Surgery-otorhinolaryngologic

75 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obstrüktif uyku apneli çocukların tedavisi olan adenotonsillektominin başarısını etkileyen faktörler

Adenoidektomi ve tonsillektomi KBB hekimlerinin pratiğinde en sık yapılan ameliyatlardandır. Çocuklarda obstrüktif uyku apnesinde (OUA) en sık görülen patoloji adenotonsiller hipertrofidir. Çoğu hastada bu ameliyattan sonra semptom ve bulgular azalmaktadır. Ancak persistan hastalık da nadir değildir. Bunun sebepleri arasında obezite, kraniyofasiyal anomaliler, nörolojik hastalıklar gibi ek hastalıklar olabilmekle beraber sağlıklı çocuklarda da persistan OUA sık görülmektedir. Literatürde bununla bağlı birçok çalışma olsa da, hastalığın persistan OUA'nın sebepleri tam olarak bilinmemektedir. Amacımız ek hastalığı olmayan OUA çocuklarda adenotonsillektominin başarısını etkileyebilecek faktörleri araştırmak, adenoid ve tonsillerin boyutu, yaş, cinsiyet, çene yapısı gibi potansiyel etkenleri ortaya koymaktır. Çalışmamızda polisomnografik olarak orta ve ağır OUA tanısı almış çocukların verileri toplanarak preoperatif ve postoperatif apne-hipopne indeksine (AHİ) göre ameliyat başarısı ve başarısızlığın nedenleri incelenmiştir. Çalışmamızda <6 yaş grubunda tonsil grade 3,4 olanlarda tonsil grade 1,2 olanlara göre ameliyat başarısı anlamlı daha yüksektir. Adenotonsillektomi sonrasında rezidü OUA olan hastalarda (postoperatif AHİ ≥ 5) iyileşen hastalarla (postop AHİ <5) kıyasla sefalometrik değerlerin farklı olması, özellikle alt kesici dişlerin inklinasyon açısının (İMPA) daha dar olması ve mandibula ile hyoid arasındaki mesafenin (MPH) daha uzun olması çalışmamızın sonucunda ortaya konmuştur. Angle sınıf 3 oklüzyon grubunda sınıf 1 ve sınıf 2'ye göre ameliyat sonrası daha yüksek oranda persistan OUA saptanmıştır. Aynı zamanda preoperatif AHİ skorunun yüksek olması ile cerrahi başarısızlık arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Yaş, cinsiyet ile ameliyat başarısı arasında ilişki saptanmamıştır. Anahtar Kelimeler: adenoidektomi, tonsillektomi, adenotonsillektomi, persistan obstrüktif uyku apnesi, horlama, sefalometri, polisomnografi

AdenoidektomiCerrahi-kulak-burun-boğazHorlama+7
Ali Aliyev
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pediatrik hastalarda üç farklı trakeotomi tekniğinin trakeal komplikasyonlar ve dekanülasyon üzerine etkilerinin araştırılması

Çalışmamızda pediatrik hastalarda üç farklı trakeotomi tekniğinin suprastomal komplikasyonlar ve dekanülasyon üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza, postoperatif dönemde direkt laringoskopi yapılmış ve görüntülerine ulaşılmış olan, 0-3 yaş aralığında 62 hasta dahil edildi. Hastalar trakeotomi açılma tekniğine göre 3 gruba ayrıldı; vertikal insizyon+traksiyon sütür tekniği grubu (n:24), vertikal insizyon+matüraston sütür tekniği grubu (n:19), inferior bazlı flep (Björk) tekniği grubu (n:19). Tüm gruplardaki hastaların, postoperatif dönemde trakeotomi ilişkili komplikasyonları direkt laringoskopi görüntüleri ile incelenmiştir; dekanüle olabilen hastalarda trakeokütanöz fistül gelişip gelişmediği belirlenip kaydedilmiştir. Suprastomal bölgede ≥%50 (ağır) kollaps+granülasyon dokusu, vertikal insizyon+matürasyon sütür grubunda %15.8, inferior bazlı flep (Björk) tekniği grubunda %26.3, vertikal insizyon+traksiyon sütür grubunda %29.2 olarak tespit edildi (p=0.656). Erken dönemde ≥%50 (ağır) suprastomal bölge patolojisi, vertikal insizyon+traksiyon sütür grubunda %8.3, vertikal insizyon+matürasyon sütür grubunda %9.1, inferior bazlı flep (Björk) tekniği grubunda %13.3 olarak tespit edildi (p=1.0). Geç dönemde ≥%50 (ağır) suprastomal bölge patolojisi, vertikal insizyon+matürasyon sütür grubunda %15.4, inferior bazlı flep (Björk) tekniği grubunda %36.4, vertikal insizyon+traksiyon sütür grubunda %37.5 olarak tespit edildi (p=0.423). Kazara dekanülasyon oranı inferior bazlı flep (Björk) tekniği grubunda %10.5, vertikal insizyon+traksiyon sütür grubunda %20.8 ve vertikal insizyon+matürasyon sütür grubunda %26.3 olarak tespit edildi (p=0.442). Rekanüle edilene kadar hayatı tehdit eden durum ortaya çıkma oranının vertikal insizyon+traksiyon sütür grubunda %60, vertikal insizyon+matürasyon sütür grubunda %20 ve inferior bazlı flep (Björk) tekniği grubunda %0 olduğu tespit edildi (p=0.394). Trakeokütanöz fistül oranının vertikal insizyon+matürasyon sütür grubunda %40, inferior bazlı flep (Björk) tekniği grubunda %33.3, vertikal insizyon+traksiyon sütür grubunda %13.3 olduğu tespit edildi (p=0.337). Suprastomal patolojilerin önlenebilmesinde matürasyon sütürünün, kazara dekanülasyon sonrası rekanülasyonu daha kolay yapabilmek için de Björk flep tekniğinin kullanılmasının faydalı olabileceği düşünülmektedir.

Cerrahi-kulak-burun-boğazFistülGranülasyon dokusu+4
Ömer Çelikal
Hacettepe University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Normal işiten ve işitme kayıplı yetişkinlerde zamansal incelikli yapı bilgisi ve lokalizasyon becerisinin araştırılması

Tek taraflı total işitme kayıplı bireyler ve tek taraflı koklear implant kullanan bireylerde, işitsel uyaranın tek taraflı iletilmesi ile beyinde asimetrik bir kodlama söz konusudur. Mevcut çalışma ile tek taraflı işitme sağlayan bireylerde akustik temporal incelikli yapı bilgisi ipucunun işlemlenmesinin bir bütünlük içinde incelenmesi amaçlanmıştır. Tek taraflı koklear implant kullanan 17 birey, tek taraflı total işitme kaybı bulunan 16 birey ve bilateral normal işitme tanılanmış 18 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara Harmonik Entonasyon/Harmonik Olmayan Entonasyon testleri, Azimut Lokalizasyon Testi ve Gürültüde Anlama Testi uygulanmıştır. Testlerin sonuçları üç grup arasında karşılaştırılmıştır. Tüm testlerde gruplar arası üçlü karşılaştırmalarda anlamlı farklılık gözlenmiştir (p<0.001). İkili karşılaştırmalarda, tek taraflı koklear implant kullanan bireyler tüm testlerde her iki grup ile anlamlı farklılık göstermiştir (pa<0.016). Tek taraflı total işitme kaybı bulunan bireyler ile bilateral normal işiten bireyler arasında Harmonik Entonasyon/Harmonik Olmayan testleri arasında anlamlı fark gözlenmezken (pa>0.016), Azimut Lokalizasyon Testi ve Gürültüde Anlama Testi'nde anlamlı fark gözlenmiştir (pa<0.016). Tek taraflı total işitme kaybı varlığında akustik zamansal incelikli yapı işlemlenme kapasitesinin işitsel girdinin asimetrik işlemlenmesinden etkilenmemesine rağmen, lokalizasyon ve gürültüde konuşmayı anlama performanslarının normal işitenlere göre kötüleştiği sonucuna varılmıştır. Tek taraflı koklear implant kullanan bireylerin her iki gruptan daha zayıf performans göstermesi, koklear implant sistemlerindeki performans zayıflığını ortaya koymuştur. Bu çalışma bildiğimiz kadarıyla, tek taraflı total işitme kaybı bulunan bireyler ve tek taraflı koklear implant kullanıcısı bireylerin, zamansal incelikli yapı bilgisini ve ilişkili olduğu durumları bir arada inceleyerek, günlük yaşam ortamına en yakın performanslarını ortaya koyan ilk çalışmadır.

Cerrahi-kulak-burun-boğazGürültüKoklea hastalıkları+6
Özlem Topçu
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Volumetrik rinoplasti konsepti ve düşük ile yüksek başlangıçlı lateral osteotomi uygulanan redüksiyon rinoplasti hastalarında karşılaştırılması

Burun estetiğinin burundan nefes alma üzerine etkisi, literatürde onlarca yıldır tartışılan bir konudur. Bu konuyu aydınlatmak adına randomize prospektif kontrol bir klinik çalışma planlanmıştır. Burundan nefes alma problemi olmayan 46 kadın redüksiyon rinoplasti hastası üzerinde yapılan bu çalışmada hastalar iki gruba ayrılmış ve ilk gruba yüksek başlangıcı lateral osteotomi, ikinci gruba düşük başlangıçlı lateral osteotomi uygulanmıştır. Ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası 6. ayda hastalar, NOSE testi, akustik rinometri ölçümü, rinomanometri ölçümü ve maksimum nazal inspiratuar akım (PNIF) ölçümü ile değerlendirilmiştir. Nazal hava yolu açısından her iki grup arası istatistiksel anlamlı fark gözlenmemiştir (p0,05). Ayrıca her iki grubun kendi içerisinde ameliyat öncesine göre nefes alma paternleri de bir miktar daha iyi olmakla beraber burada da istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p0,05). Bu durum, yani redüksiyon rinoplasti varlığında nazal hava akımının korunmasını sağlayan prensipler 'Volumetrik Rinoplasti' adı altında tartışılmıştır.

Cerrahi-kulak-burun-boğazCerrahi-plastikNazal kavite+2
Haldun Onuralp Kamburoğlu
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yağ transferi; Parotidektomi sonrası estetik ve fonksiyonel sonuçlar

Çalışmamızda parotidektomi sonrası rekonstrüksiyonda kullanılan en blok ve lipoenjeksiyon yöntemleriyle yağ grefti uygulamalarının; parotidektomi sonrası rekonstrüksiyon yapılmayan hastalara göre Frey Sendromu'nu önleme ve yüzdeki kozmetik deformiteleri düzeltmedeki etkisinin istatistiksel olarak incelenmesi hedeflendi. Parotiste preoperatif İİAB/MRG bulguları ile benign kitlesi olan, 18-65 yaş aralığında 77 hasta çalışmaya dahil edildi ve 3 gruba ayrıldı. Grup 1'e yalnız parotidektomi yapılan 30 hasta, Grup 2'ye parotidektomi sonrası en blok yağ grefti uygulanan 26 hasta, Grup 3'e ise lipoenjeksiyon yöntemiyle yağ grefti uygulanan 21 hasta alındı. Tüm gruplarda hastalara; postoperatif 1. yılda Frey Semptomları sorgulaması, Minor Testi, Vizüel Analog Skala ile estetik durumunun skorlaması yapılarak, postoperatif komplikasyonların tamamı kaydedildi. Grup 2 ve 3'teki hastalara ise çıkarılan tümör hacmi, konulan yağ grefti hacmi, postoperatif 1. hafta ve 1. yılda MRG ile yağ greftinin hacim ölçümü yapılarak rezorpsiyon oran hesaplaması, postoperatif 24. saatte donör sahada Wong-Baker ağrı skorlaması yapıldı. Tüm gruplarda intraoperatif tümör hacim ortalaması 18±10,8 cm3 hesaplandı; 3 grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p:0,754). Grup 2'deki hastalarda ortalama intraoperatif yağ grefti hacmi 23±7,59 cm3, Grup 3'teki hastalarda 15±7,34 cm3 bulundu; Grup 2'deki ortalama intraoperatif yağ grefti hacmi, Grup 3'e göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde yüksek saptandı (p:0,010). Bu verilere göre intraoperatif tümör hacmine oranla Grup 2'de %13,7 fazla yağ grefti konulduğu, Grup 3'te ise %24,5 daha az hacimde yağ grefti ile düzeltme yapıldığı hesaplandı. Grup 2 ve 3'teki hastaların ortalama yağ grefti rezorpsiyon oranları sırasıyla %50,75±21,20 ve %48,59±17,93 olarak hesaplandı ve yüzdeler arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p:0,711). Grup 2'deki hastalarda yağ grefti alımında harcanan süre, Grup 3'teki hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde daha uzun bulundu (p:0,046). Grup 2'deki donör sahadaki kanama miktarının Grup 3'e göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde yüksek olduğu saptandı (p<0,01). Wong-Baker skorlamasına göre Grup 2'de donör sahada ağrısı olan hasta sayısı, Grup 3'teki donör sahada ağrısı olan hasta sayısına göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde yüksek bulundu (p: 0,030). Grup 2 ve 3'teki hastaların VAS skorlarının, Grup 1'deki hastalara göre anlamlı ölçüde yüksek olduğu saptandı (p<0,001). Grup 2 ve 3'teki hastalar arasında ise anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Grup 2 ve 3'teki hastalarda Frey Sendromu'na yönelik semptomların ve Minor Testi pozitifliğinin olmadığı, Grup 1'de Frey Sendromu semptomlarının ve Minor Testi pozitifliğinin Grup 2 ve 3'e göre anlamlı derecede fazla görüldüğü tespit edildi (p: 0,019). Anahtar kelimeler: Parotidektomi, yağ grefti, Frey Sendromu, kozmetik, rekonstrüksiyon

Adipoz dokuCerrahi-kulak-burun-boğazCerrahi-plastik+3
Merve Tunca
Hacettepe University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Klasik osteotom ve elektrikli mikrotestere osteotom ile yapılan rinoplasti operasyonu sonrasında ödem, ekimoz ve ağrının karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada konvensiyonel (klasik) osteotomi ve güçlendirilmiş (elektrikli) mikro-testere osteotomi teknikleri ile yapılan rinoplasti ameliyatı sonrası oluşan ödem, ekimoz ve ağrıyı karşılaştırmayı amaçladık. Materyal ve Method: Aralık 2021 ve Mayıs 2023 tarihleri arasında Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı'nda yaşları 18 ile 45 arasında olmak üzere toplam 90 hasta dahil edildi. 45 hastaya elektrikli testere enstrümanlar yadımıyla medial, lateral ve transvers osteotomi uygulandı, 45 hastaya ise konvensiyonel yöntem yardımıyla osteotomi uygulandı. Hastaların postoperatif birinci gün, üçüncü gün ve yedinci gün ödem, ekimoz, ağrı değerleri, bir KBB Hastalıkları uzmanlık öğrencisi tarafından, yapılan osteotomi yönteminden habersiz (tek kör) olarak Kara ve Gokalan ödem ekimoz sınıflamasının Yücel modifikasyonu kullanılarak kaydedildi. Ayrıca ağrı için Görsel Analog skala (VAS) ağrı ölçeği kullanılarak kaydedildi. Bulgular: Yaş ve cinsiyete göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar saptanmadı. Postoperatif 1. gün ve 3. gün ödem skorlarının Elektrikli mikrotestere osteotomi uygulanan hasta grubunda (grup 1), klasik osteotomi (grup 2) grubuna göre düşük düzeylerde olduğu, postoperatif 7. gün ödem skorlarının ise grup 1'de grup 2'e göre biraz daha düşük seviyelerde olduğu, ancak aradaki farkların istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi. Grup 2 'de postoperatif 1. gün ve 3. gün ekimoz skorlarının grup 1 'e göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek düzeylerde olduğu, buna karşın 7. gün ekimoz skorlarının tedavi grupları arasında anlamlı farklar ortaya koymadığı belirlendi. Ağrı açısından değerlendirdiğimizde grup 2 'de postoperatif 1. Gün ağrı skorlarının(VAS) grup 1 'e göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek olduğu (p=0.011), buna karşın 3. gün ve 7. Gün VAS'ın tedavi grupları arasında anlamlı farklar ortaya koymadığı belirlendi. Sonuç: Rinoplasti sonrası sık karşılaştığımız morbidetelerden ödem, ekimoz ve ağrı hastaların en önemli sorunlarındandır. Rinoplasti sonrası erken dönemde ekimoz ve ağrının azaltılmasında elektrikli testere yönteminin klasik yönteme göre daha etkili olduğu görüldü. Ancak postoperatif 7. Gün ödem, ekimoz ve ağrı değerlendirmesinin benzer olduğu sonucuna varıldı. Elektrikli testere, osteotomi aşamasında konvansiyonel yönteme kıyasla etkin, güvenilir ve alternatif bir yöntem olarak kullanılabileceği düşünüldü.

Cerrahi-kulak-burun-boğazEkimozMikrotestere+3
Erdem Bayrakcı
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Palate postoperative problems score (PPOPS) anketinin Türkçe geçerleme çalışması yapılarak damak cerrahisi yapılan hastaların değerlendirilmesi

Obstrüktif uyku apnesi sendromu (OSAS) hastalarında en sık cerrahi girişim damağa yapılmaktadır. Cerrahi yapılan hastaların postop cerrahi işleme bağlı şikayetleri olabilmektedir. Bu şikayetlerin ayrıntılı dökümante edilebildiği standart bir "Palate postoperative problems score (PPOPS)" anketi Rashwan ve ark. tarafından geliştirilmiştir. İlk olarak PPOPS anketinin Türkçe dil geçerleme çalışması yapıldı. Daha sonra PPOPS anketi Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirlik çalışmasına geçildi. Üç hasta grubu çalışmaya dahil edildi. Damak cerrahisinin erken dönem sonuçlarını değerlendirmek için 2021-2023 yıllarında Pamukkale Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Polikliniği'ne horlama, tanıklı apne ve gün içinde uyuklama şikayetleri olan, fizik muayene ile PSG testi sonrasında obstrüktif uyku apne hastalığı veya basit horlama tanısı ile damak cerrahisi yapılan, araştırmaya katılmayı kabul eden hastaların sonuçları değerlendirildi. OSAS nedeniyle damak cerrahisi yapılan hastalara postop erken dönemde 1, 3 ve 6. aylarda hastalarla birebir görüşülerek PPOPS anketi doldurtuldu. Ayrıca bu hastalara preop, postop 1. ve 3. ayda Epworth ölçeği, horlama sıklığı ve şiddeti bakıldı. Hastaların preop ve postop 3. Aydaki AHI, minimum oksijen satürasyonu, VKI değerleri kaydedildi. Bu grupta cerrahi başarı ve damak cerrahisinin PPOPS anketinin sonuçları değerlendirildi. Ayrıca sıklıkla OSAS cerrahisinde ek olarak yapılan "tonsillektomi"nin ve OSAS hastalarında sıklıkla damağa yapılan bir işlem olan "RF" işleminin PPOPS anketi ile değerlendirmek için, bu işlemlerin yapıldığı hastalara 1. ve 3. ayda PPOPS doldurttuk. OSAS cerrahisi geçiren hastaların uzun dönemde PPOPS anketine cevaplarını incelemek için de en az üç yıl ve daha öncesi OSAS cerrahisi geçiren hastalara da anket doldurtuldu. Tekrarlayan ölçümlerin sonuçlarına göre anket puanın düşmesi ve bu puan düşüşünün istatistiksel olarak anlamlı olarak bulunmuştur. Ayrıca 3 yıl ve daha önce damak cerrahisi geçiren hastalarda da çeşitli şikayetler mevcut olup, PPOPS anketiyle saptanabilmiştir. Bu sonuçlar PPOPS anketi Türkçe versiyonunun geçerli olduğunu göstermiştir. Ancak damak cerrahisine sıklıkla eklenen tonsillektomi işleminde de PPOPS anketiyle değişim saptanmıştır. Bu nedenle damak cerrahisine ek olarak tonsillektomi de yapılan hastalarda "tonsillektomi" işleminin PPOPS anket sonuçlarını etkileyebileceği göz önüne alınmalıdır. Damağa yapılan RF işlemi de PPOPS anket sonuçlarında değişikliği göstermektedir. Damağa yapılan RF işlemi ve benzeri işlemler için kullanılacak PPOPS anket sonuçları ilerde yapılacak çalışmalarda araştırılmalıdır Çalışmamızda Cronbach alfa ile güvenilirlik ölçtük ve 0,708 değerini bulduk. Bu da Türkçe versiyonunun güvenilir olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada Türkçe geçerleme çalışması yapılmış olan PPOPS anketi Türkçe versiyonu damak cerrahilerinin sebep olduğu şikayetlerin postop erken ve geç dönemde izlenmesinde kullanılabilir.

AnketlerCerrahi-kulak-burun-boğazDamak+5
Kübra Aktan Gökduman
Pamukkale University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Burun tamponunun kalış süresine bağlı olarak oluşan mukozal değişikliklerin histopatolojik olarak değerlendirilmesi (deneysel çalışma)

Giriş-Amaç: Bu deneysel çalışmada tavşanların burnuna yerleştirilen tamponların kalış süresi ile dokuda oluşacak histopatolojik değişikliklerin saptanması ve böylece nazal tamponun kalış süresi ile olası perforasyon arasında bağlantı olup olmadığının araştırılması planlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Toplam 28 tavşan randomize seçilerek yedişer tavşandan oluşan dört grup oluşturuldu. Kontrol grubu olan grup A için tampon uygulanmadı. Anestezi sağlandıktan sonra iki taraflı uygun büyüklükte hazırlanan silikon nazal splint kullanılarak burun tamponu uygulandıp 4/0 ipek ile sütüre edildikten sonra B grubunda 5, C grubunda 10 ve D grubunda ise 15 gün süreyle tampon burunlarında tutuldu. Grup A da hemen, diğer gruplar için ise belirlenen bekleme süreleri sonunda tekrar anestezi uygulanarak tamponlar çıkartıldıktan sonra kolümelladan yaklaşık 1 cm uzaklığından nazal septal mukozadan 0,5x0,5 cm ebadında biyopsiler alındı.Bulgular: Kontrol grubunda (A) normal histolojik görünüm mevcuttu. B,C ve D grubunda A grubuna göre histomorfolojik bulguların şiddeti açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlılık mevcuttu (p <0.005). Tamponun kalış süresi uzadıkça inflamasyonun şiddeti de artış gösteriyordu. B ile C grubu arasında istatistiksel olarak anlamlılık mevcut değildi (p > 0.005). B ile D grubu ve C ile D grubu arasında istatistiksel olarak anlamlılık mevcuttu (p<0.005). Mukozal ülserasyon da inflamasyona benzer şekilde nazal tamponun en uzun kaldığı 15 günde en fazla olup 2 olguda ise makroskopik perforasyon gelişmişti. Histopatolojik incelemede 5 günde tamponu alınanların beşinde mukoaza hafif inflamasyon diğer ikisinde submukozaya uzanan orta derecede inflmasyon saptandı.10. gün tampon alınanların iki tanesinde mukozayı tutan hafif inflamasyon gözlenirken beşinde mukoza ve submukozayı da tutan orta derecede inflamasyon görülmüştür. Tamponların 15. gün alındığı deneklerde ise iki makroskopik perforasyon görülmüş, histopatolojik incelemede ise bir hayvanda mukoza ve submukozayı tutan orta şiddetinde inflamasyon saptanırken diğer dört denekte submukozaya uzanan şiddetli inflamasyon bulguları, iki hayvanda da perforasyonla seyreden şiddetli enflamasyon görüldü.Sonuç: Tüm bu veriler bir arada değerlendirildiğinde nazal tamponların kalış süreleri uzadıkca nazal mukozada inflamasyonun artmasına ve bunun nazal mukozada geri dönüşümsüz harabiyetler ortaya çıkarabileceği görüşündeyiz. Ayrıca septoplasti operasyonlarından sonra gelişebilecek septal perforasyonlar ile burun tamponunun kalış süresi arasında ilişki olabileceği düşünülebilir. Bu konuda klinik çalışmalara ihtiyaç vardır.Anhtar kelimeler: Septum perforasyonu, septoplasti, burun tamponlanması

BurunCerrahiCerrahi tedavi+4
Mehmet Tan
İnönü University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nazal polipli kronik rinosinüzit hastalarinda prognostik faktörlerin retrospektif olarak incelenmesi

Çalışmamızda, revizyon ve primer endoskopik sinüs cerrahisi (ESC) yapılan kronik rinosinüzit (KRS) hastaları arasındaki klinik, radyolojik ve hematolojik farklılıkları bulmayı amaçladık. Rekürrenslerin daha sık görüldüğü astım, aspirin duyarlılığı ve atopinin revizyon ESC'ye olan etkisini bulmayı amaçladık. Ayrıca paranazal sinüs bilgisayarlı tomografi (PNBT) bulgularını değerlendirerek hastalığın şiddetini, önceki ameliyatta yapılanları ve gelişen komplikasyonları tespit etmeyi amaçladık. Retrospektif yapılan klinik veri taramasında, nazal polip (NP) tanısı ile tedavi edilen 204 hasta dosyası değerlendirildi. Bu çalışmada 2008-2019 yılları arasında kliniğimizde nazal polipozis nedeniyle 108 primer ESC ve 96 revizyon ESC yapılan KRS hastalarını karşılaştırdık. Hastaların dosyaları incelenerek; cinsiyeti, yaşı, ameliyat sayısı, astım varlığı, aspirin duyarlılığı, ek sistemik hastalığı, preop ve postop endoskopi bulguları, cilt prick testi sonuçları, kan eozinofil düzeyi ve preop PNBT bulguları tespit edildi. Ayrıca revizyon ESC grubunda preop PNBT incelenerek; cerrahi başarısızlıklar ve komplikasyonlar tespit edildi. Bizim çalışmamızda astımı (p=0,07), aspirin duyarlılığı (p=0,038), cilt prick testi pozitifliği (p=0,016) ve Samter triadı (p=0,016) olan hastalar revizyon ESC için riskli hastalar olarak tespit edildi. Ayrıca revizyon ESC grubunda hastalık daha şiddetliydi. Preop endoskopik polip evresi (p=0,003), Lund-Mackay BT skoru (p=0,001), daha yüksekti. Cinsiyet, kan eozinofil düzeyi ve osteitte ise istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Poliplerin nüks etmesinde cerrah tecrübesinin etkisine baktığımızda da anlamlı farklılık saptanmadı. Revizyon ESC grubunun preop PNBT'leri incelendiğinde çoğunlukla açılmayan hücreler olduğu ve orta konkanın lateralize olduğu izlendi. Sonuç olarak NP hastasının komorbid hastalıkları iyi tanımlanmalı ve bunlara yönelik tedavisi yapılmalıdır. Ayrıca ameliyat başarısızlıklarını engellemek için preop PNBT'ler iyi incelenmelidir. Cerrahi tedavi, kurallara uygun olarak detaylı ve titizlikle yapılmalıdır.

AspirinAstımBurun hastalıkları+7
Turgut Çevik
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hipofarenks kanserlerinde primer cerrahi ve kemoradyoterapi ve kurtarma cerrahisinin onkolojik ve fonksiyonel sonuçlarının karşılaştırılması

Çalışmanın amacı; hipofarenks kanserinde primer kemoradyoterapi (KRT) ve primer cerrahi ve kurtarma cerrahisi uygulanmış hastaların onkolojik ve fonksiyonel sonuçlarının karşılaştırılmasıdır. Retrospektif olarak incelenen, toplamda 69 hasta çalışmaya dahil edildi. Bu hastalardan 38'i primer KRT grubu, 19'u primer cerrahi grubu ve 12'si kurtarma cerrahisi grubu olarak ayrıldı. Primer KRT grubu 38 hasta ile primer cerrahi grubundaki 19 hastanın tamamı birlikte analiz edildi. Primer cerrahi grubunda 13 hastaya flep ile rekonstrüksiyon uygulanmış olduğu tespit edildi ve primer cerrahi grubundaki rekonstrüksiyon uygulanmış 13 hasta ile flep ile rekonstrüksiyon uygulanmış kurtarma cerrahisi grubundaki 12 hasta ayrıca değerlendirildi. Primer KRT (38 hasta) ve primer cerrahi grupları (19 hasta) arasında hastalıksız sağkalım (p=0,293) ve genel sağkalım (p=0,323) açısından istatistiki anlamlı farklılık bulunmadı. Lenf nodu metastazı hastalıksız sağkalım açısından önemli prognostik faktör olarak saptandı (p=0,025). Flep ile rekonstrüksiyon uygulanmış kurtarma cerrahisi grubu (12 hasta) ve flep ile rekonstrüksiyon uygulanmış primer cerrahi grubu (13 hasta) arasında komplikasyon oranları açısından istatistiki anlamlı farklılık bulunmadı (p=0,202). Genel sağkalım açısından gruplar arasında istatistiki anlamlı farklılık saptanmadı (p=0,060). Hastalıksız sağkalım açısından ise; kurtarma cerrahisi grubunda istatistiki anlamlı olarak daha düşük bulundu (p=0,036). Primer küratif tedavi olarak KRT ve cerrahi arasında sağkalım açısından anlamlı farklılık saptanmamıştır. Primer cerrahi ve kurtarma cerrahisi grupları arasında komplikasyon oranları açısından anlamlı farklılık saptanmadı. Kurtarma cerrahisinin sağkalıma katkısının oldukça düşük olduğu saptandı.

Cerrahi-kulak-burun-boğazFarenks neoplazmlarıHipofarenks+4
Hüseyin Barkın Yavuz
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kolesteatomalı kronik otit tanısıyla opere edilen hastaların chole sınıflamasına göre değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda Kasım 2011 ile Mart 2020 tarihleri arasında kolesteatomalı kronik otit nedeniyle opere edilen hastaların demografik, klinik özelliklerini ve komplikasyonları gözden geçirilmiştir. Verilerin ChOLE kriterlerine göre sınıflandırılması, postoperatif erken ve geç dönem fonksiyonel sonuçların değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntemler: Belirtilen sürede operasyonu yapılan vakaların verilerine ulaşılarak, retrospektif şeklinde tarandı. Hastaların epikriz ve ameliyat notları, odyolojik tetkikleri ve radyolojik görüntülemeleri değerlendirilerek verilere ulaşıldı. Ameliyat notları üzerinden yapılan taramalarda, kolesteatom tanısı konulan vakalar çalışmaya dahil edildi. Bulgular: 141 vakalık seride ChOLE sınıflamasına göre değerlendirildiğinde kolesteatomun yerleşim yeri açısından en sık Ch 3, evre olarakta en sık evre 2 olarak değerlendirildi. Yapılan operasyon şekline bakıldığında açık kavite timpanomastoidektomi en sık (% 66) tercih edilen cerrahi prosedür olarak görüldü. Fonksiyonel sonuçlar değerlendirildiğinde postoperatif sonuçların en çok ossiküler zincir durumu ile ilişkili olduğunu ve geç dönem işitme sonuçlarımızın erken döneme göre daha iyi olduğu görüldü. Sonuç: Bulgular değerlendirildiğinde kolesteatom yayılımı ile operasyon şekli arasında anlamlı bir ilişki bulundu. İntakt kanal yapılan hastalarda nüks oranı açık kavite TM yapılan hastalara göre daha yüksek oranda bulundu. Postoperatif işitme sonuçlarına bakıldığında geç dönem işitme sonuçlarımız daha iyi olduğu görüldü. Güncel kolesteatom sınıflamaları, kolesteatomun yaygınlığına göre cerrahların ameliyat sırasında doğru yaklaşıma karar vermesini kolaylaştırmayı amaçlamaktadır. Ayrıca kolesteatom sınıflandırmaları, farklı cerrah ve merkezler arasında cerrahi ve odyometrik sonuçların karşılaştırılmasını sağlamaktadır. Bununla birlikte sınıflamalar her türlü akedemik çalışma için yapılabilecek karşılaştırma için ortak bir dilin konuşulması açısından faydalı olacaktır. Anahtar Kelimeler: ChOLE, Kolesteatom, Mastoidektomi, Orta Kulak

Cerrahi-kulak-burun-boğazKolestatomaKolestatoma-orta kulak+3
Yusuf Arslanhan
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kıkırdak timpanoplasti ve temporal kas fasyası kullanılarak yapılan timpanoplastilerde reperforasyon ve işitme kazançlarının retrospektif karşılaştırılması

Çalışmamızda timpanoplasti operasyonunda en sık kullanılan iki greft meteryali olan temporal fasya ve kıkırdağın, greft tutma başarısı ve işitmeyi düzeltici etkilerinde birbirlerine olan üstünlüklerinin saptanması amaçlanmıştır. Bununla beraber genel başarıya etkileyebilecek cerrah deneyimi ve klinik pratiğinin oluşması gibi konular da incelenmiştir. Çalışmamıza kliniğimizde opere edilen 486 hastaya ait 509 kulak operasyonu dahil edilmiştir. Hastaların operasyon öncesi ve sonrası muayene bulguları ile frekans spesifik ve ortalama odyometri sonuçları kaydedilerek karşılaştırılmıştır. Kliniğimizde 509 timpanoplasti operasyonu üzerinden yapılan çalışmaya göre temporal fasya ve kıkırdak greftleri kullanılan hasta gruplarında, greft tutma başarı oranları sırasyıla %82,4 ve %90,3 bulunmuştur. Her iki hasta grubunda da anlamlı iyileşme saptanmış (her biri için p<0,001) olup birbirleri arasında istatistiksel anlamlı fark bulunamamıştır (p>0,05). İşitmeyi düzeltici etki için ortalama odyometri değerleri kıyaslandığında her iki grupta da anlamlı düzelme sağlanmış (her biri için p<0,001), greftlerin birbirine üstünlüğünün olmadığı anlaşılmıştır (p=0,803). Ayrıca greft tutma oranının deneyim ile doğrudan ilişkili olduğu (p<0,001) sonucuna varılmıştır. Çalışmamızın sonuçlarına göre greft tutma ve işitme düzeltici etkileri açısından temporal fasya ve kıkırdak greftlerin birbirine üstünlüğü olmadığı bulunmuştur. Timpanoplasti operasyonlarında her iki greft meteryali de cerrahın deneyimi ve klinik pratiği doğrultusunda güvenle kullanılabilir.

Cerrahi-kulak-burun-boğazFasyaFrekans+6
Veyis Şener
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Subglottik stenozlu hastalarda, trakea uzunluğunun dar trakea segment uzunluğuna oranının cerrahi başarıya etkisi

Laringotrakeal stenozlar (LTS); heterojen bir hastalık grubu olup idiyopatik veya ikincil nedenlere bağlı gelişen glottik, subglottik veya trakeal seviyede hava yolu lümen çapının daralması olarak tanımlanmaktadır. En sık nedeni olan uzun süreli entübasyon dışında; travmalar, koroziv maddeler, operasyon hataları ve konjenital nedenler LTS'in diğer sebepleridir. Larengotrakeal rekonstrüksiyon (LTR) cerrahisi, larinksin sfinkter ve fonasyon fonksiyonlarını sağlayan ve larengotrakeal sistemde solunuma yeterli genişlikte bir lümeni tekrar oluşturmayı amaçlayan bir işlemdir. Bu çalışmada trakea uzunluğunun dar trakea segment uzunluğuna oranının cerrahi başarıya etkisini araştırmayı ayrıca restenoz ile ilişkili klinik ve radyolojik faktörleri, subglottik stenoz gelişimi için risk faktörlerini belirlemeyi ve bu hasta popülasyonunda klinik sonuçların prognostik göstergeleri olarak hizmet edebilecek hasta özelliklerinin olup olmadığını belirlemeyi amaçladık. Entübasyon sonrası subglottik stenoz nedeniyle trakeal rezeksiyon ve anastomoz (TRA) uygulanan 40 hastayı inceledik. Ameliyat öncesi dönemde trakeotomi öyküsü, hastalarda restenoz gelişimi için önemli predispozan faktör olarak tespit edildi. Restenoz gelişen hastalar ile gelişmeyen hasta grubu arasında darlık derecesi açısından anlamlı bir fark saptanamamış olsa da restenoz gelişen hasta grubunda 11 hastadan 9 (%81.8)'u dekanüle edilebilirken restenoz gelişmeyen hasta grubunda 29 hastanın tamamı dekanüle edilebildi ve iki grup arasındaki bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Entübasyon nedeni, komorbiditeler, ameliyat öncesi, stenoz derecesi ve darlık uzunluğu geniş vaka serilerinde anlamlı sonuçlar verse de çalışmamızda istatistiksel olarak anlamlı değerlere ulaşılamadı. Aynı şekilde trakea uzunluğunun dar segment uzunluğuna olan oranı da anlamlı saptanamamış olup, bu oranın TRA başarısı üzerine etkisinin daha geniş vaka serilerinde anlamlı sonuçlar vereceğine inanıyoruz.

AnastomozCerrahiCerrahi-kulak-burun-boğaz+2
Berkay Güzel
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ultrason eşliğinde fasya iliaka kompartman bloğunda farklı lokal anestezik volümlerin karşılaştırılması

Femur ve diz cerrahisi operasyonu yapılacak hastalarda postoperatif ağrı kontrolü amacıyla uyguladığımız fasya iliaka kompartman bloğu (FİKB) için en efektif lokal anestezik volümünü bulmayı amaçladık. Bu çalışmaya ASA fiziksel skoru I- III olan 45 hasta randomize edilerek dahil edildi. Preoperatif hazırlıkları tamamlanan hastalara 2mcg/kg fentanyl, 2mg/kg propofol, 0.6 mg/kg roküronyum ile anestezi indüksiyonu yapıldı. Anestezi idamesi % 1.5-2 sevofluran ile, kas gevşemesi 0.1 mg/kg rokuronyum ile ve analjezi 1 mcg/kg fentanil ile sağlandı. Cerrahi işlem bittikten sonra, hastalar ekstübe edilmeden önce ultrason kılavuzluğunda FİKB uygulandı. Hastalar rastgele 3 gruba ayrıldı. Bupivakain % 0.25 konsantrasyonda Grup 1'e 0.3 ml/kg, Grup 2'ye, 0.4 ml/kg ve Grup 3'e 0.5 ml/kg uygulandı. Hastalar FİKB sonrası ekstübe edilerek servise gönderildi. Hastaların 24 saat boyunca vital bulguları, ağrı skorları, VAS değeri 5 ve 5'in üzerinde olanlara75 mg diklofenak sodyum İ.M yapılıp olası yan etkiler kayıt altına alındı. Analjezik ihtiyacı açısından karşılaştırıldığında postoperatif 4. saatte Grup 2 ve Grup 3'te, Grup 1'e göre (p=0,03), postoperatif 6. saate ise Grup 3'te, Grup 1 ve Grup 2'ye göre anlamlı olarak daha az ek analjezik kullanmıştır (p=0,026). Lokal anestezik (LA) volümü arttıkça ilk 24 saatte tüketilen analjezik miktarı klinik olarak azalmıştır ancak istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır. Postoperatif ağrı skorları açısından gruplar karşılaştırıldığında postoperatif 1.saat, 4.saat ve 6.saat ağrı değerleri Grup 1'de Grup 3'e göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, FİKB femur ve diz cerrahisi için oldukça etkin postoperatif analjezi sağlayan etkin bir kompartman bloğudur. Bu çalışmada da en düşük ağrı skorları ve analjezik gereksinimi %0,25 bupivakain içeren 0.5 ml/kg LA kullanılan grupta elde edilmiştir. Anahtar kelimeler: Fasya İliaka Kompartman Bloğu, Postoperatif Analjezi, Ultrason, Bupivakain, Periferik Blok, Femur Cerrahisi.

AnaljeziAnestezi-lokalAğrı-postoperatif+7
Metin Kılınç
Gaziantep University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Septoplasti ameliyatı öncesi ve sonrasında koku algısındaki değişimlerin mizaç ve karakter özellikleri ile ilişkisinin incelenmesi

Giriş: Koku, koku alma duyusu ile algılanabilen, genelde çok küçük konsantrasyonda havada çözünmüş olarak bulunan kimyasal maddelerden her biridir. Koku duyusu Hayvan çalışmalarına uygun olmayışı ve insanlarda hayvanlara oranla daha az gelişmiş olması nedeniyle beş duyu içinde belki de üzerinde en az çalışılanı ve en az anlaşılanıdır. Standart ve objektif test yöntemleri gerektirdiğinden koku duyusunu değerlendirmek oldukça güçtür ve hatalı yorumlamalara açıktır. Koku duyusu, multidisipliner ele alınan, insanda duyu özellikleri ve kapasitesinin epidemiyolojik araştırmalarda daha detaylı irdelenmesi gerektiği vurgulanan, yaşamsal işlevlere sahip bir duyudur. Araştırmamızın amacı, septum deviasyonu nedeniyle septoplasti ameliyatına alınan hastaların ameliyat öncesi koku algısının koku testleri vasıtasıyla ölçülmesi, 12 haftalık iyileşme sürecinden sonra koku testlerinin tekrarlanması ile, ameliyat olmuş kişilerin koku algısının mizaç ve karakter özellikleri ile ilişkisini incelemektir. Metot: Çalışmamız, Bezmialem Vakıf Üniversitesi sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları servisince uygulanan fizik muayene sonuçlarına göre septoplasti ameliyatı için uygun olduğu tıbbi kanaatine varılan 100 kişilik hasta grubunu kapsadı. Çalışmayı kabul eden hastalara, ameliyattan önce ve 12 hafta sonra KBB servisinde görevli bir hekim tarafından,koku algısı ile ilgili testler [Connecticut Chemosensory Clinical Research Center Test (CCCRC), Butanol-9] ve psikiyatri servisinde görevli bir hekim tarafından, ameilyat öncesinde bazı psikolojik testler ve ölçekler [DSM IV-TR eksen-1 bozuklukları için yapılandırılmış klinik görüşme (SCID),Temperament and Character Inventory (TCI), Temperament Evaluation of Memphis, Pisa, Paris, San Diego Autoquestionaire (TEMPS-A)] uygulandı. Bulgular: Cinsiyetler arasında yer fıstığı koku algı değişimi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark vardır (p=0,020). Kadınlarda koku algısı evetten hayıra dönenler fazla iken, erkeklerde koku algısı hayırdan evete dönenler anlamlı şekilde fazladır. iv Vakaların post-op kahve koku algılama durumlarının mizaç/karakter özellikleri ile ilişkisi incelenmiştir. Kahve kokusunu algılayan ve algılamayanlar arasında sadece hipertimik mizaç/karakter açısından anlamlı fark bulunmuştur.( p=0,037) Vakaların post op naftalin ve tarçın gibi uyarıcı kokuların koku algılama durumlarının mizaç/karakter özellikleri ile ilişkisi incelenmiştir. TCI NS toplam puanı ile depresif ve hipertimik mizaç/karakter puanları açısından anlamlı fark bulunmuştur. (p=0,019) Vakaların post op sabun ve pudra kokusunu algılamada anlamlı fark bulunmuştur. Sabun kokusunu algılayan ve algılamayanlar arasında TCI RD toplam ve TCI C toplam puanları açısından anlamlı fark bulunmuştur. Sabun kokusunu algılayanların TCI RD toplam (p=0,001) ve TCI C toplam (p=0,046) puanları kokuyu algılamayanlara göre daha yüksektir. Sonuç: Bulgularımız koku algısının karakter mizaç özellikleri ile ilişkili olduğunu desteklemektedir. Pudra ve sabun gibi nötr kokuların ameliyat sonrası algılanmasındaki TCI alt ölçekleri ile bağlantılı olarak değişimlerini örneklemin kesitesel değerlendirilmesi ile ilişkilendire biliriz. Kahve, naftalin ve tarçın gibi uyarıcı nitelikte olduğu değerlendirilen kokular hipertimik mizaç özelliği olan bireyler tarafından daha hassas bir biçimde algılanıyor görünmektedi.Bunun yanı sıra koku algısından sorumlu bölgelerin netleşmesi ve koku algısının farklı oluşunun karakter mizaç özellikleri ile birlikte elealınması ve buna yönelik çalışmaların yapılması, ameliyat sonrasındaki dönemde hasta memnuniyeti ve koku algısının farklılıklarının açıklanmasına katkıda bulunabilir. Koku algısının mizaç ve karakter ölçekleri ile birlikte sorgulanması koku algısı değişimlerinin saptanması için yararlı olabilir.

Cerrahi-kulak-burun-boğazKarakterKoku duyusu+5
Aynur Nabı
Bezmialem Vakıf University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Medial mukozal flep tekniğiyle yapılan orta türbinoplastinin fonksiyonel hava yolu ve koku sonuçlarının karşılaştırılması

Amaç: Burun tıkanıklığı şikayeti ile başvuran, muayene ve radyolojik değerlendirmede septum deviasyonu ve orta konka hipertrofisi tanısı konulan, tedavide endoskopik olarak septoplasti ve orta konkalara subtotal (transvers) rezeksiyon veya bu çalışmada tarif edilen medial mukozal flep cerrahi tekniğini yaptığımız hastaların fonksiyonel ve koku sonuçlarını karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bezmialem Vakıf Üniversitesi Kulak Burun Boğaz ve Baş- Boyun Cerrahisi Kliniği'nde Kasım 2020-Kasım 2021 arasında, muayene ve paranazal sinüs BT ile orta konka hipertrofisi ve septum deviasyonu tanısı konulup cerrahisi planlanan 35 hasta dahil edildi. Çalışmaya katılan hastalar iki gruba ayırılarak medial mukozal flep tekniği ile orta türbinoplasti (Çalışma grubu=17) ve orta konkalara transvers rezeksiyon (Kontrol grubu=18) yapıldı. Çalışma için Bezmialem Vakıf Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan onay alındı. Yaş, cinsiyet ve hastanın şikayetleri medikal veriler olarak kaydedildi. Hastaların ameliyat öncesi ve ameliyattan üç ay sonrası akustik rinometri, anterior rinomanometri ve peak nasal inspiratory flowmeter testi, koku identifikasyon testi ve n-butanol eşik ölçümü yapıldı. Ayrıca hastaların ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası burun tıkanıklığı ve koku dereceleri görsel analog skala ve nasal obstruction symptom evaluation skalası ile değerlendirildi. Ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası sonuçlar hem grup içi hemde gruplar arasında karşılaştırıldı. Bulgular: Hastaların 16'sı erkek (%45.7), 19'u kadındı (%54.3). Çalışma grubundaki hastaların yaşı 34.11±12.12, kontrol grubundaki hastaların 30.33±10.8 olup yaş ve cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p > 0.05). Operasyondan sonra minör veya majör komplikasyon görülmedi. Medial mukozal flep tekniği ile opere edilen çalışma grubunda, transvers rezeksiyon yapılan kontrol grubuna göre orta meada daha az kabuklanma gözlendi. Genel olarak, her iki grupta ameliyat öncesi ve sonrası skorlar arasında; nasal obstruction symptom evaluation skorlarında, peak nasal inspiratory flowmeter değerlerinde, görsel analog skala solunum skorlarında, akustik rinometri parametrelerinde (MCA,VOL), rinomanometrik parametrede (MR) zaman içinde güçlü ve anlamlı bir iyileşme gösterdi (P<.001). Görsel analog skala koku değerleri arasında çalışma grubunda kontrol grubuna göre skorlar daha yüksek olup istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı. Koku identifikasyon testi ameliyat öncesi ve sonrası skorlar arasında, çalışma grubunda anlamlı bir iyileşme gözlenirken kontrol grubunda azalma gözlendi. İdentifikasyon değerlerindeki bu iyileşme çalışma grubunda istatistiksel olarak anlamlı iken, kontrol grubundaki azalma anlamlı değildi. N butanol ameliyat öncesi ve sonrası eşik değerleri arasında, çalışma grubunda n butanol eşiklerinde azalma olurken kontrol grubunda artma oldu. Ancak bu değişimler istatistiksel olarak anlamlı değildi. Sonuç: Çalışmamız her iki tedavi tekniğinin uygulanması ile hastaların yaşam kalitesini iyileşme ve burun tıkanıklığında azalma olduğunu göstermiştir. Medial mukozal flep tekniği, hem fonksiyonel hem de olfaktör sonuçları açısından avantajlar sunan orta konkanın solid hipertrofisinde kullanılabilecek konservatif ve etkili bir türbinoplasti tekniğidir

Burun hastalıklarıCerrahi fleplerCerrahi-kulak-burun-boğaz+5
Abdullah Özdem
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Açık teknik septorinoplasti yapılan hastalarda estetik sonuçların değerlendirilmesi

Bu çalışma açık teknik septorinoplasti yapılan hastaların, preoperatif ve postoperatif fasiyal analizlerini Rhinobase programı kullanarak karşılaştırmak, cilt ve insizyon tipinin postoperatif kolumellar skar oluşumu üzerine etkilerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır.Ocak 2007- Ocak 2011 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Gureba Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Kulak-Burun-Boğaz Kliniği ve Bezmialem Vakıf Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı'nda, burundan nefes alma güçlüğü ve nazal deformite nedeniyle açık septorinoplasti uygulanan 35 olgu çalışmaya dahil edilmiştir. Olguların 7'si (%20) kadın, 28'i (%80) erkektir. Olguların yaşları 18 ile 61 yıl arasında değişmekte olup, ortalama yaş 31,37±10,95 yıldır. Olguların takip süresi 6 ay ile 30 ay arasında değişmekte olup, ortalama takip süresi 9,97±5,95 aydır.Olguların preoperatif ve postoperatif fotogrametrik fasiyal analizleri Rhinobase programı kullanarak yapıldı. Fasiyal analizde nazofrontal açı (NFA), nazolabial açı (NLA), tip projeksiyonu ve kolumella-lobül oranları ölçüldü. Bu değerler cinsiyetler arasında farklılık gösterdiği için kadın ve erkek olgular kendi içlerinde değerlendirildi. Postoperatif insizyon skarı `The Stony Brook Scar Evaluation Scale'e göre, cilt tipi `Fitzpatrick skin type classification'a göre belirlendi. Cilt ve insizyon tipi ile skar oluşumu arasındaki ilişki değerlendirildi.Verilerin İstatistiksel analizleri için NCSS (Number Cruncher Statistical System) 2007&PASS (Power Analysis and Sample Size) 2008 Statistical Software (Utah, USA) programı kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metodların (Ortalama, Standart sapma, frekans, oran) yanısıra verilerin karşılaştırılmasında Paired Samples t test ve Ki-Kare test kullanıldı. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi.Kadın olgularda preoperatif ortalama, NFA, NLA, tip projeksiyonu ve kolumella-lobül oranına göre, postoperatif değerlerde normal fasiyal değerlere yakın sonuçlar elde edilmiştir. Ancak olgu sayısı az olduğundan istatistiksel olarak anlamlı bir değişim saptanmamıştır. Erkek olgularda preoperatif ortalama, NFA, NLA, tip projeksiyonuna göre, postoperatif değerlerde istatistiksel olarak anlamlı şekilde artış saptanmıştır (p<0,01).Tüm olguların kolumellar skarları Stony Brook Skar Skalasına göre incelendiğinde; 3 (%8,6) olguda 1/5; 2 (%5,7) olguda 2/5; 4 (%11,4) olguda 3/5; 4 (%11,4) olguda 4/5 ve 22 (62,9) olguda 5/5 olduğu görülmektedir. Olguların %54,3'üne (n=19) `ters v' insizyonu; %45,7'sine (n=16) `v' insizyonu yapılmıştır. Tüm olguların Fitzpatrick cilt tipi sınıflamasına göre cilt tipleri değerlendirildiğinde; Tip 2 olan 2 (%5,7) olgu; Tip 3 olan 19 (%54,3) olgu; Tip 4 olan 14 (%40) olgu bulunmaktadır. Tüm olguların cilt tipi ve insizyon çeşidiyle Stony Brook skar skalası sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır (p>0,05).Sonuç olarak, başarılı bir septorinoplasti ameliyatının ilk ve önemli adımı preoperatif fasiyal analizdir. Preoperatif analizde hastanın kendi etnik kökeni ve fasiyal harmonisi dikkate alınmalıdır. Ayrıca her rinoplasti cerrahının, uyguladığı tekniklerin sonuçlarını takip etmek için preoperatif ve postoperatif fasiyal analiz yapabilmesi ve bunu arşivleyebilmesi gerektiğine inanmaktayız. Biz kolumellar skar dokusunda başarılı sonuçlar elde etmek için, kesinin aşırı gerginlik olmadan, dikkatli ve titiz kapatılmasının yeterli olacağını düşünmekteyiz.

BurunBurun deformiteleriCerrahi-kulak-burun-boğaz+4
Gamze Didem Kocagöz
Bezmialem Vakıf University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Baş boyun epidermoid karsinomlarında selektif boyun diseksiyonunun yeri

Amaç: Bu çalışma baş boyun epidermoid karsinomlu hastalarda selektif boyundiseksiyonun kanser evrelemesine katkısı ve onkolojik olarak yeterliliğini araştırmakamacıyla yapıldı.Materyal ve Metod: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB AnabilimDalı'nda Ocak 1993 ve Eylül 2008 tarihleri arasında, baş boyun epidermoid karsinomluhastalara yapılan selektif boyun diseksiyonları retrospektif olarak incelendi. Çalışmaya24 ay ve daha uzun takip süresi olan ve selektif boyun diseksiyonu yapılan toplam 315hasta alındı. Yetmişaltı hastaya bilateral selektif boyun diseksiyonu uygulandığı içintoplamda 391 boyun diseksiyonu spesmeni incelendi.Bulgular: Birinci grupta; klinik olarak N0 tespit edilen 223 hastaya yapılanselektif boyun diseksiyonları incelendiğinde, larinks epidermoid karsinomu tanılıhastaların 25'inde (%16,1) okült metastaz saptandı. Supraglottik larinks karsinomlu birhastanın takibinde (%4) boyunda nüksle karşılaşıldı. Oral kavite karsinomlu hastalarınboyun diseksiyonu spesmenlerinden yirmisinde (%30,7) epidermoid karsinommetastazına rastlandı. Okült metastazı olan üç hastanın (%15) boyunlarında nüksgözlendi. İkinci grupta; kontralateral selektif boyun diseksiyonu yapılan 82 hastaincelendiğinde, 69 larinks karsinomlu hastanın otuzikisinde (%46,3), 11 oral kavitekarsinomlu hastanın dördünde (%36.3) metastaz saptandı. Takiplerinde nüks görülmedi.Üçüncü grupta; on klinik N1 larinks epidermoid karsinomlu hastaya selektif boyundiseksiyonu yapıldı. Bu hastaların 8'inde histopatolojik olarak metastaz gösterilirken2'sinde metastaz görülmedi. Takiplerinde nüks görülmedi.Sonuç: Çalışmamızda baş boyun kanserli hastalarda boyuna okült metastazlarısaptamada ve klinik N0 ve seçilmiş klinik N1 boyunlarda selektif boyun diseksiyonuyapılmasının evrelemenin daha doğru yapılmasını sağladığı görüldü. Selektif boyundiseksiyonu sonrası düşük oranda bölgesel nüks gözlenmesi ve radikal boyundiseksiyonu sonrası görülen nüks oranlarına benzer nüks oranları görülmesiuygulamanın onkolojik olarak da yeterli ve etkin olduğunu gösterdi.Anahtar sözcükler: Baş boyun epidermoid karsinomları, selektif boyun diseksiyonu,lenfatik metastaz

CerrahiCerrahi-kulak-burun-boğazKafa ve boyun neoplazmları+4
Kemal Tüzün
Çukurova University
2010
00
DoctorateOpen AccessEN

Anatomical investigation of safe trajectory determining factors in robotic cochlear implant surgery with computed tomography images

The ideal trajectory to insert a cochlear implant array is defined by an entrance through the round window membrane and continues as long as possible parallel to the basal turn of the cochlea. Facial recess width and angle, canonus thickness, round window sizes, and cochlear orientation are important for determining the safe trajectory in both robot-assisted and conventional cochlear implantation surgery. In addition, it is thought that there may be a significant relationship between the postoperative electrode insertion depth degree and cochlear orientation. Here in this, thesis we examined the keyhole drilling trajectories of cochlear implantation surgeries performed with the HEARO Procedure to compare the critical anatomical structures between easy and difficult cases. Preoperative and postoperative computed tomography images of patients who underwent robot-assisted and conventional cochlear implant surgery at UZ Brussel Hospital were included in the study. Radiological images in DICOM format were transferred to a dedicated software for analyses. OTOPLAN, (CASCINATION AG, Bern, Switzerland) was used for 3D reconstruction of the temporal bone, auditory ossicles, facial nerve, chorda tympani, cochlea, and round window. In addition, depth of the facial nerve, facial recess angle, and cochlear orientation angles were measured with RadiAnt DICOM Viewer. Facial recess width, facial recess angle, and distance between the facial nerve and safe trajectory were statistically smaller in patients whose safe distance to the facial nerve could not be guaranteed with intraoperative imaging. A significant positive correlation existed between basal turn angle and in-plane angle. The facial recess anatomy was the most critical factor for safe robotic inner ear access in our series here. Additionally, insight on the cochlear orientation before robotic surgery helps ensure a collision-free trajectory and feasible (safer) approach angles to the cochlea. In both robotic and conventional surgery, preoperative assessment of cochlear dimensions is crucial for appropriate electrode selection and, consequently, for postoperative audiological outcomes. The findings of this study are considered to be a reference for future studies in achieving collision-free trajectory planning in robotic-assisted cochlear implant surgery.

Surgery-otorhinolaryngologicMiddle earRadioanatomy+2
Saliha Seda Adanır
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda tonsillektomilerde, peritonsiller levobupivakaine eklenen intravenöz ve peritonsiller deksametazonun etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Çalışmamızda, çocuklarda tonsillektomilerde, peritonsiller Levobupivakaine eklenen İntravenöz (IV) ve peritonsiller Deksametazonun postoperatif ağrı, kanama, bulantı ve kusma üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı.Gereç ve yöntem: Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Etik Kurul Onayı ve çalışma hakkında bilgilendirilen ailelerin yazılı onamı alındıktan sonra, elektif tonsillektomi veya adenotonsillektomi operasyonu yapılması planlanan 3-12 yaş arası American Society of Anesthesiologist (ASA) I- II sınıfında toplam 60 hasta dahil edildi.Operasyona alınan tüm hastalar randomize edilerek 3 gruba ayrıldı. Genel anestezi sonrası cerrahi başlamadan önce Grup ? (n=20) olgulara % 0,5'lik levobupivakain 0,4 mg/kg en fazla 4'er ml olacak şekilde her bir tonsile peritonsiller infiltrasyon yapıldı. Grup II (n=20) ve Grup III (n=20) olgulara ise levobupivakain aynı şekilde ve miktarda uygulanırken Grup II'ye IV deksametazon 0,25 mg/kg; Grup III'e ise 4mg deksametazon peritonsiller ek olarak infiltre edildi. Her üç gruba da postoperatif analjezik olarak 1mg/kg tramadol intravenöz uygulandı.Preoperatif ve ilaçların enjeksiyonunu takiben hemodinamik parametreler kaydedildi. Postoperatif dönemde, hastaların uyanma odasında 1 saat(erken dönem) ve sonraki 24 saat (geç dönem) veya taburcu olana kadar bulantı ve kusma sıklığı, analjezi düzeyleri, ilk analjeziğe ihtiyaç duyduğu zaman Vizüel Analog Skala (VAS) ve CHEOPS (Children's Hospital of Eastern Ontario Pain Scale) kullanılarak 1, 10, 20, 30 ve 45. dakikalar ile 1, 2, 4, 6 ve 24. saat (Taburcu olmadıysa) kullanılarak kaydedildi. Postoperatif erken ve geç dönem kanama olup olmadığı ziyaret edildiklerinde veya telefon ile kendilerine sorularak öğrenildi ve kaydedildi.Bulgular: Grupların demografik verileri ve hemodinamik parametrelerinin benzer olduğu ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı belirlendi. Grup I'de bulantı, kusma yüzdesinin Grup II ve ve Grup III'ten daha yüksek olduğu saptandı. Ek analjezik başlama süresi Grup I'de 3,15±0,88, Grup II'de 4,85±1,09 ve Grup III'de 5±1,21 olup istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Postoperatif dönemde Grup II Vizüel Analog Skala skorunun Grup I ve III'ten daha düşük olduğu tespit edildi. Hiç bir hastada kanama ve diğer yan etkilere rastlanmadı.Sonuç: Çocuklarda tonsillektomilerde, intravenöz ve peritonsiller deksametazonun postoperatif ek analjezik başlama süresini, tek başına peritonsiller levobupivakaine göre uzattığı; bulantı, kusmayı azalttığı ve deksametazonun tonsillektomi sonrası kanamaya etkisinin olmadığı kanısına varıldı.Anahtar kelimeler: Deksametazon, Levobupivakain, Peritonsiller infiltrasyon, Postoperatif analjezi, Postoperatif bulantı ve kusma, Kanama

AnaljeziBulantıCerrahi-kulak-burun-boğaz+8
Bilgin Dalkılınç
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tiroid folliküler neoplazi şüphesiyle operasyona alınan hastalarda preoperatif tanısal parametrelerle postoperatif sonuçların karşılaştırılması

Tiroid bezi hastalıklarının değerlendirmesinde İİAB çok önemli bir yere sahiptir. Folliküler neoplazi şüphesi, tiroid İİAB'sinin gri zonudur. İİAB sonucu folliküler neoplazi şüphesi olan lezyonlar; folliküler adenom, adenomatöz hiperplazi, folliküler karsinom veya papiller karsinom folliküler varyantı temsil etmektedir. Bu çalışmanın amacı, İİAB sonucu folliküler neoplazi şüphesi olan hastalarda preoperatif değerlendirme ile malign hastalık öngörüsünde yardımcı olabilecek parametrelerin değerlendirilmesidirÇÜTF Genel Cerrahi Anabilim Dalı'nda folliküler neoplazi şüphesi ile tiroidektomi uygulanan 152 hasta çalışmaya alındı. Hastalar demografik özellikleri, serum TSH düzeyleri, ultrasonografik olarak nodül sayısı, çapı, nodül sınır düzeni, intranodüler kalsifikasyon ve vaskularizasyon özellikleri, nodül etrafı periferik halo varlığı ile malignite görülme arasındaki ilişki açısından değerlendirildiHastaların 127'si kadın, 25'i erkekti. Yaş ortalaması 48,14 idi. Malign hastalık 28 hastada saptandı (%18,4). Nodül sınırının düzensiz olması, intranodüler kalsifikasyon ya da vaskülarizasyon artışı ve nodül etrafı periferik halo olmaması malign lezyonlar için anlamlı derecede yüksek oranda bulunmuştur.Tiroid İİAB sonucu folliküler neoplazi şüphesi olan hastaların yaklaşık % 20'sinde malign hastalık saptanmaktadır. Geriye kalan %80 hasta ise benign hastalık nedeni ile opere edilmektedir. Frozen inceleme kapsül invazyonunu değerlendiremediği için bu lezyonların ayırıcı tanısında yetersiz kalmaktadır. Malign hastalık öngörüsünde, kanıt değeri yüksek yardımcı tanı yöntemlerinin tespiti operasyon planı hatta operasyon endikasyonlarını değiştirebilir. Bu çalışmanın sonucunda, nodül sınırının düzensiz olması, nodülde kalsifikasyon varlığı, intranodüler vaskülarizasyonunun artması, periferik halo yokluğunda malign hastalık olasılığının arttığı tespit edilmiştir. Daha geniş çalışmalarla elde edilecek veriler ışığında oluşturulacak risk indeksi, folliküler neoplazi şüphesi olan tiroid nodüllerinin cerrahi yönetiminde fayda sağlayabilir.Anahtar Kelimeler: Folliküler neoplazi şüphesi, Tiroid İİAB

Biyopsi-iğneCerrahiCerrahi-kulak-burun-boğaz+5
Mevlüt Kunt
Çukurova University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İşitme rekonstrüksiyonu'nda glass ionomer cement kullanımının fonksiyonel sonuçları

Amaç: Çalışmamızda işitme rekonstrüksiyonu'nda glass ionomer cement (GIC) kullanılan hastalardaki fonksiyonel sonuçların değerlendirilmesi amaçlandı. Materyal ve method: Çalışmamıza geriye dönük olarak iletim tipi ve mixt tip işitme kaybı nedeniyle 01.01.2009 ile 31.12.2013 tarihleri arasında başvuran hastalar dahil edildi. Standart hasta veri giriş formu oluşturuldu. Hastaların dosyaları, ameliyat notları ve odyolojik tetkik sonuçları incelendi. Hastaların yaş, cinsiyet, preoperatif muayene bulguları, preoperatif odyolojik tetkik değerleri, orta kulak risk indeksi skoru, ameliyat tipi, greft tipi, glass ionomer cementi uygulanan yer, postoperatif muayene bulguları, postoperatif odyolojik tetkik değerleri, takip süresi elde edilerek istatistiksel analizi yapıldı. Hava kemik aralığı (HKA) değerleri 20 dB'den küçük olan vakalar fonksiyonel olarak başarılı kabul edildi. Bulgular: Çalışmamıza alınan toplam 45 hastanın ortalama yaşının 28,7 ± 13,1 yıl olduğu, çoğunluğunun kadın (% 62,2) cinsiyette olduğu, en sık timpanoplasti (% 66,7) ile kapalı teknik timpanomastoidektomi (% 31,1) operasyonları yapıldığı, glass ionomer cementin en sık inkus - stapes arasına (% 82,2) uygulandığı, en sık temporal adele fasya grefti (%68,9) kullanıldığı belirlendi. Ortalama postoperatif HKA değerlerinin 500, 1000, 2000, 4000 frekanslarda preoperatif döneme göre istatistiksel olarak anlamlı (p < 0,05) derecede iyileşme gösterdiği gözlendi. Preoperatif HKA değeri ortalaması 33,1 ± 8,8 iken, postoperatif HKA değeri ortalaması 24,8 ± 9,8 idi. Ancak hastaların sadece % 31,1'inde 20 dB altı postoperatif hava kemik aralığı değerleri olduğu saptandı. Çalışmamıza alınan hastaların ortalama takip süresinin 8,5 ± 8,8 ay (3-36 ay aralığında) olduğu ve % 46,7 hastanın takip süresinin 3-6 ay arasında olduğu belirlendi. Sonuç: GIC ile osiküloplastide istatistiksel olarak anlamlı düzelme elde edilebilir. Endikasyonların sınırlandırılması ve uzun takip süresi bu maddenin etkinliğini belirlemek için gereklidir.

Cam iyonomer çimentolarıCerrahi-kulak-burun-boğazOtitis media+4
Özlem Oymak Ay
Çukurova University
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı mastoidektomi ameliyatı yapılan hastaların operasyon öncesi ve sonrasındaki kemik yolu iletim cevaplarının değerlendirilmesi

Çalışmamızda mastoidektomi ameliyatlarında kullanılan tur cihazlarının kemik yolu iletim cevaplarına etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmamıza 2012 Temmuz-2014 Eylül Yılları arasında kliniğimizde kronik otitismedia tanısı nedeniyle mastoidektomi operasyonu yapılan hastalar dahil edildi. Retrospektif olarak hangi hastaya ne tip mastoidektomi ameliyatı yapıldığı incelendi. Hastaların yaş, cinsiyet, ameliyat olan kulak yönü, preoperatif odyolojik tetkikleri, mastoidektomi tipi, postoperatif odyolojik tetkik değerleri incelenerek istatiksel analizi yapıldı. Operasyon öncesi kemik yolu iletim cevapları ile radikal mastoidektomi, canal wall down (CWD) ve canal wall up (CWU) mastoidektomileri sonrası kemik yolu iletim cevapları karşılaştırıldı. Çalışmamıza dahil edilen toplam 45 hastanın (27 kadın, 18 erkek) ortalama yaşının 32,8 olduğu (median 31), 23 hastanın sol, 22 hastanın sağ kulaktan ameliyat olduğu belirlendi. Radikal mastoidektomi, CWD ve CWU mastoidektomi ameliyatı olan hastalarda kullanılan tur cihazının kemik yolu iletim cevaplarında etkisini görmek için preoperatif ve postoperatif dönemde 6. aydaki sonuçları konuşma frekansları olan 0,5 – 1 ve 2 kHz frekanslarıyla 4 kHz frekansındaki değerler incelendi. Preoperatif ve postoperatif 6. ayda saptanan değerlerin değişimleri istatiksel olarak anlamlı bulunmadı. Sonuç olarak; mastoidektomi ameliyatı sırasında kullanılan tur motoru ile oluşan vibrasyon etkisinin ve tur motoru ile oluşan gürültünün çalışmaya alınan mastoidektomi ameliyat tiplerinde anlamlı bir değişikliğe yol açmadığı, ayrıca yaş, cinsiyet ve ameliyat olan kulak yönü gibi demografik özelliklerin de etkisinin olmadığı bulunmuştur.

Cerrahi-kulak-burun-boğazKulak hastalıklarıKulak kemikçikleri+2
Funda Kıroğlu Ağar
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kolestatomlu hastalarda cerrahi sonuçlarımız

ÖZET Kolestatomlu Hastalarda Cerrahi Sonuçlarımız Amaç: Kolesteatomlu kronik otitis medialı hastalarda uygulanan primer cerrahi sonrası rezidivizm oranlarını tespit etmek, kolesteatom yerleşimini, operasyon sırasında tespit edilen patolojik bulguları ve ek olarak uygulanan cerrahi işlemleri istatistiksel olarak göstermektir. Materyal ve Metod: Ocak 2000 ile Ocak 2010 tarihleri arasında kolesteatomlu kronik otitis media şüphesiyle opere edilen hastaların dosyaları ve ameliyat notları restrospektif olarak taranarak yapıldı. Üç yüz kırk beş hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların 151'i kadın, 194'ü erkekti. Hastaların yaş aralığı 3 ile 70 yaş arasında olup, ortalaması 26'ydı. Tüm hastalara, Kanal Wall Down, Kanal Wall Up ve Radikal mastoidektomi olmak üzere üç farklı cerrahi teknik uygulandı. Operasyon sırasında kolesteatom yerleşimi, kemikçik sistem durumu, mastoid obliterasyon yapılıp yapılmadığı, fasiyal kanalın durumu, semisirküler kanal defekti, tegmen defekti olup olmadığı, timpanoplasti ve işitme rekonstrüksiyonu yapılıp yapılmadığı not edildi. Postoperatif takip süresi 12 ile 150 ay aralığında olup, ortalama 36 aydı. Takiplerde rezidivistik hastalık şüphesi olan 61 hastaya revizyon cerrahi uygulandı. Revizyon cerrahisinde kolestatomun saptandığı bölge, kemikçiklerin durumu not edildi. hastaların demografik özellikleri (cinsiyet, yaş), takip süreleri, uygulanan cerrahi yöntemde rezidivizm oranları, ilk ameliyattaki kolesteatom lokalizasyonu ile revizyon cerrahideki kolesteatom lokalizasyonu karşılaştırıldı. Bulgular: Kolesteatomlu kronik otitis media nedeni ile 345 hastaya cerrahi operasyon yapıldı, Bunların % 27,2'si CWU mastoidektomi, % 23,5'u CWD mastoidektomi, % 49'u ise radikal mastoidektomiydi. Hastaların % 43,8 kadın, % 56,2 erkekti. Genel olarak kolesteatom yerleşimi hastaların % 60,9'unda mastoid kavitede, %59,4'ünde attik ve epimpaniumda, % 56,2'sinde orta kulakta, % 12,8'inde sadece sinüs timpani ve fasiyal reseste tespit edildi. Hastalar ortalama 36 ay takip edildi. Takipler sırasında hastaların % 17,68'ine rezidivizm nedeniyle revizyon mastoidektomi operasyonu yapıldı. CWU mastoidektomi sonrası rezidivizm oranı % 62,3, CWD mastoidektomi sonrası rezidivizm oranı % 9,8, radikal mastoidektomi sonrası rezidivizm oranı % 27,9 olarak tespit edilmiştir. Sonuç: Kolesteatom nedeniyle opere edilen hastalarda seçilecek cerrahi yöntem rezidivistik hastalık oluşmasında önemli bir parametredir. Özellikle açık teknik cerrahilerde rezidivistik hastalık oluşma riski kapalı teknik cerrahiye göre önemli oranda düşük izlenmektedir. Anahtar kelimeler: kolesteatom, rezidivistik hastalık, kemikçik erozyonu, Kanal Wall down, kanal Wall up, radikal mastoidektomi

AnatomiCerrahi-kulak-burun-boğazKemik hastalıkları+6
Hüseyin Keskin
Çukurova University
2016
00

Related subjects