Sepsis

151 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sepsis tanısı alan preterm ve term yenidoğanlarda mikro CRP ve delta nötrofil indeksinin tanısal değeri

Yenidoğan dönemi hayatın ilk 28 günlük sürecini kapsamaktadır. Enfeksiyon etkeni bir mikroorganizma tarafından yenidoğanın herhangi bir dokusunun invazyonuna karşı, yenidoğanın inflamatuar süreçleri içeren mekanizmalar ile oluşturduğu cevabın klinik hali neonatal sepsis olarak tanımlanmaktadır. Neonatal sepsisin ciddi mortalitesi, kliniğinin hızlı kötüleşmesi ve antimikrobiyellerin gereksiz kullanım olasılığı sebepleri ile tanı sürecinde hız ve özgüllük oldukça önem arz etmektedir. Neonatal sepsis için altın standart tanı yöntemi halen kan kültürüdür. CRP ve hemogram gibi kan tetkikleri de tanı sürecinde büyük önem taşımaktadır. Tanıda önemli kan sayımı parametrelerinin modifiye bir hali olan, nötrofil farklılaşması ile nükleer lobülarite değişikliklerini temel alan ve immatür granülosit sayısı olarak ifade edilen delta nötrofil indeksi neonatal sepsisin tanı süreci için büyük önem arz etmektedir. Bu çalışma ile neonatal sepsisin tanısında delta nötrofil indeksi ve Mikro CRP değerlerinin biyobelirteç olarak değeri araştırılmıştır. Klinik veya kanıtlanmış neonatal sepsis tanısı alan 30 yenidoğan ile 30 kontrol yenidoğan çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. İlgili parametreler tüm örneklemden alınan venöz kan örnekleri ile değerlendirilmiştir. Mikro CRP ile rutin CRP sonuçları pozitif yönlü güçlü ilişkili saptanmıştır (p<0,001; r=0,918). Neonatal sepsis grubunda Mikro CRP ortalama değeri kontrol grubuna göre yüksek saptanmıştır (p<0,01). Neonatal sepsis tanısı için 1,905 mg/dL değeri %86,7 sensitivite ve %83,3 spesifite ile kesim değeri olarak belirlenmiştir. Neonatal sepsis grubunda delta nötrofil indeksi ortalama değeri kontrol grubuna göre yüksek saptanmıştır (p<0,01). Neonatal sepsis tanısı için 1,95 değeri %90,0 sensitivite ve spesifite ile kesim değeri olarak belirlenmiştir. Neonatal sepsis tanısında Mikro CRP ve delta nötrofil indeksi rutin kullanıma geçmeye aday belirteçler olarak düşünülmüştür.

Bebek-prematürBebek-yenidoğmuşBebek-yenidoğmuş hastalıkları+6
Soner Günder
Tekirdağ Namık Kemal University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakımdaki onkoloji hastalarında NLR, MPV ve PLR değerlerinin sepsisin erken tanınması, mortaliteyi öngörmedeki değeri ve diğer sepsis belirteçleri ile karşılaştırılması

Sepsis, konağın enfeksiyona karşı disregüle yanıtı sonucu oluşan yüksek mortaliteye sahip, hayatı tehdit eden multiorgan disfonksiyonudur. Kanser hastaları daha önceki birçok çalışmada gösterildiği gibi sepsis için yüksek riskli grupta yer almaktadır. Bu nedenle kanser hastalarında sepsisin tanınması ve yönetimi önemlidir. Maligniteye bağlı kronik inflamasyon nedeniyle klinik uygulamada sık kullanılan biyobelirteçler kanser hastalarında enfeksiyonu teşhis etmede yetersiz kalabilir. Bu nedenle sepsis tanı ve takibinde kullanılabilecek ucuz, kolay ulaşılabilir, duyarlılığı ve özgüllüğü yüksek, inflamatuar belirteçler belirlenmesi önem kazanmıştır. Retrospektif ve tek merkezli olarak yürüttüğümüz bu çalışmada The Third International Consensus Definitions for Sepsis and Septic Shock (Sepsis-3) kriterleri göz önünde bulundurularak sepsis tanısı almış çalışmaya dahil edilme kriterlerini taşıyan 120 hasta ve sepsis dışı sebeplerle takip edilen 120 kontrol bireyi "metastazı olan" ve metastazı olmayan" şeklinde iki ayrı alt gruba ayrıldı. Sepsis belirteci olarak NLR, MPV, PLR değerlerinin kanser hastalarında sepsisi predikte eden cut off değerleri , CRP, prokalsitonin ve SOFA skoru gibi diğer sepsis belirteçleri ile kıyaslanarak aralarında ilişki olup olmadığı araştırıldı. Çalışmamızda CRP, NLR VE PLR değerinin sepsis ve metastatik grupta istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek olduğu saptandı. Sepsis grubunda laboratuvar parametrelerinden CRP, PCT, NLR, MPV, PLR, PLT, Bilirübin ve kreatininin zamana göre değişimi ise istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır. Sepsis süresince NLR bazal değerlerindeki değişimlerin mortaliteye yatkınlığı arttırdığı saptanmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda çalışmamız bu parametrelerin malignite hastalarında sepsisi belirlemede ve prognoz takibinde kullanılabilicek parametreler olduğunu desteklemektedir. Ayrıca kanser tanılı hastalarda cut-off değerlerinin normal popülasyondan yüksek olduğunun bilinmesi önemlidir. Enfeksiyona ait klinik bulguları olmayan solid organ kanserli hastalarda sadece inflamatuar belirteçlerin yüksekliği nedeniyle gereksiz antibiyoterapi tedavi planı yapılmamalıdır.

BiyobelirteçlerKanser hastalarıMortalite+7
Özge Even
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Soluble ürokinaz plazminojen aktivatör reseptörünün yenidoğan sepsisinde tanısal değeri

Yenidoğan dönemi hayatın ilk 28 günüdür. Enfeksiyon etkeni bir mikroorganizma tarafından yenidoğanın herhangi bir dokusununun istilasına karşı, yenidoğanın inflamatuar süreçleri içeren mekanizmalar ile oluşturduğu cevabın klinik durumu neonatal sepsis olarak tanımlanmaktadır. Neonatal sepsisin ciddi mortalitesi, kliniğin hızlı kötüleşmesi ve antimikrobiyal ajanların gereksiz kullanımları ile tanı sürecinde hız ve özgüllük oldukça önem kazanmaktadır. Neonatal sepsis için altın standart tanı yöntemi kan kültürüdür. Bu çalışma ile neonatal sepsisin tanısında SUPAR değerlerinin biyobelirteç olarak değeri araştırılmıştır. Klinik veya kanıtlanmış neonatal sepsis tanısı alan 34 yenidoğan ile 20 kontrol yenidoğan çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. İlgili parametreler venöz kan örnekleri ile değerlendirilmiştir. Neonatal sepsis tanısı için SUPAR >1160,8 ng/L kesme değeri için duyarlılık %88,24 özgülllük %100,00'dur. Neonatal sepsis grubunda SUPAR ortalama değeri kontrol grubuna göre yüksek saptanmıştır. SUPAR ölçümü >1160,8 ng/l olan olguların ilk CRP ölçümleri anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır. Exitus olan olguların ilk SUPAR ölçümü, taburcu olanlardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Tüm bu veriler ışlığında neonatal sepsis tanısında SUPAR molekünün yeni bir biyobelirteç olarak kullanılmaya aday görülmüştür. Ancak bu konuda daha fazla sayıda hastayı içeren çok merkezli çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Yenidoğan Sepsis, Prematürite, SUPAR, Tanı Belirteci

Bebek-yenidoğmuşBebek-yenidoğmuş hastalıklarıBebekler+5
Fatıma Sümeyye Sertoğlu
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Geriatrik hastalarda gram negatif bakterilerin neden olduğu kan dolaşım enfeksiyonları: Epidemiyoloji ve mortalite için risk faktörleri

Kan dolaşım enfeksiyonları (KDE), geriatrik hastalarda önemli bir morbidite ve mortalite nedenlerindendir. Retrospektif olarak yapılan bu çalışmada 1 Ocak 2017-31 Aralık 2022 tarihleri arasında hastaneye başvuran ve gram negatif bakterilerin neden olduğu kan dolaşım enfeksiyonları gelişen 65 yaş ve üzeri hastalarda epidemiyoloji ve mortalite için risk faktörlerinin irdelenmesi amaçlandı. Yatırılarak tedavi edilen 65 yaş ve üzeri hastalardan yatışı sırasında veya takibinde kan dolaşım sistemi enfeksiyonu gelişen, kan örneklerinde gram negatif bakteri üremesi olan, ilk bakteriyemi atağı olan ve tek bakteri üremesi olan hastalar çalışmaya dahil edildi. Çalışmada bulunan 110 hastanın 58 (%52.7)'i erkek, 52 (%47.3)'si kadındı. Yaşları 65-95 arasında değişmekte olup, ortalama yaş 74.2 idi. Bir kişi hariç hastaların en az bir tane hekim tanılı kronik hastalık öyküsü mevcuttu. Enfeksiyonların 70 (%63.6)'i sağlık hizmet ilişkiliydi. En sık saptanan enfeksiyon kaynağı üriner sistemdi (%43.6). Hastaların 82(%74.5)'sinde ateş yanıtı gelişti, 35 kişide (%31.8) ilk 2 gün hipotansiyonu oldu ve 26 kişide (%23.6) ilk 2 gün vazopressör ajan ihtiyacı oldu. Hastaların ilk çalışılan serum C-Reaktif protein (CRP) düzeyleri ortalama 153.1 mg/L iken prokalsitonin düzeyi ortalaması 5.1 ng/ml idi. Kan kültüründe en sık üreyen 3 bakteri sırasıyla Escherichia coli, Pseudomonas aeruginosa ve Klebsiella pneumoniae idi. Çalışmada Enterobactereles ailesine ait gram negatif bakterilerde karbapenem direnci 17 hastada (%15.5) saptanırken, Genişlemiş spektrumlu beta-laktamaz (GSBL) üretimi hastaların 37(%51.4)'sinde mevcuttu. Hastaların 66'sına (%60.0) uygun ampirik antimikrobiyal tedavi başlandı, 76'sında (%69.1) antibiyotik değişimi yapıldı. 14 günlük klinik sonlanımda 29 hasta (%26.4), 28 günlük klinik sonlanımda 37 (%33.6) hasta yaşamını yitirdi. Mortalite erkek cinsiyet olanlarda, yoğun bakım ünitesinde takip edilenlerde, trombositopenisi olanlarda daha yüksek idi (p<0.05). Hipotansiyon gelişen, vazopressör ajan ihtiyacı olan, akut böbrek yetersizliği gelişen, serum total bilirubin düzeyi yükselen ve hiponatremi gelişen hastalarda mortalitenin daha yüksek olduğu görüldü (p<0.05). Karbapenem dirençli üremesi olan, Pitt bakteriyemi skoru ≥4, qPitt bakteriyemi skoru ≥2 olan ve KDE başlangıcında prokalsitonin, ferritin veya laktat düzeyi yüksek saptanan hastalarda mortalite artışı istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0.05). Çoklu regresyon analiz sonucuna göre de Pitt bakteriyemi skoru dört ve üzerinde olanlarda mortalite yaklaşık on yedi kat, hiperbilirubinemisi olan hastalarda ise yaklaşık altı kat fazla idi. KDE gelişen yaşlı hastaların önemli bir kısmında sepsis veya septik şoka ilerleyiş görülmekte olup komorbid durumların fazlalığı, bakteriyel direnç ve immün sistemin zayıflaması mortaliteyi arttırmaktadır. KDE'si olan hastaların takibinde ve antimikrobiyal tedavi seçiminde başlangıçta prokalsitonin kullanımının CRP kullanımına göre daha üstün olduğu, ferritin düzeyinde artışın prognostik bir belirteç olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Geriatrik hastalarda gelişen gram negatif bakteriyemilerde PBS ve qPitt skoru da hasta yaklaşımında ve mortaliteyi öngörmede destekleyici olabilir. Anahtar Kelimeler: Geriatri, gram negatif bakteri,epidemiyoloji,mortalite

BakterilerGeriatriGram negatif bakteriler+3
Muhammed Enes Kardan
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kolşisinin deneysel septik şok modelinde gözlenen mezenterik hipoperfüzyon, organ hasarı ve sistemik inflamasyona etkileri

Sepsis, dünya genelinde ölümlerin önde gelen nedeni olmaya devam etmektedir. Tedavi ve sağ kalım oranının iyileştirilmesine yönelik yoğun araştırmalara rağmen, sadece birkaç yeni etkili tedavi tanımlanmıştır. Bir bitkisel alkaloid olan kolşisin, gut ataklarını ve birçok inflamatuar durumu tedavi etmek için kullanılır. Literatürde, farklı dozlarda kolşisinin LPS ile oluşturulan sıçan sepsis modeli üzerine etkileri hakkında bilgiye rastlanmamıştır. Bu çalışmada sıçanlarda LPS ile oluşturulan deneysel sepsis modelinde farklı dozlarda kolşisinin kısa dönem etkilerinin değerlendirmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, 3 farklı dozdaki (0.5, 1 ve 5 mg/kg) kolşisin tedavisinin, sıçan deneysel septik şok modelinde azalmış mezenterik kan akımı, inflamasyon beliteçleri ve organ hasarı üzerine olan olası etkileri in vitro ve in vivo deney düzeneklerinde araştırıldı. Kalp, karaciğer, dalak dokularında ve serumda stokin (IL- 1β, IL-6, IL -10, IL-8, IL-17 ve TNF-α) düzeyleri ölçüldü. Yapılan deneyler sonucunda biyokimyasal ve immünolojik inflamatuar belirteç düzeylerinin LPS ile arttığı, kolşisinin 1 mg/kg dozda antiinflamatuar etkinlik ile koruyucu etki gösterdiği gözlenmiştir. Yüksek dozlarda kolşisinin inflamasyonu ve organ hasarını artırdığı gözlenmiştir. Kolşisinin sepsise bağlı oluşan organ hasarlarını azaltıcı etkisi olduğu ve uygun dozlarda tedavide kullanılabileceği düşünülmüştür.

AntisepsisBiyobelirteçler-farmakolojikGeleneksel farmakoloji+7
Ayşe Yeşim Göçmen
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Omeprazolün lipopolisakkarit ile indüklenmiş sıçan sepsis modelinde ileum, mide fundusu, kolon ve mesane fonksiyonel cevapları üzerine olan etkileri

Sepsis enfeksiyona karşı kontrolsüz sistemik inflamatuvar yanıta neden olmaktadır. Proton pompa inhibitörü omeprazol (OME)'ün, hücreler ve organlardaki asit salgılanmasının baskılanmasının ötesinde antiinflamatuvar etkileri olduğu bilinmektedir. LPS ile indüklenmiş sepsis modeli oluşturulan sıçanlarda düz kas fonksiyonel yanıtlarında oluşan değişikliklerin ve OME tedavisinin etkisini incelemek amacıyla organ banyosunda mide fundus, ileum, distal kolon ve mesane detrusor preparatlarında asetilkolin (ACh), elektriksel alan stimülasyonu (EAS) ve EAS'nin oluşturduğu nonadrenerjik nonkolinerjik (NANK) kasılma yanıtları incelendi. OME'nin organ banyosunda inkübasyonu ile ACh ve EAS kasılma yanıtları alındı ve doku üzerine doğrudan etkisi incelendi. OME'nin sepsiste sağkalım üzerine etkisi değerlendirildi. Omeprazol inkübasyonu ACh yanıtlarını gastrointestinal sistem (GİS) dokularında azalttı, mesane detrusor kasında ise arttırdı. LPS ile indüklenmiş sepsis modelinde GİS dokularında ACh yanıtları, kolon ve mesanede EAS ve EAS'nin oluşturduğu NANK kasılma yanıtları arttı. OME tedavisi, LPS ile indüklenmiş sepsis modelinde sağkalım üzerine olumlu etki gösterdi ve kolonda artan ACh kasılma yanıtlarını geri çevirdi. OME enjeksiyonu ileum ve mesane dokularında EAS ve EAS'nin oluşturduğu NANK kasılma yanıtlarını azalttı. Çözücü olarak kullanılan etanol sepsisten bağımsız olarak mide fundus, kolon ve mesane dokularında ACh kasılma yanıtlarını azalttı. Bu sonuçlar LPS ile indüklenmiş sıçan sepsis modelinde düz kaslarda fonksiyonel cevaplarda bozulmalar olduğunu, OME tedavisinin sağkalım üzerine olumlu etkileriyle birlikte özellikle distal kolonda bu bozulmaları geri çevirdiği, diğer dokularda ise fonksiyonel cevaplarda değişikliğe neden olduğunu gösterdi. Sonuç olarak OME, sepsis tedavisinde daha etkin olarak kullanılması açısından klinikte daha önemli bir rol oynayabilir.

Gastrik fundusHayvan deneyleriKolon+6
Sabina Ahunbay İmrahor
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sepsis tanısı ile izlenen çocuk yoğun bakım hastalarında NLRP-3, KASPAS-1, IL-18 düzeylerinin incelenmesi

Vücut içerisinde gelişen ağır enfeksiyonun sonucu olarak bağışıklık sisteminin verdiği tepki ile organ ve dokularda bazı hasarlar ortaya çıkabilir. Tekli veya çoklu organ yetmezliklerinden ölüme kadar gidebilen bu ciddi tablo sepsis ve septik şok olarak ifade edilir. Konjenital metabolik hastalıklar, kardiyovasküler hastalıklar, immun yetmezlikler, maligniteler, malnütrisyon gibi kronik hastalıkların yanı sıra immunsupressif ajan kullanımı, yaş, cinsiyet, ırk veya etnik grup gibi faktörler ağır sepsis insidansında rol oynayan klinik risk faktörleri olarak sıralanabilir. Çocukluk çağında sepsis kliniği çok daha sinsi ve hızla progresif giden bir süreç olarak görülmektedir. Piroptoz, proinflamatuar programlanmış bir hücre ölümüdür. Apoptozdan farklı olarak enfeksiyon sırasında kaspas-1'in neden olduğu farklı bir hücre ölümü şeklidir. Piroptoz, membran bozulması ve belirgin bir inflamatuar yanıt ile sitoplazmik içeriğin salınması ile karakterize edilen hızlı bir şekilde meydana gelip ve sitokin fırtınasına neden olur. Enfeksiyöz ve enfeksiyöz olmayan uyaranları tanımlayan, kaspas-1 ve kaspas-4.5.11'in aktivasyonunu indükleyen ve hücre zarı bütünlüğünü bozacak olan gasdermin D'nin aktivasyonu ile sonuçlanıp ve hücre dışına IL-1β ve IL-18 gibi çeşitli sitokinlerin salınımı gibi çok sayıda pro-inflamatuar faktör salınımı ​​ve inflamatuar yanıtları başlatarak bir sitokin fırtınasına yol açar. Bu çalışmada, Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi'nde sepsis tanısı ile tedavi edilen 30 sepsisli hasta çocuk ve 30 sepsis tanısı olmayan çocuktan kan örneği alındı. Alınan örneklerdeki NLRP3, kaspas-1 ve IL-18 düzeyleri ELISA yöntemiyle incelendi. Çalışma sonucunda elde edilen datalar, sepsisli çocukların tanı ve tedavisinde bu parametrelerin kullanım potansiyelini ortaya çıkarmıştır.

SepsisYoğun bakım üniteleri-pediyatrikİnflamasyon
Sadullah Toprak
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran sepsis ve septik şok tanılı hastaların prognoz ve mortalitelerinin öngörülmesinde laktat, baz defisiti ve albuminin beraber değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmadaki amacımız sepsis veya septik şok ön tanılı hastalarda serum laktat, albumin ve baz defisiti değerlerinin kombine değerlendirildiklerinde prognoz ve mortalite öngörmedeki faydalarını saptayabilmektir. Gereç ve yöntem: Çalışmamız retrospektif gözlemsel bir çalışmadır. Çalışmaya Hacettepe Üniversitesi Hastanesi Erişkin Acil Servisine başvuran 18 yaş üstü ve SOFA skoru 2 ve üzeri olan 217 hasta dahil edilmiştir. Hastaların başvuru, 24. saat ve 48. saat laktat, albümin ve baz defisiti değerleri incelenmiştir. Laktat, albümin ve baz defisiti değerlerine göre hastane mortalitesi ve 90 günlük mortalite hesaplanarak prognoz ve mortalite öngörmede kullanılabilirliği araştırılmıştır. Sonuç: Çalışmamızda sepsis hastalarında 0-24-48. saat albümin değerlerindeki düşüklük mortaliteyi arttırmaktadır. 0-48. saat laktat değerleri hastane mortalitesini etkilemezken, 24. saat laktat değerindeki yükseklik hastane mortalitesini arttırmaktadır. 0-48. saat laktat değerlerindeki yükseklik 90 günlük mortaliteyi arttırmaktadır. Baz defisiti değerleri hastane mortalitesi ve 90 günlük mortalite üzerine etkisi bulunmamıştır. Septik şoktaki hastalarda laktat, albümin ve baz defisiti değerlerinin mortalite üzerine etkisi saptanmamıştır. Sepsis hastalarında laktat kleransına göre mortaliteler incelendiğinde sadece 24 saatlik laktat kleransı azaldıkça hastane mortalitesi artmaktadır. Alaktik baz defisitinin mortalite üzerinde etkisi yoktur. Laktat, albümin ve baz defisiti için yapılan ROC analizlerinde baz defisiti için anlamlı AUC değeri saptanmazken, laktat ve albümin için saptanan AUC değerleri 0.70'in altında olduğu için ayırt edicilikleri düşüktür. Laktat kleransı için yapılan ROC analizlerinde 24 saatlik laktat kleransı için AUC değeri anlamlıdır ancak eğri altında kalan alanın ayırt ediliciliği düşük bulunmuştur. Alaktik baz defisiti için yapılan ROC analizlerinde eğri altında kalan alanlar (AUC) istatistiksel olarak anlamlı saptanmamıştır. Tartışma: Çalışmamızda literatürün aksine laktat, albümin ve baz defisitinin prognoz ve mortalite belirlemede duyarlılıkları düşük bulunmuştur. Serum laktat, albümin ve baz defisitini etkileyebilecek faktörler (kronik karaciğer hastalıkları, kronik böbrek hastalıkları, metformin kullanımı gibi) dışlandığında bu biyobelirteçlerin, sepsis ve septik şokta mortalite belirlemedeki değerleri de azalmaktadır.

Acil servis-hastaneAcil tıpAlbüminler+5
Ayşenur Gür
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Farede lipopolisakkarit ile oluşturulan deneysel sepsis modelinde alfa-7 nikotinik reseptör agonisti PNU-282987'nin, mezenter-portal perfüzyon ve organ hasarına etkileri

Sepsis enfeksiyona karşı düzensiz konak yanıtının neden olduğu yaşamı tehdit eden organ disfonksiyonudur. Dünya genelinde yoğun bakım ünitelerine en sık başvuru nedenleri arasındadır. Sepsis sistemik inflamasyon, hipoperfüzyon, karaciğer ve dalakta olmak üzere yaygın organ hasarı ile karakterizedir. Vasküler sistemin tonusu ve fizyolojik işlevi, sepsis ilişkili yanıt düzensizliği sebebiyle heterojen şekilde hasarlanır. Hipoperfüzyon sonucunda organ hasarı ve disfonksiyonu gözlenir. Kolinerjik antiinflamatuvar yolak, vagus sinir stimülasyonu ve alfa-7 nikotinik asetilkolin reseptörü (α7nAChR) aracılığıyla inflamatuvar yanıtları azaltır. Bu çalışmada, farede LPS (O111:B4) ile oluşturulan deneysel sepsis modelinde α7nAChR agonisti PNU-282987'nin mezenter arter ve portal ven kan akım hızı ile karaciğer ve dalak hasarına etkisi incelendi. PNU-282987 (i.p.) aynı dozda, LPS (i.p.) enjeksiyonundan 1 saat önce (LPS+PNU-pre) ve 1 saat sonra (LPS+PNU-post) farklı gruplara uygulanarak tedavideki etkileri karşılaştırıldı. LPS enjeksiyonundan 4 saat sonra anestezi altında kan akım hızı ölçümleri yapıldı. Histopatolojik değerlendirme ve ELISA analizleri için karaciğer ve dalak doku örnekleri toplandı. Oksidatif ve inflamatuvar yanıtlar için TNF-α, IL-1β, TAS ve TOS düzeyleri ölçüldü. Mezenter arter kan akım hızı LPS uygulanan hayvanlarda, salin grubuna göre anlamlı olarak azaldı. LPS+PNU-pre ve LPS+PNU-post gruplarında ise LPS grubuna göre anlamlı olarak arttı. Portal ven kan akım hızı LPS+PNU-post grubunda LPS ve LPS+PNU-pre gruplarına göre anlamlı olarak arttı. Karaciğer ve dalak örnekleri histopatolojik olarak incelendiğinde, LPS gruplarında oluşan doku hasarının LPS+PNU-post grubunda LPS+PNU-pre grubuna göre daha fazla azaldığı gözlendi. TNF-α ve IL-1β düzeylerinde gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı. Karaciğer TAS düzeyi LPS+PNU-pre ve LPS+PNU-post gruplarında LPS grubuna göre anlamlı olarak arttı. Dalak TOS düzeyi LPS grubunda salin grubuna göre anlamlı olarak artarken, LPS+PNU-pre grubunda LPS grubuna göre anlamlı olarak azaldı. Sonuçlarımız α7nAChR agonisti PNU-282987'nin deneysel sepsis modeli oluşturulmuş farelerde, azalmış kan akım hızını artırdığını, karaciğer ve dalak dokusundaki hasarı düzeltici yönde etkili olduğunu göstermektedir.

FarelerLipopolisakkaritlerPerfüzyon+4
Mukaddes İspirli Altınışık
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Empaglifozinin sıçanda lipopolisakkarit ile indüklenmiş sepsiste akut böbrek hasarı üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Kontrolsüz inflamasyonla ilerleyen ve ölümcül olabilen sepsiste akut böbrek hasarı ve böbrek yetmezliği sıklıkla gözlenir. Akut böbrek hasarı gelişen sepsis hastalarında mortalite belirgin şekilde daha fazladır. SGLT-2 proteini böbrekte glomerüllerden filtre edilen glikozun geri emiliminin yaklaşık %90'ından sorumludur. SGLT-2 inhibitörleri böbrek proksimal tübüllerinin kıvrımlı kısmında yaptıkları inhibisyonla glikozun tübüllerden geri emilimini engelleyerek tip 2 diyabet tedavisinde kullanılırlar. Bir SGLT-2 inhibitörü olan empagliflozin tip 2 diyabet ve kalp yetmezliği tedavisinde kullanılır. Kullanımı yaygınlaşan bu ilacın diğer sistemler ve hastalıklar üzerine olan etkileri yaygın olarak incelenmektedir. Çalışmalarda empagliflozinin antiinflamatuar etkisi olabileceği, böbrek üzerine doğrudan koruyucu etkilerinin olduğu da gösterilmiştir. Bu çalışmada empagliflozin tedavisinin, LPS ile indüklenen sepsis modelinde, akut böbrek hasarında fizyolojik ve renal fonksiyonlar üzerine olan etkisi değerlendirildi. Empagliflozin idrar glikoz atılımını artırdı, sepsis ile atılımı artan idrar lökosit miktarını azalttı. Empagliflozin tedavisi böbrek, karaciğer ve ileumda sepsis ile azalan damar kan akımlarını geri döndürmedi. İzole perfüze böbrek düzeneğinde sepsis ilişkili akut böbrek hasarında üreter perfüzat çıkışı azaldı, empagliflozin tedavisi düzeltici etki göstermedi. Sepsiste renal arter dallarında fenilefrin kasılma yanıtları azaldı, empagliflozin tedavisi düzeltici etki gösterdi. Renal arter ikinci dalında sepsiste anjiyotensin-II kasılma yanıtları arttı, empagliflozin tedavisi bu azalmayı da düzeltti. Renal arter dallarında sepsiste asetilkolin yanıtları azaldı, empagliflozin özellikle renal arter ikinci dalında bu azalmaya düzeltici etki gösterdi. Aynı arterlerde sepsiste SNP yanıtları değişmedi, elektriksel alan stimülasyonu ilişkili kasılma yanıtları azaldı ancak empagliflozin bu azalmayı düzeltici etki yapmadı. Empagliflozin tedavisi sepsiste karaciğer ve ileumda görülen histopatolojik hasarı düzeltici etki yaparken böbrekte tespit edilen histopatolojik hasarı düzeltmedi.

Akut böbrek hasarıBöbrek hastalıklarıHayvan deneyleri+5
Sinan Alperen Kaya
Hacettepe University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Parenteral lipid emülsiyonlarının deney fare sepsis modelinde mezenterik hipoperfüzyon, oksidatif stres ve organ hasarına etkisi

Bu çalışmada, farede lipopolisakkarit ile oluşturulan septik şok modelinde farklı parenteral lipid emülsiyonlarının, mezenterik hipoperfüzyon, inflamasyona bağlı oksidatif hasar ve organ hasarına etkisi incelenmiştir. Mezenterik kan akımı değerlendirildiğinde, lipopolisakkarit uygulanan hayvanlarda akım, kontrol grubuna göre anlamlı bir şekilde azaldı (ml/dk, kontrol: 3,02 ± 0,10, LPS: 1,44 ± 0,10). Kontrol grubunda zeytinyağı ve soya yağı mezenterik kan akımını azalttı. Lipopolisakkaritle azalan mezenterik kan akımını, balık yağı düzeltti ancak veri vücut ağırlığına göre yorumlandığında bu fark gözlenmedi. Lipopolisakkarit uygulaması sonrasında artan karaciğer ve dalak yaş ağırlığını lipid emülsiyonları önlemedi. Soya yağı, karaciğer, akciğer ve serumda oksidatif stres indeksini istatistiksel anlamlı olarak arttırdı. Zeytinyağı, dalakta, lipopolisakkarit ile artmış olan oksidatif stres indeksini azalttı, ancak serumda kontrol grubunda arttırdı. Histopatolojik incelemede, kullanılan dozlarda lipid emülsiyonları, normal fare karaciğer ve dalağı için histopatolojik olarak zararlı etkiler göstermektedir. Lipopolisakkarit varlığında balık yağı, sadece lipopolisakkarit uygulamasına göre karaciğere daha az hasar vermektedir. Bu sonuçların ana bulgusu yüksek omega-3 yağ asidi içeren balık yağı emülsiyonlarının deneysel sepsis modelinde azalmış mezenter kan akımını arttırması ve karaciğer hasarını önlemesidir. Balık yağı emülsiyonları, sepsis oluşturulmuş farelerde, koruyucu etki gösterdiği dozlarda, sağlıklı hayvanlarda organ hasarına sebep olmaktadır.

EmülsiyonlarFarelerHayvan deneyleri+6
Gökşen Öz
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Sepsis ve septik şok yönetimine klinik eczacının katkısının değerlendirilmesi

Sepsis ve septik şokun patofizyolojisinin farmakokinetik üzerindeki etkisi, tedavide kullanılan ilaç sayısı ve hastaların değişken fizyolojisi ilaç ilişkili sorunlara neden olmakta ve septik hastalarda bireyselleştirilmiş tedavi planı yapılması gerekmektedir. "Sepsiste Sağkalım Kampanyası" tedavi kılavuzları, sepsis ve septik şoklu hastaların tedavi yönetimine multidisipliner ekibin dahil olmasının, mortalite oranlarını düşürebileceği belirtilmektedir. Bu tez çalışmasında, sepsis ve septik şok tanılı hastaların tüm tedavi basamaklarında tespit edilen ilaç ilişkili sorunlara yönelik yapılan önerilerle klinik eczacının tedaviye katkısının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Klinik eczacının ilaç tedavilerine önerilerde bulunduğu çalışma grubuna prospektif olarak 65, klinik eczacının bulunmadığı kontrol grubuna ise retrospektif olarak 65 hasta dahil edilmiştir. Çalışma grubunun tedavilerinde ilaçla ilgili tespit edilen 753 soruna yönelik 670 öneri yapıldığı ve bu önerilerin en sık antimikrobiyallerin dozlarına yönelik olduğu saptanmıştır (n=168, %25,81). İki grup arasında tedavi süresince yoğun bakım ünitesinde yatışlarındaki antimikrobiyallerin doz uygunluğu (p<0,001), uygun antimikrobiyale geçiş süresi (p<0,001), tüm hastalardaki günlük antibiyotik maliyetleri (p<0,005) ve böbrek fonksiyon bozukluğu olan hastalardaki antibiyotik maliyetleri (p<0,05) arasında istatistiksel olarak anlamlı iyileşme bulunmuştur. Bu tez çalışmasında, klinik eczacının günlük takiplerle septik hastaların ilaç tedavilerine yönelik yaptıkları öneriler ve bilgilendirmeler sonucunda; sepsis ve septik şok tedavi yönetimine; ilaç etkileşimlerinin önlenmesi ve yönetilmesi, antimikrobiyal tedavilere daha çabuk başlanması, başta antimikrobiyaller olmak üzere hastaya uygun ilacın ve dozun seçimi, terapötik ilaç izlemi ile tedavinin takibi ve antimikrobiyal ilaçların maliyetlerinden tasarruf edilmesinde katkıları olduğu gösterilmiştir.

EczacılarEczacılıkKritik hastalık+4
Nursel Sürmelioğlu
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Melatoninin lipopolisakkarit ile indüklenmiş deneysel sepsis modelinde sıçan kardiyak fonksiyonu üzerine etkisi

Bu çalışmada antioksidan etkileri ile öne çıkan ve pleitropik bir endojen olan melatoninin sepsiste gelişen kardiyak disfonksiyona ve bir takım sepsis biyobelirteçlerine olan etkisi ve antioksidan kapasiteye katkısı incelenmiştir. Kalp fonksiyonunu değerlendirmek için Langendorff izole kalp perfüzyonu ve izole organ banyosu deney düzenekleri; biyokimyasal analizler için ELISA yöntemi kullanılmıştır. Langendorff deney düzeneğinde septik koşulların; kalbin kasılma ve gevşeme kapasitesini gösteren sol ventrikül basınç zaman eğrisinin zamana göre türevinin maksimum değerini azaltığı minimum değerini ise mutlak değerde azaltığı gösterilmiştir. Sol ventrikülün geliştirdiği basınç ve koroner akım hızı septik hayvanlarda anlamlı derecede düşmüştür. Septik hayvanlara melatonin uygulandığında bu negatif etkilerde düzelme görülmemiştir. Ancak aynı parametrelerin bazale göre değişimlerin gösterildiği grafiklerde, melatonin uygulanmış septik hayvanlarda, septik hayvanlara göre anlamlı derecede daha az oranda değişim ölçülmüştür. LPS verilmiş hayvanların kalplerinden izole edilen atriyumun isoproterenole verdiği yanıt sağlıklı dokuya göre anlamlı derecede artmıştır. İzole organ banyosundaki diğer parametrelerde anlamlı fark görülmedi. ELISA ile kalp, dalak, karaciğer ve serumdaki belirteçler tespit edildi. Septisteki majör biyobelirteçler olan IL1-β, IL-6 ve TNF-α seviyelerinde, melatonin verilmiş septik hayvan doku örneklerinde septik hayvanlara göre anlamlı derecede düşüş kaydedildi. Kardiyak disfonksiyon ile ilişkilendirilen ve sepsiste de artış gösteren IL-17 seviyesinin melatonin uygulanmış septik hayvanlarda azaldı. Melatonin sepsis ile azalan antioksidan kapasiteyi artırdı ve artan oksidan yükü ise azalttı.

KalpKalp fonksiyon testleriLipopolisakkaritler+4
Berna Kösekaya
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakım ünitelerinde sepsis ve ventilatör ilişkili pnömonide antibiyotik yönetim programının etkileri

Son yıllarda, antibiyotik direnç oranında önemli ölçüde arttığı, buna karşılık yeni geliştirilen antibiyotiklerin sayısında ciddi azalma olduğu görülmektedir. Diğer mikroorganizmalara nazaran bakterilerin hızlı direnç kazanması, bu etkenlerle ciddi enfeksiyon gelişen hastalarda "uygunsuz" tedavi sonucu morbiditenin, mortalitenin ve tedavi maliyetinin daha yüksek olması nedeniyle antibiyotik yönetimi son yıllarda oldukça popüler bir konu haline gelmiştir. Bu çalışma, Hacettepe Üniversitesi Erişkin ve Onkoloji Hastaneleri Yoğun Bakım Üniteleri'nde izlenmekte olan, sepsis/septik şok veya ventilatör ilişkili pnömoni (VİP) tanısı almış olan hastalarda yapılmıştır. Çalışmada antimikrobiyal tedavi yönetim uygulamasının etkileri araştırılmıştır. Hasta verileri, sadece yerel kılavuzların geliştirildiği ve uygulanmasının teşvik edildiği (2. dönem) ve her hastanın tedavi planına aktif müdahalenin yapıldığı (3. dönem) iki dönemde prospektif olarak toplanmış, veriler retrospektif hasta verileriyle karşılaştırılmıştır. Antimikrobiyal yönetim ilkelerinin uygulanmasının hasta izlemindeki etkileri, geliştirilen skorlama sistemlerine göre puanlama yapılarak değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda sepsis kolunda, SOFA skoru hesaplanma oranı (p<0,001), antibiyotik uygulamadan önce tam idrar tetkiki (p=0,001) ve idrar kültürü alınma oranları (p=0,003) müdahaleli 3. dönemde 1. ve 2. dönemlere göre anlamlı şekilde artmıştır. Tedavi öncesi iki set kan kültürü alınması 2. ve 3. dönemde, 1. döneme göre anlamlı olarak artmıştır (0,034). Antibiyotik öncesi CRP ve prokalsitonin bakılması 3. dönemde en yüksektir (p<0,001). Antibiyotiğin yerel kılavuza uygun doz (p=0,004) ve uygun infüzyon süresinde (p<0,001) verilme oranı yine 3. dönemde en yüksektir. VİP kolunda tanı anında SOFA skoru hesaplanması 3. dönemde sağlanmıştır (p=0,027). Antibiyotik öncesi solunum yolu örneklerinin kültürü ve Gram boyamasının yapılma oranında (p=0,028), antibiyoterapinin kılavuza uygun doz aralığında verilmesinde (p=0,021) 2. dönemde bir düşüş olmuş, 3. dönemde bu rakamlar artmıştır. Kalite skorlamasından alınan toplam puanlar hem sepsis hem de VİP kolunda artmıştır.

AntibiyotiklerAntienfektif ajanlarPnömoni+4
Gamze Gürsoy
Hacettepe University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

24-34 hafta arasında preterm erken membran rüptürü gelişen gebelerin tedavisinde kullanılan iki farklı antibiyotik rejiminin neonatal enflamasyonu ve erken neonatal sepsisi önlemedeki etkinliklerinin karşılaştırılması

Preterm erken membran rüptürü yönetiminde kullanılan antibiyotikler hakkında görüş birliği yoktur ve farklı antibiyotik rejimleri önerilmektedir. İntraamniyotik enfeksiyon için alternatif bir tedavi rejimi olan sulbaktam-ampisilin rejiminin erken neonatal sepsis ve neonatal enflamasyon açısından, azitromisin-ampisilin rejimine göre P-EMR tedavisindeki etkinliğini gösteren bir araştırma bulunamamıştır. Bu nedenle biz 2015-2020 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde ve 2019-2021 yılları arasında Ankara Şehir Hastanesi Yenidoğan Kliniğinde preterm erken membran rüptürü tanısı ile izlenen yenidoğanları ve annelerini, preterm erken membran rüptürü tedavisinde kullanılan antibiyotiklere göre gruplayarak, antenatal dönemde verilen tedavilerin neonatal enflamasyon ve erken neonatal sepsisi engellemedeki etkinliklerini karşılaştırmayı hedefledik. Araştırmaya dahil edilen 208 hastanın incelenmesi sonucunda sulbaktam-ampisilin rejimi verilen gruptaki hastalar (n=100) ile azitromisin-ampisilin rejimi (n=108) verilen hastalar arasında erken neonatal sepsis sıklığında fark tespit edilmedi (p=0,75). Sulbaktamampisilin tedavisi verilen grupta (n=92) serum prokalsitonin düzeyi Z skorunun, azitromisin-ampisilin tedavisi verilen gruba göre (n=95) daha yüksek olduğu görüldü (p<0,001). Sulbaktam-ampisilin tedavisi verilen grupta (n=100) lökosit sayısı, azitromisin-ampisilin tedavisi verilen gruba göre (n=108) daha yüksek saptandı (p=0,042). Sulbaktam-ampisilin tedavisi verilen grupta (n=97) serum CRP düzeyi Z skoru, azitromisin-ampisilin tedavisi verilen gruba göre (n=102) daha düşük saptandı (p<0,042). Bronkopulmoner displazi (p=0,096), nekrotizan enterokolit (p=0,11), patent duktus arteriyosus (p=0,42), respiratuar distres sendromu (p=0,057), intraventriküler kanama (p=0,096) açısından gruplar arasında fark saptanmadı.

AntibiyotiklerBebek-yenidoğmuşBebek-yenidoğmuş hastalıkları+5
İsmail Ulusoy
Hacettepe University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Endotelin reseptör antagonisti tezosentanın sıçanda lipopolisakkarit ile oluşturulan deneysel sepsis modelinde kardiyak disfonksiyon üzerine etkisi

KARA, S.C., Endotelin Reseptör Antagonisti Tezosentanın Sıçanda Lipopolisakkarit ile Oluşturulan Deneysel Sepsis Modelinde Kardiyak Disfonksiyon Üzerine Etkisi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Tıbbi Farmakoloji Programı Doktora Tezi, Ankara, 2019. Bu çalışmada endotelin reseptör antagonisti tezosentanın, lipopolisakkarit kullanılarak oluşturulan septik şokta gözlenen kardiyak disfonksiyona etkisi incelenmiştir. Langendorff deneysel düzeneğinde sol ventrikülün geliştirdiği basınçta (90,70 ± 4,15'e 59,72 ± 1,39), koroner akım hızında (14,25 ± 0,66'ya 7,5 ± 0,44), sol ventrikülden elde edilen basınç eğrisinin zamana göre türevinin en yüksek (1882 ± 70,93'e 1249 ± 36,55) ve en düşük (-1318 ± 62,77'ye -777,7 ± 35,23) değerlerinde, lipopolisakkarit uygulaması anlamlı azalmaya neden olurken, lipopolisakkaritten iki saat sonra yapılan tezosentan uygulaması bu azalmaları iyileştirmiştir (sırasıyla 72,15 ± 3,67; 11,2 ± 0,54; 1586 ± 83,12; -1113 ± 117,90). Histopatolojik incelemede, lipopolisakkarit, kalp dokusunda hasar yaratmamıştır. İzole atriyum preparatında lipopolisakkarit, atım sayısını artırmış, kasılmaları ise değiştirmemiştir. Lipopolisakkarit uygulanan grubun, atriyum atım sayısı ve kasılmasının karbakol yanıtları ve atım hızı izoprenalin yanıtı kontrol grubuyla benzerdir. Atriyum kasılma-izoprenalin yanıtları iki grupta farklıdır. Tezosentan her iki grupta da atriyum atım sayısına anlamlı şekilde etki etmemiştir. Tezosentan özellikle lipopolisakkarit grubunda atriyum kasılmasını artırmıştır. İzole papiller kas preparatında lipopolisakkarit, kasılma kuvvetini, izoprenalin ve karbakol yanıtlarını değiştirmemiştir. Bu sonuçlara göre endotelin reseptör antagonisti tezosentan, lipopolisakkarit ile indüklenen miyokardiyal disfonksiyonu Langendorff düzeneğinde azaltmıştır. Bu etkileri in vitro ortamda gösterilememiştir. Tezosentanın vücutta kalp dışı oluşan etkilerine ikincil olarak kardiyak fonksiyonlar iyileşiyor olabilir. Anahtar Kelimeler: septik şok, tezosentan, Langendorff, kalp kası, endotelin

AntagonistlerEndotelinlerKalp+5
Süleyman Cihan Kara
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste sepsis tanı, mortalite ve morbiditesinin belirlenmesinde hızlı sepsis ilişkili organ yetmezliği değerlendirme, sistemik inflamatuar yanıt sendromu, ulusal erken uyarı skorlarının karşılaştırılması

Amaç Bu çalışmada acil servise enfeksiyon şüphesiyle başvuran ve/veya acil servis takibi esnasında enfeksiyon şüphesiyle antibiyoterapi başlanan ya da kültür alınan hastaların giriş qSOFA, SIRS, NEWS skorlarının ; altın standart SOFA skoruna göre sepsis/septik şok tanısı , erken ve geç dönem mortalite , morbidite açısından karşılaştırılması amaçlandı. Yöntem Ege Üniversitesi Acil Servisine enfeksiyon şüphesiyle başvuran ve/veya acil servis takibi esnasında enfeksiyon şüphesiyle antibiyoterapi başlanan ya da kültür alınan hastalara altın standart olarak SOFA skoruna göre sepsis tanısı konuldu. Hastaların geliş qSOFA, SIRS, NEWS skorları hesaplandı. Sepsis tanısı alan hastalarda inotrop ihtiyacı ya da laktat yüksekliği varsa septik şok tanısı konuldu. Sepsis ve sepsis şok insidansı hesaplandı ve bu skorlama sistemleri tanı koyma, erken ve geç mortalite , morbidite ve güvenli taburculuk açısından karşılaştırıldı. Çalışmamızda sepsis/septik şok tanısında Ki-Kare , T-Test , Man-Whitney testleri yapıldı. Mortalite için Kaplan-Meier ve Cox Regresyon Analizleri yapıldı. Bulgular Çalışmamıza n=525 hasta alınmış olup bu hastaların %11,8'ı(n=62) çeşitli sebeplerle [Eksik veri(n=43), çalışmadan ayrılmayı isteme (n=3), dışlama kriterleri(n=16)] çalışmadan çıkarılmış olup toplam n=463 hasta değerlendirmeye alındı. Hastaların %59.2'si(n=274) erkek olup yaş ortalaması 63,27 ± 18,06 saptandı. Hastaların %62'si (n=287) sepsis tanısı, %13,8'i (n=64) septik şok tanısı aldı. Iki günlük oranı %2,5 (n=12) yedi günlük mortalite oranı %8,4 (n=39), 30 günlük mortalite oranı %18,1 (n=84) olarak saptandı. Çalışmaya alınan hastaların %16,6'sında (n=77) entübasyon ihtiyacı, %14,25'inde (n=66) inotrop ihtiyacı olduğu ve %0,6'sında(n=3) ölümcül aritmi geliştiği görüldü . Çalışmaya alınan hastaların %17,27'unun (n=80) yoğun bakım yattığı saptandı. En sık görülen hastalık pnömoni [%36,5 (n=182)] olup sırasıyla üriner sistem enfeksiyonu [%23,1 (n=115)] , batın içi enfeksiyon [%16,3 81 (n=81)] yumuşak doku enfeksiyonu [%34 (n=6,8)] tanısı aldıkları saptandı. Hastaların %47,5'i (n=220) acil serviste izlendiği ve %3,2'sinde (n=14) acil serviste mortalite geliştiği gözlendi. Hastaların %52,48'si (n=243) hastaneye yatırıldı. Bu hastaların %17,27' si (n=80) Yoğun Bakıma, %35,20 (n=163) servise yattığı görüldü. Yoğun bakım mortalite oranı %8,7 (n=41) , servis mortalite oranı %4 (n=119) olarak saptandı. Hastaların %72,6'sında (n=336) SIRS pozitif, %14,50'sinde (n= 67) qSOFA pozitif saptandı. NEWS skoru açısından değerlendirildiğinde %24,62'i (n=114) yüksek risk , %24,40'ü (n=113) orta risk 50,97 %,'u (n=236) düşük risk olarak saptandı. Sepsis tanısı açısından NEWS-1 sensitivitesi %35,54 , spesifitesi %93,18 , PPD %89,47 , NPD %46,99 , NEWS-2 sensitivitisi %65,85 , spesifitesi %78,41 , PPD %83,26 , NPD %58,47 , qSOFA sensitivitesi %23,00 , spesifitesi %99,43 , PPD %98,5 , NPD %44,19 , SIRS sensitivitesi %77,35 , spesifitesi %35,23 , PPD %66,0 , NPD %48,82 olarak saptandı. qSOFA, SIRS ve NEWS'in sepsis tanısında AUROC değerleri sırasıyla NEWS=0,731, qSOFA=0,728 ve SIRS= 0,570 olarak saptandı. Şeptik şok tanısında AUROC değerleri sırasıyla NEWS=0,801 , qSOFA=0,795 SIRS=0,573 olarak saptandı. Mortalitede AUROC değerleri NEWS=0,772 , qSOFA=0,758 , SIRS=0,542 olarak saptandı. III Skorların sepsis ve septik şok tanısı açısından rölatif riskleri(RR) hesaplandı. Buna göre NEWS-2'e göre yüksek-orta risk grubunda olan hastalarda düşük risk grubuna göre sepsis görülme riski 5,19 (%95 GA; RR=3,01-8,97) kat artmış bulundu . qSOFA pozitif olan hastalarda negatif olan gruba göre sepsis görülme riski 1,76 (%95 GA; RR=1,60-1,93) kat artmış bulundu. NEWS-1'e göre yüksek risk grubunda bulunan hastalarda orta ve düşük risk grubuna göre sepsis görülme riski 1,68 (%95 GA; RR=1,50-1,89) kat artmış bulundu. SIRS pozitif olan hastalarda negatif olan gruba göre sepsis görülme riski 1,29 (%95 GA; RR=1,07-1,55) kat artmış bulundu. qSOFA pozitif olan hastalarda negatif olan gruba göre septik şok riski 6,69 (%95 GA; RR=1,60-1,93) kat artmış bulundu. NEWS-2'e göre yüksek-orta risk grubunda olan hastalarda düşük risk grubuna göre septik şok riski 6,35 (%95 GA; RR=3,21-12,55) kat artmış bulundu. NEWS-1'e göre yüksek risk grubunda bulunan hastalarda orta ve düşük risk grubuna göre sepsis görülme riski 5,10 (%95 GA; RR=3,22-8,08) kat artmış bulundu. SIRS pozitif olan hastalarda negatif olan gruba göre sepsis görülmes riski 2,31 (%95 GA; RR=1,17-4,53) kat artmış bulundu. Skorların mortalite odds ratioları(OR) hesaplanmış olup buna göre ; NEWS-2'e göre yüksek-orta risk grubunda olan hastalarda görülen mortalite ihtimalinin düşük risk grubunda olanlara oranı 6,08 (%95 GA; OR=3,42-10,79) bulundu. qSOFA pozitif olan hastalarda görülen mortalite ihtimalinin negatif olan gruba oranı 5,26 (%95 GA; OR=3,39-8,17) bulundu. NEWS-1'e göre yüksek risk grubunda bulunan hastaların mortalite ihtimalinin orta ve düşük risk grubunda olanlara oranı 4,83 (%95 GA; RR=3,14-7,44) bulundu. SIRS pozitif olan hastalarda görülen mortalite ihtimalinin negatif olan gruba oranı 1,86 (%95 GA; RR=1,06-3,25)bulundu. İleri yaşta olan , diabetes mellitus , kronik böbrek yetmezliği , malignite tanısı bulunan hastaların olmayanlara göre istatistiki anlamlı oranda daha fazla sepsis tanısı aldığı saptandı. (p<0,005) KBY ve Malignite tanısı olan hastaların mortalite ihtimalinin olmayanlara oranı sırasıyla 1,98 (%95 GA OR=1,07-3,66) ve 3,67 (%95 GA OR=2,38-5,65) saptandı. Çalışmamızda hipotermi , hipotansiyon hem sepsis tanısında hem de mortalitede istatistiki anlamlı oranda daha fazla saptandı. (p<0,001) IV Yoğun bakım yatışını belirleme açısından ; qSOFA skoru istatistiki anlamlı oranda daha fazla pozitif olduğu , NEWS-1'e göre yüksek risk grubunda olanların istatistiki anlamlı oranda daha fazla olduğu , NEWS-2'e göre yüksek-orta risk grubunda olanların istatistiki anlamlı oranda daha fazla olduğu saptandı.(p<0,005) SIRS ise yoğun bakım yatışı belirlemede anlamlı herhangi bir özelliğe sahip değildi(p=0,076) SONUÇ NEWS skorlama sistemi acil servis hasta populasyonunda qSOFA ve SIRS skorlama sistemine göre sepsis/septik şok tanısında , mortalite (erken ve geç dönem) ve morbidite saptanmasında üstündür. SIRS skorlama sistemi NEWS ve qSOFA skorlama sistemine göre daha yüksek sensitiviteye sahiptir bu nedenle acil servislerde kullanılabilir. Acil serviste kullanımı önerilen qSOFA ; sepsis tanısı , mortalite ve morbidite sonuçları açısından iyi olmadığı ve güvenli taburculuk konusunda değersiz olduğu için acil serviste kullanılmaya uygun değildir. NEWS skorlama sistemi risk sınıflaması ve tanı koymada acil servislerde kullanılmalıdır.

Acil servis-hastaneMorbiditeMortalite+7
Ali Fuat Oduncu
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sepsiste intravenöz immünoglobülin deneyimimiz

Sepsis, enfeksiyona düzensiz bir konakçı tepkisinden kaynaklanan hayatı tehdit eden organ fonksiyon bozukluğudur. Sepsis ve septik şok, her yıl dünyada milyonlarca insanı etkileyen ve dörtte birini (genellikle daha fazlasını) öldüren önemli sağlık sorunlarıdır. İntravenöz İmmunoglobulin tedavisi alan her hastada bakılan laboratuvar verilerinden albumin, c-reaktif protein (CRP), main platelet volume (MPV), trombosit sayısı (PLT) değişimlerini hesaplamak ve bu değişimlerin sepsisli olgularda sağkalım ve mortalite açısından değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Çalışmamıza Ocak 2010- Aralık 2018 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Yoğun Bakım Ünitesinde İntravenöz İmmünoglobulin tedavisi alan 130 sepsis tanılı hasta dahil edildi. Hastalar IVIG başlanma zamanına göre; Grup 1 (IVIG<24 saat) (n=75) ve Grup 2 (IVIG>24 saat) (n=55) olarak sınıflandırıldı. Hastaların %53.1'i erkek ve yaş ortalaması 54.16 ± 17.28 olup gruplar arasında istatiksel anlamlı fark saptanmadı. Çalışmada toplam mortalite oranı %51.5'tir. Grup 1 ile grup 2 arasında mortalite açısından istatiksel anlamlı fark saptanmadı. İnotrop kullanan grupta mortalite oranı kullanmayan gruba göre istatiksel olarak daha anlamlı yüksek saptandı (%81.6 ve %9.3, p<0.001). Başvuru anında hastaların sistolik kan basıncı (SKB) ortalaması 106.5 ± 28.4 mmHg, diyastolik kan basıncı (DKB) ortalaması 66.3 ± 17.06 mmHg, serum albumin değeri 2.9 ± 0.63 g/L idi. Bu verilerden SKB, DKB ve serum albumin değerleri ölen grupta yaşayan gruba göre istatiksel olarak daha anlamlı düşük saptandı (p=0.017, p=0.019 ve p<0.001). Yaşayan grupta CRP (Δ CRP), MPV (Δ MPV) değişimlerinde ölen gruba göre istatiksel olarak daha anlamlı azalma saptandı (p<0.001 ve p<0.001). Albumin (ΔAlbumin) ve PLT (Δ PLT) değişimlerinde ise ölen gruba göre istatiksel olarak daha anlamlı artış saptandı (p=0.002 ve p=<0.001). Grup 1'de (IVIG<24 saat) Δ Albumin değişimi istatiksel olarak anlamlı daha iyi saptandı (p=0.040). Bu tez, sepsis hastalarında IVIG verme zamanı ile ilgili devam eden gözlemsel çalışmanın ilk sonuçlarının paylaşıldığı veriler içermektedir. Literatürde bu konuda yayınlanmış sadece iki çalışma vardır. İnotrop kullanan hasta grubunda mortalite oranı istatiksel olarak daha anlamlı yüksek saptandı. Ölen grupta SKB, DKB ve albumin değerleri yaşayan gruba göre istatiksel anlamlı düşük saptandı. Yaşayan grupta CRP (Δ CRP) ve MPV (ΔMPV) değişimlerinde istatiksel anlamlı düşme, albumin (Δ Albumin) ve PLT (Δ PLT) değişimlerinde ise artma saptandı. Grup 1 (IVIG<24 saat) ve Grup 2 (IVIG>24 saat) arasında mortalite açısından anlamlı farklılık saptanmadı.. Grup 1'de (IVIG<24 saat), albumin değişiminde (Δ Albumin), Grup 2'ye oranla istatiksel olarak daha anlamlı artış saptandı. Aynı şekilde PLT değişimi (Δ PLT) ve CRP değişimleri (Δ CRP) grup 1'de grup 2'ye göre sırasıyla daha fazla artış ve daha fazla düşüş olarak gerçekleşti ancak fark istatistiksel anlama ulaşmadı. Bunun nedeni hasta sayısının az olması olabilir. Her ne kadar az hasta popülasyonunda elde ettiğimiz veriler sunulmuş olsa da, Sepsis ve septik şokta erken IVIG tedavisi ile mortalitenin azalacağını düşünmekteyiz. Mortalite ön görücüsü olarak saptadığımız albumin değişiminin, erken grupta anlamlı daha iyi çıkması da bu olasılığı desteklemektedir. Süregelen dönemde, artan hasta sayısı ile daha sağlıklı veriler elde edeceğimizi düşünmekteyiz.

AlbüminlerC reaktif proteinMortalite+7
Farıd Ismayılov
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel sepsis modellerinde Morus Nigra (Kara Dut)'nın sepsis tedavisi ve mortalitesindeki etkisi

AMAÇ: Sepsis yüzyıllardır süregelen bir morbidite ve mortalite sorunudur. Sepsis tedavisinde mevcut patojene yönelik çeşitli tedavi yöntemleri kullanılsa da, tedavide kesin ve etkili denebilecek bir yöntem mevcut değildir. Morus nigra, içerdiği fluvanoidler ve antioksidan kapasitesi ile hem tıbbi, halk arasında şifalı olduğuna inanıldığı için hem de toplumsal olarak alternatif bir tedavi yöntemi olabileceğini düşündürttüren özelliklere sahiptir. Yapılan literatür taramalarında, direkt olarak Morus nigra'nın sepsis üzerindeki etkilere ya da antibakterisidal özelliklere değinilen bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu nedenle içerdiği özellikler sebebiyle sepsis tedavisinde ve mortalitesinde Morus nigra'nın etkilerini gösteren bir çalışma yapmayı amaçladık. YÖNTEM: Ege Üniversitesi Labaratuar Hayvanları Uygulama ve Araştırma Merkezi'nden (EGEHAYMER) temin edilen, seksüel olgunluğa erişmiş, ağırlıkları 220 ile 300 gram arasında değişen Wistar Albino tipi her iki eşeyden 28 adet sıçan, 22C oda ısısında, % 45-75 nemde, karanlık ve aydınlık gün geçirme saatleri 12 saatlik eşit döngülerde olacak şekilde, serbest su ve gıda desteği sağlanarak araştırmaya alındılar. 7 günlük planlanan çalışmada gruplar belirlendi. Grup I (Kontrol grubu) herhangi bir tedavi almadı. Diğer gruplara ait sıçanlara 0.günde CLP işlemi uygulandı. Grup II (CLP grubu) sadece CLP işlemi geçirip 7.güne kadar takibi sağlandı. Grup III (CLP+SF) grubu, CLP işlemi sonrası 24 saatte 1 olacak şekilde, 7 gün boyunca, Morus nigra'nın çözücüsü 3mL intraperitoneal SF enjeksiyonu aldı. Grup IV (Kara dut grubu) ise CLP sonrası 7 gün boyunca 24 saatte 1 3mL kara dut çözeltisi aldı. 7.günün sonunda denekler, böbrek ve karaciğer biyopsilerinin alınması için sakrifiye edildi. Alınan örnekler H&E, Mallory azan, Anti-enos, Anti-inos, Anti-gfap boyamalara tabii tutuldu. Preparatlar ışık mikroskopu altında x4, x20 ve x40 büyütmelerinde incelendi. Toplanan veriler GraphPad Prism 6.0 programı ile istatistiksel olarak değerlendirildi. BULGULAR: Işık mikroskopu altında incelenen preparatlarda, ITO hücre miktarına, gruplar arası cast formasyonu mevcudiyetine, eritrosit ekstravazasyonuna, fırçamsı kenar kaybına, hepatik sinuzoidlerde dilatasyona ve konjesyona, portal alanda inflamasyona, tubuler dilatasyona ve vena centraliste konjesyona bakıldı. Yapılan değerlendirme ve istatiksel analiz sonucu, Kara dut ekstresi alan deneklerde CLP ve CLP+SF gruplarındaki deneklere oranla, ITO hücre miktarında p<0.0001, cast formasyonunda p<0.0001, eritrosit ekstravazasyonunda p<0.0001 olacak şekilde istatiksel anlamlı üstünlük saptandı. Kara dut grubunda fırçamsı kenar kaybı ise CLP grubuna p<0.0001, CLP+SF grubuna p<0.001 olacak şekilde istatistiksel bir anlam ifade etti. Kara dut grubunda bakılan hepatic dilatasyon ve konjesyon, portal alanda inflamasyon, tubuler dilatasyon CLP ve CLP+SF gruplarına oranla p<0.0001 olarak istatistiksel olarak anlamlı belirlendi. Deneklerden alınan örneklerde incelenen vena centralis konjesyonununda Kara dut grubu ile CLP ve CLP+SF gruplarına karşı yapılan değerlendirme sonucu p<0.001 olarak belirlendi. Kontrol grubu ile Kara dut grubu arasında yapılan karşılaştırılmada ise, gruplar arası cast formasyonunda, fırçamsı kenar kaybında, hepatik venlerde dilatasyon ve konjesyonda, portal alanda inflamasyonda ve tubuler dilatasyon değerlendirilmelerinde Kontrol grubunun Kara dut grubuna p<0.01 olacak şekilde anlamlı istatiksel üstünlük saptadığı belirlendi. Kontrol ve Kara dut grubu arasında yapılan incelemeler sonucu, vena centraliste konjesyon, eritrosit ekstravazasonu, ITO hücre miktarı parametrelerinde Kontrol grubunun Kara dut grubuna anlamlı istatistiksel üstünlük sağladı görüldü. (p<0.001) SONUÇ: Yapılan bu tez çalışmasında, CLP yöntemi ile oluşturulmuş deneysel sepsis modellerinde, intraperitoneal yoldan uygulanana Morus nigra tedavisinin, böbrek ve karaciğer dokularından alınan örneklerde, inflamatuar ve nekrotik etkileri azalttığı görüldü. Ancak dokulardaki akut evre etkileri istatistiksel ve histopatolojik olarak azalttığı, dokuların tamamen normale dönmesini sağlamakta ise başarısız olduğu görüldü.

HistopatolojiKaradutLigasyon+6
Murat Ali Şen
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkin yoğun bakım ünitelerindeki bakteriyemi etkeni olarak saptanan gram pozitif bakterilerin ve direnç genlerinin hızlı tanısında mikroarray ve lizis filtrasyon yöntemlerinin karşılaştırılması

Bakteriyemi ve sepsis hızlıca hayatı tehdit edebilecek boyutlara ulaşabilen ve yüksek mortaliteyle seyreden hastalıklardır. Bu yüzden hızlıca etkenin belirlenmesi ve tedaviye başlanması gerekir. Bu çalışmada kan kültüründe üreyen gram olumlu bakterilerin tanımlanmasında kültür sonrası MALDI TOF MS tanımlama yöntemi, lizis filtrasyon sonrası MALDI TOF MS (LFM) tanımlama yöntemi ve mikroarray yöntemi olmak üzere üç yöntemin birbiri ile karşılaştırılması ve ayrıca tanımlanan etkenlerin mikroarray yöntemi ile direnç profillerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.Çalışmaya Ağustos 2016-Ekim 2016 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi erişkin yoğun bakım ünitelerinde takip edilen hastalardan alınmış olan ve gram pozitif üreme saptanan 40 kan kültürü şişesi dahil edildi. Kan kültürü şişesinin pozitif sinyal vermesi sonrasında; subkültür ve kültür kolonisinden MALDI TOF MS ile tanımlama, şişeden alınan örnektenlizis filtrasyon sonrası MALDI TOF MS ile tanımlama ve Nanosphere Verigene System BC-GP mikroarray test yöntemi ile tanımlama işlemleri uygulandı ve sonuçlar birbirleriyle karşılaştırıldı.Kültür sonrası MALDI TOF MS identifikasyonu ile LFM identifikasyonu karşılaştırıldığında uyum %75 (30/40) olarak hesaplanmıştır. Kültür sonrası MALDI TOF MS identifikasyonu ile mikroarray sonuçları birbiriyle karşılaştırıldığında uyum %90 (36/40) hesaplanmıştır. LFM ile mikroarray yöntemlerinin birbirleri ile benzerliği %83.3 (30/36) bulunmuştur. Her üç yöntemin birlikte tutarlı sonuç verdiği örneklerin oranı ise %67.5 (27/40 ) olarak hesaplanmıştır.Çalışmada elde edilen verilere dayanılarak, hem lizis filtrasyon hem de mikroarray test yöntemlerinin sepsisli hastalarda hızlı tanı açısından yararlı olduğu değerlendirilmiştir. Her iki yöntemin birbirlerine üstünlükleri veya eksiklikleri bulunmaktadır. Çalışmamızın sonucunda, lizis filtrasyon sonrası MALDI TOF MS tanımlama yönteminin maliyet etkinlik, hız, veritabanı genişliği, gram boyamaya gereksiniminin olmaması nedeniyle rutinde kütle spektrofotometrisi kullanabilen laboratuvarlar için rutin kullanıma girebilecek bir yöntem olduğunu düşünülmüştür. Lizis filtrasyon sonrası MALDI TOF MS tanımlama yöntemiyle, filtrasyon işlemi sonrasında filtreden yapılan süspansiyondan çalışılacak otomatize duyarlılık test yöntemi kombine edilirse konvansiyonel yöntemlerle tanımlama ve duyarlılık için gerekli olan 48-72 saatlik süre yerine yaklaşık 9-10 saatte sonuç verebilmek mümkün olacaktır.

BakterilerBakteriyel hastalıklarGenler+7
Ayşe Arslan
Ege University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran sepsisli hastalarda intravenöz sıvı tedavisinin pleth variability indeks ve laktat ölçümleriyle değerlendirilmesi

Giriş Bu çalışmaya acil servise başvuran ve ilk değerlendirmesi neticesinde sepsis ön tanısı alan hastalar dahil edildi. Hastaların başvuru esnasında ve takibindeki 1. saatte elde edilen laktat değerleri, ölçülen pleth variability indeks (PVI) değerleri ve PVI ile laktatın birlikte kullanımı ile elde edilen PVI-laktat indeksleri kaydedildi. Bu değerlerdeki değişimlerle hastalarailk bir saat içerisinde verilen sıvı tedavisinin etkinliğinin belirlenebilirliğinin ortaya konulması amaçlandı. Gereç ve Yöntem Bu çalışmaya Nisan 2022- Aralık 2022 tarihleri arasında acil servise başvurup sepsis ön tanısı alan hastalar prospektif olarak dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, laktat değerleri, ölçülen pleth variability indeks değerleri, verilen sıvı tedavisi miktarı, acil servis sonlanımları, hastane sonlanımları ve mortaliteleri değerlendirildi. Bulgular Çalışmamıza sepsis ön tanısı alan 126 hasta dahil edildi. Hastaların %65,7'si (n=67) erkek ve yaş ortalaması 70,38 ± 14,11 yıl olarak kaydedildi. Komorbit hastalıklardan en sık görülenler %43,1 (n=44) ile malignite, % 26,5 (n=27) ile diyabetes mellitus, %25,5 (n=26) ile hipertansiyon olarak saptandı. Verilen sıvı tedavi miktarı <11,75 litre olan hastalarda eksitus oranı sıvı tedavisi ≥11,75 litre olan hastalara kıyasla daha yüksek belirlendi (p=0,013) Başvurudaki PVI değeri için 21,50 daha yüksek değerlerin mortaliteyi %77,42 sensitivite ve %72,73 spesifite ile ön görebileceği belirlendi. Başvurudaki laktat değeri için 2,00 ve daha yüksek değerlerin mortaliteyi %78,18 sensitivite ve %74,55 spesifite ile ön görebileceği belirlendi. Başvurudaki PVI-laktat indeksi için 0,41 ve daha yüksek değerlerin mortaliteyi %78,18 sensitivite ve %68,63 spesifite ile ön görebileceği belirlendi. 1. saatte bakılan PVI-laktat indeksi için 0,44 ve daha yüksek değerlerin mortaliteyi %66,67 sensitivite ve %68,18 spesifite ile ön görebileceği belirlendi. Sonuç Sepsis tanısı alan hastalarda laktat ve pleth variability indeks ve pleth variability indeks-laktat indekslerinin yüksekliği mortalite ile ilişkilidir. Sıvı tedavisi sonrası bakılan pleth variability indeks, laktat ve pleth variability indeks-laktat indekslerinde değişim olmasına rağmen sıvı tedavisinin miktarıyla korelasyonu bulunmamaktadır. Anahtar kelimeler: Sepsis, PVI, laktat, mortalite, acil servis

Acil servis-hastaneAcil tıpLaktatlar+4
Reyhan Çuhadar
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nötrofil lenfosit oranının, sepsisin şiddetinin belirlenmesinde prokalsitonin ile karşılaştırılması

Giriş ve Amaç Sepsis önemli bir morbidite ve mortalite nedenidir ve her yıl dünya çapında milyonlarca insanı etkilemektedir. Sepsisin erken tanınması ve kısa zamanda tedavisinin başlanması, morbidite ve mortalite oranını düşürmek açısından oldukça önemlidir. Çalışmamızda sepsisin şiddetinin belirlenmesinde, daha ulaşılabilir ve hızlı sonuç elde edilebilen nötrofil lenfosit oranının, prokalsitonin ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem Bu çalışma retrospektif olarak 01.01.2019 ile 01.11.2022 tarihleri arasında Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Acil Servis Yoğun Bakım Ünitesinde takip ve tedavisi yapılmış olan sepsis tanılı hastalar ile gerçekleştirilmiştir. Hastaların yaş, cinsiyet, başvurudaki vital bulguları, mevcut hastalıkları, laboratuvar değerleri, yoğun bakım kalış süreleri ve hastane içi sonlanım bilgileri kaydedilerek analiz edildi. Bulgular Sepsis tanısı almış olan 763 hastadan, dahil edilme ve dışlama kriterlerini karşılayan 522 hasta çalışmaya alındı. Çalışmamızdaki yaş ortalaması 71,9 ± 14,9 (18-100 yaş aralığında) idi. Olguların %60'ı erkekti. Hastaların %87,1'inde komorbidite mevcuttu. Olguların %45,8'inde sepsis odağı saptanamamıştı. Sepsis odağı saptananlar ise sırasıyla pnömosepsis (%28,7), ürosepsis (%13,2), kolanjiyosepsis (%8,4) ve ensefalit (%3,8) şeklindeydi. Hastaların %23'ünde ilk 24 saat içerisinde inotrop ihtiyacı mevcuttu. Yoğun bakımda kalış süresi median 6 gün idi (1-90 gün). Olguların hastane sonlanımında %66,3'ünün exitus (n=346), %33,7'sininde (n=176) taburcu olduğu görüldü. Başka bir merkeze sevk edilen (n=26) ve kendi isteği ile taburcu olan (n=3) hastaların verileri çalışmaya dahil edilmedi. Hayatını kaybeden hastaların ilk 24 saat içerisinde inotrop ihtiyacının daha fazla (p<0,001), yoğun bakım kalış süresi ise daha uzundu (p<0,001). Kaybedilen hastaların laktat seviyesi anlamlı derecede daha yüksek izlenirken (p<0,001), nötrofil, lenfosit, NLO ve prokalsitonin seviyeleri açısından anlamlı farklılık izlenmedi. Septik şok olgularında olmayanlara göre NLO (p=0,030), V prokalsitonin (p<0,001) ve laktat (p<0,001) seviyelerinin daha yüksek olduğu izlendi. Mortaliteyle ilişkili faktörler ROC analizleri ile değerlendirildi. Mortalitede en belirleyici parametrelerin sırasıyla YBÜ kalış süresi (AUC=0,650, p<0,001), laktat (AUC=0,639, p<0,001), SKB (AUC=0,589, p<0,001), OAB (AUC=0,587, p<0,001) ve DKB (AUC=0,575, p=0,004) olduğu izlendi. Bununla birlikte NLO, nötrofil ve lenfosit seviyesi mortalitede belirleyici değildi. NLO'nun AUC değeri prokalsitoninden kısmen yüksek olmasına rağmen, iki parametrenin de mortalitedeki belirleyiciliği düşüktü. Sepsis hastalarında, NLO'nun 12,5'in üzerinde olması ise mortalitede %21,6 sensitivite, %53,1 spesifite göstermekteydi. Prokalsitonin seviyesinin 49 ng/mL üzerinde olması ise %7,5 sensitiviteye, %82,3 spesifiteye sahipti. Septik şoklu hastalarda, Prokalsitonin seviyesinin 4,1 ng/mL üzerinde olması ise %61,9 sensitivite, %68,8 spesifite göstermekteydi. NLO'nun 20'nin üzerinde olması ise septik şokta %48,9 sensitiviteye ve %71,1 spesifiteye sahipti. Demografik ve klinik faktörler arasındaki korelasyon analiz edildi. YBÜ kalış süresi ile prokalsitonin seviyesi negatif yönde koreleydi (p<0,001). NLO ile prokalsitonin (p<0,001) ve laktat (p<0,001) pozitif yönde koreleydi. Prokalsitonin seviyesi ile laktat seviyesi pozitif yönde (p<0,001) köreleydi. Sonuç Çalışmamızda sepsis şiddetinde NLO'nun belirleyici olduğu görüldü. Prokalsitonin sepsis şiddetinde daha iyi bir belirleyici olmasına rağmen, NLO'nun daha hızlı hesaplanması ve daha ucuz bir tetkik olması önemli avantajlarındandır. Özellikle septik şok olgularında NLO, YBÜ ortamında kullanışlı olabilir. Ayrıca NLO'nun prokalsitonin seviyeleriyle arasında güçlü korelasyon olmasa da prokalsitonine iyi bir alternatif olarak düşünülebilir. Mortalite açısından NLO'nun tanısal performansının yeterli olmadığı görüldü. Bu nedenle NLO'nun APACHE-II, SOFA gibi şiddet skorlamaları, klinik değerlendirme veya prokalsitonin gibi diğer inflamatuvar belirteçlerle birlikte kullanılması ile daha doğru sonuçlar elde edilebilir.

Hastalık şiddeti indeksiKalsitoninNötrofil/lenfosit oranı+2
İbrahim Orhon
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil yoğun bakım ünitesinde sepsis tanılı hastalarda başvuruda ölçülen iyonize kalsiyum düzeyinin prognostik değeri

Kalsiyum neredeyse tüm hücresel süreçlerde önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle hücre içi ve sistemik kalsiyum konsantrasyonları sıkı bir şekilde kontrol edilmektedir. Ancak serum total kalsiyum konsantrasyonları hipoalbuminemi gibi çok sayıda faktörden etkilenmektedir. Kalsiyum metabolizmasının gösterilmesinde iyonize kalsiyum seviyesinin ölçümü daha önemlidir. Sepsis sırasında kalsiyum metabolizmasının sıkı kontrolü bozulmaktadır. Ancak sepsis nedeniyle yoğun bakım ünitesine (YBÜ) kabul edilen hastalarda iyonize kalsiyum seviyelerinin prognostik önemi tam olarak bilinmemektedir. Çalışmamızın amacı sepsis nedeniyle YBÜ'ye kabul edilen olgularda iyonize kalsiyum seviyelerinin prognostik öneminin değerlendirilmesidir. Gereç ve yöntem Ocak 2020 ile Aralık 2021 tarihleri arasında 24 aylık sürede Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi acil servisine başvurup acil YBÜ'ye sepsis tanısı ile yatırılan 228 hasta çalışmaya dahil edildi. Sepsis tanısında Sepsis-3 tanımı dikkate alındı. Hastaların demografik özellikleri, vital bulguları, Ardışık Organ Yetersizlik Değerlendirmesi (SOFA), Hızlı Ardışık Organ Yetersizlik Değerlendirmesi (qSOFA), başvuru iyonize kalsiyum ve total serum kalsiyum seviyeleri, başvurudaki kan gazı, hemogram ve biyokimya parametreleri, ilk 24 saatteki oksijen destek ihtiyacı ve vazopresör ihtiyacı, acil YBÜ kalış süresi, hastane yatış süresi, hastane sonlanımı, 7 ve 28 günlük mortalite durumu retrospektif olarak taranarak analiz edildi. Bulgular Hastaların ortalama yaşı 72,1 ± 14,6 (20-102 yıl) idi. Erkek/Kadın oranı 1.3/1 idi. Olguların ortalama iyonize kalsiyum düzeyi 1,07 ± 0,20 mmol/L, albümine göre düzeltilmiş kalsiyum düzeyi 9,20 ± 1,06 mg/dL idi. İyonize kalsiyuma göre hastaların %57,5'inde hipokalsemi, %32'sinde normokalsemi ve %10,5'inde hiperkalsemi vardı. Bu oranlar düzeltilmiş kalsiyuma göre sırasıyla %29,4, %64 ve %6,6 idi. İlk 24 saatte hastaların %20,2'sinde mekanik ventilasyon, %30,3'ünde vazopresör ihtiyacı gelişmişti. Olguların %22,4'ü acil YBÜ'de kaybedilmişti. Yedi günlük mortalite oranı %25,4, yirmi sekiz günlük mortalite oranı %47,8 iken, hastane mortalite oranı %57,9'a kadar çıkmaktaydı. İyonize kalsiyum seviyesi hastane sonlanımı (p=0,281), 7 günlük mortalite (p=0,136) ve 28 günlük mortaliteye (p=0,398) göre değişmemekteydi. ROC analizlerinde, iyonize kalsiyum konsantrasyonlarının 7 günlük mortalite (AUC=0,561, %95 GA 0,494-0,626, p=0,188), hastane sonlanımı (AUC=0,525, %95 GA 0,458-0,591, p=0,517) ve 28 günlük mortalitede (AUC=0,512, %95 GA 0,445-0,578, p=0,761) tek başına belirleyici olmadığı izlendi. İyonize kalsiyum seviyeleri, mortalite belirteci olarak anlamlı sonuç veren SOFA skoru, YBÜ kalış süresi ve hastanede kalış süresi ile de korele değildi. Sonuç Kalsiyum seviyelerinin gösterilmesinde iyonize kalsiyum, düzeltilmiş total serum kalsiyum seviyelerinden daha doğru bilgiler sağlayabilir. Sepsis olgularında hipokalsemi sıklığı oldukça yüksektir. Ancak sepsis nedeniyle YBÜ'ye kabul edilen hastalarda iyonize kalsiyumun prognostik değeri sınırlıdır. Anahtar kelimeler: İyonize kalsiyum, Düzeltilmiş kalsiyum, Sepsis, Yoğun bakım ünitesi

Acil servis-hastaneAcil tıpKalsiyum+4
Ahmet Çak
Necmettin Erbakan University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım ünitesinde sepsis ilişkili deliryum sıklığı ve hemşire iş yüküne etkisi

Araştırma yoğun bakım ünitesinde sepsis ilişkili deliryum sıklığı ve hemşire iş yüküne etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı, kesitsel tipteki bu araştırma, 28 Ekim-28 Temmuz 2022 tarihleri arasında Ankara Şehir Hastanesi Kadın-Doğum Hastanesi Erişkin Yoğun Bakım Ünitesi'nde 158 hastanın katılımıyla yapıldı. Verilerin toplanmasında; Hasta Tanıtım Formu, Yoğun Bakım Ünitesinde Konfüzyon Değerlendirme Ölçeği (YBÜ-KDÖ), Ramsay Sedasyon Skalası (RSS), Ardışık Organ Yetmezliği Değerlendirme Skoru (SOFA) ve Terapötik Girişim Puanlama Sistemi-28 (TISS-28) araçları kullanıldı. Verilerin analizinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ki-kare/fisher's exact, bağımsız örneklem t-testi, korelasyon analizi, basit ve çoklu lineer regresyon analizleri kullanıldı. Araştırmada hastaların %12,7'sinde sepsis, %39,9'unda deliryum ve %10,1'inde Sepsis İlişkili Deliryum (SİD) saptandı. SİD'in erkeklerde (%19) daha fazla görüldüğü, hastaların %56,3'ünün üniteye acilden kabul edildiği belirlendi (p<0,05). SİD gelişen hastaların yaş (X̄±SS=75,31+16,53), APACHE II (X̄±SS=16,75+4,61), SOFA (X̄±SS=9,18+3,41) ve laktat (X̄±SS=2,93+1,06) puan ortalamaları anlamlı düzeyde yüksek (p<0,001), GKS puanları (X̄±SS=10,31+1,88) anlamlı düzeyde düşük (p<0,001), CRP düzeyleri (X̄±SS=152,80+95,54) anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Hastaların SOFA skoru ile hem sepsis (r/p=0,505/0,001) hem de SİD gelişimi (r/p=0,531/0,001) arasında pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki olduğu saptandı. SİD gelişen hastaların %36'sının OAB<65mmHg, %52,2'sinin vazopresör kullandığı, %33,3'ünde hipoksi olduğu, %25'inin kreatin>1,2 mg/dL olduğu ve bu değişkenlerin anlamlı düzeyde fark yarattığı belirlendi (p<0,001). SİD tanılı hastalarda enfeksiyon kaynağı en sık kan dolaşımı (%44,4) enfeksiyonuydu (X2/p=26,287/0,001). SİD gelişen hastaların %25'inde lökopeni ve %10,8'inde lökositoz olduğu ancak SİD gelişimi için anlamlı bir fark yaratmadığı belirlendi (p>0,05). Araştırmada yoğun bakım hastalarında sepsis, deliryum ve SİD varlığının hemşire iş yükü TISS-28 puan ortalamasını anlamlı düzeyde arttırdığı saptandı (p<0,001). SİD gelişen hastalarda ortalama hemşire bakım zamanının 5,5 saat olduğu ve SİD gelişmeyen hastalara göre bakım için ek 1,8 saate gereksinim olduğu sonucuna ulaşıldı (p<0,001). Ayrıca hemşire iş yükünü etkileyen değişkenlerden; sadece sepsis varlığının TISS-28 puanındaki toplam varyansın %14,2'sini (R2=0,142) sadece deliryum varlığının %24'ünü (R2=0,240) ve SİD varlığının %22,8'ini (R2=0,228) açıkladığı saptandı (p<0,001). Ayrıca hemşire iş yükünü etkileyen diğer faktörleri belirlemeye yönelik yapılan çoklu lineer regresyon modelinde; erkek cinsiyet, enfeksiyon, hipoksi ve komorbit hastalık varlığı, OAB<65mmHg olması, antibiyotik, vazopressör ve invaziv mekanik ventilasyon kullanımı, kreatinin≥1,2 mg/dL olması, fiziksel-kimyasal kısıtlama ve uyku siklusunda bozulma ile TISS-28 puanı arasında anlamlı bir ilişki olduğu (F=20,329; p=0,001) ve bu bağımsız değişkenlerin TISS-28 puanındaki toplam varyansın %59,6'sını (R2=0,596) açıkladığı belirlendi. Buna göre antibiyotik, vazopressör ve invaziv mekanik ventilasyon kullanımı değişkenlerinin hemşire iş yükünü anlamlı olarak arttırdığı saptandı (p<0,05). Sonuç olarak araştırmada YBÜ'de SİD gelişme oranı literatür ile karşılaştırıldığında düşük olduğu buna rağmen hemşire iş yükünü anlamlı düzeyde arttırdığı saptandı. SİD hastalık şiddetini arttıran faktörlerden etkilenmektedir ve bu risk faktörlerinin tanımlanıp kontrol altında tutulması SİD gelişme oranını ve hemşire iş yükünü azaltabilir. Anahtar Sözcükler: Deliryum, hemşire iş yükü, sepsis, sepsis ilişkili deliryum, yoğun bakım

DeliryumHemşirelerHemşirelik+5
Şerife Alıcı
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00

Related subjects