Public health
120 theses under this subject heading
Halk sağlığı uzmanlarında sosyal medya kullanımı-2020
Amaç: Sosyal medya zamandan ve mekândan bağımsız, interaktif iletişim aracı ve bilgi kaynağıdır. Halk sağlığı uzmanlarının güçlü bir iletişim platformu olan sosyal medyada kendilerine düşen görev ve sorumluklarının bilincinde olmaları, sosyal medyayı toplumsal sağlık iletişiminde aktif bir şekilde kullanabilmeleri önem arz etmektedir. Bu çalışmanın amacı halk sağlığı uzmanlarının sosyal medya kullanım düzeylerini sorgulamak, sosyal medya kullanımı hakındaki görüşlerini tespit etmek, sosyal medya kullanımının yaş, cinsiyet, medeni durum, unvan, çalışılan kurum, kişinin işyerindeki görevi, uzmanlık süresi ile ilişkisini incelemektir. Yöntem: Kesitsel nitelikteki bu çalışmanın evreni Türkiye'de görev yapan tüm halk sağlığı uzmanlarıdır. Halk Sağlığı Uzmanları Derneği'nin 6 Temmuz 2020'de yayınladığı bildiriye göre kamuda 453 halk sağlığı uzmanı bulunmaktadır. Evrenin tamamına ulaşılması hedeflendi. Ulaşılan 230 halk sağlığı uzmanına Google Formlar aracılığıyla sosyodemografik özellikler, bireysel sosyal medya kullanımı, çalışılan kurumda sosyal medya kullanımı ve Sosyal Ağları Kullanım Amaçları Ölçeği'ni içeren bir anket uygulandı. Ölçek likert tipte olup 7 alt boyuttan oluşmaktadır. Alt boyutlardan alınan ortalama puanın yüksek olması bireyin sosyal medyayı daha çok o amaçla kullandığını göstermektedir. Verilerin analizi SPSS 20.0 paket programı ile yapıldı. p<0,05 çıkan değerler önemli kabul edildi. Bulgular: Katılımcıların %97,0'ı sosyal medya kullanmakta, sosyal medya kullananların %97,3'ü her gün sosyal medya kullanmaktadır. En çok tercih edilen 3 sosyal medya hesabı sırasıyla %97,3 ile Whatsapp, %70,9 ile Facebook ve %69,1 ile İnstagramdır. Sosyal medya en çok işbirliği ve iletişim kurma, en az iletişimi başlatma amacıyla kullanılmaktadır. Sosyal medya kullanan katılımcıların %51,6'sı sosyal medyada içerik hazırlamamakta ve %68,6'sı bilimsel araştırmalarını sosyal medyada paylaşmamaktadır. Sosyal medya kullanan katılımcıların %90,0'ı sosyal medyanın infodemiyi arttırdığını düşünmekte ve %57,9'u en çok meslek örgütlerinin sosyal medya hesaplarına güvenmektedir. Kurumlarında sosyal medya kullanımı %84,8 iken en sık %57 ile Facebook hesabı bulunmaktadır. Katılımcıların yaşı arttıkça gün içerisinde sosyal medyaya ayırdıkları süre anlamlı düzeyde azalmaktadır (p=0,001). Kadınlarda Facebook, İnstagram ve LinkedIn; erkeklerde Youtube ve Telegram kullanımı önemli düzeyde daha fazladır (p<0,05). Sonuçlar: Halk sağlığı uzmanlarında ve çalıştıkları kurumlarda sosyal medya kullanımı yaygındır. En çok Whatsapp ve Facebook tercih edilmektedir. Sosyal medya en çok işbirliği ve iletişim kurmak için kullanılmaktadır. Sosyal medyada infodemiyi azaltabilmek için halk sağlığı uzmanları sık sık içerik hazırlamalı ve bilimsel araştırmalarını paylaşmalıdır. Sosyal medya sağlık, risk ve kriz iletişimi açısından ele alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Halk Sağlığı, İçerik, İletişim, Sosyal Medya, Whatsapp
Aydın ilinde tüketime sunulan çöp şişlerin mikrobiyolojik kalitesinin incelenmesi
Bu çalışmada, 2015 yaz ve kış dönemlerinde Aydın ilinde çeşitli restoranlardan toplanan 100 adet çöp şiş örneği mikrobiyolojik özellikleri bakımından incelenmiştir. Mikrobiyolojik analizler sonucunda toplam mezofilik aerobik canlı bakteri (TMACB) sayıları değerlendirildiğinde kış döneminde 4.14-7.12 log kob/g arasında ve ortalama 5.53 log kob/g olarak bulunmuştur. Yaz döneminde ise, 4.50-7.81 log kob/g arasında ve ortalama 6.33 log kob/g olarak saptanmıştır. Çöpşişlerden elde edilen Staphylococcus aureus(S. aureus)sayıları değerlendirildiğinde; kış döneminde<2 ile 5.81log kob/g arasında ve ortalama 5.04 log kob/g, yaz döneminde ise <2 ile 6.07log kob/g arasında ve ortalama 4.80 log.kob/g olarak bulunmuştur. Kış döneminde 50 adet çöp şiş örneğinin 16 tanesinde (% 32), yaz döneminde 50 adet çöp şiş örneğinin 30 tanesinde (%60) S. aureus tespit edilmiştir. Çalışmadaki koliform bakteri sayıları incelendiğinde ise, belirlenen dilüsyon oranlarında yaz döneminde 2-6.23log kob/g sayıları arasında ve ortalama olarak 4.83 log kob/g olarak, kış döneminde<2-5.21log kob/g arasında ve ortalama 3.93 log kob/g olarak bulunmuştur.Escherichia coli (E. coli) sayıları değerlendirildiğinde ise, yaz döneminde minimum <2, maksimum 4.51 log kob/g ortalama 3.65 log kob/g olarak tespit edilmiştir. Kış döneminde ise örneklerde E. colivarlığına rastlanılmamıştır. Maya-küf sayıları değerlendirildiğinde yaz döneminde 2.84-6.19 log kob/g aralığında ve ortalama 4.88 log kob/g, kış döneminde ise <2-5.54 log kob/g aralığında ortalama olarak 4.47 log kob/g olarak tespit edilmiştir. Bununla birlikte yaz döneminde 50 numunenin 6 tanesinde (%12), kış dönemindeise 50 numunenin 1 tanesinde (%2) Salmonella spp. varlığı tespit edilmiştir. Bu çalışma ile çöp şiş örneklerinin üretimi esnasında, et hayvanının kesiminden çöp şiş örneklerinin tüketimine gelinceye kadar geçen safhalarda hijyen koşullarının yetersizliği nedeniyle kontaminasyona maruz kalmaları sonucunda toplam yükünün arttığı ve patojenlere maruz kaldığı görülmüştür. Bu durum ürün kalitesi yanında halk sağlığı riski doğurması açısından önem arz etmektedir. Anahtar kelimeler: Çöp şiş,halk sağlığı,mikrobiyal kalite
Emet çayı su, sediment ve bazı balık türlerinde ağır metal birikimlerinin araştırılması
Emet Çayı Havzası, Türkiye'nin en önemli nehir sistemlerinden biridir ve Emet Çayı Uluabat Gölü'nü (Ramsar Alanı) besleyen en önemli iki akarsudan biridir. Havzanın jeolojik yapısına ek olarak, yürütülen madencilik faaliyetleri, tarımsal ve endüstriyel faaliyetler ve evsel atıklar sistem üzerinde yoğun bir kirlilik baskısı oluşturmaktadır. Bu çalışmada, biri Kınık Çayı üzerinde, biri Dursunbey Çayı üzerinde ve altısı Emet Çayı üzerinde olmak üzere Emet Çayı Havzası'nda belirlenen toplam sekiz istasyondan mevsimsel olarak su, sediment ve balık (Squalius cii, (Richardson, 1857), Capoeta tinca, (Heckel, 1843) ve Barbus oligolepis, Battalgil, 1941) örnekleri toplanmıştır. Bölgenin su kalitesinin belirlenmesi için bazı limnolojik parametreler (çözünmüş oksijen, % oksijen doygunluğu, sıcaklık, pH, tuzluluk, iletkenlik, nitrat, nitrit, amonyum, sülfat, fosfat, KOİ, BOİ, toplam klor ve CaCO3) ve sistemin inorganik yükünün belirlenmesi için abiyotik ve biyotik öğelerinde bazı element (Ca, K, Mg, Na, Ni, Zn, As, B, Cd, Cu, Mn, Pb, Ag, Cr ve Hg) akümülasyonları araştırılmıştır. Elde edilen veriler istatistiki olarak değerlendirilmiş ve çeşitli ulusal ve uluslararası kuruluşlar tarafından bildirilen limit değerler ile karşılaştırılmıştır. Havzanın önemli miktarda organik ve inorganik kirliliğe maruz kaldığı, bu kirliliğin sadece akuatik sistemi değil bölge halkı sağlığınıda tehdit ettiği tespit edilmiştir.
Ticari olarak satılan paket tavuklarda Salmonella Spp. ve Camyplobacter Spp. varlığının araştırılması
Salmonella ve Campylobacter türleri tüm dünyada en sık rastlanılan önemli gıda kaynaklı patojenler olup, tavuk etiyle insanlara bulaşabilmektedir. Kanatlıların barsak florasında bulunan bu bakteriler hayvanın kesim ve paketlenme işlemi sırasında etin kontamine olmasıyla insana bulaşarak gastroenterit nedeni olmaktadır. Bu çalışma ticari olarak satılan farklı tavuk ürünlerinde bu iki bakteriyel etkenin varlığının araştırılması ve saklama koşullarına bağlı olarak bakteriyel yükün değişiminin moniterize edilmesi amacıyla yapılmıştır. Piyasada satılmakta olan 8 ulusal (Grup I) ve Gaziantep'de satılan 8 yerel markaya (Grup II) ait tüm tavuk ve but örnekleri alınmıştır. Alınan örnekler 2-8 °C'de saklanmıştır. Alınan örneklerden paketlenme tarihleri baz alınarak 1., 8. ve 15. günlerde örnek alınmıştır. Örnekler ön zenginleştirme ve homojenizasyonunun ardından, CHROMagar Campylobacter kromojenik agar besiyeri, xsiloz lysine deoxicholate agar, koyun kanlı agar, eosine metilen blue agara inoküle edilmiştir. Üremiş olan bakterilerin tanımlanması konvansiyonel yöntemler ve Vitek2 bakteri tanımlama sistemiyle yapılmıştır. Grup I'de 8 farklı markanın 4'ünde (%50), Campylobacter, 2'sinde (%25) Salmonella saptanmıştır. Örnek bazlı bakıldığında 48'örneğin 17'sinde (%35.4) Campylobacter izole edilmiş olup, bunların 9'unun termofilik Campylobacter olduğu saptanmıştır. Örneklerin 3'ünde (%6.3) Salmonella saptanmıştır. Örneklerin tümünde Salmonella dışı enterik bakteri (SDEB) izole edilmiştir. Grup II'de 8 farklı markanın tümünde (%100)Campylobacter, 3'ünde (%37.5) Salmonella saptanmıştır. Örnek bazlı bakıldığında 48'örneğin 22'sinde (%45.8) Campylobacter tespit edilmiştir. Bunlardan 15'inin (%68.9) termofilik Campylobacter grubunda yer aldığı saptanmıştır. Örneklerin 7'sinde (%14.6) Salmonella saptanmıştır. Çalışmaya alınmış olan tüm markalarda Campylobacter ve/veya Salmonella üremesi olmuştur. Salmonella ve Campylobacter saptanması açısından iki grup arasında istatistiksel fark bulunmamıştır. Buzdolabı koşullarında bekletilen örneklerde süre geçtikçe bakteriyel yükün artığı saptanmıştır. Bu patojenlerin tavuk etlerinde eliminesi için, tüm üretim prosedürlerine uyularak çapraz kontaminasyon engellenmesi ve personel hijyenini sağlanmasının bu etkenlerle oluşan enfeksiyonlardan korunma açısından önemli olduğu düşünülmektedir
COVID-19 pandemisi süresince halkın tedavi ve sağlık koruma amacıyla kullandığı baharatlar: İstanbul ili Tarihi Mısır Çarşısı örneği
Bu çalışmanın amacı Covid-19 pandemisi sürecinde halkın Covid-19 koruma/tedavi amacıyla kullandığı baharatların neler olduğu, ne şekilde ve ne sıklıkla kullandıkları vb. konular hakkında tutumlarını araştırmaktır. Bu amaç kapsamında araştırmanın evreni olarak İstanbul tarihi mısır çarşısı belirlenmiştir. Araştırmanın örneklemi kolayda örneklem yoluyla belirlenmiş, böylelikle araştırmaya 7'si aktar toplamda 46 katılımcı katılmıştır. Veri toplanma sürecinde, literatür taraması sonucunda oluşturulan sorulardan hazırlanan yarı yapılandırılmış mülakat formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde betimsel ve içerik analizi yöntemlerinden yararlanılmıştır. Araştırmada katılımcılardan elde edilen veriler betimsel analiz yöntemine göre temalara ayrılıp tablolara aktarılmış, içerik analizi yöntemiyle çeşitli kodlar üretilmiş, tablolar ayrıntılı olarak yorumlanmış ve bazı katılımcıların görüşleri direkt alıntı olarak tabloların altında verilmiştir. Katılımcıların, baharatları; sağlık, lezzet ve zayıflama alanlarında etkili buldukları tespit edilmiştir. Literatürle karşılaştırıldığında katılımcıların baharatları muhafaza etme şeklini doğru bir biçimde gerçekleştirdikleri görülmüştür. Katılımcıların %56,4'ünün pandemi döneminde baharatları Covid-19 korunma ya da tedavi amacı ile tükettikleri ve %38,5'inin bu amaçla baharat tüketim sıklığında artışın yaşandığı ortaya çıkmıştır. Katılımcıların %82,0'si baharatların koronavirüse etki edebileceğini düşünürken bu katılımcılardan %74,3 kadarı koronavirüse yakalanırsa baharatları tedavi amacıyla tüketmek istediklerini ifade etmiştir. Anahtar Kelimeler: Covid-19, Pandemi, Baharat, İstanbul Tarihi Mısır Çarşısı
Gaziantep il merkezindeki ilkokulların ve ortaokulların içme suyu parametrelerinin değerlendirilmesi
Kesitsel nitelikte olan bu çalışmada, Gaziantep il merkezindeki ilkokulların ve ortaokulların içme suyu parametrelerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Okulların genel bilgilerini ve içme suyu ile ilgili bilgilerini içeren bir anket formu, okul yöneticileri ile yüz yüze uygulanmıştır. İçme suyu parametrelerini değerlendirmek amacıyla 60 okuldan içme suyu numunesi alınmıştır. Verilerin analizinde Ki-Kare, T testi, Mann-Whitney U, Kruskall Wallis testleri ve SPSS 22.0 programı kullanılmıştır. Okulların %16,7'sinde içme suyu analiz sonucu, ulusal mevzuata uygunsuz olarak bulunmuştur. İçme suyu analiz sonucu uygunsuz olarak değerlendirilen okulların %90'ında, mikrobiyolojik parametreler sınır değerlerin üstünde bulunmuştur. 1 okulda ise pH parametresi uygunsuz olarak belirlenmiştir(%10). Okul bölgesi, okul tipi, okul ilçesine göre analiz sonuçları açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Okulların %91,7'sinde içme suyu ana kaynağı şebeke suyu olarak belirlenmiştir. Kırsal bölgedeki okullarda bu oran, kentsel bölgedeki okullardan daha düşüktür(%85-%95). Okulların %41,7'sinde kantin ve ambalajı su satışı yoktur. Sonuç olarak, okullarda şebeke suyuna erişim istenilen seviyede değildir. Okul içme sularındaki mikrobiyolojik bulaşın sebepleri araştırılmalı ve içme suyunu geliştirmeye yönelik kısa-orta-uzun vadeli planlar yapılmalıdır
Organize sanayi bölgesinde çalışan çocuk işçilerin çalışma koşulları ile sağlıklı yaşam tarzı davranışlarının belirlenmesi
Çocuk işçiliği, düşük ücretli ve tehlikeli istihdam koşullarında çalışmak zorunda kalan 18 yaşın altındaki çocukların yaygın bir sorunudur. Bu çalışma, Gaziantep Küsget Organize Sanayi Bölgesi'nde çalışan çocuk işçilerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını araştırmak amacıyla planlanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak 34 soruluk tanımlayıcı anket formu, Genel Sağlık Anketi (GSA-12) ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği-II (SYBDÖ-II) kullanılmıştır. Araştırmaya katılan çalışan çocuk işçilerin %100'ü erkektir. Çocuk işçilerin %81,4'ü 15-18 yaşları arasında, %36,4'ü ortaokul mezunu, %31,3'ü liseye %12,2'si ilköğretime %4,9'u çıraklık eğitim lisesine devam etmektedir. Çocuk işçilerin %87,1'i otomotiv, %12,9'u diğer sektörlerde çalışmaktadır. Çalışma nedenleri ile sosyodemografik özellikler arasında anlamlı ilişki vardır(p<0,05). Çocuk işçilerin öğrenim durumları ile iş yerinde çalıştıkları süre arasındaki ilişki anlamlı bulunmuştur(p<0,05). Çalışmada GSA-12 puan ortalaması 5.92 ölçülmüştür. Genel Sağlık Anketi'nden alınan puanlara göre çalışan çocukların %90,8'i üç ve üzeri puan almıştır. Araştırmada üç ve üzerinde puan alanlar, GSA-12 sonucuna göre ruhsal sorunlar açısından risklili kabul edilmiştir. Çalışmada SYBDÖ-II ölçeğinin ortalaması 118.26 puandır. Ölçeğin puan ortalamasının altında puan alanlar %50,4'tür. Ölçeğin toplam puanı, sağlıklı yaşam biçimi davranışları puanını vermektedir. Çalışan çocuk işçilerin genel sağlık taramaları yapılmalı ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını artıracak politikalar belirlenip uygulanmalıdır.
Evaluation of healthy lifestyle behaviors among white-collar workers
Background/aim: To evaluate the level of healthy lifestyle and identify the relationship with socio-demographic charactertics among persons with high- class jobs. Because their susceptibility to diseases increases due to the responsibilities imposed on them, long-term professional pressures, and work stress that leads to an unhealthy lifestyle. The aim of this study is to evaluate the healthy lifestyle of people working in White-Collar Workers . Methods: The universe of this cross-sectional descriptive study consists of 2700 people working in White-Collar Workers in the institutions of the Iraq Diwaniya governorate. 384 people working in different fields were included in the sample of the study using the random sampling method. The data were collected by using a questionnaire form containing 9 questions prepared to determine the socio-demographic characteristics of the individuals and healthy lifestyle behavior scale II. Results: 37.8% of the research group is between the ages of 35-44, 58.2% are men, 47.4% have a doctorate degree, 44.3% work for 11 hours or more, 76.3% is overweight and 77.6% has a chronic disease. The mean total HPLP-II score was 2.42 ± 0.17. The lowest score of the scale belongs to the "stress management" subgroup (2.25 ± 0.11) and the highest score belongs to "spiritual growth" (2.73 ± 0.14). Conclusion: Employees have a low HPLP-II score. Research findings show that individuals working in White-Collar Workers are in the risky group in terms of healthy lifestyle behaviors. It is recommended that health care providers evaluate the risk group determined in terms of healthy lifestyle behaviors more carefully. Keywords: Healthy Lifestyle, Employees, Health Promoting Lifestyle Profile-II
Gaziantep ili oğuzeli ilçe merkezinde 18 yaş ve üstü erişkinlerde biyolojik ve alternatif/tamamlayıcı tıbbi tedavi kullanma durumu ve etkiliyen faktörler
Konvansiyonel tıbbi ilaçların akılcı olmayan kullanımı, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaygın bir şekilde görülmektedir. İnsanlığın var oluşu ile birlikte kullanılmaya başlanan tamamlayıcı/alternatif tıbbi tedavinin kullanımı, dünyada ve Türkiye'de gittikçe artmaktadır. Bu çalışmada, Gaziantep İli Oğuzeli İlçesi Merkezi'nde yaşayan 18 yaş ve üstü erişkinlerin, biyolojik tıbbi ilaçları ve alternatif/tamamlayıcı tıbbi tedavi şekillerini kullanma durumlarını ve bunu etkiliyen faktörlerin saptanması amaçlanmıştır. Çalışmaya, Oğuzeli İlçe Merkezi'nde ikamet eden 18 yaş ve üstü 406 kişi alındı. Katılımcılarla yüz yüze görüşülmek suretiyle, 38 soruluk anket uygulaması yapıldı. Verilerin analizinde, frekans dağılımları, student t testi ve ki-kare testi kullanıldı. Katılımcılarda reçetesiz/doktora danışmadan ilaç kullanımı % 33.2, gerekli olur düşüncesiyle doktora ilaç yazdırma % 24.4'tü. Bu çalışmada katılımcılar evlerindeki kullanmadığı ilaçları; % 37,4'ü çöpe attığını, %17.5'i emniyetli bir yerde sakladığını rahatsızlandığında doktora danışarak kullandığını, %16,7'si sağlık kurumuna verdiğini ifade etmiştir. Bu çalışmada, katılımcılar arasında kronik hastalık görülme sıklığı %30'du(en sık; hipertansiyon, astım ve diyabetes mellitus). Çalışmamızda katılımcıların sağlık algıları; % 54,7'si iyi, % 23,9'u fena değil, %12,8'i çok iyi şeklinde idi. Çalışmamızda, katılımcılar arasında şimdiye kadar herhangi bir zamanda alternatif/tamamlayıcı tıbbi tedavi kullanma sıklığı %29.8 iken, son bir yılda alternatif/tamamlayıcı tıbbi tedavi kullanım oranı %8.4'tü. En sıklıkla kullanılan yöntemler ise; Ilıca/kaplıcaya gitme, kırık çıkıcıya gitme ve bitkisel tedavi idi. Katılımcıların alternatif/tamamlayıcı tıbbi tedavi kullanma amaçları sıklık sırasına göre; kronik uzuv ağrıları (% 39.6), uzuv incinmesi (%27.2), solunum sistemi hastalıkları (%7.4) şeklinde idi. Çalışmamızda katılımcıları alternatif ve/veya tamamlayıcı tıbbi tedaviyi kullanma nedenleri; akraba tavsiyesi (%38.8), arkadaş tavsiyesi (%29.7), daha etkili olacağını düşünme fikri (%10.7) şeklinde idi. Bu çalışma sonucunda katılımcıların alternatif/tamamlayıcı tıbbi tedavi kullanma konusunda daha çok arkadaş ve akraba tavsiyelerini dikkate aldıkları ve tıbbi ilaç kullanma ve yazdırılmasında daha çok kendi kendine karar verdikleri için bu konularda yeterince bilinçli davranmadığı saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Tamamlayıcı Tedavi, Alternatif Tedavi, Akılcı Olmayan İlaç Kullanımı.
Sağlık okuryazarlık düzeyinin E-Sağlık uygulamalarına kullanımına etkisi
Bu çalışma, Yozgat il merkezindeki kamu kurumlarında çalışan ve doğrudan halka hizmet veren sağlık çalışanları haricindeki kamu çalışanları arasında sağlık okuryazarlığı düzeyinin e-sağlık uygulamaları kullanım düzeyine etkisini ölçmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma kesitsel türde olup 2021 yılında yapılmıştır. Veriler Google formlar üzerinden toplanmıştır. Veri formları olarak sosyo-demografik özellikler, E-sağlık uygulamaları kullanımı ile ilgili sorular ve Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği Türkçe versiyonu kısa formu (ASOY-TR-16) kullanılmıştır. Çalışmaya il merkezindeki devlet kurumlarında görev yapan 476 kamu personeli katılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ki-kare testi, t-testi, ANOVA ve multinominal lojistik regresyon kullanılmıştır. Araştırmaya katılanların %64,3'ü erkek, %74,9'ü evli, %45,3'ü 30-39 yaş grubunda ve %60,9'u lisans mezunudur. Araştırma grubundaki kişilerin sağlık-okur yazarlık (SOY) düzeyinin %21,5'inin yetersiz, %41,3'ünün problemli ve %37,2'sinin ise yeterli düzeyde olduğu görülmüştür. En fazla kullanılan E-sağlık uygulamasının %84,9 ile E-Nabız olduğu, bunu %64,3 ile Hayat Eve Sığar (HES) ve Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) olduğu, en düşük ise hastanelerin kendi online sistemleri (%29,1) olduğu görülmüştür. E-Nabız uygulamasının, katılımcıların %35,3'ü 1-3 tane menüsünü, %38,6'sı 4-6 tane ve %26,1'i 7-11 tane menüsünü kullanmaktadır. E-Devlet SGK uygulamasının sağlıkla ilgili menülerinden hiçbirini kullanmayanların oranı %46,8, bir tanesini kullananların oranı %27,9 ve 2 ve daha fazlasını kullananların oranı ise %25,3'tür. SOY düzeyine göre E-Nabız ve E-Devlet SGK uygulamalarını kullanma durumu istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır (p>0,05). Kamu çalışanlarının büyük bir çoğunluğu E-nabız, yaklaşık 2/3'ü HES ve MHRS uygulamasını kullanmaktadır. Araştırmaya katılanların yarıdan azının sağlık-okuryazarlık düzeyi yeterli olup, E-Sağlık uygulamaları kullanma üzerine etkisi önemli bulunmamıştır.
Adana İli tarım çalışanlarının sağlık sorunlarının ve sağlık hizmetinden yararlanma durumlarının saptanması ile sağlık sunum model(ler)inin önerilmesi araştırması
Giriş ve Amaç: Tarım çalışanlarında özellikle de mevsimlik-gezici tarım işçilerinde; bulaşıcı hastalıklar ve parazitozlar, konut ve su hijyeni ile ilgili sorunlar, iş kazaları ve meslek hastalıkları, eğitim düzeyinin düşük olması, yoksulluk, sosyal güvencenin olmayışı ve sağlık sistemine erişimde yaşanan problemler, önemli bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tez araştırmasının amacı; Adana ilinde tarım çalışanlarının sosyo-demografik özelliklerinin tanımlanması, sağlık sorunlarının ve sağlık hizmetine erişim durumlarının araştırılması ve elde edilen bulgular ışığında mevcut sağlık sistemine uygun olarak, tarım çalışanlarına yönelik sağlık hizmet model(ler)inin önerilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma Adana ilinde faaliyet gösteren 15-65 yaş yerleşik tarım çalışanları (YTÇ) ve mevsimlik tarım işçilerinde (MTİ) yapılan tanımlayıcı bir çalışmadır. 2012 yılında Mevsimlik Gezici Tarım İşçilerinin Çalışma ve Sosyal Hayatlarının İyileştirilmesi Projesi (METİP) kapsamında, MTİ'ye altyapı hizmetleri ve eğitimler verilen 53 bölgeden %50'sine ulaşılması hedeflenmiştir. Ceyhan'dan 2, Yüreğir'den 8, Seyhan'dan 7, Karataş'tan 8 ve Yumurtalık'tan 3 olmak üzere; toplam 28 bölge basit rasgele örneklem yöntemiyle seçilmiştir. Örnekleme, son bir yıl içinde sağlık sorunu görülme sıklığı, 2011 yılında yapılan Mevsimlik Tarım İşçilerinin ve Ailelerinin İhtiyaçlarının Belirlenmesi Araştırması'na göre %54 kabul edilerek %95 güvenirlik ve %5 hata payı ile büyüklüğü bilinmeyen evrene göre 382 MTİ'nin; YTÇ için daha önce yapılmış benzer bir çalışma bulunmadığından son bir yıl içinde sağlık sorunu görülme sıklığı %50 kabul edilerek, %95 güvenirlik ve %5 hata payı ile büyüklüğü bilinmeyen evrene göre 384 YTÇ'nin alınması gerektiği hesaplanmıştır. Katılımcılara araştırıcı tarafından geliştirilen, katılımcıların sosyodemografik özelliklerini, yaşadıkları barınma koşullarını, mesleki durumlarını ve sağlık durumlarını sorgulayan dört bölüm ve toplamda 74 sorudan oluşan anket uygulanmıştır. Bulgular ki-kare testi, t testi ve lojistik regresyon modeliyle analiz edilmiş, p değerinin < 0,05 olması anlamlı olarak değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler için SPSS 19.0 for Windows paket programı kullanılmıştır. Bulgular: YTÇ'nin ortalama yaşı 38,9±13,6; MTİ'nin ortalama yaşı 30,5±13,5 olarak bulunmuş olup; MTİ, YTÇ'ye göre daha genç bir nüfus dağılımı göstermektedir ve fark anlamlıdır (t=-8,703, p=0,0001). MTİ'nin tamamı büyük oranda muşamba, bez, saz ve kamıştan yapılan çadırlarda yaşamaktadır. Araştırmamızda tarım çalışanlarının günlük ortalama çalışma süreleri 10,4±2,2 saattir. Katılımcıların %86,5'i aylık 1000 TL'nin altında gelir elde etmektedir. Tarım çalışanlarının %60'ı son bir yıl içinde hastalanmış ve %76,2'si doktora gitmiştir. Son bir yıl içinde YTÇ'nin %54'ünün, MTİ'nin %40,5'inin aile hekimine başvurusu olduğu saptanmıştır ve fark YTÇ lehine anlamlıdır (χ2=14,572, p=0,0001). Araştırmamızda son bir yılda sağlık personelinin evde ziyarete gelme oranı %15,4'tür. Çalışmamızda, tarım çalışanlarının cinsiyeti kadın ise özgeçmişinde hastalık öyküsü olasılığının 2,43 katına; son bir sene içinde hastalık geçirmesi olasılığının 1,87 katına çıktığı; mesleki eğitim almayan tarım çalışanlarının özgeçmişinde hastalık olasılığının, alanların 2,02 katı; son bir yıl içersinde hastalanma olasılığının ise 1,97 katı olduğu, tarlada ilaçlama yapanların son bir yılda hastalanma olasılığının, yapmayanların 1,66 katına çıktığı bulunmuştur. Sonuç:. Araştırmamızda tarım çalışanlarının ve özellikle MTİ'nin oldukça kötü barınma koşullarında yaşadığı, düşük gelirli, uzun saatler boyunca çalışan kişiler konumunda olduğu bulunmuştur. Araştırmamızda; kadınların, mesleki eğitim almamış olanların ve tarlada ilaçlama faaliyetlerinde bulunanların daha fazla hastalandığı belirlenmiştir. Hastalanan tarım çalışanlarının birinci basamak ve gezici sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanamadığı saptanmıştır. Tarım çalışanlarının sağlık eğitimi/danışmanlığı hizmetlerinin sunulduğu, uygulanabilir, düzenli-sürekli gezici sağlık hizmetleriyle sağlık düzeylerinin yükseltilmesi gereklidir. Bu hizmetlerin etkin olabilmesi için de barınma, beslenme, eğitim, sosyal güvenlik ve ekonomik sorunların giderilmesi önkoşuldur.
Yozgat il merkezine bağlı çiftçilerin iş kazası deneyimleri ve sağlık hizmeti kullanımları
Tarım sektörü, gıda üretimi, ekonomik istikrar ve çevresel sürdürülebilirlik için hayati öneme sahiptir. Bununla birlikte, ağır makine kullanımı, kimyasallara maruz kalma ve zorlu çevre koşulları gibi faktörler nedeniyle önemli iş sağlığı ve güvenliği sorunları da ortaya çıkarmaktadır. Kesitsel tipteki bu çalışmaya Türkiye'de Yozgat Ziraat Odası'na bağlı 366 çiftçi katılmıştır. Demografik özellikler, mesleki faktörler ve iş kazalarına ilişkin veriler Mayıs-Ağustos 2023 tarihleri arasında yüz yüze yapılan anketlerle toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 26.0 kullanılarak tanımlayıcı istatistikler ve ikili lojistik regresyon analizi kullanılmıştır.Çalışma, çiftçilerin %33,0'ının son bir yıl içinde iş kazası yaşadığını ortaya koymuştur. Kazaların çoğu vardiyalı dönemde ve sonbahar mevsiminde meydana geldi. Kazalara katkıda bulunan faktörler arasında kişisel koruyucu ekipman eksikliği ve ulaşımla ilgili sorunlar yer aldı. Bulgular, uygun eğitim, kişisel koruyucu ekipman sağlanması ve ulaşım güvenliğinin artırılması dahil olmak üzere etkili iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin uygulanmasının önemini vurgulamaktadır. 2024, x + 52 Sayfa Anahtar Kelimeler: Tarım sektörü; İş Sağlığı ve Güvenliği; İş kazaları; Tarım; Mesleki Risk Etmenleri
Bel ağrısı olan hastalarda egzersiz davranışının yaşam kalitesi ve iyileşmeye etkisi
Bu çalışma, Yozgat Şehir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Kliniği'nde, nonspesifik kronik bel ağrısı (KBA) olan hastalarda farklı tedavi yöntemlerinin etkinliğini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma, prospektif olarak uygulanlanmıştır. Çalışmaya katılan 90 hasta, Ev Egzersizi Grubu (EE), Fizyoterapi + Ev Egzersizi Grubu (FTR+EE) ve Fizyoterapi + Denetimli Egzersiz Grubu (FTR+FZT) olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Tedavi protokollerinde elektroterapi (TENS, ultrason ve hotpack) ile desteklenen egzersiz uygulamaları yer almıştır. Tedavi öncesi ve sonrası değerlendirmelerde Oswestry Bel Ağrısı Engellilik Anketi (ODI) ve Kısa Form-36 (SF-36) ölçekleri kullanılmıştır. Veriler SPSS 26.0 yazılımı ile analiz edilmiştir. Bulgular, denetimli egzersiz grubunun enerji, ruhsal sağlık ve sosyal işlevsellik alt boyutlarında diğer gruplardan daha olumlu sonuçlar verdiğini göstermiştir. Sonuç olarak, denetimli egzersizlerin kronik bel ağrısı tedavisinde etkili olduğu ve yaşam kalitesini artırmada önemli bir rol oynadığı, ev egzersizlerinin ise düşük maliyetli bir alternatif olarak değerlendirilebileceği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kronik bel ağrısı, denetimli egzersiz, fizyoterapi, elektroterapi, yaşam kalitesi, özürlülük, SF-36
18-64 yaş arası erişkinlerin pandemide aşı tereddütleri, yüz maskesi algıları ve sosyal medya bağımlılıklarının belirlenmesi
Araştırmada Manisa il merkezinde yaşayan 18-64 yaş arası erişkinlerin pandemide aşılama konusunda sahip oldukları aşı tereddüdünü belirlemek; COVID-19 ve diğer hastalıkları önlemek için önerilen yüz maskesi kullanımı ile ilgili kişilerin algılarını saptamak ve sosyal medya bağımlılıklarının belirlemek amaçlanmıştır. Araştırma tanımlayıcı, ilişki arayıcı tipte bir çalışma olup, Manisa' da araştırmacının çalıştığı Şehir Hastanesi'nde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklem büyüklüğü ise, Epi Info 2000 programında hesaplanmıştır. Araştırma kapsamına; kolayda örnekleme ile Manisa'da yaşayan ve herhangi bir nedenle Şehir Hastanesi ayaktan polikliniklerine başvuru yapan gönüllü erişkinler alınmıştır. Kasım – Aralık 2021 tarihlerde hastaneye başvuruda bulunan ve gönüllü olan erişkinler araştırmaya dahil edilmiştir (n=384). Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Pandemilerde Aşı Tereddüttü Ölçeği, Yüz Maskesi Algı Ölçeği ve Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği ile yüz yüze, araştırmacı tarafından sosyal mesafe kurallarına uyularak, hastanede toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler "Statistical Package for Social Sciences (SPSS-21)" programında analiz edilmiştir. Araştırmaya Sağlık Bakanlığı'ndan, Etik Kurul'undan etik onay ve İl Sağlık Müdürlüğünden izin alındıktan sonra başlanmış ve erişkinlerden gönüllü olur formu eşliğinde yazılı onam alınmıştır. Araştırmaya katılan erişkinlerin yaş ortalaması 39,04±13,17 (Min:18-Maks:64) olup; %58,3'ü kadındır. Erişkinlerin %42,8'inin kendisinin COVID-19 geçirdiği ve %43'ünün karışık tipte aşılardan iki ve daha fazla doz aşı olduğu bulunmuştur. Erişkinleri pandemi döneminde aşılara karşı olan genel tereddüt düzeyleri orta seviyede bulunmuştur. Erişkinlerin %42,4'ü yüz maskesi kullanma durumunu her zaman olarak belirtmiş, %89,6'sı cerrahi maske kullandığını, %48,7'si maskeyi sadece bir kere en fazla üç saat kullandığını ifade etmiştir. Yüz maskesi algısında konfor, fayda, rahatsızlık hissi ve bağımsızlık algılarının ortanın üzerinde olduğu belirlenmiştir. Araştırma grubunu oluşturan erişkinlerin sosyal medya bağımlılık düzeyleri ortanın üzerinde (yükseğe yakın) tespit edilmiştir. Aşıya tereddüt, yüz maskesi algısı pozitif yönde ilişkili, sosyal medya bağımlılığı ile ters ilişkilidir. Sosyal medyanın yaygın kullanımı ile bu alanda oluşacak bilgi kirlilikleri ve yanlış/hatalı haberlere yönelik önlemlerin aşılar konusunda oluşan tereddüt sorunu da yardımcı olacağı düşünülmektedir.
Şanlıurfa (Merkez) ili halk hekimliği araştırması
Sağlık, canlıların sahip olduğu en büyük hazinedir. Bu nedenle insanoğlu sağlığını korumak için hastalıklara karşı, yüzyıllardan beri çözüm arayışı içinde olmuştur. Bireyin hastalıkları tedavi ederken elde ettiği tecrübeler sayesinde toplumun "halk hekimliği" olarak adlandırdığı kültürel yapı ortaya çıkmıştır. Tezimizin konusunu oluşturan Şanlıurfa (Merkez) ili halk hekimliği; inanma ve geleneksel tedavi pratiklerinin yörede en yaygın olanlarını içermektedir. Çalışmanın birinci bölümü; Şanlıurfa'nın tarihi, coğrafi, beşeri, turistik ve ekonomik yapısı ile halk hekimliği hakkında yapılan çalışmalardan oluşmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde halk hekimliği ve genel kavramlar ile ilgili olarak halk hekimliğinin tanımı, tarihi, toplum içindeki yeri, Türklerde halk hekimliği, Anadolu ve Şanlıurfa'daki halk hekimliğinin yeri belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca halk hekimliği ile ilgili genel kavramlar da bu bölümde açıklanmıştır. Tedavi yöntemleri başlığı altında incelediğimiz üçüncü bölümde ise büyü niteliği taşıyan tedavi yöntemleri, hem büyü hem gerçekçi nitelik taşıyan tedavi yöntemleri ve tamamen gerçekçi nitelik taşıyan tedavi yöntemleri ele alınmıştır. Tezimizin dördüncü bölümünde Şanlıurfa'daki halk hekimliği uygulamaları kapsamlı bir şekilde ele alınarak yöredeki hastalıklar için başvurulan tedavi yöntemleri tespit edilmiştir. Beşinci bölümde ise yöredeki ocaklara yer verildikten sonra çalışmanın değerlendirme ve sonuç kısmına görüşme yaptığımız kaynak kişilerin listesine, kaynakçaya, fotoğraflara ve ekler bölümüne yer verilmiştir Anahtar Sözcükler: Şanlıurfa halk kültürü, halk hekimliği, hastalık, sağaltma.
Investigation of aflatoxin M1 presence in goat cheeses retaield at open bazaar
The aim of this study was to detect the presence of Aflatoxin M1 (AFM1) in goat cheeses produced without used starter culture and retaield in open bazaar by ELISA and Liquid Chromatography-Mass Spectrophotometer (LC-MS) techniques. The mean contamination rate was between 5,68 – 18,57 ng/kg (ppt) in 20 from 82 (24,40%) goat cheese samples analyzed by ELISA. Then, 10 cheese samples randomly chosen from 20 samples contaminated with AFM1 and analyzed by LC-MS. None of the cheese samples contained AFM1 levels above the Turkish legal limit (250 ng/kg) according to ELISA results. According to the data, 10 randomly selected cheese samples contaminated with AFM1 were not over the detectable levels (≥200 ng/kg) analyzed by LC-MS. Consequently, the AFM1 contamination levels determined in this study in goat cheese were not considered to pose a serious public health hazard.
Yatağan ve çevresinde üretilen ballarda halk sağlığı açısından risk oluşturacak bazı ağır metal düzeylerinin ICP-MS tekniği ile belirlenmesi
Amaç: Bu çalışma, Muğla'nın Yatağan ilçesinde bulunan termik santrale ve mermer ocaklarına yakın bölgelerden temin edilen ballarda, bazı ağır metallerin varlığını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Toplanan ballarda alüminyum, demir, mangan, kobalt, nikel, çinko, kadmiyum, krom, bakır, kurşun miktarı yönünden ICP-MS ile belirlenmiştir. Sonuçların ilgili literatür verileriyle birlikte Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tolerans limitlerine göre değerlendirilmesi gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Analiz sonuçlarına göre incelenen bal örneklerinde ortalama değerler, alüminyum (Al) 27715,468 µg/kg; demir (Fe) 5923,415 µg/kg; mangan (Mn) 639,872 µg/kg; nikel (Ni) 301,964 µg/kg; çinko (Zn) 1094,215 µg/kg; krom (Cr) 47,165 µg/kg; bakır (Cu) 1317,268 µg/kg ve kurşun (Pb) 289,064 µg/kg olarak belirlenmiştir. Analiz edilen bu ballarda kobalt ve kadmiyum tespit edilmemiştir. Sonuç: Bulgular genel olarak değerlendirildiğinde ağır metallerin yüksek değerde olmadığı, ancak bazı elementler bakımından sınır değerlerde olduğu gözlemlenmiştir. Sonuç olarak kovanların endüstriyel bölgelere yakın olmasının bazı ağır metaller yönünden halk sağlığını olumsuz etkileyebileceği sonucuna varılmıştır.
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan annelerin deneyimleri: Nitel bir çalışma
Hemşirelik Anabilim Dalı Halk Sağlığı Hemşireliği Yükseklisans Programı Amaç: Yenidoğan yoğun bakımda bebeği yatan annelerin öznel deneyimlerini derinlemesine betimlemek, bu süreçte etkili sosyal, psikolojik, çevresel, sağlık hizmetleri ve sağlık ekibi ile ilgili faktörleri tanımlamaktır. Gereç ve Yöntem: Araştırma evrenini Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Bornova ek hizmet binasındaki Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde izlenen yenidoğanların anneleri oluşturmuştur. Araştırmanın çalışma grubunda anneler, amaçlı örneklem yönteminden ölçüt örneklem yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Araştırma Eylül 2018-Mart 2019 tarihleri arasında yoğun bakımda yatan bebeklerin annelerinden çalışmaya katılmayı kabul eden 11 anne ile tamamlanmıştır. Veriler Anneleri Tanıtıcı Özellikler Soru Formu ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu kullanılarak elde edilmiştir. Veriler, yüz yüze derinlemesine görüşme tekniğiyle ses kaydı alınarak toplanmıştır. Veriler 358 dk 23 saniyelik ses kayıtlarının, 105 sayfalık Word dökümanı haline dönüştürülmesi sonrası içerik analizi ile çözümlenmiştir. Bulgular: Araştırmada, 7 temaya ulaşılmıştır. Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan annelerin deneyimlerine ilişkin ulaşılan tema etiketleri, "Zor gebelik deneyimleri", "Doğum sürecine ilişkin duygusal yoğunluk", "Anne bebek ayrılığı", "Yoğun bakım algısı", "Profesyonellerin tutumu", "Annelik yetisi" ve "Baş etme" şeklindedir. Sonuç: Anneler yatış öncesi ve yatış dönemi olmak üzere bu süreçte aykırı duygular yaşamaktadır. Annelik yetisini yerine getirememe kaygısı ve bebeğinden ayrı kalmakla birlikte yoğun bakıma yüklediği anlam süreci şekillendirmektedir. Bu süreçte baş etmede inanç sistemi ve ilişki dinamikleri kullanılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yenidoğan yoğun bakım, anne, bebek, nitel araştırma.
Kolorektal kanser taramaya katılım davranışlarına sağlık okuryazarlık düzeyinin etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı; Adana ilinde yaşayan 40- 70 yaş arasındaki nüfusun sağlık okuryazarlık düzeyinin kolorektal kanser taramasına katılım davranışına etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışma kesitsel tiptedir. Çalışmanın evreni TÜİK 2019 yılına göre Adana'da 40-70 yaş arasında yaşayan 727.647 kişi kabul edilerek örneklem büyüklüğü 323 kişi olarak hesaplanmıştır. Gerekli izinler alındıktan sonra 01.08.2020- 31.10.2020 tarihleri arasında 4 bölüm ve 116 sorudan oluşan veri toplama formu katılımcılara yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32 (TSOY-32) kullanılmıştır. Analizde SPSS 20.0 paket programı yardımıyla frekans analizi, ki- kare testi, student- t testi, basit doğrusal ve lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. p<0,05 değeri anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan 323 kişinin yaş ortalaması 51,73 ± 7,51'dir. Katılımcıların %53,3'ü (n=172) kadın, %85,1'i evli (n=275), %61,6'sı (n=199) lise ve üzeri eğitime sahiptir. Kolorektal kanser taramasına katılım oranı 50-70 yaş arasındaki katılımcılarda %16,6'dır. Katılımcıların %77,1'i yetersiz sağlık okuryazarlık düzeyine sahiptir. Lojistik regresyon analizine göre DGKT yaptırmayı; doktor tavsiyesi varlığı (OR=17,8 p<0,001) ve Kolonoskopi yaptırmayı ise; doktor tavsiyesi varlığı (OR=60,6 p<0,001) ile kadın cinsiyette olma (OR=6,0 p=0,009) anlamlı olarak arttırmaktadır. Sağlık okuryazarlık düzeyi tarama algısını olumlu yönde arttırmasına rağmen, DGKT ve Kolonoskopi testlerini yaptırma davranışı üzerine anlamlı artışa yol açmamaktadır. Sonuç: Bu çalışmada kolorektal kanser taramasına katılımının mevcut halinin istenen seviyede olmadığı ve doktor önerisinin tarama davranışına etkisinin önemli olduğu görülmüştür. Kolorektal kanser tarama programının etkinliğinin arttırılması için; toplum katılımını ile sağlık profesyonellerinin farkındalığını arttırıcı çalışmaların yapılması önerilmektedir.
The role of the Syrian non-governmental organizations in rebuilding health system in Syrian opposition-held areas during the conflict
The health system and its public policies in Syria before the Syrian uprising in March 2011 was not an ideal system that would meet the aspirations of the Syrian citizens or satisfy them, and its services were not equitably distributed in accordance with international public health policies, standards, and regulations, rather, it was politicized in favor of the Syrian government, and subject to its centralized policies that serve the parochial interests of the ruling family in Syria. There were also many restrictions on the work of Syrian non-governmental organizations (SNGOs) and societies, although their number was scarce and all their activities were under the control and guidance of government agencies. With the start of the Syrian uprising in March 2011, and its turning into an armed conflict due to the excessive use of violence by the Syrian regime against civilians, The health system was one of the tools of war as the Syrian regime used it as a weapon in its war against its opponents in areas that became out of its control, which led to the collapse of the health system there. This prompted health sector activists to start establishing and rebuilding a health system and new public health policies in those areas to fill the gap that had occurred in the health sector, through alternative health bodies providing health services to the needy, and paving the way for the entry of NGOs in general and Syrian organizations in particular to intervene in the humanitarian crisis in Syria, especially in relation to the health system and the exchange of roles between them. The research aims to show the main reasons that led to the collapse of the health system and its public policies in Syrian opposition-held areas (OHAs) during the conflict from 2011 to 2021, to highlight the main players in rebuilding and forming its new policies, and to show the role that Syrian health bodies and Syrian humanitarian non-governmental organizations have mainly played in this field during the past decade of the conflict in Syria, and the main challenges and difficulties facing the implementation of public health policies, and hinder their development, in addition to exploring the most appropriate form of the health system from participant perspective through which health policies can be implemented and developed in the remaining Syrian OHAs. The research has found that the Syrian regime has played the biggest role in the collapse of the health system by giving up its role in supporting the health sector, and depriving areas that got out of its control of any medical supplies, and the imposition of blockade on them, and using violence against the health sector, using it as a tool of war. The research shows that the health bodies established in the beginning of the Syrian uprising played an important role in rebuilding and establishing the health system and its health policies, and the role of non-governmental humanitarian organizations (NGOs) came to complement this role and support it by providing funding and technical and cognitive support to them, especially through alliances formed between a number of Syrian NGOs for this role and to achieve its goals. The research shows the main challenges and difficulties facing the implementation and development of the health policies, which were manifested in the continued violence used by the Syrian regime, the destruction of the health infrastructure by the Syrian regime, changes in control, donor agendas, and other reasons. This research was based on the qualitative approach of studies through in-depth individual interviews by using open-ended questions with decision makers and key informants (KII) in the health sector through direct contact, in line with the procedures followed with regard to the outbreak of COVID-19, in addition reviewing previous studies, research, academic articles and reports of humanitarian and human rights organizations, and United Nations (UN) organizations. This research will help local and international decision makers identify the main challenges that hinder the building of the health system and the implementation and development of its policies, in addition to being an important reference for rebuilding the health system and its policies in the stabilization and recovery phase in Syria.
Öğretmenlerde motivasyonel görüşme tekniğinin sigara içme arzusu ve sigara bırakma başarısına etkisi
Giriş: Dünyanın karşılaştığı en büyük halk sağlığı tehditlerinden biri olmaya devam etmekte olan ve salgın haline gelmiş olan sigara, hala dünya çapında yılda ortalama sekiz milyondan fazla insanın ölümüne sebep olmaktadır. Amaç: Araştırmada öğretmenlerde motivasyonel görüşme tekniğinin sigara içme arzusuna ve sigara bırakma başarısına etkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma deneysel (randomize kontrollü) tipte bir çalışma olarak yürütülmüş, deney grubundaki bireylerle Motivasyonel Görüşme gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemi, Manisa ili Merkez ilçelerine bağlı ortaokullardan örnekleme dahil edilme kriterlerini uygun olan öğretmenler arasından seçilmiştir. Araştırma deney grubunda 30, kontrol grubunda 31 sigara kullanan bireyle tamamlanmıştır. Veri toplama aracı olarak Sigara İçme Arzusu Ölçeği, Sigara Bırakma Başarısı Öngörü Ölçeği ve Sosyodemografik Veri Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde Ki Kare testi, Mann-whitney U testi, Wilcoxon işaret testi, t testi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Deney grubundaki bireylerin Sigara Bırakma Başarısı Öngörü Ölçeği, Sigara Bırakma Başarısı Öngörü Ölçeği Kararlılık ve Hazır Oluş Alt Boyutu; Sağlık Algısı ve Uygun Çevre Alt Boyutu puan ortalamaları kontrol grubuna göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Girişim sonrası deney grubundaki bireylerin kontrol grubuna göre Sigara İçme Arzusu Ölçeği puan ortalamaları daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Sigarayla mücadele konusunda okul sağlığı çalışmaları kapsamında, motivasyonel görüşmenin hemşirelik girişimi olarak kullanılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Sigara, Motivasyonel Görüşme, Okul Sağlığı, Hemşirelik.
Erdemsiz mallar üzerindeki özel tüketim vergisinin halk sağlığı üzerindeki etkisi
Tütün ve tütün mamulleri, alkollü içecekler, şekerli-tatlandırıcı meşrubatların kontrolsüz ve zararlı tüketimi ile ilişkili rahatsızlıklar sebebiyle her yıl dünyada milyonlarca insan yaşamını yitirmekte, on milyonlarca insan da kronik sağlık sorunları ile karşı karşıya kalmaktadır. Erdemsiz mallar olarak sınıflandırılan bu ürünlerin tüketimi sebebiyle ortaya çıkan hastalıkların küresel ekonomiye etkisinin ise yıllık 2,9 trilyon ABD doları olduğu tahmin edilmektedir. Bu ürünlerin kontrolsüz tüketimi, ülkelerin özellikle toplumsal sağlığı için büyük bir tehdit oluşturmakta, bunun yanında ekonomik, mali ve sosyal tahribat meydana getirmektedir. Erdemsiz malların bilinçsiz tüketiminin toplumlar üzerinde yarattığı yükler tez çalışmasının problemini oluşturmaktadır. Çalışmanın amacı, erdemsiz mallar üzerindeki özel tüketim vergisinin halk sağlığı üzerindeki etkinliğini analiz etmektir. Bu amaçla; kanser, obezite, tip-2 diyabet, kalp ve damar hastalıkları, felç, inme gibi halk sağlığını tehdit eden hastalıklar ile ilişkili tüketim ürünleri üzerindeki özel tüketim vergileri arasındaki ilişki incelenmektedir. Bu anlamda çalışmada, Türkiye başta olmak üzere sekiz ülkeyi kapsayan ülke grubu oluşturularak panel veri analizi uygulanmaktadır. Her bir ülke için, 2006-2019 yılları arasında kişi başına düşen tütün ve tütün mamulleri ve alkollü içecekler ÖTV yükleri bağımsız değişken olarak belirlenmektedir. Modelde, ülke gruplarının aynı dönemde yıllık olarak bu ürünlerin tüketimine bağlı hastalıkların oluşturduğu sağlıklı yaşam yılı kaybı ve hastalık yükü (DALY) değerleri de bağımlı değişken olarak yer almaktadır. Analizde, modelde yer alan değişkenler arasındaki korelasyon ilişkilerinin ve katsayıların anlamlı olduğu sonucuna varılmaktadır. Serilerde, yatay kesit bağımlılığı testi sonucunda yatay kesit bağımlılığı bulunmadığı tespit edilmekte ve durağanlığın sınanması için CADF ve CIPS testleri uygulanmaktadır. CIPS testi sonucunda serinin; bağımlı değişken DALY ile alkollü içecekler ÖTV yükü değişkenleri %5 anlamlılık düzeyinde, tütün ve tütün mamullerinde ise %1 anlamlılık düzeyinde durağan olduğu sonucuna varılmaktadır. Durağanlık analizi sonucuna göre panel en küçük kareler yöntemi tercih edilmekte ve model tahmin edilmektedir. Uygulama sonucunda Y(DALY) bağımlı değişkeni ile iki bağımsız değişken arasında %1 anlamlılık seviyesinde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmektedir. Panel sonucunda, ülke gruplarında kişi başına alkollü içecekler ÖTV yükü ile DALY değerleri arasındaki ilişkinin anlamlı ve kuvvetli bir etki yaratmadığı, kişi başına tütün ve tütün mamulleri ÖTV yükü ile DALY değerleri arasında ise anlamlı ve etkin bir ilişki olduğu sonucuna varılmaktadır. Bu durumda ülke grupları için, belirlenen dönemde alkollü içecekler üzerindeki ÖTV uygulamalarının halk sağlığı çıktıları üzerindeki etkisinin zayıf, tütün ve tütün mamulleri üzerindeki ÖTV uygulamalarının ise etkin olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Kırsal yerleskelerde altyapı sistemlerinin karşılaştırmalı değerlendirilmesi: Adıyaman ve Kanada örneği
Bu araştırmada Adıyaman ili ve Adıyaman iline bağlı kırsal yerleşimlerin kanalizasyon sistemleri ve bu kanalizasyon sistemlerinin bölge sakinlerinin içme suyunu tedarik ettiği kaynak ile etkileşimi incelenmiş olup, bu durumların halk sağlığı açısından tehlike oluşturup oluşturmadığı değerlendirilmiştir. Ayrıca, Adıyaman ili ve kırsal yerleşimleri ile Kanada'nın altyapı sistem verilerinin karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda köylerin yerel yönetim yetkilileri ile iletişime geçilerek bilgiler toplanmıştır. Elde edilen veriler ve TÜİK verileri ele alınmıştır. Ayrıca, Kanada'nın paylaşmış olduğu verilerin bulunduğu devletin resmi siteden alınan veriler ile Türkiye'nin verileri karşılaştırılmış olup Adıyaman ili ve kırsal yerleşkeler özelinde değerlendirme amaçlanmıştır. Bu araştırmanın örneklemini Adıyaman ili Merkez ilçesine bağlı 127 köy ve Kanada'nın 10 eyalet, 3 bölge oluşturmaktadır. Bu çalışmada, Adıyaman ili merkez ilçedeki kırsal yerleşim yerlerinin %76'sinin kanalizasyon uzaklaştırma sisteminin olduğu ancak atıksu arıtma sisteminin olmadığı, bazı yerleşim yerlerinde ise kanalizasyonun sorun haline geldiği ve halk sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiği görülmüştür. Kanada'nın Kırsal yerleşkelerinin altyapı verileri incelenmiştir. Bazı altyapı çalışmalarının tamamlanmamış olmasına rağmen sağlık ve çevre açısından tehlike oluşturacak durum tespit edilememiştir. Bu sonuçlara Adıyaman kırsalında kanalizasyon sistemlerinin kurulması ve kanalizasyondan kaynaklanan halk sağlığı riskinin ortadan kaldırılması önerilmektedir.
Hemşirelerin psikolojik sağlamlık ve yaşam anlamlarının COVID-19 ile ilişkili duygu, düşünce ve davranışlarına etkisi
Amaç: Çalışmada Covid-19 salgınında hemşirelerde psikolojik sağlamlık ve yaşam anlamlarının Covid-19 ile ilişkili duygu, düşünce ve davranışlarına etkisini ortaya koymak amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma kesitsel tipte bir çalışmadır. Araştırmanın evreni Türkiye genelindeki kamu ve özel hastanelerde çalışan hemşireler, örneklemi Aralık 2021-Şubat 2022 tarihlerinde veri toplama araçlarını tam dolduran 708 hemşiredir. Veri toplama araçları; Kişisel Bilgi Formu, Çok Boyutlu Covid-19 Ölçeği, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve Yaşam Anlamı Ölçeğiydi. Verilerin analizi SPSS 25 paket programında yapıldı. Bulgular: Hemşirelerin Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği puan ortalaması 18,90±4,58; Mevcut Yaşam Anlamı alt boyutu puan ortalaması 27,61±5,59, Aranan Yaşam Anlamı alt boyutu puan ortalaması 23,55±7,21 dir. Çok Boyutlu Covid-19 Ölçeği puan ortalaması 82,84±14,19; Covid-19'a İlişkin Duygu ve Davranışlar alt boyutu puan ortalaması 30,85±7,36, Covid-19'a İlişkin Düşünceler alt boyutu puan ortalaması 32,10±4,95, Covid-19'a İlişkin Alınan önlemler alt boyutu puan ortalaması da 19,88±3,64 olarak belirlendi. Çok Boyutlu Covid-19 Ölçeğini açıklamada Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve Mevcut Yaşam Anlamı alt boyutunun önemli olduğu saptandı. Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeğinde bir puanlık artış Çok Boyutlu Covid-19 Ölçeğinde -0,88 puanlık azalmaya, Mevcut Yaşam Anlamı alt boyutunda bir puanlık artış ise Çok Boyutlu Covid-19 Ölçeğinde 0,45 puanlık artışa neden olmaktaydı. Sonuç: Araştırmada Covid-19 pandemisinde hemşirelerin psikolojik sağlamlıklarıyla Covid-19'a ilişkin duygu ve davranışları arasında negatif bir ilişki, mevcut yaşam anlamıyla Covid-19'a ilişkin alınan önlemler arasında pozitif bir ilişki olduğunu söylemek mümkündür. Hemşirelerin psikolojik sağlamlıklarına ve yaşamda anlam bulmalarına katkıda bulunacak çalışmalar pandeminin olumsuz etkilerinden daha az etkilenmelerinde destekleyici olabilir.