Dental caries

93 theses under this subject heading

Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yapay çürük lezyonu oluşturulmuş dişlerde farklı yüzey hazırlık prosedürlerinin rezin infiltrasyon tekniğinin penetrasyon derinliğine etkisi: Konfokal mikroskop çalışması

Bu çalışma yapay olarak oluşturulmuş mine lezyonlarına uygulanan farklı aşındırma döngülerinin rezin infiltrantın penetrasyon derinliği üzerindeki etkisini değerlendirmeyi amaçladı. 50 adet sığır dişinin bukkal yüzünden 4x4x3mm3 mine örnekleri hazırlandı. Örnekler yapay mine lezyonları oluşturmak için 21 gün demineralizasyon solüsyonunda bekletildi ve rastgele beş gruba ayrıldı (n=10). Her gruba %15 hidroklorik asit (HCl) jeli uygulandı. Asit aşındırma uygulama süresi Grup 1 için 2 dk, Grup 2 için 2x2 dk, Grup 3 için 3x2 dk, Grup 4 için 4x2 dk ve Grup 5 için 5x2 dk olarak belirlendi. Uygulanan rezin Rhodamin B ile, lezyon oluşturulmuş dişler ise Sodium Fluorescein ile boyandı ve numuneler konfokal lazer tarama mikroskobu (CLSM) ile görselleştirildi. Lezyon, penetrasyon ve erozyon derinliği (µm) hesaplandı ve veriler istatistiksel olarak analiz edildi. Örneklerin ortalama lezyon derinliği 108.87 ± 2.96 idi. En yüksek penetrasyon derinliği (75.59 ± 9.42) ve en düşük penetrasyon derinliği (37,27 ± 8,36) sırasıyla Grup 5 ve Grup 1'den elde edildi (p<0.05). Toplam beş numunede ortalama 22.54 ± 2.35 mine erozyonu tespit edildi. Bu çalışmada, tekrarlanan aşındırma döngüsünün, mine yüzeyinde ihmal edilebilir erozyon derinliğine neden olurken, rezinin penetrasyon derinliğini arttırdığı sonucuna varılabilir.

Akrilik reçinelerAsitle aşındırma-dentalBiyomedikal ve dental materyaller+4
Mehmet Çiloğlu
Gaziantep University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Okul öncesi çocuklarda diş çürüğüne bağlı ağrı ve enflamasyonla büyüme parametreleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Okul öncesi çocuklarda tedavi edilmeyen diş çürüğü çok yaygındır. Diş çürüğüne bağlı pulpa enflamasyonu ve ağrının direkt ve indirekt yollar ile büyümeyi etkilediği bildirilmiştir. Direkt etki teorisi, tedavi edilmeyen diş çürüklerinin yemek yeme bozukluklarına neden olarak beslenme ve büyümeyi etkilediğini açıklamaktadır. İndirekt teoride ise kronik diş enfeksiyonlarının endokrin cevaplara neden olduğu, ağrı ve enfeksiyon nedeniyle uykunun kesintiye uğraması sonucu büyüme hormonu salgısının bozulmasına neden olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, diş çürüğüne bağlı pulpa enflamasyonu ve ağrısı olan okul öncesi çocuklarda büyümenin, uykuya ilişkin zorlukların ve ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesinin tedavi öncesi ve sonrasında diş çürüğüne bağlı pulpa enflamasyonu ve ağrısı olmayan yaşıtlarıyla kıyaslamaktır. Çalışmamıza sistemik hastalığı olmayan, veli onayı ile çalışmaya katılmayı kabul eden 22 erkek, 23 kız toplam 45 okul öncesi çağı (3-6 yaş arası) çocuk dahil edilmiştir. Çalışmamızda ICDAS II ve dmft indeksi kullanılarak pulpanın dahil olduğu diş çürüğü bulunan bir çalışma grubu ve pulpanın dahil olduğu diş çürüğü bulunmayan bir kontrol grubu oluşturuldu. Çalışma grubunda diş tedavilerinden önce ve tedaviden 6 ay sonra serum IGF-1 ve IGFBP-3 seviyeleri ve antropometrik ölçümleri (boy SDS, ağırlık SDS, VKİ SDS) elde edildi. Kontrol grubunda ise antropometrik ölçümler ilk muayenede ve ilk muayeneyi takiben 6. ayda ölçülürken, serum IGF-1 ve IGFBP-3 seviyeleri sadece ilk muayenede tayin edildi. Uykuya ilişkin zorluklar, Çocuk Uyku Alışkanlıkları Anketi (ÇUAA), ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi, Erken Çocukluk Çağı Ağız Sağlığı Etki Ölçeği (ECOHIS) kullanılarak, çalışma grubunda tedaviden önce, tedaviden 7 gün sonra, tedaviden 6 ay sonra; kontrol grubunda ilk muayenede ve ilk muayeneyi takiben 6 ay sonra kaydedildi. Çalışmada elde edilen bulgular, Student t testi, Mann-Whitney U, Pearson korelasyon ve Spearman's rho korelasyon testleri kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirildi. Anlamlılık p<0,05 seviyesinde değerlendirildi. Tedavi öncesinde çalışma ve kontrol grubu arasında antropometrik ölçümlerde anlamlı bir farklılık saptanmazken (p>0,05); çalışma grubunun tedaviden 6 ay sonra antropometrik ölçümleri, başlangıca göre anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,05). Tedaviden önce serum IGF-1 ve IGFBP-3 seviyeleri çalışma grubunda kontrol grubundan anlamlı derece yüksek bulunurken, tedaviden 6 ay sonra çalışma grubunun serum IGF-1 ve IGFBP-3 seviyeleri başlangıca göre anlamlı derecede yüksek saptandı (p<0,05). ÇUAA ve ECOHIS skorları tedavi öncesinde çalışma grubunda, kontrol grubundan anlamlı düzeyde yüksek saptanırken; çalışma grubunun ÇUAA ve ECOHIS toplam skorları tedaviden 7 gün ve 6 ay sonra başlangıca göre anlamlı düzeyde düşük bulundu (p<0,05). ÇUAA skorlarıyla antropometrik ölçümler, serum IGF-1, serum IGFBP-3 seviyeleri arasında anlamlı ilişki saptanmadı (p>0,05). Çalışmamızın sonucunda yapılan diş tedavileri ile diş çürüğüne bağlı pulpa enflamasyonu ve ağrının ortadan kaldırılması, çocukların büyüme parametrelerinde (antropometrik ölçümler, serum IGF-1 ve IGFBP-3), uykuya ilişkin zorluklar ve yaşam kalitesinde iyileşme ile sonuçlanmıştır; ancak diş çürüklerinden kaynaklanan uyku zorluklarının, büyümeyi etkilediğini bildiren indirekt etki teorisini doğrulayacak ilişki saptanmamıştır. Direkt etki teorisinin, diş çürüklerine bağlı ağrı ve enflamasyon görülen çocukların büyümesinde daha etkili olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Çocuk, diş çürüğü, pulpa enflamasyonu, diş ağrısı, büyüme, IGF-1, IGFBP-3, antropometri, uyku sorunları, ECOHIS

AntropometriAğrıBüyüme+7
Başak Günay
Bezmialem Vakıf University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Okul öncesi çocukların diş tedavi ihtiyacı ve davranış rehberliği tipinin tele diş hekimliği ile saptanması

Diş çürüğü, çocuklarda en sık görülen kronik hastalıklardandır. Son yıllarda, dental genel anestezi uygulaması artmaktadır ve bu artış özellikle okul öncesi çocuklardadır. Diş çürüğü, önlenebilir ve tedavi edilebilir olmasına rağmen bilişsel ve psikolojik gelişimin erken safhalarındaki çocuklarda tedavi ihtiyaçlarının karmaşıklığı tedavileri güçleştirmektedir. Tele tıp uzak mesafelerden tanı, konsültasyon, akut veya kronik hastalıkların takibi için bilgi tabanlı ya da iletişim sistemlerinin kullanılmasıdır. Tele diş hekimliği ağız- diş sağlığını iyileştirmek amacıyla hasta eğitimi, konsültasyon ve ağız içi muayene ve/veya hasta ön değerlendirmesinin videolu görüşme ve/veya fotoğraf alınarak, bir diş hekimi tarafından kullanıldığı tele tıp uygulamalarının bir dalıdır. Bu çalışmanın amacı, çocuk diş hekimliğinde ilk adım olan klinik muayene sırasında belirlenen tedavi ihtiyacı ve önerilen davranış rehberliği tipinin, tele diş muayenesi ile arasındaki uyumu incelemektir. Çalışmaya, kliniğimizden ilk muayene randevusu alan 4-6 yaş arası sağlıklı ve başka bir tıbbi işlem sebebiyle genel anestezi endikasyonu olmayan, özel bakım ihtiyacı bulunmayan 12' si kız, 17' si erkek toplam 29 çocuk, velinin onamı alınarak dahil edildi. Klinik muayene; diş kliniğinde çocuk, diş hekimi koltuğunda oturup reflektör ışığı altında ayna ve sond kullanılarak velisi eşliğinde yapıldı. Tele diş muayenesi; randevulaşılan saatte telefonda çocuk ve velisiyle videolu görüşme yoluyla yapıldı. Her iki muayenede de verilerinin kaydedilip karşılaştırılabilmesi için bir form kullanıldı. Bu formda ağrı şikayeti: spontan ağrı, provake ağrı, gıda sıkışma ağrısı (var/ yok) kaydedildi, ağız içi muayene sonrası iki görüşmede de dmf indeksi kaydedildi ve tedavi ihtiyacı tipi elektif veya acil olarak iki kategoriye ayrıldı. Tedavileri için öngörülen davranış rehberliği tipi belirlenirken; çocuğun dental ve tıbbi hikayesi, işbirliği yeteneği dikkate alındı. Tedavi ihtiyacı olan çocuklar için öngörülen davranış rehberliği; non farmakolojik ve farmakolojik olarak iki kategoriye ayrıldı. Çocuğun diş tedavisi sırasında çocuğun olası davranış tipi ebeveynin görüşüne göre Frankl skalası ile kaydedildi. Çalışmaya başlanmadan önce, iki araştırmacı arasındaki uyum örneklem dışındaki 25 başka hasta üzerinde değerlendirildi ve iki araştırmacı arasında %100 (yüksek uyum, p= 0,001) uyum gözlemlendi. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 27.0 programı kullanıldı. Verilerin tanımlayıcı istatistikleri ortalama, standart sapma, frekans olarak verildi. İki muayene tipi arasındaki uyumun değerlendirilmesinde Mc Nemar testi kullanıldı, uyum katsayısı için Kappa değeri hesaplandı. Anlamlılık p< 0.05 düzeyinde değerlendirildi. Klinik muayene ve tele diş muayenesiyle belirlenen; spontan ağrı (p= 1,000), provake ağrı (p= 1,000), gıda sıkışması ağrısı varlığı (p= 0,289), acil diş tedavisi ihtiyacı (p= 0,125), elektif diş tedavisi ihtiyacı (p= 1,000), davranış rehberliği tipi (p= 0,625). İki muayene tipi arasında acil tedavi ihtiyacı kararı verilirken uyum düzeyi %78.9, (yüksek uyum, p= 0.000), elektif tedavi ihtiyacına karar verilirken %65.1 (yüksek uyum, p= 0,001), davranış rehberliği tipi belirlenirken %71.7 (yüksek uyum, p= 0,001) olarak saptanmıştır. Çalışmamızın sonucunda, okul öncesi çocuklardan oluşan bu örneklemde; Tele diş muayenesi acil ve elektif tedavi ihtiyacının ayırt edilmesi ve davranış rehberliği tipi öngörüsünde klinik muayeneyle yüksek seviyede uyumlu saptanmıştır. Çocuk ve hekimin bir araya gelmesi güç olan şartlarda tele diş hekimliğinin hastaların ilk muayenesi amacıyla kullanılabilir. Anahtar kelimeler: Tele-tıp, tele-diş hekimliği, çocuk diş hekimliği

Diş hastalıklarıDiş hekimliğiDiş çürükleri+4
Bircan Gürsoy
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yapay olarak çürük oluşturulan süt dişlerinde biyoaktif cam içerikli jelin remineralizasyona etkisinin değerlendirilmesi

Bu in vitro çalışmanın amacı, yeni geliştirilen bir teknik ile oluşturulan mikro ve nano boyutlardaki biyoaktif cam (BAG) içerikli jelin yapay olarak oluşturulan başlangıç mine çürüklerinde florür vernik ajanına göre remineralizasyon etkinliklerini değerlendirmektir. Çalışmada 60 adet çürüksüz süt dişi kullanılmıştır. 60 adet süt dişi su soğutmalı kesme cihazında çift taraflı kesen ince elmaslı bıçak kullanılarak meziodistal veya bukkolingual yönde ikiye ayrılmıştır. Dişlerin daha düz yüzeylere sahip olan bukkal, lingual, mesial veya distal parçalarından yaklaşık olarak 5 mm en, 5 mm boy ve 2 mm kalınlıkta mine kesitleri elde edilmiştir. 60 adet süt dişi mine kesitleri mine yüzeyleri açıkta kalacak şekilde epoksi rezine gömülmüştür. 30 adet örnek bilgisayarlı mikrotomografi analizi (Mikro-CT) için ayrılırken geri kalan 30 adet örnek Taramalı Elektron Mikroskobu- Enerji Dağılım Spektroskopisi (SEM-EDS) analizi için ayrılmıştır. Demineralizasyon solüsyon ile başlangıç çürüğü oluşturulan mine kesitlerine ağız ortamının in vitro olarak taklit edildiği pH döngüsü uygulanmıştır. Florür vernik, mikro boyutlu biyoaktif cam içerikli jel ve nano boyutlu biyoaktif cam içerikli jel remineralizasyon ajanları kullanılmasına göre oluşturulan 3 deney grubuna 6 günlük pH döngü aşaması uygulanmıştır. Örnekler, mineral yoğunluk değişimi (BMD) açısından Mikro-CT analizi ile demineralizasyon sonrası ve pH döngü uygulaması sonrası; yüzeydeki morfolojik değişimler ve iyon farklılıkları açısından SEM-EDS analizi ile pH döngü uygulaması sonrası değerlendirilmiştir. Verilerin istatiksel analizi, SPSS 23.0 programı (IBM, Şikago, ABD) kullanılarak yapılmıştır. BMD değerlerinin grup içi ve gruplar arası karşılaştırılmasında iki yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Çoklu karşılaştırmalarda Tukey testinden yararlanılmıştır. Ca, P, Ca/P ve Si değerlerinin gruplara göre karşılaştırılmasında normal dağılım göstermeyen veriler Kruskal Wallis, normal dağılan veriler ise tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ile karşılaştırılmıştır. Çoklu karşılaştırmalarda dağılımlar homojen olmadığından Tamhane's T2 testi kullanılmıştır. Analiz sonuçları ortalama ±s.sapma, ortanca (minimum-maksimum) olarak sunulmuştur. Sonuçların değerlendirilmesi p< 0,05 anlamlılık düzeyinde yapılmıştır. Mine yüzeyindeki başlangıç çürük lezyonlarına uygulanan remineralizasyon ajanlarının BMD değerleri üzerindeki etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p= 0,001). Florür vernik grubunda remineralizasyon sonrası elde edilen ortalama BMD değeri ile diğerler remineralizasyon sonrası elde edilen ortalama BMD değeri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık vardır (p<0,001). Florür vernik grubunda remineralizasyon sonrası elde edilen ortalama BMD değeri ile nano BAG grubunda remineralizasyon sonrası elde edilen ortalama BMD değeri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık vardır (p<0,001). Mikro BAG grubunda remineralizasyon sonrası elde edilen ortalama BMD değeri ile nano BAG grubunda remineralizasyon sonrası elde edilen ortalama BMD değeri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktur (p>0,05). Mine yüzeyinde ölçülen ağırlıkça (%) Ca+2 değerleri gruplar arasında farklılık göstermezken (p=0,140), ağırlıkça (%) P+1 değerleri ise gruplar arasında farklılık göstermektedir (p< 0,001). Mine yüzeyinde ölçülen ağırlıkça (%) Ca/P değerleri de gruplar arasında farklılık göstermemektedir (p=0,503). Ayrıca, mine yüzeyinde ölçülen ağırlıkça (%) Si+4 değerleri açısından biyoaktif cam içeren gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktur (p=0,199). Çalışmamızda mikro ve nano boyutlu BAG içerikli jel ajanlarının başlangıç mine çürüğü lezyonları üzerindeki remineralizasyon etkisi, florür vernik ajanına göre düşük bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Biyoaktif cam, başlangıç mine çürüğü, süt dişi, remineralizasyon

Biyoaktif camlarDental mineDiş remineralizasyonu+3
Bilge Akarca
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Adana yöresi içme sularının fluorür düzeylerinin saptanması

Adana iline içme suyu sağlayan 68 kuyudan alınan su örneklerinin fluorür düzeyleri İSE ve iyonmetre ile tayin edildi.Bu kuyulardan 18 tanesinin ortalama fluorür içeriği 1 14.12,14 kuyunun 191.42, 22 kuyunun 335.14 ve 9 kuyunun 606.87 ug/L F- bulundu. Yüksek fluorür içeren kuyular Seyhan nehrinin kıyısında bulunmaktadır. Bu 9 kuyu hariç diğer kuyuların fluorür düzeyleri düşüktür. Bebeklerin ve 8 yaşından küçük çocukların diş ve kemik gelişimlerinin sağlıklı olması için fluorür düzeyi düşük olan kuyulara NaF halinde yeterli düzeyde fluorür eklenmelidir. Anahtar kelimeler.Fluor, Diş çürüğü, İçme suyu.

AdanaDiş çürükleriFlorürler+1
Saime Çakar
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1997
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment of the relationship between oral health and parental education levels among children aged 8-10years

This research aims to assess the relationship between children's oral health and parents' education levels. The research was completed with the participation of 235 children between the ages of 8-10 and their parents who attended the Specialized Dental Center and Sumer Dental Center in Nasiriyah, Iraq between 05/01/2022 and 30/9/2022. Sociodemographic data of the parents and child was recorded. Child Perception Questionnaire (CPQ) 8-10 age scale was used to assess the child's oral health. According to the oral health evaluations of the children; It was seen that 5.5% had very good oral health, 27.7% was good, 33.2% was fair and 33.6% was poor, and all children had fair oral health in general (60.32±20.84). Oral symptoms, functional limitations and emotional well-being were found to be fair (11-15), social well-being was poor (16-20) and these evaluations did not change according to age (p>0.05). When the sociodemographic characteristics of children and parents related to oral health are examined; general oral health was found to be positively related to the economic status and education level of the family (p< 0.001; p< 0.001, respectively)), (r = .746;-.834). Our study shows the importance of educating parents in order to improve children's oral health.

ParentsParents educationMouth diseases+5
Amjed Hamad Hammood Hammood
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Evaluation of the effectiveness of different remineralization agents on the treatment of white spot lesion: A in vivo study

The aim of the study is to investigate the effectiveness of CPP-ACP, CPP-ACPF and ReminPro applications in addition to a standard fluoride toothpaste for the white spot lesions treatment.This in vivo study included 25 children between the ages of 8-15 on a total of 110 anterior tooth surfaces with white spot lesion treated for 16 weeks. The patients were randomly divided into four groups. Control group was treated for a daily standard fluoride toothpaste with 500 ppm fluoride. In addition to the protocol of control group, CPP-ACP, CPP-ACPF and ReminPro were used in second, third and fourth group, respectively. Treatment protocol was planned for four weeks in all groups. DIAGNOdent Pen measurements of all patients were taken at the 1., 8., 15., 22. and 31. days. The patients were called again at 2. and 4. month for control measurement. Visual inspection of all patients were recorded before and after the treatment and 4. month. By the end of this study, although control and CPP-ACP groups had no significant difference visually, in the group of CPP-ACPF and ReminPro were found significant visual changes at the end of the treatment (p<0.05). In addition, DIAGNOdent Pen scores of CPP-ACP, CPP-ACPF and ReminPro groups were significantly decreased at the end of the treatment (p<0.05). Keywords: White spot lesions, DIAGNOdent, casein phosphopeptide amorphous calcium phosphate, remineralization, ReminPro

Dental plaqueTooth diseasesDentists+7
Mine Şimşek
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Ortodontik tedavi sırasında oluşan beyaz lezyonların önlenmesinde flor salınımı yapan ışıkla sertleşen rezin materyalinin etkisinin değerlendirilmesi: Randomize kontrollü klinik çalışma

Bakteriler tarafından üretilen organik asitlerin diş minesindeki interprizmatik boşluklardan girerek apatit kristallerini, kalsiyum ve fosfat iyonlarını çözmesi sonucu beyaz lezyonlar oluşmaktadır. Günümüzde başlangıç mine lezyonlarının (beyaz lezyon) oluşum mekanizması tüm ayrıntıları ile bilinmektedir. Yaygın beyaz lezyonlar; ağız hijyenine dikkat etmeyen bireylerde, kronik rahatsızlığı (Kserostomia, Serebral Palsy vb….) olan bireylerde, hamilelerde, reflü gibi rahatsızlıklardan dolayı asit erozyonu gözlenen ve ortodontik tedavi süresince ağız hijyenini sağlayamayan bireylerde sıklıkla gözlenmektedir. Sabit ortodontik tedavi sürecinde oluşan beyaz lezyonlar, hem estetik açıdan hem de dişlerin sağlığı açısından çok önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durumu önlemek amacıyla kullanılan birçok çürük önleyici materyal, in vitro ve in vivo olarak değerlendirilmiştir. Bu materyallerden Cpp-Acp'nin (Tooth Mousse, RecaldentTM.; GC, Corp, Japan) in vitro ve in vivo çalışmalarda beyaz lezyonları önleme açısından oldukça etkin olduğu görülmüştür. Son dönemlerde ortaya çıkan, beyaz lezyon oluşumunu önleyen yeni bir ajan olan Ortho Coat (Ortho Choice, Pulpdent, Watertown, Mass) ile ilgili ise in vitro çalışmalar yapılmıştır; fakat literatürde in vivo olarak yapılan bir çalışma yoktur. Bu tez çalışmasında, dahil edilme kriterlerine uyan 60 hastanın ağız içi 4 eşit parçaya ayrılarak, braketleme aşamasından sonra, Ortho-Coat ve Cpp-acp üst çenede randomize olarak seçilen bölgelere uygulanmış, diğer bölgeler ise kontrol grubu olarak değerlendirilmiştir. Tedavi başlangıcında ve 6 aylık gözlem süresi sonrasında yapılan ölçümler grup içi, gruplar arası ve kontrol gruplarına göre değerlendirilmiştir. Bu çalışmada, ortodontik tedavi sırasında yetersiz ağız hijyeni nedeni ile oluşabilecek olan ve çürük başlangıcı olarak tanımlanan beyaz lezyonların önlenmesi amaçlanmıştır. Bireylere hem estetik açıdan, hem de ağız sağlığı açısından katkıda bulunmanın yanı sıra; yapılacak olan analizler sonucunda değerlendirilen ürünlerin beyaz lezyonların önlenmesine ne ölçüde etki edeceği incelenmesi amaçlanmıştır. Bu nedenle bu tez çalışmasında; ortodontik tedavi sırasında oluşan beyaz lezyonları önleme iddiasında olan Ortho Coat, bu konuda etkili olduğu düşünülen Cpp-Acp(Tooth Mousse) ile tedavi öncesinde ve 6 aylık gözlem süresi sonrasında karşılaştırılmıştır. Bu ürünlerin uygulandığı bölgelerde tedavi öncesinde ve 6 ay sonrasında yapılan ölçümler birbirlerine ve kontrol gruplarına göre karşılaştırılarak, istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Ortho Coat ve Cpp-Acp uygulanan bölgeler birbirlerine göre kıyaslandığında; Ortho Coat uygulanan bölgelerde, 6 aylık süreçte, Cpp-Acp uygulanan bölgelere göre beyaz lezyon oluşumuna daha az rastlanmış, daha düşük değerler elde edilmiş; bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.

Dental mineDiş çürükleriDiş çürütücü ajanlar+3
Neslihan Karataş
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Üç farklı elastik ligatür türünün PCR (Polimeraz zincir reaksiyonu) yöntemi ile mikrobiyal açıdan ve AFM (Atomik kuvvet mikroskobu) ile yüzey pürüzlülüğü bakımından incelenmesi

Bu çalışma Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'nda tedavisine başlanmış olan 10 hasta (6 erkek, 4 kız; 13,58 ± 0,79 yaş) ile yürütülmüştür. Cross quadrant invivo olarak dizayn ettiğimiz çalışmamızda üç farklı elastik ligatürün mikrobiyolojik açıdan ve yüzey pürüzlülüğü bakımından incelenmesi yapılmıştır. Hastalardan T0, T1, T2, T3 ve T4 olmak üzere 5 ayrı zamanda PI ve GI ölçümleri yapılmıştır. Hastaların ağzından T1, T2, T3 ve T4 zamanlarında çıkarılan elastik ligatürlere S.mutans sayısının belirlenebilmesi için real time PCR analizi yapılmıştır. Yüzey pürüzlülüğü analizleri, AFM ile değerlendirilmiştir. Başlangıç PI ve GI ölçümleri, tüm tedavi periyodu boyunca yapılan ölçümlerden anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Tedavi boyuca yapılan PI ve GI ölçümlerinin kendi aralarında karşılaştırmasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Grupların toplam bakteri sayısının birbirleri ile karşılaştırmasında I. Grup elastik ligatürler üzerinde biriken S mutans sayısı diğer tüm gruplardan anlamlı şekilde fazla bulunmuşur. Diğer elastik ligatür grupları arasında ya da bu gruplar ile kontrol grubu arasında ise anlamlı fark bulunmamıştır. Tüm grupların başlangıç yüzey pürüzlülüğü (Ra0) ve ağızda kullanılmış yüzey pürüzlülüğü değerleri (Ra1) değerleri birbirlerinden farklı bulunmuştur. Grupların Ra0 ve Ra1 değerlerinin karşılaştırmasında I.grupta Ra0 anlamlı derecede büyük bulunmuştur. II. Grupta ve III. grupta ise anlamlı bir farka rastlanmamıştır. Elastik gruplarının yüzeyinde biriken toplam S.mutans sayısı ile Ra1 parametreleri arasında korelasyon bulunamamıştır. Sonuç olarak yüzey pürüzlülüğü ile mikroorganizma kolonizasyonu arasında bir ilişki saptanamamıştır. Anahtar Sözcükler: AFM , in vivo, PCR, S.mutans, yüzey pürüzlülüğü

Dental plakDiş çürükleriMikroskopi+6
Çağlar Dağdeviren
Gaziantep University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Demineralize mine yüzeyinin farklı flor vernikleri ile tedavisinin edx ile değerlendirilmesi ve kullanılan flor verniklerinin bağlanma dayanımına etkisi

Amacımız, yetersiz ağız hijyenine sahip hastaların ortodontik tedavileri öncesi mine yüzeyinde remineralizasyon sağlamak amacıyla kullanılabilecek flor verniklerinden (Bifluoride 12, Enamel Pro Varnish ve Colgate Duraphat) hangisinin daha etkin olduğunun tespit edilmesi ve uygulanan verniklerin braketlerin bağlanma dayanımına etkisini değerlendirmektir. Bu çalışma, 100 adet çekilmiş insan dişi üzerinde yapılan in vitro bir çalışmadır. Bu çalışmada kullanılan premolar dişler çalışmamızdan bağımsız olarak ortodontik yer darlığı endikasyonuyla çekilmiş dişlerin toplanmasıyla elde edilmiştir. Dişler, her grupta 20' şer diş olacak şekilde 5 gruba ayrılmıştır. İlk grubumuz A grubu olarak tanımlanmış ve bu gruba sadece braket yapıştırılıp kırılarak bağlanma dayanımı değerlendirilmiştir. B grubu pH siklusuna maruz bırakılmış, siklus sonrası mine yüzeyinde bulunan kalsiyum, fosfor ve flor konsantrasyonu enerji dağılımlı X ışını (EDX) cihazı ile ölçülmüş ve sonrasında braket yapıştırılıp kırılarak bağlanma dayanımı değerlendirilmiştir. C, D ve E gruplarındaki dişlerin pH siklusu öncesi, sonrası ve vernik uygulaması sonrası mine yüzeyindeki mineral konsantrasyonu EDX cihazı ile ölçülmüştür. Son olarak C, D ve E gruplarındaki dişlere de braket yapıştırılıp kırılarak bağlanma dayanımı incelenmiştir. Yapılan ölçümler göstermiştir ki; dişler demineralizasyona uğradıktan sonra mine yüzeyindeki kalsiyum konsantrasyonu azalmıştır. Flor verniklerinin uygulanması sonrası mine yüzeyindeki flor konsantrasyonunda anlamlı bir artış meydana gelmiştir. Braketlerin sağlam mine yüzeyine bağlanma dayanımı demineralizasyona uğramış ya da florür verniği uygulanmış dişlerle kıyaslandığında anlamlı derecede yüksek çıkmıştır.

Dental bondingDental mineDiş demineralizasyonu+7
Betül Turgay
Gaziantep University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı çürük temizleme yöntemlerinin çocuk hastalarda klinik olarak karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı; konvansiyonel tekniklerle karşılaştırıldığında Er:YAG lazer ile çürük temizleme işlemlerinin çocuk hastalar tarafından kabul edilebilirliğinin değerlendirilmesidir. Çalışma 9-12 yaş aralığında, alt daimî 1. molar dişlerden birinde sınıf 1 okluzal çürüğü olan 100 çocuk üzerinde yürütüldü. Hastalar konvansiyonel teknik grubu ve lazer grubu olmak üzere 2'ye ayrıldı. Çürük temizleme işlemleri konvansiyonel teknik grubunda döner aletler; lazer grubunda ise Er:YAG lazer ile yapıldı. Her hastanın işlem boyunca kalp atım hızları 30 saniye aralıklara ölçüldü. Hastaların işlem sırasındaki duydukları ağrı VAS ile belirlendi. Hastaların işlem öncesi ve işlem sonrası kaygısını belirlemek için CFSS-DS skalası kullanıldı. Hastaların işlem sonrası cihazların ses, koku, tat, titreşim ve görüntüsünden ne kadar rahatsız oldukları FIS skalası ile değerlendirildi. Çürük temizleme işlemi boyunca hastalardan video kayıtlar alındı ve işlem sırasında oluşan ağrı FLACC skalasıyla değerlendirildi. Verilerin istatistiksel analizi için SPSS 23.0 paket programı kullanıldı. Lazer grubunda hastaların hem VAS hem de FLACC skorlarına göre konvansiyonel teknik grubundan daha az ağrı ve rahatsızlık hissettiği görüldü (p<0,05). İşlem sonrası yapılan CFSS-DS'ye göre lazer grubunda dental kaygılı hasta oranında konvansiyonel tekniğe göre daha fazla düşüş gözlendi (p<0,05). FIS verilerine göre titreşim ve görüntü açısından lazerin, konvansiyonel tekniğe göre kabul edilebilirliği iyi bulundu (p<0,05). Kalp atım hızları işlem başlangıcı ve işlem sonu ölçümlerine göre lazer grubunda daha az bir yüzdelik artış görüldü (p<0,05). Lazer grubunda çürük temizleme süresinin daha uzun olduğu gözlendi (p<0,05). Çocuk hastalarda Er:YAG lazerle kavite preparasyonunun konvansiyonel tekniklere göre kabul edilebilir bir yöntem olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Diş çürükleriDişlerLazer tedavisi+2
Emir Kocaarslan
Çukurova University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı remineralizasyon ajanlarının rezin infiltrasyon tekniği uygulanan süt dişlerinin yüzey mikrosertliği üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Farklı Remineralizasyon Ajanlarının Rezin İnfiltrasyon Tekniği Uygulanan Süt Dişlerinin Yüzey Mikrosertliği Üzerine Etkisinin Değerlendirilmesi Bu in-vitro çalışmanın amacı, süt dişi başlangıç çürük lezyonlarına tek başına ICON-İnfiltrat uygulamanın ve ICON-İnfiltrat ile birlikte farklı remineralizasyon ajanı içeren diş macunları uygulamanın yüzey mikrosertlik değerinde oluşturduğu değişikliklerin değerlendirilmesidir. Çalışmada 50 adet çekilmiş çürüksüz insan süt kesici dişi kullanıldı. Tüm dişlerin labial mine yüzeyinde yapay başlangıç çürük lezyonu (demineralizasyon) oluşturuldu ve örnekler rastgele beş gruba ayrıldı: Grup 1 (Kontrol), Grup 2 (Rezin infiltrasyon), Grup 3 (Rezin infiltrasyon+ Sensodyne Promine çocuklar için), Grup 4 (Rezin infiltrasyon+ GC Tooth Mousse), Grup 5 (Rezin infiltrasyon+ Theodent kids). G2, G3, G4 ve G5'e rezin infiltrat uygulandı. Ardından tüm gruplar pH siklusuna tabi tutuldu. G3, G4 ve G5'e pH siklusuyla birlikte diş macunu uygulandı. Örneklerin başlangıç yüzey değerleri ve demineralizasyon, rezin infiltrat, pH siklusu uygulaması sonrasında yüzeyi değişiklikleri DIAGNOdent ve yüzey mikrosertlik ölçümleriyle belirlendi. Rezin infiltratın penetrasyon kalitesi ve diş macunlarının oluşturduğu değişiklikler Taramalı Elektron Mikroskobu ile değerlendirildi. Deneysel uygulamalar sonrasında gruplar arası istatistiksel farklılıklar rezin infiltrat, pH siklusu ve pH siklusuyla birlikte diş macunu uygulaması sonrasında görüldü. Kontrol grubunda her aşamada yüzeyin zayıfladığı, rezin infiltrat grubunda rezinin yüzeyi iyileştirdiği, pH siklusunun ise yüzeyi zayıflattığı görüldü. Diş macunu gruplarında rezin uygulaması ve pH siklusuyla birlikte diş macunu uygulamasının yüzeyi iyileştirdiği görülürken, gruplar arasında farklılık bulunamadı. Rezin infiltrat uygulandıktan sonra yüzeyin bir diş macunuyla fırçalanması mikrosertlik değerini artırarak rezin yapısını koruduğu görüldü. Anahtar Sözcükler: Diş Çürüğü, Diş Macunu, Mikrosertlik, Rezin İnfiltrasyon, Süt Dişi

Akrilik reçinelerDental materyallerDental çimentolar+7
Suna Musulluoğlu
Çukurova University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Polikistik over sendromlu hastaların tükürük içeriklerinin mikrobiyolojik olarak incelenmesi ve çürük insidansı açısından değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, doğurganlık çağındaki kadınlarda sık görülen Polikistik Over Sendromu (PKOS)'nun tükürük, diş ve dişeti üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Çalışmaya, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'nda PKOS tanısı almış/almamış ve Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Anabilim Dalı'nda insülün direnci tanısı almış/almamış toplamda 100 birey dahil edildi (n=100). Devamında bireylerin, belli parametrelerde standardizasyonu sağlamak amacıyla, biyokimyasal parametrelerinin sonuçlarına retrospektif olarak ulaşılarak; bireyler, PKOS'lu ve insülin direnci olan (PKOSİD+) , PKOS'lu ve insülin direnci olmayan (PKOSİD-), PKOS olmayan ve insülin direnci olan (KontrolİD+), PKOS ve insülin direnci olmayan (KontrolİD-) şeklinde 4 gruba ayrıldı (n=25). Alınan anamnez ile grupların sosyodemografik verileri değerlendirildi. Diş ve diş eti sağlığı değerlendirmesi için DMFT (Decayed, Missing, Filled Teeth) indeksi ve periodontal indeksler kullanılırken, tükürük pH'sı ölçümü için pH metre kullanıldı. Ayrıca tükürükteki Streptococcus mutans (S.Mutans) sayıları real-time Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR) yöntemi ile incelendi. İstatistiksel analizde; normal dağılan değişkenler için tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve LSD testleri, normal dağılmayan değişkenler için ise Kruskal-Wallis ve pairwise testi kullanıldı. Kategorik değişkenlerin gruplar arası karşılaştırılmasında Pearson Ki-kare test, gerekli görüldüğü durumlarda Fisher's exact test kullanıldı. Normal dağılım gösteren sayısal değişkenlerin korelasyon hesaplamasında Pearson korelasyon testi kullanılırken, normal dağılım göstermeyen sayısal değişkenlerde Spearman rho testi kullanıldı. p<0.05 anlamlı kabul edildi. Gruplar arası karşılaştırmada, DMFT indeks, S. Mutans, tükürük pH, periodontal indekslerden plak indeksi (Pİ) - gingival indeks (Gİ) ve sosyodemografik veri değerleri açısından anlamlı fark tespit edildi (p<0.05). Karşılaştırılan gruplar arasında en yüksek DMFT indeksi, S. Mutans, Pİ ve Gİ değerleri PKOSİD(+) grubunda, en düşük ise KontrolİD(-) grubunda tespit edilirken, en düşük tükürük pH değeri PKOSİD(+) grubunda bulundu. PKOSİD(+) grubunda S. Mutans ve DMFT indeks değerleri arasında anlamlı ilişki gözlendi (p<0.05). Tüm gruplarda uyarılmamış tükürük akış hızı ile S. Mutans arasında anlamlı ilişki tespit edildi (p<0.05). Sonuç olarak multifaktöriyel bir sendrom olan PKOS hastalarının tükürüklerinde S. Mutans ve DMFT indeks değerleri yüksek bulunmuş ve bu duruma sosyodemografik, tükürük ve periodontal parametrelerin etkisi olduğu tespit edilmiştir. PKOS ve oral mikroflora patogenezinde merkezi rol oynayan insülin direncinin araştırdığımız parametreler üzerinde etkili olduğu saptanmıştır.

Diş çürükleriHidrojen iyon konsantrasyonuMikrobiyoloji+4
Necla Ezgi Yeniçeri
Gaziantep University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni bir rezin infiltrant Icon®'un mikro - invaziv çürük tedavisinde etkinliğinin in vitro olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmada, rezin infiltrant Icon®?un süt ve daimi dişlerde oluşturulan başlangıç mine lezyonlarına etkinliğinin in vitro olarak incelenerek Ambar® ve Helioseal® ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada 264?er adet süt molar ve daimi premolar dişte başlangıç mine lezyonu oluşturulmuş ve Icon®?un her iki diş grubundaki etkinliklerini incelemek amacıyla mikrosertlik, yüzey pürüzlülüğü ve renk analizleri yapılmıştır. Mine lezyonlarının yapısını ve materyallerin lezyonla olan ilişkisi taramalı elektron mikroskobu ile değerlendirilmiştir. Ayrıca Icon® ve Ambar®?ın makaslama bağlanma kuvvetleri analiz edilmiş, kopma tipleri stereomikroskopta incelenmiştir. Mikrosertlik analizinde; Ambar® ve Helioseal® birbirine yakın ancak sağlam mine ve Icon®?a oranla oldukça düşük değerler vermiştir. Yeni asit atağı sonrasında Helioseal® en az mikrosertlik değişimi göstermiştir. Yüzey pürüzlülüğü analizinde sağlam mineye en yakın değeri Helioseal® verirken, bu grubu Icon® ve Ambar® izlemiştir. Mikrosertlik ve yüzey pürüzlülüğü diş grupları açısından karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı bir farklılık bulunmamıştır(p>0,0028). Icon®, başlangıç mine lezyonunu maskelemede Ambar® ve Helioseal®?a göre daha başarılı olurken, Icon® ve Ambar® süt dişlerinde daimi dişe oranla daha başarılı bulunmuştur(p< 0,0083). Çayda, kakaolu sütte ve portakal suyunda bekletilen örnekler arasında en fazla renklenme Ambar® grubunda olmuş(p>0,0083) ve diş grupları arasında renk değişimi açısından istatistiksel anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir (p>0,0056). Icon®?un lezyona iyi penetre olduğu izlenmiş, Ambar® ve Helioseal® örneklerinde lezyon ile materyal arasında boşluklar saptanmıştır. Her iki diş grubunda Icon®-mineye daha kuvvetli bağlanmıştır. Icon® uygulanan dişlerde koheziv, Ambar® uygulanan dişlerde ise adeziv tip kopma örneklerinin daha fazla olduğu gözlenmiştir. Sonuç olarak başlangıç mine lezyonlarının rezinle infiltrasyonu umut vaat eden bir yaklaşımdır. Fakat oral hijyen ve diet alışkanlığı kontrolü gözardı edilmemelidir.

Dental bondingDental materyallerDental mine+5
Dinemis Alev Altuntaş
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Teobrominin başlangıç mine çürükleri üzerindeki etkisinin in vitro olarak değerlendirilmesi

Fluorid uzun yıllardır remineralizasyon ajanı olarak kullanılmaktadır. Son yıllarda fluoridin olası yan etkileri nedeniyle yeni remineralizasyon ajanı arayışına gidilmiştir. Kakao çekirdeğinden elde edilen teobromin güncel remineralizasyon ajanlarından bir tanesidir. Bu in vitro çalışmanın amacı başlangıç çürük lezyonlarının tedavisinde teobromin ve fluoridin farklı konsantrasyonlarının remineralizasyon etkinliğini değerlendirmektir. Bu amaçla sığır dişlerinden hazırlanmış 10 mine örneğinden oluşan 5 deney grubu [200 mg/l Teobromin grubu (Grup T1), 500 mg/l Teobromin grubu (Grup T2), 500 ppm Fluorid grubu (Grup F1), 1450 ppm Fluorid grubu (Grup F2), Kontrol grubu (Grup K)] oluşturulmuştur. Bütün örnekler yapay çürük lezyonu oluşturmak amacı ile 32 saat boyunca demineralizasyon solüsyonunda bekletilmiştir. Yüzey sertlik değerleri (KHN) Knoop mikrosertlik cihazı, kalsiyum (Ca), fosfor (P) miktarları ve Ca/P oranları enerji dağılımlı X-ışını spektroskopisi (SEM-EDX) kullanılarak analiz edilmiştir. Remineralizasyon ajanları deney gruplarına 8 gün boyunca bir pH döngüsü içerisinde uygulanmıştır. Örneklerin mikrosertlik ve mineral ölçümleri tedavi sonrasında tekrarlanmıştır. Araştırmamızın sonuçlarına göre K grubu hariç tüm gruplarda KHN, Ca ve P tedavi sonrası değerleri demineralizasyon sonrası değerleri ile kıyaslandığında istatiksel olarak anlamlı artış göstermiştir. Tedavi sonrası KHN ve Ca değerleri açısından F2 ve T2 grupları diğer tüm gruplardan istatiksel olarak anlamlı artış göstermiştir. Çalışmamızın sonuçlarına göre 500 mg/l Teobromin'in, 1450 ppm Fluoride yakın düzeyde yüzey sertliğini ve Ca ile P birikimini arttırdığı söylenebilir. Anahtar kelimeler: Fluorid, Mikrosertlik, Remineralizasyon ajanları, SEM-EDX, Teobromin.

Dental mineDiş remineralizasyonuDiş çürükleri+6
Zübeyde Uçar Gündoğar
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Opak lezyonun tedavisinde CPP-ACP kullanımının etkinliği

Bu klinik çalışmada opak lezyon gelişimi üzerine, standart bir remineralizasyon protokolüne ek olarak kullanılan fluoridli vernik, CPP-ACP ve CPP-ACP+fluoridli vernik uygulamalarının etkinliğinin incelenmesi amaçlanmıştır.Çalışma 8-15 yaş arası 21 çocukta opak lezyon saptanan toplam 101 diş yüzeyi üzerinde 12 hafta boyunca yürütülmüştür. Hastalar rastgele dört gruba ayrılmıştır. Kontrol grubu oral hijyen eğitimi, klorheksidin gargara ve xylitollü sakız çiğnenmesini içeren günlük bir remineralizasyon protokolü ile tedavi edilmiştir. Kontrol grubundaki protokole ek olarak, ikinci grupta fluoridli vernik, üçüncü grupta CPP-ACP ve dördüncü grupta fluoridli vernik ve CPP-ACP kullanılmıştır. Bütün protokollerin etkinliğini değerlendirebilmek için remineralizasyon öncesi ve sonrasında görsel skorlamalar ve DIAGNOdent Pen değerleri kaydedilmiştir.Bu çalışmanın sonucu CPP-ACP' nin gözle muayenede başarısının, vernik ile veya vernik olmadan anlamlı derecede yüksek olduğunu göstermiştir (p <0.001 ve p <0,001). Buna ek olarak CPP-ACP kullanılan gruplarda DIAGNOdent Pen değerinde anlamlı olarak azalma belirlenmiştir.CPP-ACP' nin standart protokole olumlu ve önemli katkı sağladığı ve opak lezyonu tedavi potansiyeli olduğu bu kısa süreli klinik çalışmada gösterilmiştir.

Dental mineDiş demineralizasyonuDiş çürükleri+5
Zeynep Aslı Güçlü
Gazi University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

6-8 yaş çocuklarında farklı dozlarda ağızda emilebilen xylitol tabletlerin tükürükteki streptococcus mutans ve lactobacillus spp. suşları üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Son yıllarda çocuk diş hekimliğinde gerçekleştirilen çalışmalar, diş çürüklerini önleme yollarını ve diş çürüğüne neden olan mikroorganizmaların kolonizasyonunu engellemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışmalarda, diş çürüklerinin önlenmesinde öne çıkan yöntemlerden bir tanesi prebiyotik bir ürün olan xylitolün kullanımıdır. Bu çalışmanın amacı, karma dişlenme dönemindeki çocuklarda farklı dozlarda emilebilen xylitol tabletlerin 6 ay süreyle kullanımlarının tükürükteki S.mutans ve laktobasil değerleri üzerindeki etkilerini değerlendirmektir.Gazi Üniversitesi Pedodonti Anabilim Dalı'na başvuran 6-8 yaş arası çocuklardan CAT yöntemi ile S.mutans ve laktobasil değerleri orta - yüksek çürük riski grubunda olduğu belirlenen hastalar üç gruba ayrıldı. Grup 1: 2 gr /gün xylitol tablet, Grup 2: 4 gr/ gün xylitol tablet ve Grup 3: kontrol grubu. Hastaların 1.ay, 3.ay ve 6. ayda CRT kiti ile tükürük S.mutans ve laktobasil değerleri tespit edildi.2 gr/gün ve 4 gr/ gün emilebilen xylitol tablet kullanan iki grupta da başlangıç değerlerine göre 1. ay, 3. ay ve 6. ay S. mutans ve laktobasil düzeylerinde kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı azalma saptandı (p<0,01). İki farklı xylitol grubu karşılaştırıldığında S. mutans ve laktobasil düzeylerindeki azalma oranıile xylitol dozları arasında anlamlı fark saptanmadı.

Diş çürükleriDiş çürütücü ajanlarDiş çürüğünü önleyici ajanlar+3
Ceren Deveci
Gazi University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Periodontal hastalık nedeniyle kaybedilen dişlerin tüm diş kayıpları içerisindeki oranının saptanması

ÖZETPeriodontal hastalıklar, diş çürüğü ve sekelleri ile birlikte tüm dünyada diş kayıplarına sebebiyet veren iki temel ağız sağlığı probleminden biridir. Diş kayıpları bireylerde estetik, fonksiyon, fonasyon ve özsaygıya ilişkin problemlere neden olurken, bu kayıpların rehabilitasyonu da toplumsal açıdan ekonomik sorunlara yol açmaktadır.Çalışmamızın temel amacı tüm diş kayıpları içerisinde, periodontal sebeple kaybedilen dişlerin oranını saptamak ve periodontal diş kaybına ilişkin risk faktörlerini değerlendirmeye çalışmaktır.Bu amaçla; çalışma örneklemi, Gazi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı (oral diagnoz) Kliniği ile yine Gazi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Yenimahalle Araştırma ve Uygulama Birimi Kliniği'ne başvuran 18 veya 18 yaşından büyük ve çekim nedenini kesin olarak hatırlayabildiği en az bir adet dişi çekilmiş olan katılımcılardan oluşturulmuştur. Bireylerin kaybettikleri dişlerine dair verdikleri net beyanları ile ayrıca klinik ve gerektiğinde başvurulan radyografik bulguların çelişmemesi şartı aranmıştır.Çalışma, katılımcılara uygulanan bir anket ile klinik muayene olmak üzere iki aşamalı olarak dizayn edilmiştir. Anket aracılığıyla katılımcıların ad ve soyadları, T.C. kimlik numaraları, yaş, cinsiyet ve eğitim düzeyleri, sigara alışkanlıkları, diş fırçalama, ara yüz temizliği yapma ve diş hekimi kontrolünden geçme sıklıkları, bir dişin kaç yüzeyi olduğuna dair yanıtları ve sistemik sağlık durumları sorgulanmıştır. Anket sonrasında ayrıntılı bir klinik muayene yapılmış; kayıp dişler ve kaybedilme sebepleri, mevcut çürük ve dolgulu dişler kayıt altına alınmıştır. Bireylerin ağız hijyenleri Green & Vermillion'un basitleştirilmiş oral hijyen indeksiyle, periodontal sağlık durumları ise CPITN indeks sistemi ile değerlendirilmiştir.Araştırma sonuçlarına göre; periodontal hastalığın tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de diş kayıplarındaki önemini korumakta olduğu ve çekilen her dört dişten birinin periodontal nedenle çekildiği tespit edilmiştir. Hem periodontal sebeple hem de periodontal nedenler haricinde en sık kaybedilen diş grubunun birinci molar dişler olduğu gözlenmiştir. Periodontal diş kaybının; yaş, eril cinsiyet, düşük eğitim düzeyi, sigara alışkanlığı, diabet, kardiyovasküler hastalık (p<0.001) ve düzenli olarak gerçekleştirilen diş hekimi kontrollerinin eksikliği (p<0.05) parametreleri ile ilişkili olduğu bulgulanmıştır ve bu ilişkiler istatistiksel açıdan anlamlıdır.Araştırma popülasyonunun oldukça küçük bir kısmı (%5.6) sağlıklı periodontal dokulara sahiptir. Bireylerin sadece %9.5'i düzenli olarak ara yüz temizliği yaptıklarını ifade etmişlerdir.Diş kayıplarını engelleyebilmek ve ağız sağlığında azami seviyeye ulaşabilmek amacıyla koruyucu tedavi ve oral hijyen eğitimi uygulamalarına ağırlık verilmesi, toplumsal ağız sağlığı programının en önemli parçasıdır. Bu anlayışın bir sonucu olarak, diş kayıplarına yönelik çalışmalar belirli aralıklarla güncellenmelidir. Yukarıda sözü edilen hedeflere ulaşmak; devlet, eğitim kurumları, medya kuruluşları ve tüm diş hekimlerinin ortak çabasını gerektirmektedir.

Diş dökülmesiDiş çekimiDiş çürükleri+3
Ali Burak Ayrancı
Gazi University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

ATP biyolüminesans yöntemi ile çalışan bir apareyin çürük riski tayininde ve çürük ile ilgili klinik araştırmalarda hasta başında kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada, yeni bir aparey olan CariScreen ATPmetre'nin süt, karışık ve daimi dişlenme dönemindeki çocukların çürük risk durumunu belirlemek için kullanılması sonucu elde edilen değerlerin DMFS/dfs skorları ve tükürük mutans streptokok ve laktobasil değerleri ile karşılaştırılması ve klinik araştırmalarda kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi amaçlandı.CariScreen ATPmetre çürük risk değerleri ile DMFS/dfs, mutans streptokok ve laktobasil değerleri çürük riski düşük(DMFS/dfs=0) ve yüksek(DMFS/dfs?10) toplam 100 çocukta karşılaştırılarak CariScreen ATPmetre'nin tanısal performans değerleri belirlendi.CariScreen ATPmetre ile ölçülen risk değerleri DMFS/dfs skorları ve mutans streptokok değerleri ile karşılaştırıldığında, süt ve karışık dişlenme gruplarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulgulanmazken(p>0.05), daimi dişlenme grubunda anlamlı fark bulgulandı(p<0.05). Tüm dişlenme grupları bir arada değerlendirildiğinde DMFS/dfs değerlerine göre CariScreen ATPmetre'nin duyarlılığı %92, seçiciliği %62 bulundu. Mutans streptokok değerlerine göre ise duyarlılık %88, seçicilik %54 olarak saptandı.Laktobasil ile CariScreen ATPmetre değerleri karşılaştırıldığında süt, karışık ve daimi dişlenme gruplarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulgulanmazken(p>0.05), tüm gruplar birlikte değerlendirildiğinde laktobasil değerlerine göre CariScreen ATPmetre'nin duyarlılığı %89 seçiciliği %62 olarak belirlendi.Bu çalışmanın sonucu, CariScreen ATPmetre değerlerinin DMFS/dfs skorları ve mikrobiyolojik sayımlarla korelasyonunun en yüksek olduğu dönemin süt dişlenme dönemi olduğunu, CariScreen ATPmetre'nin çürük riskinin belirlenmesi konusunda etkinliğinin arttırılabilmesi için diğer çürük risk değerlendirme metotlarıyla desteklenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Adenozin trifosfatDental aygıtlarDental plak+5
Aylin Gençkan
Gazi University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Diş hekimlerinin oklüzal ve aproksimal çürüğe müdahale stratejilerinin değerlendirilmesi

Yapılan güncel çalışmalar, ağız ve diş sağlığı ile ilgili tedavi yaklaşımlarına farklı bir bakış açısı getirmiştir. Diş çürükleri ile ilgili yapılan güncel çalışmalar koruyucu ve önleyici tedavi anlayışını ön plana çıkarmıştır. Koruyucu ve önleyici tedavi hem girişimsel işlemleri gerektirmemekte hem de bireye ekonomik olarak katkı sağlamaktadır. Girişimsel işlemin olmaması hastayı tedavi esnasında ve sonrasında meydana gelen komplikasyonlardan uzak tutmaktadır. Bu bakımdan değerlendirildiğinde güncel tedavisi felsefesinin hekimlere kazandırılması birey ve ülke açısından birçok avantajı da beraber getirmektedir. Türkiye'de diş hekimlerinin çürük tedavi uygulamalarında güncel tedavi yaklaşımlarının ne kadar takip ettiği ile ilgili bir çalışma bulunmamaktadır. Konuyla ilgili 1980 yılından bu yana çeşitli ülkelerde çalışmalar yapılmış ve tedavi seçenekleri arasında geniş oranda farklılık arz eden sonuçlar elde edilmiştir. Bu çalışmada Türkiye'deki diş hekimliği fakülteleri restoratif diş tedavisi ana bilim dallarında çalışan stajyer hekim, araştırma görevlileri ve uzman hekimlerin, ağız ve diş sağlığı merkezlerinde görevli pratisyen ve uzman hekimlerin, serbest çalışan hekimlerin, erken restoratif müdahale eğiliminin, koruyucu ve önleyici tedavi eğiliminin, çürük stratejilerinin ve modern tedavi felsefelerinin güncel gelişmeler doğrultusunda değerlendirilmesi amaçlandı

AnketlerDental restorasyonDental restorasyon-sürekli+4
Mustafa Sadık Akdağ
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Trabzon ili ve çevresinde 3-6 yaş grubu hastalarda dmf-t indeksi ve çürük prevalansının değerlendirilmesi

Erken çocukluk çağı çürüğü (EÇÇ) kompleks, multifaktöriyel ve kronik olmasına rağmen önlenebilir bir hastalıktır. Ülkemizde EÇÇ üzerine odaklanan çalışmaların sayısının oldukça az olduğu ve EÇÇ ile ilgili verilerin önemli kısmının altı yaşından büyük çocuklardan elde edildiği belirtilmektedir. Bu tez çalışmasının amacı, 3-6 yaş grubu çocukların çürük prevalans ve dmf-t indeks değerlerini bulup, koruyucu diş hekimliği hizmetinin önemini vurgulamaktır. Çalışma kapsamı içerisinde Trabzon İli içerisindeki özel ve devlet anaokullarına gidilerek, toplam 1083 çocuk muayene edildi, elde edilen veriler kayıt altına alındı. Tarama öncesinde aileler bilgilendirilerek çalışma için onay alındı ve doldurulmak üzere anket ve beslenme analiz formları ailelere gönderildi. Akabinde diyet düzenlemesi yapıldı ve çalışmada yer alan tüm çocuklara ve öğretmenlere oral hijyen eğitimi uygulamalı olarak verildi. Araştırmada elde edilen tüm verilere ki-kare testi yapıldıktan sonra anlamlı çıkan verilere lojistik regresyon analizi yapıldı. Trabzon İlinde yapılan bu araştırmada, 3-6 yaş arasındaki çocuklarda ortalama dmf-t skoru 2,95±3,60 ve çürük prevalansı %63,1 olarak tespit edildi. Muayene edilen çocukların %20,4'ünde Ş-EÇÇ saptandı. Sonuç olarak, çürüksüz çocuklara kıyasla EÇÇ'lilerin ve EÇÇ'li çocuklara kıyasla da Ş-EÇÇ'lilerin diş problemiyle karşılaşıp doktora gitme olasılığının daha yüksek olduğu bulundu (p<0,001). Ayrıca, yapılan istatistiksel değerlendirmeye göre; yoğurt ve peynir tüketiminin diş çürüklerini önlemede ve çürüğün şiddetini azaltmada önemli bir faktör olduğu sonucuna ulaşıldı (p˂0,05). Trabzon İlindeki okul öncesi çocuklardaki çürük prevalansının çok yüksek olduğu görülmüştür. Aileler süt dişlerinin önemi ve çocuklarını diş problemi yaşamadan diş doktoruna götürmeleri ve doğru beslenme konusunda bilgilendirilmelidir. Bununla beraber, EÇÇ'yi önleyebilmek için çocukların kalsiyum içerikli ürünleri daha çok tüketmesi önerilmelidir.

Diş çürükleriOkul öncesi çocuklarPrevalans+3
Sema Aydınoğlu
Karadeniz Technical University
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

3-6 yaş çocuklarının dişlerindeki siyah lekelenmelerin prevalansının ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi ve ailelerin farkındalıklarının saptanması

Siyah lekelenme, dişin servikal üçlüsünde gingival marjin konturunu takip eden, diş yüzeyine sıkı şekilde yapışık olan koyu çizgi ya da tam olmayan birleşme olarak tanımlanır. Literatürde yaş grupları arasında siyah lekelenme prevalansı hakkında ortak görüş yoktur. Bu konuda çocuklardaki çoğu çalışma daimi dişlere odaklanmıştır ayrıca Türk çocukların süt dişlerindeki siyah lekelenme prevalansı ve özellikleri ve etiyolojisine ilişkin ve dental çürüklerle olası ilişkisine dair bilgiler az sayıdadır. Bu tez çalışmasının birincil amacı K.T.Ü. Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti kliniğine 1 yıl içinde başvuran 3-6 yaş arasındaki çocuklardaki siyah lekelenme prevalansını saptamak; hazırlanan anketlerle siyah lekelenme etiyolojisini, oluşumunu etkileyen faktörleri bulmak ve ekstrinsik lekelenme ile süt dentisyonda dental çürük seviyeleri arasında ilişki olup olmadığını belirlemektir. İkincil amaç ise ebeveyn farkındalığını saptamaktır. Çalışma kapsamında belirlenen süre içinde kliniğe gelen 257 çocuk muayene edilerek velilerine sosyodemografik durum, diyet alışkanlıkları, oral hijyen alışkanlıkları, profesyonel dental bakım ve sistemik hastalık olarak 5 ana başlıktan oluşan anketler uygulandı, dmft indeksleri ve siyah lekelenme varlığı/yokluğu kaydedildi. Elde edilen verilere Mann Whitney U ve Ki-kare testi yapıldıktan sonra anlamlı çıkan verilere çok değişkenli lojistik regresyon analizi yapıldı. p<0.05 anlamlı olarak kabul edildi. Çalışma sonucunda siyah lekelenme prevalansı %15.56 olarak saptandı. Siyah lekelenme oluşumunu etkileyen faktörler olarak karyojenik beslenme (p<0.01), protein-kalsiyum içerikli beslenme (p<0.05), dmft (p<0.01) ve sistemik hastalık (p<0.05) belirlendi. Lojistik regresyon modeli sonucunda dmft (p=0.003) ve sistemik hastalığın (p=0.031) en etkili faktörler olduğu belirlendi. Lekelenme olan çocukların velilerinin farkındalık oranı %82.5 oranında bulundu. Küçük yaş grubu velilerinde farkındalık daha yüksek olarak bulundu.

Dental plakDiş renk değişikliğiDiş çürükleri+5
Alize Su Ülgen
Karadeniz Technical University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk diş hekimliğinde diş hekimi korkusunun değerlendirilmesi

Dental anksiyete; dental tedavi gören hastalarda çok sık karşılaşılan bir durumdur. Anksiyeteye bağlı olarak tedaviden kaçınma, hastanın oral sağlığını etkileyen ciddi problemlere yol açmaktadır. Bu nedenle, dental anksiyetenin erken dönemlerde belirlenmesi, tedavi işlemlerinde hastanın korkusunu yenmesini sağlayarak, tedavi işlemlerinin başarı şansını arttırmaktadır. Çalışmanın amacı çocuklarda dental korku sıklığını, dental korku ile diş çürüğü arasındaki ilişkiyi belirlemek ve dental tedavi sırasında çocuğun endişesini azaltmaya yardımcı diş hekimi imajını bulmak ve diş hekimi imajının değiştirilerek sağlanılan dental hizmeti geliştirmektir. Çalışmada, 6-12 yaşları arasındaki toplamda 810 hastaya "Çocuk Korku Değerlendirme Skalası- Dental Alt Ölçeği (CFSS-DS)" ve "Çocukların Gözüyle Diş Hekimi Nasıl Olmalı" anketleri uygulandı. Anketler uygulandıktan sonra hastalar muayene edildi ve DMFT/dmft indeksleri belirlendi. Çocuk Korku Değerlendirme Skalası- Dental Alt Ölçeği sonuçlarına göre hastalar 3 alt gruba (düşük derece anksiyeteli- orta derece anksiyeteli- yüksek derece anksiyeteli) ayrıldı. Hastaların yaş ve cinsiyete göre anksiyete skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edildi (p=0.046, p=0.001). Buna göre 6-8 yaş grubunda ve kızlarda anksiyete skorunun fazla olduğu saptandı. Anksiyete ve diş çürüğü arasındaki ilişki değerlendirildiğinde istatistiksel açıdan anlamlı bir fark tespit edildi (DMFT p=0.030, dmft p=0.015). Buna göre DMFT/dmft değerleri yüksek derece anksiyeteli hastalarda daha fazla bulundu. Ayrıca çocukların hekimin dış görünüşü ile ilgili güçlü bakış açısı ve tercihlere sahip olduğu saptandı. Buna göre anksiyete ile diş çürüğü sıklığı arasında ilişki olabileceği ve hekimin dış görünümünde yapılabilecek küçük değişiklikler ile çocukların anksiyete seviyelerinde azalmaların sağlanabileceği sonucuna varıldı.

AnksiyeteDental anksiyeteDiş hastalıkları+7
Özge Özüş
Karadeniz Technical University
2016
10
DoctorateOpen AccessTR

Distal çürüklü üst birinci büyük azı dişlerinde açılan modifiye giriş kavitesinin ve akışkan kompozit kullanımının kök kanal tedavisi sonrası dişlerin kırılma direnci üzerine etkisi

Çalışmanın amacı distal çürüklü üst birinci büyük azı dişlerinde çapraz sırt korunarak açılan modifiye giriş kavitesinin ve akışkan kompozit kullanımının dişlerin kırılma direncine etkisinin araştırılmasıdırÇalışmada 140 adet çürüksüz üst birinci büyük azı dişi kullanıldı. 20 diş negatif kontrol grubu olarak ayrıldı. Diğer dişler rastgele 2 gruba ayrıldı. Bir grupta disto-oklüzal giriş kavitesi çapraz sırt korunarak diğer grupta ise çapraz sırt kaldırılarak hazırlandı. Dişlerin kök kanalları, K tipi eğe ile 40 numaraya kadar genişletildi. Ana gruplar rastgele üçer alt gruba ayrıldı ve birer tanesi pozitif kontrol olarak ayrıldı. Kontrol grupları hariç tüm dişlerin kök kanalları Ah plus ve gutta-perka ile lateral kondenzasyon tekniği ile dolduruldu ve kaide materyali olarak cam iyonomer siman kullanıldı. Birer alt gruba cam iyonomer siman üzerine 1 mm akışkan kompozit kullanıldı. Kök kanalları doldurulan tüm dişlerin onarımları kompozit ile tamamlandı. 140 diş akrilik bloklar içine gömüldü ve dişlere 1mm/ dak ile ünüversal test cihazında kuvvet uygulandı. Veriler kaydedildi ve istatistiksel analizleri Tukey ve Bonferroni testleri ile yapıldı. Sonlu elemanlar stres analiz yöntemi için bilgisayar ortamında modeller oluşturuldu. Diş yapılarının ve kullanılan malzemelerin değerleri bilgisayara aktarılarak dişlere kuvvet uygulandıİstatistiksel analiz sonucunda çapraz sırtın korunduğu ve akışkan kompozitin kullanıldığı grup, kavite açılan gruplar içerisinde istatistiksel olarak en iyi grup oldu. Sonlu elemanlar analizi bu bulguyu desteklediAkışkan kompozit kullanımı ve çapraz sırtın korunması dişlerin kırılmaya karşı direncini artırmaktadır. Çapraz sırtın korunduğu dişlerde oluşan kırık şekilleri daha kolay onarılabilir.

Cam iyonomer çimentolarıDental materyallerDental stres analizi+5
Şebnem Erol
Gazi University · Institute of Health Sciences
2009
00

Related subjects