Constitutional Court

104 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Türk Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kararları bağlamında adil yargılanma hakkının niteliği

Bireylere hak ve hürriyetlerin tanınması ile bahse konu hak ve hürriyetlerin korunması devletin temel görevleri arasında önemli bir yere sahiptir. Mezkur koruma görevi; dilekçe hakkı, bilgi edinme hakkı, ombudsmanlık, bireysel başvuru gibi birçok farklı yöntemlerle sağlanmaktadır. Bu yöntemlerden çalışmanın temelini oluşturan bireysel başvuru hakkı, hukuk devleti ilkesi bağlamında bireyin haklarının ihlal edilmesini önlemek amacıyla kabul edilmiş bir müessesedir. Bu kapsamda, bireyler bir hak ihlaline uğradıkları iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurmak suretiyle hak ve hürriyetlerinin korunmasını sağlamış olacaklardır. Diğer taraftan, adil yargılanma hakkı da Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kararları bağlamında ihlale uğranıldığı ifade edilen hak ve hürriyetler arasında önemli bir yer tutmaktadır. Adil yargılanma hakkı, 1982 Anayasası'nda 2001 yılında gerçekleşen Anayasa değişikliği kapsamında otuz altıncı maddede, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde ise altıncı maddede hüküm altına alınmıştır. Anılan hakkın, Türk hukuk sistemi içerisinde, gerek Anayasa'da ve gerekse kanunlarda yapılan değişikliklerle revize edilmek suretiyle tam olarak korunmasına özen gösterilmektedir. Hukuk devletinin gereği olarak, bireylere anayasal güvence sağlayan en temel unsur olan adil yargılanma hakkı, hukuk kuralları tarafından sınırları belirlenen ve herkes için gerekli olan bir işlev taşımaktadır. Çalışmada, bireysel başvuru müessesesi incelenmek suretiyle adil yargılanma hakkı ile hakkın alt unsurlarına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu bireysel başvuru kararları irdelenmiştir. Ayrıca Yüksek Mahkemenin oluşturduğu içtihatlar çerçevesinde, hem bireysel başvuru müessesesine hem de hakkın uygulanmasına ilişkin olarak eksiklikler tespit edilmeye çalışılarak bir değerlendirme yapılmıştır.

Adil yargılanmaAnayasaAnayasa Mahkemesi+3
Esra Bahar
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları ışığında adil yargılanma hakkı

İnsan hakları kavramı insanların salt insan olmalarından kaynaklanan birtakım vazgeçilmez ve devredilmez haklara sahip olmaları gerektiğini anlatır, genellikle bu şekilde tanımlanmıştır. Adaletin bazı standartlara uygunluğu ise adil yargılanma hakkını anlatır. Adil yargılanma hakkı söz konusu olduğunda adil bir şekilde karar verilebilmesi için gerekli şartların bulunup bulunmadığı değerlendirilir. Adil yargılanma önemli bir hak olmasının yanı sıra diğer birçok hak ile yakından ilişkili olmasından dolayı ulusal ve uluslararası mevzuatta kendisine yer bulmuş, ulusal ve uluslararası yargısal koruma mekanizmalarının içtihatlarıyla da korunmuştur. Bu çalışmada da ulusal yargısal koruma mekanizması olarak Anayasa Mahkemesi (AYM) ile uluslararası yargısal koruma mekanizması olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) çeşitli kararlarından faydalanılarak adil yargılanma hakkının alt unsurunu teşkil eden mahkemeye erişim hakkının ne olduğu ile hakkın korunmasını sağlamak, ihlâl kararlarına neden olmamak için bu iki yüksek mahkemenin derece mahkemelerinden beklentilerinin neler olduğu anlatılmaya çalışılacaktır. Çalışmanın birinci bölümünde, adil yargılanma hakkının alt unsurlarını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı, ikinci bölümünde ise hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (çelişmeli yargılanma ilkesi, silahların eşitliği ilkesi, gerekçeli karar hakkı) alt ilkeleriyle AYM ve AİHM tanımlamalarıyla incelenmiştir. Üçüncü bölüm, adil yargılanma hakkının bir unsurunu teşkil eden mahkemeye erişim hakkının tanımlanmasına ve hakkın anlatılması ile hakkın gerçekleşebilmesi için erişilecek mahkemenin taşıması gereken özelliklerin neler olduğunun tartışılmasına ayrılmıştır. Dördüncü bölümde AYM ve AİHM'in bireysel başvurularda idari yargı alanında verdiği kararlar ışığında mahkemeye erişim hakkının hangi koşullarda ne gibi ihlâllere maruz kaldığı, somut olaylardaki hususlar göz önüne alınarak, iki yüksek mahkemenin içtihatlarının ne ölçüde benzediği belirtilmeye çalışılmıştır. Sonuç bölümünde ise insan haklarını korumak için yüksek mahkemelerin birtakım uluslararası geçerliliği olabilecek ve hala gelişmekte olan kriterler belirlemek suretiyle hakları bazı asgari güvencelere kavuşturduğu, hak ihlâllerini engellemek için en büyük görevin, karar verirken yüksek mahkeme kararlarında belirlenen temel kriterleri göz önünde bulundurmak anlamında karar verici mahkemelere düştüğü, uygulayıcıların karar verirken içtihatları göz önünde bulundurması hâlinde hak ihlâllerinin azalabileceği ihtimali değerlendirilmiştir.

Adil yargılanmaAnayasa MahkemesiAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi+4
Zeynep Yılmaz
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında kişisel verilerin korunması

Kişisel veri, belirli veya kimliği belirlenebilir nitelikte olan bir kişiye ilişkin tüm bilgileri ifade etmektedir. Bu kapsamda kişisel veriler sadece kişilere ait ad, soyad, doğum tarihi, doğum yeri vatandaşlık numarası gibi olağan kimlik bilgilerini değil, bunun yanında düşünce ve inanç, etnik köken, fiziksel özellikler, sağlık, öğrenim ve istihdam durumu, bireysel ve aile içi yaşantı, başkaları ile gerçekleştirdiği haberleşmeler, ikamet ve kredi kartı hakkındaki bilgiler gibi kişileri belirlenebilir kılan tüm bilgileri kapsamaktadır. Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelerle birlikte yaygınlaşan bilgisayar sistemleri ve internet kullanımındaki artış ile sosyal medya ağlarının yaygın bir şekilde kullanımı kişisel verilerin çok hızlı bir şekilde işlenme, iletilme, saklanma ve kullanılma kapasitesinin artmasını sağlamış ve kişilerin kendileriyle ilgili bilgiler üzerindeki kontrol gücünü azaltmıştır. Kişisel verilerle ilgili söz konusu yoğun işlenmeyle ortaya çıkan hak ihlallerindeki artış ulusal ve uluslararası alanda kişisel verilerin korunmasına yönelik bir savunma mekanizmasının gelişmesini ve bu bağlamda kişisel verilerin korunması konusunda düzenleme yapılması gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Temel hak ve özgürlükler arasında yer alan kişisel verilerin korunması hakkı, hukuk devleti ilkesi ve demokrasinin gelişmesi bakımından büyük bir öneme sahiptir. Kişisel verilerin korunmasının en temel amaçları kişiliğin korunması ve serbestçe gelişmesine imkân vermek ve özel hayatın gizliliğinin korunmasını sağlamaktır. Başlangıçta özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında ele alınan kişisel verilerin korunması süreç içerisinde kendine özgü birtakım kurallara ihtiyaç göstermiş ve zamanla özel hayatın gizliliği hakkından bağımsız olarak ayrı bir başlık altında hukukun konusunu oluşturmuştur. Kişisel verilerin korunmasıyla ilgili yaşanan gelişmeler bu hakkın pek çok ulusal ve uluslararası mevzuatın konusunu oluşturmasını sağlamıştır. Bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmelere de bağlı olarak kişisel verilerin korunması hakkı, özel hayatın gizliliği hakkından bağımsız olarak kendine özgü kuralları çerçevesinde özel bir koruma alanına sahip olmuştur. Kişisel verilerin korunması alanındaki son gelişmelere paralel olarak AB'de mevzuatında konuya ilişkin yapılan değişikliklerin iç hukuk sistemimize de uyarlanması kişisel verilerin daha kapsamlı, etkin bir şekilde korunmasına katkı sağlayacaktır.

Anayasa MahkemesiAvrupa İnsan Hakları MahkemesiKamu Hukuku+4
Berrak Yılmaz
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Temel hak ve özgürlükler kapsamında Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolu

Temel hak ve özgürlükler oldukça eski bir geçmişe sahiptir ve her dönem insan için önemi tartışılmaktadır. Hamurabi dönemi, Eski Yunan, İslam dönemi ilk önemli temek hak ve özgürlüklerin sistemleşmeye başladığı ve kayıt altına alındığı dönemler olarak karşımıza çıkmaktadır Amerika Devrimi ile Fransız Devrimi de temel hak ve özgürlüklerin önemini ortaya koymaları bakımından daha üst düzeyde anayasal hakları güvence altına alan girişimler olarak bilinmektedirler. Kişi için en temel haklar olarak düşünce özgürlüğü, basın hürriyeti, toplantı ve gösteri yürüyüşü gibi haklar her daim ihtiyaç duyulan ve siyasal alanla da ilişkili olarak gündeme gelen haklar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada kapsamı geniş olmakla birlikte genel olarak söz konusu hakların kullanılması ve kısıtlanması halinde de Anayasa Mahkemesi'ne başvurularak bu hakların elde edilmesi süreci ele alınacaktır. Güncel bazı davaların ele alınması ve bu kapsamda değerlendirilerek temel hak ve özgürlüklerin bu kapsamda hangi yasal süreçler çerçevesinde elde edilmesi gerektiği hususu işlenmiştir. Can Dündar ve Erdem Gül ve benzeri davalardaki basın hürriyeti ve ifade özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlükler konusunda Türkiye'yi uluslararası alanda gündeme taşıyan davalarda basın hürriyeti konusundaki anayasal sürece vurgu yapmak ve süreci değerlendirmek, bu çalışma kapsamında üzerinde önemle durulan hususlardır.

Anayasa MahkemesiAvrupa İnsan Hakları MahkemesiBasın özgürlüğü+4
Suat Çakan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Türk Anayasa Mahkemesi kararları kapsamında mülkiyet hakkı ve kamulaştırma

Temel bir insan hakkı olan mülkiyet hakkı zaman içerisinde farklı formlarda ortaya çıkmış ve dinamikliğini daima korumuştur. Günümüzde sosyal devlet anlayışının etkisiyle mülkiyet hakkı sınırlanabilir bir hak olarak kabul edilmektedir. Kamulaştırma işlemi ise bu hakka müdahale yollardan biridir. Ancak özel mülkiyet hakkına verilen önem de devam etmektedir. Nitekim anayasal düzeyde güvencesi olan mülkiyet hakkına müdahale biçimlerinden Kamulaştırma da yine Anayasada düzenlenmiştir. Bu bağlamda mülkiyet hakkı düzenlemesi ulusal ve uluslararası düzenlemelerde sınırlanabilir bir temel hak olarak yer almıştır. Söz konusu form elbette ki belirli bir sürecin sonucu olarak olgunlaşmıştır. Ancak özel mülkiyet ile bu hakka müdahale biçimlerinden Kamulaştırma, hala yargı organlarının sıklıkla incelediği bir konudur. Dolayısıyla güncelliği devam etmekte ve mülkiyet hakkı ile hakka müdahale arasında adil denge gözetmek üzere, yargı organlarınca da geliştirilen ölçütler oluşmaktadır. Sonuç olarak çalışmanın konusu ve sorununu; mülkiyet hakkının varlığı, hakkın kapsamının gelişimi, sosyal devlet formundaki kamulaştırma işleminin meşruiyet koşulları ve buna ilişkin düzenlemeler ile yargı organlarının kararları oluşturmaktadır. Anahtar Sözcükler Mülkiyet Hakkı, Kamulaştırma, Türk Anayasa Mahkemesi Kararları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları

Anayasa MahkemesiAvrupa İnsan Hakları MahkemesiKamu hukuku+5
Merve Güneş
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şartı

Anayasa Şikâyeti, ülkemizde oldukça yeni bir müessese olup 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren yürürlüktedir. "Bireysel başvuru" olarak ifadesini bulan bu anayasal hak, temel hak veya hürriyetleri kamu gücü tarafından ihlal edilen kişilerce, hak ihlali iddiasının iç hukukta öngörülen tüm başvuru yolları tüketildikten sonra son çare olarak Anayasa Mahkemesi'nde açılan bir dava ile ileri sürülmesidir. Bireysel başvurunun kabul edilebilirlik koşullarından biri olan "olağan kanun yollarının tüketilmiş olması" şartının kapsam ve sınırlarının tartışıldığı bu çalışmada, uygulamada ortaya çıkan sorunlar, kuralın uygulanmadığı veya uygulanamayacağı durumlar etraflıca ele alınmaktadır. Çalışma boyunca, bireysel başvurunun insan haklarının korunmasına hizmet eden bir başvuru yolu olması esasında yol alınmış ve özün usule hâkim olması gerektiği savunulmuştur. Bireysel başvuruda bulunmadan önce tüketilmesi gereken başvuru yollarının tüketilmemesi, çoğu zaman bu konudaki bilgi ve tecrübenin yeterli olmamasından kaynaklanmaktadır. Bu çalışma ile bireysel başvuru sisteminin etkin uygulanmasına katkı sağlanması amaçlanmaktadır.

Anayasa MahkemesiBireysel başvuruDavalar+3
Özlem Öztürk Atalar
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı

Anayasa Mahkemesinin Anayasa'ya uygunluk denetimi ya da bireysel başvuru sürecinde verdiği kararlarının bağlayıcılığı ve dolayısıyla da bu kararlara uygun davranılmasının zorunluluğu noktasında kuşku yoktur. Öte yandan Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılık özelliğinin karar gerekçelerini de kapsayıp kapsamadığı konusunun doktrinde ve Anayasa Mahkemesi kararlarında tartışıldığı görülmektedir. Bununla birlikte söz konusu husus uygulamada birçok ilave sorunlu alan oluşturmaktadır. Örneğin Yüksek Mahkeme'nin yorumlu ret kararlarının bağlayıcılığı sorunu da karar gerekçelerinin bağlayıcı olup olmamasına bağlıdır. Bunun nedeni Anayasa Mahkemesinin, denetim konusu kuralın hangi şekilde yorumlandığı zaman Anayasa'ya aykırı olmayacağını mezkûr kararların gerekçe kısmında açıklamasıdır. Ayrıca doktrinde gerekçelerin bağlayıcılığı, yasa koyucunun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş kuralı tekrar yasalaştırıp yasalaştıramayacağı özelinde de tartışılmaktadır. Çalışmamızda, Anayasa Mahkemesi kararlarının özellikle gerekçe kısımlarının etkisinin belirlenmesi hususundan kaynaklı uygulamada çıkan sorunlar, doktrindeki görüşler ve Anayasa Mahkemesi kararları ışığında incelenmiştir.

AnayasaAnayasa MahkemesiAnayasa yargısı+2
İbrahim Çorum
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Mülkiyet hakkına vergi müdahaleleri (İnsan hakları bağlamında değerlendirme)

Bu çalışmanın amacı, ülkemiz hukuk uygulamasında tamamen yeni bir hukuki kurum olan bireysel başvuru sisteminin, kamu otoritelerince kişilerin mülkiyet haklarına yapılan vergisel müdahaleler çerçevesinde hangi kapsam ve bağlamda bir hukuki güvence teşkil edebileceği, devletlerin egemenlik haklarından doğan vergi alma hakkı ile mülkiyet hakkının korunması bağlamında söz konusu olabilecek bireysel başvuru kaynaklı sınırlamalar arasında nasıl bir denge kurulabileceği sorularına cevap bulabilmek olmuştur. Çalışma sonucunda da ortaya konulduğu üzere Anayasa Mahkemesi, önüne bireysel başvuru yoluyla getirilmiş olan pek çok vergisel müdahale hakkında, şayet bu müdahalenin hukuka dayalı olmadığını, meşru amaç gütmediğini ya da ölçüsüz nitelikte olduğunu tespit etmiş ise, Anayasa'nın 35. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözlesmesi'ne Ek 1 No.lu Protokol'de yer alan "mülkiyet hakkının" ihlal edildiğine karar vermiştir. Üstelik vergisel uyuşmazlıklara ilişkin pek çok kararında Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru müessesesinin kuruluş amacına da uygun olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin konuya ilişkin içtihadi birikimini kendisine yol haritası olarak belirlemiş olmasına karşın kimi zaman vergi ödevlilerini daha fazla koruyucu nitelik arzeden hükümlere imza atmıştır. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkına yönelik vergisel müdahalelere ilişkin olarak tesis etmiş olduğu kararlar ile, hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin vergisel uyuşmazlıklar hakkında daha etkili olarak uygulanırlık kazanması sağlanmış hem de ülkemiz insan hakları yargı anlayışında gelişmekte olan hak merkezli paradigmaya katkı sağlanmıştır.

Anayasa 1982AnayasaAnayasa Mahkemesi+7
Muhammed Emin Şahiner
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Hukukunda cezai konularda bireysel başvuru üzerine Anayasa Mahkemesinin verebileceği kararlar

İnsan hakları, geçmişte olduğu gibi günümüzde de insanlığın temel sorunları arasında yer almaya devam etmektedir. İnsan haklarını korumaya ve geliştirmeye yönelik hukuki, siyasi, sosyal, kültürel çalışmalara ve ulaşılan uygarlık düzeyine rağmen insan haklarının ve dolayısıyla insanın hak ettiği değeri gördüğünü söylemek güçtür. Anayasalar tarafından güvence altına alınmış olan insan hakları çeşitli yargısal yollarla korunmaktadır. Bireysel başvuru yolu insan haklarının korunması ve geliştirilmesi bakımından diğer anayasal yargı yollarına nazaran doğrudan güvence sağlayan ve etkin bir şekilde kullanılabilen bir mekanizma olarak öne çıkmaktadır. Bireysel başvuru yolunda temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini düşünen bireyler başka herhangi bir işleme gerek kalmaksızın doğrudan Anayasa Mahkemesine başvurmak suretiyle ihlallin giderilmesini talep edebilmektedirler. Ceza hukuku, bireylerin, devletin yaptırım gücüyle en çok karşılaştıkları ve bu sebeple temel hak ihlallerinin en fazla yaşandığı alanların başında gelmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi?ne ve 23 Eylül 2012 tarihi itibariyle Anayasa Mahkemesi?ne yapılan bireysel başvuruların çoğunluğunu ceza hukukuyla ilgili davaların oluşturması bunu kanıtlar niteliktedir. Bireysel başvuru hakkının tanınmasıyla ceza muhakemesi süreçlerinde yaşanan temel hak ihlallerinin azalması beklenmektedir. Cezai konularda yapılan başvurular üzerine Anayasa Mahkemesi?nin vereceği kararlar bu konuda belirleyici olacaktır. Bunun yanı sıra bireysel başvuru hakkının tanınması birtakım tartışmaları da beraberinde getirdi. Özellikle Anayasa Mahkemesi?yle Yüksek Mahkemeler arasındaki ilişkinin mahiyeti ve AİHM?e yapılmış ve bundan sonra yapılacak olan başvuruların akıbeti tartışmalıdır. Anayasa Mahkemesi?nin bireysel başvuru yoluyla bir süper temyiz mahkemesine dönüştürüldüğü yönünde eleştiriler dile getirilmektedir. Bütün eleştirilere ve endişelere rağmen temel hak ihlallerine karşı bireysel başvuru hakkının tanınmış olması anlamlı ve haklar bakımından olumlu bir adımdır. Anayasa Mahkemesi temel haklar lehine vereceği kararlarla ve sergileyeceği tutumla dile getirilen eleştiri ve endişeleri giderebilir. Böyle bir tutum aynı zamanda kamu gücü organlarının eylem ve işlemlerinde daha dikkatli davranmalarını sağlayarak insan haklarının benimsenmesine ve kökleşmesine büyük katkı sağlayacaktır. ANAHTAR KELİMELERİnsan hakları, bireysel başvuru, ceza hukuku, Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yüksek mahkemeler, Anayasa Mahkemesi kararları.

Anayasa MahkemesiAvrupa İnsan Hakları MahkemesiBireysel başvuru+5
Köroğlu Kaya
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessEN

Constitutional courts during political upheavals: The case of the Turkish Constitutional Court

Constitutional courts operate at the intersection of law and politics. Their task is to defend the normative superiority of the constitution by reviewing the constitutionality of laws. In doing so, they engage with other political institutions such as political parties, legislatures and executives. In times of political upheaval, the nature of the relationship between constitutional courts and other governmental organs is contested. This provides an ideal situation to observe the political dynamics of constitutional judicial review. This study aims to understand how constitutional courts fare during political upheavals by examining the Turkish Constitutional Court over an extended period of time. The Turkish Constitutional Court is a crucial case because Turkey has undergone episodic political upheavals where constitutional norms have been contested by different governmental institutions. The methodology of this study can be described as constitutional ethnography, which involves a close examination of the socio-political context that underlies legal institutions and relations. To this end, I examined politically salient court cases, interviewed judges, reviewed newspaper articles; I also used various secondary sources. My research has determined that the Turkish Constitutional Court has adopted one of three strategies during episodes of political crises: judicial activism, deference and avoidance. Furthermore, I contend that the court strategy depends on the degree of fragmentation of political power, the profiles of sitting justices, and extra-judicial alliances that the court can leverage against challengers.

Constitutional CourtCrisisCrisis management+2
Abdullah Erdem Demirtaş
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Soybağına ilişkin güncel meseleler ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları sonrası soybağının reddi davası

Toplumun temelini oluşturan en küçük yapı taşı ailedir. Aile birliği, dar anlamda anne, baba ve çocuklardan meydana gelirken; bu bireyler arasında kurulan soybağı ilişkisi, hem toplumsal düzenin sağlanması hem de bireylerin hak ve sorumluluklarının belirlenmesi açısından büyük öneme sahiptir. Soybağı, özellikle çocuğun kimliğinin, miras haklarının ve kişisel statüsünün belirlenmesinde hayati rol oynamaktadır. Bu nedenle çocuk ile anne ve babası arasında kurulan soybağı ilişkisinin hukuken geçerli ve sağlam temellere dayanması gereklidir. Çalışmamızda, soybağının ana ve baba ile nasıl kurulacağı ele alınmış; evlilik içi ve evlilik dışı durumlar, tanıma ve babalık davası gibi kurulma yollarına değinilmiştir. Dünyadaki biyoteknolojik gelişmelere, ülkemizin kayıtsız kalması düşünülemez. Bu doğrultuda, biyoteknolojik gelişmelerin gelecekte soybağı hukukunu nasıl etkileyebileceği hususu da değerlendirilmiştir. Bir diğer yandan DNA testi gibi teknolojik yöntemlerin kullanımının yaygınlaşması, soybağının tespiti sürecinde büyük bir devrim yaratmış; mahkemelerin maddi gerçeğe ulaşmasını kolaylaştırmıştır. Ancak bu teknolojik ilerlemelerin, sadece hukuki açıdan değil; aynı zamanda etik, psikolojik ve sosyolojik boyutlarıyla da ele alınması gerektiği açıktır. Çalışmamızın devamında, soybağının reddi davası kapsamlı biçimde incelenmiş; davaya ilişkin yasal düzenlemeler, uygulamada karşılaşılan sorunlar ve hâkim olan temel ilkeler üzerinde durulmuştur. Soybağının reddi davasında, özel hukuk davalarının genel karakterinden farklı olarak re'sen araştırma ilkesi geçerlidir. Bu yönüyle söz konusu dava, diğer özel hukuk davalarından ayrılmakta ve hâkime daha geniş bir araştırma yükümlülüğü getirmektedir. Ayrıca, bu bölümde DNA incelemesi gibi bilimsel delillerin davadaki rolü değerlendirilmiş ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Türk Medeni Kanunu'nda yer alan farklı düzenlemeler karşılaştırılmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise Anayasa Mahkemesi tarafından soybağı konusuyla ilgili verilen iki önemli iptal kararı detaylı olarak incelenmiştir. Bu kararlar, bireyin özel hayatının gizliliği, kişilik hakları ve aile hayatı, eşitlik gibi anayasal haklarla doğrudan ilgilidir. Anayasa Mahkemesi vermiş olduğu bu kararlarla soybağı tespitinde genetik gerçekliğe verdiği önemi ortaya koymuştur. Ayrıca bu kararlarıyla birlikte, bir yandan aile düzeni ve çocuk yararının korunması gerektiğini diğer yandan ise birey hak ve özgürlüklerine de dikkat edilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu durumda kanunların da hassas dengeleri gözeterek konulması gerektiği ortaya çıkmış olmaktadır. Çalışmada gerek öğretideki tartışmalara gerekse yüksek yargı organlarının içtihatlarına yer verilmiş, soybağı hukukunun günümüzde nasıl evrildiği ve karşılaşılan hukuki sorunlara nasıl çözüm arandığı kapsamlı şekilde ortaya konulmuştur. Sonuç bölümünde ise tüm bulgular bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmiş ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının Türk soybağı hukuku açısından taşıdığı önem vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Soybağı, Soybağının Reddi, Soybağının Hükümleri, Babalık karinesi

Anayasa MahkemesiBabalık davasıSoybağı+1
Hilal Altunok Hançer
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de siyasi parti kapatma davalarının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi (Refah Partisi örneği)

Siyasi partiler, demokratik siyasal hayatın en önemli unsurlarıdır. İlk olarak ABD'de ortaya çıkan ?parti kavramı?, 20. yüzyılda gelişim göstererek şuan ki halini almıştır. Ülkemizde ise, siyasi partilerin temeli, padişaha karşı ayaklanmak için kurulan Fedailer Cemiyeti'ne dayanmaktadır. Daha sonra ise, partilerin işlevleri genişleyerek kitlesel hareketleri çoğalmış ve partiler milli mücadelede yurt savunması için görev yapmıştır. Cumhuriyet'in kurulmasıyla birlikte oluşan, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk partisi CHP, 12 yıl boyunca iktidarı elinde tutmuş, bu döneme kadar çok partili hayata geçiş denenmesine rağmen girişimler başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Tam anlamıyla çok partili hayata ise 1945'de geçilmiştir.Çok partili hayata geçişle birlikte, ilk defa siyasi partilerin yargı tarafından kapatılması gündeme gelmiş, Demokrat Parti ve Millet Partisi mahkemeler tarafından kapatılan ilk partiler olmuşlardır. 1961 Anayasası ile kurulan Anayasa Mahkemesinden itibaren, siyasi partilerin kapatılması yeni bir boyut kazanmış ve artık kapatma davaları bu mahkeme tarafından incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi kuruluşundan bu yana 24 siyasi parti hakkında kapatma kararı vermiştir.1990'dan sonra ise ülkemize, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuru hakkı tanınarak, kapatılan siyasi partilere uluslar arası alanda temyiz yolu açılmıştır. Bu tarihten itibaren kapatılan birçok parti AİHM'e başvurmuş, bunlardan birçoğu haklı bulunarak, Türkiye tazminat ödemeye mahkum edilmiştir. AİHM'e başvuran siyasi partiler arasından, şimdiye kadar çıkmış kararların aksine, ülkemizin haklı bulunduğu tek dava Refah Partisi davasıdır.Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de ki Siyasi Parti Kapatma Davalarını nedenleriyle birlikte ortaya koymak ve ülkemiz kararlarını, uluslararası mahkeme kararlarıyla karşılaştırıp benzer ve farklı taraflarını incelemektir.Anahtar Kelimeler: Siyasi Parti, Kapatma Kararı, Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Refah Partisi

Anayasa MahkemesiAvrupa İnsan Hakları MahkemesiParti kapatma+2
Özge Çelebi
Çanakkale Onsekiz Mart University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Yargı kararları ışığında ceza muhakemesinde masumiyet karinesi

Çalışmamızın amacı, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi örnek kararlarının incelenmesi yoluyla masumiyet karinesinin öneminin, bu kararlarda hangi unsurlara ağırlık verildiğinin, kapsamının ve geliştirilmeye ihtiyaç duyulan hususların tespitinin yapılmasıdır. Çalışmanın kapsamı, özellikle ulusal hukuk normları çerçevesinde yargı kararlarının değerlendirilmesine odaklı şekilde belirlenmiştir. Ağırlıklı olarak iç hukuk düzenlemeleri üzerinden konunun ele alınarak değerlendirilmesiyle literatüre katkı yapılabileceği düşünülmüştür. İç hukukumuzun içtihatlarının derinleşmesi bu yöndeki çalışmaların sıklığı ile ilişkilendirilebilir. Çalışmanın ilk bölümünde masumiyet karinesi ve uygulanabilirlik şartları ortaya konulmuştur. İkinci bölümde anayasa ve ceza muhakemesi hukuku bakımından konu yargı kararları bağlamında ele alınmıştır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları sunularak konunun yargı organları nezdinde ele alınış biçimi ortaya konulmuştur. Yargıtay kararları; Ceza Daireleri kararları ve Ceza Genel Kurulu kararlarından oluşurken Anayasa Mahkemesi kararları idari uyuşmazlıklar ve bireysel başvurular üzerinden incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ceza muhakemesi, Masumiyet karinesi, Yargı kararları, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi

Anayasa MahkemesiCeza yargılamasıSuçsuzluk karinesi+2
Tugay Çatlı
Antalya Bilim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda esasa ilişkin kabul edilemezlik sebepleri

Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvuru bütün şekli kabul edilebilirlik şartlarını taşısa bile Anayasa Mahkemesi yine de bu başvuruyu esasın incelenmesiyle ilgili nedenlerle kabul edilemez bulabilir. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi" kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası; "Mahkeme, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir." şeklindedir. Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemez olduğuna karar verebilir. Anayasa Mahkemesi ayrıca anayasal ve kişisel önemden yoksun başvuruların da kabul edilemez olduğuna karar verebilir. Bu çalışmada, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında belirtilen esasa ilişkin kabul edilemezlik sebepleri Anayasa Mahkemesi kararları ışığında incelenecektir.

AnayasaAnayasa MahkemesiBireysel başvuru+1
Halil İbrahim Dursun
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türk hukukunda özel hayatın gizliliği hakkının sınırları ve korunması

Özel hayat kavramı, devamlı yeni gelişmelerin meydana gelmesi ve bu gelişmelerin söz konusu kavrama yeni anlamlar yüklemesi nedeniyle, geçmişten bugüne değin hakkında tartışmaların yaşandığı bir mesele olmuştur. Bilişim teknolojisinde yaşanan gelişmelerle birlikte kişilerin özel hayatlarına müdahaleler daha kolay hale gelmiş ve sözü edilen hakkın önemi günümüzde daha çok hissedilmeye başlanmıştır. Özel hayatın gizliliği hakkını korumada en önemli araç şüphesiz hukuk kuralları olacaktır. Dolayısıyla günümüzde özel hayatın gizliliği hakkı uluslararası insan hakları sözleşmelerinde yer almakta, birçok devlet anayasaları ve yargı kararları ile özel hayatın gizliliği hakkını korumaya çalışmaktadır. Bu kapsamda Türk Anayasa Mahkemesi'nin özel hayatın gizliliği konusunda kendisine referans aldığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihatları doğrultusunda sözü edilen hakkın kapsamı ve bu hakka getirilen sınırlamalar hususlarında mahkemenin temel bakışı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Daha sonraki bölümde, özel hayatın gizliliğinin anayasamızdaki düzenlemesi irdelenmiş ve akabinde Anayasa Mahkemesi'nin özel hayatın gizliliği hakkına yaklaşımı incelenmiştir. Uygulamada Türk Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları yol gösterici niteliğinde olduğundan, bu iki mahkemenin güncel içtihatlarıyla özel hayatın gizliliği hakkının sınırları ve korunması ortaya konulmaya gayret edilmiştir.

Anayasa MahkemesiTürk hukukuÖzel hayatın gizliliğinin korunması+2
Mehmet İlteriş Öztürk
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Medenî yargıda usûl kurallarına aykırılığın Anayasa Mahkemesi'nce bireysel başvuru yoluyla denetlenmesi

Bireysel başvuru, kamu gücünü kullanan organların işlem, eylem ve ihmalleri dolayısıyla sebebiyet verdikleri temel hak ve özgürlük ihlâllerine karşı bireylerin korunabilmesi amacıyla ortaya çıkmış bir kurumdur. Bireysel başvurunun kabulü ile bireyler, temel hak ve özgürlüklerinin korunmasını Anayasa Mahkemesi'nden vasıtasız bir biçimde isteme hakkına sahip olmuşlardır. Bireysel başvuru ile adil yargılanma hakkı gibi yargısal güvenceler de koruma altına alınmaktadır. Özellikle medenî yargı alanında yargı organlarının yargısal güvencelere riayetsizliği iddiasını içeren başvurular oldukça fazladır. Tezimizde, başvuruların büyük çoğunluğunu oluşturan medenî usûl hukuku kaynaklı ihlâl iddialarına Anayasa Mahkemesi'nin yaklaşımı ortaya konulmuştur. Çalışmamızda öncelikle Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuruları inceleme sürecine, medenî usûl hukuku perspektifinden bakılarak bireysel başvuruda uygulama alanı bulan usûl hukuku kurumlarına Anayasa Mahkemesi'nin yaklaşım biçimi incelenmiştir. Sonrasında, medenî yargıda usûl kurallarına aykırılıklar sebebiyle adil yargılanma hakkı yanında, bağlantılı hak ve ilkelerin ihlâl edildiğine ilişkin iddialar neticesinde Anayasa Mahkemesi'nce verilen kararlar, kategorize edilerek, usûl hukukuna ilişkin bir sistematik çerçevesinde ele alınmıştır. Adil yargılanma hakkı, mahkemeye erişim hakkı, bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkı, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı, hukuki dinlenilme hakkı ve makûl sürede yargılanma hakkına ilişkin kararlar usûl kurumları ile bağlantılı şekilde değerlendirilmiştir.

Adil yargılamaAnayasa MahkemesiBireysel başvuru+4
Süleyman Burak Gündoğdu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yüce Divan makamı olarak Anayasa Mahkemesi

Genel yargı sistemimizin bir istisnası olarak kurumsallaşan Yüce Divan, Anayasanın 148. maddesine göre, cumhurbaşkanını, başbakan ve bakanları, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi başkan ve üyelerini, başsavcılarını ve Cumhuriyet başsavcıvekilleri ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini göreviyle ilgili suçlarından dolayı yargılamaya yetkilidir.Yüce Divan yargılamasının Anayasa Mahkemesi tarafından yerine getirilmesi, bu görevin ilk olarak Anayasa Mahkemesi tarafından yerine getirilmesini öngören 1961 Anayasası'ndan beri sürekli tartışma konusu olmuştur. Özellikle, 2004 yılından sonra görülen davalar neticesinde açıkça anlaşılmıştır ki Mahkeme'nin Başkan ve üyelerinin atanması, nitelikleri, mesleki formasyonları ve kararlarının kesin olması hususları göz önüne alındığında, bu görevin Anayasa Mahkemesi tarafından yerine getirilmesi adil yargılamanın gerçekleşmesi bakımından sakıncalı olmakta; ayrıca, Mahkeme'nin zaten yoğun olan iş yükünü daha da artırmaktadır.Yüce Divan heyetinin oluşumu, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında karşılaşılan sorunların somut olaylarla da geniş bir şekilde açıklandığı çalışmamızda, bu görevin Yargıtay tarafından yerine getirilmesinin gerek adil yargılamanın gerçekleşmesi, gerekse de kamu vicdanının tam olarak tatmin edilmesi bakımından yerinde olacağı kanaatindeyiz.

AnayasaAnayasa MahkemesiYüce Divan
Kerem Çetin Tekeş
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Anayasa Mahkemesi ve Hukuk devleti

1982 Anayasası'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu açıkça belirtilmiltir. Türkiye'de dönem dönem hukuk devletinden sapmalar olduğu ve hukuk devleti anlayışının farklılştığı görülmektedir. Hazırladığım çalışma dört bölümden oluşmaktadır. ilk bölümde Hukuk Devleti ve Hukuk Devletinin Gerekleri anlatılmıştır. ikinci bölümde Anayasa Yargısı ve Türk Anayasa Mahkemesi'ne değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise Anayasa Mahkemesine Göre Hukuk Devleti ve Anayasa Mahkemesi Kararları Çerçevesinde Hukuk Devletinin ilkeleri açıklanmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise Anayasa Uygunluk Denetiminin Sonucu ve Anayasa Mahkemesi Kararlarının Niteliğiincelenmiştir.

AnayasaAnayasa MahkemesiAnayasa hukuku+2
Haedar Sami
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Anayasa yargısında somut norm denetiminde "Uygulanacak olan kural" kavramı

Bu çalışmada, Türk Anayasa yargısında, anayasaya uygunluğun denetim yollarından belki de en etkili olan somut norm denetimi yolu, koşulları üzerinde durularak incelenmiştir. Genel çerçevede anayasaya uygunluğun denetim yollarından bahsedildikten sonra, somut norm denetiminin tüm koşullarından bahsedilmiştir. Sonrasında konu somut norm denetiminin nispeten karmaşık olarak tabir edilebilecek "davada uygulanacak olan kural" kavramı özeline indirgenmiştir. Bu kapsamda, konu Anayasa Mahkemesinin içtihatları ile ortaya çıkmış olduğundan, bu içtihatlar ile genel çerçeve oluşturulmuş ve öğreti görüşleri ile öğretide yer alan eleştiriler taranmış, toplu bir bakış açısı oluşturulmaya çalışılmıştır. Böylelikle, somut norm denetiminde davada uygulanacak olan kural kavramı denildiğinde anlaşılması gerekenin ne olduğu sorusuna, konu ile ilgili içtihatlar ve öğreti görüşleri bir araya getirilerek kapsamlı bir cevap verilmeye çalışılmıştır.

Anayasa MahkemesiAnayasa yargısıAnayasaya uygunluk+3
Aslı Dinç
Çankaya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolunda adil yargılanma hakkı

Adil yargılanma hakkı, hukuk düzeninin sağlanabilmesi açısından bireylerin haklarını korumayı amaçlayan en temel unsurlardan biridir. Demokratik hayatın bir gereği olarak bireysel hakların tesisi, uyuşmazlığın yargı eliyle çözümlenmesi ile sağlanmaktadır. Anayasayla teminat altına alınmış temel haklardan olan adil yargılanma hakkı kapsamında, bireylerin haklarının teminat altına alınması, ulusal ve uluslararası düzenlemeler ışığında günümüzdeki halini almıştır. Türk iç hukuk düzenlemelerinde, adil yargılanma hakkı konusunda genel olarak AİHS ve Anayasa'nın ortaya koymuş olduğu standartlara uyum konusunda özen gösterilmiştir. Anayasa Mahkemesi vermiş olduğu kararlarda da aynı hassasiyeti göstermektedir. Ancak esas sorun adil yargılanma hakkı kapsamında bulunan ilkelerin somut olaya uygulanmasında ortaya çıkmaktadır. Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurularda adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine dair başlıca iddiaları şu şekilde saymak mümkündür. Mahkemeye erişim hakkının engellendiği, gerek medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili davalarda, gerekse ceza alanında kendisine yöneltilen suç isnatları konusunda, kanun ile kurulmuş tarafsız ve bağımsız mahkeme tarafından davasının makul sürede, hakkaniyete uygun olarak yürütülmediği, hükmün açık oturumda açıklanmadığı, suçlamalardan önceden bilgilendirilmediği, savunma hakkının tanınmadığı, masumiyet karinesinin ihlal edildiği en yaygın adil yargılanma hakkının ihlalleri kapsamında yer almaktadır. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının ülkemiz tarafından kabul edilmesi ile birlikte anayasal güvence altına alınmış olan adil yargılanma hakkının tanımlanması ve sınırlandırılmasına ilişkin ilgili kanun ve yönetmeliklerle çeşitli düzenlemeler yapılarak söz konusu ihlal kararlarının çıkmasının engellenmesi amaçlanmıştır.

Adil yargılanmaAnayasa MahkemesiBireysel başvuru
Gözde Uzun
Çankaya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türk anayasa yargısında iptal davası açma yetkisi ve organ davası

Bu çalışmada, Türk Anayasa yargısında iptal davası açma yetkisi incelenmiştir. İlk olarak, doktrinde soyut norm denetimi olarak da anılan bu anayasaya uygunluk denetim yolunun anayasa yargısı içerisindeki yerine değinilmiştir. Daha sonra, Türk Anayasacılık tarihinde bu yolun işletilmesinde kimlere yetki tanınması gerektiğine ilişkin olarak gerek doktrinde gerekse de parlamentoda ileri sürülen görüşlerden bahsedilmiştir. Türk Anayasalarında kimlere iptal davası açma yetkisinin verildiği ve bunların belirlenmesindeki nedenler ele alınmıştır. Anayasa Mahkemesi'nin iptal davası açılmasında yetki noktasında dikkat çeken kararları da yeri geldikçe belirtilmeye çalışılmıştır. En son olarak 1961 ve 1982 Anayasalarında Anayasa Mahkemesi'ni harekete geçirebilecekler hususunda en dikkat çekici farklılık olan organ davası müessesi işlenmiştir. Organ davasının koşulları, hangi kurumların bu yolu işletebileceği ve Anayasa Mahkemesi içtihatları ışığında işlevselliği ele alınmıştır.

AnayasaAnayasa MahkemesiAnayasa yargısı+3
Hasan Dinç
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Hukukunda Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı ve etkin soruşturma ilkesi

Anayasa, AİHS ve ek protokollerle ortak koruma altına alınan temel hak ve özgürlüklerinden birinin kamu gücü tarafından ihlâl edildiğini iddia eden herkese, ihlâli ortadan kaldırmak amacıyla iç hukukta öngörülen olağan kanun yollarını tükettikten sonra, ikincil nitelikte bir hukuk yolu olan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı tanınmıştır. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının tanınması ile temel hak ve özgürlüklerin korunması adına Türk pozitif hukukunda önemli bir adım atılmıştır. Bireysel başvuru usulüyle, hak ihlâllerinin önlenmesi ve giderilmesini sağlamada etkili bir denetim mekanizması oluşturmak amaçlanmıştır. Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesinin ihlâl iddialarına ilişkin incelemeleri, yorumları ve başvuruya ilişkin vereceği kararlar büyük öneme haizdir. Anayasa Mahkemesi, bireylere temel hak ve özgürlükleri tanımakla yetinmemeli, bu hak ve özgürlüklerin ihlâline neden olan olayları aydınlatma ve sorumluları tespit etmek amacıyla yetkili makamların etkin bir soruşturma yapıp yapmadıklarını tespit etmelidir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, kendisine yapılan başvurulara ilişkin olarak öncelikle etkin bir soruşturmadan bahsedebilmek için aranan şartların tespitini yapmalı sonrasında yetkili makamların bu şartları yerine getirip getirmediklerine kanaat getirmelidir. Anahtar Kelimeler: Bireysel başvuru hakkı, temel hak ve özgürlükler, Anayasa Mahkemesi, temel hak ve özgürlüklerin korunması, etkin soruşturma.

Anayasa MahkemesiBireysel başvuruSoruşturma+2
Aslıhan Arık
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi Hukuku bağlamında Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolu

İnsanların insan onuruna yaraşır bir şekilde yaşayabilmesi için elzem olan insan hakları, devletlerin ve hükümetlerin kendilerini meşru kabul ettirmelerindeki en önemli kıstastır. Devlet ve vatandaş ilişkisinde zayıf konumda olan vatandaşların temel hak ve özgürlüklerin korunması amacıyla yüksek mahkeme statüsüne sahip Anayasa Mahkemesi kurulmuştur. Mahkeme, vatandaşlar tarafından kamu gücünün temel hak ve özgürlük ihlallerine karşı yapılan bireysel başvuruları karara bağlamaktadır. Çok sayıda devlet, temel hak ve özgürlüklerin kamu gücü işlemlerine karşı korunması amacıyla, bireylere Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkı tanımıştır. Türkiye'de Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolu, 2010 yılında yapılan halk oylaması sonucunda kabul edilmiştir. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunla yürürlüğe giren uygulama insan haklarının iç hukukta etkin olarak korunmasını sağlamaktadır. Her ne kadar bu yolun kabul edilmesindeki esas sebep Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)'nde Türkiye aleyhine başvuruların artması olsa da bireyler bu sayede ihlal edilen hak ve özgürlükleri için yeni bir yol bulmuşlardır. Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolu uygulamasının vergi hukuku bağlamında değerlendirilmesini ele aldığımız bu çalışmada amaçlanan; temel hakların etkili biçimde korunmasına yönelik olarak, vergilendirme alanında Anayasa Mahkemesi'ne yapılacak bireysel başvurunun işleyişini, koşullarını ve uygulamadaki karşılığını göstermektir. Bu amaçla tez çalışması, 3 ana bölüm halinde planlanmıştır. Birinci bölümde anayasal gelişmeler ile Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş aşamaları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise Anayasa Mahkemesi'ne Bireysel Başvuru Yolu'nun şartları ve diğer bilgiler yer almış, üçüncü bölümde ise, vergi hukuku alanında bireysel başvuruda verilen kararların değerlendirilmesi yapılacaktır. Anahtar Sözcükler: Bireysel Başvuru, Anayasa Yargısı, Anayasa Mahkemesi, Vergi Uyuşmazlıkları, Vergi Cezaları, Temel Hak ve Özgürlüklerin Korunması

Anayasa MahkemesiAnayasa yargısıBireysel başvuru+4
Sebahat Çetinel
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anayasa Mahkemesi'ne yapılan bireysel başvuruların kabul edilebilirlik bakımından incelenmesi

Bu çalışmada, 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan Anayasa değişikliğiyle Türk Anayasa Hukuku'na giren bireysel başvuru kurumu genel olarak tanıtılmış, kabul edilebilirlik kriterleri detaylıca incelenmiş ve doktrindeki görüşler etraflıca ele alınmıştır. Ayrıca Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvurular konusunda 2018 tarihinde verdiği bazı kararlar da incelenmiştir. Çalışmanın pozitif temellerini, anayasanın ilgili maddeleri, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü oluşturmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde bireysel başvuru kavramına, bireysel başvurunun işlevlerine, karşılaştırmalı hukukta bireysel başvuru kurumuna, başvuru usulüne, başvurunun Anayasa Mahkemesi'nce incelenmesine ve bireysel başvuruda verilebilecek kararlara değinilmiştir. İkinci bölümde usul bakımından kabul edilebilirlik şartlarından olan başvurunun süresine, Anayasa Mahkemesi'nin kişi, zaman ve konu bakımından yetkisine ve başvuru yolarının tüketilmesi hususlarına ve son bölümde de bireysel başvurunun esas bakımından kabul edilebilirlik şartlarından olan, açıkça dayanaktan yoksunluk, önemli bir zararın bulunmaması, başvurunun anayasal açıdan önem taşımaması ve başvuru hakkının kötüye kullanılması hususları incelenmiştir.

Anayasa MahkemesiAvrupa İnsan Hakları MahkemesiBireysel başvuru+3
Mustafa Ermayası
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00

Related subjects