Copper
120 theses under this subject heading
Kadmiyum, kurşun, bakır ve kombinasyonlarının Xenopus laevis iribaşlarında bazı biyobelirteçler üzerine etkileri
Bu çalı?mada, kadmiyum (Cd), kur?un (Pb), bakır (Cu) ve bu metallerin karı?ımlarının Xenopus laevis iriba?ları üzerine etkilerinin saptanması amaçlandı. Bu amaçla, seçilen metallerin uygulama konsantrasyonları Avrupa Birliği (AB) içme suları yönetmeliğinde belirtilen kabul edilebilir sınır değerler ve 96 saatlik test sonucu elde edilen ortalama öldürücü konsantrasyon (LC50) değerlerine göre belirlendi. Buna göre, 46. evredeki Xenopus laevis iriba?ları 0.005 (AB değeri), 0.52 (LC50/10), 2.59 (LC50/2) ve 5.18 mg/L (LC50) Cd; 0.01 (AB değeri), 12.3 (LC50/10), 61.53 (LC50/2) ve 123.05 mg/L (LC50 değeri ) Pb; 0.01, 0.085 (LC50/10), 0.425 (LC50/2) ve 0.85 mg/L (LC50) Cu ve bu metallerin belirlenen konsantrasyonlarının ikili karı?ımlarına (1:1) ve üçlü karı?ımına (1:1:1) 96 saatlik statik yenilemeli test sisteminde maruz bırakıldı. Bunun dı?ında, metallerin 96 saatlik LC50 ve LC50/2 değerleri karı?ımlarına 24 saat süresince maruz bırakıldılar. Amfibi iriba?larında metallerin, glutatyon S-transferaz (GST), glutatyon redüktaz (GR), asetilkolinesteraz (AChE), karboksilesteraz (CaE), glutatyon peroksidaz (GPx), katalaz (CAT) enzimleri ve metallotiyonein (MT) miktarı üzerine etkileri saptandı. Metallerin ve karı?ımlarının 96 saatlik uygulamaları sonucunda, Pb ve Cd?un LC50 değerleri karı?ımının ve Pb+Cu, Cd+Cu ve Pb+Cd+Cu karı?ımlarında ise metallerin LC50 ve LC50/2 değerleri karı?ımlarının bütün iriba?ları öldürdüğü belirlendi. Metallerin tek ba?larına LC50/2 ve LC50 değerleri ile dü?ük metal konsantrasyonları karı?ımlarının seçilen biyobelirteç enzimleri önemli düzeyde etkilediği ve MT miktarının konsantrasyonla ili?kili olarak arttığı saptandı. Metallerin 96 saatlik LC50 ve LC50/2 değerleri karı?ımlarına 24 saat süresince maruz bırakılan iriba?larda GST, GR ve CAT enzimlerinin önemli düzeyde etkilendiği ve MT miktarının önemli düzeyde arttığı saptandı. Ara?tırma sonuçları, metallerin 46. evredeki X. laevis iriba?larında toksik potansiyele sahip olduğunu göstermi?tir. Ayrıca, metallerin karı?ım olarak uygulandıklarında, LC50/2 ve LC50 değerlerinden çok daha dü?ük konsantrasyonlarda toksik etki gösterdiği belirlenmi?tir. Ayrıca sonuçlarımız, X. laevis iriba?larının sucul ekosistemlerde, metal kirliliğinin belirlenmesini amaçlayan çalı?malar için uygun bir test organizması olduğunu ve seçilen biyokimyasal belirteçlerin de metal toksisitesini iyi bir ?ekilde yansıttığını göstermektedir. ANAHTAR KEL?MELER: Kadmiyum, Kur?un, Bakır, Metal Toksisitesi, Xenopus laevis, Enzim.
Kütahya ili okul çocuklarında kan ağır metal ve arsenik düzeylerinin saptanması
Son yıllarda artan nüfus, sanayileşme ve kentleşme sonucu tüm canlıların ağır metaller ile teması önemli ölçüde artmıştır. Sanayileşme ile birlikte giderek artan kullanımları, ağır metalleri çevre kirliliğinin en önemli nedenlerinden biri yapmıştır. Agency for Toxic Substances And Disease Registry (Amerikan Toksik Madde ve Hastalık Kayıt Ajansı) 2015 yılı değerlendirmesine göre arsenik, kurşun, cıva ve kadmiyum en tehlikeli elementler listesinde ilk 7 element içerisinde yer almaktadır. Kütahya termik santralleri, çini ve seramik üretimi, küçük sanayi ve kömür, bor gibi madenleri ile ağır metal kirliliği açısından risk altındadır. Ağır metaller özellikle çocukluk çağında nörolojik gelişim ve bilişsel fonksiyonlar üzerinde olumsuz etkilere yol açmaktadır. Daha önce bölgede yapılmış pek çok çalışmada su kaynakları, toprak, bitki ve balıklarda ağır metal düzeylerinin kabul edilebilir sınırların üzerinde olduğu bildirilmiştir. Bu durumun çocuk sağlığı üzerine etkilerinin saptanması amaçlanmıştır. Materyal Ve Metot: Etik kurul onayı alındıktan sonra Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Halk Sağlığı Kurumu'ndan gerekli izinler alınmış, sonrasında Kütahya il merkezinde yer alan okullara gidilerek 10-11 yaş aralığındaki öğrencilerin velileri ile bilgilendirme toplantıları yapılarak gönüllü olan velilere gönüllü onam formları dağıtılmıştır. Gönüllü olan 304 öğrenciden kan numuneleri alınmıştır. Alınan numunelerde Dumlupınar Üniversitesi İleri Teknoloji Araştırma, Geliştirme ve Uygulama Merkezi bünyesindeki laboratuvarda atomik absorpsiyon spektrometre cihazı ile cıva, kadmiyum, kurşun, bakır ve arsenik düzeyleri çalışılmıştır. Bulgular: Analiz sonucu ortalama kurşun düzeyi 2,743299±0,3098256 µg/dl saptanmıştır. En yüksek kurşun düzeyi 5,041 µg/dl bulunmuştur. Ortalama bakır düzeyi 88,069329±10,4125175 µg/dl saptanmıştır. En yüksek ve en düşük bakır düzeyleri sırası ile 140,0030 µg/dl ve 70,0320 µg/dl saptanmıştır. Yapılan analizde cıva, arsenik ve kadmiyum düzeyleri 0,1 µg/dl'nin altında saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamız sonucunda Kütahya ilinde okul çocuklarında ortalama kan kurşun, cıva, kadmiyum, arsenik ve bakır düzeyleri normal sınırlarda saptanmıştır. Sadece bir çocuktan alınan kan örneğinde kurşun düzeyi Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği üst limit olan 5 µg/dl'nin üzerinde saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kütahya, çocuk, ağır metal, kurşun, cıva, kadmiyum, arsenik, bakır
Düşük karbonlu çelik ve bakır malzemelerin elektrik ark, TIG ve MIG kaynak yöntemleriyle birleştirilmesi ve özelliklerinin incelenmesi
Farklı metallerin kaynağında genellikle katı hal kaynak yöntemleri kullanılmaktadır. Günümüz teknolojisinde çok kullanılan örtülü elektrod ark, TIG ve MIG kaynak yöntemleriyle de farklı metallerin kaynağı sağlıklı bir şekilde yapılabilmektedir. Üretimdeki ihtiyaç ve koşullara bağlı olarak ve kaynak maliyetini de göz önünde bulundurarak, bu tarz kaynak işlemlerinde bu yöntemler seçilebilmektedir. Kaynak işlemi uygulanacak malzemelerin spektrometre ile malzeme standartları belirlenmiştir. Yapılan bu deneysel çalışmada, elektrolitik bakır ve düşük karbonlu çelik malzemeler örtülü elektrod ark, TIG ve MIG kaynak yöntemleriyle üretim koşullarına bağlı kalınarak birleştirilmiştir. Kaynak işlemlerinin öncesinde ve sonrasında malzemelerin sertlikleri ölçülerek kaynak esnasında oluşabilecek hatalar ultrasonik yöntemle kontrol edilmiştir. Aynı zamanda kaynaklı malzemelerin çekme, eğme ve çarpma deneyleri yapılarak, mekanik özellikleri incelenmiş ve kaynaklı bağlantıların maliyet analizleri çıkarılmıştır. Yapılan deney sonuçlarının ve maliyet hesaplarının incelenmesiyle, günümüz teknolojisinde ve sanayisinde yoğun olarak kullanılan örtülü elektrod ark, TIG ve MIG kaynak yöntemleriyle de farklı metal kaynaklarının yapılabildiği ortaya konularak en uygun ve en hesaplı kaynak yöntemi tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bakır, çelik, farklı metallerin kaynağı, maliyet hesabı, MIG kaynağı, örtülü elektrod ark kaynağı, TIG kaynağı
Tam otomatik bakır ölçüm kitinin geliştirilmesi
Klinik kimya hastalıkların tanı ve tedavisinde uygulanan tetkiklerle ilgilenir. Tıp alanında uygulanan laboratuvar testlerinin temelini otomatize analizörler oluşturmasına rağmen bir çok analitin tayini hala otomatize sistemlere uyumlu hale getirilememiştir. Bakır tayininde otomatize bir teknik olmayan atomik absorpsiyon spektrometrisi (AAS) yaygın olarak kullanılmaktadır. AAS her laboratuvarda sürekli uygulanan, kolay ulaşılabilir bir teknik değildir ve yapılacak ölçümler için örneklerin dış laboratuvarlara gönderilmesi gerekmektedir. Örneklerin dış laboratuvarlara gönderilmesiyle tetkikin sonucunun doktora ulaşması gecikmekte ve tetkik maliyetleri artmaktadır. Eser elementlerin pratik yöntemlerle ölçülebilmesi ve miktarlarında gerçekleşen değişimlerin takip edilebilmesi önemlidir. Bu elementler, çok önemli fizyolojik olaylarda görev alan enzimlerin yapı ve fonksiyonunda görevlidir. Bakır, demir metabolizması, hücresel solunum, serbest radikallerin etkisiz hale getirilmesi, bağ doku elemanlarının, nörotransmitter maddelerin sentezi ve sinir sisteminde sinyal iletimi başta olmak üzere bir çok metabolik yolakta anahtar rolü oynayan enzimlerin yapısında bulunur. Bakır metabolizmasındaki bozukluklar, eksikliğinde ve fazlalığında ciddi klinik bulguların görüldüğü bir çok hastalığa sebep olur. Bu çalışmada, AAS'ye ve piyasada kullanılan fakat verimli olmayan otomatize yöntemlere alternatif olarak doğru sonuçlar veren, raf ömrü ve cihaz üzerinde kullanım süresi uzun otomatize bir kolorimetrik bakır ölçüm kiti geliştirilmesi ve geliştirilen yöntemin klinik kullanıma uygunluğunun değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Amaca yönelik olarak manuel ve otomatize spektrofotometri teknikleri kullanılarak reaktifler geliştirilmiş ve bu reaktiflerin klinik kullanıma uygunluğunun değerlendirmesi için performans ve stabilite değerlendirmeleri gerçekleştirilmiştir Geliştirilen yöntemin %CV değeri 2'nin altında, hata değeri -1 ile 1 arasındadır. Yöntem karşılaştırma çalışmalarında AAS ile 0.96 oranında korelasyon gözlemlenmiştir. Yapılan regresyon analizi sonucu elde edilen r2 değeri 0.95'tir. LoB 0.178 μg/dl, LoD 0.607 μg/dl, LoQ 3.207 μg/dl, toplam analitik hata 1.89, sigma 3.62, ölçüm belirsizliği 2.87, genişletilmiş ölçüm belirsizliği 5.74 olarak tespit edilmiştir. Yöntem 4-1000 μg/dl aralığında doğrusaldır. Carry-over gözlemlenmemiştir. Çinko, magnezyum, kobalt ve demir iyonları ölçümlerde interferense sebep olmamaktadır. Raf ömrü en az 6 ay, cihaz üzerinde kullanım süresi en az 30 gün olarak tespit edilmiştir. Referans aralığı 91-185 μg/dl olarak belirlenmiştir. Kesinlik, doğruluk, yöntem karşılaştırması, tespit kabiliyeti, doğrusallık, carry-over, girişim, raf ömrü ve cihaz üzerinde kullanım süresi değerlendirilen yöntemin klinik kullanıma uygun olduğu, altın standart yöntemle korele sonuçlar verdiği ve benzer kitlerden daha üstün performans sergilediği gözlemlenmiştir. Ülkemiz şartlarında üretimi mümkün dünya standartlarında performans sergileyen yeni bir ölçüm yöntemi geliştirilmiştir. Anahtar kelimeler: bakır, oto-analizör, kolorimetri, performans değerlendirmeleri
Yeşil kimya yöntemiyle bakır nanopartiküllerin oluşturulması, epigallokateşin ile kombinasyonun PLGA nano-taşıyıcılarına yüklenmesi ve meme kanseri üzerinde anti-tümör etkilerinin in vitro ve in vivo araştırılması
Fitokimyasal bileşikler genelde antioksidan özelliğe sahip olmakla birlikte, serbest demir ve bakır varlığında Fenton reaksiyonu gereği pro-oksidan etki gösterdiklerinden kanser tedavisinde kullanılmaktadır. Bununla birlikte, fitokimyasalların biyoyararlanımlarının düşük olması, terapötik dozlarının yüksek olması ve selektivitelerinin istenilen düzeyde olmaması kanser tedavisinde kullanımlarını zorlaştırdığından, biyoyarlanımlarını artırıcı, daha düşük dozlarda etkinliğini artırmaya ve hedefe yönelik fitokimyasal tedavi yöntemleri geliştirmeye yönelik çalışmalar önem kazanmıştır. Son yıllarda yapılan çalışmalar ile, metalik serbest bakır (Cu) ve demir (Fe) varlığında antioksidan fitokimyasalların, Fenton reaksiyonu olarak bilinen redoks reaksiyonu gereği pro-oksidan etki gösterdikleri, dolayısı ile kanser hücrelerini DNA hasarı yolu ile öldürme potansiyeline sahip oldukları gösterilmiştir. Özellikle Cu'ın, kanser hücrelerinde normal hücrelere göre daha yüksek konsantrasyonlarda olması, fitokimyasalların kanser hücreleri üzerinde selektivitesini de artırmaktadır. Dolayısı ile hedeflenen fitokimyasal bileşiklerin Cu ile birlikte nano teknolojik yöntemlerle hedef dokuya taşınmasıyla, hem fitokimyasal bileşiğin pro-oksidan etkinliğinin artırılması hem de sağlam dokulara zarar vermeden sadece kanser dokusunda etkili olmasının sağlanması düşünülmüştür. Amacımız, yeşil kimya yöntemi ile oluşturulan Cu nano-partiküllerini yeşil çayda fazla miktarda bulunan ve önemli bir antioksidan fitokimyasal olan epigallokateşin ile birlikte nano-taşyıcılara yükleyerek epigallokateşinin (EGC) hedef kanser dokusuna taşınması ve anti-tümor etkinliğinin artırılmasıdır. Biyo-sentezlenmiş Cu nano-konjugatlar uzun süre oldukça kararlı ve in vitro ve in vivo sistemlerde biyouyumlu olduğu bulunmuştur. Anti-oksidan fitokimyasal olarak EGC kullanılırken, Cu, yeşil kimya yöntemi ile metalik nano- partiküllere dönüştürülmüş ve her ikisi de poli (laktik-ko-glikolik asit) (PLGA) nano misellerinin içine yüklenmiştir. Bunun için, öncelikler in vitro ortamda, yeşil kimya ile üretilen nano-Cu ile EGC PLGA nano-partikülünün farklı konsantrasyonlarının meme kanser hücreleri (4T-1) üzerine genotoksik, apoptotik ve sitotoksik etkileri analiz edilecek ve sağlam meme hücreleri ile karşılaştırılaştırılmıştır. EGC 'nin IC50'si DMSO ve PLGA-EGC-Cu'da 72 saat içerisinde sırasıyla 2,89 mg ± 1,8757; 7,37 mg ± 12,129 iken, serbest nano Cu IC50'si 4,70 mg ± 0,3596 olarak bulunmuştur. PLGA'daki epigallokateşin, DMSO'daki epigallokateşine kıyasla hücrelerin % 50'sinde ölüme neden olabilmesi için daha yüksek bir konsantrasyona ihtiyaç duymuştur. Aynı zamanda PLGA-EGC-bakır formülasyonunun 24 saat içerisinde 4T-1 hücrelerini öldürdüğü, canlı hücrelerin 48 ve 72 saat içerisinde proliferasyona uğradığını göstermektedir. In vitro ortamda etkin doz tespit edilmiş, sonrasında aynı kompleks in vivo ortamda deney hayvanlarına verilerek anti-tümör etkinliği araştırılmıştır. 4T-1 tümörlü nude farelerde, serbest EGC ve serbest nano Cu göre PLGA-EGC-bakır kombine tedavi ile en iyi sonuçları vermiştir. Tümör hacmi, tedavi edilmeyen grup, nano Cu, PLGA-EGC-Cu ve PLGA-EGC tedavi grupları ile karşılaştırıldığında yaklaşık 15 kat, 3,5 kat ve 2,86 kat azalmıştır. PLGA nano taşıyıcısı FITC işaretli olacağından, farelere uygulanan nanopartikülerin tümörde tutulumu IVIS görüntüleme cihazı ile takip edilebilmiştir. Böylece, hem fitokimyasalın pro-oksidan etkisi artırılarak tümör hücreleri üzerine daha düşük dozlarda etkili olması, hem de kanser dokusuna yoğunlaştığından sağlam hücrelere zarar vermesi önlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Doğal Antioksidanlar, Hedefli Kanser Tedavisi, Bakır, ROS, Pro-oksidan , Kombin Terapi , Yeşil Kimya
Epileptik nöbet sırasında ölçülen çinko ve bakır düzeylerinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Epilepsi, dünyada yaklaşık 50-65 milyondan fazla insanı etkileyen yaygın görülen nörolojik bir hastalıktır. Epilepsiyi ortaya çıkaran mekanizmalar çok faktörlüdür. Farmokolojik olarak epilepsi kontrol altına alınabilse de hastaların yaklaşık üçte birinde tedaviye dirençli hale gelmiştir bu sebeple yeni yaklaşımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Epileptik nöbet ile acile başvuru yapan hastalarında bulunabilecek bir çinko ve bakır eksikliği, kişinin kullanmış olduğu antiepileptik ilaçların yan etkisi, düzensiz ilaç kullanımı, polifarmasi, gastrointestinal emilim bozukluğu ya da sosyoekonomik durumlardan kaynaklanan bir durum olabilir. Bu çalışmada hedefimiz eser element eksikliğinin epileptogenez ile ilişkisini saptamak, bu alanda araştırmaların geliştirilmesine katkıda bulunmaktır. Böylelikle epilepsi hastalarında meydana gelebilecek atak nöbetleri engelleme stratejileri oluşturup, epilepsi hastaların yaşam kalitesini iyileştirmektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil servis Anabilim Dalı 02.10.2019- 01.10.2020 tarihler arası prospektif olarak yapıldı. Epileptil nöbet ile acil servise gelen 65 hasta ve aile hekimliği polikliniğine sağlık kontrolü amacı ile gelmiş, tamamen sağlıklı olup ek hastalık ve ilaç kullanım öyküsü olmayan 65 gönüllü bireyin katılımı olmak üzere toplam 130 kişinin verileri incelendi. Çalışma için iki grup oluşturuldu; Hasta gurubu: Epileptik nöbet ile gelen, Sağlıklı kontrol gurubu: Herhangi bir hastalığa sahip olmayan, ilaç kullanmayan gönüllü bireylerden oluştu. Hastaların epileptik nöbet esnasında veya postiktal döneminde ilk 5-10 dakikada herhangi bir tedavi uygulamadan kan tahlilleri alınarak serumda eser elementler (Zn, Cu) analiz edildi. Hastaların anamnez ve demografik bulguları hazırladığımız formlara kaydedildi. Tüm olgular için istatistiksel anlamlılık p<0.05 olarak belirlendi. İstatistiksel analizler IBM SPSS (Windows için Sosyal Bilimler için İstatistik Paketi, Sürüm 21.0, Armonk, NY, IBM Corp.) paket programı ile sağlandı. Bulgular: Çalışma Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servis Anabilim Dalı'na nöbet ön tansı ile başvuran 83 hastayla başlandı. Hastalardan 4'ü sınıflandırılamayan nöbet grubu ve 14'ü EEG ve/veya diğer tanısal parametrelerle epileptik nöbet tanısı konmayarakçalışmadan çıkarıldı. Geriye kalan 65 epileptik nöbet geçiren hasta ve 65 sağlıklı gönüllü kişilerle çalışmaya devam edildi. Demografik özellikleri incelendiğinde nöbet gurubundaki (NG) 65 hastanın 29'u (44.61%) kadın, 36'sı (55.38%) erkektir. Sağlıklı gurubun (SG) 33'ü (50.8%) kadın, 32'si (49.2%) erkektir. NG ortalama yaş 43.75±19.49 yıl iken, SG ortalama yaşı 42.88±18.92 yıl olup istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.78). NG serum Cu düzeyi 98.41±31.5 μg/dL iken, SG serum Cu düzeyi 108.11±19.09 μg/dL olup istatiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0.02). Fokal nöbet gurubunda (FNG) (105.17±32.75 μg/dL) ve SG (108.11±19.09 μg/dL) serum Cu düzeyi, jeneralize nöbet gurubuna (JNG) (86.88±26.0 μg/dL) oranla daha yüksek olup istatiksel olarak anlamlı saptandı (p=0.003). NG serum Zn düzeyi 72.59±20.87 ug/dl, SG serum Zn düzeyi 96.69±10.21 ug/dl olarak saptandı ve istatiksel olarak anlamlı fark mevcuttu (p<0.001). FNG serum Zn düzeyi (76.5±19.37 ug/dl) ve JNG serum Zn düzeyinin (65.92±22.02 ug/dl) her ikiside SG serum Zn düzeyine (96.69±10.21 ug/dl) göre istatiksel olarak anlamlı düşük gözlendi (p<0.001). Antiepileptik ilaç (AEİ) tedavisi kullanan hastalarda serum Cu düzeyi (95.38±31.27 μg/dL iken, AEİ kullanmayan hastalarda serum Cu düzeyi 110.54±30.66 μg/dL bulunumuş olup aralarında istatistiksel anlamlı fark vardı (p=0.009). AEİ kullanan hastalarda serum Zn düzeyi 70.82±22.35 μg/dL iken, AEİ kullanmayan hastalarda serum Zn düzeyi 79.69±11.44 ug/dl olarak saptanmış olup aralarında istatiksel olarak anlamlı fark vardı (p<0.001). Sonuç: Sonuç olarak Cu ve Zn elementlerinin nöbet geçirme esnasındaki seviyeleri sağlıklı guruba göre anlamlı düzeyde düşük bulundu (p=0.02, <0.001). Zn düzeyi hem FNG, hem de JNG'de SG'ye göre anlamlı seviyede düşük gözlenirken (p<0.001), Cu düzeyi sadece JNG gurubunda SG'ye göre anlamlı seviyede düşük saptandı (p=0.003). AEİ tedavisi alanlar, AEİ tedavisi almayanlara göre anlamlı olarak düşük seviyelerde Cu ve Zn düzeyleri tespit edilirken, bu ilaçlardan sadece karbamazepin tedavisi alan hastalarda ise en fazla Zn düzeyi düşüklüğü tespit edildi. Nöbet esnasındaki bu eser element seviyeleri nöbetsiz tanılı hastalardaki seviyeler ile genel olarak benzer şekilde düşük bulundu. Anahtar Kelimeler: Epilepsi, Çinko düzeyi, Bakır düzeyi
Akut bronşiyolit vakalarında serum eser element (Çinko, Demir, Bakır) düzeyleri
Amaç. Akut bronşiyolit, özellikle 2 yaş altı çocuklarda, daha çok virüslerin, küçük hava yollarındaki epitel hücrelerini tutarak mukus üretiminde artışa, bronşiyollerde tıkanmaya, bronkospazma ve hava hapsine neden olarak ortaya çıkan alt solunum yolu enfeksiyonudur. Hastalığın görülme sıklığının fazla olması, tam etkili bir tedavisinin veya önleyici bir girişimin bulunmaması hastalığın önemini arttırmaktadır. Vücudumuzdaki çeşitli fizyolojik ve biyolojik olayların düzenlenmesi için glukoz, yağ asitleri, aminoasitlerin ve vitaminlerin yanı sıra minarellere ve eser elementlere de ihtiyaç olduğu bilinmektedir. Bu eser elementlerden özellikle vücudumuzda en yüksek miktarda bulunan, hem hücresel hemde hümoral immünitenin düzenlenmesinde rol oynayan çinko, demir ve bakırın eksikliğinde ASYE gibi çocukluk çağında sık görülen enfeksiyonlara karşı vücut direnci azalmaktadır. Bu çalışmada akut bronşiyolit tanısı alan hastalar ile sağlıklı çocuklardaki serum çinko, bakır ve demir düzeylerini karşılaştırarak bu elemntlerin eksikliğinin hastalığın etyolojisindeki rolünü araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem. Çalışmaya Eylül 2019 – Mayıs 2020 tarihleri arasında Bezmialem Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Acil ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniklerine akut bronşiyolit kliniği ile başvuran 2 ay-5 yaş arası 40 hasta çocuk ile fizik muyenesinde herhangi bir patolojik bulgusu olmayan aynı yaş grubunda 40 sağlıklı çocuk çalışmaya alındı. Hasta grubun; fizik muayene bulguları kaydedildi. Akut bronşiyolit tanısı alan hastalar klinik skorlama sistemleri kullanılarak hafif, orta ve ağır şiddette olmak üzere gruplara ayrıldı. Hasta grubunda serum çinko, demir ve bakır düzeyleri ölçüldü ve kontrol grubu ile karşılaştırılması yapıldı. Bulgular. Hasta grubunun yaşları 2 ay- 5 yaş arasında değişmekte olup ortalama yaş 19,5±18,2 ay, kontrol grubunun yaşları ise olgu grubuna benzer sekilde 2 ay- 5 yaş arasında olup ortalama yaş 22,0 ± 12,3 olarak bulundu. Her iki grup arasında yaş dağılımı açısından fark bulunmadı (p>0,05). Çalışmamıza katılan hasta grubunun 12'si (%30) kız, 28'i (%70) erkek, kontrol grubunun 15'i (%37,5) kız, 25'i (%62,5) erkek idi. Her iki grup arasında cinsiyet dağılımı açısından fark bulunmadı (p>0,05). Serum çinko ve demir düzeyleri hasta grubunda kontrol grubuna göre belirgin şekilde düşük bulundu (p<0,05). Sonuç. Serum çinko ve demir eksikliği akut bronşiyolit için bir risk faktörü olabilir. Özellikle ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerde; akut bronşiyolit gibi görülme sıklığı fazla olan, tam ve etkili bir tedavisi olmayan enfeksiyon hastalıklarından korunmak için mikronütrientlerin beslenmemizdeki önemi unutulmamalı, buna bağlı olarak akut bronşiyolitin sıklığının azalmasında bu elementlerin rolü olabileceği, akut bronşiyolitin mevcut tedavisine ek olarak çinko ve demirin tedaviye eklenmesinin faydalı olabileceğini düşünmekteyiz.
Tilapia Nilotica'da bakırın karaciğer,solungaç,kas,böbrek beyin ve kan dokularındaki birikimi ve bazı kan parametreleri üzerine etkisi
IV ÖZ Bu araştırmada, 0.1, 0.5, 1.0 ve 5.0 ppra Cu ortam der isimler inde bakırın Tilapia nilotica' da karaciğer, solungaç, kas, böbrek, beyin ve kandaki birikimi ile metalin kan hemoglobin ve hematokrit düzeyleri üzerine etkilerinin 1, 7, 15 ve 30 günlük sürelerde belirlenmesi amaçlanmıştır. incelenen dokularda bakır birikimi ortam derişimi ve etkide kalma süresine bağlı olarak artmıştır. Bakır birikimi en fazla karaciğer, en az ise beyin dokusunda olduğu bulunmuş ve dokular arasında birikim ilişkisinin; Karaciğer > Böbrek > Solungaç > Kas > Beyin şeklinde olduğu saptanmıştır. Kandaki bakır düzeyleri genelde düşük olup, etkide kalma süresi ve derişim artışına paralel olarak artmıştır. Kan hematokrit yüzdesi ve hemoglobin miktarı deney süresine ve ortam derişimine bağlı olarak değişim göstermiştir. Genel olarak belirli bir sürede ortam derişiminin artması veya belirli bir ortam derişiminde etkide kalma süresinin uzaması ile bu parametrelerde başlangıçta bir artma, daha sonra tekrar düşme gözlenmiştir.
Cyprinus carpio (L.)'da bakır, çinko ve bakır+çinko karışımında solungaç karaciğer ve ve kas dokularındaki metal birikiminin nicel protein, glikojen ve kandaki bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkileri
ÖZ Cyprinus carpio (L.)'da bakır, çinko ve bakır + çinko karışımında solungaç, karaciğer ve kas dokularındaki metal birikiminin nicel protein, glikojen ve kandaki bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkileri, üç seri halinde metallerin tek tek ve karışımları için belirlenen ortam derişimlerinde 1, 7, 15 ve 30 gün olmak üzere dört farklı zaman sürecinde belirlenmiştir. Deney serilerinde, bakır ve çinkonun solungaç, karaciğer ve kas dokularındaki birikimi ortam derişimi ve etkide kalma süresindeki artışa bağlı olarak artmış, ancak karışımın etkisinin incelendiği seride doku ve organlardaki metal birikimi metallerin tek tek etkisinde saptanan birikimden daha az olmuştur. Bakır, çinko ve bakır + çinko karışımının ayrı ayrı etkisinde solungaç ve karaciğer dokusundaki protein derişimi, belirli bir sürede ortam derişimindeki artışa ve belirli bir ortam derişiminde etkide kalma süresindeki artışa paralel olarak artarken kas dokusunda azalmıştır. Belirli bir sürede ortam derişiminin artması veya belirli bir ortam derişiminde etkide kalma süresinin uzaması karaciğer ve kas dokularındaki glikojen düzeylerini düşürürken, serum glikoz, total protein ve kolesterol düzeylerini arttırmıştır.
Subkutan ve oral yolla enjekte edilen bakırın mus musculus var. albinus'un dokularındaki birikimi ve bu dokuların nicel protein ve glikojen düzeyleri ile bazı kan parametreleri üzerine etkileri
VII OZ Mus musculus var. albinus 'un çeşitli bakır derşimlerinin etkisinde karaciğer, dalak, böbrek, kas, testis ve beyin dokularındaki metal birikiminin nicel protein derişimine, kas ve karaciğer glikojen düzeyleri ile kandaki bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.. Deneylerde oral ve subkutan şekilde enjekte edilen bakır derişimi arttıkça dokulardaki metal birikimide artma göstermiştir. Ancak birikimdeki artışın subkutan enjeksiyonda daha fazla olduğu saptanmıştır. İncelenen dokular arasında en fazla metal birikimi karaciğerde gözlenirken en az birikimin kas dokusunda olduğu belirlenmiştir. İncelenen dokulardan karaciğer, dalak, böbrek, beyin ve testis de metal birikimine paralel olarak doku protein düzeyleri artarken, kas dokusu protein düzeyi azalmıştır. Her iki enjeksiyon şeklinde de enjekte edilen bakır derişiminin artması karaciğer ve kas dokularındaki glikojen düzeylerini düşürürken, serum glikoz, total protein ve kolesterol düzeylerini arttırmıştır.
Synthesis and anticancer activities of some metal complexes involving N-heterocyclic carbene ligands
In this study, a series of novel copper(I)-NHC and silver(I)-NHC complexes were synthesized. Copper and silver-NHC complexes were synthesized by reacting metal sources with imidazolium salts in the presence of a mild base. The ligands and complexes were characterized by FTIR, 1H NMR, and 13C NMR spectroscopy. The Cu(I) and Ag(I)-NHC complexes were tested against breast cancer cells MCF7. The results showed that Cu(I) and Ag(I)-NHC complexes have promising effects as antiproliferative activity against breast cancer cells compared with normal cells.
Effect of copper addition on the physical properties of alumina by powder method
The research aims to prepare compounds (Alumina-Copper) produced by powder metallurgy technique and to study the effect of adding copper on the alumina ceramic material; the results of the research showed that both the actual density and the bulk density after sintering increase with increasing copper content, for example, the actual density increases from (4.36-5.45) g/cm3, and the bulk density increases from g/m3 ((3.69-5.6). Also, the percentage of actual porosity after sintering decreased from (26-13%) at a copper content of (5%) to (25%). As for the apparent porosity after sintering decreased from (26-9%) at the copper content (5%-25%). The absorption of water was directly proportional to the actual and apparent porosity. Vickers hardness increased after sintering (54-101) Hv at a copper content of (5%-25%). Also, the compressive strength after sintering increased from (73-118) N/mm2 at a copper content of (0%), and the wear rate decreased from g/cm (5.67*10-8) at (0%Cu) to g/cm ((1.00*10-8 at (25% Cu). The scanning electron microscope (SEM) results showed that the best homogeneous surface was at (25%) copper if it gave a homogeneous surface almost free of defects. The results of the neutrality of the X-rays showed the emergence of new phases that significantly strengthen the composites, improve the mechanical and structural properties, and improve clearly during the crystal structure. Therefore, we find that the emergence of the phase (CuAlO2) is characterized by high durability and strength that hinders crystal dislocations
Oreochromis niloticus ve Cyprinus carpio` da bakır ve kurşun birikiminin solungaç, kas, karaciğer, böbrek ve kan dokularındaki iyon dağılımı üzerine etkisi
Bu çalışmada Cyprinus carpio ve Oreochromis niloticus'un farklı dokularında bakır ve kurşun birikimi ve farklı derişimlerindeki metal ortamlarının ve bu ortamlarda kalma sürelerinin kan serum ve dokularda Na+, K+, Ca++, Mg++ ve Cl- iyonlarına etkileri incelenmiştir.Hayvanlar 0.1, 0.5, 1.0 ve 5.0 mgL-1 Cu ve Pb derişimlerinde 10, 20 ve 30 günlük sürelerle bırakılarak karaciğer, böbrek, solungaç ve kas dokularındaki metal birikimi ile iyon derişimleri Atomik Absorbsiyon Spektrofotometrik yöntemle saptanmıştır.C. carpio ve O. niloticus'da bakır birikimi en fazla karaciğerde olurken, kurşun birikimi ise böbrek dokusunda olduğu belirlenmiştir. Böbrek dokusunda kurşun birikimi hariç tüm doku ve organlardaki metal birikiminin C. carpio'da O. niloticus'a oranla önemli düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur. Her iki balık türünde de dokularda bakır birikimi oranları kurşundan daha yüksek olduğu saptanmıştır.C. carpio ve O. niloticus'da bakır ve kurşunun en yüksek oranda karaciğer ve böbrek dokusunda biriktiği, en düşük birikiminin ise her iki türde de kasta olduğu saptanmıştır.Serum ve doku iyon (Na+, K+, Ca++, Mg++ ve Cl-) düzeyleri bakır ve kurşun tarafından etkilenmiştir. Her iki türde de denenen kurşun ortam derişimleri karaciğer ve böbrek dokusu Na+ düzeyinde bir azalmaya solungaç dokusunda ise bir artışa neden olmuştur. Bakır ve kurşun ortam derişimleri kas dokusu Na+ düzeyinde bir değişiklik yapmamıştır. C. carpio'da denenen tüm koşullarda bakır, karaciğer ve solungaç Na+ düzeyini düşürmüş, böbrek dokusunda Na+ düzeyini arttırmıştır. Her iki türde de deney sürelerinin sonunda kan serum Na+ düzeyleri bakır ortam derişimlerinin etkisinde azalırken, kurşun ortam derişimlerinin etkisinde artış göstermiştir.Her iki türde, denenen tüm koşullarda bakır ve kurşun karaciğer K+ düzeylerinde önemli değişiklik yapmamıştır. O. niloticus'da bakır ve kurşun böbrek dokusu K+ düzeyini arttırırken kurşun solungaç dokusu K+ düzeyini azaltmıştır. O. niloticus serum K+ düzeyi bakır ve kurşun ortam derişimlerinin etkisinde artmıştır. C. carpio'da denenen sürelerde bakır ortam derişimleri serum K+ düzeyini arttırırken, kurşun ortam derişimlerinde ise azalmıştır.O. niloticus'da 10 ve 20. gün sonunda denenen bakır ve kurşun ortam derişimleri karaciğer ve solungaç dokusu Ca++ düzeylerini arttırmıştır. Denenen sürelerde bakır derişimleri C. carpio'nun tüm dokularında Ca++ düzeyini arttırmıştır. Karaciğer hariç, C. carpio'nun denenen dokularında Ca++ düzeyleri kurşun ortam derişimleri etkisinde artmıştır. O. niloticus serum Ca++ düzeyi bakır ve kurşun ortam derişimlerinin etkisinde azalmıştır. C. carpio'da bakır ortam derişimleri serum Ca++ düzeyini düşürürken, kurşun ortam derişimlerinin etkisinde ise artmıştır.Her iki metalde 30. günde O. niloticus'un solungaç ve kas dokusu Mg++ düzeyinde bir artışa, böbrek dokusunda ise bir azalmaya neden olmuştur. C. carpio'da kurşun ortam derişimleri karaciğer, böbrek ve kas dokusu Mg++ düzeylerini arttırmıştır. Bakır ve kurşunun etkisinde ve denenen tüm sürelerde serum Mg++ düzeyi O. niloticus'da azalırken, C. carpio'da arttığı gözlenmiştir.
Farklı bakır oranlarının ergin pimpla turionellae L'nın yaşam süresi ve yumurta verimi ile sentezlediği protein ve glikojen miktarına etkileri
Bu çalışmada farklı bakır (CuSO4.5H2O) oranlarının (0.000, 0.010, 0.025, 0.050 ve 0.100 mg/100 ml) bir endoparazitoid hymenopter türü olan ergin Pimpla turionellae L.?nin yaşam süresi, yumurta sayısı, yumurta açılımı ile sentezlediği protein ve glikojen miktarına etkileri, kimyasal yapısı bilinen sentetik besinler kullanılarak araştırılmıştır. Denenen bakır konsantrasyonlarının yaşam süresine etkisi, uygulanan bakır miktarlarıyla ters orantılı olarak kontrole oranla azalma şeklinde görülmüştür. Birey başına düşen yumurta sayısında dikkate değer olmamakla beraber düşüş gözlenirken, yumurta açılım oranında bazı günlerde azalma yönünde önemli değişimler tespit edilmiştir. Deneylerde besine ilave edilen tüm bakır dozlarının P. turionellae dişilerinin protein miktarı üzerinde kontrol grubu dişilerine kıyasla azalma şeklinde etki yarattığı gözlenirken glikojen miktarı üzerinde tam tersi durum söz konusudur.
Korozyon hızı belirlenmesinde buttler-volmer eşitliğinin kullanılabilme koşullarının araştırılması
Korozyon araştırmalarında sıkça başvurulan Tafel ekstrapolasyonu yöntemi yarı logaritmik akım potansiyel eğrilerinin uygun potansiyel aralığı çizgisel ise uygulanabilmektedir. Gerçek sistemlerde, direnç ve difüzyon gibi etkiler de devreye girdiği için genellikle çizgisel bir değişim elde edilememektedir. Bu anlamda yapılan Tafel ekstrapolasyonu ile yeterli doğrulukta sonuç elde edilememektedir. Bu çalışmada, farklı korozyon hızı belirleme tekniklerinden de yararlanılarak, korozyon hızı belirlemek için akım potansiyel eğrileri yeniden yorumlanmış, Buttler-Volmer eşitliği yerine kullanılabilecek bir eşitlik ya da bir yaklaşım araştırılmıştır. Yapılan yeni yaklaşımla, elde edilen polarizasyon eğrilerinin doğrudan kullanılması ile korozyon hızının belirlenmesine çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Buttler -Volmer eşitliği, Tafel ekstrapolasyonu, Korozyon.
Termomineral sularda ve meyve sularında kurşun, bakır ve nikel tayini için analitik yöntem geliştirilmesi
Ağır metallerin çoğu hayatsal fonksiyonlar için gereksiz olup belirli bir konsantrasyonda insan vücuduna zarar verebilir. Çevre kirliliği nedeniyle; göl, okyanus ve toprakta artış gösteren ağır metaller insanlık için ciddi riskler getirmektedir. Bu nedenle, çevresel örneklerin ağır metal içeriğinin belirlenmesi için yeni ve hassas yöntemler geliştirmek gerekli ve önemlidir. Bu çalışmada, Yüksek Çözünürlüklü Sürekli Işın Kaynaklı Alevli Atomik Absorpsiyon Spektrometresi (HR CS- FAAS) kullanılarak meyve suları ve termomineral sularda eser miktarda kurşun, bakır ve nikel miktarının belirlenmesi için yeni bir katı faz ekstraksiyon (SPE) yöntemi geliştirilmiştir. Çalışmada, asma dalından (ACVS) elde edilen bir aktif karbon, adsorban olarak kullanılmıştır. Kolon tekniği ayırma ve zenginleştirme işleminde uygulanmıştır. En uygun koşulları belirlemek için; örnek çözeltinin pH'ı, geri kazanım çözeltisinin türü ve konsantrasyonu, örnek çözeltinin ve geri kazanım çözeltisinin akış hızı, örnek çözeltinin hacmi ve yabancı iyonların analit iyonlarının geri kazanım verimine etkisi incelendi. ACVS içeren kolonda, kurşun, bakır ve nikel için tespit sınırları (LOD) 0,36, 0,69 ve 0,28 µg L-1, zenginleştirme faktörü 60 olarak belirlendi. Yöntemin doğruluğu bilinen miktarda analit iyonlarının gerçek örneklere ilave edilmesiyle yapılan geri kazanma çalışmalarıyla kontrol edildi. Geliştirilen metot, çeşitli meyve sularına ve termomineral su örneklerine başarıyla uygulandı. Aralık 2019 – xiii+ 55 Sayfa Anahtar Kelimeler: Meyve Suyu, Termomineral Sular, Aktif Karbon, Alevli Atomik Absorpsiyon Spektrometri, Ağır metaller
Cu, Zn ve karışımlarının Galleria mellonella L. (Lepidoptera: Pyralidae) larvalarında antioksidan enzim aktiviteleri üzerine etkileri
Yapılan çalışmada, G. mellonella L. Büyük bal mumu güvesi (Lepidoptera: Pyralidae) larvalarının, bakır (Cu) (10 mg/L) ve çinko (Zn) (30 mg/L)' nun farklı konsantrasyonlarının tek başlarına ve karışım halinde beslenmeleri durumunda orta barsak ve yağ dokusundaki bazı antioksidan enzim aktiviteleri üzerine olan etkileri incelenmiştir. Cu, Zn ve Cu+Zn uygulamalarında, G. mellonella larvalarının orta barsak ve yağ dokusu antioksidan enzim aktivitelerinde istatiksel olarak belirgin değişimler gözlenmiştir. Bakıra maruz kalmış larvalarda CAT aktivitesi yağ dokuda, kontrole göre artış gösterirken, diğer uygulama gruplarının SOD ve GPx enzim aktivitelerinde azalma görülmüştür. Bakır ve çinkoya maruz kalmış larvaların orta barsağında SOD aktivitesi artış gösterirken, GPx aktivitesi azalmıştır. CAT aktivitesi ise sadece bakıra maruz kalmış larvalarda artış göstermiştir. Karışım grubunda ise her iki dokunun CAT, SOD ve GPx enzim aktivitelerinde azalma görülmüştür. Elde edilen sonuçlara göre, bakır ve çinkonun G.mellonella larvalarının orta barsak ve yağ dokusunda oksidatif stresi indüklediği görülmüştür.
Yumuşak çelik ve bakırın elektrokimyasal davranışlarına bazı boyar maddelerin etkilerinin sodyum klorür ve sodyum sülfatlı ortamlarda araştırılması
Bu çalışmada, Potansiyodinamik polarizasyon eğrileri ve elektrokimyasal empedans spektroskopisi (EIS) teknikleri kullanılarak, variamin mavisi, metil oranj ve fenol kırmızısının 4 farklı konsantrasyonda, %3,5 NaCl ve 0,1M Na2SO4 çözeltisinde yumuşak çelik ve bakır metallerinin korozyon davranışları üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Metal yüzeyinin klorür ve sülfatlı ortama maruz kaldıktan sonra yüzey morfolojisi taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile incelenmiştir. Sıcaklığın etkisi 25 0C ile 60 0C aralığında çalışılmıştır. Bazı termodinamik parametreler hesaplanmış ve açıklanmıştır. Variamin mavisi, metil oranj ve fenol kırmızısının %3,5 NaCl ve 0,1M Na2SO4 çözeltisinde yumuşak çelik ve bakır korozyonunu önleyebildiği bulunmuştur. Bununla birlikte, inhibisyon etkinliğinin sıcaklığın artması ile azaldığı gözlemlenmiştir. Boyar maddelerin inhibisyon etkisi; Boyar maddeler ile metal yüzeyine fiziksel olarak adsorbe olan korozyon ürünlerinin metal yüzeyinde koruyucu bir film tabakası oluşturması ile tespit edilmiştir.
Doğal materyallerle bakır(II) kirliliğinin giderilmesi
ÖZET Bu Çalışmada bakır(ll) iyonlarının doğal metaryallerden alkali bazaltik yapıdaki Kula Volkaniti tarafından adsorplanması incelenmiştir. Deneylerde aktifleştirilmiş Kula Volkaniti kullanıldı, öncelikle volkanit, bidistile su içerisinde bekletildi, 105 °C de etüvde kurutuldu ve çeşitli fraksiyonlarına ayrılarak farklı kalsine sıcaklıklar da (200 °C, 400 °C, 600 °C, 800 °C) aktifleştirilerek Cu(ll) iyonlarını adsorplayacağı optimum koşullar belirlenmiştir. Ayrıca adsorpsiyon için en uygun pH belirlenmiştir. Adsorpsiyon deneyinde "Batch (çalkalama)" ve "Kolon" yöntemi uygulanmıştır. Her bir deney yönteminde öncelikle Laboratuvar koşullarında suni olarak 0.005 M Cu(ll) çözeltisi hazırlandı ve daha sonra 3 ppm kirlilik içeren bir sanayi atığından alınan numuneler kullanılmıştır. Adsorplanan Cu(ll)'nin analizi laboratuvar koşullarında hazırlanan standart Cu(ll) çözeltisi ile yapılmıştır. NH3 ile Diamin kompleksi hazırlandı. Standart eğriler oluşturuldu. UV- Spektrofotometresin kullanılarak belirli miktarda alınan volkanit çözeltide, adsorplanmadan kalan Cu(ll) miktarı belirlendi. Yüzde Adsorpsiyon eğrileri çizildi. Sanayiden alınan örnekler de ki bakır (II) miktarı, AAS'de standart grafiklerinden yüzde adsorpsiyon olarak belirlendi. Alkali yapıdaki Volkanik kayacın adsorpsiyon kapasitesi belirlendi. Max. adsorpsiyon için optimum sıcaklık ve tanecik büyüklüğü tespit edildi. Kula volkanitinin adsorpsiyon kapasitesinin yüksek olması, doğada bol miktarda bulunması, elde edilebilirliğinin kolay olması nedeniyle arıtım için kullanılması önemini arttırmıştır. Umuyoruz ki Kula volkanitinin arıtım maddesi olarak kullanılabilir olması, endüstriyel kuruluşlar ve çevre için bir kazanç olacaktır. IX
Levonorgestrel-releasing intrauterin sistem ve bakırlı rahim içi araçların kullanım süresi ile servikal sitoloji değişikliklerinin değerlendirilmesi
Levonorgestrel-releasing intrauterin sistem ve bakırlı rahim içi araçların kullanım süresi ile servikal sitoloji değişikliklerinin değerlendirilmesiAmaç: Bakırlı rahim içi araç ve Levonorgestrel-releasing intrauterin sistem kullanım süresi ile servikal sitolojik değişiklikler arasındaki ilişkiyi belirlemek.Materyal ve Metod: Çalışma grubuna Eylül 2011 - Mart 2012 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesine jinekoloji polikliniğine kontrasepsiyon ya da disfonksiyonel uterin kanama için bakırlı rahim içi araç ya da levonorgestrel-releasing intrauterin sistem kullanan 60 olgu dâhil edildi. Çalışma grubu bakırlı rahim ii araç kullanan tek eşli ve cinsel yolla bulaşan infeksiyon hikâyesi olmayan 20 olgu (Grup 1) ve levonorgestrel-releasing intrauterin sistem kullanan tek eşli ve cinsel yolla bulaşan infeksiyon hikâyesi olmayan 20 olgu (Grup 2) olarak ikiye ayırıldı. Kontrol grubu olarak (Grup 3) hiçbir rahim aracı kullanmayan tek eşli ve cinsel yolla bulaşan infeksiyon hikâyesi olmayan 20 olgu seçildi. Çalışma ve kontrol gruplarının servikal smear sitoloji sonuçları karşılaştırıldı.Bulgular: Bakırlı rahim içi araç kullanan grupta Klas 1, Klas 2, ASC-US (Anlamı saptanamayan anormal yassı epitel hücreleri), LGSIL (Düşük dereceli yassı epitel lezyonları) ve HGSIL (Yüksek dereceli yassı epitel lezyonları) tespit oranları sırası ile % 30 , % 60 , % 5, % 0 ve % 0 olarak saptandı. Levonorgestrel-releasing intrauterin sistem kullanan grupta ise Klas 1, Klas 2, ASC-US, LGSIL ve HGSIL tespit oranları sırası ile % 60 , % 30 , % 0, % 10 ve % 0 olarak saptandı. Her iki grubu kontol grubu ile kıyasladığımızda istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı (p=0.10).Sonuç: Bakırlı rahim içi araç ve levonorgestrel-releasing intrauterin sistem kullanımı servikal sitoloji sonuçlarını etkiliyor gibi görünmemekle beraber, bakırlı rahim içi araç ve levonorgestrel-releasing intrauterin sistem kullanım süresine bağlı olarak gelişebilecek servikal değişikliklerin tespiti, daha geniş ve ileri araştırılması gereken bir konudur. Bakırlı rahim içi araç ve levonorgestrel-releasing intrauterin sistem uygulanımı öncesi ve sonrası, 1 yıl ara ile smear yaptırmalı, smear sonucu veya servikal görünümü nedeniyle gerekli görülürse kolposkopik muayene uygulanmalıdır.Anahtar kelimeler: Levonorgestrel-releasing intrauterin sistem, Bakırlı rahim içi araç, servikal sitoloji
Küre bakır madeni (1800-1850)
Bu tezde, Osmanlı arşiv belgelerinden faydalanılarak 19.yüzyılın ilk yarısında Küre bakır madeni hakkında değerlendirmelerde bulunulmuştur. Çalışma, Küre'nin tarihçesi, Küre bakır madeni ve arşiv belgelerinde Küre bakır madeni olmak üzere üç bölüme ayrılmıştır. İlk bölümde; Eskiçağ'dan başlamak üzere Osmanlı Devleti'ni de kapsayan döneme kadar Küre'nin tarihçesine değinilmiştir. İkinci bölümde; madencilk tarihi hakkında genel bir bilgi verildikten sonra, Osmanlı Devleti'nde madencilik, maden işletme yöntemleri, Küre bakır madeninin geliri, çalışanları ve Küre bakır sanatı hakkında değerlendirmeler yapılmıştır. Üçüncü bölümde ise; 19.yüzyılın ilk yarısında Küre bakırının nakli ve Darphâne'ye teslim edilmesi, Küre bakırının saray mutfağında ve Osmanlı ordusunun ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılması, maden eminliği husûsunda şikâyet konuları, alacak-verecek davaları, işçi istihdâmı, maden çalışanlarının durumları ve bağlı oldukları köyler hakkında Osmanlı arşiv belgelerinden istifâde edilerek 19.yüzyılın ilk yarısında Küre-i Nühâs madeniyle ilgili tespitlerde bulunulmuştur. Anahtar kelimeler: Küre bakır madeni, Küre-i nühâs, Küre
Yeni bir biyosorbent kullanarak sulu çözeltilerden metal iyonlarinin uzaklaştirilmasi
Bu çalışmada Lentinus concinnus beyaz çürükçül fungus kullanılarak sulu çözeltilerden Pb(II), Cu(II) ve Zn(II) metal iyonlarının giderimi çalışılmıştır. Fungusun misel ve plektenkima yapısı, aktif ve inaktif formlarda, kesikli sistem deneylerinde kullanılmıştır. Metal iyonu giderimi üzerine, pH, sıcaklık, başlangıç metal iyonu konsantrasyonu, biyokütle konsantrasyonu ve üçlü metal iyonu etkisi incelenmiştir. Tüm biyokütleler için, optimum pH değeri, pH 5,0 olarak tespit edilmiştir. Biyosorpsiyon dengesinin tanımlanması için Langmuir ve Freundlich adsorpsiyon izoterm modelleri uygulanmıştır. Biyosorpsiyon işleminin Freundlich izoterm modeli ile tanımlanabileceği belirlenmiştir. Kesikli sistemde yürütülen deneylerin sonucunda, aktif plektenkima yapısının diğer biyokütlelerden daha yüksek giderim oranına sahip olduğu bulunmuştur. Aktif plektenkima için adsorpsiyon kapasitesi ve giderim oranları, sırasıyla, Pb(II) iyonu için 0,432 mmol/g (89,58 mg/g), %93,12, Cu(II) iyonu için 0,869 mmol/g (55,26 mg/g), %53,00 ve Zn(II) iyonu için 0,498 mmol/g (32,55 mg/g), %27,00 olarak elde edilmiştir. Literatürde Lentinus concinnus türü ile çalışılan çok az çalışma vardır, ancak plektenkima yapısının kullanıldığı bildirilmiş hiçbir çalışma bulunmamaktadır. Sonuç olarak, Lentinus concinnus?un misel ve plektenkima yapısının, atıksulardan Pb(II), Cu(II) ve Zn(II) iyonlarının gideriminde, önemli derecede yüksek kapasiteye sahip olduğu belirlenmiştir.
Bakır madenlerinde çalışan işçilerin kanlarındaki bakır konsantrasyonunun araştırılması
Madencilik, ilk çağlardan bu yana en tehlikeli işlerden biri olmuştur. Gerek maden kazaları gerekse madenlerde çalışan işçilerin yakalandıkları meslek hastalıkları neticesinde pek çok madenci hayatını kaybetmiştir. Bu çalışmada bakır madeninde çalışan işçilerin maruziyetleri neticesinde vücutlarındaki ağır metal birikimlerini ve bunu etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. 2008-2017 yılları arasında bakır madeninde çalışan tüm işçilerin kan tahlillerinde bulunan ağır metalleri ve oranları incelenmiştir. 10 yıllık süreçte yapılan toplam 1621 kan tahlili sonucu tüm çalışanların kanlarındaki bakır oranları incelenmiştir. Maden işçilerinin kanlarındaki bakır miktarı dijital ortamına aktarılarak, yıl, yaş grubu, çalışma süresi, çalışma sahası ve birimi olarak incelenmiştir. Sonuçlar MATLAB 2018 program kullanılarak değerler analiz edilmiştir. Yapılan bu çalışmada, deneyimsiz işçilerde kandaki bakır miktarının Dünya Sağlık Örgütü'nün belirlediği 140 µgr/dL değerini diğer çalışanlara göre daha fazla aştığı tespit edilmiştir. Kandaki bakır oranlarının aynı zamanda 31-40 yaş aralığındaki işçilerde de yükseldiği, bu maruziyet süresine bağlı olabileceği sonucu bulunmuştur. Bu çalışmada ortaya çıkan bir diğer sonuç, yer altı çalışanlarının kanlarındaki bakır birikiminin yer üstünde çalışanlara oranla çok daha yüksek olduğudur. Anahtar Kelimeler: Bakır, ağır metal, Wilson hastalığı, bakır madeni 2019, 71 sayfa Bilim Kodu: 2.069
Synthesis of silver, copper and bimetallic nanoparticles using quercetin and gallic acid: Optical and antimicrobial properties
Gallic Acid is a polyphenol and Quercetin is a flavonoid structure, both of which are quite powerful antioxidants and biologically active compounds. One of the important application areas is the pharmaceutical industry. Studies have shown that these substances have anticarcinogenic, antioxidative, antimutagenic, antiallergic and anti-inflammatory effects. Various metallic nanoparticles (NP) obtained from these phenolic compounds have found wide research area, especially in nanomedicine. As nanotechnology develops, the usage area of these nanoparticles, which have a size of 1-100 nm, is expanding day by day in the field of medical chemistry, materials science and advanced technology products and pharmaceuticals. In this thesis study, optimal pH to form nanoparticles of silver, copper and their different combinations (Quercetin Ag/CuNP, Gallic Acid Ag/CuNP, Quercetin+Gallic acid AgNP, Quercetin+Gallic acid CuNP, Quercetin+Gallic acid AgCuNP) using quercetin and gallic acid were determined. The synthesized nanoparticles were characterized using UV-VIS spectrophotometer, X-ray diffractometer (XRD), Fourier transform infrared spectroscopy (FTIR), energy dispersive X-ray spectroscopy (EDS) and scanning electron microscopy (SEM). The minimum inhibition concentration (MIC) values of the synthesized nanoparticles against human pathogens such as Escherichia coli and Staphylococcus aureus were calculated. It was determined that the MIC values of nanoparticles obtained from Gallic acid and quercetin were quite effective compared to Gallic acid and quercetin.