Central Bank
120 theses under this subject heading
1980 sonrası Türkiye'de uygulanan para politikalarının enflasyon üzerindeki etkisi
Türkiye ekonomisinde, enflasyon ile mücadele edebilmek adına farklı zamanlarda ülkenin o dönem şartları ve yapısına göre, farklı politika kanallarıyla çözüm aranmıştır. Özellikle, ülke ekonomisinde dışa açılma adımlarının atılmaya başladığı 1980 yılı sonrası için, uygulanan politikalar ve alınan kararlar ekonomik açıdan daha önemli hale gelmeye başlamıştır. Bu çalışmada, 1980'den 2023 yılı yarısına kadar, uygulanan para politikalarının içeriği ve enflasyon üzerindeki etkinliği araştırılmıştır. 1980 yılından, küresel finansal krizin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisinin azalmaya başladığı 2009 yılının başlarına kadar, Merkez Bankasının uyguladığı para politikalarının enflasyon üzerinde uzun dönemli bir etki sağlayamadığı görülmüştür. Fiyat istikrarının sağlanamama sebebi, en çok Türkiye ekonomisini, oldukça etkileyen yapısal sorunlardan kaynaklı krizlerin ve sonrasında alınan karar ve politikaların uzun vadede çözüm sağlayamamasının olduğu düşünülmektedir. Yapısal sorunların çözümü adına yapılan reformlar neticesinde para politikasının 2002-2007 yıllarına kadar enflasyon üzerinde etkinliği olumlu sonuçlar üretirken, küresel krizle bu denge tekrar bozulmuştur. Çalışmada Türkiye'de uygulanan para politikasının enflasyon oranı üzerindeki etkisi, 2009:01-2023:04 yılları arasındaki aylık veriler üzerinden birim kök testi ve sonrasında ARDL sınır testi yaklaşımıyla analiz edilmiştir. Çalışmada kullanılan değişkenler; dış ticaret dengesi, mevduat faiz oranı, toplam para arzı, toplam rezervler, tüfe bazlı reel efektif döviz kuru, büyüme oranları ve kukla değişken olarak, 2021 yılının Eylül ayında düşürülmeye başlanan faiz indirimleri olmuştur. Ulaşılan sonuçlara göre, mevduat faiz oranları, para arzı, rezervler ve sanayi üretim endeksi ile enflasyon arasında pozitif ilişki bulunmuştur.
Türkiye'de uygulanan para politikaları kapsamında fedakarlık oranının tahmin edilmesi
Başarılı bir para politikası yönetimi çerçevesinde merkez bankalarının, uygulanan para politikasının bütün etkilerini önceden tahmin edebilmesi gerekmektedir. Çağdaş merkez bankacılığının temel amacı olan fiyat istikrarının sağlanması ve sürdürülmesi, bugün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının da temel amacıdır. Literatürde, özellikle 2008 finansal krizinden sonra fiyat istikrarının sağlanmasının yanında, dezenflasyon politikaları maliyetlerinin tartışılması hız kazanmıştır. Buna göre dezenflasyon politikaları toplam çıktı düzeyini istikrarsızlaştırmakta ve toplam üretimde bir kayba neden olarak işsizlik oranlarını arttırmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de dezenflasyon politikası döneminde toplam çıktı miktarında bir kayıp olup olmadığını ölçmektir. Tahmin; 2005M01- 2013M12 dönemleri, aylık bazda tüfe ve sanayi üretim endeksi seriler kullanılarak, yapısal VAR (SVAR) modeliyle yapılmıştır. Tahmin sonucunda, teorik beklentileri destekler biçimde Türkiye'de dezenflasyon sürecinde enflasyon oranı ile sanayi üretim endeksi arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bir parasal şok karşısında enflasyondaki bir puanlık düşüşün, bir yıllık üretimde kümülatif olarak 0,88 puan azalmaya neden olduğu tahmin edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Fedakarlık oranı, Çıktı açığı, Para politikası, SVAR
Merkez Bankası faiz kuralı çerçevesince Taylor Kuralının incelenmesi
Ekonomik çevrelerce ve iktisat literatüründe para politikalarının kurala mı yoksa duruma mı bağlı bir şekilde yürütülmesi gerektiği uzun zamandır tartışılmaktadır. Genel kanı olarak kurala bağlı bir şekilde yürütülmesi gerektiği belirtilirken kuralın ne olması gerektiği konusunda ise bir fikir birliğine varılmış değildir. Genel olarak ekonomik birimlerce anlaşılabilen, karmaşık olmayan bir kuralın yürütülmesi gerektiği belirtilmektedir. Bahsedilen bu kural aynı zamanda para politikasının reaksiyon fonksiyonudur. Bu çalışmada ekonomik birimlerce anlaşılması kolay ve karmaşık olmayan bir kural olarak Taylor Kuralının geçerliliği Türkiye ekonomisi için test edilmiştir. Klasik Taylor Kuralında döviz kuru yer almadığından dolayı tahmin edilen reaksiyon fonksiyonuna döviz kuru eklenerek Genişletilmiş Taylor kuralı çerçevesince reaksiyon fonksiyonu tahmini yapılmıştır. Reaksiyon fonksiyonu 2002:07 - 2013:11 dönemleri arasında aylık veriler kullanılarak tahmin edilmiştir. Tahmin sonucunda para politikasının performansını gösteren değişkenler arasındaki ilişki de yorumlanmıştır. Belirtilen dönemler arasında oluşturulan reaksiyon fonksiyonu sonucunda üretim açığı, enflasyon açığı ve döviz kurunda yaşanabilecek bir şoka kısa vadeli faiz oranlarının tepkisinin istatistiksel olarak anlamsız olduğu görülmüştür. Elde edilen sonuçlar uyarınca kısa vadeli faiz oranları istikrarlı bir enflasyon oranı ve üretim miktarını yakalayabilmek adına tek başına yeterli olmadığı belirlenmiştir. Kısa vadeli faiz oranlarının enflasyon oranlarında, üretim miktarında ve döviz kurunda yaşanabilecek şoklara istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif tepkiler verebilmesi için öncelikli olarak kamu kesiminin borç miktarının azaltılması ve kamu borcunun finansman şeklinin gözden geçirilmesi maliye politikası yürütücülerine bu çalışma kapsamında önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Taylor Kuralı, Faiz Reaksiyon Fonksiyonu, VAR Modeli
Merkez Bankası`nın enflasyon hedeflemesinin makro ekonomik değişkenlere etkisi
Yüksek oranlı enflasyon, özellikle gelişmekte olan ekonomilerde ortaya çıkan en önemli problemlerin başında gelmektedir. Bu problemi ortadan kaldırmak için, Türkiye'nin de içinde bulunduğu birçok ülke farklı politikalar uygulamıştır. Bu uygulamalarda kimi ülkeler başarılı, kimi ülkeler ise başarısız olmuştur. Enflasyon hedeflemesi son yıllarda, enflasyon ile mücadelede birçok ülke tarafından kullanılan bir politikadır. Bu politikanın amacı, gelecek belirli bir dönemdeki enflasyon oranını hedefleyerek, diğer politikaları bu amaç doğrultusunda yönetmek, yönlendirmek ve böylece istenilen enflasyon oranına sahip olmaktır. Enflasyon hedeflemesinin başarılı olabilmesinin ön koşulu Merkez bankasının bağımsızlığıdır. Bununla birlikte, hükümetin enflasyon hedeflemesi programına tam desteğinin olması ve maliye politikalarını bu yönde kullanması gerekmektedir. Enflasyon hedeflemesinin başarılı olabilmesi için diğer bir koşul da, toplumun uygulanan enflasyon hedeflemesi hakkında bilgi sahibi olması ve toplum tarafından desteklenmesidir. Bu çalışmada; TCMB'nın enflasyon hedeflemesinin makro ekonomik değişkenlere etkisi incelenmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır.Birinci bölümde merkez bankacılığının gelişimi, merkez bankalarının amaç, hedef, görev ve yetkileri, merkez bankalarının işlevi ve konusu, merkez bankalarının para politikaları ile enflasyon ve makro değişkenler arasındaki ilişki incelenmiştir.İkinci bölümde enflasyon hedeflemesi ve Türkiye değerlendirmesi, enflasyon hedeflemesinin tanımı ve para politikasındaki yeri, enflasyon hedeflemesinin gerekçeleri, enflasyon hedeflemesinin özellikleri, enflasyon hedeflemesinin ön koşulları, enflasyon hedeflemesinin aşamaları, enflasyon hedeflemesinin başarılı olabilmesi için gerekli şartlar, enflasyon hedeflemesinin avantaj ve dezavantajları, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde enflasyon hedeflemesi uygulamaları, enflasyon hedeflemesinin Türkiye açısından değerlendirilmesi incelenmiştir.Üçüncü bölümde ise 2002?2010 döneminde TCMB'nın enflasyon hedeflemesinin GSYİH, dış borç stoku, istihdam, İMKB işlem hacmi, kamu kesimi borçlanma gereği, mevduat faiz oranı, ihracat, ithalat, portföy yatırımları ve döviz kuru üzerindeki etkisi regresyon analizi yardımıyla incelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda enflasyon hedeflemesinin makro ekonomik değişken üzerinde arttırıcı bir etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Enflasyon Hedeflemesi, Makro Ekonomik Değişkenler, Regresyon Analizi
2001 krizi öncesi ve sonrasında Merkez Bankası bağımsızlığının Türkiye'de makroekonomik göstergelere etkisi
Kriz, kavramı beklenmedik ve ani bir biçimde gelişen, mali piyasalarda tahrip gücü yüksek dalgalanmalardır. Kriz kavramı tarihte ekonominin olduğu her alanda vardır. Yıllar boyunca krizle mücadele edebilmek için çeşitli yöntemler uygulanmış fakat kriz yönetimi konusunda yetersiz kalınmıştır. Bir ülke için merkez bankası, bu kriz yönetiminin tam ortasında bulunmaktadır.Merkez bankalarının kuruluşu genelde, ticari bankaların tek başına banknot ihraç imtiyazını elde etmesiyle devlet bankası olma unvanını elde ederek gerçekleşmiştir. Uygulanan her türlü para politikasının kaynağı olan merkez bankaları şu anda dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile farklı statülere sahiptir. Bu gün Avrupa'nın ileri gelen ülkeleri incelendiğinde merkez bankalarının hükümete bağlı hatta hükümet bünyesinde olduklarının görülebilmektedir. Türkiye'de ise Şubat 2001 kriziyle birlikte TCMB yapısal anlamda tam bir değişime gitmiştir. Bu çalışmada 1990-2009 yılları arasındaki parasal ve ekonomik veriler kullanılarak çoklu regresyon analizi tekniğiyle parasal değerlerin makro ekonomik göstergeler üzerindeki etkisi incelenmiştir. Regresyon analizlerinin sonucunda; TCMB'nin yapısında meydana gelen söz konusu değişim makro ekonomik göstergeleri pozitif yönlü etkilediği gözlemlenmiştir. Yani merkez bankasının fiyat istikrarı odaklı ve bağımsız bir yapıya sahip olması makro ekonomik göstergeler açısından pozitif yönlü etkisi bulunmaktadır.Bağımsız ve fiyat istikrarı odaklı yeni dönem (2001 sonrası), TCMB'nin makro ekonomik göstergeler üzerinde meydana getirdiği pozitif etki göz önüne alındığında merkez bankasının tek amacının fiyat istikrarı olması ve bağımsız bir yapıya sahip olması için gerekli düzenlemelerin gerçekleştirilmesi ülke gelişimi açısından çok büyük önem arz etmektedir.Anahtar Kelimeler: TCMB, Kriz, Çoklu Regresyon Analizi, Yapısal Dönüşüm, Fiyat İstikrarı
2008 küresel krizi sonrasında TCMB para politikası
Dünya ekonomisi son 30 yılda ciddi bir finansallaşma geçirmiştir. Bu finansallaşmanın etkisiyle sık sık finansal krizler yaşanmıştır. Yaşanan bu finansal krizler gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ekonomilerini ciddi oranda etkilemiş ve ülkeler bu duruma para politikaları aracılığıyla yön vermeye çalışmışlardır. Bir ülkede başlayan finansal kriz sadece o ülkede kalmamış diğer ülkelere de sıçrayarak o ülkelerin ekonomilerini de olumsuz yönde etkilemişlerdir. 2007 yılında konut balonunun patlaması sonucu ABD'de ortaya çıkan kriz kısa sürede diğer gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yayılarak küresel bir boyut kazanmıştır. Krizi kontrol altına almak isteyen gelişmiş ülkelerin merkez bankaları genişleyici para politikası uygulayarak piyasaya bol miktarda likidite sağlamıştır. Uluslararası finans piyasalarında oluşan bol likidite görece faizlerin yüksek olduğu gelişmekte olan ülkelere transfer olmuştur. Bu durum Türkiye'de önemli ölçüde kredi hacminde genişlemeye ve döviz kurunda oynaklığın artmasına yol açmıştır. Bunun yanında ihracat hacminin daralmasına karşılık yurtiçi talebin artmış olması cari açığı artırmış ve finansal istikrara yönelik risklerin oluşmasına neden olmuştur. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ise finansal piyasalarda oluşan riskleri önlemek amacıyla 2010 yılı sonunda yeni bir para politikası stratejisi geliştirmiştir. Bu strateji çerçevesinde fiyat istikrarı ve finansal istikrar amacı gözetilerek yeni para politikası araçları kullanılmaya başlanmıştır. Çalışmanın amacı 2008 küresel krizi sonrasında uygulanmaya başlayan para politikası araçlarının ve uygulanan stratejinin değerlendirilerek sonuçlarının analiz edilmesidir. Bu kapsamda çalışmada 2008 küresel krizinden bahsedilmiş, krizin ABD ekonomisine ve Türkiye ekonomisine etkileri incelenmiş, ABD ekonomisinin krize karşı aldığı tedbirler açıklanmış, TCMB'nin kriz öncesi ve kriz sonrası uyguladığı politikalar incelenmiştir.
Uluslar arası para sisteminin reformu: Dünya merkez bankacılığı mı yoksa serbest bankacılık mı
Over the centuries we have not learned origins or symptoms of crises accurately. As a result of this, we have always had the crises and lastly the 2008 financial crisis (Great Recession). The Great Recession showed we have faulty economic theories and economic policies. Thus, we need theories that can detect the origins of any crises more accurately and then cancel them. Actually, we don't need economic models when crises have already arisen. Here we initially show the flaws of the current monetary system and then proposals to solve these flaws. In this case, we will introduce two type proposals. The first category of proposals is World Central Banking Models: proposals of J.M.Keynes (Bancor Plan), P.Davidson (International Monetary Clearing Union), J.Stiglitz and B.Greenwald (Global Greenback Plan), J.D'Arista (International Clearing Agency Plan), J.A.Ocampo (SDR-based Global Reserve System), P.Alessandrini and A.F.Presbitero (SDR-based International Monetary System). According to these writers the flaws of the current global reserve system are anti-Keynesian bias (deflationary bias), the Triffin Dilemma (the currency asymmetry problem) and the instability-inequality link.The second category is Free Banking Models: proposals of G.Selgin (Productivity Norm and Free Banking), F.Hayek (Denationalization of Money and Nominal GDP Targeting), L.von Mises(Gold Standard with Free Banking), and J.H.de Soto and M.Rothbard(Gold Standard with % 100 Reserves). These authors argue that any government intervention like regulations and bailouts in the production of money or any government based institutions like central banks or treasury cause instabilities (business cycles and thereby economic crises) in the free society. According to them we should create a world freed from governments. But they differ in three issues: the identity of the money issuer, the nature of the money substitutes, and the nature of the private property. These issues led them to propose different monetary reforms. Key Words: origins, the Great Recession, flaws of the current monetary system, proposals of World Central Banking and Free Banking Models
Enflasyon hedeflemesi: Ülke uygulamalarına örnekler ve Türkiye`de uygulanabilirliği
Ill ÖZET ENFLASYON HEDEFLEMESİ: ÜLKE UYGULAMALARINA ÖRNEKLER VE TÜRKİYE'DE UYGULANABİLİRLİĞİ Harun Uçak Yüksek Lisans Tezi, İktisat Anabilim Dalı Danışman: Prof.Dr. Mahir FİSUNOĞLU Eylül 2003, 119 sayfa İlk defa olarak 1990 yılında Yeni Zelanda da uygulanmaya başlayan enflasyon hedeflemesi para politikası, daha sonraki yıllarda birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülke tarafından uygulanmaya başlanmıştır. Türkiye'de ise 1990'lı yılların sonlarında gündeme gelen enflasyon hedeflemesi, çeyrek yüzyıldır yüksek enflasyonun yaşandığı ülkemizde uygulanabilir bir para politikası olup olmadığı tartışılmaya devam edilmektedir. Bu çalışmanın birinci bölümünde enflasyon hedeflemesinin kavramsal çerçevesi, önkoşulları ve uygulanma dönemindeki stratejik özelliklerine yer verilmektedir. İkinci bölümde, Yeni Zelanda ve İsrail enflasyon deneyimlerine yer verilmektedir. Üçüncü bölümde, enflasyon hedeflemesinin ülkemiz ekonomisi açısından uygun bir para politikası olup olmadığına yer verilmektedir. Enflasyon hedeflemesine geçiş öncesi merkez bankası yasalarında değişiklikler yapılarak, merkez bankasının daha bağımsız bir kurum haline gelmesi sağlanmıştır. Para politikasında nihai hedefin fiyat istikran olarak belirtildiği bu yasal düzenlemelerle birlikte, enflasyon hedefinin uygulanabilirliğinde kamu maliyesinde yapılacak düzenlemelerin de tamamlayıcı bir rolü olacaktır. Anahtar Kelimeler: Enflasyon Hedeflemesi, Para Politikası Hedeflemeleri, Merkez Bankası Bağımsızlığı, TCMB Bağımsızlığı, Türkiye'de Enflasyon.
Kurumsal yapının politika başarımına etkisi:Enflasyon hedeflemesini uygulayan ülkeler üzerine bir inceleme
Ekonomi literatüründe yaygın olarak, yüksek enflasyonun temel sebebi, para otoritelerinin enflasyonist bir eğilim göstermesi olarak kabul görmüştür. Bu itibarla çalışmada para otoritelerinin zaman tutarsızlığına değinilerek bu problemin çözümüne ilişkin mevcut para programlarının açıklaması yapılmıştır. Bu programlardan özellikle 1990'lardan günümüze en çok uygulanan ve başarılı olan programın enflasyon hedeflemesi olduğu sonucuna varılmıştır. Enflasyon hedeflemesi rejiminin ayrıntılarında farklılıklar görülen bir çok tanımı bulunmakla birlikte bazı temel özelliklerinde uzlaşma sağlanmıştır. Enflasyon hedeflemesi, belirlenmiş bir enflasyon oranı için belirli bir dönemde gerçekleştirilmek üzere bir hedef veya hedef aralığının ilan edilerek taahhüt edilmesi, para politikasının en önemli amacının düşük ve istikrarlı bir enflasyon oranını sürdürmek olduğunun vurgulanması ve para otoriteleri tarafından da benimsenmesi şeklinde tanımlanabilir. Oyun-teorik para politikası literatüründe ağırlıklı olarak işlenen konu durumundaki para politikasının, zaman tutarsızlığından kaynaklanan enflasyonist eğilimini ortadan kaldırmaya yönelik çözüm önerileri çerçevesinde yapılan temel çalışmaların tanıtılması ve enflasyon hedeflemesi rejiminin kuramsal ve uygulama yönü hakkında bilgi verilmesi, tez çalışmasının temel amacını oluşturmaktadır.
IMF tanımlı Merkez Bankası stand-by bilançosu ve para politikalarının ekonomik analizi
Ülkemizdeki para politikası uygulamalarının genel çerçevesi düşünüldüğünde, bilançonun yapısı ve kalemlerdeki gelişmelerin önemi giderek artmaktadır. Merkez Bankası operasyonlarının yansımalarına ilişkin içerdiği bilgiler nedeniyle en çok ilgilenilen veri setlerinin başında Merkez Bankası bilançosu gelmektedir. Bu noktada 1999 yılında yapılan Stand-by çerçevesinde oluşturulan IMF Tanımlı Stand-by Bilançosunun getirdiği kolaylıkların ve yeniliklerin neler olduğu önem kazanmaktadır.
Merkez Bankası ve parasal şokların etkileri
24 Ocak kararları ile birlikte, dışa açık bir ekonomi modeline dönülürken, finansal piyasaların yurtdışı piyasalara entegrasyonu, piyasaları şoklara karşı daha duyarlı bir konuma getirmiştir.1980 yılından bu yana, Türkiye ekonomisi birçok krizle yüzleşmiştir. Özellikle parasal temelli bu krizler, aynı zamanda bir yapısal dönüşüm sürecinde ortaya çıkmışlardır. Bu çalışmanın amacı, bu bağlamda Merkez Bankası tarafından uygulanan politikaların para çarpanı üzerindeki etkilerini incelerken, son yıllarda birçok merkez bankası tarafından kullanılmaya başlanan Dinamik Stokastik Genel Denge (DSGD) modeli çerçevesinde parasal şokların sonuçlarını analiz etmektir. Para çarpanın istikrarlı olması parasal şokların sonuçlarının geçerli olması için gereklidir. Çalışmamızın verileri, 1985'in dördüncü çeyreği ile 2011'in ikinci çeyreği arasını kapsamaktadır.
Merkez Bankası rezerv yönetimi: Türkiye örneği
Ülkeler, ödemeler dengesi açıklarının finansmanı, dış borç ödemeleri, yerel döviz piyasalarına müdahale, ülke prestiji, acil durumlara karşı koruma sağlamak, gelecek kuşaklara güvence sağlayacak "miras fonu" yaratmak gibi çeşitli amaçlarla uluslar arası rezerv talep ederler. Talep edilen bu rezervlerin sağladığı avantajlar kadar sosyal maliyetleri de olduğu için, "optimum rezerv büyüklüğü", rezerv yeterliliği" ve "rezerv yönetimi" kavramları ortaya çıkmıştır. Bu rezervler merkez bankaları tarafından tutulduğu ve yönetildiği için, merkez bankaları "rezerv yönetim stratejileri" geliştirmek durumundadırlar. Çünkü bu rezervlerin yönetimi sırasında merkez bankaları; piyasa riski, kredi riski, operasyonel risk ve likidite riski ile karşı karşıya kalabilirler. Türkiye de, kalkınmakta olan ve kalkınma sırasında, özellikle son yıllarda ödemeler dengesi açıkları veren ve yabancı sermaye akımları alan bir ülke olarak; hem ödemeler dengesi açıklarını finanse etmek, hem dış borç ödemeleri ve hem de yerli parayı savunmak için, yüksek rezerv talep eden ve dolayısı ile rezerv yönetimi stratejileri belirlemek durumunda olan bir ülkedir. Bunun için yıllık "stratejik model portföy" ve "yatırım stratejisi" belirlemektedir. Bu belirlemeler sırasında; dünya ve Türkiye ekonomisi ile ilgili analizler ve bunların yorumlaması önemli olmaktadır. Son yıllarda enflasyon hedeflemesini bir politika önceliği olarak belirleyen Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın, "merkez bankası bağımsızlığı" ile kazandığı politika avantajı da bulunmaktadır. Bu çalışmada; merkez bankalarını rezerv talep etmeye yönlendiren konular ele alındıktan sonra; Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın rezerv kompozisyonu, optimum rezerv yönetimi, rezerv yönetim stratejisi, rezerv yeterliliği, risk yönetimi, rezervlerin sosyal maliyeti ve merkez bankası bağımsızlığının etkileri ele alınarak; sonuçta, genel bir değerlendirme yapılacaktır. Anahtar Kelimeler: Merkez Bankası Rezerv Yönetimi, Merkez Bankası Rezerv Kompozisyon, Yeterli Rezerv Miktarı, Merkez Bankası Bağımsızlığı
Heterodoks para politikalarına ampirik bir yaklaşım: Merkez bankacılığı uygulamaları
Gittikçe derinleşen ve çeşitlenen finansal piyasaların ekonomik sistem üzerinde etkisinin artması ve küresel finansal krizin yarattığı ekonomik durgunluk nedeniyle merkez bankaları fiyat istikrarının ve finansal istikrarın sağlanmasını, büyümenin canlanmasını gerçekleştirebilmek için geleneksel olmayan ve daha karmaşık olan para politikası araçlarını uygulamaya başlamaktadır. Bu çalışmada heterodoks para politikası araçlarının etkinliğini belirlemek için Türkiye, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, Brezilya, İngiltere, İsrail, İzlanda, Kanada ve Macaristan için makro ekonomik veri seti oluşturulmakta, VAR analizi ile değişkenlerin optimal gecikme uzunluğu, ARDL sınır testi ile bu verilerin uzun dönem ilişkisi ve dengeden sapmaların ne kadar sürede giderildiği belirlenmektedir. Analiz sonucunda, gelişmekte olan ülkeler için politika faiz oranının, gelişmiş ülkeler için reel merkez bankası toplam varlıklarının para politikası aracı olarak daha etkin kullanıldığı ve gelişmekte olan ülkelerde gelişmiş ülkelere göre dengeden sapmaların ortalama olarak daha kısa sürede telafi edildiği belirlenmektedir. Anahtar kelimeler: Heterodoks para politikası, Merkez Bankacılığı, ARDL.
Kurala dayalı ve ihtiyari para politikası tartışmaları kapsamında Taylor kuralının analizi: Teori ve Türkiye örneği
Merkez bankasının para politikasını kurala dayalı mı yoksa ihtiyari bir şekilde mi yürütülmesi gerektiği konusu iktisat literatüründe uzun zamandır tartışılan önemli konulardan birisidir. İktisatçılar ve politika uygulayıcıları para politikasının bir kural çerçevesinde uygulanması gerektiği ve ihtiyari politikaların ekonomide zaman tutarsızlığı problemine yola açabileceği konusunda hem fikirlerdir. Fakat literatür de uygulanacak kuralın ne olması gerektiği konusunda halen bir fikir birliği sağlanamamıştır. Ayrıca MB'nin uygulayacağı kural politika uygulamaları konusunda da literatür de farklı uygulamalar mevcuttur. Bu farklı uygulardan biride Taylor kuralıdır. Söz konusu kural, MB'nin ekonominin kurala bağlı olarak kısa dönemli nominal faiz oranı düzeyini belirlenmesini gerektiğini ifade etmektedir. Çalışmada 2001:08-2017:09 dönemi için ekonomik aktörler tarafından anlaşılması kolay ve uygulama açısından basit bir kuralı temsil eden döviz kuru değişkenin model dâhil edildiği genişletilmiş Taylor Kuralının Türkiye ekonomisi için geçerliliği test edilmiştir. Çalışmada analiz yöntemi olarak GMM yöntemi tercih edilmiştir. Söz konusu yöntemin tercih edilme sebebi zayıf varsayımlar altında dahi güçlü ve tutarlı katsayılara ulaşılmasını mümkün kılarak, tahmin edicilerin tutarlılığına bağlı güçlü varsayımlarda bulunmasıdır. Taylor kuralı analiz sonucunda elde edilen katsayılar MB'nin politika kararlarında sadece enflasyon açığı tepki katsayısının etkili olduğu, çıktı açığı ve döviz kuru açığı tepki katsayılarının politika kararlarında enflasyon açığı tepki katsayısı kadar etkili olmadığı tespit edilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular literatürde yer alan çalışmaları destekler nitelikte olup söz konusu kuralın daha çok düşük enflasyon oranı ve istikrarlı büyüme oranlarına sahip ekonomilerde geçerli olabileceği sonuca ulaşılmıştır.
Merkez Bankası rezerv yönetimi
Özellikle EMC'lerde parasal otoritelerce yapılmış benzeri görülmemiş döviz rezerv birikimi bir takım önemli konuları gündeme getirmiştir. 1990'ların ikinci yarısında ve yeni yüzyılın başlarında ortaya çıkan Meksika, Asya, Brezilya, Rusya, Türkiye ve Arjantin krizleri, rezervlerdeki hızlı artışın finansal krizlere karşı likidite sigortası olarak kullanılmasına neden olmuştur. Bu ciddi finansal krizlerin ardından, gelişmekte olan birçok piyasa ülkesi, döviz kurlarında potansiyel risklere daha etkin bir şekilde başa çıkmak için döviz rezervleri oluşturmuştur. Bununla birlikte, rezervlerin yeterliliği için kullanılabilecek pragmatik değerlendirme olan kıyaslama yaklaşımı göstermektedir ki, özellikle Asya ülkeleri başta olmak üzere pek çok gelişmekte olan piyasa ülkesinde döviz rezervleri seviyesi, ihtiyaç duyulan makul bir sigorta seviyesini aşan büyüklüklere ulaşmıştır. Bu, risklere karşı sigorta ihtiyaçlarının ötesinde oluşan birikimlerin ardındaki nedenleri sorgulamayı gerektirir. Özellikle de ihracatın yol açtığı ekonomik büyümeyi sürdürmek için, bir takım ülkeler, döviz kurlarını ülkenin menfaatlerini göz önünde bulundurarak belli bir düzeyin ötesinde tuttuğu ileri sürülmektedir. Büyük miktarlardaki resmi rezerv birikimi, artan para cinsi çeşitliliğine yol açabilir. Döviz rezerv varlıklarının para birimlerine dağılımı belirleyen faktörler, risk çeşitliliği, etkin getiri, rezerv tutulan dövizin ülkesindeki finansal piyasaların likidite ve varlık çeşitliliği, dış ticaretin coğrafi yönelimi ve sermaye hesabı işlemleri, dış borç kompozisyonu ve muhtemelen politik kaygılardır. Çok büyük rezerv biriktiren ülkeler, döviz varlıklarının önemli bir bölümünü rezerv dövizin ait olduğu ülkelerindeki finansal varlıklara yatırım yaparak küresel dış dengesizliklerin finansmanında kullanmakta önemli bir rol oynamaktadır. Global küresel cari dengesizliklerin sürmesi ve bunu takiben büyük ölçüde rezerv birikimiyle sonuçlanması EMC'leri bir takım önemli zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu problemleri çözmek çeşitli taraftan harekete geçilmesi gerektirecektir. 1999'dan beri rezervlerini ikiye katlayan on EMC'ye bakıldığında, rezervlerin biriktirildiği kanalları üç farklı grup ortaya çıktığı görülecektir: (i) cari hesap fazlası ülkeler (Rusya, Ukrayna ve Malezya) (ii) sermaye hesabı fazlası ülkeler (Çek Cumhuriyeti, Meksika, Romanya ve Güney Afrika); ve (iii) hem cari hem de sermaye hesabı fazlalarını yaşayan ülkeler (Çin, Hindistan ve Güney Kore) . Hızlı biriktiricilerin gruplara bölünmesi, birikimin altında yatan nedenler üzerine tartışmanın yapılandırılması açısından faydalıdır. Büyük cari işlemler fazlası ve rezerv birikimi arasında doğrudan bir nedensel ilişki olmadığı unutulmamalıdır.
Türkiye'de para politikasının kredi faiz oranlarına geçişkenliği: Ampirik bir inceleme
Günümüz dünyasında bir merkez bankasının temel politika aracı kısa vadeli faiz oranlarıdır. Merkez bankalarının politika faiz oranlarını değiştirmesi para piyasası faiz oranlarını etkilemektedir. Para piyasası faiz oranlarındaki değişiklikler ise uzun vadeli kredi, mevduat ve tahvil faiz oranlarını değiştirmektedir. Bu süreç, faiz oranı geçişkenliği olarak adlandırılmaktadır. Etkin bir faiz oranı geçişkenliği mekanizması, merkez bankasının politika faiz oranındaki değişimlerin toplam talebi, çıktıyı ve enflasyonu etkileyen uzun vadeli faiz oranlarına çok büyük ölçüde aktarıldığı anlamına gelmektedir. Geçişkenlik ne kadar yüksek ve hızlı olursa merkez bankası kararlarının reel ekonomiyi etkilemesi o kadar kolay ve hızlı olmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı, Türkiye'de para politikasının kredi faiz oranlarına geçişkenliğini Ocak 2011-Mart 2021 dönemine ait aylık verileri kullanarak incelemektir. Bu çerçevede, çalışmada hem doğrusal hem de doğrusal olmayan tahmin yöntemleri kullanılmıştır. Bu tahmin yöntemlerinden elde edilen bulgular bir hayli farklıdır. Daha etkin sonuçlar verdiği kabul edilen doğrusal olmayan tahmin yönteminin bulguları dikkate alındığında, faiz oranı geçişkenliği katsayısının birden büyük olduğu görülmektedir. Bu sonuç, bankaların kredi faiz oranlarını ayarlarken bir risk primini dikkate aldığını ve Türkiye'de kredi faiz oranlarının içinde ilave bir risk priminin var olduğunu göstermektedir.
Merkez bankalarının altın rezerv politikası
Son yıllarda başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere ülkeler merkez bankası rezervlerini artırma eğilimindedir. Küreselleşme ile hızlanan finansal piyasaların entegrasyonu, küresel piyasalar ile dış ticaretin artması ve gelişmesi, gelişen teknoloji sayesinde hızlı işlem imkanları, ani sermaye hareketlerinin oluşturabileceği oynaklık riskinin olması gibi ekonomik olayların sonucu oluşabilecek ekonomik ve finansal krizlerin yanı sıra salgın, afet, jeopolitik gerginlikler vb. durumlardan dolayı merkez bankaları belirli oranda rezerv bulundurmaktadırlar. Ülkeler kendi ekonomik koşullarına, siyasi olaylara ve farklı sebeplerle merkez bankalarında rezerv tutmakta ve rezerv araçlarında farklılığa gidebilmektedirler. Merkez bankaları ellerinden bulundurdukları rezerv miktarı ile para ve kur politikalarını desteklemek, ödemeler dengesini sağlamak, finansal krizlere karşı koruma ve kırılganlığın azaltılması, ulusal ve uluslararası alanda ekonomik güveni sağlamak, döviz kuru oynaklığını önlemek ve ekonomik istikrarın sağlanmasında tampon görevi görmektedir. Dünyada son yıllarda yaşanan finansal krizler, COVİD-19 salgını, Rusya- Ukrayna savaşı, Orta Doğu'da yaşanan gerginlikler ülke rezervlerinde altın rezervine ağırlık vermesine neden olmuştur. Bu tez çalışmasında merkez bankalarının rezerv tutma nedenleri merkez bankası rezervlerinden, rezerv değişim sürecinden ve özellikle 2008 krizinden sonra rezervlerdeki değişimde altına yöneliminin nedenleri araştırılmaktadır. 2008 krizinden sonra son yıllarda altın rezervi ile ilgili Türkiye dahil olmak üzere seçilmiş ülkelerin stratejilerinden bahsedilmiştir. İstatistiksel veriler ışığında 2008 krizinden sonra ülkelerin rezerv tutma stratejilerinde jeopolitik gelişmelerden ve finansal krizlerden etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye ekonomisinde geleneksel olmayan para politikalarının etkinliği
Bir ekonomide para politikaları, istikrarın sağlanması için en önemli araçlardır. Bu politikalar sayesinde ekonomide istikrar sağlanarak, refah düzeyi arttırılmaya çalışılır. Son zamanlarda ekonomilerdeki değişimler politikaların da değişmesine neden olmuştur. Bu yeni politikalar Geleneksel Olmayan Para Politikaları olarak adlandırılmaktadır. Böylece kamuoyu ile daha etkili iletişim kurulmak hedeflenmektedir. Türkiye'de de bu politikalar son yıllarda ağırlıklı olarak kullanılmaktadır. Bu tezin amacı, Türkiye'de kullanılan geleneksel olmayan para politikalarının hedeflenen amaçlara ulaşmada etkin olarak kullanılıp kullanılmadığının araştırılmasıdır. Bu amaçla kumla değişkenli zaman serisi modellerinden GARCH ( garch(1,1), Tgarch ve Egarch) modelleri kullanılarak en iyi model tahmin edilmiştir. Analizde Türkiye ekonomisi için 02.01.2017- 28.12.2018 dönemi verileri kullanılmıştır. Bunun için uluslararası piyasa iki yıllık tahvil faiz oranı, ABD doları cinsinden döviz kuru be rezerv opsiyon katsayısındaki değişiklikler ve geleneksel olmayan para politikası araçları olarak sözlü döviz müdahaleleri kapsamında, Cumhurbaşkanı ve TCMB Başkanı'nın yaptığı basın duyuruları, konferansları ve toplantıları kullanılmıştır. Söz konusu sözlü müdahaleler MB açıklamaları ve Cumhurbaşkanlığı açıklamaları olmak üzere iki farklı kukla değişkene dönüştürülerek modele dahil edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, geleneksel olmayan para politikası araçlarından sözlü müdahalelerin ve rezerv opsiyon mekanizmasının, para politikası amaçlarını gerçekleştirmede istatistiksel olarak etkili olduğu, bu politika araçlarının etkin olarak kullanıldığı sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası para politikaları ve dış ticarete etkileri (2001 sonrası)
Bu tezin amacı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) para politikalarının dış ticaretine etkilerini ele almaktır. Çalışma 2001 sonrası dönem ile sınırlandırılmıştır. Bu amaç ve sınırlılık çerçevesinde çalışma, üç bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde TCMB'nin para politikaları, amaçları ve araçları ele alınmıştır. Öncelikle TCMB'nin gelişimine yer verilmiş ve 2001 öncesi para politikaları kısaca açıklanmıştır. Ardından 2001 sonrası dönemde para politikaları detaylı biçimde sunulmuştur. Burada para politikalarında araçlar ve TCMB para politikasının amaçları açıklanmıştır. Son olarak bu bölümde 2001 sonrasında TCMB'nin para politikalarının amaç-sonuç ve sebep-sonuç ilişkileri çerçevesinde irdelemesine yer verilmiştir. İkinci bölüm, Türkiye'de dış ticaretin ele alındığı bölümdür. Çalışma sınırlılığına bağlı olarak Türkiye'de dış ticaretin değişimi ve gelişimi 2001 öncesi ve sonrası olmak üzere iki kısımda açıklanmıştır. Teslim şekillerine göre dış ticaret, ödeme şekillerine göre dış ticaret, tarife dışı engeller ve uygulamaları ile Türkiye'nin dış ticaretindeki yapısal sorunlar ile dezavantajlar ele alınmıştır. Üçüncü bölüm, ilk iki bölüm ile hazırlık yapılan ve tezin temel amacına işaret eden TCMB para politikalarının dış ticarete etkilerinin açıklandığı bölümdür. Burada öncelikle gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerde mevcut durum literatürde yapılmış araştırmalar üzerinden değerlendirilmiştir. Sonrasında TCMB para politikalarının dış ticarete etkileri 2001-2008 ve 2008-2018 olmak üzere iki dönemde analiz edilmiştir. 2000 sonrası dönemde dalgalı döviz kuru sisteminin benimsenmesiyle uluslararası ticaretin gelişmesi yönünde atılan adım olumlu karşılanmış ve enflasyon hedefi uygulamalarıyla birlikte döviz kurunun stabil hale gelmesinde etkili olmuştur. Bu durum ihracatın gelişmesine katkı sağlarken diğer taraftan ülkemize giriş yapan sermayeyi de artırmıştır. Merkez Bankası, piyasalardaki gelişmelere likidite ve faiz oranlarına dönük kontrollü müdahalelerde bulunarak yatırım ve sanayi malları ithalatına bağımlı gelişme gösteren ihraç kalemlerinin yarattığı finansal boşlukları doldurma eğilimi sergilemektedir.
Kuramsal görüşlere göre para politikası, politika araçları ve dünya merkez bankacılığı
Ekonomik olgular içinde çok önemli bir yeri olan para politikasının, başlıca iktisat kuramları tarafından nasıl yorumlandığını ortaya koymak, para politikası çerçevesinde kullanılan politika araçlarını genel hatlarıyla açıklamak ve para politikasını uygulamadaki en yetkili kuruluş olan merkez bankalarının, dünya ekonomik konjonktürü içinde geçirdiği gelişimi ve değişimi incelenmesi amacıyla bu çalışma meydana getirilmiştir. Yine de bir değerlendirme yapmak gerekirse, daha çok maliye politikalarına önem veren ve para politikası uygulamalarının etkin olmadığını söyleyen Keynesyen düşüncenin, en azından para politikası ile ilgili görüşlerinin, günümüz dünyasında geçerli olmadığı söylenebilir. Diğer yandan, Klasik düşüncenin, miktar kuramı gereği, istikrarlı bir fiyatlar genel düzeyi için istikrarlı bir para politikasının izlenmesi gerektiğini ifade eden görüşünü kabullenmek mümkündür. Son olarak ise, Monetarist düşüncenin, para politikası uygulamalarını ön plana alan ve enflasyonist ve deflasyonist süreçlerin, istikrarlı para politikası uygulamaları ile aşılabileceğini söyleyen görüşleri, günümüz dünyasının ekonomik koşulları altında geçerliliğini koruyor gibi görünmektedir. Günümüz dünyasında, para politikası uygulamalarının, ekonomi içindeki yeri ve önemi tartışılamaz. Diğer yandan, para politikasını uygulamakla yetkili merkez bankalarının, kamu baskısı altında olmadan, bağımsız bir şekilde hareket edebilmesi, para politikası etkinliği için gerekli bir kural niteliği taşımaktadır. Ayrıca, para politikası uygulamalarında, inisiyatifi piyasalara bırakan dolaylı politika araçlarının kullanımı, piyasalar üzerinde yaratılması istenen etkilerin, daha hızlı ve etkin bir şekilde ortaya çıkmasını sağlayacaktır.
Türk tahvil piyasasında gösterge faizin ekonometrik bir analizi
Bir ekonomide piyasa faizinin oluşumuna etki eden nedenlerin bilinmesi ve analizi, o ekonomideki politika yapıcıların ve yatırımcıların doğru kararlar almasında yardımcı olacaktır. Türk tahvil piyasasında gösterge faiz niteliğinde olan iki yıllık devlet iç borçlanma senetlerinin fiyatı üzerinde etki eden etkenleri daha iyi anlayabilmek amacıyla, 2009:6 – 2015:3 dönemini kapsayan aylık verilerle ekonometrik bir model oluşturulmuştur. Çalışmanın birinci bölümünde faiz üzerine etki etmesi muhtemel olan piyasa değişkenleri tanıtılmış olup (Amerikan on yıllık tahvil faizi, CDS, enflasyon, T.C.M.B ortalama fonlama faizi), ikinci bölümde ise bu değişkenler kullanılarak, bağımlı değişken olan tahvil faizinin üzerinde olan etkilerini ölçmek amacıyla, bir model oluşturulmuştur. Modelin istatistiki değerlendirilmesi yapılıp, sayısal ve biçimsel sonuçlara dayanarak güven aralıkları tespit edilmiştir. Ayrıca istatistiksel güven testleri ve yöntemleri hakkında gerekli açıklamalar verilmiştir. Son bölümde ise, modelin verdiği sonuçlara göre bağımsız değişkenlerin faiz üzerindeki etkileri incelenmiş, Türk ekonomisinin mevcut durumu ve dinamikleri üzerinde kısaca durulmuştur. Bu bilgilere istinaden yatırımcı ve politika yapıcılara çeşitli öneriler sunulmuştur.
Türkiye'deki siyasi gelişmelerin forex (Döviz) piyasalarına olan etkilerinin 2000-2011 yılları arasında incelenmesi
2000-2011 yılları arasında Türkiye'deki siyasi gelişmelerin döviz piyasaları üzerindeki etkileri incelenmiştir. Ülkenin makro ekonomik rakamları incelenerek ekonomik performansından bahsedilmiştir.Döviz piyasalarına olan etkiler TC Merkez Bankası verileri kullanılarak sonuca bağlanmıştır.
Para politikası aracı olarak faiz koridorunun etkinliği: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası örneği
Global kriz sonrası, görülen aşırı finansal oynaklığa daha etkin müdahale edebilmek amacıyla geleneksel olmayan para politikası araçlarına ihtiyaç duyulmuştur. Geleneksel olmayan para politikası araçları merkez bankalarının beklenmeyen durumlar karşısında piyasalara daha hızlı ve etkin bir şekilde müdahale edebilmelerine olanak sağlamıştır. Bu çalışmada faiz koridoru sistemi incelenerek döviz kuru kanalı üzerindeki etkinliğinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamak amaçlanmıştır. Bu kapsamda çalışmada ilk olarak para politikası araçlarında 2008 küresel kriz sonrasındaki süreçte yaşanan değişim ve bu değişimin nedenleri araştırılmıştır. Daha sonra seçilen örnek merkez bankalarının faiz koridoru stratejileri incelenmiştir. TCMB'nin 2010 yılı sonlarından itibaren kullanmaya başladığı faiz koridoru aracının oluşturulan yeni sistemde uygulanma amacı ve TCMB hedefleri incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde TCMB'nin finansal istikrarı desteklemek amacıyla uyguladığı faiz koridoru sistemi 2010-2018 dönemi için aylık veriler kullanılarak döviz kuru etki kanalı araştırılmıştır. Veri seti olarak, gecelik borç alma faiz oranı, faiz koridoru genişliği, reel efektif döviz kuru, M3 para arzı, BIST 100 endeksi aylık ortalama kapanış değerleri, enflasyon yıllık yüzde değişim oranları ve gecelik borç verme faiz oranı kullanılmıştır. Analiz için Eviews 10 programı kullanılmıştır. VAR modeli kurularak, Vektör hata düzeltme modeli (VEC) yapılmıştır. Çalışma sonucunda, değişkenler arasında uzun dönemli ilişkinin varlığı tespit edilerek, Granger nedensellik analizi yapılmıştır. Faiz koridoru aracının para politikası hedeflerini gerçekleştirmek için Merkez Bankasına daha esnek ve etkin olma avantajı sağladığı görülmüştür. VAR analizi bulgularına göre, Merkez Bankasının finansal istikrarı desteklemeye yönelik uyguladığı faiz koridoru aracının döviz kuru kanalı üzerinde iktisadi literatürü destekler nitelikte etkili olduğu saptanmıştır.
Three essays on monetary policy
Monetary policy, which gained importance with the monetarist and new Keynesian economics, is the focus of the studies in the economic literature. Among the hot topics in this area, central bank independence, monetary transmission mechanism and optimal monetary policy are examined in this dissertation as three independent essays by using a wide range of samples and various analysis methods. Chapter Two examines the relationship between inflation, budget balance and central bank independence in both theoretical and empirical frameworks. Following the seminal paper by Acemoglu et al. (2008), a theoretical model and a policy game between the central bank and the government that cover the perfect and imperfect information cases are built. In addition, in order to demonstrate the empirical findings, dynamic panel models with fixed effects are also performed. The findings of the dynamic panel analysis reveal that there is a negative relationship between inflation and central bank independence. The negative impact of central bank independence on inflation is statistically significant and is in line with a priori expectations. When the seesaw and delegation effects are distinguished, the seesaw effect is statistically significant and positive. Acemoglu et al. (2008) explain the seesaw effect as an increase in inflation by a government that wants to monetize the growing budget deficit. The model in which the seesaw and delegation effects are distinguished, on the other hand, shows that a lower budget deficit contributes to lower inflation, consistent with the studies of Sikken and de Haan (1998) and Lucotte (2009). Chapter Three presents how and to what extent the monetary transmission mechanism is successful in Turkey under an inflation-targeting environment. After reviewing carefully the related theoretical and applied literature on monetary theory, the suitable models, i.e., various vector autoregressive (VAR, SVAR, VARX, SVARX) models, are developed for Turkey in the context of a small and open economy. In the baseline and extended vector autoregressive models, the policy interest rate and the narrow monetary base, regarded as a liquidity indicator, are the main drivers of the output level. However, the general price levels are controlled by the changes in real output, liquidity and exchange rate. The policy interest rate, which is implemented by the central bank, and the nominal exchange rate have a significant effect on real output and consumer prices, whereas external variables have a similar, though small, effect, on real output but not on inflation. These results reveal that the CBRT has the ability to influence Turkey's real output level and that monetary transmission is effective. Furthermore, the exchange rate and interest rate channels have a significant effect on the price level. However, the asset price and the liquidity channel are the most important determinants of the real output level. As for the sectoral transmission mechanism, CBRT's policy actions have a statistically and economically significant effect on both the sectoral output level and the sectoral pricing dynamics in Turkey. The exchange rate channel is the key driver of the price level and real output for all sectors, as well as the interest rate channel for the construction sector. Chapter Four focuses on the determination of the optimal monetary policy in Turkey. Following the papers by Gali (2015) and Harrison (2017), a New Keynesian dynamic stochastic general equilibrium (NK-DSGE) model in which Bayesian estimations are included is constructed. Considering all shocks together, Rule 8 and Rule 10, which respond to the exchange rate and output gap deviations, seem the most effective rules to minimize the loss function. Considering all shocks individually, Rule 10 is the most effective monetary rule to minimize the loss function under monetary policy and international interest rate shocks. However, Rule 7, also called the domestic inflation forecast rule, is the most effective monetary rule to minimize the loss function under productivity, preferences and world price level shocks. As to selected variables' impulse responses, Rule 7, Rule 8 and Rule 10 are suitable for explaining the propagation dynamics of the shocks. The posterior probability clearly illustrates that Rule 7 is the best monetary rule to explain the behavior of the variables. Considering all the grounds, Rule 7 looks plausible for Turkey, as an optimal monetary policy. Moreover, CBRT could implement a comprehensive set of monetary rules, such as Rule 8 and Rule 10, against each kind of shock.