Composite resins
139 theses under this subject heading
Şeffaf plak ataşman yapımında kullanılan farklı kompozit materyallerinin uygulama süresi, yüzey pürüzlülüğü ve bağlanma dayanıklılığı bakımından karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı, ataşman yapımına yönelik özel olarak üretilmiş Gc Aligner Connect (GC Corp, Tokyo, Japan) kompozit rezini ve farklı viskozitelerdeki 3 kompozit rezini (Gc Ortho Connect (GC Corp, Tokyo, Japan), Z350 XT (3M Unitek, Monrovia, CA, USA), Filtek Z350 XT Universal (3M Unitek, Monrovia, CA, USA)), üçüncü nesil LED ışık (VALO Ortho; Ultradent Products, South Jordan, Utah) cihazı ile polimerize ederek şeffaf plak ataşmanları elde etmek, sonra da elde edilen bu ataşmanları çalışma süreleri, yerleştirme doğrululukları, yüzey pürüzlülükleri ve dişlere bağlanma dayanıklılıkları bakımından karşılaştırmaktır. Materyal ve Metod: Çalışmada 160 adet üst küçük azı dişi her bir grupta 40 adet diş olacak şekilde 4 farklı gruba ayrılmıştır (Grup 1: Gc Aligner Connect, Grup 2: Gc Ortho Connect, Grup 3: 3M Z350 XT akışkan ve Grup 4: Filtek Z350 XT Universal). Gruplar kendi içerisinde A ve B olarak 20 dişten oluşan 2 alt gruba ayrılmıştır. A grubundaki dişlere ışık cihazı ile 10 saniye boyunca 1000 mW/cm2 güç, B grubundaki dişlere ise 3 saniye boyunca 3200 mW/cm2 güç uygulanmıştır. Daha sonra örnekler ataşman yapıştırma süreleri, yüzey pürüzlülüğü, yerleştirme doğruluğu ve bağlanma dayanıklılığı bakımından karşılaştırılmıştır. Bulgular: Gc Ortho Connect rezinin kısa süreli ve yüksek güçte ışık uygulanan alt grubunun en kısa toplam ataşman uygulama zamanına sahip olduğu bulunmuştur (115,15±10,65 saniye). En uzun toplam ataşman uygulama süresi ise yüksek viskoziteli Filtek Z350 XT Universal kompozit rezin için bulunmuştur (282,64±43,27 saniye). Işık cihazının 10 saniye ve 1000 mW/cm2 uygulandığı durumda, 3M Z350 XT akışkan kompozit rezinin yerleştirme doğruluğunun "fazlalık" ölçüm ortalaması, GC Aligner Connect, GC Ortho Connect ve Universal kompozit rezinlerinin ölçüm ortalamalarından yüksek bulunmuştur (3-1, p<0,001) (3-2, p=0,002) (3-4, p=0,005). Işık cihazının 3 saniye uygulandığı durumda ise 3M Z350 XT akışkan ve Universal kompozit rezinlerin yerleştirme doğruluğunun "fazlalık" ölçüm ortalaması, GC Aligner Connect kompozit rezininin ölçüm ortalamalarından yüksek bulunmuştur (1-3, p=0,001) (1-4, p<0,001). Tüm kompozit rezin gruplarında 'eksiklik' ölçüm ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç elde edilememiştir. 10 saniye süre ile ışık uygulanan durumda ataşman yüzey pürüzlülük ölçümlerine göre GC Aligner Connect, GC Ortho Connect ve 3M Z350 XT akışkan kompozit rezinlerin Ra, Rz ve R-Maks. ölçüm ortalamaları, Universal kompozit rezinin Ra, Rz ve R-Maks. ölçüm ortalamalarından yüksek bulunmuştur (p<0,005). 3 saniye ışık uygulamasının sonuçlarına göre GC Aligner Connect kompozit rezinin Ra ve Rz ölçüm ortalaması, 3M Z350 XT akışkan kompozit rezinin Ra ve Rz ölçüm ortalamalarından yüksek bulunmuştur (1-3, p=0,010) (1-3, p=0,032). Işık cihazının 10 saniye süre ve 1000 mW/cm2 güç uygulanan alt gruplarında ataşmanların dişlere bağlanma kuvvetleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. 3 saniye süre ve 3200 mW/cm2 güç uygulanan alt gruplarda ise Universal kompozit rezinin bağlanma dayanıklılığı ortalaması (19,27±6,37 MPa), GC Aligner Connect (11,42±2,54 MPa) ve GC Ortho Connect (14,43±4,61MPa) kompozit rezinlerinin ortalamasından yüksek bulunmuştur (4-1, p<0,001) (4-2, p=0,015). Kompozit rezin gruplarının kendi içerisinde ışık faktörüne göre bağlanma dayanıklılığı bakımından karşılaştırılmasına bakıldığında Universal kompozit rezinin 3 saniye ışık faktörü için bağlanma dayanıklılığı ölçüm ortalaması (19,27 ± 6,37 MPa) 10 saniye ışık faktörü için olan ölçüm ortalamasından (15,75±3,90 MPa) yüksek bulunmuştur (B-A, p=0,041). 10 saniye ışık faktörü için ARI skorları ile kompozit rezin grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki elde edilmemiştir (p=0,124). 3 saniye ışık faktörü için ARI skoru 0 olduğu durumda kompozit rezinlerin çoğunlukla GC Aligner Connect ve GC Ortho Connect olduğu ve ARI skoru 2 olduğu durumda kompozit rezinlerin çoğunlukla 3M Z350 XT akışkan ve Universal olduğu tespit edilmiştir.Sonuç: Şeffaf plak ataşman yapımı için farklı viskozitelerde kompozit rezinler tercih edilebilir. Kompozit rezin seçimi klinisyenin beklentileri doğrultusunda değişebilir. Düşük ve yüksek viskoziteli kompozit rezinlerle ataşman yapımı mümkün görünmektedir. Anahtar Kelimeler: Şeffaf plak, kompozit rezin, ataşman
Farklı simanlarla simante edilen cam seramik örneklerinin hızlı yaşlandırma süreci sonucunda bağlanma dayanımının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı farklı simanların yaşlandırma işlemi sonucunda seramiğe bağlanma dayanımının incelenmesidir. Çalışmamız için her siman grubu için 12 örnek olmak üzere 20 grup için toplam 240 seramik kesiti kullanıldı. Feldspatik seramikten elde edilen bu kesitlere Panavia V5, Rely X U200, G-CEM LinkForce, RelyX Veneer ve Variolink Esthetic olmak üzere beş farklı siman simante edildi. Her grup siman dört gruba ayrılıp üç grubuna farklı devirlerde (1750, 3500, 7000) termal siklus uygulaması yapıldı. Bir gruba hiç bir yaşlandırma işlemi uygulanmadı. Tüm gruplara shear testi uygulandı. Sonrasında makaslama bağlanma değerleri istatistiksel olarak değerlendirildi. Yaşlandırma işlemi sonrasında simanlar kendi içinde değerlendirildiğinde, makaslama bağlanma değerleri, tüm siman gruplarında genel olarak bir azalma göstermesine karşın bu azalma Panavia V5, RelyX Veneer ve Variolink Esthetic için istatistiksel olarak anlamlıdır. (p<0,05) Yaşlandırma zamanları bakımından simanlar birbirleriyle karşılaştırıldığında kontrol grubu ve 7000 devir uygulanmış gruplarda simanlar arasında bulunan fark istatistiksel olarak anlamlı değildir. 1750 devir uygulanmış gruplarda Panavia V5 ve GCem LinkForce, light cure olan RelyX Veneer ve Variolink Esthetic simandan yüksek bağlanma dayanım değeri göstermiştir.(p<0,05) 3500 devir uygulamada da aynı sonuçlar gözlenmiş olup ilave olarak RelyX U 200 simanda RelyX Veneer ve Variolink Esthetic simandan yüksek bağlanma dayanım değeri göstermiştir. (p<0,05) Yaşlandırma işlemi sonrası bağlanma dayanımının azalması siman seramik arayüzündeki bağın su emilimi göstermesine bağlanmaktadır. Restorasyonlarda kullanılacak rezin siman seçimi yapılırken, yaşlandırma işlemi sonrası bağ kuvvetini uzun dönemli koruyan simanlar seçilmesi klinik başarıyı olumlu etkileyecektir.
3B baskı reçine ile yapılmış onleylerin marjinal adaptasyonuna preparasyon tasarımının etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, plastik dişlerde iki farklı preparasyon tekniği ve iki farklı 3B baskı reçine kullanılarak üretilen onley restorasyonların marjinal adaptasyonlarını karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 80 restorasyon örneği üretmek için iki farklı 3B baskı kuron reçine (Crowntec, Saremco Dental AG ve VarseoSmile Crown Plus, Bego) kullanılmıştır. İki reçine için iki farklı preparasyon tasarımı uygulanmış ve örnekler dört gruba ayrılmıştır: Grup 1: VarseoSmile Crown Plus + Shoulder preparasyon, Grup 2: VarseoSmile Crown Plus + Flat preparasyon, Grup 3: Saremco Crowntec + Shoulder preparasyon, Grup 4: Saremco Crowntec + Flat preparasyon. Örnekler shoulder ve flat preparasyon için tasarım kurallarına uygun olarak hazırlanmıştır. Hazırlanan modeller 3B ağız içi tarayıcı (Trios, 3Shape, Kopenhag, Danimarka) ile taranmıştır. Tasarımlar CAD yazılımı (ExoCAD 2.4 Plovdiv; ExoCAD GmbH, Darmstadt, Almanya) kullanılarak oluşturulmuştur. Chitubox V1.7.0 (Guangdong, Çin) 3B baskı yazılımı kullanılarak 50 µm katman kalınlığı ve 0° baskı açısı ayarlanmıştır ve modeller dilimlenmiştir. Ardından restorasyonlar bir 3B yazıcı (Phrozen sonic mini 8K SLA cihazı, Phrozen Technology, Hsinchu City, Tayvan) ile üretilmiştir. Her bir restorasyon x40 büyütmede stereomikroskop (Leica S6 D; Leica Microsystems Inc) altında incelenmiştir. Ölçümler her diş için önceden belirlenmiş 18 noktada kaydedilmiştir. İstatistiksel analiz tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Tukey'in post hoc testleri kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: İstatistiksel analiz, Crowntec ile üretilenlerin (Grup 3-4) VarseoSmile Crown Plus ile üretilenlere (Grup 1-2) göre anlamlı marjinal adaptasyon farklılıkları gösterdiğini ortaya koymuştur (p<0.05). Flat preparasyon grupları shoulder gruplarına göre daha iyi marjinal adaptasyon göstermesine rağmen istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). En düşük marjinal aralık değerleri oklüzal konumda gözlenirken, en yüksek değerler mezial konumda gözlenmiştir. Sonuç: Reçine tipi ve konum onley restorasyonların marjinal adaptasyonu üzerinde etkili olabilir, ancak daha ileri çalışmalar gereklidir. Anahtar Kelimeler: Marjinal adaptasyon, onley, preparasyon tasarımı, üç boyutlu yazıcı
Kompozit tamirinde farklı yüzey hazırlama yöntemlerinin ve yaşlandırma sürelerinin bağlanma dayanıklılığına etkisi
Bu in vitro çalışmada bir nanohibrit kompozit rezinin üç aşamalı bir etch&rinse adeziv sistem kullanılarak tamirinde, farklı yaşlandırma sürelerinin ve farklı yüzey hazırlama yöntemlerinin mikro gerilim bağlanma dayanıklılığına (μGBD) etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Güncel bir üniversal nanohibrit kompozit rezin (Harmonize, Kerr) kullanılarak, 112 adet kompozit rezin blok oluşturulmuş ve örnekler yüzey hazırlama yöntemlerine göre 4 gruba ayrılmıştır (n=28): Kontrol Grubu (Tamir uygulanmayan sağlam kompozit bloklar); Er,Cr:YSGG Lazer grubu; Air Abrazyon grubu; Silikon karbit (SiC) grubu. Ardından tüm örnekler, yaşlandırma sürelerine göre 4 alt gruba ayrılmıştır: Yaşlandırma yok; 10.000 kez termal siklusla yaşlandırma; 30.000 kez termal siklusla yaşlandırma; 50.000 kez termal siklusla yaşlandırma. Her gruptan rastgele seçilen birer örneğin yüzeyi Tarama Elektron Mikroskobu (SEM) ile incelenmiştir. Yüzey hazırlama işlemi uygulanan gruplarda, örnek yüzeylerine üretici firma önerilerine göre üç aşamalı bir etch&rinse adeziv (Optibond FL, Kerr) uygulanmış, aynı nanohibrit kompozit rezin kullanılarak tamir işlemi yapılmıştır. Ardından tüm örneklerden, su soğutması altında 1x1x8 mm boyutlarında çubuklar elde edilmiş, her gruptan 30'ar çubuk, 1,0 mm/dk kafa hızında μGBD testine tabi tutulmuştur. Kırılma tipleri bir stereomikroskop ile x10 büyütmede değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler, istatistiksel olarak İki Yönlü Varyans Analizi, Post-hoc Bonferroni ve Ki-Kare testleri kullanılarak analiz edilmiştir (p=0,05). Farklı yüzey hazırlama yöntemleri bir arada değerlendirildiğinde, yaşlandırma uygulanmayan ve 10.000 kez termal siklus uygulanan gruplar, 30.000 ve 50.000 kez yaşlandırma uygulanan gruplardan daha yüksek μGBD değerleri sergilemişlerdir (p<0,05). Tüm yaşlandırma süreleri birlikte değerlendirildiğinde, Air abrazyonla yüzey hazırlama yönteminin Lazer ve SiC'e kıyasla daha yüksek μGBD'ı sağladığı görülmüştür (p<0,05). Farklı yaşlandırma süreleriyle, farklı yüzey hazırlama yöntemlerinin etkileşimi incelendiğinde; tüm yaşlandırma sürelerinde, yüzey hazırlama yöntemleri arasında μGBD değerleri açısından anlamlı farklılıklar olduğu ve Kontrol, Lazer ve Air Abrazyon gruplarında farklı yaşlandırma sürelerinin μGBD değerleri üzerinde anlamlı değişikliklere yol açtığı bulunmuştur (p<0,05). Kırılma tipi dağılımları açısından, yüzey hazırlama yöntemleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunurken (p˂0,001), farklı yaşlandırma sürelerine göre anlamlı bir fark bulunmamıştır (p˃0,001). SEM görüntüleri, μGBD bulgularını destekler niteliktedir. Bu in vitro çalışmanın sınırlamaları dahilinde, test edilen nanohibrit kompozit rezinin üç aşamalı bir etch&rinse adeziv sistemle tamirinde, farklı yaşlandırma sürelerinin, farklı yüzey hazırlama yöntemlerinin ve bu etkenlerin birbirleriyle etkileşiminin μGBD'ı üzerine etkisi olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tamir, Kompozit Rezin, Etch&Rinse Adeziv, Mikro Gerilim Bağlanma Dayanıklılığı.
Sigara kullanan ve kullanmayan bireylerde universal adezivin üç farklı modu kullanılarak yerleştirilen servikal kompozit restorasyonların bir yıllık klinik takibi
Sigara kullanan ve kullanmayan bireylerde universal adezivin (G-premio BOND; GC) farklı modları kullanılarak çürüksüz servikal lezyonlara yerleştirilen kompozit rezin (Essentia, GC) restorasyonların modifiye USPHS kriterleri, gingival indeks, plak indeksi ve dentin aşırı duyarlılığı açısından değerlendirilmesi amaçlandı. En az 3 çürüksüz servikal lezyonu olan 47 bireye (sigara kullanan;23, sigara kullanmayan;24) ait toplam 228 çürüksüz servikal lezyon restore edildi. Bireylerin sigara kullanma alışkanlıklarına ve universal adezivin uygulama modlarına (Etch&Rinse-ER, Selektif-Etch-SLE, Self-Etch-SE) göre 6 grup oluşturuldu. Kompozit rezin tek bir hekim tarafından tabakalı olarak yerleştirildi. Deneyimli ve kalibre başka iki araştırmacı restorasyonları 1.hafta, 3., 6. ve 12. aylarda modifiye USPHS kriterleri, gingival indeks, plak indeksi ve dentin aşırı duyarlılığı açısından değerlendirdi. Gruplar arasında ve zaman içindeki değişiklikleri incelemek amacıyla hem nitel hem de nicel değişkenler için genelleştirilmiş tahmin denklemleri yöntemi kullanıldı, (p<0,05). Bireylerin kontrollere gelme oranı %100'dü. Sigara kullanmayan grupta 6. ayda bir restorasyon (SE:1), 12 ayda bir restorasyon (ER:1) kaybedildi, bu durum istatistiksel olarak farklılık oluşturmadı (p>0,05). Modifiye USPHS kriterlerine göre sigara kullanan ve kullanmayan gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark sadece 12. ay kontrolünde kenar renklenme bulgularında olduğu görüldü (p<0,05). Sigara kullanan grupta kullanmayanlara göre kenar renklenme riski 2,72 (%95 GA 1,36-5,45) kat fazla olup, bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Hem sigara kullanan hem de kullanmayan gruptaki tüm restorasyonlarda kenar renklenme oranı değerlendirildiğinde 3., 6. ve 12. aylarda başlangıca göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fazla bulundu (p<0,05). Kenar uyumunda ise sadece başlangıç ve 12. ay kontrollerinde arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu ve uyumdaki bozulmanın 12. ayda daha fazla olduğu izlendi (p<0,001). Universal adezivin farklı modları arasında modifiye USPHS kriterlerine göre değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmedi (p>0,05). Sigara kullanan bireylerde, kullanmayanlara göre hem pre-operatif hem de post-operatif dönemde dentin aşırı duyarlılığı (VAS) skorlarının fazla olması istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,031). Sigara kullanımının restoratif materyallerin klinik performansları ve dentin aşırı duyarlılığı üzerine etkisi olduğu görüldü.
Beyaz nokta lezyonlu dişlerde beyazlatma sonrası antioksidan uygulamasının rezin infiltrasyon başarısına etkisi
Günümüzde beyaz nokta lezyonlarının tedavisinde altın standart olarak kabul edilen rezin infiltrasyon tekniğinin beyazlatma işleminden hemen sonra uygulanmasının rezin infiltrant penetrasyonunu olumsuz yönde etkilediği gösterilmiştir. Çalışmamızın amacı, azalan penetrasyon derinliğini artırmak için antioksidan özellikteki sodyum askorbat hidrojel kullanımının, beyazlatma işleminin hemen ardından uygulanan rezin infiltrantın düşen penetrasyon derinliğine etkisini araştırmaktır. Sığır dişlerinden elde edilen 105 adet, 6x4x4 mm boyutlarındaki mine örnekleri akrilik bloklara gömüldükten sonra Queiroz solüsyonu kullanılarak ICDAS: 2 skoruna sahip beyaz nokta lezyonları oluşturuldu. Oluşturulan lezyon özelliklerini incelemek için rastgele 5 örnek seçildi ve negatif kontrol olarak kullanıldı (grup I). Daha sonra kalan 100 örnek eşit sayıda (n=25) 4 gruba ayrıldı. Grup II'deki örneklere sadece rezin infiltrasyon uygulanırken (pozitif kontrol) , grup III örneklerine ilk olarak beyazlatma işlemi ve hemen arından rezin infiltrasyon uygulandı. Grup IV'teki örneklere beyazlatma işlemini takiben antioksidan jel iki saat süre ile tatbik edildi ve sonrasında rezin infiltrasyon uygulandı. Grup V'te yer alan örnekler beyazlatma işleminden sonra deiyonize su içinde 1 hafta bekletildi ve daha sonra rezin infiltrasyon uygulandı. Penetrasyon derinliği ölçümleri lazer taramalı konfokal mikroskop görüntüleri ile değerlendirildi. İkinci grup en yüksek penetrasyon yüzdesini gösterirken en düşük penetrasyon yüzdesi beyazlatma tedavisinden hemen sonra rezin infiltre edilen grup III'te gözlendi. Bu gruba kıyasla grup IV ve V istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha yüksek rezin penetrasyon yüzdeleri sergiledi (p<0.05). Bu çalışmanın sınırları dahilinde sonuçlar değerlendirildiğinde, sodyum askorbat uygulamasının, beyazlatma nedeni ile azalan penetrasyon derinliğini artırdığı saptandı. Beyazlatma sonrası rezin infiltrasyon işlemlerinin ertelenmesi de aynı şekilde düşen penetrasyon yüzdelerini artırmaktadır. Çalışmamızda bu yöntemle elde edilen penetrasyon artışının sodyum askorbat ile elde edilenden daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Bu sonucun antioksidan uygulama süresini artırmak ile değişip değişmeyeceğini anlamak için ileri araştırmalara gereksinim vardır.
Renk değiştirebilen ortodontik yapıştırıcı kullanımının braket etrafına taşan kompozit miktarına etkisinin taramalı elektron mikroskobu ile incelenmesi
Amaç: Bu in vitro çalışmada amacımız ortodontide kullanılan biri renkli (GrēnglooTM, Ormco ) diğeri mine renginde olan (TransbondTM XT, 3M Unitek ) iki farklı yapıştırıcının yapıştırma sonrası braket etrafında kalan artık yapıştırıcı miktarlarının elektron mikroskobu ile incelenerek karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 30 adet maksiller premolar diş kullanıldı. Dişlerin, elektron mikroskobunda daha iyi görüntü verebilmeleri için mine sement sınırının altından bukkolingual ve okluzogingival yönde kısaltılarak kök ve lingual bölgeleri uzaklaştırıldı. Hazırlanan örnekler konvansiyonel mine renginde yapıştırıcı ve renk değiştirebilen yapıştırıcı olmak üzere iki gruba ayrıldı (n=15). Dişlerin bukkal yüzeylerine metal premolar braketler (Mini Master ®,Orto Sistem, American Orthodontics, ABD) 1. Grupta ışıkla sertleşen renkli ortodontik yapıştırıcı sistemi (GrēnglooTM, Ormco) ile 2. Grupta grupta ışıkla sertleşen mine renginde ortodontik yapıştırıcı sistemi (Transbond XTTM, 3M Unitek, Monrovia, California) ile yapıştırıldı. Braketler diş yüzeyinden söküm pensi aracılığıyla uzaklaştırıldıktan sonra, tüm diş yüzeyleri taramalı elektron mikroskobu aracılığıyla incelendi ve bilgisayar ortamında görüntüleri kaydedildi. IMAGE J programı kullanılarak görüntüler üzerinde dişe ait alanlar görüntüden uzaklaştırıldı ve toplam yapıştırıcı alanı ölçüldü. Ölçümlerden braketin taban alanı değeri çıkartılarak taşan yapıştırıcı miktarı belirlendi. Yapılan istatistiksel değerlendirmede, taşan adeziv miktarı açısından gruplar arasındaki farkın belirlenebilmesi amacıyla Student's t-testi kullanıldı. Bulgular: TransbondTM XT' deki taşma miktarı (1.92±1.420 mm2) ile GrēnglooTM'daki taşma miktarı (0.95±0.632 mm2) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (t(28)=2.418, p=0.006). Buna göre TransbondTM XT grubunda yapıştırıcı taşma miktarı ( =1,9206) GrēnglooTM ( =0,9506) grubuna göre daha fazladır. Sonuç: Renkli yapıştırıcı kullanımı braket etrafına taşan kompozitin daha iyi temizlenmesini sağlayarak polimerizasyon sonrası braket çevresinde kalan artık yapıştırıcı miktarını azaltmaktadır. Anahtar Kelimeler: ortodontik yapıştırıcı, renk değiştirebilen yapıştırıcı, renkli kompozit, taşkın yapıştırıcı, taramalı elektron mikroskobu, SEM.
Geniş madde kayıplı vital dişlerde direkt, indirekt ve CAD/CAM restorasyonların klinik başarısının karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Bu çalışmada bir ya da daha fazla tüberkül hasarını da içine alan geniş ve büyük lezyonlu posterior bölge dişlerinin direkt, indirekt rezin kompozit ya da bir CAD/CAM rezin nano-seramik ile restore edilmesi ve 30 ay süreyle klinik olarak izlenmesi amaçlandı. Bu arada elde edilen klinik bulgulara göre restorasyon tiplerinin performansları birbirleriyle kıyaslandı. Bu amaçla çalışmaya 82 hastada toplam 139 restorasyon dahil edildi. Direkt rezin kompozit uygulanan kavitelere preparasyon sonrası "self-etch" yani kendinden asitli bir adeziv sistem (Clearfil SE Bond, Kuraray, Okayama, Japonya) uygulandı. Ardından kavitelere mikro-hibrit rezin kompozit (Gaenial Posterior, GC Dental Products Corp., Aichi, Japonya) yerleştirilerek restorasyonlar tamamlanıp, polisaj ve bitirme işlemleri yapıldı. İndirekt restorasyonlar için mekanik kavite prensiplerine göre kaviteler hazırlandıktan sonra, ölçüsü alınıp alçı modelleri elde edildi. Alçı modeller üzerinde, mikro-hibrit rezin kompozitle (TesceraTM Indirect Composite System, Bisco, Schaumburg, IL, Amerika) restorasyonlar laboratuvarda hazırlandı ve sistemin kendine özgü kompozit fırınınında (TesceraTMATLTM Bisco, Schaumburg, IL, Amerika) su, ısı, ışık ve basınç altında polimerizasyon tamamlandı. Bitirme işlemi laboratuvarda tamamlanan restorasyonlar, bir "self-adhesive" yani kendinden bağlanan rezin yapıştırıcı siman (RelyX U-200, 3M ESPE, St.Paul, MN, ABD) aracılığıyla sadece minenin asit ile pürüzlendirilmesini takiben kavitelere yerleştirildi. Bilgisayar destekli tasarım ve bilgisayar destekli üretim "CAD/CAM" restorasyonlar için yine mekanik kavite prensiplerine göre hazırlanan kavitelerin ağız içi kamerayla dijital ölçüleri (Bluecam AC, Sirona, Bensheim, Almanya) alındı. Alınan bu ölçüler bilgisayara (Cerec System, Sirona, Bensheim, Almanya) aktarılıp ilgili yazılımla (Cerec 4.2, Sirona, Bensheim, Almanya) tasarımı gerçekleştirildi (bilgisayar destekli tasarım = CAD). Tasarımı tamamlanan restorasyonlar sisteme bağlı kazıma ünitesine yerleştirilen rezin nano-seramik blokların (LavaTM Ultimate, 3M ESPE, II St.Paul, MN, ABD) hasta başında işlenmesi sonucu üretildi (bilgisayar destekli üretim = CAM). Ardından restorasyonlar yine "self-adhesive" rezin yapıştırıcı siman aracılığıyla sadece minenin asit ile pürüzlendirilmesini takiben kavitelere yerleştirildi. Restorasyonların klinik başarısı, FDI kriterleri (World Dental Federation-Clinical criteria) kullanılarak estetik, biyolojik ve fonksiyonel parametrelerde yer alan toplamda 14 adet kriter üzerinden başlangıçta ve 6, 12, 18, 24 ve 30.aylarda değerlendirildi. Restorasyon tipleri arasında biyolojik açıdan çalışmanın herhangi bir döneminde anlamlı bir farklılık izlenmezken (p>0.05); estetik parametrelerde direkt rezin restorasyonların, fonksiyonel parametrede ise indirekt restorasyonların üstünlüğü (p<0.05) dikkat çekti. Bununla birlikte estetik, fonksiyonel ve biyolojik parametrelerde yer alan tüm kriterler üzerinden karşılaştırma yapıldığında ilk 18 ayda CAD/CAM restorasyonların üstünlüğü izlenirken (p<0.05), 18.aydan sonra bu fark tamamen ortadan kalktı (p>0.05). Böylece çalışmanın sonunda genel değerlendirmede restorasyon tipleri arasında herhangi bir farka rastlanmadı (p>0.05). Restorasyon tipleri kendi içlerinde değerlendirildiklerinde; indirekt restorasyonların başarısının çalışmanın başından sonuna kadar değişmeden aynı kaldığı gözlendi. Direkt ve CAD/CAM restorasyonlarda çeşitli kontrol dönemlerinde performans değişiklikleri izlendi. Bu çalışmanın sonuçlarına göre, restorasyonların ağızda kalma oranları 30 aylık izleme periyodunun sonunda indirekt rezin kompozit restorasyonlar için %95,6 direkt rezin restorasyonlar için %89,4 ve CAD/CAM restorasyonlar için %84,4'tü. Anahtar Kelimeler: İndirekt Rezin Kompozit; Direkt Rezin Kompozit; CAD/CAM Rezin Nano-seramik; Daimi Diş; Klinik Başarı
İndirekt yöntemle yapılan prefabrik kompozit rezin venerler ile direkt yöntemle yapılan kompozit rezin venerlerin klinik karşılaştırması
Bu çalışmada; indirekt ve direkt olmak üzere, iki farklı yöntem ile yapılan kompozit rezin vener restorasyonların klinik başarılarının karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlandı. Bu amaçla; Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi AD'ye, ön bölge dişlerinde diastema (aralık) varlığı sebebiyle estetik şikayetle başvuran, sistemik hastalığı olmayan 30 gönüllü birey, dahil edilme ve çıkarılma kriterleri göz önünde bulundurularak çalışmaya dahil edildi. Prefabrik kompozit rezin vener (indirekt yöntem - Componeer, Coltene) veya direkt kompozit rezin vener olmak üzere (direkt yöntem - Essentia, GC) toplam 102 adet vener restorasyon rastgele olacak şekilde diastemaları kapatmak üzere uygulandı. Restorasyonların uygulama sonrası, 6 ay ve 12 aylık klinik değerlendirmeleri Modifiye Ryge Kriterleri'ne göre (USPHS kriterleri) deneyimli ve bağımsız iki gözlemci tarafından yapıldı. Bu amaçla renklenme, kenar renklenmesi, anatomik form, kenar uyumu, ikincil çürük oluşumu, yüzey pürüzlülüğü, retansiyon kaybı ve cila retansiyon kaybı incelendi. İstatistiksel analizler McNemar ve Chi-kare testi ile yapıldı (p<0.05). Sonuç olarak direkt kompozit rezin venerler ve indirekt prefabrik kompozit rezin venerler klinik olarak ve hasta memnuniyeti açısından 1 yılın sonunda başarılı bulundu. Gruplar arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi.
Endodontik tedavi yapılmış posterior dişlerin farklı restorasyon yöntemleriyle tedavileri
Çalışmanın amacı beş farklı restorasyon yönteminin endodontik tedavili dişlerin kırılma direncine olan etkisini laboratuvar şartlarında değerlendirmek ve in vitro testlerde en iyi sonucu veren restorasyon yönteminin başarısını, konvansyonel kompozit rezin ile klinik ortamında karşılaştırılmalı olarak incelemektir. Bu çalışmanın in vitro bölümünde gerçekleştirilen kırılma dayanımı testi için 140 adet insan molar dişi kullanıldı. Kanal tedavisi tamamlanan dişlere Sınıf II MOD kaviteler hazırlandı. Hazırlanan kaviteleri restore etmek için 1) Direkt Kompozit Rezin (DK), 2) Örgü Fiber ile Güçlendirilmiş Kompozit Rezin (ÖFGK), 3) Kısa Fiber ile Güçlendirilmiş Kompozit Rezin (KFGK), 4) Akışkan Bulk-Fill Kompozit Rezin (ABFK) ve 5) İndirekt Kompozit Rezin (İK) olmak üzere beş farklı materyal kullanıldı. Kanal tedavisi uygulanıp MOD kavite açıldıktan sonra restorasyon uygulanmayan dişler negatif kontrol, hiç bir işlem uygulanmamış sağlam dişler pozitif kontrol olarak çalışmaya dahil edildi. Test verilerinin tek yönlü ANOVA varyans analizi sonuçlarına güre kırılma direnci restorasyonun türünden önemli ölçüde etkilenmiştir (p < 0.05). Kırılma dayanımı değerleri restorasyon grupları için 1687 N-2228 N arasında değişmektedir. In vitro kısımda gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında beş farklı kompozit rezin materyal için üç noktada esneme dayanımı testi uygulandı. Bu amaçla ISO 4049 standartlarına uygun paslanmaz çelik kalıp yardımıyla her bir grupta 15 adet olmak üzere toplam 75 adet örnek elde edildi. Bu aşamada test grupların elde edilen esneme dayanımı değerlerinin 140–184 MPa arasında değişikiği görülmektedir (p < 0.05). Elde edilen elastiklik modülü değerlerinin 6.33-18.89 GPa arasında değiştiği görülmektedir (p < 0.05). Kırılma dayanımı ve esneme dayanımı verileri değerlendirildikten sonra en yüksek fiziksel performansı veren materyal olan kısa fiberle güçlendirilmiş kompozit rezin (KFGK) klinik çalışma için seçilerek klinik test grubunu oluşturdu. Kontrol grubu olarak klinik pratikte yaygın kullanımı olan direkt posterior kompozit rezin tercih edildi. Otuz hastanın dâhil edildiği in vivo çalışmada her grup için 15 restorasyon yapıldı. Yapılan istatistiksel değerlendirmede gruplar arasında başlangıçtan 12 ay sonuna kadar sekonder çürük ve yüzey pürüzlülüğü açısından hiç bir değişim olmamıştır. Yapılan restorasyonlar marjinal bütünlük, marjinal renklenme, anatomik form kriterlerine göre hafif derecede değişimler gösterse de, bu değişimler gruplar arasında anlamlı fark oluşturmamıştır (p>0,05).
Farklı yapıda rezin esaslı yapıştırma simanlarının statik- ve dinamik-yaşlandırma sonrası yüzey sertlik değerlerinin karşılaştırılması
İndirekt seramik ve seramik-benzeri restorasyon uygulamaları, CAD/CAM tekniği ile beraber yaygın kullanım alanı buldu. Bu restorasyonların, diş sert dokularına bağlanması söz konusu olduğunda, kompozit rezin yapıştırma simanı veya kendinden adeziv yapıştırma siman materyalleri kullanılır. Bu yapıştırma siman materyallerinin mekanik özellikleri, indirekt restorasyonun klinik performansını önemli derecede etkiler. Sertlik, maddenin yüzeyinin, aşınmaya, çizilmeye karşı gösterdiği direnç olarak tanımlanır ve tüm restoratif materyaller için önemli olduğu gibi, rezin esaslı yapıştırma siman materyaller için de, restorasyon üzerine gelen kuvvetler karşısında desteklenmesi için önemlidir. Literatürde, kompozit rezin restoratif materyallerin statik- ve dinamik-yaşlandırma sonrası çalışmalar mevcuttur. Ancak, kompozit rezin yapıştırma simanı ve kendinden adeziv rezin yapıştırma simanı ile ilgili yeterince yoktur. Çalışmamızın amacı, kompozit rezin yapıştırma simanı ile kendinden adeziv rezin yapıştırma simanının, üst ve alt yüzey sertlik değerlerinin, statik ve dinamik ortamda zamana bağlı değişiminin araştırılması ve statik- ve dinamik-yaşlandırma sonrası, bu değerlerde olası değişiminin değerlendirilmesi ile klinik pratiğinde, simantasyon aşamasında, klinisyenlere yol gösterici olması ve yeni çalışmalara katkı sağlanmasıdır. Çalışmamızda, ortasında 5 mm çapında boşluk bulunan, 2 mm kalınlığında, kare prizma (20 mm x 20 mm) siyah pleksi materyal kalıptan test örnekleri hazırlandı (n=40). Disk şeklinde (5 mm çapında, 2 mm kalınlığında) test örneklerinin hazırlanması sırasında, şeffaf bant yerleştirilen cam üzerine siyah pleksi kalıp yerleştirildi. Test materyali, kalıp içinde yer alan 5 mm çapında boşluğa yerleştirildikten sonra kalıbın üst yüzeyine şeffaf bant ve cam lamel yerleştirildi. Test kalıbının üst yüzeyinde bulunan disk şeklindeki kısma, yüksek ışık yoğunluğuna sahip (1400 mW/cm2) LED ışık kaynağının ucu, 0 mm mesafeden 20 sn süre ile uygulandı. Tez çalışmasının birinci aşamasında, uygulanması planlanan, yük ve süreye karar verilmesi amacı ile, 1 adet kompozit rezin restoratif materyal (n=5), 1 adet kompozit rezin yapıştırma simanından (n=5) test örnekleri hazırlandı. Test örneklerinin üst yüzey ve alt yüzey sertlik ölçümü, HVS-1000 Vickers yüzey mikrosertlik cihazı ile gerçekleştirildi. Ölçüm için, izdüşüm oluşturan en hafif yük ve en az süre (50 gr ve 10 sn) uygulamasına karar verildi. Tez çalışmasının ikinci aşamasında, karar verilen yük ve süre (50 gr ve 10 sn), 3 farklı rezin esaslı siman materyalleri, statik- ve dinamik-yaşlandırma işlemi için 2 ayrı alt gruba ayrıldı. Yaşlandırma öncesi ve sonrası, üst yüzey ve alt yüzey sertlik ölçümleri gerçekleştirildi. Elde edilen bulgular, IBM SPSS Statistics 22 programı ile değerlendirildi. Verilerinin incelenmesi, parametrelerin normal dağılıma uygunluğu, Kolmogorov Smirnov ve Shapiro Wilks testleri ile incelendi. Kompozit rezin restoratif materyal/kompozit rezin yapıştırma simanı, uygulanan kuvvet (gram) ve uygulanan sürenin (saniye) üst yüzey ve alt yüzey sertlik değerleri üzerindeki ortak etkinin değerlendirilmesinde, Üç-yönlü varyans analizi=Three-way ANOVA testi, post hoc olarak Tukey HSD testi kullanıldı. Test edilen rezin esaslı yapıştırma simanları arasında, yüzey sertlik değerlendirilmesinde, Tek-yönlü varyans analizi=One-way ANOVA testi, post hoc olarak Tukey HSD testi kullanıldı. Test edilen materyaller arasında, 10 dakika, 1 saat, 24 saat ve 1 yıl sonra ölçüm aralıklarında, statik-yaşlandırma sonrası, yüzey sertlik değerlerindeki değişimin incelenmesinde, tekrarlayan ölçümlerde varyans analizi, post hoc test olarak Bonferroni testi uygulandı. Üst yüzey-alt yüzey ve dinamik-yaşlandırma işlemi 77 öncesi/dinamik-yaşlandırma işlemi sonrası karşılaştırmalarında Paired Samples t test kullanıldı. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. 1 yıl sonra, statik-yaşlandırma ve 1 yıl klinik koşullara denk gelen, dinamik- yaşlandırma sonrası sonuçlar değerlendirildiğinde, test edilen materyallerin yapısına bağlı, VHN değerlerinde istatitiksel farklılık saptandı. İn vitro koşullarda, materyale bağlı yüzey sertlik değişimleri ile ilgili bilgilerin kısa sürede elde edildiği, dinamik-yaşlandırma işlemi daha uygun test tekniğidir. Test edilen materyallerde, özellikle üst yüzey VHN değerlerindeki değişimlerin, ortalama ve standart sapma değerleri, çok küçük rakamsal farklılıklar oluşturdu. Bu durum, yüksek ışık yoğunluğuna sahip LED ışık kaynağının en yakın mesafeden (0 mm) uygulanmasına bağlı, materyallerde oluşan yeterli polimerizasyon miktarı ile açıklanır.
Sıcaklığın akışkan kompozit rezin restoratif materyalin polimerizasyon büzülmesine etkisinin mikro bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; farklı sıcaklıklarda bekletilen yeni geliştirilmiş bir akışkan kompozitte meydana gelen polimerizasyon büzülmesinin son model mikro bilgisayarlı tomografi (micro-CT) kullanılarak in vitro değerlendirilmesi sonucunda hangi sıcaklığın polimerizasyon büzülmesine daha fazla etkiliği olacağının saptanmasıdır. Aynı zamanda akışkan kompozit rezinlerin özellikleri hakkında literatüre bilgi aktarılması, bulguların bundan sonra yapılacak klinik uygulama ve çalışmalara katkı sağlaması amaçlanmıştır. Bu çalışmada kullanılan akışkan kompozit rezin (Clearfıl Majesty Flow, Kuraray Noritake Dental INC, Okuyama JAPAN) örnekler 4 farklı sıcaklıklarda (4°C ,20°C ,37°C ,55°C) değerlendirilmiştir. Akışkan kompozit materyali 4°C ,20°C ,37°C ,55°C lerde 30 dakika bekletildikten sonra 2mm derinlikte standart politetrafloroetilen (PTFE) kalıplar içine yerleştirilen 25şer örnek, ikişer dakika bulundukları sıcaklıklarda karanlık ortamda bekletilmiş ve polimerize edilmeden örnekler micro-CT (Skyscan 1275, Bruker USA) cihazında taranmıştır. Daha sonra örnekler, tarama sırasında oluşan ısı kaybını telafi etmek için tekrar ikişer dakika bulundukları sıcaklıkta karanlıkta bekletilmiş ve 20şer saniye ışık cihazı (BlueLEX GT-1200, Monitex Industrial Co., LTD, TAIWAN) kullanılarak polimerize edilmiştir. Polimerize edilen örnekler tekrar micro-CT'de taranmıştır. Veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Tüm grupların polimerizasyon öncesi ve polimerizasyon sonrası ortalama hacim verileri karşılaştırıldığında 4°C en az polimerizasyon büzülmesi gözlemlenmiştir. Çalışmamızda 4°C en az polimerizasyon büzülmesi gösterirken bunu 20°C ve 37°C takip etmiştir. En fazla poimerizasyon büzülmesi ise 55°C'de gözlenmiştir. Polimerizasyon büzülmesine ilişkin ortalamalar arası farklılıkların araştırılması için yapılan testlerde polimerizasyon büzülmeleri açısından tüm sıcaklık dereceleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p > 0.05).
Farklı boyut ve taper açılarına sahip Ni-Ti rotary kanal eğeleri ile prepare edilmiş, rezin ve biyoseramik içerikli kanal patları kullanılarak doldurulmuş köklerin kırılma direncinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı farklı boyut ve taper açılarına sahip Ni-Ti rotary kanal eğeleri ile prepare edilmiş kök kanallarının rezin ve biyoseramik içerikli kök kanal patları (AH Plus, TotalFill BC Sealer) ile doldurulmasının kırılma direncine olan etkisini değerlendirilmesidir. Çalışmamızda 90 adet alt çene premolar insan dişi kullanılmıştır. Dişler kalan kök uzunlukları 13 mm olacak şekilde kronlarından ayrıldıktan sonra rastgele seçilen 10 diş kontrol grubu olarak ayrılmış ve hiçbir işlem uygulanmamıştır. Kalan dişler ise 4 eşit gruba bölünerek, FKG RACE EVO eğe sistemi ile 25/0.04, 25/0.06, 30/0.04 ve 30/0.06 boyut ve taper açılarında prepare edilmiştir. Şekillendirme işleminin tamamlanmasından sonra gruplar kendi içlerinde iki alt gruba ayrılmıştır. Birinci alt grupların kök kanal dolgu işlemi TotalFill BC Sealer kök kanal patı ile yapılırken, ikinci alt grupların kök kanal dolgusu AH Plus kök kanal patı ile tamamlanmıştır. Kök kanal dolguları tamamlandıktan sonra tüm kontrol ve deney gruplarına ait dişler akrilik rezin içerisine gömülmüştür. Akrilik rezine gömülmüş olan dişlere Universal Test Cihazı kullanılarak kuvvet uygulanmış ve dişlerin kırıldığı noktadaki kuvvet Newton (N) olarak kaydedilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde Kruskal Wallis H testi kullanılmıştır ve p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmamızda 25/0.04, 25/0.06, 30/0.04 ve 30/0.06 boyutlarında şekillendirilip, TotalFill BC Sealer ve AH Plus kök kanal patları kullanılarak doldurulmuş dişlerin kırılma dirençleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0.05). Anahtar Sözcükler: AH Plus, Biyoseramik, Kırılma direnci, TotalFill BC Sealer,
Gıdaları taklit eden solüsyonlarda bekletilen farklı restoratif materyallerin yüzey pürüzlülüğü ve biyofilm oluşumunun In Vitro olarak incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı gıdaları taklit eden solüsyonlarda bekletilen farklı restoratif materyallerin, yüzey pürüzlülüğü ile biyofilm oluşum parametrelerini analiz etmek ve bu parametreler arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Beş farklı restoratif materyal [alkasit, giomer, ormoser, direkt kompozit ve indirekt kompozit] ile hazırlanan 220 örnek gıdaları taklit eden solüsyonlarda (heptan, etanol, sitrik asit ve tükürük[kontrol]) bekletilme öncesinde rastgele gruplara ayrılmış, isimlendirilip numaralandırılmıştır. Başlangıç yüzey pürüzlülük değerleri ölçülen numuneler solüsyonlarda 7 gün süre ile bekletilmiştir. İkinci pürüzlülük değerleri kaydedilen örnekler ile sterilizasyon sonrasında bakteri adezyon deneyi gerçekleştirilmiş, yüzeylerdeki bakteri tutulumu colony forming unit (cfu) yöntemi ile ölçülmüştür. Önceden belirlenmiş 20 adet numune bakteri adezyon deneyi sonrası taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile görüntülenmiştir. Bulgular: Cention N ve Beautifil II grupları yüksek yüzey pürüzlülük değerleri gösterirken, Gradia Plus grubu ise düşük pürüzlülük değerleri sergilemiştir (p<0,001). Solüsyonlardan sitrik asit yüzey pürüzlülüğünü diğer solüsyonlardan daha fazla etkilerken, heptan yüzey pürüzlülüğünü en az etkileyen solüsyon olmuştur (p<0,001). Cention N ve Beautifil II örneklerinin diğer materyallerden daha yüksek düzeyde bakteri tutulumu gösterdiği tespit edilmiş, G-ænial A'Chord ve Gradia Plus gruplarında ise düşük bakteri adezyon değerleri görülmüştür (p=0,008). En yüksek mikrobiyal tutulum değerleri sitrik asite maruz bırakılmış örneklerde tespit edilmiş, en düşük değerler ise heptanda bekletilen örneklerde ölçülmüştür (p<0,001). Sonuç: Farklı özellikteki materyaller solüsyonlardan değişen oranlarda etkilenmiştir. Alkasit ve giomer örnekleri, diğer numunelerden daha çok etkilenirken, solüsyonlardan sitrik asitin yüzeye etkisi yüksek olarak saptanmıştır. Araştırmamızda yüzey pürüzlülüğünün restoratif materyaller üzerindeki mikrobiyal tutulumu etkilediği görülmekle birlikte yüzey yükü, yüzey enerjisi ve materyal bileşimi gibi diğer faktörlerin de bakteri adezyonu açısından kritik olduğunu unutmamak gerekir. Anahtar Kelimeler: bakteri adezyonu, kompozit, yüzey pürüzlülüğü
Eklemeli üretim ile farklı açılarda üretilen rezin materyaller üzerine candida türlerinin adhezyon durumlarının incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı cerrahi rehber plak üretiminde kullanılan reçineden Likit Kristal Ekran (LCD) eklemeli üretim teknolojisi ile 0°, 45° ve 90° üretim açılarıyla üretilen disk şeklindeki reçine materyallere Candida glabrata, Candida albicans, Candida krusei, Candida parapsilosis ve Candida tropicalis mayalarının adhezyon durumlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Disk şeklinde materyaller LCD üretim tekniği kullanılarak 0°, 45° ve 90° açılarda, cerrahi rehber plak üretiminde kullanılan reçine ile üretildi. Üretilen materyallerin yüzey pürüzlülüğü ölçümleri yapıldı. Farklı açılarda üretilen materyallere C. glabrata, C. albicans, C. krusei, C. parapsilosis ve C. tropicalis tutunumunu değerlendirmek için petri sayımı ve gerçek zamanlı PCR analizi yapıldı. Ardından materyallerin taramalı elektron mikroskobu ile görüntüleri elde edildi. Materyallerin temas açısı ölçüm değerleri ölçüldü. Çalışmadan elde edilen veriler, Shapiro-Wilk, Kolmogorov-Smirnov, Levene testi, Varyans Analizi, Tamhane ve Bonferroni testi kullanılarak istatiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Gerçek zamanlı PCR analizi sonrası 0°, 45° ve 90° açılarda üretilen materyallere C. glabrata, C. albicans ve C. parapsilosis maya türleri için adhezyon miktarı bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamış olup (P>0,05), C. krusei ve C. tropicalis maya türleri için en yüksek adhezyon 0° için saptanırken ve 45° ile 90° için istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (P<0,05). Ayrıca, 0°, 45 ve 90° üretim açılarıyla elde edilen materyallere C. glabrata, C. albicans, C. krusei, C. parapsilosis ve C. tropicalis maya türleri için gerçek zamanlı PCR analiziyle elde edilen toplam adhezyon değerleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (P>0,05). Sonuçlar: Eklemeli üretim ile üretilecek cerrahi rehber plaklar için 0°, 45° ve 90° açılarda üretilmesinin maya adhezyonunu etkilememektedir. Bu durumda tercih edilmesi gereken üretim açısını, açılı üretimler arasındaki boyutsal doğruluk belirlemektedir.
Farklı asitleme ve kumlama protokollerinin hibrit CAD/CAM materyalinin eğilme dayanımına ve rezin siman bağlantısına etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı hidroflorik asit (HF), kendinden asitli seramik primeri (MEP) ve kumlama protokollerinin hibrit CAD/CAM materyalinin yüzey pürüzlülüğü (Ra), eğilme dayanımı ve rezin siman bağlantısına etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Toplamda 130 bar şekilli ve 130 dikdörtgen şekilli örnek düşük hızda elmas separe kullanılarak hibrit materyalden (Cerasmart 270) su soğutması altında kesilerek elde edildi. Örnekler yapılan yüzey işlemlerine göre 13 alt gruba ayrıldı: Kontrol (K), 60 sn HF (HF60), 90 sn HF (HF90), 120 sn HF (HF120), 60 sn MEP (MEP60), 90 sn MEP (MEP90), 120 sn MEP (MEP120), 10 sn kumlama (Kum10), 15 sn kumlama (Kum15), 20 sn kumlama (Kum20), kumlama sonrası HF (Kum+HF), kumlama sonrası MEP (Kum+MEP), HF sonrası MEP (HF+MEP). Ra değerleri bir profilometre kullanılarak ölçüldü. Her gruptan birer örnek atomik kuvvet mikroskobu ve taramalı elektron mikroskobu ile incelendi. Eğilme dayanımı ve rezin bağlanma dayanımı verileri üniversal test cihazı kullanılarak elde edildi. Başarısızlık tipleri stereomikroskop ile incelendi. İstatistiksel analizler için 1-yönlü ANOVA, Tukey HSD ve Tamhane T2 testleri uygulandı. Bulgular: En yüksek Ra değerleri ve en düşük eğilme dayanımı değerleri kumlama gruplarında bulunmuştur (P<0,05). HF ve MEP gruplarının eğilme dayanımı değerleri kontrol grubu ile istatistiksel olarak benzerdir (P>0,05). MEP gruplarının rezin bağlanma dayanımı değerleri aynı sürelerde HF asit uygulanan gruplara göre daha yüksektir. Farklı sürelerde uygulanan asitleme protokollerinden sonra rezin bağlanma dayanımı değerlerinde önemli farklılıklar görülmüştür (P<0,05). Sonuçlar: MEP uygulaması hibrit CAD/CAM materyali için tercih edilebilir bir yüzey işlemi olabilir. Kumlama işlemi hibrit materyalin mekanik özelliklerini olumsuz etkileyebilir.
Farklı dual cure bulk-fı̇ll kompozı̇t rezı̇n materyallerı̇n renk stabı̇lı̇tesı̇ ve yüzey pürüzlülüğünün in vı̇tro olarak değerlendı̇rı̇lmesı̇
Amaç: Çalışmamızda çocuk diş hekimliğinde kullanılan 3 farklı dual cure bulk-fill kompozit rezin materyalin (Fill-up, HyperFIL, Cention-N) ve ışıkla polimerize 1 adet bulk-fill kompozit rezin materyalin (Reveal HD) yüzey pürüzlülüğü ve renk stabilitesi özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Üretici firmanın önerileri dikkate alınarak her materyal 5 mm kalınlıkta, 6 mm çapında polietilen kalıplar içerisine yerleştirilerek örnekler hazırlanmıştır. Deney grubunda dual cure bulk-fill kompozitler, kontrol grubunda ise ışıkla polimerize olan bulk-fill kompozit kullanılmıştır. Deney grubunda kullanılan örneklerin yarısı self polimerizasyona bırakılmış, diğer yarısı ise üretici firma talimatları doğrultusunda ışıkla polimerize edilmiştir.(n=10) Kontrol grubundaki örnekler ise ışıkla polimerize edilmiştir.(n=10) Deney grubunda bulunan 3 adet dual cure bulk-fill kompozitten ve 1 adet ışıkla polimerize kompozitten toplam 70 adet örnek elde edilmiştir. Hazırlanan her örneğin 24 saat etüvde 37°C'de distile suda bekletilmesi sonrasında yüzey pürüzlülüğü ölçülmüştür. Örneklerin yüzey pürüzlülük testi Mustafa Kemal Üniversitesi Teknoloji ve Ar-Ge Uygulama ve Araştırma Merkezinde bulunan Hysitron TI 950 TriboIndenter cihazı ile yapılmıştır. Ardından örneklerin yüzey analizi için Mustafa Kemal Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Araştırma Laboratuvarında bulunan SEM (JEOL 5500/OXFORD Inca-X Taramalı Elektron Mikroskobu) kullanılmıştır. Renk stabilitesini belirlemek için deney grubunda kullanılan örneklerin yarısı self polimerizasyona bırakılmış, diğer yarısı ise ışıkla polimerize edilmiştir. Kontrol grubundaki örnekler ise ışıkla polimerize edilmiştir. Deney grubunda bulunan 3 adet dual cure bulk-fill kompozitten ve 1 adet ışıkla polimerize kompozitten toplam 105 adet örnek elde edilmiştir. Hazırlanan her örneğin 24 saat etüvde 37°C derecede distile suda bekletilmesi sonrasında başlangıç renk ölçümleri bir spektrofotometre [VITA Easyshade® Advance 4.0 (VITA Zahnfabrik, Bad Sackingen, Germany)] cihazı ile yapılmıştır. Daha sonra örnekler distile suda, vişne suyunda ve soğuk çayda 1 hafta bekletilmek üzere rastgele 3 ayrı gruba ayrılmıştır.(n=5) 1 hafta sonunda örneklerin spektrofotometre ile renk ölçümleri yapılmıştır. Örneklerin renk değişimleri CIEDE 2000 sistemine göre kaydedilmiştir. Bulgular: Kompozit grupları içerisinde en az yüzey pürüzlülüğü deney grubunda bulunan ışıkla polimerize Cention-N kompozit örneklerde görülmüştür. Kompozit grupları içerisinde en fazla yüzey pürüzlülüğü deney grubunda bulunan self polimerizasyona bırakılan Fill-up kompozit örneklerde görülmüştür. Deney grubunda yer alan Fill-up ve Cention-N kompozit gruplarında, self polimerizasyona bırakılan örneklerin ve ışıkla polimerize edilen örneklerin yüzey pürüzlülüğü, istatistiksel açıdan anlamlı derecede farklılık göstermektedir(p<0,05). Self polimerizasyona bırakılan kompozit gruplarının yüzey pürüzlülüğü kendi aralarında karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmemiştir(p>0,05). Işıkla polimerize edilen kompozit gruplarının yüzey pürüzlülüğü kendi aralarında karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmemiştir(p>0,05). Kompozit grupları içerisinde en fazla renklenme miktarı, deney grubunda bulunan self polimerizasyona bırakılan ve vişne suyunda bekletilen Fill-up kompozit örneklerde görülmüştür. Kompozit grupları içerisinde en az renklenme, deney grubunda bulunan ışıkla polimerize edilen ve distile suda bekletilen Cention-N kompozit örneklerde görülmüştür. Sonuç: Bu bilgiler ışığında dual cure bulk-fill kompozitlerin self polimerizasyona ilaveten ışıkla polimerize edilmesi sonucu yüzey pürüzlülüğünde azalma ve renk stabilitesinde artış beklenebilir.
Dual cure bulk-fıll kompozit rezinlerin farklı zaman aralıklarında nanosertlik değerlerinin in vitro olarak incelenmesi
Giriş ve Amaç: Bu çalışmada dual cure bulk-fill kompozit rezinlerin farklı zaman aralıklarında nanosertlik değerlerinin in vitro olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada deney grubunda Fill-Up, HyperFIL, Cention N dual cure bulk fill kompozit rezinler ve kontrol grubunda ışıkla sertleşen bir bulk-fill kompozit rezin olan Reveal HD'nin nanosertlik değerleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada deney grubunda Fill-Up, HyperFIL, Cention N dual cure bulk fill kompozit rezinler ve kontrol grubunda ışıkla sertleşen bir bulk-fill kompozit rezin olan Reveal HD'nin nanosertlik değerleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Fill-Up, Cention N ve HyperFIL kompozit rezinlerin universal rengi Reveal HD nin ise A2 rengi kullanılmıştır. Deney grubunda kullanılacak olan dual cure bulk-fill kompozitler 2 alt gruba ayrılmıştır. 1. grup LED ışık kaynağı ile polimerize edilmiş, 2. grubun ise üretici firmaların talimatları doğrultusunda kimyasal olarak polimerizasyonları sağlanmıştır. Deney grubundaki kompozit rezinler 5 ve 10 mm olmak üzere iki farklı derinlikte silindirik pleksiglas kalıplara yerleştirilmiştir. Kontrol grubunda ise 5 mm derinliğinde kalıplar kullanılmıştır ve polimerizasyonları LED ışık kaynağıyla sağlanmıştır. Örneklerin alt ve üst yüzeylerinin nanosertlik değerleri polimerizasyonlarından 24 saat ve 7 gün sonra Mustafa Kemal Üniversitesi Teknoloji ve Ar-Ge Uygulama ve Araştırma Merkezinde bulunan Hysitron TI 950 TriboIndenter cihazı kullanılarak ölçülmüştür. Her bir örneğin alt yüzey sertlik değeri üst yüzey sertlik değerine bölünerek polimerizasyon dereceleri hesaplanmıştır. Bulgular: Çalışmamızda veriler %95 güvenle SPSS 21 programı kullanılarak analiz edilmiştir. İstatistiksel değerlendirmeler sonucunda sertlik ölçümü ve polimerizasyon derecesi bulgularına göre dual cure bulk-fill kompozit rezinlerin ışıkla veya kimyasal olarak polimerizasyonlarından 24 saat sonra ve 7. günde ölçülen nanosertlik değerleri ve polimerizasyon dereceleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmemiştir. HyperFIL ve Fill-Up dual cure bulk-fill kompozit rezinlerin ışıkla polimerizasyonlarının nanosertlik ve polimerizasyon derecesi değerlerine bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Cention N dual cure bulk-fill kompozit rezin ise bir ışık kaynağı ile polimerize edildiğinde daha yüksek nanosertlik ve polimerizasyon derecesi değerleri elde edilmiştir. Gruplar markalara göre kıyaslandığında her iki polimerizasyon şeklinde de en yüksek nanosertlik ve elastik modül değerlerinin Cention N'e ait olduğu görülmüştür. Işıkla polimerize edilen grupta en yüksek polimerizasyon derecesi değerlerini Cention N gösterirken, kimyasal olarak polimerize edilen grupta ise en yüksek polimerizasyon derecesi değerleri HyperFIL'e aittir. Sonuç: Sonuç olarak test edilen dual cure bulk-fill kompozit rezinlerin 24 saat sonra nihai sertliklerine ve polimerizasyon derecelerine ulaştıkları tespit edilmiştir. Cention N en yüksek sertlik ve polimerizasyon derecesi değerlerini göstermiştir.
Farklı içeceklerde bekletilen restoratif materyallerin yüzey pürüzlülüğü ve renk stabilitesinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı doldurucu içeriklere sahip akışkan ve konvansiyonel kompozit rezinlerin 1 yıllık klinik ağız içi koşulları simüle edecek şekilde farklı içeceklerde bekletme, fırçalama ve termal yaşlandırma prosedürlerine tabi tutulmasıyla oluşan renk ve yüzey pürüzlülüğü değişiminin in vitro olarak incelenmesidir. Materyal ve Metot: Charisma Smart (Kulzer Dental, Almanya), Charisma Flow (Kulzer Dental, Almanya), 3M Filtek Ultimate Universal (3M ESPE, ABD), 3M Filtek Ultimate Flowable (3M ESPE, ABD), Omnichroma (Tokuyama Dental, Japonya), Omnichroma Flow (Tokuyama Dental, Japonya), Beautifil II (Shofu Dental, Almanya), Beautifil Flow Plus F00 (Shofu Dental, Almanya) olmak üzere 8 farklı kompozit rezin kullanılarak toplam 320 adet numune hazırlandı (n=40). Hazırlanan numuneler 24 saat distile su içerisinde 37 Co sıcaklıkta etüvde bekletilip ardından bitirme ve polisaj işlemleri yapıldı. Numuneler 12 gün boyunca distile su, şarap, kahve ve çay içerisinde bekletildi. Solüsyonlardan çıkarılan numuneler 10000 siklus fırçalama simülasyonuna ve 10000 siklus termal döngü prosedürlerine tabi tutuldu. Bütün numunelerin başlangıç (t0) ve uygulanan prosedürler sonunda (t1) profilometre ve spektrofotometre ölçümleri yapıldı. Renk ölçümleri sonrasında CIEDE2000 ve CIELab renk sistemlerine göre ∆E değerleri hesaplandı. Çalışmadan elde edilen verilerin analizi IBM SPSS V23 ile gerçekleştirildi. İstatiksel analiz için 3 yönlü varyans analizi, Tukey testi, sınıf içi korelasyon katsayısı kullanıldı. Önem düzeyi P<0.05 alındı. Bulgular: Çalışmada tüm gruplarda L* değerlerinde azalma, a* ve b* değerlerinde artma gözlendi. Gruplara, solüsyonlara ve tiplere göre ve birbirleriyle etkileşimlerine göre ortalama renk değişim değerleri anlamlı farklılık gösterdi (P<0.001). En yüksek renk değişim değeri kompozitlerde OMN grubunda bulundu. Solüsyonlara göre en fazla renk değişimi şarap grubunda gözlenirken en az distile su grubunda gözlendi. Tiplere göre değerlendirildiğinde akışkan kompozitlerde konvansiyonel kompozitlere göre daha az renk değişimi gözlendi. CIEDE2000 ve CIELab sistemlerine göre elde edilen ∆E değerlerinde şarap grubundaki OMN konvansiyonel ve akışkan hariç korelasyon tespit edildi. Çalışmada t0 zaman dilimi ve t0-t1 zaman dilimleri arasında yüzey pürüzlülük değerleri açısından anlamlı farklılık elde edildi. Sonuç: Kompozit rezinlerin doldurucu içeriklerinin, viskozitelerinin, maruz kaldıkları solüsyonların ve bunların birbirleriyle etkileşimlerinin kompozitlerin renk ve yüzey pürüzlülüğü değişimde etkili olduğu görüldü. Kompozit rezinlerin renk değişimi üzerinde en fazla etkisi olan faktörün solüsyon, ikinci faktörün ise kompozit grubu olduğu belirlenirken yüzey pürüzlülüğü üzerinde en fazla etkisi olan faktörün kompozit grubu olduğu, solüsyonların ve kompozit tipinin etkisinin düşük olduğu sonucuna varıldı.
In- vitro evaluation of shear bond strength of three primer/resin cement systems to monolithic zirconia
PURPOSE: This in-vitro study aimed to evaluate the shear bond strength of several types of primer/ resin cements to monolithic zirconia with different levels of storage. MATERIALS AND METHODS: The disk-shaped specimens of monolithic zirconia (n=72) were prepared by CAD/CAM system (CORI TEC 350i Loader, Imes-Icore, Germany) (10mm x 3mm). All the specimens were polished with silicone carbide paper, then the bonding surface was prepared by surface pretreatment with air-borne particle abrasion (Al2O3, 120µm). Monolithic zirconia discs were divided into 3 groups (n=24), according to the 3 primer/ cement systems; 3M (Single bond universal adhesive/ Rely X Ultimate), Kuraray (Clearfil ceramic primer plus/ Panavia SA), and Bisco (Z prime plus/ Due-Link). After bonding procedure according to manufacturers` instructions, each group was further divided into 2 subgroups (n=12) according to the storage levels; 24-hours storage in water at 37C° and thermocycling (5000 cycles). After these procedures, shear bond strength tests were performed for all specimens. Failure types were also evaluated. The data were analyzed using one-way and two-way analysis of variance (ANOVA) and Tukey HSD test. Significance was set at p<0.005. RESULTS: There were significant differences between the mean shear bond strength values of 3 groups of adhesive systems in both storage levels (p<0.05). The highest shear bond strength value was observed in Kuraray adhesive system (12.52±1.34 MPa) and the lowest shear bond strength value was observed in Bisco adhesive system (5.32±0.54 MPa) in thermocycled groups (p<0.05). Similarly, in short-term storage groups, Kuraray had the highest (16.47±1.5 MPa) and Bisco had the lowest shear bond strength values (7.43±1.06 MPa) (p<0.05). Regardless to the type of adhesive systems, thermocycling significantly decreased the shear bond strength of all cement groups (p<0.05). The predominant failure mode was adhesive failure (49%) whereas mixed failure was 45% and cohesive failure was 6%. CONCLUSION: Thermocycling decreased the shear bond strength of all adhesive resin cements to monolithic zirconia. Kuraray adhesive system had the highest shear bond strength and Bisco adhesive system had the lowest shear bond strength. KEY WORDS: Monolithic zirconia, CAD/CAM, composite resin, primer agent, shear bond strength, thermocycling.
The effect of different surface treatment on shear bond strength of veneering composite to implant based peek abutment
Aim: The aim of this study was to assess the effect of different surface treatment methods on the shear bond strength of the veneering composite to polyether-ether-ketone (PEEK) core material. Materials and Methods: In this in-vitro study, 48 PEEK discs were fabricated, polished with silicon carbide abrasive paper and divided into four surface treatment groups (n=12), namely air-abrasion with 50μm alumina particles at 2MPa pressure for 10 seconds, air- abrasion plus sulfuric acid etching, 98% sulfuric acid etching for one minute and no surface treatment control group. Visio.link adhesive with GC Gradia veneering composite was applied on PEEK surfaces and light-cured. Shear bond strength was measured using a universal testing machine and the data were analyzed by one-way ANOVA and Tukey's test. Results: The mean ± standard deviation (SD) values of the shear bond strength of the veneering composite to PEEK surfaces were 5.39±1.36 MPa in the control group, 6.43±1.05 MPa for air-abrasion, 13.43±1.42 MPa for sulfuric acid etching, and 11.72±1.69 MPa for air-abrasion plus sulfuric acid etching. The shear bond strength averages of the sulfuric acid group were significantly higher than the other three groups (p <0.05). Shear bond strength averages of air-abrasion + acid etching group were significantly higher than air-abrasion and control groups (p <0.05). There was no statistically significant difference between shear bond strength averages of air-abrasion and control group (p>0.05). Conclusion: Different surface treatments that were applied on PEEK framework were found to be effective on the bond strength between veneering composite and PEEK core material. Sulfuric acid etching group has the highest bonding strength and the control group has lowest bonding strength. The difference between the air-abrasion group and the control group was not statistically significant. The sulfuric acid etching and combination of air-abrasion and acid etching were suggested to be the optimal surface treatment to improve adhesion between PEEK and the resin composite. Keywords: Polyether-ether-ketone; PEEK; Shear Strength; Composite Resin.
Farklı CAD/CAM bloklarına, farklı renkteki simanların ve yaşlandırmanın yaptığı etkilerin optik değerlendirilmesi
Klinikte CAD/CAM sistemlerinin kullanımının artmasıyla restorasyon üretimi için gereken CAD/CAM materyalleri de artmıştır. Bu çalışmada yakın zamanlarda kullanılmaya başlanan rezin nano seramik ve hibrit seramik materyalleri ile uzun süredir kullanılan lityum disilikat içerikli porselen CAD/CAM bloklarının optik özellikleri değerlendirilmiştir. Çalışmamızda ki amacımız, farklı kalınlıkta ve translüsensde CAD/CAM bloklarına, farklı renk rezin siman kullanımı ve yaşlandırma işleminin optik etkisini araştırmaktır. Örnekler üç farklı markadan (LAVA Ultimate, LV, (3M ESPE, Amerika), GC Cerasmart, GC, (GC Corp, Amerika), IPS E.max CAD, EM, (Ivoclar Vivadent AG, Almanya)) CAD/CAM blokları A2 renginde, yüksek translüsens (HT) ve düşük translüsens (LT) olarak iki farklı translüsenste seçildi. CAD/CAM blokları 0.5, 1 ve 2 mm kalınlıkta kesilerek alt gruplara ayrıldı (n=16). En altta diş rengini taklit etmek amacıyla tüm örneklerde kullanılmak üzere 5×6 mm dikdörtgen şeklinde kompozit alt yapı örneği oluşturuldu (GC Genial, GC Corp, Amerika), (n=1). Rezin siman örnekleri (GCem Link Force, GC Corp, Amerika) A2 (A2), transparan (TR), opak (OP) olarak üç farklı renkte seçildi. Örnekler 6×5×0,2 mm boyutlarında hazırlandı (n=1). Dentin rengini taklit eden kompozit örnek spektrofotometrede (CM-2600d, Konica Minolta Sensing, INC. Japonya) ölçüldü ve bu değer referans değer olarak kabul edildi. Kompozit örnek üzerine rezin siman örnek onun üzerine de CAD/CAM bloğundan örnek yerleştirilerek referans değere göre ΔE değişimi spektrofotometrede ölçüldü. CAD/CAM örneklere ilk ölçüm sonrasında 10.000 devir termalsiklus ile yaşlandırma işlemi yapıldı. İlk ölçümdeki sırayla örnekler katman şeklinde yerleştirilerek referans değere göre, spektrofotometrede ikinci kez ΔE değişimi ölçüldü. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metotların (ortalama, standart sapma) yanı sıra, Newman Keuls çoklu karşılaştırma testi, eşlendirilmiş t testi, tek yönlü varyans analizi, alarında Tukey çoklu karşılaştırma testi, bağımsız t testi kullanılmıştır. Sonuçlar anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışmamızda materyallerin çeşitleri, kalınlıkları, translüsenslikleri ve rezin siman renkleri arasındaki ΔE değişimleri istatistiksel olarak anlamlı derecede birbirinden farklı bulunmuştur (p=0,0001). Farklı üç materyal arasındaki ΔE değerlerinin yaşlandırma işlemi öncesi büyüklük sıralaması, LV (x̄=9,74) EM (x̄=6,99) GC(x̄=5,25) şeklindedir. Yaşlandırma işlemi sonrası ΔE değerlerinin büyüklük sıralaması, LV (x̄=9,55) EM (x̄=6,93) GC(x̄=5,49) şeklindedir. Materyallerin kalınlıkları arasındaki ΔE değerleri yaşlandırma işlemi öncesi büyüklük sıralaması, 2 mm (x̄=9,04) 1 mm (x̄=7,28) 0,5 mm (x̄=5,76) grupları şeklindedir. Yaşlandırma işlemi sonrası ΔE değerlerinin büyüklük sıralaması, 2 mm (x̄=8,93) 1 mm (x̄=7,21) 0,5 mm (x̄=5,76) grupları şeklindedir. Materyallerin translüsenslikleri arasındaki ΔE değerleri yaşlandırma işlemi öncesi büyüklük sıralaması HT (x̄=8,46) LT (x̄=6,20) grupları şeklindedir. Yaşlandırma işlemi sonrası ΔE değerlerinin büyüklük sıralaması, HT (x̄=8,41) LT (x̄=6,04) grupları şeklindedir. Farklı renkteki rezin simanlar arasındaki ΔE değerleri yaşlandırma işlemi öncesi büyüklük sıralaması, TR (x̄=7,65) A2 (x̄=7,49) OP (x̄=7,06) şeklindedir. Yaşlandırma işlemi sonrası ΔE değerlerinin büyüklük sıralaması, TR (x̄=7,85) A2 (x̄=7,46) OP(x̄=6,84) şeklindedir. Termosiklus işlemi öncesi ve sonrası ΔE değerlerinin büyüklük sıralaması değişmemiştir. Termalsiklus ile yaşlandırma işleminin materyaller üzerindeki etkisi birbirinden farklı saptanmıştır. Yaşlandırma işleminin öncesi ve sonrası arasındaki ΔE değişimleri farkı klinik olarak kabul edilebilir eşik değerinin çok altında bulunmuştur (ΔE3.5). Anahtar kelimeler: Hibrit CAD/CAM Bloklar, Renk, Kalınlık, Rezin Siman, Yaşlandırma.
In-vitro evaluation of the effect of two surface treatment techniques and three adhesive systems on the shear bond strength of aged composite resin repair
Purpose of study: this study assessed the influence of two surface treatment techniques with three different adhesive system on the shear bond strength of repaired aged composite resins. Materials and methods: Ninety composite cylindrical shaped specimens (8mm × 4.5mm) were fabricated from Estilete Sigma Quick shade A2 composite in transparent Teflon mold, polished with 2500 grit carbide paper and kept in distilled water for 24 hours. Subsequently, the samples were aged with thermocycling for 10,000 cycle. Then, the specimens were separated into two main group in relation to surface treatment (each group of 45 samples); diamond bur treatment and air abrasion with 50µ aluminum oxide then each group divided according to the adhesive system with different application protocol into five subgroups (N = 9); total-etch two-step adper single bond 2, self-etch two-step SE clearfill bond and universal G-perimo bond. Following the application of bonding agents, the sample repaired with the same composite type and shade. The initial shear bond strength was measured, and finally values were statistically analyzed. Results: The mean shear bond strength values of the Bur treatment group (14,38±2,34) was found to be significantly higher than that of the air abrasion group (12,29±1,84) and There was a statistically significant difference in shear bond strength MPa between the subgroups (p: 0.000, p <0.05). The shear bond strength values of diamond bur treatment plus universal adhesive sub-group (16.5±0.79) was found to be statistically higher than the other sub-groups and shear bond strength of the total etch adhesive sub-group (11,63±1,52) was found to be statistically significantly lower in Mpa values than the other sub-groups regardless the surface treatment. Conclusion: During aged composite repair procedures, both the surface treatment and adhesive agent application had an effect on the shear bond strength, with the high value of shear bond strength obtained from a combination of bur treatment with G-primo bond or Clearfil SE bond. Keywords: surface treatment, repair of aged composite resins, adhesive systems.
Farklı özellikte kaide materyallerinin self etch dentin bağlayıcı sistem ile kompozit rezinin bağlanma özelliklerine etkisinin incelenmesi
Dental restorasyonlar ile birlikte astar ve kaide materyallerinin kullanımı diş hekimlerinin sıklıkla tercih ettiği uygulamalardan biri olmuştur. Bu materyallerin en önemli amacı mikrosızıntı sebebiyle oluşabilecek pulpa hasarının önüne geçmek, kullanılan restoratif dolgu malzemesinin miktarını azaltmak, pulpaya ulaşan ısı ve elektrik iletimini engellemektir. Bu çalışmanın amacı, 4 farklı kaide materyalinin (Ionoseal® /VOCO, TheraCal LC®/Bisco Inc. Ultra-Blend® plus / Ultradent, Vitrebond™ / 3M-ESPE) self etch dentin bağlayıcı sistem (CLEARFIL™ SE BOND/ Kuraray) kullanılarak yapılan kompozit rezin (Filtek™ Z250 / 3M) restorasyonlarda mikrosızıntıya ve makaslama bağlanma dayanımına etkisinin in vitro koşullarda değerlendirilmesidir. Çalışmada mikrosızıntı deneyi için 50 adet tedavi amacıyla çekilmiş, çürüksüz insan büyük azı dişi kullanıldı. Dişlerin bukkal yüzeyinde mezio- distal genişliği 4 mm, okluzo-gingival genişliği 3 mm ve derinliği 3 mm olan sınıf V kaviteler hazırlandı. Daha sonra, dişler biri kontrol grubu olmak üzere rastgele beş gruba (n=10) ayrıldı. Deney gruplarında, kaide materyalleri kavite tabanlarına 1 mm kalınlığında yerleştirildi. Üzerlerine A2 renginde mikrohibrit dolduruculu kompozit rezin (Filtek™ Z250 / 3M) yerleştirilerek restorasyonlar tamamlandı. Kontrol grubunda ise herhangi bir kaide materyali kullanılmadı. Bitim ve polisaj işlemlerinden sonra, dişlere 5-55 °C'de 5000 defa ısısal döngü uygulandı. Dişlerin mikrosızıntı değerlendirmeleri boya sızıntı yöntemi (%0.5 bazik fuksin) kullanılarak gerçekleştirildi. Elde edilen skorlar, Bonferroni düzeltmeli Kruskal Wallis kullanılarak istatistiksel olarak incelendi. Çalışmada makaslama bağlanma deneyi için 50 adet tedavi amacıyla çekilmiş, çürüksüz insan büyük azı dişi kullanıldı. Dentin yüzeyinin açığa çıkması ve dişlerden daha fazla yararlanmak i için dişler mesio-distal olarak kesildikten sonra, örnekler farklı kaide materyallerini uygulamak üzere rastgele 5 gruba (n=20) ayrıldı. Kaide veya astar materyalleri, üretici firma talimatları doğrultusunda dentin yüzeylerine göre yerleştirildi. Daha sonra adeziv sistem ve kompozit rezin, kaide materyallerin ve dentinin üzerine uygulandı. Hazırlanan örnekler makaslama bağlanma dayanımı testi için üniversal test makinasına yerleştirildi. Makaslama bağlanma dayanımı testi 1 mm/dk kafa hızında uygulandı. Veriler tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Tukey HSD testleri kullanılarak değerlendirildi. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p=0,05 olarak kabul edildi. Çalışmadaki tüm deney gruplarında, restorasyonların okluzal (p=0,260) ve gingival (p=0,078) bölgelerindeki mikrosızıntı skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Tüm deney gruplarında okluzal ve gingival bölgelerde gözlenen mikrosızıntı skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılığın olmadığı tespit edildi (p>0.05). Bağlanma dayanımı en yüksek kontrol grubunda görülürken, TheraCal LC' nin kaide materyali olarak kullanıldığı grubun ise diğer gruplara göre düşük bulundu. Vitrebond Grubunun Makaslama Ölçüm (Mpa) ortalaması Ionoseal, Theracal-LC ve Ultra-Blend Plus Gruplarının Makaslama Ölçüm (Mpa) ortalamalarından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuş (p=0,0001). Ionoseal ve Ultra-Blend Plus Gruplarının Makaslama Ölçüm (Mpa) ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p=0,866). Sonuç olarak, sınıf V kavitelerde kaide materyali kullanımının mikrosızıntıyı engelleyemediği, kompozit rezinin dentine olan bağlantısını ise azalttığı söylenebilir.