Düzensiz göç
59 theses under this subject heading
The role of security perceptions in the development of Turkey's migration policy and legal framework: The example of Turkey-EU relations
The purpose of this thesis is to examine Turkey's migration policy and its legal framework with regards to the perceptions of security originating from the EU. This thesis analyzes how and to what extent EU's migration policies affect the development of Turkey's migration policy. In recent years, the EU has encouraged Turkey to build its approach to migration issues upon a systematic basis. In the EU, there is a deep-rooted perception of security regarding migrants that has developed after the 1970s with the incoming migrants. In this context, the important point for the EU has been the prevention of large migration flows and the protection of external borders. Accordingly, the EU has exported its perceptions of security in order to ensure security within its borders, aiming at the establishment of these security-oriented migration policies and perceptions in third countries such as Turkey. Harmonization of the migration-related legislation and legal infrastructure of the candidate countries, including Turkey with the EU acquis is one step that is taken to that end. This thesis aims to investigate whether the securitization of migration in the EU affects the migration policies of Turkey directly. The main assumption of the present thesis is that the issue of migration is securitized in the EU. In the literature, migration and migration-related concepts are generally associated with political preferences and analyses have been made on the concepts of migration and security to fill the gap. In this context, with the Helsinki Summit, Turkey has been encouraged and suggested to develop an EU-oriented perspective on migration policies. For this reason, it is seen that simple and conventional security theories are not sufficient to explain the migration phenomenon. In this context, the theory of securitization of the Copenhagen School, which forms the theoretical basis of the thesis, and the multi-sector security approach, also known as the multiple approach to security, are elaborated.
Akdeniz'deki mülteci gemilerinin yaşam hakkı ikilemi
Yaşama hakkı, en temel haktır. Bu hak karşısında diğer insan hakları, ikincil haklar konumundadır çünkü diğer hakların kullanımı ve varlığı yaşam hakkına bağlıdır. Mülteci gemilerinin yaşam hakkı sorunu ise yalnızca yaşam hakkının dokunulmazlığı ile çözülememektedir. Arap Baharı ile birlikte Kuzey Afrika kıyılarından Akdeniz'e açılan mülteci gemilerinin sayıca artması sonucu ölen sığınmacıların sayısı tam olarak bilinmese de, on binlerle ifade edilmektedir. Sadece 2015 yılı boyunca Akdeniz'de ölen ya da kaybolan insan sayısının üç bini geçmesi, Akdeniz kıyılarında yaşanan bir insanlık trajedisi olarak, Avrupa liderlerini söz konusu soruna yönelik insani vazifelerini yerine getirmeye zorlamaktadır. Avrupa Birliği'nin uygulamaya koyduğu göç politikaları ve sistemleri mülteci gemilerinin durdurulması hususunda yeterli olmamıştır. Birlik; caydırıcı politikalar, dikenli teller, denizlerde geri itme, iltica başvuru hakkı tanımama gibi yöntemlerle sınırlarına dayanan sığınmacı sayısında bir azaltma yaratsa da yaşanan sığınmacı ölümlerinin yeniden yaşanması korkusu Avrupa Birliği'ni günden güne sıkıştırmaktadır. Akdeniz'de yol alan mülteci gemilerinin Avrupa Birliği kıyılarına kabulü ya da reddi hususunda incelenecek olan yaşam hakkı ikilemi, her iki duruma ait gerçekler ve yorumlarla sorunun çözümünü, mülteci gemilerinin menşe veya transit ülkeden hiç çıkmaması olduğunu vurgulayacaktır.
Ülkemizi geçiş bölgesi olarak kullanan düzensiz göçmenlerin Muğla ilini tercih etme nedenleri ve karar süreçleri
Göç çağı olarak adlandırabileceğimiz modern dünyada düzensiz göç olgusunda artış söz konusudur. Göç yolları üzerinde yer alan Türkiye de bu göç sürecinden nasibini almaktadır. 2015 yılı ve sonrasındaki gelişmelerin yanı sıra Türkiye'nin Asya, Avrupa ve Afrika Kıtalarının kesişim noktasında olması Türkiye'yi göç yolu haline getirmiştir. Sosyo-ekonomik açıdan gelişmemiş ülkelerden gelen düzensiz göçmenler gelişmiş batı ülkelerine Türkiye üzerinden ulaşmaktadırlar. Ülkemize düzensiz göçmenlerin gelme hikâyesi 1980'li yıllara dayanmaktadır. 1980'li yıllardan sonra ülkemiz göç veren ülke konumundan göç alan ülke konumuna geçmiştir. Bu çalışmanın konusu küresel köy haline gelen günümüz dünyasında artış gösteren düzensiz göç olgusudur. Bu çalışmada nicel ve nitel veriler birbirini dışlamayacak şekilde kullanılmıştır. Bu çalışmada ülkemizi geçiş bölgesi olarak kullanan düzensiz göçmenlerin Muğla ilini tercih etme nedenleri ve karar süreçleri araştırılmıştır.
Formal eğitim sürecine katılan Suriyeli sığınmacı öğrencilerin kültürel uyum durumlarının incelenmesi (Gaziantep örneği)
Bu araştırmanın amacı, formal eğitim sürecine katılan Suriyeli sığınmacı öğrencilerin kültürel uyum durumlarının anlaşılmasını sağlamaktır. Çalışmanın kuramsal arka planını John Berry'nin uyum teorisi oluşturmakta olup, bu kuram bağlamında Suriyeli sığınmacılara verilen formal eğitimin kültürel uyum sürecine (bütünleşme, ayrışma, asimilasyon, marijinalleşme) etkilerinin anlaşılması amaçlanmıştır. Nitel araştırma yaklaşımlarından kuram-yönelimli araçsal durum çalışması deseninin kullanıldığı bu çalışmanın verileri yarı yapılandırılmış yüz yüze görüşmeler yoluyla elde edilmiştir. Çalışma grubu, 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Gaziantep'te Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı resmi ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören 25 Suriyeli sığınmacı öğrenciden oluşmaktadır. Araştırma bulguları 4 tema ve 19 alt temalara ayrılarak analiz edilmiştir. Ayrımcılık, karma eğitim, dil problemi, akademik başarı kaygısı gibi nedenlerin kültürel uyum sürecini olumsuz etkilediği; bununla birlikte sosyal yaşantı, kültürel faaliyetler, ortak kültürel değerlerin ön plana çıkarılması ve karşılaşılan olumlu davranışların kültürel uyum sürecine olumlu yönde katkı sağladığı görülmüştür. Sonuç olarak Suriyeli sığınmacı öğrenciler, Türk toplumuna uyum sağlamayı önemli görmeleri nedeniyle kültürleşme stratejilerinden bütünleşme tutumuna yakın oldukları, bununla birlikte kültürel uyum sağlama noktasında birtakım sorunlar yaşadıkları görülmüştür. Araştırma sonuçlarına dayalı olarak politika geliştiricilere ve araştırmacılara birtakım önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Suriyeli, Sığınmacı, Kültürleşme, Uyum, Eğitim
Göç ve cinsiyet bağlamında çocuk suçluluğu: Gaziantep örneği
Bu tez çalışmasında çocuk suçluluğunun göç ve cinsiyet açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda çocukların suça karışma eğilimlerini etkileyen faktörler göç ve cinsiyet ekseninde sosyolojik açıdan detaylı bir şekilde incelenmiştir. Araştırma kapsamında Gaziantep Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü hizmet alanında olan ve kolluk kuvvetlerince suça sürüklendiği tespit edilen on beş çocukla ve üç sosyal çalışma görevlisi ile görüşme yapılmıştır. Elde edilen veriler fenomenolojik analiz yöntemiyle analiz edilerek konuya ilişkin kod ve temalar çıkarılmıştır. Bu araştırmanın sonucunda göç ve cinsiyetin çocuk suçluluğu ile ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonuçları, erkek çocukların suça karışma oranının kız çocuklara göre daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca cinsiyet rolleri, sosyal beklentiler ve toplumsal normlar, çocukların suça yönelme davranışlarını etkileyen faktörler olarak belirlenmiştir. Göçün de çocukların suça sürüklenmesi açısından ekonomik, eğitimsel ve kültürel boyutlarda etkili olduğu tespit edilmiştir. Bu doğrultuda çocukların suça karışmaması için belirlenen önleyici müdahale stratejileri, sosyal hizmetler, eğitim programları ve aile destek mekanizmaları gibi desteklerin geliştirilmesi önemlidir. Aynı zamanda, çocukların suça karıştıktan sonra rehabilite edilmesi ve yeniden topluma entegrasyonu için etkili adalet ve ceza sistemi yaklaşımlarının benimsenmesi önerilmektedir.
Siyasi partilerin göç iletişimine yönelik içerik analizi: 2023 Türkiye Genel Seçimleri örneği
Günümüzde küresel düzeyde önemli bir yere sahip olan göç, Türkiye'de de politik, ekonomik ve sosyal konularda öne çıkmaktadır. Toplumun göç olgusuna bakış açısı çeşitli açılardan olabilirken, bazı kesimler tarafından olumsuz olarak karşılanabilmektedir. Bu bakımdan, toplumdaki mülteci ve göçmenlere dair genel bakış açısı aslında ağırlıklı olarak medyada nasıl anlatıldıkları üzerinden şekillenmektedir. Bu sebeple, medya ve medyadaki haberler göçe dair görüşlerde temel referans kaynağı alınan yer olarak karşımıza çıkmaktadır. Göçmenleri hedef alan olumsuz söylemler, toplumda gerilimleri tetikleyerek ayrımcılık ve önyargıya neden olabilir ve bunun sonucunda nefret söyleminin ve toplumda göçmen karşıtlığının artmasına sebep olabilmektedir. Bu noktada, medyanın kullanımı, olumsuz başlıklar, göçmenlerin temsil edilme biçimleri, ayrımcı dil, nefret içeren söylemler ve görsel temsiller göçmenlere yönelik olumsuz algılara sebep olabilmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, siyasi partilerin seçim sürecinde yürütmüş oldukları kampanya kapsamında göç ve göçmenlere ilişkin söylemlerini analiz ederek, toplumun göç olgusuna olan bakış açısını nasıl etkilediğini, Türkiye'de göç meselesinin siyasal iletişime nasıl etki ettiğini, siyasi partilerin iletişim politikalarında nasıl bir yer edindiğini değerlendirmektir. Ayrıca göç konusundaki siyasi söylemlerin, sosyal medyada nasıl bir etki ettiğine dair kayıtlara geçmesidir. Bu doğrultuda bu çalışma özellikle seçim sürecinde göç ve göçmenlerle ilgili söylemlerin toplumda nefret, ayrımcılık gibi duyguları açığa çıkararak göçmenlere karşı bakış açısını nasıl etkilediğini siyasal iletişim bağlamında incelemiştir. Çalışma 2023 Türkiye Genel Seçim süreciyle sınırlandırılmıştır. Çalışma, yöntem olarak siyasal iletişim bağlamında değerlendirileceğinden nitel içerik analizi yöntemi olarak değerlendirilebilecek eleştirel söylem analizi kullanılmıştır. Bu dönemde siyasi partilerin "göç" konusunda yapmış olduğu söylemler, seçim çalışmaları, propagandalar, sosyal medya paylaşımları vb. incelenecektir. İncelemede elde edilen veriler, sosyal medya üzerinden paylaşılan bu söylemlerin toplumda nasıl karşılık bulduğu nitel içerik analiz yöntemiyle analiz edilerek söylem analizi çözümlemesiyle sonuçlandırılacaktır.
Göç olgusu, sığınmacılar ve insan hakları
Dünya tarihi ile beraber var olup gelen göç olgusunun, her dönemde farklı neden ve yöntemlerle gerçekleştiği görülmektedir. Çağımızda da bireylerin daha konforlu bir hayat arzusu, savaş, çatışma ve baskıların artması sonucunda insanların göç etme isteği artmıştır, artmaya da devam edecek eğilimindedir. Göçün düzensiz halini yansıtan sığınma hareketleri de işte böyle bir ortamda gerçekleşmektedir. Son yıllarda dünya genelinde karşılaşılan sığınma göçleri ve bu insanların yaşadığı hak ihlalleri, sığınma hareketlerini öncelikli ilgilenilmesi gereken ciddi bir sorun haline getirmiştir. Suriye, Afganistan ve Irak gibi ülkelerde çıkan savaş ve çatışmalardan kaçan milyonlarca insan sığınmak için Avrupa ve diğer gelişmiş ülkeleri seçmektedir. Seçmiş oldukları hedef ülkelere ulaşmak için çıktıkları bu göç yolculuğunda hayatlarını bile tehlikeye atacak şekilde zorluklarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Sığınma hareketlerinin yoğunlaşması ve bazı ülkelerin sığınmacılara yönelik uygulamaları tüm dünyanın dikkatini bu konuya yöneltmiştir. Göçün düzensiz halini temsil eden sığınmacılar bu süreçte çok sayıda hak ihlalleriyle karşı karşıya gelmektedir. Halbuki sadece sığınacak bir yer arayan bu insanlar da saygı duyulması gereken bazı haklara sahiptirler. Bu sebeple sığınma ve insan hakları arasında önemli bir bağlantı vardır. Bu tezin amacı, yoğun sığınma hareketlerinin sonuçlarından birisi olan sığınma süreçlerinde sığınmacıların karşı karşıya kaldığı insan hakkı ihlallerini güncel örneklerle açıklamaktır. Araştırmada, zorunlu bir şekilde ve genellikle de düzensiz olarak göç eden sığınmacıların gerekçelerini anlamak için göç olgusu etraflıca ortaya konulmuştur. Ayrıca, göçmen, sığınmacı ve mültecilerin Dünya'da ve Türkiye'deki güncel durumuna istatistiki verilerle mercek tutmak suretiyle sorunun ciddiyetini ortaya koymak ve bu yoğun göçlere maruz kalan toplumların karşılaşabilecekleri daha büyük problemlere ışık tutmak amaçlardan birisidir. Sorunun boyutunun ciddi bir hal alması ve giderek büyümesi durumunun herkesçe kabul görmesi hak ihlalleri yapılmasına gerekçe oluşturulamaz. Bu kadar çok insanın yollara düşerek sığınma araması, başta kendileri için yıpratıcı ve zor bir süreçtir. Diğer taraftan sığınmacıların etkide bulundukları ülke ve insanların hayatlarındaki değişimin boyutu da ciddi bir sorundur. Bu noktada her iki durumun da varlığını kabul etmek, sorunun çözülmesi için ilk adımdır. Bu anlamda sığınacak bir yer bulmak için ülkesini terk eden bu insanların durumu, sadece Türkiye gibi ciddi sayıda mülteci yükü taşıyan, belli başlı ülkelerin değil tüm Dünya'nın sorumluluğudur. Ne kadar çok sığınma göçü olursa olsun hak ihlallerinin önüne geçmenin mümkün olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte sığınmacı ve mültecilerin etkide bulunduğu toplumların, bu sığınma hareketlerinden dolayı zarar görmemesi de hayati önem taşımaktadır. Bu nedenlerle, uluslararası arenada atılması gereken adımların atılması ve düzenlemelerin zaman geçirilmeden yapılmasıyla, insan hakkı ihlallerinin ve ülkelerin olumsuz etkilenmesinin önüne geçileceği değerlendirilmektedir.
Bir güvenlikleştirme konusu olarak düzensiz göç ve Avrupa Birliği
Tarih boyunca insanlar yaşadıkları toplumlardan zorunlu ya da daha iyi şartlarda yaşamak için gönüllü olarak göç etmişlerdir. Büyük kitle hareketlerinin altında doğal afetler, savaşlar, salgın hastalıklar, kıtlık gibi farklı sebepler yatmaktadır. Bu çalışmada öncelikle Arap Baharı sonrası, Suriye'de yaşanan iç savaştan kaçan insanların, göç literatürüne etkileri ve literatüre kattıkları kavramlardan bahsedilecektir. Özellikle düzensiz göç kavramının üzerinde durulacak olup, uluslararası düzenlemelerde sığınmacı ve mülteci haklarına bakılacaktır. Devletlerin ve uluslararası kuruluşların bu düzenlemelere uyumluluğu tartışılacaktır. Avrupa, kıtada 20'nci yüzyılın ikinci yarısından sonra başlayan entegrasyon hareketi ve buna bağlı olarak geliştirilen Avrupa Serbest Bölgesi yaklaşımı ile dünyanın diğer bölgelerinden ayrılmaktadır. Büyük çapta bir serbest dolaşım bölgesinin oluşturulması sonucu, göç politikaları dış sınırların korunmasına yönelik gerçekleşmiş ve sınır duvarlarının yükselmesine yol açmıştır. Temelinde güvenlik odaklı çalışan bu politikalar, düzensiz göçe karşı 'Kale Avrupası' söylemlerini artırmıştır. Böylelikle Avrupa Birliği göç kontrolünde birtakım ikilemler ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan ikilemlerin bir tarafını insan hakları ve demokratik unsurlar oluştururken diğer tarafını ise egemenlik, güvenlik ve ekonomi gibi unsurlar oluşturmaktadır. 11 Eylül saldırısı sonrası artan terör olayları, aşırı sağ partilerin popülist söylemleri sonrası göçmen algısı değişmeye başlamıştır. Bu gelişmeler, AB'nin sınırlarını iyice yükseltmesine ve dikenli teller ile örtmesine yol açmıştır. Bu durum, göç olgusunun öncelikle güvenlik boyutu açısından değerlendirilmesine dikkat çekmiştir. Çalışmanın temel çerçevesini oluşturacak göçün güvenlik açısından incelenmesi, Kopenhag Okulu'nun güvenlikleştirme teorisi ışığında değerlendirilecektir. Kopenhag Okulu'nun yanında Paris Okulu'nun da geleneksel güvenlik algısını değiştiren güvenlikleştirme teorisine kattıkları analizlerle değerlendirilecek olup, bu ekollerin karşılaştırmalı analizleri çalışmamıza ışık tutacaktır. Ardından tarihsel süreç içerisinde, Avrupa'da yükselen yabancı düşmanlığı ve aşırı sağ söylemlerin Avrupa siyasetinde etkili olmasıyla birlikte, Birliğin göçü güvenlikleştirme ve dışsallaştırma politikaları ele alınacaktır. Birlik, göçün güvenlikleştirme aşamalarını uyguladığı mekanizmalar aracılığıyla sistemleştirmiştir. Birliğin uyguladığı sistemler ve politikalar, göç sorununa dışarıdan bakmakta olup bu sorunu Avrupa dışına itmektedir. Özellikle uyguladığı geri kabul anlaşmaları yoluyla düzensiz göçü kontrol altına almaya çalışmış ve toprakları dışında üçüncü ülkelere yıkmıştır. Hedef, kaynak ve transit ülke olarak düzensiz göç konusunda herkes üzerine düşen sorumluluğu almakta mıdır? Peki AB göç politikalarının, ortak göç politikaları adı altında aldığı göçmen sorunları ve insan hakları boyutundaki söylemler uygulamada faaliyete geçirilmiş midir?
İstanbul, Esenler'de Suriyeliler ve yerlilerin karşılaşmaları üzerine etnografik bir inceleme: Kent, gündelik hayat ve enformel oluşlar
Bu tez, Suriyeli mülteciler ve yerlilerin etkileşimleri, ilişkilenmeleri, mekanları ve enformel ekonomileri etrafında bir toplumsallaşma biçiminin nasıl üretildiğini gösteren bir çerçeve üretmeye çalışmaktadır. Bu araştırma problemi etrafında, bu çalışma, Suriyeliler ile yerlilerin gündelik hayattaki, kent mekanlarındaki ve enformel hazır giyim sektöründeki karşılaşmalarına İstanbul'un Esenler ilçesi ve Esenler'deki mervidenaltı konfeksiyon atölyeleri özelinde odaklanmaktadır. Bu çalışmada ortaya çıkan yanıtlar, İstanbul'un Esenler ilçesindeki bir merdivenaltı konfeksiyon atölyesinde yapılan katılımlı gözlem ile 30 Suriyeli, 30 yerli ile olmak üzere toplam 60 kişi ile yapılan derinlemesine görüşme dahil olmak üzere toplanan ampirik materyale dayanmaktadır. Bunun yanı sıra İsveç'in Stockholm şehrine bağlı Rinkeby ve Norrköping şehrine bağlı Hageby ilçelerinde olmak üzere 10 Suriyeli ve 12 Türk olmak üzere toplam 22 göçmen ile derinlemesine görüşme yapılmıştır. Bu çalışma, Suriyeliler ile yerlilerin toplumsallaşma süreçlerinin pazarlık, çatışma, mübadele ve dayanışma biçimlerini alan bir mücadele olduğunu ortaya koymaktadır.
Women on the move: The gendered-dimension of conflicts and forced migration – perceptions of humanitarian workers about Syrian women in Turkey
The study's goal is to observe and address the effect of forced displacement on women, mainly Syrians in Turkey as a case study. The study's major goal was to critically examine the impact of forced migration, the experiences, and challenges faced by forcibly displaced women from the I/NGOs experts' perspective, the forefront of the response. With this vision in mind, and through this research I wanted to contribute to the existing literature on women and development. This study mainly discusses the disadvantages of being a displaced person and a woman simultaneously. By making use of the problems faced on the ground, this study seeks to analyse first the policies made in place to respond to the crisis and the role that I/NGOs have been playing in collaboration with the Turkish authorities in managing women refugees' access to public services and safety. Keywords: Forced migration; displacement; conflict and gender relations; Conflict's impact on women; Syrian women in Turkey; refugees; I/NGOs; social cohesion.
Effects of irregular migration, migrant smuggling and human trafficking in South Asia on Türkiye: The case of Afghanistan
Migration is an important part of the world history. The increase in human mobility as a result of the events experienced in the 20th and 21st Centuries, and the fact that states are facing serious challenges necessitates the multidimensional evaluation of the migration phenomenon. This thesis takes up one of these dimensions of migration, namely irregular migration, migrant smuggling, and human trafficking. The region under scrutiny is South Asia. South Asia is a dynamic region in terms of migration due to many factors. Afghanistan, also located in the region, is a country that needs to be examined in detail since almost all factors that cause displacement have long existed. Türkiye, on the other hand, is considered as a country of transit, origin, and destination, depending on the change and development it has undergone in recent years. Within the scope of the thesis, first of all, the concepts and major theories of migration were explained. Then, the concepts of irregular migration, migrant smuggling and human trafficking are discussed from the perspective of migrants and other actors, such as facilitators and perpetrators. Finally, irregular migration dynamics of the South Asian region, with a special emphasis on Afghanistan, and its effects on Türkiye are analyzed and examined in the light of secondary literature and with the contribution of face-to-face interviews conducted with irregular migrants.
The effects of Turkish immigration policies on migrants in Türkiye
The dissertation first looks at the policies that govern migration movements and the policies of some countries toward immigration and immigrants. The dissertation examines legal migration in general and then addresses illegal migration in particular, analyzing it more comprehensively for its risks and drawbacks that go beyond legal migration, and then presenting the assessment of strengths and weaknesses, benefits and consequences. Second, the study also looks at the contribution of the state and laws to immigration policy, as well as the role of migrants in these countries and the impact of migration on labor in receiving countries. Third, the work provides a study of Turkish efforts towards migrants and examines Türkiye's successful experiment on this issue. Finally, this thesis aims to explain migration policies by applying the normative arguments of some theories of IR in the context of migration and fully answer the research questions. By applying quantitative methods under the positive approach and qualitative methods under the interpretivist approach, this project tends to raise our awareness of the main differences and shortcomings in the current immigration policy, which in turn will help us to better understand the causal factors and find some useful and serious solutions to alleviate the immigration problems and mitigate the phenomenon of immigration. Keywords: Immigration, Türkiye, Irregular migrants, Migration Policies.
Latin Amerika'dan Türkiye'ye göç: Etkenler, deneyimler & beklentiler
This thesis looks at why people from Latin American countries decide to move to Türkiye, and what life is like for them once they arrive. It focuses on two main questions: what pushes people to leave their home countries, and what attracts them to Türkiye. Problems like economic crises, political troubles, and social insecurity in Latin America are strong reasons why people want to leave. At the same time, Türkiye has been actively using "soft power" tools such as cultural diplomacy, scholarships, easier visa policies, and especially popular Turkish TV series to make itself an attractive place to live. To understand this topic better, the study combines interviews with Latin American migrants from the case countries; Brazil, Colombia, Peru and Venezuela, living in Türkiye and analysis of soft power tools of Türkiye. The research finds that many people move not only for work or safety, but also because they feel drawn to Turkish culture, see new opportunities, and hear positive stories about life in Türkiye. Turkish TV series, cultural events, and student exchanges help create this positive image and influence people's decisions before they move. The thesis also explores what happens after migrants arrive. It shows how they face both good and difficult experiences, enjoying cultural discovery and new friendships, while sometimes also struggling with language, bureaucracy, and feelings of being far from home. By focusing on this lesser-known migration route, the research adds to wider discussions about migration between countries of Latin America, and how a country like Türkiye can attract people not only through jobs or asylum, but also through cultural influence and media.
Kuzey Afrika'dan Avrupa'ya yönelik düzensiz göç hareketlerinin analizi
En basit haliyle "insanların bir coğrafya üzerinde yer değiştirmesi" olarak ifade edilen göç; insanlığın en yaygın eylemlerinden birisi olagelmiştir. Tarih boyunca insanlar yaşamlarını sürdürebilmek için topraklarını; savaş, kıtlık, doğal afet ya da siyasal nedenlerle, kendi rızaları veya başkalarının baskı ve tehditleri sonucu, geçici veya sürekli olarak terk etmek zorunda kalmışlardır. Göç olgusu; II. Dünya Savaşı sonrası, küreselleşmenin ve teknolojinin ulus devlet sınırlarını daha esnek bir hale getirmesi akabinde göçün uluslararası boyuta taşınması ile tek bir toplumun değil aynı zamanda uluslararası toplumun sorunu haline gelmiştir. Soğuk savaş sonrası yaşanan siyasi ve ekonomik olaylar ise göç kavramının yeni bir dönüşüm yaşamasına ve düzensiz göç hareketlerinin hızlı bir şekilde artmasına sebep olmuş; Avrupa'ya yoğun bir oranda düzensiz göçmen ve mülteci akışı yaşanmıştır. Bugün Avrupa'ya yönelik düzensiz göçlerde Kuzey Afrika en önemli bölgelerin başında gelmektedir. Esasen 1990'lardan itibaren Afrika'dan Avrupa'ya yönelik düzensiz göçlerde sürekli bir artış yaşandığı görülmektedir. Fakat 2011'de Kuzey Afrika'da başlayan Arap Baharı bölgenin siyasi ve ekonomik konjonktürünün yeniden şekillenmesine ortam hazırlamıştır. 2015'te Kuzey Afrika'dan Avrupa'ya yönelik düzensiz göçlerde zirve yaşanması Avrupa ülkelerinin ilgisinin Kuzey Afrika'ya çevrilmesine neden olmuştur. Kuzey Afrika'dan Avrupa'ya yönelik düzensiz göçler incelenirken görülmektedir ki Kuzey Afrika hem kaynak hem de transit göç bölgesi olarak Avrupa'ya yönelik düzensiz göçün artışında en önemli güzergâhları oluşturmaktadır. Çünkü hem kendi kıtasından gelen düzensiz göçmenler için transit bölge oluştururken hem de Güney Asya'dan ve Ortadoğu'dan aldığı göçlerle bir geçiş bölgesi haline gelmiştir. Afrika'da yaşanan ve yaşanmakta olan yoksulluk, sömürge geçmişi ve kolonyalist güçlerin varlığı, iç savaşlar, Arap Baharı, terörizm, zayıf ekonomi, başarısız devletlerin varlığı, sosyal ve çevresel faktörler Kuzey Afrika'dan Avrupa'ya yönelik düzensiz göç dalgasına neden olan en önemli unsurlar olarak ifade edilmektedir.
Navigating risks, shaping mobilities: A Mixed-method study of migration aspirations among displaced people from Syria and Afghanistan in Turkey
This dissertation explores how risk-taking influences migration aspirations among displaced Syrians and Afghans in Turkey. While migrants are often portrayed as irresponsible for undertaking dangerous journeys, this research challenges such simplistic views by investigating the structural and individual factors that compel risk-taking. Drawing from the aspiration-capability framework and insights from risk studies, the dissertation examines how migrants interpret and deal with risks during their journeys, shaping their aspirations to move onward, stay, or return. The research employs a mixed-methods approach, including qualitative interviews and quantitative surveys, to provide a nuanced understanding of how risks are perceived and acted upon by migrants. Findings reveal that migration aspirations are influenced not only by migration policies but also by individual variations in personality, emotions, and subjective assessments of risks. This work contributes to migration studies by highlighting the complexity of migrants' decision-making processes, particularly how risk shapes their aspirations beyond rational-economic frameworks. Ultimately, the dissertation provides valuable insights into the intersection of migration policies and individual resilience, offering implications for policymakers seeking to understand and address the root causes of migration in contexts of displacement.
Avrupa Birliği ülkelerinin göçmen entegrasyon politikası
İnsanlar doğdukları yerlerden birtakım nedenlerle ayrılıp daha iyi bir yaşam düşüncesiyle göç etmişlerdir. Yapılan göçler sonucu hem göç alan ülkelerde hem de göç veren ülkelerde bazı sorunlar meydana gelmektedir. Meydana gelen sorunlardan biri de entegrasyondur. II. Dünya savaşından sonra Avrupa kıtasına yoğun göçler gerçekleşmiştir. İlk zamanlarda göç istenen bir şey olurken zamanla sınırlandırılması engellenmesi gereken bir sorun haline gelmiştir. Avrupa gelen göçmenlerin yerleşik topluma entegrasyonuna çok önem vermiş ve bu kapsamda birçok yasal düzenleme gerçekleştirmiştir. Bu çalışma esas olarak Avrupa Birliği ülkelerinin göçmen entegrasyon düzeylerinin Göçmen Entegrasyon Politikası İndeksi (MIPEX) verileri üzerinden incelenmesine dayanmaktadır. Çalışma literatür taraması ve MIPEX'den elde edilen verilerin analiz edilmesine dayanmaktadır. İlk bölümde göç ve entegrasyon kavramları açıklanmıştır. İkinci bölümde Avrupa Birliğinin göç politikaları incelenmiştir. Son bölümde Avrupa Birliği ülkeleri MIPEX verileri kapsamında incelenmiştir. Yapılan araştırma sonucunda Avrupa Birliği ülkeleri entegrasyonda orta düzey bir başarı sağlamışlardır. Birlik içindeki bazı ülkelerin başarı oranı yüksek düzey olurken bazı ülkeler de düşük entegrasyon düzeyinde kalmıştır.
Güvenlikleştirme yaklaşımı bağlamında Türkiye'nin göç ve uyum politikası: Suriyeli mülteciler örneği
Bu çalışma, çağımızın en önemli sorunlarından biri olan göç ve onun ortaya çıkarmış olduğu ardıl sorunlardan uyum olgularını temel tartışma konusu haline getirmektedir. Bu kapsamda, çalışma ile amaçlanan Türkiye'nin göç politikasını, güvenlikleştirme yaklaşımının ortaya koymuş olduğu devlet, birey, kimlik, kültür ve kurum olguları üzerinden değerlendirmek, göç/göçmen çalışmalarının da derinlemesine izahat getirdiği çok katmanlı uyum süreçlerini Suriyeli göçmenler üzerinden ortaya koymaktır. Bu çerçevede, göç kavramı ve göçmen ilişkisi, 2011 yılı itibariyle Türkiye'nin karşı karşıya kalmış olduğu mülteci krizi ve sonrasında ortaya çıkan uyum sorunu üzerinden derinlemesine analiz edilecektir. Bu yapılırken disiplinler arası bir tutum benimsenerek, göçün Türkiye'nin yasal ve kurumsal yapısına yönelik doğurduğu sonuçlar güvenlikleştirme yaklaşımı bağlamında ele alınacaktır. Bu bağlamda, Türkiye'nin değişen ve dönüşen göçmen profili ile birlikte, mevcut mülteci krizi nedeniyle benimsediği göçmenlere yönelik sosyal uyum ve kurumsal politikaları incelenecektir. Bu yol ile disiplinler arası bir tutum olarak, Türkiye'nin güvenlikleştirilmiş bir göç ve uyum politikası olduğu savından hareketle, sosyal uyum için yasal ve kamusal yaklaşımlar arasındaki tutarsızlıklar ortaya konulacaktır. Göç idaresinin kurumsallaşması ve politika uygulama aşamasında ortaya çıkan politik etkileri değerlendirilirken, yine güvenlikleştirme yaklaşımı temelinde sosyal uyum olgusunun iki yönlü etkileşimi göz önünde bulundurulacaktır. Tez, kuramsal boyutta yapmış olduğu tartışmalar, mevcut uyum ve göç politikalarının/uygulamalarının, göçmen kesimde yaratmış olduğu etki ve algılanma düzeylerini anket çalışması üzerinden somutlaştırmıştır. Bunun için Ankara-İstanbul-Hatay'da yaşayan geçici koruma altındaki göçmenler örnekleminden hareketle ile gerçekleştirilen çalışma, göç/göçmen ve uyum politikalarının, göç/göçmen ve güvenlik yaklaşımları temelinde analizine imkân sağlamaktadır. Böylelikle, Türkiye'nin göç ve uyum politikasına ilişkin kurumsallaşma, yasal düzenlemeler ve uygulamaların geliştirilmesi için uygun öneri ve çıktılar elde edilmiştir.
Düzensiz göçmenler ile geçici koruma altında bulunan bireyler tarafından jandarma sorumluluk bölgesinde işlenen asayiş suçlarına ilişkin bir analiz
Bireyler varoluşlarından bu yana çeşitli etmenlerin etkisiyle daha refah bir yaşam kurmak, ekonomik yeterliliklerini sağlamak ve daha güvenli bir ortamda yaşamlarını sürdürmek amacıyla sürekli göç etmişlerdir. Ancak göç olgusu sadece fiziksel bir hareketten ibaret değildir. Hem göç eden bireylerde hem de göç edilen topluluklarda önemli sosyal ve kültürel değişimler meydana getirmektedir. Göç sürecinde en fazla etkilenen bireyler olduğundan yeni topluma uyum süreçleri de kolay olmamaktadır. Bireyler, kimliklerini yansıtan geleneklerini, değerlerini ve normlarını da beraberlerinde getirerek yeni toplumlarında yaşamaya çalışmaktadırlar. Göç sürecinin bu özelliği, bireylerin yeni toplumlarıyla uyumsuzluk seviyesinin artmasına ve entegrasyonun yavaş ilerlemesine yol açmaktadır. Bu durum, göç eden bireylerin toplumdan soyutlanmasına, dışlanmasına ve etiketlenmesine neden olmaktadır. Entegrasyon sürecinin uzaması, bireylerin sapmış veya suç davranışlarını göstermesini sağlayabilmektedir. Bu kapsamda, 2011 yılından itibaren Orta Doğu bölgesinde meydana gelen kaos ve kargaşa ortamı özellikle Suriye'de yaşayan bireylerin kitlesel göçüne yol açmıştır. Bununla birlikte, Güney Doğu Asya ile Afrika ülkelerinde yaşayan bireyler ekonomik, siyasal ve güvenlik sebepleriyle Türkiye'ye göç etmeye devam etmiştir. Her iki göçmen grubunun Türkiye'yi transit ülke olarak görmeyip hedef ülke kapsamında değerlendirmesi nedeniyle ülke genelinde önemli sosyal, ekonomik ve güvenlik alanlarında sorunlar yaşanmasını sağlamıştır. Bu temel çerçeveden hareketle, düzensiz göçmenler ile geçici koruma statüsünde bulunan Suriyelilerin 2012-2021 yılları arasında Jandarma Genel Komutanlığının sorumluluk bölgesinde işledikleri asayiş suçları analiz edilmiştir. İşlenen suçların asayiş suç verilerine yansıması, suçların kaynağındaki etmenler ve toplum genelinde oluşturdukları etkiler kültürel özellikler ve sosyal yapı unsurları doğrultusunda incelenmiştir. Yapılan analiz neticesinde, göçmen grupların toplum genelinde algılandığı gibi çok yüksek suç oranlarına sahip olmadıkları tespit edilmiştir. Ancak her iki grup tarafından işlenen asayiş suç miktarlarının, yıllara sari olacak şekilde yükseliş eğiliminde olduğu ifade edilmelidir. Bununla beraber, geçici koruma statüsündeki Suriyelilerin ekonomik yeterliliklerini sürdürmek ve kazanmak amacıyla ekonomik temelli suçları işledikleri tespit edilmiştir. Ekonomik yetersizliğin neden olduğu gerilimler nedeniyle şiddet esaslı suçları da işledikleri saptanmıştır. Diğer taraftan Güney Doğu Asya ülkelerinden gelen düzensiz göçmenlerin, kültürel faktörlerin etkisiyle cinsel suçlar ile daha fazla ilişkilendirildiği belirlenmiştir. Tespit edilen bu sonuçlar doğrultusunda, suç oranlarındaki artışın durdurulması ve azaltılması amacıyla toplumsal odaklı ve kırık camlar temelli kolluk stratejileri ile compStat türü analizlerin uygulanması yönünde önerilerde bulunulmuştur.
Türkiye'de düzensiz göç alanında çalışan STK'ların rollerinin profesyonellerin gözünden incelenmesi
Türkiye'nin mevcut olan jeopolitik konumu ve Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları arasındaki ulaşım güzergâhı üzerinde yer alması nedeni ile tarihten bu yana göç yolu olma özelliği taşımaktadır. Son yıllarda Türkiye göçmenler tarafından Avrupa ülkelerine geçmek için transit ülke olarak kullanılmaktadır. Ortadoğu'da meydana gelen Arap Baharı'nın da etkisi, Afrika ülkelerindeki ekonomik yetersizlikler gibi ekonomik ve siyasi nedenler bu düzensiz göç hareketliliklerinin de artmasına neden olmuştur. Türkiye'de göç alanında çalışan sivil toplum kuruluşları düzensiz göç hareketliliği ile de çalışmakta ve bu alana yönelik çeşitli hizmet vermektedir. Hali hazırda sürekliliğini koruyan düzensiz göç ve bu alanda özellikle STK'ların ülkemizde daha aktif bir şekilde faaliyet gösteriyor olması, bu alana ilişkin STK'ların rollerinin neler olduğunun profesyonellerin gözünden inceleniyor olması hem bireysel hem de kurumsal anlamda yürütülen uygulamalar açısından önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı Türkiye'de düzensiz göç kapsamında çalışan STK'ların uygulamalar üzerindeki rolleri ve sosyal hizmetler kapsamında ihtiyaçların karşılanmasında STK'ların karşılaştıkları durumların irdelenmesi üzerinedir. Araştırma nitel bir çalışma olup derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak, STK'larda çalışan 15 profesyonel ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Araştırma kapsamında amaçlı örnekleme yöntemlerinden birisi olan ölçüt örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Bu araştırmada düzensiz göç alanında sivil toplum kuruluşlarında çalışan profesyonellere ulaşmak amaçlanmıştır. Araştırmada ses kayıtlarından elde edilen verilerin dökümü alınmış ve bu dökümlerden kodlar ve temalar oluşturulmuştur. Veriler ile üç ana tema üzerinde durulmuştur. Bu temalar; insani yardım hizmetlerinin değerlendirilmesi (tercümanlık hizmeti, ayni yardım hizmetleri, hukuki danışmanlık hizmeti), düzensiz göç alanında sosyal hizmet rollerinin değerlendirilmesi (aracı rolü ve savunuculuk rolü), düzensiz göç çalışmalarında karşılaşılan sorunlar (dil bariyeri sorunu, refakatsiz çocuklar sorunu, kamu kurumlarındaki alt yapı yetersizliği) olarak ele alınmıştır. Yapılan görüşmeler neticesinde düzensiz göç alanında STK'larda çalışan katılımcılar; saha tecrübelerinde kolluk kuvvetleri ve düzensiz göçmenler arasında sıklıkla dil bariyeri sorunu ile karşılaştıklarını, bu sorundan kaynaklı olarak düzensiz göçmenlerin yanlış beyanlarda bulunduklarına, kurumlardaki alt yapı yetersizliğinden kaynaklı olarak bekleme alanlarında pek çok sorun ile karşılaştıklarını ifade etmişlerdir. Bekleme alanlarında yaşanılan sorunlar da hijyen sorunlarına yol açtığı tespit edilmiştir. Aynı zamanda göç yolundaki düzensiz göçmenler içinde yer alan refakatsiz çocukların yaş tespitlerinde sorunlar ortaya çıktığını aynı zamanda koruma sistemi dışına itildikleri tespit edilmiştir. Yapılan çalışmada düzensiz göç alanında çalışan STK'ların aracı ve savunucu rollerini üstlendikleri tespit edilmiştir. STK'ların düzensiz göç alanında çalışan kamu kurumları ve diğer ilgili kurumlar ile iş birliği halinde çalıştığını, STK'ların aslında kamudaki büyük bir boşluğu doldurduğunu, göç yolunda düzensiz göçmen konumuna düşen kişilerin hak ihlallerinin önüne geçmek için savunucu rolünü üstlendiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Göç, düzensiz göç, sivil toplum kuruluşu, sosyal hizmet, sivil toplum kuruluşlarının rolleri
Yetişkin bireylerin Suriyelilere yönelik algılarını ve duygu durumlarını etkileyen faktörlerin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, yetişkin bireylerin, Suriye'den Türkiye'ye çeşitli sebeplerle gelmiş olan kişilere yönelik algılarının; sosyal medya kullanım biçimleri, duygu durumları ve bilişsel esneklik düzeyleri bağlamında nasıl şekillendiğini incelemektir. Bu doğrultuda, sosyal medya kullanım sıklığı ve yeterliliği gibi dijital pratiklerin yanı sıra, bireylerin duygusal (pozitif/negatif) ve bilişsel özelliklerinin, göçmenleri tehlikeli algılama, sosyal dışlama, sosyal içerme ve insancıllık gibi çeşitli boyutlarda göçmen algıları üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Araştırmaya 18–65 yaş aralığında, 225 kadın ve 108 erkek olmak üzere toplam 333 kişi katılmıştır. Katılımcılar; Kişisel Bilgi Formu, Göçmen Algısı Ölçeği, Sosyal Medya Kullanım Pratikleri Ölçeği, Pozitif ve Negatif Duygulanım Ölçeği ve Bilişsel Esneklik Envanterini doldurmuştur. Toplanan verilerin analizinde betimleyici istatistikler, Pearson korelasyon analizi ve çoklu hiyerarşik regresyon analizleri uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre, erkek olmak, azınlık hissi ve sosyal medyada haber takibi göçmenlere yönelik olumsuz tutumları yordarken; Suriyeli bir arkadaşa sahip olmak ve yurt dışı deneyimi daha olumlu tutumlarla ilişkilendirilmiştir. Sosyal medya kullanımı (özellikle TikTok ve Instagram) olumsuz algılarla ilişkilidir. Bilişsel esnekliği yüksek bireyler daha insancıl ama daha az sosyal içerici tutum sergilemektedir. Eğitim düzeyi, sosyo-ekonomik durum, duygulanım ve sosyal medya yetkinliği de göçmen algısını anlamlı şekilde etkilemektedir.
Uluslararası düzensiz göç, sosyal uyum ve güvenlik algısı: Isparta örneği
Bu çalışma, Isparta kent merkezinde uluslararası düzensiz göçün sosyal uyum ve güvenlik algısı üzerindeki etkilerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Günümüzde göç, yalnızca demografik hareketlilik değil; aynı zamanda kentlerin sosyal dokusu, mekânsal yapısı ve toplumsal ilişkileri üzerinde belirleyici bir etkendir. Özellikle düzensiz göç, göçmenlerin kent yaşamına entegrasyon sürecinde çeşitli sorunlara yol açmakta; bu durum hem yerleşik halkın hem de göçmenlerin gündelik yaşamına yansımaktadır. Bu bağlamda, çalışmada göçmenlerin kent yaşamına uyumu ile yerleşik halkın güvenlik algısı çok boyutlu bir yaklaşımla ele alınmıştır. Araştırmada karma yöntem kullanılmış; nitel ve nicel veri toplama teknikleriyle elde edilen bulgular karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Nitel aşamada, yerleşik halktan 12 kişi amaçlı, göçmenlerden 12 kişi olasılıksal örnekleme yöntemiyle seçilerek yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşmelerin ses kayıtları içerik analiziyle değerlendirilmiştir. Nicel aşamada ise 352 yabancı göçmen ve 377 yerleşik bireyle anket uygulanmış; veriler Isparta'nın Pirimehmet ve Bağlar Mahallelerinde toplanmıştır. SPSS programında yapılan analizlerde frekans dağılımları ve Ki-kare testi kullanılmıştır. Bulgular, yabancı göçmenlerin sosyal uyum sürecinde dışlanma, ayrımcılık, hizmetlere erişim güçlüğü ve mekânsal aidiyet eksikliği yaşadığını göstermektedir. Komşuluk ilişkilerinde yerleşik halkın bir kısmı göçmenlerle destekleyici bağlar kurarken, diğerleri sosyal mesafe ve güvensizlik içindedir. Devlet yardımlarında her iki grup da yetersizlik ve adaletsizlik algısı taşımaktadır. Güvenlik algısı açısından çoğunluk göçmenleri risk unsuru olarak görsede olumlu tutumlar da bulunmaktadır. Bu durum, sosyal uyum ve güvenlik algısının bireysel deneyimlerle şekillenen çok boyutlu yapısını ortaya koymaktadır. Çalışma, göç, kentleşme ve güvenlik ilişkilerinin yerel düzeyde anlaşılmasına katkı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Uluslararası düzensiz göç, sosyal uyum, güvenlik algısı, komşuluk ilişkileri, devlet yardımları, kentleşme.
Koşulluluk bağlamında düzensiz göçle mücadelede Avrupa Birliği geri kabul anlaşmaları ve Türkiye'ye yansımaları
Düzensiz göç, AB'nin cazip bir hedef ülke olması sebebiyle her zaman gündeminde ve mücadele içinde olduğu bir sorundur. Bu sorun, AB ülkelerinin ulusal politikaları ile çözülemeyecek boyutlara geldiğinde Birlik düzeyinde ortak göç politikası oluşturmayı ve düzensiz göçmen potansiyeli yüksek kaynak ve transit ülkelerle bu politika ile uyumlu şekilde işbirliği yapmayı gerektirmiştir. AB, bu ülkeleri düzensiz göçle mücadelesine ortak etmek amacıyla koşulluluk ülkesini devreye sokmuştur. AB, koşulluluk politikası ile bu ülkelere ortak göç politikasının değerlerini ihraç ederek, bu ülkelerin, söz konusu değerler doğrultusunda ulusal politikalarında ve mevzuatlarında reformlar yapmalarını amaçlamıştır. AB, koşulluluk politikası bağlamında bu ülkelere, yaptıkları reformların başarılı olması halinde ödüller (havuç) sunmuş, başarısız olması halinde ise cezalar/yaptırımlar (sopa) uygulamıştır. AB'nin düzensiz göçle mücadelesinde en etkili yöntemlerinden biri olan kaynak ve transit ülkelerle geri kabul anlaşması imzalama sürecinde de koşulluluk politikası etkili olmuştur. AB, bu ülkeleri geri kabul anlaşması için müzakere masasına oturmaya ikna etmek ve imza sürecini hızlandırmak için söz konusu ülkelere, koşulluluk politikası çerçevesinde ödül olarak vize kolaylaştırma ve vize serbestleştirme anlaşmalarını sunmuştur. Geri kabul anlaşmasının vize kolaylaştırma ve vize serbestleştirme anlaşmaları ile ilişkilendirilmesi Batı Balkan ülkeleri başta olmak üzere pek çok ülkede başarılı sonuçlar vermiştir. Ancak; coğrafi konumu sebebiyle AB açısından önemli bir kaynak ve transit ülke olan Türkiye ile geri kabul anlaşmasının imzalanması sürecinde standartlaşan uygulamanın dışına çıkılmasının yanı sıra; Türkiye'nin reformlarına karşılık vaat edilen ödüller sunulmamıştır.
Türkiye'de mülteci ya da göçmen olarak yaşayan farklı millet kimliklerine yönelik algının dönüşümünde toplumsal faktörlerin etkisi: Duygu ve duruş analizi
Bu araştırmanın amacı, Türkiye'de mülteci ya da göçmen olarak yaşayan farklı millet kimliklerine yönelik toplumsal algıların; siyaset, ekonomi, eğitim, din, güvenlik ve göç gibi toplam 16 toplumsal faktörün etkisiyle zaman içerisinde nasıl değiştiğini ortaya koymaktır. Metodolojik olarak karma araştırma yönteminin (yakınsayan paralel desen) kullanıldığı araştırmanın teorik temelini Sosyal Kimlik Teorisi, Bütünleşik Tehdit Teorisi ve Kalıpyargı İçeriği Modeli oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında sosyal medyadan elde edilen, 2010-2022 yılları arasında, içerisinde "Iraklı", "Pakistanlı", "İranlı", "Afgan" ve "Suriyeli" ifadelerinin yanı sıra, göç dışı toplumsal faktörlerin etkisini kıyaslamak amacıyla "Ermeni" ifadesinin de yer aldığı toplam 4.913.605 gönderi incelenmiştir. Belirlenen 352 analiz gününe ait verilere duygu (VADER ve BERTÜRK) ve tematik içerik analizine dayalı olarak duruş analizi uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre millet kimliklerine yönelik algının en fazla göç, siyaset ve güvenlik faktörlerinin etkisiyle şekillendiği görülmüştür. Özellikle 2015 yılı, Türkiye'deki Suriyeli nüfusunun 2,5 milyonu aşmasıyla birlikte algıların "yardıma muhtaç/gariban" söyleminden "tehdit ve ekonomik yük" algısına evrildiği kritik bir eşik teşkil etmiştir. Ayrıca Suriyelilere yönelik olumsuz algının yaygınlaşmasının, diğer göçmen gruplarına ilişkin algıları da ekonomik, demografik, kültürel ve toplumsal güvenlik bağlamında tehdit eksenli biçimde şekillenmesinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Ermenilere yönelik algının ise tarihsel hafıza ve güncel siyasal gelişmelerle beslenen kalıcı bir dış grup konumlanışı sergilediği görülmüştür. Din faktörü bazı gruplar için iç grup algısını güçlendirse de bu etkinin tehdit algısını tamamen ortadan kaldırmadığı ortaya konmuştur. Özetle, toplumsal algı statik bir etiketlemeden ziyade, toplumsal faktörlerin etkileşimiyle sürekli örülen ve çözülen dinamik bir süreçtir. Araştırma, toplumsal algıdaki kırılma noktalarını "Halat Kültür" metaforu üzerinden yeniden okuyarak; sosyal medyanın "ortak kader" hissini nasıl güvenlikleştirdiğini ve "biz" bilincini tehdit algılarına karşı savunma refleksiyle nasıl yeniden inşa ettiğini göstermektedir. Bu yönüyle araştırma, dijital sosyoloji ve hesaplamalı sosyal bilimler literatürüne yöntemsel bir katkı sunarken, uyum politikalarının geliştirilmesine veri temelli bir ışık tutmaktadır.
2017-2022 yılları arasında Türkiye'de insan ticaretine konu olan Suriye uyruklu kadınlar üzerine bir inceleme
Küreselleşme bağlamında dünya çapında artış gösteren insan hareketlilikleri birtakım suç ve sorunları da beraberinde getirebilmektedir. Değişen dünya düzeni ile birlikte sürekli farklılaşarak devam eden insan ticareti suçu, çağımızın önemli, tespit edilmesi ve önlenmesi zor olan en büyük sorunlarından biri haline gelmiştir. Dünya genelinde insanlar savaş, şiddet, doğal afet, siyasal, ekonomik istikrarsızlıklar ve insan hakları ihlalleri gibi durumlardan etkilenerek yaşadıkları yerleri terk edip başka ülkelere göç etmektedir. Bu göçlerin öncesi, sırası ve sonrasında da çeşitli sebeplerle insan ticareti suçu işlenebilmekte, göç eden bireyler bundan dolayı önemli mağduriyetler yaşayabilmektedir. Bu çalışmada, 2017-2022 yılları arasında insan ticaretine konu olan Suriye uyruklu kadınların göç etme eyleminin altında yatan sebepler, sosyo-demografik özellikleri, Türkiye'de insan ticareti mağduru olmalarına yol açan faktörler ve maruz kaldıkları istismar biçimleri gibi çeşitli durumlar incelenmiştir. Çalışma, nitel analiz yöntemlerinden biri olan doküman analizi yöntemi ile gerçekleştirilmiş, mağdurlara ait dosyalar üzerinden analizler yapılmıştır. Bu kapsamda Göç İdaresi Başkanlığı arşivinde yer alan, İl Göç İdaresi Müdürlükleri tarafından mağdur olarak tanımlaması yapılan Suriye uyruklu kadınların mülakat tutanakları ve ihtiyaç duyulması halinde dosya içinde bulunan uzman raporlarına başvurulmuş ve veriler elde edilmiştir. Bu veriler, kadın göçünün, özellikle de zorunlu göçün feminist yaklaşım bağlamında tartışılmasına olanak sağlamıştır. Kadınların göç etme eylemleri, ataerkil toplum yapısı ve toplumsal cinsiyet gibi konular temelinde değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda insan ticareti mağduru olan Suriye uyruklu kadınların toplumsal cinsiyet bağlamında birtakım engellerle karşılaştıkları, dil bariyerini aşamadıkları, mağdur kadınların büyük çoğunluğunun Türkçe bilmediği ve bu anlamda ilgili toplumsal kurum ve kuruluşlara başvuramadıkları anlaşılmaktadır. Ayrıca cinsel sömürü ve zorla evlendirilme sonucu toplumsal cinsiyet temelli şiddet ile karşı karşıya kaldıkları da görülmüştür. Bu anlamda toplumsal düzlemle farkındalık faaliyetlerinin artırılarak insan ticareti suçuna karşı önleyici ve koruyucu tedbirlerin alınmasına, Suriyeli kadınların toplumla bütünleşmesinin sağlanmasına, cinsiyet temelli engellerin kaldırılması için kalıcı ve sürdürülebilir mekanizmaların oluşturulmasına ihtiyaç olduğu düşünülmüştür.