Cancer patients
266 theses under this subject heading
Rekombinant anti-vegf üretilmesi ve nanokonjugatının geliştirilmesi
Vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF)'nin kanser metabolizmasındaki rolü literatürde ortaya konulmuş olup bu çalışmada, insan kanında da bulunan, VEGF'ye bağlanan ve iki zincirden oluşan bloklayıcı Anti-VEGF antikorunun rekombinant olarak üretilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda, insan kanından total RNA izole edilmiş, buradan cDNA sentezlenmiş ve Anti-VEGF antikorunun iki zincirinin gen dizisine spesifik primerler kullanılarak PCR reaksiyonları ile anti-VEGF genleri klonlanmıştır. Daha sonra klonlanan genler yine aynı teknikle birleştirilip tek zincir haline getirilmiş ve uygun klonlama, ekspresyon plazmit vektörleri ve konakçılar ile birlikte ekspresyonu sağlanmıştır. Çalışmanın son aşamasında, konakçı bakteriden, ağır ve hafif zincirinin birbirine bağlı olduğu rekombinant Anti-VEGF antikorunun izolasyonu ve saflaştırması gerçekleştirilmiştir. Saflaştırma nikel afinite kromatografisi kullanılarak sağlanmış ve Western Blot ile proteinin karakterizasyonu yapılmıştır. Daha sonra; Anti-VEGF antikorunun, dış ortam koşullarına dayanıklılığını arttırmak için, rutenyum tabanlı aminoasit monomerleri ile fotosensitif çapraz bağlamayı sağlayan ANADOLUCA metodu kullanılarak Nano-Anti-VEGF konjugatı üretilmiştir. Bu VEGF nanobloklayıcının karakterizasyonları Zeta ile boyut analizi, SEM ile yüzey morfolojisi ve CD spektroskopisi ile sekonder yapısı incelenerek ortaya konulmuştur. Nano-Anti-VEGF'nin ilaç sektöründe, tedavi sürecinin nasıl devam ettiğini izleyebilmek amacı ile moleküler görüntüleme teknolojisi sayesinde takip edilebilirliğini sağlamak için akridin, BODIPY ve FITC gibi farklı floresans özellikteki maddeler ile konjugatı sentezlenmiştir.
Radyoterapiye başlayan kanser hastalarına verilen beslenme eğitiminin malnütrisyonu önlemeye ve azaltmaya etkisi
Bu araştırmanın amacı; radyoterapi alan kanser hastalarına verilen beslenme eğitiminin malnütrisyonu önlemeye ve azaltmaya etkisini belirlemektir. Deneysel türden olan bu çalışmanın evrenini İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi (TÖTM) Radyasyon Onkolojisi ünitesinde tedaviye yeni başlaya 240 kanser hastası oluşturdu. Örnekleme alınan hastalar basit rastgele örnekleme yöntemine göre 74'ü deney, 73?ü de kontrol grubu olmak üzere toplam 147 hasta olarak belirlenmiştir. Araştırma kapsamını radyoterapiye yeni başlamış, radyoterapi süresi iki haftadan fazla olan, kaşektik ve ruhsal sorunu olmayan, iletişim kurulabilen, araştırmaya katılmayı kabul eden kanser hastaları oluşturdu. Veriler; Hasta Bilgi Formu, Subjectif Global Değerlendirme (SGD) Ölçeği ve antropometrik ölçümler ile elde edildi. Verilerin istatistiksel değerlendirmesinde sayı, yüzde, bağımsız gruplarda t-testi, varyans, ki-kare ve McNemar analizi testleri kullanıldı. SGD ölçeği sonuçlarına göre 1 ay sonraki izlemde deney ve kontrol grupları arasında önemli bir fark saptandı (p<0.05). Sonuç olarak; verilen eğitimin malnütrisyonu azaltmaya etkisi olduğu saptandı. Bu nedenle malnütrisyonu azaltmak için radyoterapi alan hastalara hemşireler tarafından beslenme eğitiminin düzenli olarak verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Radyoterapi, beslenme, malnütrisyon, kanser, hemşirelik
Kanser hastalarında geleneksel ve tamamlayıcı tedavi kullanımının hasta yakınmalarına etkisi
Çalışma, kanser hastalarında geleneksel ve tamamlayıcı tedavi kullanımının semptomlara etkisinin değerlendirilmesi amacıyla planlanmıştır. Tanımlayıcı nitelikteki araştırmanın evrenini 2022 yılında bir kemoterapi ünitesinde tedavi gören tüm hastalar, örneklemini ise bu hastalar arasından çalışmaya katılmayı kabul eden 131 hasta oluşturmuştur. Veriler, araştırmacılar tarafından hazırlanan ve sosyodemografik özellikleri içeren anket formu, Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp Yaklaşımları Ölçeği (TATYÖ), SF36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Nightingale Semptom Değerlendirme Ölçeği aracılığı ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, yüzdelikler, ortalamalar, t testi, One-Way Annova testi Pearson korelasyon testi kullanılmıştır. Olguların %42,7'sinde meme kanseri ve %19,1'inde akciğer kanseri tanısı vardır. Olguların %18,3'ü tamamlayıcı ve alternatif tedaviler konusunda bilgi sahibidir. Olguların %5,3'ü daha önce tamamlayıcı ve alternatif tedavi yöntemi kullandığını ifade etmektedir. Hastalar geleneksel ve tamamlayıcı tedavi yaklaşımlarından, daha çok besinsel (yoğurt, kırmızı et ve sebzeler) yaklaşımları kullanmayı tercih etmektedir. Bunu sırasıyla, bilişsel- davranışsal terapiler ve manipulatif yaklaşımlar (dua etme, gülme ve namaz kılma) ile bitkisel yaklaşımlar (ıhlamur, kuşburnu çayı ve vitamin) izlemektedir. Olguların TATYÖ bilişsel alt boyut puanının sosyodemografik özelliklerden cinsiyete, bitkisel alt boyut puanının yaşa, TATYÖ toplam puanının yaşa göre anlamlı farklılık göstermektedir (p<0,05). Olguların TATYÖ bilişsel alt boyut puanının sağlık/hastalıkla ilişkili özelliklerden ameliyat olma durumuna; TATYÖ toplam puanının kanser türüne göre anlamlı farklılık göstermektedir (p<0,05). Olgularda, TATYÖ puanı ile Nightingale Semptom Değerlendirme Ölçeği ve SF 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği puanları arasında anlamlı ilişkiler olduğu görülmektedir (p<0,05). Olgularda geleneksel ve tamamlayıcı tedavi yöntemleri kullanımı, semptom düzeyini ve yaşam kalitesini etkilemektedir.
Çocukluk çağı lösemi hastalığı nedeniyle tedavi alan hastalarda ikincil kanser ve hastalıkların araştırılması
Akut lösemi, normal lenfoid ve miyeloid kök hücrelerinin hematopoezinin spesifik bir evresinde durması ve sınırsız çoğalma özelliği kazanması ile karakterize klonal bir hastalıktır (1). Bu çalışmada, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Hematoloji Kliniği'nde 2005-2017 yılları arasında tanı konularak tedavileri yapılan toplam 378 akut lösemi olgusunun bilgileri geriye dönük incelenerek literatür eşliğinde değerlendirilmiştir. Bu çalışmada çocukluk çağı lösemi olgularının tedavileri tamamlandıktan en az 5 yıl geçtikten sonra gelişmiş olan ikincil maligniteler araştırılmış olup, ikincil malignitelerle kemoterapi protokolleri arasında ilişki olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışmaya dahil edilen 378 hastanın %15,3 (n=58)'si AML, %84,3 (n=319)'ü ise ALL tanısı almış hastalardı. ALL ve AML hastalarının relaps oranları karşılaştırıldığında ALL hastalarında relaps oranı %13,2, AML hastalarında %22.4 olup anlamlı bir farklılık saptanmadı (p=0.070>0.05). 378 hastamızın 9'unda ikincil kanser geliştiği görüldü. ALL tanılı hastalarda sekonder malignansi gelişim oranı %2.839, AML tanılı hastalarda ise bu oran %1.724 olarak saptandı. ALL hastalarının mortalite oranı %24,3, AML hastalarının ise %44.8 olup AML hastalarının mortalite oranı istatistiksel olarak daha yüksek olarak saptandı (p=0.001<0.05). ALL/AML tanılı hastaların mortalite sebepleri değerlendirildi ve dirençli ALL (%42.157) ve dirençli AML (%18.627) en yüksek mortalite sebebi olarak saptandı. Sonuç olarak çalışmamızda verilen tedavi protokollerinden ALL için BFM-2009 ile tedavi alan hastalarda görülen relapsın istatistiksel olarak anlamlı şekilde az görüldüğü, AML hastalarının ise ALL hastalarına göre mortalitesinin yüksek olduğu saptandı. Anahtar kelimeler: Çocukluk çağı akut lösemileri, kemoterapi protokolleri, relaps, kemik iliği nakli, sekonder malignansi.
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji bölümüne başvuran kanser hastalarının COVID-19 pandemisi sürecinde yaşam kalitesi ve beslenme durumundaki değişikliklerin değerlendirilmesi
Giriş ve amaç: SARS-CoV-2 enfeksiyonu salgını, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından koronavirüs hastalığı 2019 (COVID-19) olarak adlandırılmıştır. COVID-19 hızla birçok ülkeye yayılmıştır ve 11 Mart 2020 tarihinde 4000 den fazla insanın ölümüne yol açmasıyla Dünya Sağlık Örgütü tarafından bu tarihte resmen pandemi olarak ilan edilmiştir. Çalışmamızın amacı COVİD 19 pandemisi süresince hastanemize başvuran onkolojik tanılı hastaların EORTC QLQ C-30 ve NRS 2002 gibi dünyada kabul görmüş anketler ile hastaların yaşam kalitesindeki değişiklikleri ve beslenme durumundaki değişiklikleri saptayarak alınabilecek önlemleri belirlemektir. Materyal-Metod: Çalışmamıza, Gaziantep Üniversitesi, Şahinbey Eğitim ve Araştırma hastanesine Ocak 2022 ile Mart 2022 tarihlerinde polikliniğe başvurmuş veya serviste yatmakta olan malignite tanısı almış 324 hasta dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastaları kendi sosyodemografik veri formumuz ile değerlendirilip devamında NRS-2002 ve EORTC QLQ-C30 anketleri yapılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza 324 hasta dahil edildi. Hastaların %49,07'si (159 hasta) erkek, %50,93'ü (165 hasta) ise kadındı. Hastalarımızın %20,37'si (66 hasta) COVİD 19 hastalığını geçirmişti. Ailesiyle beraber yaşayanlar hastaların %96,91'ini oluştururken, hastaların %36,42'sinin aile bireylerinden en az biri COVİD 19 hastalığını geçirmişti. Hastaların %76,23'ü (247 hasta) aşı olmuşken, %23,77'si (77 hasta) aşı olmamıştı. Çalışmamıza dahil edilen hastaların %22,8'i (74 hasta) meme kanseri, %19,7'si (64 hasta) kolorektal kanser, %17,5'i (57 hasta) akciğer kanseri, %15,1'i (49 hasta) ise genitoüriner sistem kanseri tanıları ile takipliydi. Çalışmamızdaki hastaların tanılarına göre, evrelere göre, yaşa göre, kemoterapi öyküsüne göre, covid geçirme öyküsüne göre, covid aşısı olma durumuna göre EORTC QLQ-C30 yaşam kalitesi ölçeklerine bakıldığında; tanıya göre genel sağlık skorunda, fonksiyonel skalada ve semptom skalasında istatistiksel anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Çalışmamızda da literatürle uyumlu olarak radyoterapi öyküsüne göre genel sağlık skoruna ve semptom skalasına bakıldığında; istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Fonksiyonel skalaya göre ise istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p=0,026). Cinsiyete göre genel sağlık skoruna ve semptom skalasına bakıldığında; istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Fonksiyonel skalaya göre ise istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p=0,028). Tedaviyi erteleme durumlarına göre genel sağlık skoruna ve fonksiyonel skala skorlarına bakıldığında; tedavilerini ertelemeyenlerde skorlar daha yüksekti (p=0,001). Semptom skalasına göre ise tedavilerini erteleyenlerde skorlar daha yüksekti ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p=0,001). Poliklinik kontrolünü erteleme durumlarına göre genel sağlık skoruna bakıldığında; kontrolünü ertelemeyenlerde skorlar daha yüksekti fakat istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p=0,086). Fonksiyonel skalaya göre de kontrolünü ertelemeyenlerde skorlar daha yüksekti ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p=0,001). Semptom skalasına göre ise kontrolünü erteleyenlerde skorlar daha yüksekti ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p=0,071). Malignite türüne göre NRS analizlerine bakıldığında meme kanseri ile takipli hastaların nutrisyon açısından riskli olmadıkları saptandı. Mide özefagus ve pankreas safra yolu maligniteleri ile takipli hastalara bakıldığında ise hastaların nutrisyon açısından riskli grupta oldukları saptandı. Tanı türüne göre NRS analizleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,001). Hastalıkların evrelerine göre NRS analizlerine bakıldığında evre 4 hastaların nutrisyon açısından riskli grupta oldukları, evre 3 hastaların ise daha çok takip grubunda yer aldıkları saptandı. NRS analizine göre evreler arasında istatistiksel anlamlı farklılık saptanmasa da bu fark istatiksel anlamlılık sınırına yakın idi (p=0,052). Yaşa göre NRS analizlerine bakıldığında altmış beş yaş üstü hastaların nutrisyon açısından riskli grupta oldukları, altmış beş yaş altı hastaların ise daha çok takip grubunda yer aldıkları saptandı. NRS analizine göre yaş grupları arasında istatistiksel anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,001). Cinsiyete göre NRS analizlerine bakıldığında ise literatürün aksine erkek hastaların nutrisyon açısından riskli grupta oldukları, kadın hastaların ise daha çok takip grubunda yer aldıkları saptandı. NRS analizine göre cinsiyet grupları arasında istatistiksel anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,046). Radyoterapi alıp almamaya göre NRS analizlerine bakıldığında radyoterapi alan hastaların nutrisyon açısından riskli grupta oldukları, almayan hastaların ise daha çok takip grubunda yer aldıkları saptandı. NRS analizine göre radyoterapi grupları arasında istatistiksel anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,005). Kemoterapi alıp almamaya göre ise literatürün aksine istatistiksel anlamlı farkılık saptanmamıştır (p>0,05). NRS analizine göre covid geçirme, aşı olma durumlarına göre nutrisyonel açıdan istatistiksel anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Çalışmamızda literatürün aksine pandemi döneminde tedaviyi erteleme durumuna göre NRS analizlerine bakıldığında tedaviyi erteleyen hastaların nutrisyon açısından riskli grupta oldukları, ertelemeyen hastaların ise daha çok takip grubunda yer aldıkları saptandı. NRS analizine göre pandemi döneminde tedaviyi erteleme durumu açısından istatistiksel anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,009). Literatürle uyumlu olarak ise pandemi döneminde kontrolü erteleme durumlarına göre ise nutrisyonel açıdan istatistiksel anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Sonuç ve Öneriler: Covid 19 hastalığı, özel bir hasta grubu olan onkoloji hastalarında bir çok ek problemi de beraberinde getirmektedir. Pandeminin güncel bir sorun olması nedeniyle bu konuda yapılacak çalışmalar pandeminin geri kalan dönemi için önem arz etmektedir. Çalışmamızda literatürde yeterli çalışma olmayan; onkoloji hastalarında poliklinik kontrolünü erteleme, tedaviyi erteleme, aşı olma durumlarında yaşam kalitesini ve malnutrisyonu değerlendirerek pandeminin geri kalan döneminde alınacak önlemlerin önemine vurgu yapmak istedik. Pandemi sürecinin halen devam ettiği göz önünde bulundurularak bu konuda yapılacak ek çalışmaların onkoloji hastalarının yaşam kalitesini arttıracağını öngörmekteyiz. Anahtar kelimeler: beslenme ,covid 19, malignite, , pandemi, yaşam kalitesi
Investigation of possible interaction between ARID3A, ARID3B, lncRNAs MALAT1 and NORAD in non-small cell lung cancer (NSCLC)
The most common cancer-related death with a poor prognosis is lung cancer. For attempts at survival, early diagnosis and effective treatment methods are crucial. Approximately 85% of lung cancers are non-small cell lung cancers (NSCLC). Long non-coding RNAs, also known as lncRNAs, are crucial to numerous biological processes. Their conflict causes carcinogenesis and may have an effect on the pathways that are considered important therapeutic targets in various cancers. The neoplastic initiation, progression, metastasis, tumor angiogenesis, chemoresistance, and genomic instability in NSCLC are caused by a lack of regulation of long non-coding RNAs, MALAT1 and NORAD, that are involved in metastasis. Both MALAT1 and NORAD are important for cell cycle progression as they directly regulate the expression of the transcription factor E2F1. It has been reported that the expression of p53 target genes is also affected by MALAT1 by repressing p53 promoter activity followed by cell cycle progression, and NORAD is indirectly regulated by p53. The AT-rich interaction domain (ARID) family of DNA-binding proteins, especially ARID3A and ARID3B are involved in various biological processes, including cell proliferation, differentiation, and development. ARID3A and ARID3B play important roles in E2F-dependent transcription and are transcriptional targets of p53. The pivotal function in promoting either cellular proliferation by pRB-E2F or growth arrest by p53 pathways implies a tight and finely tuned regulation. Both ARID3A, ARID3B and lncRNAs MALAT1, NORAD are involved in pRB-E2F and p53 pathways. In this study, we tried to find probable interactive and functional connectivity among ARID3A, ARID3B, lncRNAs MALAT1 and NORAD in NSCLC.
Ankara Şehir Hastanesi nöroloji ve tıbbi onkoloji polikliniklerine başvuran hasta ve hasta yakınlarının evde sağlık hizmetleri hakkında bilgi düzeyi
Giriş: ESH gün geçtikçe dünya ve ülkemiz için önemi artan bir konudur. Kronik hastalıkların görülme sıklığının artması, nüfusun yaşlanması, evde bakım teknolojilerinin gelişmesi, hastanelerden erken taburculuk imkanlarının gelişmesi ESH'ye ihtiyacı arttırmaktadır. ESH alan kişi/aile sayısı artış gösterse de halen yeterli düzeyde ve verimlilikte çalışılamamaktadır. Bu araştırma ile amacımız hasta ve hasta yakınlarının ESH hakkındaki farkındalığını arttırmak, konu hakkındaki bilgi düzeylerini görmek ve eğer varsa bilgi eksikliklerinin giderilmesi için uygun planlama yapılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışma, Ocak 2020 ve Mart 2020 tarihleri arasında Ankara Şehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji ve Nöroloji polikliniklerine başvuran hasta ve hasta yakınlarına anket dağıtılarak yapılan kesitsel bir çalışmadır. 330 hasta/hasta yakını çalışmaya dahil edilmiştir. Veriler SPSS Statistics 20 programı kullanılmış ve istatistiksel anlamlılık sınırı olarak p<0,05 kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 44.58 idi. Eğitim durumları incelendiğinde %49,24 (n:162) ile en çok üniversite ve üzeri eğitimli katılımcılarımız vardı. Katılımcıların %54,88'inin (n:180) geliri giderine eşit olduğu görüldü. Katılımcılarımızın çoğunluğu %68,08 (n:224) ile hasta yakını idi. Katılımcıların %45,6'sı (n:47) Onkoloji, %54,4'ü (n:56) Nöroloji kliniğinde tedavi görmekte idi. Katılımcılarımızın çoğu ESH'yi duymuştu (%79,7). ESH'yi duyan katılımcılar en çok sağlık personeli sayesinde (%58) ESH'den haberdar olduklarını söylerken, ikinci sırada %40,3 TV, radyo, internetten duyduklarını belirttiler. Aile hekimlerinin daha önce evde sağlık hizmeti konusunda bilgi verdiği kişiler katılımcıların %43,2'si (n:142) idi. Katılımcıların %27,6'sı (n:91) evde sağlık hizmetlerinden yararlandıklarını belirtti. Evde sağlık hizmetlerinden yararlanan katılımcıların en sık (%29,7) ilaç raporu nedeniyle ESH'den yararlandığı görüldü. Katılımcıların %87,2'si (n:272) ihtiyaçları olduğunda ESH'den yararlanmak istediklerini belirtti. ESH'den kimler yararlanabilir sorusuna doğru cevap yüzdeleri yüksekti. Katılımcıların ESH'den beklentileri incelendiğinde; en çok beklenti %81,81 (n:270) oranı ile hastaların ilaçlarının reçete edilmesi ve ilaç raporlarının evde sağlık tarafından düzenlenmesi iken en düşük beklenti diş hekimi muayenesi yapılması [%26,97 (n:89)] idi. Katılımcılar ESH'yi hangi kurumlardan alabileceklerini ve nasıl başvuracaklarını biliyorlardı. Katılımcılara ESH'nin verdiği hizmetler hakkında fikirlerini sorduğumuzda; en az doğru yanıt verilen önerme %36,36 (n:120) oranıyla ESH "Acil durumlara müdahale eder" ifadesi idi. İkinci en az doğru yanıt %38,18 oranıyla ESH "Ağız ve diş sağlığı hizmetleri verir" önermesi oldu. ESH hakkında verilen çeşitli önermelere verilen cevaplarda "ESH aynı gün eve gelir" önermesinde doğru, yanlış ve bilmiyorum cevap oranları birbirine yakındı. Diğer önermelere doğru cevap oranları yüksekti. Anket sonuçlarını ESH'den yararlananlar ve yararlanmayanlar olarak kıyasladığımızda bir çok alanda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık görüldü. ESH'den yararlanmak katılımcıların bilgi düzeyini arttırmıştı. Ekonomik durumun ve eğitim düzeyinin ESH hakkında bilgi düzeyinde fark yaratmadığı görüldü. Aile hekiminden ESH hakkında daha önce bilgi alan ve almayan katılımcıları kıyasladığımızda, ESH hakkında aile hekiminden bilgi almış olanların bilgi düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artmış olduğu görüldü. Tartışma ve Sonuç: Katılımcıların geneline baktığımızda evde sağlık hizmetleri konusunda fikir sahibi olduklarını gördük. Ekonomik durum ve eğitim düzeyine göre bir çok alanda fark olmadığını gördük. Eğitim düzeyine göre istatistiksel olarak anlamlı fark görülen alanların çoğunluğunda ilköğretim mezunu katılımcılar daha bilgili olarak görüldü. İlköğretim mezunu katılımcıların ESH'ye daha çok ihtiyaç duyma ihtimalleri vardır. ESH'den yararlanan katılımcıların ve aile hekiminden ESH hakkında bilgi almış olanların bilgi düzeyleri ESH'den yararlanmayanlar ve aile hekiminden ESH hakkında bilgi almamış olanlara göre daha yüksekti. Bu sonuç ESH hakkında eğitimler verilmesinin önemini göstermektedir. Aile hekimlerinin ESH hakkında bilgilendirdiği katılımcıların bazı önermelerde bilgi düzeylerinin düşüklüğü sağlık personellerinin de ESH hakkında bilgi düzeylerinin yeterli oranda olmadığını düşündürdü. Hasta ve hasta yakınları kadar sağlık personellerinin de ESH hakkında eğitimlere tabi tutulması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Aile hekimliği, Ankara şehir hastanesi, Evde sağlık hizmetleri, Nöroloji, Onkoloji
Kanserli çocuklarda kemoterapi öncesi ve kemoterapi sırasında tat alma değişikliği
Bu çalışma kanserli çocuklarda kemoterapi öncesi ve kemoterapi sırasında tat alma değişikliğini incelemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Hastanesi pediatri hematoloji ve onkoloji kliniğinde Şubat 2021-Eylül 2022 tarihleri arasında izlenen ve kemoterapi alan 8-18 yaş arasındaki çocuklar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklem büyüklüğü güç analizi ile 15 çocuk olarak belirlenmiştir. Verilerin toplanmasında Çocuk Tanıtım Formu, Kemoterapi Alan Çocuklar İçin Tat Alma Değişikliği Ölçeği (KAÇ-TADÖ) ve Subjektif Total Tat Keskinliği Ölçeği (STTKÖ) kullanılmıştır. Kemoterapiye başlamadan çocuklara Çocuk Tanıtım Formu, KAÇ-TADÖ ve STTKÖ uygulanmıştır. Daha sonra aynı çocuklara kemoterapinin 3. ve 6. haftasında Çocuk Tanıtım Formunun çocuğun hastalığına ilişkin bölümü, KAÇ-TADÖ ve STTKÖ uygulanmıştır. Verilerin analizinde Shapiro Wilk normallik testi, Kapsam Geçerlik İndeksi (KGİ), ortalama, sayı ve yüzde dağılımları, Cronbach Alfa katsayısı, Wilcoxon ve Friedman testi kullanılmıştır. Çocukların kemoterapi öncesinde %13.3'nün, kemoterapinin 3. haftasında %53.3'ünün ve kemoterapinin 6. haftasında %66.7'sinin tat alma değişikliği yaşadığı belirlenmiştir. KAÇ-TADÖ toplam puan ortalaması kemoterapi öncesinde 1.86±2.72, kemoterapinin 3. haftasında 4.40±5.77 ve 6. haftasında 5.26±6.28 olarak saptanmıştır. Kemoterapi öncesi, kemoterapinin 3. ve 6. haftasında uygulanan KAÇ-TADÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Ayrıca kemoterapi öncesine göre kemoterapinin 3. ve 6. haftasında tat keskinliği kaybının daha fazla olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak çocuklarda hem tat alma değişikliğinin hem de tat keskinliğinin kemoterapi öncesine göre kemoterapinin 3. ve 6. haftasında daha fazla olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Kemoterapi Öncesi, Kemoterapi Sırası, Tat Alma Değişikliği
Klinik ve radyolojik olarak aksiller tutulumu olmayan meme kanserli hastalarda sentinel lenf nodu örneklemesi ve nihai patoloji sonuçlarının değerlendirilmesi
Amaç: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi kliniğine meme kanseri tanısı ile başvuran ya da kliniğimizce meme kanseri tanısı konulan ve peroperatif sentinel lenf nodu biyopsi yapılan hastaların (Ağustos 2020-Aralık 2022) tanı, tedavi ve klinik sonuçlarını karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı'na ait arşivdeki ve hastane veri tabanındaki hastaların kayıtlı verileri retrospektif olarak incelendi. Araştırma süresi 24.08.2020 ile 30.12.2022 tarihleri arasında hastanemizde meme kanseri tanısı ile opere olan hastaları kapsayacak şekilde belirlendi. Bu dönemdeki; yaş, ek hastalık varlığı, aile öyküsü, sigara kullanımı, histolojik grade, tümör boyutu, tümör tipi, tümör evresi, uzak metastaz varlığı, neoadjuvan tedavi alma durumu, USG bulguları, Ki-67 proliferasyon indeksi, östrojen reseptör durumu (ER), progestero reseptör durumu (PR), HER-2 pozitifliği, tümör marker pozitifliği, aksilladaki metastatik lenf bezi durumu gibi parametreler kıyaslandı. Bulgular: Çalışmamızda 175 hastadan yalnızca 41(% 23,4) hastada aksiller diseksiyon yapıldı, kalan 134 hasta aksiller diseksiyon ve buna bağlı komplikasyonlardan korunmuş olduğu görüldü. Lokal ileri evre olup aksilla tutulum olan hastalar, neoadjuvan tedavi alıp kötü prognaza sahip oldukları görüldü. Bu hasta grubunda aksiller diseksiyon yapılma oranı daha yüksek olup istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar elde edildi. (p<0,001) Sonuç: Araştırmanın sonunda bu verilere göre sağlık sistemini fazla yükten kurtarmak, hastaların daha hızlı iyileşmesini sağlamak ve komplikasyonlardan uzak durmak için tüm meme kanseri hastalarına per-operatif SLNB yapmak önerilir. Anahtar Kelimeler: Aksiller diseksiyon, meme kanseri, neoadjuvan kemoterapi, sentinel lenf nodu biyopsi.
COVID-19 pandemi döneminde hematoloji-onkoloji hastalarının enfeksiyon kontrolü ve yönetiminde hemşirelerin izolasyon uyumu
COVID-19 pandemisi tüm dünyayı etkisi altına alarak sağlığı olumsuz yönde etkilemiş ve birçok ölüme neden olmuştur. Dünyadaki tüm insanların, COVID-19 bulaş nedeniyle hastalık ve ölüm riski taşımasının yanı sıra diyabet, hematoloji-onkoloji, kardiyovasküler hastalıklar gibi kronik hastalığa sahip bireyler için riskin daha fazla olduğu COVID-19 vaka izlemi takiplerinde görülmüştür. Görülen bu riskler nedeniyle bu hastaların bakım ve tedavisinde önemli rol ve sorumlulukları bulunan hemşirelerin, enfeksiyon kontrol ve yönetiminde yeri ve önemi oldukça büyüktür. Bu araştırma, COVID-19pandemi döneminde hematoloji-onkoloji hastalarının enfeksiyon kontrol ve yönteminde hemşirelerin izolasyon uyumunu belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı bir araştırma olarak gerçekleştirildi. Araştırma Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yetişkin ve pediatri hematoloji-onkoloji birimlerinde ayaktan ve yataklı tedavi kurumlarında çalışan 80 hemşire ile Ocak 2021 – Şubat 2021 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri 'Sosyo-Demografik Özellikleri Tanılama Formu' ve 'İzolasyon Önlemlerine Uyum Ölçeği' kullanılarak toplandı. Veriler SPSS 25.0 programında frekans, yüzde, ortalama, standart sapma gibi tanımlayıcı istatistikler ve korelasyon analizi yapıldı. Normal dağılıma uygun olan veriler Student T testi, One Way Anova testi kullanılarak değerlendirildi. Hemşirelerin %92,5'i kadın, %33,8'i evli, %43,8'i lisans ve %27,5'i yüksek lisans mezunudur. Hemşirelerin aile üyelerinin %55'inin kronik hastalığı vardır. Pandemi döneminde hemşirelerin %83,8'i evde konakladığını söylemiştir. Hematoloji-onkoloji hemşirelerinin %40'ı COVID-19 enfeksiyonuna yakalanmıştır. Aynı zamanda, hemşirelerin %45'ine çevresindeki insanların bakış açısı olumlu yönde olduğu görülmüştür. Hemşirelerin %77,5'i COVID-19 Rehberi'nden haberdar olduğunu ifade etmiştir. Hematoloji-onkoloji hemşirelerinin İzolasyon Önlemlerine Uyum Ölçeği puan ortalaması 73, 70±7, 365 olarak bulunmuştur. Bu araştırmanın verileri doğrultusunda hemşirelerin COVID-19 Rehberi'nden haberdar olması, pandemi döneminde hemşirelerin çevresindeki insanların bakış açısının olumlu olması, hemşirelerin aile üyelerinin kronik hastalık varlığı, cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, pandemi döneminde konaklama yeri genel izolasyon uyumunu artırma yönünde anlamlı bir belirleyicisi olduğu bulundu. Sonuç olarak hemşirelerin güncel rehberlerin takibi ve hemşirelik mesleğindeki eğitim düzeyi gibi değiştirilebilir faktörleri geliştirerek izolasyona uyumu artırılabildiği görülmektedir. Bu bağlamda kurum içinde COVID-19 enfeksiyon kontrolü ve yönetimi konusundaki eğitimler artırılarak güncel rehberlerin içeriği hemşireler ile paylaşılmalı ve hemşirelerin güncel rehber takibinin enfeksiyon kontrolü ve yönetiminde uyumu artırma yönüne dikkat çekilerek hemşireler teşvik edilmelidir.
Kanser tedavisi alan febril nötropeni atağı ile gelen hastalarda akut faz reaktan degerlerinin klinikle korelasyonu
Amaç: Bu çalışmada kanser tedavisi alan febril nötropeni atağı ile gelen hastalarda akut faz reaktan değerlerinin klinikle uyumu araştırılmıştır. Materyal ve Metod: araştırmaya Bezmialem Vakıf Üniversitesi Çocuk Onkoloji ve Hematoloji servisine son 5 yılda kanser tedavisi sonrası febril nötropeni tanısı ile yatan hastalar dahil edildi. Çalışmada, 2017-2021 arası dönemde hastanemizde kanser tedavisi gören hasta dosyaları taranarak, veriler retrospektif olarak elde edilmiştir. Febril nötropeni tanısıyla yatan hastalara ilişkin nötropenik atak sayıları, febril nötropeni süreleri, son aldıkları kemoterapiden sonra geçen süre, nötropenik atak sırasında ve sonrasındaki CRP ve prokalsitonin (PCT) değerleri, kan kültürü, idrar kültürü, kateter kültürü sonuçları, akciğer grafi sonuları, Toraks bilgisayarlı tomografi (BT) sonuçları ile tedavi rejimlerine ilişkin bilgiler kaydedildi. Bulgular: Çalışma kapsamında toplam 101 hasta değerlendirilmiştir. Hastalardan 70'i (%69.3) erkek, 31'i ise kız çocuktu. Çalışma sonucunda hastanede yatış süresiyle ateşin düştüğü gün sayısı arasında pozitif yönde, trombosit (PLT) ile Htc arasında pozitif yönde, zayıf şiddette, Total beyaz küre (WBC) ile Htc ve PLT arasında pozitif yönde, zayıf, mutlak nötrofil sayısı (MNS) ile WBC arasında pozitif yönde, orta şiddete, lenfosit ile WBC arasında pozitif yönde ve orta şiddette anlamlı ilişki saptandı. Mukoziti olan kanser hastalarının ateş düştükten sonraki CRP değerlerinin mukoziti olmayanlardan anlamlı şekilde yüksek olduğu saptandı. Ayrıca her ne kadar mukoziti olan hastalarda FN atak sayısı, ateşin düştüğü gün sayısı ve hastanede yatış süresi daha yüksek bulunsa da gruplar arasındaki fark anlamlı değildi. Mevcut çalışmada atak sırasındaki CRP ile galaktomannan arasında pozitif yönde, hastanede yatış süresi ile atak sırasındaki PCT arasında pozitif yönde, ateşin düştüğü gün sayısı ile atak sırasındaki PCT arasında pozitif yönde, hastanede yatış süresi ile galaktomannan arasında pozitif yönde, ateşin düştüğü gün sayısı ile galaktomannan arasında pozitif yönde ilişki saptandı. Atak sırasındaki CRP ve PCT değerinin, ateş düştükten sonraki CRP ve PCT değerleri arasındaki farkın istatistiksel açıdan anlamlı olduğu görüldü. Sonuç: TEKRAR BAK Her ne kadar çalışmamızda enfeksiyon varlığı ile FN atak sayısı, hastanede yatış süresi ve ateşin düştüğü gün sayısı açısından anlamlı fark saptanmamış olsa da konuyla ilgili çalışmalarda enfeksiyon varlığının FN atak sayısı, hastanede yatış süresi ve ateşin düştüğü gün sayısında artışa neden olduğu bildirilmektedir. Çalışmamızdan elde edilen bu sonucun ortaya çıkmasında hasta sayısının az olmasının etkili olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Kanser, Febril Nötropeni, Akut Faz Reaktanları
Aktif tedavi alan kanser hastalarında COVİD-19 görülme sıklığı ve mortaliteye etkisi
Giriş ve Amaç: Şiddetli Akut Solunum Sendromu Koronavirüsü-2'nin sebep olduğu koronavirüs hastalığı 2019 (Covid-19) tüm dünyayı etkileyerek kısa sürede pandemi olarak ilan edildi. Covid-19 asemptomatik hastalıktan, ciddi pnömoni hatta ölüme kadar ilerleyebilen farklı klinik tablolara neden olmaktadır. Hastalığın prognozunu etkileyen faktörler; ileri yaş, aşı durumu, komorbid hastalıklar ve immunsupresif tedaviler ile ilgili birçok çalışma yapılmıştır. Bu komorbiditeler arasında kanser ve onkolojik tedaviler de yer almaktadır. Özellikle pandeminin başlarında kanser hastalığı ve aktif onkolojik tedaviler, Covid-19 prevalansı ve mortalitesi açısından yüksek riskli olarak kabul edildi. Ancak yapılan çalışmalarda net fikir birliği sağlanamamıştır. Çalışmamızdaki amaç aktif tedavi alan kanser hastalarında Covid-19 sıklığını, mortaliteye etkisini ve mortalite üzerinde etkisi olabilecek yaş, cinsiyet, metastaz durumu, Covid-19 aşı durumu ve tedavi çeşitlerini tespit etmektir. Materyal ve Metot: Retrospektif olarak yapılan çalışmamıza, pandemi döneminde (01 Nisan 2020- 31 Ekim 2021) Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi Tıbbi Onkoloji bölümü kemoterapi ünitesine tedavi almak üzere başvuran 1369 kanser hastası dahil edildi. 1369 hastalanın yaş, cinsiyet, kanser türü, kanser evre (metastatik, metastatik olmayan) bilgilerine ulaşıldı. Covid-19 dışı sebepler ile ex olan hastaların verilerine ulaşılaması nedeni ile 924 hastada; Covid-19 aşı bilgileri, Covid-19 öyküsü olup olmaması, öyküsü var ise semptom durumu ( asemptomatik, semptomatik, yoğun bakım yatışı, ex), Covid-19 tanısına en yakın olan onkolojik tedavi alma tarihi ve hangi tedavi protokolünü aldığı verileri kaydedildi. Covid-19 sıklığı ve mortalitesi üzerinde etkisi olabilecek bu faktörler karşılaştırıldı. Bulgular: 1369 hastanın yaş ortalamasının 59,6 ve %50,7'sini kadınların oluşturduğu görülmüştür. En sık görülen 3 kanser türü sırası ile meme, akciğer ve kolorektal kanserdir. Hastaların %65,1'inde uzak metastaz mevcuttur ve %95'i kemoterapi tedavisi alırken %5'i immunoterapi tedavisi almaktaydı. Covid-19 verileri elde edilen 924 hastadan 317'sinde (%34,2) Covid-19 öyküsü vardı. Covid-19 pozitif hastaların %80'i yoğun bakım ihtiyacı olmadan semptomatik olarak geçirmişlerdi. 317 hastadan 33'ü (%10,4) ise Covid-19'a bağlı ex olmuştur. İleri yaş, cinsiyet, kanser türü, kanser evresi ve onkolojik tedavi çeşitleri ile Covid-19 sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir (p>0.05). Covid-19'a bağlı ex olan hastaların asemptomatik, semptomatik ve yoğun bakımı yatışı olan hastalara kıyasla yaşları daha yüksek bulunmuştur (p=0.031). Metastazı olan hastaların mortalitesinin ile metastazı olmayan hastalara göre anlamlı olarak yüksek olduğu görülmüştür (p<0.001). Akciğer kanseri olan hastaların mortalite oranı diğer kanser türlerine göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.001). Covid-19 pozitif hastalar, Covid-19 tanılarına en yakın onkolojik tedavi sürelerine göre kıyaslandıklarında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Covid-19 aşı durumları incelendiğinde 1.doz aşılanma oranı %80, 2.doz aşılanma oranı %78 bulunmuştur. Covid durumu asemptomatik olan hastaların aşı ortalaması diğer gruplara kıyasla daha yüksek bulunmuştur. Ex olan hastaların olduğu aşı dozu ile asemptomatik (p<0.001), semptomatik (p<0.001) ve yoğun bakım yatışı olan hastalar (p<0.001) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Sonuç: Kanser hastalarında yapılan bu çalışma, aktif onkolojik tedavinin Covid-19 mortalitesi ile ilişkili olmadığını göstermektedir. Bununla birlikte ileri yaş, uzak metastaz, akciğer kanseri Covid-19 enfeksiyonunda kötü prognoz ile ilişkili saptanmıştır. Ex olan hastaların olduğu aşı dozunun diğer Covid-19 pozitif hastalara göre anlamlı şekilde düşük olması aşının hastalığın ciddi seyrini önlemedeki etkinliğini göstermektedir. Elde edilen bu sonuçların, onkolojik tedavi gerektiren kanser hastalarının yönetimine yardımcı olabileceği kanaatindeyiz. Anahtar Sözcükler: Kanser, Covid-19, kemoterapi, immunoterapi, aşı, mortalite
Examinng the relationship between quality of life and perceived socialsupport in breast cancer patients in Iraq
Introduction:. Social support is a crucial factor that could improve breast cancer patients' quality of life . Aim: The aim of our study is to examine the relationship between the quality of life and perceived social support of patients diagnosed with breast cancer in Iraq. Methoods: The study is relational and descriptive. study was used to guide this study which was conducted at the Al-Zahraa Teaching Hospital and Alkarama Teaching Hospital in Kut, Iraq. The study included a sample of 150 patients with breast cancer. The sample size was determined based on the criteria of a significance level of 0.05. The data were collected from December 10th, 2021 to March st, 2022. Three forms were used to collect the data; sociodemographic and clinical characteristics form, multidimensional perceived social support scale, and European Organization for the Research and Treatment of Cancer Quality of Life Questionnaire (EORTC QLQ-C30). Statistical Package for Social Sciences was used to analyze the data. Results: participants age means 39.27 ± 14.7. were married 79.3%. are high school graduates 26.7%. As per the work status, that they are officers 28.0%. family's monthly income is less than their expenses 64.7%. Most reported that they have children 70.7%. the majority reported that they live in urban areas 56.6%. That they have first-degree relatives who have breast cancer 44.7%. The mean score of social support from significant others was 16.71 ± 4.40, family 18.39 ± 3.29, friends 15.36 ± iv 5.72, and overall perceived social support 50.47 ± 8.12. Sub- dimension mean scores of the quality of life scale; general quality of life was 74.42 ± 8.69, role functioning was 25.46 ± 11.66, emotional functioning 10.58 ± 2.66, cognitive functioning 5.36 ± 1.36, social functioning 5.26 ± 1.39, global health status 6.42 ± 2.11, dyspnea 2.25 ± 0.91, insomnia 2.52 ± 1.00, appetite 2.44 ± 1.03, nausea and vomiting 4.58 ± 1.49, constipation 2.31 ± 1.02, diarrhea 2.43 ± 0.92, fatigue 7.29 ± 1.68, pain 4.90 ± 1.45, overall symptoms 28.73 ± 4.72. When the quality of life was compared with social support. that there is a moderate positive correlation between the global health status sub- dimension of the quality of life scale and Significant Other sub- dimension of the perceived social support scale (r = 0.638, p < 0.05). In addition to a moderate positive correlation between the global health status sub- dimension of the quality of life scale and perceived social support scale (r=0.451, p < 0.05), as well as a weak positive correlation between the overall quality of life scale and Significant Other subdimension of the perceived social support scale (r=0.269, p < 0.05). Conclusion: Breast cancer patients in Iraq have a moderate quality of life. It was determined that the majority of the patients had average social support and the most social support source came from the family. It scored higher on "symptoms" among other dimensions of patients' quality of life. Overall quality of life is significantly associated with social support in patients with breast cancer. 2022, 50 pages Keywords: Breast Cancer, Quality of Life, Social Support, Iraq.
Evaluation of the quality of life of married patients who underwent surgery for breast cancer in hospitals in Baghdad, Iraq
Cancer patients are expected to experience some emotional difficulties, such as stress, anxiety, and depression. In addition, there are some physiological side-effects, such as hair loss, pain, tiredness, nausea, and vomiting; some social side-effects, such as social isolation, loss of role, and function; and, ultimately, a decline in their quality of life. This study was conducted to evaluate the quality of life of married women who underwent surgery for breast cancer. A descriptive cross-sectional study design was adopted to conduct this research. The research was conducted in the Oncology Teaching Hospital and Al-Amal National Hospital for Oncology in the hospitals of the city of Baghdad between March–June of 2022. The sample size of the study is 170 patients. The Patient Information Form and European Organization for Research and Treatment of Cancer QoL Cancer-Specific 3.0 were used for data collection. The data obtained in this study were analyzed with the SPSS 22 package program. Mann-Whitney U test, Kruskall Wallis H Test and Spearman correlation analysis were used in the evaluation of the data. There is a significant association between quality of life of patients' undergoing surgical mastectomy in terms of physical functioning (p=0.003), fatigue (p=0,029), nausea (p=0,036), total symptom scales (p=0,022) scores and age groups. There is a significant association between quality of life of patients' undergoing surgical mastectomy in terms of financial functioning score and employment status (p=0.001). Additionaly, there is a significant association between quality of life of patients in terms of physical functioning (p=0.003), fatigue (p=0,029), nausea (p=0,036), total symptom scales (p=0,022) scores and age groups, financial functioning score and employment status (p=0.001), income (p=0.0001). Furthermore, a similar association between quality of life of patients in terms of functional score (p=0,055), financial function (p=0,0001) and surgical treatment. There is a significant association between quality of life of patients in terms of physical function score and time elapsing for surgery (p=0,045). The same link exists between quality of life of patients in terms of Global health status/QOL (p=0,003), physical functioning (p=0.001), role function (p=0.01), social function (p=0,003), total functional (p=0,0001), fatigue (p=0,0001), pain (p=0,002), insomnia (p=0,024) total symptom scales (p=0,003) scores and radiotherapy. Womens' quality of life needs more attention by the public health and community health sectors. In addition all the patient must have access to the psychosocial support .
Assessment of the quality of life for patients suffering from cancer in the oncology center
Background: Cancer is a leading health problem in terms of morbidity and mortality rates worldwide. Today, due to advances in medical research, advances in early diagnosis and treatment, quality of life has gained importance with the prolongation of the life span of cancer patients and the increase in the recovery rate. Cancer is a chronic disease that affects the quality of life of patients from the moment the disease is diagnosed. Objective: The aim of the study was to evaluate the quality of life of cancer patients treated at an Oncology Centre in Najaf. Methods: The study was conducted between March and June 2022 with 195 cancer patients who met the sampling criteria at the Najaf Oncology Center in Najaf, Iraq. It is a descriptive and cross-sectional study. Data were collected with the patient sociodemographic characteristics form and the European Institute for Cancer Research and Treatment quality of life questionnaire (EORTC QLQ-C30). The research data were analyzed by processing into the SPSS 25.0 package program with, descriptive statistical methods (numerical values, percentage, min-max values, mean and standard deviations), Independent Sample t-Test for comparison of quantitative data in data with normal distribution,and One-Way Analysis of Variance in comparisons of more than two groups. (ANOVA).The Kruskal-Wallis H test was used for variables in which the amount of data was low in the groups, and corrected Bonferroni was used to find the group that made a difference when there was a difference. Statistical significance level was accepted as p<0.05. Results: 28.2% of the participants were between the ages of 46-64, 58.5% were women, 86.7% were married, 30.8% were graduates of high school or an equivalent school, 42.6% were housewives, 62.6% were economically inadequate. 82.6% had children and 44.1% of those who had children lived with five or more children, 84.6% lived with their spouse and children, 59.5% had a chronic disease, and 59.5% of those with chronic diseases had hypertension. None of the participants drank alcohol, and 36.4% smoked. When the distribution of primary cancer regions was examined, it was found that 20.5% of the participants had breast cancer; 18.5% had gastrointestinal cancer, and 17.9% of cancers were in the urogenital region; 97.4% of the participants were undergoing chemotherapy, and 30.3% had had radiotherapy. It was found that 44.6% of them had received surgical treatment. Sub-dimension score averages of the quality of life scale were 34.23±8.84 for the functional dimension, 33.85±9.87 for the symptom dimension, and for the general health dimension, it was found to be 68.38±18.63. There was a significant relationship between the quality of life symptom dimension and age and having children, the general health dimension and age, surgical treatment status, and smoking status (p<0.05). No correlation was found between gender, education level, marital status, income status, number of children, having a chronic disease, cancer region and quality of life (p>0.05). Conclusions: According to the results obtained from the study, it was determined that the patient's age, having children, surgical treatment status, and smoking status affected different dimensions of life quality.
Nurses' knowledge about giving chemotherapy to cancer patients in Al-Diwaniyah Teaching Hospital
The nurse has played a significant part in the care of cancer patients and survivors throughout the course of human history. In addition to physical exams and treatment of the patient's symptoms, these treatments often included counseling and education on the disease's symptoms. Oncology nurses are responsible for giving chemotherapy to cancer patients.The study's goal is to evaluate the knowledge of oncology nurses in Al-Diwaniyah city on safe chemotherapy administration. Descriptive research was carried out from February 15th to May 15th of 2022 An outlandish case study (appropriate example). The sample was chosen by the use of sampling. One hundred and ten oncology nurses from Al-Diwaniyah city are included in the study. A questionnaire was devised for the study's purposes. In this study, participants self-administered the survey instruments. The data was gathered between the dates of February 15th, 2022, and March 1st, 2022 for this study. The SPSS program version was used to examine the data.The results showed that 49% of the participants were between the ages of 24 and 29; 56.9% were men; 65.1% had earned a nursing diploma; 37.6% had 1 to 6 years of experience; and 50.5% had no training sessions. According to the findings of the study, nurses' knowledge of safe chemotherapy delivery and general information on chemotherapy drugs was lacking. Nurses working in oncology centers should be subject to special safety and administration regulations when administering chemotherapy. 2022, 102 pages Keywords: Knowledge, chemotherapy drug, safe chemotherapy administration, oncology.
Investigation of quality of life of women with breast cancer living in kirkuk and affecting factors
Background: In women, breast cancer is one of the most common forms. Affects the physical, psychological, and social aspects of one's well-being. Objective: This study aims to evaluate the quality of life of patients with breast cancer living in Kirkuk and the factors affecting it. Method: It is a cross-sectional and descriptive study. The study was conducted at the Oncology and Hematology Center in Kirkuk, Iraq, between January 10, 2022- April 15, 2022. One hundred fifty women who met the sampling criteria formed the study's sample. Data were collected face-to-face with the Sociodemographic and Clinical Characteristics Form and the WHOQOL-BREF Scale. The psychological health dimension consists of 6 items. The score varies between 6-30. A higher score indicates better psychological health. The social relations dimension consists of 3 items. The score ranges from 3-15. A higher score indicates better social relationships. The perimeter dimension contains eight items. The score varies between 8-40. A higher score indicates better environmental life. In the data analysis, number, percentage, mean, T-test, and ANOVA were used. Results: The mean age of the female participants was 45±19, and 28.7% had a high school graduate education. 67.3% were married, 77.3% were homemakers, 62.7% had less than expenses in income, and 96% did not smoke. Also, the female participants, 58.0%, were in the second stage, and 36.7% were diagnosed less than a year ago. The study also found that 98% of the women participants received surgical treatment, 98% of those received chemotherapy, 5.3% received radiotherapy, and 15.3% received hormonal therapy. In addition, 94.0% of the participants had a mastectomy, 73.3% had a family history of the disease, and 80% did not use oral contraceptives. 9.3% of the family history were cousins who had BC. The majority of the participants, women, 78%, had children. The mean score for the WHOQOL-BREF scale was GQOL was 5.6 ± 2.9, the mean score for the environmental sub-dimension of the WHOQOL-BREF scale was 26.0 ± 4.1, the mean score for the physical sub-dimension of the WHOQOL-BREF scale was 21.4 ± 3.7, the mean score for the psychological sub-dimension of the WHOQOL-BREF scale was 15.2 ± 3.7. The mean score for the social relationships sub-dimension of the WHOQOL-BREF scale was 8.2 ±1.9. When the WHOQOL-BREF scale was compared with demographic and clinical characteristics: There were significant differences determined in the GQOL and sub-dimensions of the WHOQOL-BREF scale: physical health, psychological health, social relations, and environmental health, based on age groups (p < 0.05). There were statistically significant differences determined in the GQOL and sub-dimensions of the WHOQOL-BREF scale, physical health, psychological health, social relations, and environmental health, based on educational level groups (p < 0.05). Significant differences were determined in the GQOL and sub-dimensions of the WHOQOL-BREF scale, physical health, psychological health, social relations, and environmental health, based on occupation groups (p < 0.05). Significant differences were determined in the GQOL and sub-dimensions of the WHOQOL-BREF scale, physical health, psychological health, social relations, and environment, based on the stage of the disease (p < 0.05). Significant differences were determined in the GQOL and sub-dimensions of the WHOQOL-BREF scale, physical health, based on BC diagnosis time (p < 0.05). There were statistically significant differences in GQOL and the sub-dimensions of the WHOQOL-BREF scale, physical and social relationships based on marital status groups (p < 0.05). No statistically significant differences were determined in the GQOL and sub-dimensions of the WHOQOL-BREF scale, physical health, psychological health, social relations, and environment, based on the smoking factor (p > 0.05). There were statistically significant differences determined in the sub-dimensions of the WHOQOL-BREF scale, physical, social relationships, and environmental health based on treatment methods received surgical factor (p < 0.05). There were statistically significant differences determined in the sub-dimensions of the WHOQOL-BREF scale, physical, social relationships and environmental health based on treatment methods received chemotherapy factor (p < 0.05). There were statistically significant differences determined in the sub-dimensions of the WHOQOL-BREF scale, social relationships based on treatment methods received radiotherapy factor (p < 0.05). There were statistically significant differences specified in the sub-dimensions of the WHOQOL-BREF scale, psychological, social relationships, and environmental health based on treatment methods received hormonal therapy factor (p < 0.05). There were statistically significant differences determined in the sub-dimensions of the WHOQOL-BREF scale, physical and social relationships based on the type of surgery being performed (p < 0.05). There were statistically significant differences determined in the sub-dimensions of the WHOQOL-BREF scale, physical, psychological, social relationships, and environmental health based on a family history of BC factor (p < 0.05). Conclusion: In our study, most patients were found to have a moderate QOL. A significant relationship was found between marital status and the sub-dimension of the WHOQOL-BREF scale. Our investigation determined that the variables that affect the sub-dimensions of the WHOQOL-BREF scale and are statistically significant are marital status, education level, stage of disease BC, time of diagnosis, treatment methods received, and family history of BC. Our study found that smoking had no statistically significant effect on the WHOQOL-BREF scale's sub-dimensions. 2022, 72 pages Key Words: BC, QOL, Iraq, Influencing factors
Assessment of nursing competences with cancer patients in al_diwaniayh hospital in iraq
Objective: This research aims to evaluate nursing practices in a cancer department, especially for BC patients. Study Methodology: This cross-sectional descriptive study was conducted in Al-Diwaniyah Hospital in Iraq in the period between 21.04.2022 - 21.06.2022. The research scientist consists of nurses working in Al-Diwaniyah Hospital. The sample number of at least 184 people was determined by the sample calculation method in cases where the universe is unknown. Data were collected face to face through personal interview and observation. The "Sociodemographic and clinical features" and "the nursing practice scale arabic version (A-ASCOP) scale" were used to collect the data. Results: The mean age of the participants was determined 38.3 ± 19.02, 65.76% were males and 73.36% were married. It was determined that there was a positive, statistically significant relationship between age, educational level, Work experience and the overall score of the ASCOP scale. An average level of nursing practices was determined, and that this Practice has a significant relationship between educational level and work experience Conclusion: It was decided that the nursing practices scores on the ASCOP scale were at an average level and that the experience and educational level had a positive impact on the nursing practices.
Kanser hastalarında yaşam kalitesinin spiritüalite, anksiyete, depresyon ve aile sosyal destek algısı ile ilişkisi
Kanser Hastalarında Yaşam Kalitesinin Spiritüalite, Anksiyete, Depresyon ve Aile Sosyal Destek Algısı ile İlişkisi, (Yüksek Lisans Tezi), Çankırı, 2022. Bu çalışma kanser hastalarının yaşam kalitesinin spiritüalite, anksiyete/depresyon ve algılanan aile sosyal destek ile ilişkisini araştırmak için tanımlayıcı ve ilişki arayıcı desen kullanılarak yapılmıştır. Araştırma 15 Şubat – 21 Mayıs 2022 tarihleri arasında,yüzyüze veri toplama yöntemi ile Ankara'da bulunan bir hastanede onkoloji tedavisi alan 304 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Veriler araştırmacılar tarafından hazırlanan Tanıtıcı Bilgi Formu, EORTC-QLQ-C30 Version. 3.0 Yaşam Kalitesi Ölçeği, FACIT-Sp-12 (Version 4) (Manevi İyilik Ölçeği), Genel Sağlık Anketi, (GSA-12) ve Kanser Hastası Sosyal Destek Ölçeği (KHSDÖ) ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; sıklık analizleri ile birlikte korelasyon analizi kullanılmıştır. Kanser tanısı alan bireylerin yaşam kalitesinin spiritüalite, anksiyete-depresyon, aile sosyal destek algısında aracı rolü için elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 25.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. "Proccess Macro Analizi" ile aracılık rolü test edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; sosyal destek algısının manevi iyilik üzerinde anlamlı ve pozitif bir etkisi olduğu ve yaşam kalitesinin aracı rolü kısmi olarak saptanmıştır. Aynı zamanda sosyal destek algısının depresyon-anksiyete üzerinde anlamlı ve negatif ilişki saptanmış yaşam kalitesinin aracı rolü kısmi aracı olarak bulunmuştur. Ve son olarak manevi iyiliğin depresyon- anksiyete üzerinde anlamlı negatif yönlü bulunmuş yaşam kalitesi kısmi aracı rolü olarak saptanmıştır. Bu bulgular ışığında hastaların yaşam kalitesine yönelik planlanan müdahalelerde hastaların anksiyete-depresyon düzeyleri değerlendirilmeli ve aile sosyal destek algısı, spiritüel/manevi iyiliği geliştirmeye yönelik yaklaşımların benimsenmesi önerilir.
Müziğin kanser hastalarının uyku kalitesi üzerine etkisi
İnsan yaşamının devamlılığının sürdürülmesinde temel insan gereksinimlerinin karşılanması önemlidir. Uyku, patofizyolojik, fiziksel, psikolojik ve çevresel faktörlerden etkilenen kompleks, fizyolojik temel bir yaşam gereksinimidir. Uyku problemleri, özellikle uzun dönem yaşama şansı olan meme kanserli hastalarda sürekli görülen bir rahatsızlıktır. Meme kanserli hastaların tedavisinin hedefi; son dönem olan hastanın yaşamını korumanın yanı sıra alternatif terapotik yaklaşımlar olarak bilinen; ilerleyici gevşeme, derin nefes alıp verme egzersizi, terapotik dokunma, müzik terapisi, yoga, hayalde canlandırma, biyofeedback ve meditasyon gibi davranışsal yöntemleri kullanarak rahatlamasını sağlamaktırAraştırma Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Hastanesinde 01 Ekim-15 Ağustos 2007 tarihleri arasında tedavi amacıyla yatmakta olan III. ve IV. Evre meme kanserli hastalara yatmadan önce dinletilen müziğin uyku kalitesine ve memnuniyetine olan etkisini belirlemek amacı ile kontrollü ve deneysel bir klinik çalışma olarak yapılmıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu (Ek-1), uyku kalitesini ölçmek için Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) (Ek-2) ve hastaların işlemden memnuniyetlerini ölçmek için Visual Analog Scales-VAS (Görsel Eşdeğerlik Skalası) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde Ki ? Kare, Korelasyon, Evren Ortalaması Önemlilik Testi, İki Ortalama Arasındaki Farkın Önemlilik Testi, İki Bağımlı Değişken Arasındaki Farkın Önemlilik Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Two-İndependent Samples Test, K İndependent Samples Test kullanılmıştırAraştırmadan elde edilen sonuçlara göre, deney grubundaki hastalara yatmadan önce dinletilen müziğin uyku kalitesini etkilediği, kontrol grubunun ise hastanede kadığı süre boyunca uyku kalitelerinin daha kötü olduğu, deney grubundaki hastalarda hasta memnuniyeti ve uyku kalitesi değerleri arasında negatif yönde güçlü bir korelasyon olduğu fakat bu ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, müziğin uyku kalitesine olumlu etkisi nedeniyle, bağımsız hemşirelik girişimi olarak müziğin hemşirelik uygulamalarına dahil edilmesine yönelik uygun önerilerde bulunulmuştur.Anahtar kelimeler: Hasta, hemşirelik, kanser, müzik, uyku kalitesi.
Bozok Üniversitesi Tıp fakültesi, Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı'nda 2012-2019 yılları arasında tanı konulan kanser olgularının araştırılması
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı'nda 01.01.2012-30.06.2019 yılları arasında tanı konulmuş kanser olgularının özelliklerini, yaş, cinsiyet ve yıllara göre dağılımlarını incelemektir. Ayrıca elde edilen sonuçlara göre bu sonuçlara yol açabilecek olası nedenler üzerinde durmaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: 01.01.2012-30.06.2019 tarihleri arasında Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı'nda kanser tanısı alan hastaların demografik özellikleri, yaş ve cinsiyet dağılımları incelenmiştir. Hastaların dosyalarından retrospektif olarak elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. BULGULAR: Çalışmamızda 763'ü erkek ve 412'si kadın olan toplamda 1 175 hasta değerlendirmeye alındı. Hastaların ortalama yaşının 63,73+14,03 olduğu gözlendi. Bu değerin erkek hastalarda 66,49+12,12 iken, kadın hastalarda 58,63+15,79 olduğu tespit edildi. İncelemeye alınan hastalarda cinsiyet ayrımı olmadan en fazla görülen kanserlerin sıklık sırasına göre 227'sinin (%19,3) prostat kanseri, 137'sinin (%11,7) mesane kanseri, 127'sinin (%10,2) akciğer kanseri, 112'sinin (%9,5) meme kanseri ve 100'ünün (%9,5) kolorektal kanser olduğu saptandı. Cinsiyetler göz önünde bulundurulduğunda, erkek hastaların sırasıyla 227'sinde (%29,8) prostat kanseri, 124'ünde (%16,3) mesane kanseri, 105'inde (%13,8) akciğer kanseri, 60'ında (%7,9) kolorektal kanser ve 51'inde (%6,7) mide kanseri tespit edildi. Kadın hastalarda ise sırasıyla 108 (%26,2) meme kanseri, 62 (%15,1) tiroid kanseri, 45 (%10,9) jinekolojik kanser, 40 (%9,7) kolorektal kanser ve 29 (%7,0) mide kanseri saptandı. Kanserlerin yıllara göre dağılımı ele alındığında erkeklerde prostat kanseri, kadınlarda ise jinekolojik ve mesane kanserlerinin giderek artış gösterdiği dikkati çekti. SONUÇ: Çalışmamızda erkeklerde prostat kanseri diğer kanser türleri içinde görülme sıklığı olarak ilk sırada yer alırken, kadınlarda ise meme kanserinin ilk sırada yer aldığı tespit edildi. Erkeklerde biyopsi öncesi radyolojik görüntüleme, prostat kanserinin erken evrede yakalanmasına olanak sağlayacaktır. Kadınlarda bilinçlenme, hastalık için farkındalık yaratma, kendi kendine muayene, klinik muayene ve tarama mammografisi ile meme kanserinin erken evre tanısında faydalı olacaktır. Kanserin en sık karşılaşılan tiplerin bilinmesinin, erken tanı yöntemlerinin ve tedavilerinin geliştirilmesinin, mortalite riskinin azaltılmasında önemli olduğu düşünülmektedir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Kanser; prostat; endometrium; mesane.
Kemik metastazı olan kanser hastalarına uygulanan akupresin ağrıya etkisi
Kanserde kemik metastazı sık görülür. Kemik metastazı olan hastalarda da ağrı hemen daima vardır. Hastalar tarafından ağrı zaman zaman dayanılmayacak şiddette ifade edilir. Bu hastalarda kemoterapi (KT) ve/veya radyoterapinin (RT) yanı sıra non-steroid ilaçlardan opioidlere kadar çok farklı ilaçlar kullanılmaktadır. Bu çalışmada amacımız kemik metastazı olan kanserli hastalara uygulanan akupresin ağrıya etkisini değerlendirmektir. Araştırma Gaziantep Etik kuruldan ve hastalardan bilgilendirilmiş onay formu alındıktan sonra Mart - Aralık 2014 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Onkoloji Hastanesi Radyoterapi ünitesinde tedavi alan hastalarda randomize, kontrollü ve deneysel olarak yapıldı. Araştırmanın verileri anket formu ve Visual Analog Skala (VAS) ile toplandı. Araştırmanın evrenini belirtilen tarihlerde üniteye başvuran tüm hastalar, örneklemini ise kanser tanısı alan, kemik metastazı olan, bel, sırt, boyun ve omuz bölgesinde ağrısı olduğunu tanımlayan (VAS≥3), vertebra dejenerasyonu, iletişim sorunu olmayan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan hastalar oluşturdu. Örneklem sayısı; akupres uygulaması öncesi ve sonrası VAS skorlamaları arasında 1,5 birimlik farkın istatistiksel olarak anlamlı çıkması beklentisi için her grupta 20 olarak hesaplandı. Çalışma kriterlerine uygun olan hastalar basit rastgele örneklem yöntemi ile randomize edilerek, müdahale (30) ve kontrol (30) grubuna ayrıldı. Her iki gruba uygulama öncesi ve sonrası anket formu uygulandı. Kontrol grubu kemik metastazı olan ve kliniğin uyguladığı tedavileri alan hastalardan oluşturuldu. Kontrol grubuna kliniğin rutin uygulaması dışında herhangi bir işlem yapılmadı. Müdahale grubuna bir seansı 10 dakika süren toplam 8 seans akupres yapıldı. Akupres ağrının lokalizasyonuna göre yapıldı. Elde edilen veriler ki-kare, one sample t, student t, paired t testi ile değerlendirildi. Müdahale grubunda yer alan hastaların %53,3'ünün 40-59 yaş, kontrol grubundakilerin %50'sinin 60 yaş ve üzeri olduğu, her iki gruptaki hastaların çoğunluğunun solunum sistemi kanseri tanısı aldığı ve "şuan ağrı yaşıyor musunuz" sorusuna hastaların tamamının "evet" yanıtı verdiği tespit edildi (p>0,05). Müdahale grubunun akupres uygulaması öncesi VAS 7,6±1,9 olan ortalamasının uygulama sonrası VAS 6,8±1,9'a düştüğü ve bu sonucun istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p<0,05). Kontrol grubunun ise VAS 8,2±1,7 olan ortalamasının VAS 7,7±2,1'e düştüğü saptandı (p>0,05). Bulguların sonucunda çalışmamız, kemik metastazı olan, primer medikal tedavi alan kanser hastalarının ağrılarını kontrol altına alınmasında akupresin etkili bir yöntem olduğunu göstermiştir. Anahtar kelimeler: Kanser, ağrı, akupres, hemşirelik
Kırk yaş altı meme kanseri tanılı hastalarda sosyoekonomik faktörlerin prognoza etkisi
Amaç: Sosyoekonomik faktörler meme kanseri insidansını, klinik seyrini ve prognozunu etkilemektedir. Bölgemizde yaşayan kırk yaş altı meme kanseri tanılı kadın hastalarda sosyoekonomik özelliklerin meme kanseri prognozuna etkisi araştırıldı. Yöntem ve Gereç: Ocak 2006-Kasım 2015 arasında Gaziantep Onkoloji Hastanesine meme kanseri tanısı ile başvuran kadın hastalar çalışmamıza dâhil edildi. Hastaların sosyoekonomik özelliklerinin klinikopatolojik özelliklere etkisi araştırıldı. Bulgular: Toplam 873 kadın hastanın medyan tanı yaşı 47 bulundu. Hastaların %30.4'ü (265) kırk yaş altında idi. Östrojen reseptörü (ER) ve Progesteron reseptörü (PR) pozitifliği sırasıyla kırk yaş altında %57 (151) ; % 63 (167), kırk yaş üzerinde %72.2 (439); %70.7 (430) olarak bulundu (p<0.001). Okuryazar olmayan, gelir düzeyi düşük ve kırsal bölgede oturan düşük sosyoekonomik duruma (SED) sahip kırk yaş altındaki hastalarda tanı anında ileri evre hastalık, tümör çapı, ER negatifliği daha fazla oranda bulundu (p<0.001). Bu faktörlere bağlı olarak bu yaş grubunda 5 yıllık ve 10 yıllık sağkalım sırasıyla %86 ve %74 iken kırk yaş üstü kadınlarda sırasıyla %90 ve %85 bulundu. Sonuç: Bütün yaş gruplarında sosyoekonomik faktörlerin meme kanseri biyolojisine ve kliniğine etkisinin olabileceği bulunmuştur. Sosyoekonomik faktörlerin etkisiyle kırk yaş altı hastalarda meme kanserine bağlı prognoz olumsuz seyretmektedir. Anahtar kelime: Sosyoekonomik faktörler, Meme kanseri, Genç kadın, Prognostik faktörler
Onkoloji hastalarına port kateterizasyonu işlemi sırasında uygulanan inhaler aromaterapinin ağrıya etkisi
Çalışma inhaler aromaterapinin port kateterizasyonu işleminde yaşanılan ağrıya etkisini değerlendirmek amacıyla, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bulunan iki kurumda yapıldı. Araştırma öncesi Etik Kuruldan, kurumlardan ve hastalardan izin alındı. Araştırmanın örneklemi power analizi ile hesaplandı. Müdahale ve kontrol grupları basit rastgele örneklem yöntemi ile oluşturuldu ve çalışma 60 hasta ile tamamlandı. Araştırmanın verileri anket formu ile toplandı. Ağrı ve işleme uyum, Visuel Analog Scale-VAS ile değerlendirildi. İnhaler aromaterapi müdahale grubuna uygulandı; uygulama öncesinde anket formu yapılarak, port kateterizasyonu sürecinde yaşanan ağrı düzeyi VAS ile değerlendirildi. Daha sonra 1:1:1 oranında portakal, lavanta ve papatya yağı, 70 cc distile su ile dilüe edilerek hazırlandı ve bu karışımdan üç damla spanç üzerine dökülerek, hastanın 10 cm uzağında bulundurulup, işlem süresince (ortalama 15 dakika) inhale etmesi sağlandı. Kontrol grubundaki hastalara kliniğin rutini dışında girişim yapılmadı, anket formu ve VAS uygulandı. Veriler bilgisayar ortamında; ki-kare, student t ve bir faktörü tekrarlı olan iki faktörlü varyans analizi ile değerlendirildi.Müdahale grubunun işlem öncesi 6,2±1,6 olan ağrı puan ortalamasının, işlem sırasında 5,0±1,2'ye düştüğü, işlem sonrasında tekrar 5,5±1,2'ye yükseldiği, kontrol grubunun ise; işlem öncesi 6,0±0,9 olan ağrı puan ortalamasının, işlem sırasında 7,4±1,4'e yükseldiği ve işlem sonrasında 6,5±1,6'ya düştüğü (p<0,01) belirlendi. Müdahale grubunun işleme uyumunun 8,1±2,0 iken, kontrol grubunun işleme uyumunun 7,2±1,5 olduğu saptandı (p<0,05). Port kateterizasyonu işleminde uygulanan inhaler aromaterapi ile hastaların özellikle işlem sırasında yaşadıkları ağrının azaldığı, işleme uyumlarının arttığı görüldü.