Davranış bozuklukları

Bu konu başlığı altında 71 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

18-36 aylık çocukların mizaç özellikleri ile problem davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, 18-36 aylık çocukların mizaç özellikleri ile problem davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmada, tarama modelleri içerisinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklem grubunu ise kartopu örnekleme yöntemi ile Edirne ili merkez ilçesinde ikamet eden 18-36 aylık çocuğu bulunan ebeveynler oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgi Formu", "Erken Çocukluk Davranış Anketi" ve "1,5-5 Yaş Çocuk Davranış Değerlendirme Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma verilerin analizinde Pearson korelasyon katsayısı, Hiyerarşik Regresyon analizi, Bağımsız Grup t-testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) teknikleri kullanılmıştır. Araştırma bulgularından elde edilen sonuçlara göre 18-36 çocukların mizaç özellikleri ile davranış problemleri arasında anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. 18-36 aylık okul öncesi dönem çocukların duygusal ve davranışsal problemleri ile mizaçları arasından anlamlı bir ilişki olduğu davranış problemlerini mizaçları önemli derecede açıkladığı saptanmıştır. Ayrıca 18-36 aylık çocuğa sahip anne ve baba yaşları artarken çocukların içe dönük davranış problemi, dışa dönük davranış problemi ve genel davranış problemlerinin de azaldığı tespit edilmiştir. 18-36 aylık çocukların cinsiyetleri açısından genel davranış puanları ve dışa dönük davranış problemlerinde farklılık görülürken içe dönük davranış problemlerinde herhangi bir farklılık olmadığı saptanmıştır. 18-36 aylık çocukların zamanında doğup doğmama durumu, okul öncesi kuruma devam edip etmeme durumu, sosyo-ekonomik durum, çocuk sayısı ve anne baba öğrenim düzeyi açısından içe dönük davranış problemleri, dışa dönük davranış problemleri ve genel davranış puanlarında herhangi bir farklılık saptanmamıştır. Anahtar Kelimeler: problem davranış, mizaç özellikleri, okul öncesi

Davranış bozukluklarıOkul öncesi öğretmenlerÇocuk-okul öncesi
Tuğçe Karaman
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yoksulluk ve duygusal-davranışsal sorunlar arasındaki ilişki: Öz-yeterliğin ve ebeveyn izleminin aracı rolü

Yoksulluk, başta çocuklar olmak üzere tüm insanlığı etkileyen küresel bir sorundur. Bu araştırmada çocuk yoksulluğu ve duygusal-davranışsal sorunlar arasındaki ilişkide çocukların öz-yeterliği ile ebeveyn izleminin aracı rolleri incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunun belirlenmesinde amaçlı örnekleme yöntemi kullanılmış; Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye'nin sosyoekonomik açıdan dezavantajlı bölgelerinden biri olan Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki devlet ortaokullarında öğrenimini sürdüren 368 öğrenci ile her öğrencinin bir ebeveyni çalışma grubunu oluşturmuştur. Çalışmada yer alan öğrencilere Kişisel Bilgi Formu, Güçler ve Güçlükler Anketi, Çocuklar için Öz-yeterlik Ölçeği ve Ebeveyn Bilgisi: İzleme Ölçeği uygulanırken çocuk yoksulluğuna dair bilgiler ebeveynlere uygulanan Yoksulluk Algı Ölçeği ile elde edilmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen verilerin analizinde parametrik ve parametrik olmayan test yöntemleri kullanılmış; paralel aracılık modeli Sobel yöntemi ile test edilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre öğrencilerin cinsiyetleri ile çocuk yoksulluğu, duygusal-davranışsal sorunlar, öz-yeterlik ve ebeveyn izlemi düzeyleri arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Buna karşın akademik başarı düzeyi, kardeş sayısı, ebeveynin çalışma ile okuryazarlık durumu ve babanın hayatta olma durumu ile çocuk yoksulluğu, duygusal-davranışsal sorunlar, öz-yeterlik ve ebeveyn izlemi değişkenleri arasında anlamlı bir fark saptanmıştır. Yapılan aracılık analizi sonucunda öz-yeterliğin, çocuk yoksulluğu ile duygusal-davranışsal sorunlar arasındaki ilişkiye; ebeveyn izleminin ise çocuk yoksulluğu ile davranışsal sorunlar arasındaki ilişkiye kısmi aracılık ettiği tespit edilmiştir. Araştırma bulguları ilgili alanyazın ışığında tartışılarak araştırmacılara, uygulayıcılara ve politika yapıcılara yönelik önerilerde bulunulmuştur.

Davranış bozukluklarıDuygusal davranışsal bozukluklarDuygusal sorunlar+4
Burak Erkenekli
Hacettepe University
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Otizm spektrum bozukluğu ve mental retardasyon tanısı alan çocuklarda uyku sorunları ile davranışsal sorunlar arasındaki ilişki

Merkezlerine devam eden Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) ve Mental Retardasyon (MR) olan çocukların uyku bozuklukları ve davranışsal sorunlarının incelenmesidir. Araştırma örneklemi, beş özel eğitim merkezinde eğitim gören toplam 59 kız 101 erkek olmak üzere 160 çocuk, ebeveynlerinden oluşmaktadır. Araştırmada üç tip ölçek kullanılmıştır. Çocuklarda var olan uyku sorunları için "Çocuklarda Uyku Ölçeği (ÇÜÖ)", davranışsal sorunların tespitine yönelik olarak "4-18 Yaş Çocuk ve Ergenler için Davranış Değerlendirme Ölçeği (ÇEDDÖ / 4-18)" ve eğitimciler tarafından doldurulan "Eğitsel Değerlendirme Ölçeği" olarak belirlenmiştir. OSB ve MR çocuklarında uyku sorunları ve davranışsal sorunlar arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığına yönelik yürütülen analizler sonucunda, davranış sorunları ile uyku sorunları arasında zayıf düzeyde bir ilişki olduğu görülmüştür. Cinsiyet değişkeni ve davranış bozukluğu arasındaki ilişki incelenmiş ve cinsiyet değişkeninin davranışsal sorunlar açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmıştır. Davranışsal sorunların temel gruplar açısından farklılık gösterip göstermediğine yönelik yürütülen testler sonucunda davranışsal sorunların alt boyutları kapsamında anlamlı olarak farklılaşmadığı görülmektedir. Çalışmamızın sonuçları, OSB ve MR olan çocuklarda uyku sorunları ve davranış sorunları arasında negatif bir ilişki olduğu, davranışsal sorunların demografik değişkenlere göre anlamlı farklılık göstermediği sonucu elde edilmiştir. Çalışmamızın sonuçları, OSB ve MR çocuklarında uyku ve davranışları üzerine yapılacak müdahalelere aile eğitimleri ve ailelerin bilgilendirilmesine dikkat çekmektedir.

Davranış bozukluklarıOtistik çocuklarOtizm spektrum bozukluğu+4
Büşra Aras
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Okul öncesi çocukların ve ebeveynlerinin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu belirtileri ve çocuklardaki bu belirtilerin okul davranışlarına etkisi

Bu çalışmanın amacı, okul öncesi eğitim gören 3-6 yaş arasındaki çocukların Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) belirtilerini incelemek ve bu belirtilerle ebeveynindeki DEHB belirtileri arasındaki ilişkiyi saptamaktır. Aynı zamanda, çocukların sosyodemografik özelliklerinin, çocuklardaki ve ebeveynlerindeki DEHB belirtilerinin, çocukların okul öncesi eğitim kurumlarında gösterdikleri sosyal becerileri ve davranışsal sorunları üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi İstanbul ilindeki 5 okul öncesi eğitim kurumunda eğitim gören 106 çocuk ve ebeveynlerinden oluşmaktadır. Çocuklardaki DEHB belirtileri Erken Çocukluk Envanteri-4: Ebeveyn Formu (EÇE-4: EF) ile, ebeveynlerindeki DEHB belirtileri Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Kendi Bildirim Ölçeği (ASRS) ile değerlendirilmiştir. Çocukların eğitim kurumlarındaki sosyal yeterlilik düzeyleri ve olumsuz sosyal davranışları, öğretmenleri tarafından doldurulan Okul Sosyal Davranış Değerlendirme Ölçeği (OSDÖ) ile değerlendirilmiştir. Çocuklardaki DEHB belirtileri ile annelerinde bulunan DEHB belirtileri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ancak, çocuklardaki DEHB belirtileri ile babalarında bulunan DEHB belirtileri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Çocuklardaki DEHB belirtilerinin, sosyal yeterlilik düzeylerini olumsuz etkilediği görülmüştür. Çocukların sosyal yeterlilik düzeyleri ile annelerinin eğitim durumları arasında pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Çocuklardaki DEHB belirtilerinin, olumsuz sosyal davranışları arttırdığı görülmüştür. Çocukların olumsuz sosyal davranışları ile baba yaşı arasında negatif yönde bir ilişki bulunmuştur. Çalışmamızın sonuçları, okul öncesi dönemdeki çocukların DEHB belirtileri ile annelerinde bulunan DEHB belirtileri arasında bir ilişki olduğunu ve çocuklardaki DEHB belirtilerinin, sosyal yeterlilik düzeyleri ile olumsuz sosyal davranışları etkilediğini göstermektedir. Çalışmamızın sonuçları, okul öncesi dönemdeki çocukların DEHB belirtilerinin, annelerindeki DEHB belirtileri ve davranışsal sorunları ile birlikte değerlendirilmesinin önemine dikkat çekmektedir.

Aile tutumuAna-baba tutumuDavranış bozuklukları+7
Hazal Özcan
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Annelerin kabul - red düzeyi ile çocukların davranış sorunları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Ebeveyn kabul red teorisi ebeveyn kabul ve reddinin önemli nedenlerini, sonuçlarını ve etkilerini açıklamayı ve tahmin etmeyi amaçlayan bir sosyalizasyon teorisidir. Ebeveyn kabul red teorisi ebeveyn reddinin tüm dünyada çocuğun davranışsal problemleri ve psikolojik uyumu üzerinde negatif bir etkiye sahip olduğunu ileri sürmektedir. Ebeveyn kabul red teorisinde ebeveyn sıcaklığının iki uç boyutu bulunmaktadır: Ebeveyn kabulü ve ebeveyn reddi. Ebeveyn kabulü ebeveynlerin çocuklarına yönelik hissettikleri sevgiye, şefkate, bakıma, desteğe ya da çocuklarını fiziksel ve duygusal olarak doyurmaya karşılık gelmektedir. Ebeveyn reddi ise ebeveynlerin çocuklarına yönelik sıcaklık, sevgi, şefkat eksikliğine ya da yokluğuna karşılık gelmektedir. Kabul edici ebeveynler çocuklarına yönelik sevgi ve sıcaklıklarını fiziksel ve sözel olarak gösterme eğilimindedirler. Bu da çocukların sevildiğini ve kabul edildiğini algılamalarına yol açmaktadır. Red edici ebeveynler ise çocuklarına yönelik kızgınlık, nefret ve onaylayıcı olmayan bir tavır gösterme eğilimindedirler. Bu da bu çocukları, sevilmediği, istenmediği şeklinde bir algılamaya götürecektir. Bu nedenle ebeveyn reddi çocuklara yönelik dikkat problemleri, saldırgan davranışlar, anksiyete/depresyon problemleri, davranış bozuklukları, sosyal problemler, kural bozucu davranışlar, dışa yönelim bozukluklar, içe ve dışa yönelim bozuklukları gibi birçok davranış probleminin önemli bir belirleyicisi olarak görülmüştür.Rohner tarafından ortaya atılmış olan Ebeveyn Kabul-Red Kuramı üzerine temellendirilmiş olan bu çalışmanın örneklemi her iki ebeveyni de hayatta olan 10-11 yaş grubundaki 60 çocuk ve onların annelerinde (60) oluşan 120 kişiden oluşmaktadır. Çalışmada ebeveyn kabul reddi ve çocukların davranış problemleri ile ilgili veriler Ebeveyn Kabul Red Ölçeği Çocuk Formu (EKRÖ) ve Çocuklar ve Gençler İçin Davranış Değerlendirme Ölçeği (CBCL 6/18) şeklinde iki ölçek kullanılarak elde edilmiş ve değerlendirilmiştir. Çalışmada verilerin analizi parametrik testler kullanılarak yapılmıştır. Bu bağlamda ilk olarak demografik değişkenlerin (annenin yaşı, annenin eğitim düzeyi, çocuğun cinsiyeti, annenin çalışıp çalışmaması durumu) çalışmanın ölçümleri üzerindeki etkilerini ortaya koymak amacıyla çeşitli ANNOVA analizleri yapılmıştır. Daha sonra EKRÖ ve CBCL 6/18 ölçekleri ve tüm alt boyutları arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amacıyla korelasyon analizi yapılmıştır. Çalışmada ayrıca ebeveyn kabul red düzeyinin çocukların davranış problemleri üzerindeki etkisini ortaya koymak amacıyla iki aşamalı hiyerarşik regresyon analizi yapılmıştır. Birinci aşamada demografik değişkenler CBCL/6-18 üzerine yordanmıştır. İkinci aşamada ise EKRÖ ölçeği CBCL/6-18 üzerinde yordanmıştır. Çalışmanın sonunda ebeveyn kabul red düzeyinin çocukların davranış problemi üzerine önemli bir etkiye sahip olduğu görülmüştür.

Davranış bozukluklarıEbeveyn kabul veya reddiÇocuk davranışları
Filiz Yakmaz Basılgan
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anne-babanın bağlanma stilleri, anne-baba tutumları ve çocuklarındaki davranış problemleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, anne-babanın bağlanma stili ile anne-baba tutumları ve 4-6 yaş grubu çocuklarda gözlemlenen davranış problemleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın örneklemi özel anaokullarında ve özel kolejlerde eğitim alan 4-6 yaş grubu çocuğa sahip 200 anne veya babadan oluşmaktadır. Anne veya babalara İlişki Ölçekleri Anketi, Güçler ve Güçlükler Anketi (Ebeveyn Formu), Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumları Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin istatistiksek analizleri SPSS 16.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Veriler değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotlar (Frekans, Yüzde, Ortalama, Standart sapma) ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA), t-testi ve Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon analizi kullanılmıştır. Tek yönlü varyans analizleri sonucunda farkın anlamlı olduğu durumlarda hangi gruplardan kaynaklandığını bulmak için LSD analizi kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına bakıldığında, çocuklarda gözlemlenen davranış problemlerinde, akran sorunlarında ve total güçlüklerde cinsiyete göre anlamlı farklılaşma görülmüştür. Erkek çocukların kız çocuklara göre daha fazla davranış problemi gösterdiği görülmüştür. Sosyal davranışlarda kızlar erkeklerden daha başarılı olmuştur. Anne babanın bağlanma stiline göre çocuklarında gözlemledikleri davranış problemleri arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Güvenli Bağlanan anne babaların çocuklarında davranış sorunlarına, duygusal sorunlara, dikkat eksikliği ve hiperaktiviteye, akran sorunlarına ve total güçlüklere rastlanmamıştır. Korkulu bağlanan anne babaların çocuklarında akran sorunlarına rastlanmıştır. Saplantılı bağlanan anne babaların çocuklarında ise davranış sorunları, duygusal sorunlar, akran sorunları, sosyal davranış sorunları ve total güçlükler görülmüştür. Son olarak kayıtsız bağlanan anne babaların çocuklarında akran sorunları ve total güçlükler anlamlı farklılaşma göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Bağlanma Stili, Davranış Problemleri, Okul Öncesi Dönemi, Anne Baba Çocuk Yetiştirme Tutumu

Ana-babaAna-baba tutumuBağlanma+4
Alper Bolattekin
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gelişim problemi olan 2-6 yaş çocuklarda duyu-motor algı ve hareket eğitiminin gelişim alanları ile duygu ve davranış problemlerine etkisi

Bu araştırmada, duyu-motor algı ve hareket eğitiminin gelişimsel problemleri olan 2-6 yaş çocukların gelişim alanları ile duygu ve davranış problemlerine etkileri incelenmiştir. Duyu-motor algı ve hareket eğitimi programı,2-6 yaş arası Otizm Spektrum Bozukluğu gösteren dokuz (9 çocuk), Dil Bozukluğu gösteren üç (3 çocuk), Genel Gelişim Gecikmesi gösteren üç (3 çocuk) toplam 15 çocuk, kişisel ve sosyal, ince motor, kaba motor, dil gelişimi, duygu ve davranış problemlerine yönelik çalışmadır. 18 hafta boyunca, haftada 6 gün, günde 2 saat ve toplam da 216 saat uygulanmıştır. Araştırmamızın değişkenlerin kontrolü amacıyla araştırma gurubuna çalışma boyunca farklı bir eğitim uygulaması yaptırılmamıştır. Temel gelişim seviyesini belirlemek amacıyla Denver II Gelişim Testi, davranış özelliklerini belirlemek amacıyla 2-3 yaş Çocuk Davranış Değerlendirme Ölçeği ile 4-18 yaş Çocuk Davranış Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmanın verileri, SPSS 21,0 istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizinde parametrik olmayan testlerden Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi kullanılmıştır. Bu verilerin analizleri 2-3 yaş ve 4-6 yaş grubu olarak iki kısımda değerlendirilmiştir. 2-3 ve 4-6 yaş grubu Wilcoxon işaretli sıralar testi sonuçlarına göre duyu-motor algı ve hareket eğitimi sonrası çocukların Denver-II gelişim ölçeği ve alt boyutları (kişisel-sosyal, ince motor, dil ve kaba motor gelişim) ön test ve son test ortalamaları incelendiğinde verilen eğitimden sonra tüm alt boyutlarda ve genel toplam puanlarda istatistik olarak anlamlı düzeyde farklılık olmuştur. 2-3 yaş ve 4-6 yaş Çocuklar İçin Davranış Değerlendirme Ölçeği (ÇDDÖ) ön test puanları ile son test puanları karşılaştırıldığında duyu-motor algı ve hareket eğitimi sonrası Çocuklar İçin Davranış Değerlendirme Ölçeği içe yönelim, dışa yönelim ve genel toplam puanlarda istatistik olarak anlamlı düzeyde puanların düştüğü görülmüştür. Sonuç olarak araştırma grubu olan 2-6 yaş çocuklarda duyu-motor, algı ve hareket eğitiminden sonra kaygı düzeylerinde düşüş olduğu, saldırgan ve yıkıcı davranışlarında azalmalar, ince motor, kaba motor, dil ve sosyal alanlarında olumlu gelişim görülmüştür.

Davranış bozukluklarıDuyuşsal davranışlarGelişim bozuklukları+6
Remzi Güleç
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimEN

Evaluation of the effectiveness of the intervention program for prepared pre-adolescents where basi̇c symptoms of conduct disorder is observed

This study has been applied to determine the effectiveness of a comprehensive intervention program for pre-adolescents with conduct disorder (CD) symptoms. In the study, a quasi-experimental design with experimental and control groups, pre-test and post-test measurements was used to determine the effectiveness of the comprehensive intervention program. The intervention program prepared within the scope of the study is a comprehensive program based on the theoretical background of cognitive and positive psychology, designed in an experimental order, and containing separate applications for adolescents and parents. With this program, it is aimed to reduce the symptoms of conduct disorder, which have serious negative consequences for the child, family, school and society, and to develop more functional behaviors in adolescents. The group of this study consists of pre-adolescents between the ages of 12 and 14 who study at a secondary school in Kadıköy district of Istanbul. In the study, a total of 66 people were included in three experimental groups, 33 of which were pre-adolescents and one of their parents. In order to measure the change in conduct disorder symptoms, Children Aggression Scale Parents Form, Buss and Perry Aggression Scale (BPAS), Irregular Behavior Scale, Vanderbilt Attention Deficit and Hyperactivity Disorder Family Assessment Scale (VADHD- FAS) was used. According to the results of the research, a significant decrease in the symptoms of CD was found in the experiment 1 and experiment 2 groups. In addition, intervention to adolescents and their parents to reduce symptoms of CD was found to be more effective than intervening only in adolescents, while excluding parents and applying program only with children did not yield significant results. Considering that the number of studies on the treatment of conduct disorders in our country is low, the findings obtained at the end of the study will be a guide for new studies. Key Words: Conduct disorder, cognitive psychology, positive psychology.

Behavioral disordersAdolescentsPuberty+2
Yunus Yücel
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Okul öncesi çocuklarda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu belirtilerinin, davranışsal, sosyal problemler, aile işlevselliği ve ebeveyn tutumları ile ilişkilerinin incelenmesi

Problemin tanımı: Bu araştırmanın amacı DEHB belirtileri gösteren 4-6 yaş aralığındaki çocukların sosyal, davranışsal problemlerini tespit etmek, aile işlevselliklerini ve ebeveynlerinin tutumlarını incelemektir. Yöntem: Katılımcılar, İstanbul Kadıköy ilçesinde yer alan 2016-2017 yılları arasında anaokullarına devam eden 4-6 yaş aralığındaki öğrencilerin ebeveynlerinden ve öğretmenlerinden oluşmaktadır. Araştırmaya toplam 92 ebeveyn ve 14 öğretmen katılmıştır. Araştırılması amaçlanan bilgiler Sosyodemografik Form, DSM-V Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Formu, Conners Ebeveyn Değerlendirme Ölçeği, Aile Değerlendirme Ölçeği ve Ebeveyn Tutumları Ölçeği ile elde edilmiştir. Bulgular: Conners Ebeveyn Değerlendirme Ölçeğinin analizi sonucunda DEHB belirtileri gösteren çocukların sosyal problemler, kaygı, karşı gelme, duygusal değişkenlik, mükemmeliyetçilik ve psikosomatik belirtileri, DEHB belirtileri göstermeyen çocuklara oranla daha fazla yaşadıkları tespit edilmiştir. Aile Değerlendirme Ölçeği sonucunda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu belirtileri gösteren çocukların ailelerinde iletişim, duygusal tepki verebilme, davranış kontrolü ve genel işlevler alanlarında sağlıksız işlevsellikleri olduğu görülmüştür. Ebeveyn tutumları açısından bakıldığında ise DEHB belirtileri gösteren çocukların ebeveynlerinin otoriter ve aşırı hoşgörülü tutumu daha fazla sergilediği görülmüştür. Sonuç: Araştırmanın alanyazınına katkısı DEHB olan çocukların ilkokulda yaşayabilecekleri problemlerin önlenmesi yada en aza indirilmesinin okul öncesi dönemde çocukların DEHB belirti düzeylerinin değerlendirilmesi ile sağlanabileceğinin önemini vurgulamaktır. Okul öncesi dönemde DEHB belirtileri gösteren çocukların davranışsal ve sosyal anlamda belirti göstermeyen çocuklardan farklılaşması ayrıca çocukların ebeveynlerinin tutumlarının farklı olması 4-6 yaş aralığında alınacak önemlemlerin önemini göstermektedir. Aile işlevselliği ve bahsedilen diğer alanlardaki problemlerin boyutları büyümeden önemlemler alınması çocuk için olumlu değişimler sağlayacaktır. Bu araştırma ile okul öncesi dönemin ileriki yaşların yordayıcısı olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, okul öncesi dönem, çocukluk çağı, aile işlevselliği, ebeveyn tutumları

Aile içi ilişkilerAile işlevleriAna-çocuk ilişkisi+7
Beril Börekçi
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gelişimsel dil konuşma bozukluğu olan ve tipik gelişim gösteren okul öncesi çocukların sosyal beceri ve davranış problemlerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada, okul öncesi dönemde gelişimsel dil konuşma bozukluğu olan ço- cuklar ile tipik gelişim gösteren akranları arasında davranış problemleri ve sos- yal beceri alanları arasındaki farklılıklar incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi İstanbul ili Kadıköy ilçesindeki uygunluk örneklemine göre belirlenmiş yedi ma- hallede bulunan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı resmi ilk okullarda ve bağımsız anaokullarının okul öncesi sınıflarında okumakta olan çocuklardan oluşmaktadır. Araştırmaya 23'ü erkek, 17'si kız; toplam 40 çocuk katılmıştır. Katılımcıların yaş- ları 36 aylık ile 72 aylık arasında değişmektedir. Araştırmanın verileri, örnekleme dahil edilen çocukların ebeveynleri ve gittikleri okullardaki anasınıfı öğretmenleri tarafından doldurulmuş anketler aracılığı ile toplanmıştır. Bu çalışmada Sosyo- demografik Bilgi Formu, İletişim, Dil ve Konuşma Gelişimi Değerlendirme Ölçeği, Conners Ebeveyn Dereceleme Ölçeği ve Conners Sınıf Öğretmeni Dereceleme Öl- çeği, Anaokulu ve Anasınıfı Davranış Ölçeği'nin Sosyal Beceri Ölçeği ve Dikkat Eksikliği Aşırı Hareketlilik Bozukluğu Değerlendirme Listesi veri toplama araç- ları olarak kullanılmıştır. Conners Ebeveyn ve Öğretmen Ölçeği ile Sosyal Beceri Ölçeği ve bu ölçeklerin her bir alt ölçeği için gruplar arası anlamlı bir fark olup olmadığı Mann-Whitney U testi yapılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın sonuç- ları beklenene uygun şekilde davranış problemleri ve sosyal beceriler açısından gruplar arası bir fark olduğunu göstermiştir. Elde edilen bulgulara göre, gelişimsel dil-konuşma bozukluğu olan çocuklarda dil-konuşma alanında normal gelişim gös- teren akranlarına göre karşı gelme, bilişsel problemler/dikkatsizlik, hiperaktivite, sosyal problemler, huzursuzluk ve duygusal değişkenlik gibi davranış problemleri daha çok görülmektedir. Ayrıca, gelişimsel dil-konuşma bozukluğu olan çocukların Sosyal bağımsızlık ve Sosyal etkileşim alanlarında sosyal beceriler açısından daha zayıf becerilere sahip oldukları görülmüştür. Araştırmanın sonucu ilgili literatür ışığında tartışılmış, araştırma ve uygulama açısından ileride yapılabilecek gelecek çalışmalar için öneriler verilmiştir.

Davranış bozukluklarıDavranışsal tutumDil becerileri+7
Cansu Nazlı Özkazanç
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocuk evlerinde kalmakta olan 12-18 yaş arası ergenlerde algılanan sosyal destek, sürekli öfke ve öfke ifade biçimleri ile duygusal davranışsal sorunların incelenmesi

Bu araştırmada amaç T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğüne bağlı Çocuk Evlerinde kalmakta olan 12-18 yaş arası gençlerin, algılanan sosyal destek düzeyi, sürekli öfke ve öfke ifade biçimleri ile duygusal ve davranışsal sorunlarını incelemek ve bu durumların bazı değişkenler açısından farklılık gösterip göstermediğini belirlemektir. Araştırmanın örneklemini, İstanbul Avrupa ve Anadolu yakasında 12-18 yaş arasındaki çocuk evlerinde kalmakta olan 120 genç oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan gençlere Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (Yıldırım 1997), Sürekli öfke ve Öfke İfade Biçimleri (Özer,1994), Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA) ve Sosyo-demografik Bilgi Formu olmak üzere toplamda 4 adet form verilmiştir. Araştırmada kullanılan sosyo-demografik bilgi formunda katılımcıların yaşı, cinsiyeti, biyolojik aile ile görüşme sıklığı, kurumda kalış süresi, kardeş sayısı, katılımcının kardeşlerine göre doğum sırası, geçmişte bir travmatik öykü var olup olmadığı ve psikiyatrik tanı var olup olmadığı ilgili bilgi toplanmıştır. Davranış sorunlarını yordayan değişkenlere bakıldığında, kurum çalışanından algılanan sosyal destek düzeyi ve sürekli öfke düzeyinin davranış sorunlarını anlamlı düzeyde yordadığı görülmüştür. Yaş arttıkça öfke kontrol sorunları, öfkeyi dışa vurma düzeyi, aileden algılanan sosyal destek düzeyi ve kurum çalışanlarından algılanan sosyal destek düzeyinin azaldığı görülmüştür. Kurumda kalış süresi arttıkça, öfkeyi dışa vurma düzeyi ve aileden algılanan sosyal destek düzeyinin azaldığı saptanmıştır. Biyolojik aile ile görüşme sıklığı arttıkça öfkeyi dışa vurma düzeyi artmakta , sürekli öfke düzeyinin ise azaldığı saptanmıştır. İleri araştırmalar için, farklı yaş ve bakım modelleri (sevgi evleri, çocuk destek merkezleri, çocuk bakım merkezleri) içerisinde yeniden araştırılması öfke ifade ve davranış bozukluklarına ilişkin yeni bulguların elde edilmesi düşünülebilir. Anahtar Sözcükler: Çocuk Evleri, Ergenlik, Öfke İfade, Sosyal Destek, Davranış Bozuklukları

Algılanan sosyal destekDavranış bozukluklarıDuygusal davranışsal bozukluklar+7
Süleyman Emin Derya
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

10-12 yaş arası çocuklarda görülen narsisizmin empati, zorbalık ve davranış uyumsuzluğu ile ilişkisinin incelenmesi

Kökeni Yunan mitolojisine dayanan narsisizm kavramı, sudaki yansımasını ilk kez gören Tanrı Narkhissosun kendine âşık olmasıyla bilinmektedir. Narsisizm çok önemli, üstün ve eşi bulunmaz birisi olduğuna inanmasına ek olarak, empati yapamama ve zorbalık gibi özelliklerle karakterizedir. Yaşamın erken evrelerinde ortaya çıktığı bilinen bu bozukluk günümüzde oldukça yaygın bir kişilik örgütlenmesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda, bu çalışmanın oluşturulmasında yol gösterici olmuştur. Bu çalışmada, narsisistik kişilik özelliği gösteren çocukların empati, zorbalık ve davranış uyumsuzluğu açısından etkilerini incelemesi amaçlanmıştır. Araştırma Tekirdağ ili Muratlı İlçesinde öğrenim gören 10-12 yaş aralığında aralığındaki ortaokul öğrencileri ile gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerin ve ailelerinin kişisel bilgilerini edinmek amacıyla araştırmacı tarafından oluşturulmuş olan Kişisel Bilgi Formu ve Ebeveyn Bilgi Formu geliştirilmiştir. Öğrencilerin narsisistik kişilik özelliklerini ölçmek için Çocukluk Çağı Narsisizm Ölçeği, zorbalık düzeylerini ölçmek için Çocuklar İçin Zorbalıkla İlgili Bilişler Ölçeği, empati seviyelerini ölçmek için Ka-Si Empatik Eğilim Ölçeği Çocuk Formu ve davranış uyumsuzluklarını ölçmek için DAVUY-Davranış ve Uyum Sorunları Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın sonucuna göre, çocukların çocukluk çağı narsisizmi ile zorbalık arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki bulunurken, çocukluk çağı narsisizmi ile empati arasında negatif yönlü ilişki bulunmuştur. Buna göre çocukluk çağı narsisizmi arttıkça, zorbalık artmakta ve empatik eğilim düzeyi düşmektedir. Buna ek olarak, empati arttıkça davranış ve uyum sorunları azalmış olup, zorbalık arttıkça davranış ve uyum sorunlarının arttığı sonucuna ulaşılmıştır.

Davranış bozukluklarıEmpatiNarsisizm+4
Sema Senekçi
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Relationship between parental psychological control and adolescencent behavioral problems: the mediator role of different types of autonomy

Adolescence is a restructuring period which includes significant changes such as gaining new cognitive abilities, development of identity, increase in autonomy and decrease in dependency to parents. These developmental changes, specifically heightened need for autonomy may invalidate previous parenting practices such as parental control. The aim of the present study was to examine the mediating roles of different types of autonomy which are Emotional Autonomy and Self-Determination Autonomy (Self-Determination) in the relationship between maternal psychological control and behavioral problems in adolescents. The sample of the research consists of 121 female and 79 male participants. 200 adolescents recruited from 9th and 10thgrade of four public high schools in Tekirdağ. The results of mediation analyses indicated that both emotional autonomy and self-determination mediated the relationship between psychological control and anxiety for females as well as relationship between psychological control and depression for both gender. Besides, just self-determination mediated the relationship for psychological control and anxiety for males. However, results showed that only emotional autonomy mediated the relationship between psychological control and hostility for both gender.

Behavioral disordersBehavioural attitudeEmotional autonomy+5
Melike Serttaş
TED University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

4-6 yaş arasındaki çocuklarda sosyal yetkinlik düzeyleri ve davranış problemleri arasındaki ilişkinin demografik verilere göre incelenmesi

Çocuğun sosyal gelişiminde en etkili evre olan okul öncesi dönem, sosyal yetkinlik davranışlarının da gelişebilmesi yönünden oldukça önemlidir. Çocuğun toplum içinde yaşadığı sorunlar ve bu sorunların çözümlenme yollarında, çevresindeki aile ve akranlarıyla kurduğu iletişim şekillerinde, davranışlarının şekillenmesinde, kişiliğinin oluşumunda sosyal yetkinlik düzeyi ona rehberlik etmektedir. Bu araştırmanın temel amacı, 4-6 yaş arasındaki çocuklarda sosyal yetkinlik düzeyleri ve davranış problemleri arasındaki ilişkinin demografik verilere göre incelenmesidir. Araştırmada 88 kız ve 42 erkek olmak üzere 130 çocuk seçilmiştir. Araştıma İstanbul ilinde Bahçelievlerdeki anaokullarını kapsamaktadır. Araştırma kapsamında veri toplama aracı olarak, Sosyal yetkinlik ve davranış değerlendirme ölçeği ve Okul Sosyal Davranış Sorunları Tarama Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonunda sosyal yetkinlik ile sosyal yeterlik, kişiler arası ilişkiler, öz denetim becerisi ve akademik beceriler arasında orta düzey ve pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca Sosyal yetkinlik ile olumsuz sosyal davranışlar, saldırgan sinirli davranışlar ile antisosyal/agresif ve yıkıcı talepkar davranışlar davranışlar arasında orta düzey ve negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bu kapsamda okul psikolojik danışmanları öğrencilerin erken gelişim özelliklerini, olumlu benlik algılarını ve farkındalıklarını geliştirebilmeleri için çocuklara ve ailelerine eğitim programları planlayabilir.

Davranış bozukluklarıDemografik değişkenlerDemografik özellikler+5
Melis Güleç
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ergenlerde akıllı telefon bağımlılığı, davranışsal ve duygusal sorunlar ve ebeveyn tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırma, ergenlerde akıllı telefon bağımlılığı belirtilerinin sosyodemografik değişkenlere göre anlamlı olarak farklılaşıp farklılaşmadığının ve ergenlerde akıllı telefon bağımlılığı belirtileri ile davranışsal ve duygusal sorunlar ve ebeveyn tutumları arasındaki ilişkilerin belirlenmesinin amaçlandığı ilişkisel tarama modelinde bir araştırmadır. Çalışmanın araştırma grubunu İstanbul ilinde bir eğitim kurumunda 7, 8, 11 ve 12. sınıf düzeyinde öğrenim gören ve yaşları 12-18 arasında değişen (96 kız, 72 erkek; yaş ort: 15.40±1.98) 168 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında veri toplamak için Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği, Güçler ve Güçlükler Anketi ve Anne-Baba Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, 16-18 yaş aralığındaki ergenlerin 12-15 yaş aralığındaki ergenlere göre daha fazla akıllı telefon bağımlılığı belirtisi gösterdikleri belirlenmiştir. Ayrıca, kız öğrencilerin erkek öğrencilere göre daha fazla akıllı telefon bağımlılığı belirtisi gösterdikleri saptanmıştır. Bunlara ek olarak, ergenlerde akıllı telefon bağımlılığı belirtilerinin anne eğitim düzeyi, baba eğitim düzeyi, aile gelir düzeyi ve ebeveyn birliktelik durumuna göre anlamlı fark göstermediği belirlenmiştir. Ebeveyn tutumlarından psikolojik özerklik (r=-.28) ve denetim (r=-.34) ile akıllı telefon bağımlılığı belirtileri arasında negatif yönlü ilişki olduğu tespit edilmiştir. Davranış sorunları (r=.28) ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu sorunları (r=.24) ile akıllı telefon bağımlılığı belirtileri arasında pozitif yönlü ilişki olduğu belirlenmiştir. Benzer şekilde, toplam güçlük puanı (r=.17) ile akıllı telefon bağımlılığı belirtileri arasında da pozitif yönlü ilişki olduğu saptanmıştır.

Akıllı telefonlarAna-baba tutumuBağımlılık+6
Yeşim Yelkenci Özenir
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı olan hastalarda davranım bozukluğu belirtilerinin öngörücüleri

Bu çalışma Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı ile en az 5 yıllık takibi olan, dahil etme ölçütlerini karşılayan, çalışmayı katılmayı kabul eden 12-18 yaş arasındaki olguların, davranım bozukluğu belirtilerinin öngörücülerinin, duygu tanıma, empati becerileri, katı duygusuz özellikleri ve aile ilişkileri açısından değerlendirilmesine ve bulguların sağlıklı kontrol olguları ile karşılaştırılmasına dayanan kesitsel bir çalışmadır. Çalışmaya 12-18 yaş arasında, 18 kız ve 31 erkekten oluşan 49 hasta ve araştırma grubu ile yaş, cinsiyet ve sosyoekonomik-sosyokültürel düzey açısından eşleştirilmiş 23 kız ve 30 erkek toplam da 53 sağlıklı kontrol alınmıştır. Araştırma grubundaki ergenlerde şimdiki ve geçmiş dönemdeki DEHB tanısını doğrulamak ve kontrol grubundaki ergenlerde psikiyatrik hastalıkları dışlamak için KSADS-PL kullanılmıştır. Ergenler, Conners-Wells Ergen Özbildirim Ölçeği Uzun Formu (CWEÖÖ-U), KA-Sİ Çocuk ve Ergenler İçin Empatik Eğilim Ölçeği, Katı-Duygusuz Özellikleri Tarama Ölçeği (ICU-TR), Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Gözlerden Zihin Okuma Testi-Gözler Testi ile değerlendirilmiş, ebeveynlerine Conners Anababa Dereceleme Ölçeği - Yenilenmiş̧/Uzun (CADÖ-Y/U), Turgay Dikkat Eksikliği ve Yıkıcı Davranış Bozuklukları için DSM-IV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği - Ebeveyn Formu - (T-DSM-IV-Ö ), Aile Değerlendirme Ölçeği (ADÖ), Griffith Empati Ölçeği-Anne Baba Değerlendirme Formu verilmiştir. Çalışma sonucunda DEHB olan ergenlerin duygu tanıma zorluklarının daha fazla olduğu, bilişsel empatide zorluk, katı-duygusuz özelliklerinin belirgin olduğu, aile ve sosyal işlevsellik sorunlarının daha yüksek olduğu gösterilmiştir. Davranım bozukluğu (DB) belirtileri gösteren DEHB'lerin DB belirtileri eşlik etmeyen gruba göre daha fazla davranım, duygusal, aile, öfke kontrol ve sosyal problemleri gösterdikleri; bilişsel alanlarda belirgin empati zorluklarının olduğu, depresyon ölçek puanlarının daha yüksek olduğu gösterilmişken; Davranım bozukluğu belirtisi eşlik eden DEHB ile duygu okuma, katı-duygusuz özellikler açısından anlamlı farklılık göstermemiştir. Tüm örneklem değerlendirildiğinde bilişsel empati eksikliği, aile problemleri, duygusal problemler, davranım problemleri, öfke kontrol problemleri, depresif belirtiler, karşı gelme, hiperaktivite, kaygı ve utangaçlığın davranım bozukluğu belirtilerini öngörebilecek değişkenler olabileceği belirlenmiştir.

Davranış bozukluklarıDuyguDuygu tanıma+2
Havvana Horozcu Saltık
Hacettepe University
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Olumlu Ebeveynlik Programı'nın çocukların davranış problemlerine, ebeveynlerin disiplin yöntemlerine ve ebeveyn-çocuk ilişkisine etkisi

Olumlu Ebeveynlik Programı, çocukların ve ebeveynlerin kendi davranışlarını düzenlemelerine yardımcı olan uluslararası etkili bir ebeveynlik müdahalesidir. Bu araştırmada Olumlu Ebeveynlik Programı'nın, ebeveyn ve öğretmenlerinin öz bildirimlerine göre davranış problemleri gösteren 48-72 aylık çocukların davranış problemlerine etkisi incelenmiştir. Ayrıca programın ebeveyn-çocuk ilişkisi ve ebeveynlerin disiplin yöntemlerine olan etkisini incelemek de araştırmanın diğer temel amacıdır. Karma yöntemle tasarlanmış çalışmaya deney (23 ebeveyn) ve bekleme grubunda (24 ebeveyn) yer almak üzere toplam 47 ebeveyn dahil olmuştur. Eğitim sonrasında çocukların davranış problemleri ve ebeveynlerin işlevsiz disiplin yöntemlerinde azalma; ebeveyn-çocuk ilişkisinde ise iyileşmeler meydana gelmiştir. Bununla birlikte ebeveynlik becerileri ve olumlu ebeveyn algısı, davranış problemleriyle baş etme stratejileri, ebeveyn yeterliliği, aile içi kurallar oluşturma ve uygulama, planlı olma ve çocukları ilgilendiren konularda eşler arası iletişimde olumlu anlamda değişimler görülmüştür. Bu etkilerin iki ay sonra yapılan izleme testlerinde de devam ettiği belirlenmiştir. Eğitimin sonunda ebeveynler Olumlu Ebeveynlik Programı'nın içeriği, materyalleri ve süresini olumlu şekilde değerlendirerek; programdan memnun kaldıklarını bildirmişlerdir. Ebeveynlerin değişimi sürdürmeye dair inançlarının olduğu ve edindikleri kazanımları günlük hayatlarına yansıtabildikleri hem nicel ölçümler hem de yapılan görüşmeler ve ev ziyaretleri aracılığıyla tespit edilmiştir. Bulgular, Olumlu Ebeveynlik Programı'nın evrensel bir ebeveyn müdahale programı olduğunu destekler niteliktedir bu nedenle Türkiye'nin farklı bölge ve illerinde programın yaygınlaştırılmasına yönelik ilgili paydaşlara öneriler sunulmuştur.

Ana-babaDavranış bozukluklarıDisiplin+4
Mine Koyuncu Şahin
Hacettepe University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Okul öncesi eğitime devam eden çocuklarda sosyal yekinlik ve davranış sorunlarını yordayıcı faktörler

Araştırmada Amasya ilinde okul öncesi eğitime devam eden 48-72 aylık çocukların sosyal yetkinlik ve davranış sorunlarının yordayıcı faktörlerinin çıkarılması amaçlanmıştır. İlişkisel tarama modelinin kullanıldığı bu çalışmada 359 çocuğa ait verilerle analizler gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde pearson korelasyon testi, değişim istatistikleri ve çoklu regresyon testi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, çocuk demografik özellikleri (cinsiyeti, yaşı, kronik hastalığının olma durumu, okul öncesi eğitime devam etttiği yılı ve kurum türü), öz bakım becerileri, yürütücü işlevler, öz düzenleme becerileri, öğrenci öğretmen ilişkisi, sınıf ve okul fiziksel yeterlilikleri sosyal yetkinliğin anlamlı bir yordayıcısıdır. Ayrıca; yürütücü işlevler, öz düzenleme becerileri, öğrenci öğretmen ilişkisi ve sınıf fiziksel yeterlilikleri hem içselleştirme hem de dışsallaştırma davranış sorunlarının anlamlı bir yordayıcısı iken; okul fiziksel yeterlilikleri sadece dışsallaştırma davranış sorunu için anlamlı bir yordayıcıdır. Aile demografik özellikleri (Anne baba evlilik yaşı, eğitim düzeyi, mesleği, ailenin ortalama geliri, kardeş sayısı, kaçıncı çocuk olduğu, çocuklara bakım veren kişi, çocuk ve yetişkin kütüphanesinin bulunma durumu, sahip olunan çocuk kitabı sayısı, yaşanan ev türü, konut sahipliği durumu, çocuklarının odasının olma durumu), ebeveyn davranışları, ailede koruyucu etkenler ise hem sosyal yetkinlik için hem de davranış sorunları için anlamlı bir yordayıcı değildir.

Davranış bozukluklarıErken çocuk eğitimiOkul öncesi eğitim+4
Emine Sildir Daşar
Ankara University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan ergenlerde ebeveyn duygu dışavurumunun incelenmesi ve duygu dışavurumu ile empati becerileri, davranış problemleri, akran zorbalığı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda DEHB olan ergenlerde sağlıklı kontrol grubundaki ergenlere göre ebeveyn duygu dışavurumunda ve algılanan duygu dışavurumunda anlamlı bir fark olup olmadığını araştırmak ve duygu dışavurumu ile empati eğilimi, DEHB belirtileri, davranış problemleri ve akran zorbalığı arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışmamıza 12-16 yaşında olan, ÇDŞG-ŞY-T görüşmesi ve DSM-5 tanı kriterlerine göre 52 DEHB ve 50 kontrol grubu ergen ile tüm ergenlerin anne ve babaları dahil edilmiştir. Klinik değerlendirmede ergenin DEHB dışında psikiyatrik tanısının olması, anne-babada herhangi bir majör psikiyatrik hastalığın olması; ergen veya ebeveynlerin en az birinde klinik olarak zeka yetersizliği bulunması, nörolojik hastalığı veya zihinsel işlevlerini doğrudan etkileyebilecek kronik tıbbi bir hastalık durumunun olması, son 6 ay içinde psikostimülan ilaç veya atomoksetin kullanım öyküsünün olması, yaşam boyu antidepresan veya antipsikotik ilaç kullanım öyküsünün olması ya da ergenin anne-babasının yanında ikamet etmediği hallerde katılımcılar çalışmaya dahil edilmemiştir. Tüm katılımcılar ile klinik görüşme yapılarak sosyodemografik bilgiler elde edildikten sonra anne-babalardan kendileri hakkında Ruhsal Belirti Listesi'ni, çocukları hakkında Duygu Dışavurumu Ölçeği, Turgay Çocuk ve Ergenlerde Dikkat Eksikliği ve Yıkıcı Davranım Bozuklukları için DSM-IV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği ve Güçler ve Güçlükler Anketi'ni; ergenlerden ise algılanan duygu dışavurumunu değerlendirmek için Ergenlerde Kısaltılmış Duygu Dışavurum Ölçeği'ni, kendileri hakkında KA-Sİ Empati Eğilim Ölçeği Ergen Formu ve Olweus Öğrenciler İçin Akran Zorbalığı Anketi'ni doldurmaları istenmiştir. Bulgular: Çalışmada ebeveynlerin bildirdiği DD toplam puanı ve alt ölçek puanları olgu grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Benzer şekilde ergenlerin bildirdiği algılanan DD toplam puanı ve alt ölçek puanlarının olgu grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Olgu grubundaki ergenlerde empati eğilimi ile algılanan DD toplam puanı ve DDY alt ölçek puanı arasında negatif yönde anlamlı düzeyde bir ilişki saptanmıştır. Olgu grubunda ebeveynlerin bildirdiği DE/HA sorun puanları ile anne DD toplam puanı, anne E-D oluş alt ölçek puanı, baba DD toplam puanı, baba E-D oluş alt ölçek puanı, ergenin algılanan DD toplam puanı, ergenin DDY ve sinirlilik alt ölçek puanları arasında pozitif yönde anlamlı düzeyde ilişki saptanmıştır. Olgu grubunda annelerin bildirdiği davranış sorunları puanları ile anne DD toplam puanı, anne E-D oluş alt ölçek puanı arasında; babaların bildirdiği davranış sorunları puanları ile ergenin bildirdiği algılanan DD toplam puanı arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir ilişki saptanmıştır. Çalışmamızda olgu grubunda akran zorbalığına karışan öğrencilerde katılımcılar tarafından bildirilen anne DD toplam ve anne DD-ED puanları istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda DEHB olan grupta hem ebeveyn duygu dışavurumu hem de ergenlerde algılanan duygu dışavurumunun kontrol grubuna göre daha yüksek bildirildiği saptanmıştır. Olgu grubundaki ergenlerin DE/HA puanlarının hem anne hem babada DD-toplam ve E-D oluş puanları, ergende algılanan DDYve sinirlilik puanları ile; davranış sorunları puanının ise sadece annede DD-toplam ve E-D oluş puanları ile ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca olgu grubunda akran zorbalığına karışan ergenlerde anne DD toplam ve anne DD-ED puanları yüksek bulunmuştur. Bildiğimiz kadarıyla çalışmamızın DEHB tanısı alan ergenlerde ebeveyn duygu dışavurumu ve algılanan duygu dışavurumunu, empati eğilimi, davranış problemleri ve akran zorbalığı ilişkisi açısından inceleyen ilk çalışma olması nedeniyle alan yazınına katkı sunacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, duygu dışavurumu, empati, davranış sorunları, akran zorbalığı

Akran zorbalığıAna-babaDavranış bozuklukları+7
Aslı Aydın
Aydın Adnan Menderes University
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Okul öncesi dönemi çocuklarında görülen davranış problemleri ile anne-çocuk arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırma, okul öncesi dönemi çocuklarında görülen davranış problemleri ile anne-çocuk arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma ilişkisel tarama modeline uygun olarak hazırlanmıştır. Araştırmanın evrenini; Kütahya il merkezinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı bağımsız anaokulları ve anasınıflarında eğitim alan çocukların anneleri oluşturmuştur. Araştırma için rastgele örnekleme yöntemi seçilmiş ve Kütahya il merkezinde Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı farklı bölgelerdeki 4 bağımsız anaokulu ve 3 ilkokul bünyesindeki anasınıflarında okul öncesi eğitim alan 327 çocuğun araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden anneleri ile araştırma yürütülmüştür. Araştırmada veri toplama araçları olarak araştırmaya katılanların demografik özelliklerine ulaşabilmek amacıyla hazırlanan ve ebeveynlerin doldurulması istenen 'Kişisel Bilgi Formu', çocuk ve ebeveyni arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla 'Çocuk-Ana-Baba İlişki Ölçeği (ÇAİÖ)', ve çocukların davranışlarını belirlemek amacı ile 'Problem Davranış Ölçeği' kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerde gruplar normal dağılım göstermediğinden dolayı analizlerde, non-parametrik testlerden olan Kruskal Wallis H-Testi ve Mann Whitney U-Testi kullanılmış, gruplar arası farklılaşmaların incelenebilmesi için MANOVA ve regresyon analizleri kullanılmıştır. Araştırma sonucuna göre; çocuk-ana-baba ilişki ölçeğinden alınan puanlara göre, annenin yaşı ve çalışma durumuna bağlı bir farklılaşmanın olmadığı ancak annenin eğitim durumuna bağlı bir farklılaşma olduğu görülmüştür. Çocuk-anne ilişkisinde çocuğun cinsiyetine göre farklılaşma olduğu ancak çocukların yaşına göre farklılaşma olmadığı görülmüştür. Çocukların sergiledikleri hem dışa yönelim hem içe yönelim davranışlarında annelerinin yaşı ve eğitim düzeyine göre farklılaşma olduğu, ancak annenin çalışma durumuna bağlı bir farklılaşma olmadığı görülmüştür. Çocuğun cinsiyeti ve yaşının da hem dışa yönelim hem de içe yönelim davranışlarında farklılık oluşturduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: Anne-çocuk ilişkisi, davranış problemleri, okul öncesi eğitim

Ana-çocuk ilişkisiDavranış biçimleriDavranış bozuklukları+3
Büşra Kartal
Kütahya Dumlupınar University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

İntraserebroventriküler propiyonik asit ile oluşturulan rat otizm modelinde bor'un öğrenme ve davranış bozuklukları üzerine etkilerinin araştırılması

Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) yaşamın ilk yıllarında görülen öğrenme, sosyal etkileşim ve tekrar eden hareketlerle karekterize nörogelişimsel bir bozukluk olup medikal tedavisi henüz bulunmamıştır. Bu çalışmada Propiyonik asitle (PPA) deneysel otizm modeli oluşturulmuş ratlarda bor'un öğrenme, sosyallik, biyokimyasal ve histopatolojik etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla Spraque-Dawley ırkı 40 adet erkek ratlar kontrol, otizm, otizm+4 mg/kg bor, otizm+16 mg/kg bor ve otizm+risperidon olmak üzere 5 gruba ayrıldı. Hayvanlara deneysel modelleme öncesi davranış testleri yapıldı ve ardından intraserabroventriküler yolla beyin içi uygulamalar yapılarak otizm oluşması için beklendi. Otizm sonrası borik asit ve risperidon uygulamaları 28 gün süre ile uygulandı ve ardından davranış testleri tekrar edildi. Çalışmanın son günü ratlar anestezi altında ötenazi yapılarak beyin dokusu örnekleri alındı. Beynin sol hipokampüsünde BDNF, proinflamatuvar sitokinler (TNF-α, IL-1β, IL-6), sağ hipokampüs ve serebellumda histopatolojik analizler yapıldı. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında deneysel otizm oluşturulan gruplarda davranış testlerinden öğrenme ve direk sosyal etkileşim becerilerinin bozulduğu tespit edildi (p<0.05). Tedavi amaçlı 4 ve 16 mg/kg dozunda bor uygulanan gruplarda otizmin neden olduğu davranış bozukluklarının sadece 4 mg/kg dozunda bor uygulanan grupta daha pozitif yönde iyileşmeler olduğu belirlendi. Beyin dokusu BDNF düzeylerinin kontrol ve deneme grupları arasında istatistiksel bir farklılık belirlenmedi (p>0.05). Proinflamatuvar sitokinlerden TNF-α, IL-6 ve IL-1β düzeylerinde kontrol grubuna göre otizm grubunda artışlar görülürken bor tedavilerinin bu parametreleri iyileştirdiği görüldü (p<0.05). Serebellum purkinje hücre sayılarının kontrol grubuna göre otizm grubunda azaldığı (p<0.05), serebellum ve hipokampüste mikroglia (CD11b) ve astrosit (GFAP) aktivasyonunun ise otizm grubunda arttığı belirlendi (p<0.05). Sonuç olarak bu çalışmada, deneysel OSB modellemesinde öğrenme ve sosyal etkileşim gibi davranış bozuklukları, beyin dokusu biyokimyasal parametreler ve histopatolojik analizler sonucunda 4 mg/kg dozunda bor tedavisinin referans ilaç olan risperidona kıyasla daha olumlu iyileşmeler sağladığı belirlendi.

BorDavranış bozukluklarıHayvan deneyleri+7
Nur Akman Alacabey
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Okul öncesi yıkıcı davranışların çok boyutlu değerlendirilmesi ölçeğinin Türkçe geçerlilik güvenilirlik çalışması

Yıkıcı davranışlar, tek bir semptom yerine bir semptom kümesi olarak tanımlanır. Bu belirtiler sinirlilik, karşı gelme, öfke nöbetleri ve saldırganlığı içerir. Yıkıcı Bozukluklar, Dürtü Kontrolü ve Davranış Bozuklukları hakkındaki DSM bölümü, çeşitli bozuklukları (Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğu, Davranış Bozukluğu, Aralıklı Patlayıcı Bozukluk, Piromani ve Kleptomani gibi) tek bir kategoride bir araya getirir. Yıkıcı davranışlar, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Depresyon, Yıkıcı Duygudurum Düzenleyememe Bozukluğu, Bipolar Bozukluk gibi çok çeşitli hastalıklarda da ortaya çıkabilir. Yıkıcı davranışlar genellikle erken çocukluk döneminde ortaya çıkar ve bunu bu dönemin normatif davranışından ayırmak önemlidir. Yıkıcı davranışlar erken çocukluk döneminde çok yaygın olmasına rağmen, bu alandaki çalışma sayısı sınırlıdır ve ülkemizde erken çocukluk döneminde yıkıcı davranışları ölçen bir ölçek yoktur. Bu boşluğu doldurmak için çocuklarda Yıkıcı Davranışların Çok Boyutlu Değerlendirilmesi Ölçeğini (YDÇBDÖ) Türkçeye uyarlamayı YDÇBDÖ'nin, geçerliliğini ve güvenilirliğini belirlemeyi amaçladık. Araştırmanın örneklemini 2019-2020 öğretim yılında anaokullarında okuyan 1103 öğrenci ve velileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örnekleminin alındığı 50 anaokulu Bursa'nın 3 merkez bölgesinden seçilmiştir. Çalışmamızda ölçeğimizin geçerliliği için kullanılan diğer araç Erken Çocukluk Envanteri-4'tür. Okul öncesi çocuklarında Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Davranış Bozukluğu, Depresyon ve yıkıcı davranış ile ilişkili Anksiyete Bozuklukları gibi birçok bozukluğu ölçtüğü için tercih edilmiştir. Ölçeğin iç tutarlılığını ve test-tekrar test güvenirliğini değerlendirdik ve YDÇBDÖ'nin Türk çocukları için güvenilir bir ölçek olduğu gözlenmiştir (Cronbach alpha .983). Sonuç olarak, YDÇBDÖ Türkiye'de çocukların yıkıcı davranışlarını değerlendirmek için uygun bir ölçektir. Ayrıca çalışmamız, erken çocukluk döneminde yıkıcı davranışlarla çalışan klinisyenler ve araştırmacılar için güvenilir bir ölçek sunmaktadır.

BursaDavranış bozukluklarıGüvenilirlik ve geçerlilik+7
Nazmi Akkuzu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

İlköğretim ikinci kademe öğrencilerinde akran zorbalığı ve eşlik eden duygusal davranışsal sorunlar; Bursa ili örneklemi

Akran zorbalığı (AZ) "bir ya da daha fazla öğrencinin bir başka öğrenciye sürekli olarak olumsuz eylemlerde bulunması" şeklinde tanımlanmaktadır. Bir eylemin zorbalık olarak nitelendirilebilmesi için: kasıtlı olması ve zarar verme amacı gütmesi, tekrarlayıcı nitelikte olması, zorba ve kurban arasında güç eşitsizliği olması gerekmektedir. AZ'na maruz kalan ve zorbalık yapan çocuklarda depresyon, psikiyatrik problemler, ebeveynlerle ve arkadaşlarla ilişkide sorunlar daha sık görülmektedir. Bununla birlikte AZ'nın çocuk ve gençlerin aile tutumları ile ilişkisi de bildirilmiştir. Ülkemizde bu konuya ait çok az veri vardır. Bu araştırmanın amacı Bursa İli ilköğretim 5. 6. 7. ve 8. sınıf öğrencilerinde akran zorbalığı sıklığının araştırılması ve eşlik eden faktörlerin çok boyutlu olarak saptanmasıdır. Araştırmanın uzun erimli amacı AZ hususunda, koruyucu program geliştirmek için bir ön çalışma yapmaktır. Çalışmanın örneklemi 5, 6, 7 ve 8. sınıfta okuyan öğrenciler oluşturmuştur ve öğrenciler kurban, zorba, zorba/kurban ve AZ'na katılmayan olarak 4 gruba ayrılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak; araştırmacılar tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu, "Olweus Öğrenciler İçin Akran Zorbalığı Anketi", "Güçler Ve Güçlükler Anketi" ve "Kısaltılmış Duygu Dışavurum Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde IBM SPSS Statistics Version22.0 kullanıldı. Araştırmanın örneklemi 431 kız, 425 erkek öğrenci tarafından oluşturmaktadır. Çalışma grupları ölçek alt boyutları açısından karşılaştırıldığında davranış problemleri ve duygusal problemler hem zorba hem de kurban olan grupta anlamlı olarak yüksekken, prososyal davranışlar bu iki grupta da anlamlı olarak az bulunmuştur. Bununla birlikte kurban ya da zorba olan ergenlerin olmayan akranlarına göre istatistiksel anlamlı olarak ailelerinin duysal olarak daha az destekleyici ve müdahaleci algıladıkları izlenmiştir. Gruplar arasında dikkat eksikliği, akran problemleri ve ailenin sinirli algılanması açısından fark saptanmamıştır. Aile ikliminin müdahaleci (p=0,005) olarak algılanmasının 1,042 kat ve duygusal sorunlar (p=0,002) yaşamanın 1,161 kat, akranlarla sorun (p=0,040) yaşamak 1,147 kat kurban olmayı artırmaktadır. Davranış sorunları yaşamak (p=0,043) 1,330 kat zorba olmayı artırmaktadır. Müdahalecilik (p<0,001) 1,075 kat, duygusal destek yokluğu (p=0,044) 1,030 kat, duygusal sorunlar (p<0,001) 1,301 kat, akran sorunları (p=0,027) 1,268 kat zorbakurban olmayı artırmaktadır. Prososyal davranışların (p=0,027) artması zorba-kurban olmayı 1,219 kat azaltmaktadır. Çalışmamızda algılanan aile ikliminin ve psikopatolojinin akran zorbalığı üzerine etkisi incelenmiştir. Bu etki, aile ikliminin psikopatoloji etiyolojisindeki yeri düşünüldüğünde, psikopatolojiler aracılığıyla oluşabileceği düşünülmüştür. Bulgular aile ikliminin, AZ'daki önemini göstermektedir. Bu nedenle akran zorbalığının azaltılmasında bireylerin ruh sağlığını koruyucu ve tedavi edici müdahalelerin yapılması, hali hazırda var olan okul temelli koruyucu yöntemlerin yanı sıra aile temelli koruyucu yöntemlerinde geliştirilmesi gerekliliği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Akran zorbalığı, duygu dışavurumu, psikopatoloji, ergen, aile.

AileAkran zorbalığıBursa+6
Neslişah Gür
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İlköğretim 5. 6. ve 7. sınıflarda görülen duygusal ve davranışsal sorunların bazı değişkenler açısından incelenmesi (Adana ili Merkez örneği)

ÖZET İLKÖĞRETİM 5.,6. VE 7. SINIFLARDA GÖRÜLEN DUYGUSAL VE DAVRANIŞSAL SORUNLARIN BAZI DEĞİŞKENLER AÇISINDAN İNCELENMESİ (ADANA İLİ MERKEZ ÖRNEĞİ) Ferah ÇEKİCİ Yüksek Lisans Tezi, Eğitim Bilimleri Bölümü Danışman: Doç.Dr. S.Sonay GÜÇRAY Ocak, 2003, 85sayfa Bu çalışmada 11-14 yaşlan arasında olan öğrencilerin duygusal ve davranışsal sorunlarını belirlemede öğrencilerin kendilerini değerlendirmeleri ile öğretmenlerin öğrencileri değerlendirmeleri açısından yaş, sosyoekonomik düzey ve cinsiyete göre gruplar arasında farklılaşma olup olmadığını belirlemek amaçlanmıştır. Ayrıca, öğrenci değerlendirmeleri ile öğretmen değerlendirmeleri arasında görüş birliği olup olmadığı da araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemini 2001-2002 eğitim ve öğretim yılında Adana ili merkez ilçelerinde (Yüreğir ve Seyhan) ilköğretim 5.,6. ve 7. sınıfa devam etmekte olan dokuz okuldan toplam 767 öğrenci ve bu öğrencilerin sınıf rehber öğretmenleri olan 27 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmada, gençlerin duygusal ve davranışsal sorunlarını belirlemek için 11-18 Yaş Grubu Gençler İçin Kendini Değerlendirme Ölçeği (YSR) öğretmenlerin öğrencilerine ilişkin duygusal ve davranışsal sorunlarını ölçmeleri için ise Çocuk ve Ergenlerde Davranış Değerlendirme Ölçeği Öğretmen Bilgi Formu (TRF) kullanılmıştır. Ayrıca, araştırmanın amaçlan doğrultusunda araştırmacının kendisi tarafından Öğrenci Kişisel Bilgi Formu hazırlanırken, sosyo-ekonomik düzeyleri belirlemek amacıyla Bacanlı (1997) tarafından geliştirilen Sosyo-ekonomik Düzey Belirleme Ölçeği, araştırmanın amaçlan gözönüne alınarak değişikliğe uğratılarak kullanılmıştır.Araştırma sonucunda, hem öğretmenler hem de öğrenciler erkeklerde dışsallaştırma sorunlarının, kızlarda ise içselleştirme sorunlarının daha fazla görüldüğü sonucuna varmışlardır. Ayrıca alt sosyoekonomik düzeyden olan öğrencilerin, diğer sosyoekonomik düzeyden olan öğrencilere göre daha fazla problem davranış gösterdikleri öğretmenler ve öğrenciler tarafindan ifade edilmektedir. İçselleştirme, Dışsallaştırma ve Toplam Problem davranışlar yönünden, öğretmen ve öğrenci değerlendirmeleri karşılaştırıldığında ise, öğrencilerin öğretmenlerine kıyasla kendilerinde daha fazla sorun davranış ifade etmişlerdir. Anahtar Kelimeler: içselleştirme sorunları, dışsallaştırma sorunları, 11- 14 yaş grubu öğrenciler

Davranış bozukluklarıDuygusal sorunlarDışsallaştırma+2
Ferah Çekici
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2003
00

İlgili konular