsamında ele alınmıştır. Son bölümde, çalışmanın sınırlılıkları, gelecek çalışmalar için öneriler ve çalışmanın klinik doğurguları aktarılmıştır.

Aile işlevleriDuygu düzenlemeEkran+6
Bilgen Işık Karaşahin
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

ICECAP-O kapasite ölçeğinin [ICEpop CAPability measure for older people (ICECAP-o)] Türkçe'ye uyarlanması ve sağlık kurumuna başvuran yaşlılarda geçerlik-güvenilirlik çalışması

Dünyada yaş ortalamasının giderek artmasıyla yaşlı hastaların değerlendirilmesi ve bakımı daha da önem kazanmaktadır. Beklenen yaşam süresinin artması yaşlı bireylerde hayat kalitesini artırma ve fonksiyonel bağımsızlığı sürdürmenin önemini artırmaktadır. Son yıllarda gündeme gelen kapasite kavramı, kişinin gerçekleştirebileceği farklı işlevler bileşimini ve bunlar içinden tercihini yansıtmaktadır. Yaşlılar için kapasite değerlendirme ölçeği olarak geliştirilen ICECAP-O [ICEpop CAPability measure for Older people] Ölçeği, sağlıktan ziyade, daha geniş anlamda tanımlanan refah/iyilik durumu üzerine odaklanmaktadır. Bu araştırmada sağlık kuruluşuna başvuran 65 yaş ve üzerindeki kişilerde ICECAP-O Kapasite Ölçeği'nin Türkçe'ye uyarlanması ve geçerlik-güvenirliğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma tarihleri arasında Ankara'daki bir eğitim araştırma hastanesi Aile Hekimliği polikliniklerine başvuran 65 yaş ve üzerindeki 239 kişiye, sosyodemografik özelliklerini ve sağlık durumu sorgulayan anket formu uygulanmıştır. Buna ek olarak mental iyilik durumunu değerlendiren Genel Sağlık Anketi-12, yaşam kalitesini değerlendiren EQ-5D-3L Ölçekleri ile Türkçe'ye uyarlanan yaşlılarda kapasite ölçeği ICECAP-O uygulanmıştır. ICECAP-O Ölçeği'nin Türkçe'ye uyarlamasının gerçekleştirildiği bu araştırmada, ICECAP-O Türkçe versiyonunun hem güvenirlik hem geçerlik açısından toplam puan ve bazı alanlarda orta-iyi düzeyde kabul edilebilir olduğu gösterilmiştir. ICECAP-O Ölçeği'ninTürkçe versiyonu ile GSA-12 ve EQ-5D-3L, EQ-VAS arasında güçlü ve anlamlı korelasyon saptanmıştır. Bu araştırmada yaş, emeklilik durumu, eğitim durumu, medeni durum, gelir durumu, düzenli fiziksel aktivite yapıp yapmama, kronik hastalık varlığı, multimorbidite, ilaç kullanma durumu ve mutluluk düzeyinin ICECAP-O Ölçek puanı, bir başka deyişle kişinin kapasitesi ile ilişkili olduğu saptanmıştır

GeçerlikHasta başvurusuKapasite+5
Aylin Baydar Artantaş
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal inovasyon ile örgütsel bağlılık arasındaki ilişkide örgütsel vatandaşlık davranışı ile iyi oluş halinin rolü

Eskiden kas gücüyle farklılık yaratan insan, bilgi çağında beyin gücüyle farklılık yaratmaya başladı. Sanayi devrimi sonrasında maddi değerlerin üretilmesi olan amaç, bilgi çağında bilgi üretmek oldu. Küreselleşme ve yoğun rekabetin etkisiyle örgütler iş yapış şekillerini, yönetim yaklaşımlarını ve stratejilerini değiştirmek ve yeni pazar arayışına girmek zorunda kaldılar. Bu süreçte, bir takım toplumsal sorun ve ihtiyaçlar ortaya çıktı. Sosyal sorunların artması ile gerekli hale gelen sosyal değişim süreci 'sosyal inovasyon' kavramını karşımıza çıkardı. Sosyal inovasyon hem örgütlerin rekabet etmeleri için olmazsa olmaz bir araç, hem de tüm paydaşların ihtiyaçlarını gidermek ve sosyal fayda yaratmak için kullandıkları bir süreç haline geldi. Bu çalışmada sosyal inovasyon ile örgütsel bağlılık arasındaki ilişkide örgütsel vatandaşlık davranışı ve iyi olma halinin rolü incelendi. Araştırmanın örneklemini, Türkiye'nin en büyük savunma elektroniği kuruluşu olan ve ASELSAN Sosyal İnovasyon Liderleri (ASİL) Projesi kapsamında başarılı sosyal inovasyon faaliyetleri yürüten ASELSAN'ın çalışanları oluşturmaktadır. Araştırma, 220 ASELSAN çalışanından nicel veri toplama yöntemlerinden olan anket yöntemiyle veri toplanması yoluyla gerçekleştirildi. Anketin yarısı ASİL üyelerine uygulanırken, diğer yarısı ise ASİL üyesi olmayanlara uygulandı. Bu sayede iki grubun verileri karşılaştırılarak, ayırt edici bulgular elde edildi. Değişkenler arasındaki ilişkiler, Sosyal Kimlik Kuramı, İş Özellikleri Kuramı ve Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Piramidi'nden yararlanılarak incelendi. SPSS programı ve Process makrosu kullanılarak yapılan analizlerde; ASİL üyesi olanlarda, sosyal inovasyon ve örgütsel bağlılık arasındaki ilişkide iyi olma hali ve örgütsel vatandaşlık davranışının ayrı ayrı kısmi aracılık etkisinin olduğu tespit edildi. ASİL üyesi olmayanlarda ise sosyal inovasyonun örgütsel bağlılık üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığı ve bu sebepten ötürü örgütsel vatandaşlık davranışı ve iyi olma halinin de modelde aracı bir etkiye sahip olmadığı gözlemlendi. Yapılan araştırmalar ve bu çalışmada elde edilen bulgular sosyal inovasyonun örgütler açısından çok önemli katkılarının olduğunu göstermektedir. Sosyal inovasyon, örgütlerde verimliliği ve karı artıran, pozitif kurum imajının yaratılmasını destekleyen, çalışanları örgütsel vatandaşlık davranışı sergilemeye teşvik eden ve çalışanların iyi olma halini, motivasyonlarını ve örgüte olan bağlılıklarını olumlu etkileyen bir kavramdır.

Sosyal kimlikSosyal yenilikçilikÖrgütsel bağlılık+3
Duygu Erkaya
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Geçici koruma altındaki Suriyelilerin gelecek beklentileri ve iyilik hali arasındaki ilişkinin incelenmesi

Türkiye, Suriye iç savaşından kaynaklanan göçlerden etkilenen ülkelerin başında gelmektedir. 2011 yılı Mart ayından itibaren uygulanan "açık kapı politikası" ile pek çok Suriyelinin Türkiye'yi tercih ettiği bilinmektedir. Savaş mağduriyetleri, hâlihazırdaki konaklama koşulları, yaşadıkları travmalar nedeniyle Suriyeliler, pek çok sorunla karşı karşıyadırlar. Yapılan bu çalışmada Türkiye'deki Suriyelilerin algılanan "İyilik Hali" ile "Gelecek Beklentileri" ve bir takım demografik değişkenler arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu ilişkisel tarama modeli araştırmanın çalışma grubu, Antalya/Serik Kozağacı Köyü olarak belirlenip, kartopu yöntemiyle oluşturulmuştur. Araştırmanın çalışma grubunun % 49,5'i (183) kadın ve % 50,5'i (187) erkek olmak üzere toplam 370 kişiden oluşmaktadır. Kişisel bilgi formunda cinsiyet, medeni durum, yaş, meslek, Türkiye'de bulunma yılı, Türkçe bilme yeterlik düzeyi ne yönelik sorular sorulmuştur. WHO İyilik Hali Ölçeği'nde ise 5 soru bulunmaktadır. Anket formunda da gelecek beklentisine yönelik 11 çoktan seçmeli, 3 açık uçlu olmak üzere toplam 14 madde bulunmaktadır. Bu maddelerin analizinde bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizinden yararlanılmıştır. Araştırma formları Arapça olarak kullanılmıştır. Yapılan analizlere göre katılımcıların iyilik hali, Gelecek Beklentisi Anketi'nin 6 maddesinde farklılaşmıştır. Ayrıca demografik değişkenlerden ekonomik yardım alma, savaşta kayıp yaşama, yaş, Türkiye'de bulunma süresi, algılanan gelir düzeyi, psikolojik desteğe ihtiyaç duyma ve savaş sonrası plana göre iyilik halinin farklılaştığı görülmüştür. Araştırmanın bulguları, sınırlılıkları, ruh sağlığı uzmanlarına, araştırmacılara ve politika yapıcılara ilişkin öneriler tartışılmıştır.

Gelecek beklentisiGeçici hukuki korumalarGöçler+4
Elif Aksoy
Hacettepe University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk ürolojisinde 4-18 yaş arası yapılan cerrahi tedavinin yaşam kalitesi ve psikolojik iyilik hali ile ilişkisi

Çocuk üroloji alanında yapılan çalışmaların büyük bir kısmı bu yöntemlerin klinik sonuçlarını değerlendirmektedir; yaşam kalitesi ve psikososyal iyilik hali ile cerrahinin ilişkisine dair çocuk üroloji pratiğinde çok az çalışma mevcuttur. Özellikle de cerrahi yöntemin şeklinin cerrahi sonrası ruhsal etkileri ile yaşam kalitesinin değerlendirildiği çalışmalara ihtiyaç olduğu gözlenmiştir. Bu araştırmada çocuk üroloji kliniğinde yatırılarak ameliyat edilen 4-18 yaş arası hastaların yaşam kalitesi ve psikolojik iyilik hali üzerine etkisi olabilecek; sosyodemografik, medikal, cerrahi ve ebeveyn ve çocuğa ait psikolojik faktörler araştırılmıştır. Bu amaçla hasta ve ebeveynler ameliyat öncesi dönemde ve ameliyat sonrası 7. ayda değerlendirilmiştir. Cerrahiden önce Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi- Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli (ÇDŞG-ŞY-T) kullanılarak yapılan psikiyatrik görüşmede aktif herhangi bir psikiyatrik bozukluk tanısı konan hastalar çalışma dışında bırakılmıştır. Ameliyat öncesi dönemde dahil edilme ölçütlerini karşılayan 98 hasta, ameliyat sonrası dönemde ise 63 hasta ile çalışma gerçekleştirilmiştir. Ameliyat öncesi ve sonrası 7. ay olmak üzere iki kez psikiyatrik belirti alanlarını değerlendirmek amacıyla çalışmaya dahil edilen tüm ebeveynlerden; Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği-Ebeveyn formu (ÇİYKÖ), Güçler Güçlükler Anketi Ebeveyn Formu (GGA); kendileri ile ilgili olarak ise Beck Anksiyete Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Belirti Tarama Listesi'ni (SCL-90-R), Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği'ni (COPE) doldurmaları istenmiştir. Çocuk ve ergenler de Çocuklar için Depresyon Ölçeği (ÇDÖ), Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği, Çocuklar için Durumluk – Sürekli Kaygı Envanteri (ÇDKE – ÇSKE) doldurmuştur. Araştırma kapsamında değerlendirilen hastaların geçirdiği cerrahiler açık cerrahi/endoürolojik cerrahi ve majör cerrahi/minör cerrahi olarak iki farklı gruplandırma ile incelenmiştir. Yapılan doğrusal regresyon analizinde çocuklarda cerrahi sonrası hem ebeveynin bildirdiği yaşam kalitesi toplam puanını (p<0,001, düzeltilmiş R2: 0,304) hem de özbildirim yaşam kalitesi toplam puanını (p<0,001, düzeltilmiş R2 :0,304) en çok yordayan değişkenler ebeveyn SCL-90 Genel Şiddet skoru, geçirilmiş cerrahi sayısı ve kadın cinsiyet olarak bulunmuştur. Minör cerrahi grubundaki ebeveynlerin ameliyat öncesi depresyon puanları (p: 0,023) ve SCL- 90 genel belirti düzeyi puanları (p: 0,010), majör cerrahi grubundan anlamlı olarak düşük bulunmuştur. Ek olarak minör cerrahi grubunda cerrahi öncesi özbildirim fiziksel yaşam kalitesi puanı daha yüksek bulunurken (p: 0,036), bu grupta cerrahi sonrası özbildirim yaşam kalitesi toplam puanının istatistiksel olarak da arttığı (p: 0,037) görülmüştür. Majör cerrahi/minör cerrahi gruplandırmasının hem ameliyat öncesi hem de ameliyat sonrası hem çocuk hem de ebeveynin ruhsal iyilik hali ve çocuğun yaşam kalitesi ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Ancak aynı anlamlılığın açık cerrahi/endoürolojik cerrahi gruplandırmasında görülmemesi, çocuk ve ebeveynleri cerrahi yöntemin şeklinden çok altta yatan ameliyat öncesi medikal ve psikolojik hastalıkla ilişkili faktörlerin etkilediği düşünülmektedir. Cerrahi yöntemin şekillerinin gelecekte daha büyük ve homojen örneklemlerde, daha uzun ve daha sık aralıklı psikososyal izlem ile takip edilmesi, ileride klinik uygulamalara karar verilirken cerrahlara ışık tutabilecektir.

CerrahiCerrahi-ürolojikPsikolojik iyi oluş+5
Berk Hazır
Hacettepe University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İş – aile çatışması ve çalışan iyi oluş hali ilişkisinde teknoloji kullanımının düzenleyici rolü

Bu çalışmanın amacı iş – aile çatışması ve çalışan iyi oluş hali ilişkisinde iş sonrası telefon kullanımının düzenleyici rolünü belirleyebilmektir. Bu amaçla iş – aile çatışması; zaman esaslı iş – aile çatışması, gerginlik esaslı iş – aile çatışması ve davranış esaslı iş – aile çatışması olmak üzere üç boyut olarak ele alınmıştır. Bu ilişkide iş saatleri dışında ve iş amaçlı olarak akıllı telefonların kullanımının düzenleyici rolü olacağı ve negatif yönlü olduğu düşünülen bu ilişkinin gücünü arttıracağı tahmin edilmiştir. Çalışma için Ankara ilinde ikamet eden 205 beyaz yakalı bilişim sektörü çalışanına gönüllülük esasına dayanarak üç tür anket uygulanmış ve elde edilen veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Ölçeklere uygulanan faktör analizi sonucu iş – aile çatışması ölçeğinden iki, çalışan iyi oluş hali ölçeğinden bir ölçek maddesi analiz dışı bırakılmıştır. Araştırma sonucunda iş – aile çatışmasının üç alt boyutu olan zaman esaslı iş – aile çatışması, gerginlik esaslı iş – aile çatışması ve davranış esaslı iş – aile çatışması teker teker çalışan iyi oluş hali değişkeniyle ilişkilendirilmiş ve aralarında anlamlı bir ilişki olup olmadığı araştırılmıştır. Hipotezler PROCESS Macro ile yapılmıştır. Buna göre iş aile çatışmasının her boyutu için bir artış gözlemlenmesi durumunda, çalışan iyi oluş halinde bir düşüş yaşandığı tespit edilmiş, yani aralarındaki anlamlı ve negatif yönlü ilişki doğrulanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında iş saatleri dışında ve iş amaçlı akıllı telefon kullanımının, iş – aile çatışması ve çalışan iyi oluş hali arasındaki ilişkide düzenleyici rolü olduğu savunulmuş ancak yapılan analizler sonucu akıllı telefon kullanımının bu ilişkide düzenleyici bir etkisine rastlanamamıştır. Yazında akıllı telefon kullanımının düzenleyici rolünün araştırıldığı pek fazla çalışmaya rastlanmamış olmasına rağmen özellikle de iş – aile çatışması ve / veya çalışan iyi oluş hali ile ayrı ayrı ilişkilendirildiği çalışmalar mevcuttur.

Fiziksel iyi oluşManevi iyi oluşPsikolojik iyi oluş+5
Ceren Tunç
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00

Related subjects