Earthquake
218 theses under this subject heading
Deprem bölgesinde yaşayan hipertansiyon hastalarının depremden sonra tedaviye uyumlarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırmanın amacı Şubat 2023 depremlerinden sonra hipertansiyon hastalarının tedavi uyum düzeyleri ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesidir. Materyal ve metot: Tanımlayıcı şekilde yapılan araştırmanın evrenini Malatya Battalgazi Devlet Hastanesi Dâhiliye polikliniği ve acil servisine 1 Mart-15 Nisan 2024 tarihlerinde başvuran hipertansiyon hastaları oluşturmuştur. Örnekleme araştırmaya dahil olma kriterlerini sağlayan 372 hasta alınmıştır. Veriler Hasta Bilgi Formu ve Hipertansif Bireylerin Tedaviye Uyumu ve Yaşam Değişikliği Başarısını Değerlendirme Ölçeği kullanılmış ve yüz yüze görüşmeyle toplanmıştır. Bilgilerin analiz edilmesinde SPSS 22.0 programı kullanılmıştır. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 62.36±10.03 olup %61.3'ü kadındır. Hastaların Medikal Tedaviye Uyum alt boyut puanı 25.67±3.50, Hipertansif Bireylerin Tedaviye Uyum ve Yaşam Değişikliği Başarısını Değerlendirme Ölçeği total sayı ortalaması 69.62±6.70 dir. Kadınların, çocuk sayısı fazla olanların, okuryazar olmayanların, ev hanımlarının, geliri giderinden az olanların, kontrollerini sadece yılda bir kez yaptıranların tedavi uyumu ve yaşam değişikliği başarısı puanları daha düşük bulunmuştur. Çocuk sayısı, beden kütle indeksi, sistolik kan basıncı, son 6 ay içinde HT nedeniyle acile başvuru sayısı ile uyum ve yaşam değişikliği başarısı puanları arasında negatif yönlü, hastalık süresi arasında pozitif yönlü düşük seviyeli ilişki bulunmuştur. Sonuç: Deprem sonrası tedaviye uyumu etkileyebilecek yaşam koşullarına ilişkin olumsuzlukların halen devam etmekte olduğu bölgede ikamet eden HT hastalarının tedaviye uyumları genel olarak iyi bulunmuştur. Bununla birlikte; kadınlar, çocuk sayısı fazla olanlar, okuryazar olmayanlar, ev hanımları, geliri giderinden az olanlar, kontrolleri düzenli olmayanların, uyum ve yaşam değişikliği başarısı puanları düşük bulunduğundan bu guruplar başta olmak üzere hipertansiyon hastalarında hem tedaviye uyumu hem de yaşam değişikliği başarısını artıracak çalışmalar planlanmalıdır. Araştırmacılar farkındalığı, uyumu, bilgi düzeyini, tutum ve davranış değişikliği oluşturacak sağlık inancını olumlu etkileyecek çalışmalar yaparak tedavi uyumu ve yaşam değişikliği başarısını yükseltebilir. Anahtar Kelimeler: Deprem, Hipertansiyon, Tedaviye uyum, Yaşam Değişikliği Başarısı
XVIII. yüzyılın ikinci yarısında Marmara Bölgesinde depremler
Marmara Bölgesi'nde aktif olan Kuzey Anadolu Fay Hattı, Marmara Denizi'ne ulaşmadan önce üç kola ayrılarak bölgede büyük, sığ ve yıkıcı depremlere neden olmaktadır. Marmara Bölgesi'nde XVIII. yüzyılın ikinci yarısında çok sayıda deprem meydana geldiği, bunlardan bazılarının ağır hasarlara ve can kayıplarına neden olduğu bilinmektedir. Bu dönemde bölgede meydana gelen özellikle 1752 Trakya, 1754 Marmara ve 1766 İstanbul depremleri bölgede ağır yıkımlara neden olmuşlardır. 30 Temmuz 1752 Trakya depreminde en ağır hasar Edirne ve çevresinde meydana gelmiş, yüzden fazla kişi hayatını kaybetmiştir. 2 Eylül 1754 tarihinde İzmit Körfezi'nde meydana gelen deprem, bölgede ağır hasarlara yol açmıştır. Depremdeki can kaybı konusunda net bir bilgi olmamakla beraber elli, altmış ve sekiz yüz rakamlarını aktaran bazı kaynaklar bulunmaktadır. XVIII. yüzyılın ikinci yarısında yaşanan en şiddetli depremler ise 1766 yılında iki buçuk ay arayla meydana gelen 22/23 Mayıs ve 5 Ağustos İstanbul depremleridir. Bu depremlerin ilki en ağır hasarı İstanbul'da yaratmış ve 4.000-5.000 kişinin hayatını kaybetmesine neden olmuştur. İkincisi ise özellikle Tekirdağ-Mürefte arasındaki alanda ağır hasara ve çok sayıda kişinin hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Bu depremden sonra özellikle Samatya, Galata, Gelibolu, İzmit, Yalova, Midilli, Edirne, Çanakkale, Kadıköy, Gaziköy, Hoşköy ve Söğüt'te ağır hasar kaydedilmiştir. Ayrıca İstanbul'da mayıs ayındaki depremde hasar görmüş olan taş yapılar bu ikinci depremde ya tamamen yıkılmış ya da ağır hasar görmüştür.
Deprem sonrası dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu belirtileri ile sosyal medya bağımlılığının ilişkisi
Amaç: Sosyal medya bağımlılığı, kişinin sürekli olarak sosyal medya platformlarını kullanma ihtiyacını yaratmasına ve kullanma süresinin artmasına neden olmaktadır. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu belirtileri olan kişiler; huzursuzluklarını, gergin düşünce ve davranışlarını dengelemek ve sakinleştirmek amacıyla madde veya davranışlara bağımlı hale gelebilirler. Bu nedenle, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu belirtilerinin, sosyal medya bağımlılık düzeylerini artırabilecek bir risk faktörü olabileceği düşünülmüştür. Bu çalışma, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ve sosyal medya bağımlılık düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmamız deprem felaketinin sonrasında yapılacağı için, çalışmamızın ikinci amacı dikkat eksikliği ve sosyal medya kullanımının depremdeki kayıplar ve/veya travmatik yaşantılarla ilişkisini gözden geçirmektir. Gereç ve yöntem: Laçin Aile Sağlığı Merkezinde kesitsel araştırma olarak yürütülen çalışmaya 18-60 yaş arası, okur-yazar, gönüllü 214 kişi katılmıştır. Çalışmayı sürdüremeyecek kadar ileri seviye bilişsel kaybı, mental ya da fiziksel kısıtlılığı olanlar dışlanmıştır. Katılımcılar Aile Sağlığı Merkezinde özel olarak hazırlanmış bir ortamda; sosyodemografik veri formu, Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği ve Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği-Yetişkin Formu ölçeklerini doldurdu. Bulgular: Katılımcıların %45,8'ini kadınlar, %54,2'sini erkekler oluşturmaktadır. Katılımcıların ortalama yaşı 39,5±11,5 yıl olup, yaşları 18-60 aralığındadır. %65,4'ü evli olup eğitim düzeylerinin dağılımında üniversite mezunu olanlar daha yüksek saptandı ve %45,8 oranındadırlar. Meslek dağılımları açısından serbest meslek en sık grup iken (%37,9), bunu memur grubu (%25,2) ve ev hanımları grubu (%15,4) izledi. Deprem nedeniyle bir yakının kaybeden katılımcılarda sanal iletişim puanı ve ortanca toplam puanı daha düşük saptandı (p=0,031). Tüm katılımcılarda, Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği ve Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği-Yetişkin Formu ölçeklerinin toplam puanları ve alt ölçeklerinin puanları arasında pozitif korelasyon saptandı. Sonuçlar: Çalışmada Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu belirtileri ve sosyal medya bağımlılığı ilişkili bulunmuştur. Deprem felaketinin etkileri göz önüne alınarak yapılan bu çalışma, gerek koruyucu sağlık hizmetleri gerekse tedavi edici hizmetlerde etkin stratejilerin geliştirilmesinde ve toplumun daha sağlıklı yaşam sürmesinde yol gösterici olacaktır. Anahtar kelimeler: Deprem, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Sosyal Medya Bağımlılığı
Deprem sonrası post travmatik stres bozukluğu belirtileri ile nomofobi ilişkisi
Amaç: Cep telefonları, insanların birbirleri ile iletişim kurmasını ve güncel haberleri takip etmeyi sağlayan en önemli araçlardan biridir. Teknolojik gelişmeler nedeniyle telefonların fazla kullanımı beraberinde bazı biyopsikososyal sorunlar da getirmiştir. Cep telefonundan ayrı kalma korkusu olarak da tanımlanan nomofobi de bunlardan birisidir. Travma sonrası stres bozukluğu belirtileri yaşayan kişiler huzursuzluk, irritabilite ve anksiyete semptomları gösterebilirler. Travmaya maruz kalmış kişilerin, ihtiyaç duyduklarında telefonla iletişim kurma ve erişilebilir olma isteği ve ihtiyacının daha fazla olabileceği düşünülmektedir. Bu nedenle, travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin nomofobi düzeylerini artırabilecek bir risk faktörü olduğu düşünülmüştür. Bu çalışma, travma sonrası stres bozukluğu belirtileri ile nomofobi arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışma kapsamında 25.04.2023-25.06.2023 tarihleri arasında Ekin Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran, 18-65 yaş arası, okur-yazar, gönüllü 329 kişi çalışmaya katılmıştır. Çalışmayı sürdüremeyecek seviyede bişilsel işlev kaybı olanlar ve mental ya da fiziksel kısıtlılığı olan kişiler dışlanmıştır. Katılımcılar sosyodemografik veri formu, Türkçe Nomofobi Ölçeği ve DSM-5 için Travma Sonrası Kontrol Listesi (PCL-5) ölçeklerini doldurdu. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 39,52±11,72 yıl olup, kadınların oranı % 52,6 erkeklerin oranı % 47,4 olarak gerçekleşmiştir.Çalışmamızda nomofobi ölçeğinden alınan puanlar incelendiğinde 2 katılımcıda (%0,6) nomofobi olmadığı, 128 katılımcıda (%39,02) hafif düzeyde, 141 katılımcıda (%42,98) orta düzeyde, ve 58 katılımcıda (17,68) aşırı düzeyde nomofobi olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların PCL-5 puanı ortalaması 2,98 olup katılımcılarda orta düzeyde bir stres bozukluğu gözlenmiştir. Katılımcılarda nomofobi ve PCL-5 puanları arasında orta düzeyde pozitif korelasyon bulunmuştur. Sonuçlar: Bu çalışma deprem sonrası travma sonrası stres bozukluğu ve nomofobi arasındaki ilişkiyi incelemiş ve bulgular travma sonrası stres bozukluğu semptomlarının nomofobi düzeyini artırabileceğini göstermiştir. Bu kapsamda, bu iki önemli konuyu anlamak ve çözümlemek için gelecekteki çalışma ve politika önerilerinin daha kapsamlı olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Deprem, Nomofobi, Travma Sonrası Stres Bozukluğu
Mekanik tesisatlarda deprem güvenliğinin araştırılması
Tesisatlar, bir binadaki taşıyıcı sistemden (kolonlar, kirişler, perde duvarlar vs) ve diğer yapısal bileşenlerden farklı olarak, yapısal olmayan bileşenler grubuna girerler. Deprem yükü altında hareket eden yapısal olmayan bileşenler, gerek kendilerine gerekse çevrelerinde bulunan diğer bileşenlere zarar verebilirler. Bundan dolayı tesisatların deprem güvenliğinin sağlanması, olmazsa olmaz bir koşuldur. Bu çalışmada, çeşitli tesisat ekipmanları için sismik koruma yöntemlerinden bahsedilerek, projelendirme ve uygulama esaslarına değinilmiştir. Bir binadaki yapısal olmayan elemanların, deprem sırasında meydana gelecek kuvvetler dikkate alınarak binaya güvenli bir şekilde, doğru bağlantılar ve elemanlar ile sabitlenmesi sağlanarak oluşabilecek hasarlar azaltılabilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta kazan, soğutma grubu, jeneratör, klima santrali, yangın söndürme boruları, elektrik kablolarının geçtiği tavalar gibi tesisat elemanlarının her birinin deprem davranışı ve bağlantının yapıldığı elemanın özelliklerine dikkat edilerek sabitlemenin yapılmasıdır. Binaya ait ısıtma, soğutma ve havalandırma sistemleri, yangın söndürme sistemleri, elektrik sistemleri, jeneratörler, kazanlar gibi bazı yapısal olmayan elemanların, binanın kullanımı esnasında bulunacakları yerlerin, binanın tasarımı aşamasında belirlenmelidir. Bu elemanların deprem güvenliğinin sağlanması için henüz binanın yapımı aşamasında bu bölgelerde uygulanacak sabitleme yöntemine uygun boyutlarda ve niteliklerde yapılması yararlı olacaktır. Böylece söz konusu tesisat elemanının deprem güvenliğinin sağlanması daha kolay ve doğru bir şekilde yapılmış olacaktır. Anahtar kelimeler: Deprem, sismik koruma, titreşim, mekanik tesisat
İlköğretim okul müdürlerinin deprem ile ilgili kriz yönetimine ilişkin yeterlikleri
Çagın gereklerine uyum saglayabilecek okulların olusturulması belirli yeterlilikleri kazanmıs ve gelismeye sürekli açık okul yöneticileri sayesinde gerçeklesebilecektir. Türkiye gibi deprem kusagında yer alan ülkelerin yöneticileri, bir yandan 21. yüzyılın egitim sistemine uyum saglamaya çalısırken bir yandan da okullarını daha güvenli hale getirebilmek için çalısmak zorundadırlar. Okulların depreme hazırlıklı olmalarında, okul yöneticilerinin kriz yönetimine proaktif yaklasmaları; kriz yönetimi sürecinde planlama, örgütleme, iletisim, koordinasyon yeterliklerine sahip olması gerekmektedir. Bu arastırmanın genel amacı; okul müdürlerinin kriz yönetiminde planlama, örgütleme, koordinasyon, iletisim yeterliklerini demografik degiskenlere göre incelemektir. Arastırmada tarama modeli kullanılmıstır, veri toplamak için bir anket ve bir ölçekten faydalanılmıstır. lgili literatür tarandıktan sonra, arastırmanın anket ve ölçegi, arastırmacı tarafından gelistirilmistir. Veri toplama aracı, stanbul'da resmî lkögretim okullarında görevli olan 277 okul yöneticisine, 1894 ögretmene uygulanmıstır. Arastırmadan elde edilen veriler, aritmetik ortalama, standart sapma, Anova, Pearson Korelasyon Katsayısı gibi teknikler kullanılarak analiz edilmistir. Arastırma verilerine göre okul yöneticilerinin yönetim süreçlerinden planlama, örgütleme, iletisim ve koordinasyon boyutlarında kendilerini ögretmenlerin degerlendirmesine göre, daha yeterli görmektedirler (N=277; x:17,83; S:5,93). Arastırmaya katılan yöneticilerin yönetim süreçlerinden planlama, örgütleme, iletisim, ve koordinasyon boyutlarında yeterliligi cinsiyet degiskenine göre incelendiginde, bayan yönetici ile erkek yönetici arasında anlamlı bir farklılıgın olmadıgı görülmüstür ( t = -0,111; p>.05). Arastırmaya katılan egitim enstitüsü veya ön lisans mezunu olan yöneticilerin planlama, örgütleme, koordinasyon iletisim, süreçlerinde kendilerini diger ögrenim gruplarına göre daha yeterli gördükleri bulunmustur. 21 ve üstü kıdemi olan ögretmenlerin, okul yöneticilerini planlama, örgütleme, koordinasyon, iletisim ve boyutlarında yeterli algıladıkları görülmüstür.
Ön üretimli iskelet sistemlerin dünyadaki gelişimi ve depreme dayanıklı tasarım yaklaşımları
Ön üretimli elemanlar ile inşa edilmiş yapılar, İkinci Dünya Savaşından sonra özellikle Doğu Avrupa ülkeleri, Japonya, ABD ve SSCB'de yaygın olarak kullanılmaya başlamıştır. Söz konusu yapılar, tümü veya bir bölümü sismik açıdan aktif bu ülkelerde meydana gelen depremlerden, değişik seviyelerde etkilenmiştir. Depremlerden elde edilen deneyimler, bu yapılarda en kritik noktaların birleşim bölgeleri olduğunu göstermiştir. Ön üretimli sistemlerin depreme dayanıklı olması, büyük ölçüde birleşim bölgelerinin depreme dayanıklı olmasına bağlıdır. Northridge ve Kobe depremlerinde oluşan hasarlar, özellikle sismik açıdan aktif bölgelerdeki taşıcı sistem tasarımında yapısal bütünlüğün sağlanmasının ne denli önemli olduğunu ortaya koymuştur.Bu tez çalışmasının çıkış noktası ağırlıklı olarak, ülkemizde ve dünyada daha fazla uygulama alanı bulan, ön üretimli iskelet sistemlerin; gelişimi, mevcut durumu ve düğüm noktalarının deprem dayanımının arttırılması üzerine son dönemdeki geliştirme çalışmaları üzerine odaklanmıştır. 1990'lardan başlayarak ön üretimli iskelet sistemlerde; sismik performansı yüksek, moment aktaran birleşimlerin geliştirilmesi üzerine yoğun deneysel araştırmalar yapılmıştır. Burada temel amaç, yerinde dökme betonarme sistemlere benzer enerji yutma kapasitesi sağlamak, bunun yanısıra çok daha az hasar gören ve kolaylıkla onarılabilen birleşimler yaratmaktır. Ön üretimli iskelet sistem elemanlarının birleşimlerinin sabit, hareketli yükler ve deprem yükleri altında moment aktarma kapasitesini arttırmak için ard-germe donatısı ile doğal sertlikte donatı çeliğinin bir arada kullanıldığı karma birleşimler geliştirilmiştir. Bu birleşimlerde ard germe donatısı sabit, hareketli yükler ve deprem yüklerine karşı doğrusal elastik bölgede kalarak kayma dayanımı sağlarken, doğal sertlikte donatı çeliği de akarak sistemin enerji yutma kapasitesini arttırmaktadır. Kiriş-kolon birleşim deneylerinden elde edilen sonuçlar, deprem performansı yetersiz olan ön üretimli beton paneller ile üretilen perde duvarlara da ışık tutmuş, benzer özellikte ard-germeli ön üretimli perde duvarların geliştirme çalışmaları başlamıştır.Bu çalışmanın ikinci bölümünde ön üretimli sistemlerin tarihsel gelişimi, sismik açıdan aktif bölgelerdeki uygulamaları incelenmiştir.Üçüncü bölümde depreme dayanıklı ön üretimli iskelet sistem tasarımı ve geçmişteki büyük depremlerde ortaya çıkan hasarlar resimlerle desteklenerek açıklanmıştır.Ön üretimli iskelet sistemlerde uygulanan birleşim detayları ile bu detayların olumlu ve olumsuz özellikleri Dördüncü Bölümün konusunu oluşturmuştur.Ard-germe yöntemi ile birleştirilen ön üretimli iskelet sistem elemanlarının sismik etkiler altındaki davranışı Beşinci Bölüm'de incelenmiştir. Bu bölümde son dönemde depreme dayanıklı ön üretimli iskelet sistem tasarımı için geliştirilen ard-germeli karma birleşim yönteminin deney süreci ve geliştirilen birleşim tiplerinin tersinir yükler altındaki performansları yerinde dökme betonarme sistemlerle karşılaştırılarak incelenmiştir.Sonuç bölümünde ise, mevcut ve son dönemde geliştirilen ön üretimli iskelet sistemlerin deprem etkisi altındaki davranışlarının değerlendirmesi yapılmıştır.Anahtar kelimeler: Ön üretim, moment aktaran iskelet sistem, ard-germe, karma birleşim, deprem
Marmara Depremi sonrası konut üretimi organizasyonu ve Kocaeli - Bahçecik örneği
Ülkemizde doğal afetlerle çok sık karşılaşılmakta ve sonucunda yüksek bedeller ödenmektedir. Gerekli yasal, idari ve teknik koşulların yeterince sağlanmaması ve bilinç eksikliği, afet zararlarını daha da arttırmaktadır. Afet sonrasında ortaya çıkan en önemli sorunlardan biri de, barınma sorunudur. Barınma sorunu, sadece konut projelerinin yapımı ile çözülememektedir. Amaç, toplumsal ihtiyaçlara cevap veren bir yerleşim birimi yaratmaktır. Nitelikli konut ve yerleşim birimlerinin oluşumu ise, bu süreçte yeralan katılımcıların koordinasyonuna bağlıdır.. Bu çalışmada, afet sonrası yapılan kalıcı konut uygulamaları ve yapılan bu çalışmaların toplu konut modeline uygunluğu incelenmiştir. Birinci bölümde; çalışmanın amacına ve kapsamına yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde; afet ve afet sonrası barınma sorununa yaklaşımlar ve yaklaşım aşamaları irdelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde; 17 Ağustos 1999 depreminden sonra ortaya çıkan konut sorunu, konut sorununa çadır, prefabrik konut ve kalıcı konut uygulamalarıyla çözüm bulma girişimleri yeralmaktadır. Çalışmanın dördüncü bölümünde; kalıcı konutların yapımında görev alan kuruluşlar, müşavirlik- mühendislik- kontrollük hizmetlerini yürüten firmalar ve müteahhitlerin bu aşamalarda nasıl bir görev aldıklarına değinilmiştir. Konutların yapımını üstlenen kuruluşların verdikleri bilgilere göre, konutların özelliklerine, ilgili teknik şartname ve mahal listelerine yer verilmiştir. Çalışmanın beşinci bölümünde; kalıcı konutların yapımına karar verilmesinden bugüne kadar yaşanan idari, yasal, teknik ve sosyal sorunlara değinilmiştir. Çalışmanın altıncı bölümünde; konutların teslimine başlanacak olan bir kalıcı konut bölgesi örnek olarak seçilmiştir. Örnek bölgedeki; konut tiplerinin ve yerleşiminin, toplu konut ölçeğine uygunluğu çeşitli açılardan incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise; afet sonrası konut sorunu ve çözümü için varılan sonuç ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Deprem, afet, konut, toplu konut, organizasyon. Vli
Deprem sonrası geçici barınmada dönüştürülebilir parkların kullanılması
Geçmişten günümüze kadar tekrarlayan depremlerden etkilenen ve birçok alanı aktif faylar üzerinde yer alan Türkiye, deprem esnasında doğal ve insani hatalardan kaynaklanan nedenlerden can ve mal kayıpları yaşamıştır. Deprem sonrasında barınma ve güvenliklerini sağlamak için kişiler içgüdüsel olarak kamusal açık ve yeşil alanlara gitmiş, bu alanları toplanma ve barınma alanı olarak kullanmışlardır. Olası bir deprem durumunda açık ve yeşil alanların güvenlik, toplanma, barınma, acil yardım vb. açılardan ihtiyaca cevap verecek nitelikte olması gerekmektedir. Bu çalışmada deprem riski taşıyan şehirlerden biri olan Çankırı için olası bir deprem sonrasında toplanma ve geçici barınmaya imkan verebilecek 'Dönüştürülebilir deprem parkı' deprem öncesinde rekreasyon parkı olarak, deprem sonrasında afet parkı olarak kullanılabilecek park tasarlanması için önerilerde bulunulmuş ve örnek bir proje tasarlanmıştır.
Türkiyede şiddetli depremlerin mühendislik yaspılarında oluşturduğu hasarın nedenlerinin araştırılması ve sınıflandırılması
ÖZET Türkiye yeryüzündeki önemli deprem kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya deprem kuşağı üzerinde bulunmaktadır. Türkiye ve çevresi bu kuşağın en canlı kesitini oluşturmaktadır. Bugüne kadar ülkemizde pek çok hasar yapan şiddetli depremler olmuş, bunlar önemli can ve mal kayıpları ile sonuçlanmıştır. Bu çalışmada, depremlerin oluşumu, özellikleri ve deprem çeşitleri incelenmiş ve Türkiye'de hasar yapan şiddetli depremler kronolojik sırada verilmiştir. Mevcut kaynaklar taranarak betonarme mühendislik yapılarında deprem hasan sistematik olarak yedi ana başlık ve kendi içerisinde alt bölümlere ayrılarak araştırılmıştır. Betonarme mühendislik yapılarında deprem etkisi ile hasarın oluşma nedenlerinin ana başlıkları şunlardır: 1. Mimari ve taşıyıcı sistem tasarımının deprem etkisine uygun olmamasından, 2. Boyut ve donatı yetersizliği, donatı detaylandırma kusurları, 3. Denetimsizlik ve kötü malzeme kullanımı, 4. Zemin koşullarının deprem hasarına etkisi, 5. Yapının deprem yönetmeliği hiç olmadığı bir dönemde ya da yeterli deprem güvenliği sağlamayan eski tarihli bir yönetmeliğe göre yapılması, 6. Yapının hesap ve detaylandırılmasında tüm yönetmeliklere uyulmasına rağmen meydana gelen hasarlar, 7. Taşıyıcı olmayan kısımlardaki hasarlar, Böylece yapıda ve yapı elemanında görülen hasarın hangi nedenle oluştuğu açıklığa kavuşturulmuştur. Projesi ve uygulaması yapılan ve yapılacak olan yapılarda, can ve mal kaybının en aza indirilmesi amaçlanmıştır. Ülkemizde deprem yükleri altında en fazla hasar zemin katın açık çerçeve olarak bırakılması sonucu yumuşak kat oluşumu ile ortaya çıkmaktadır. Yine mimari kullanım nedeniyle, kuvvetli kiriş-zayıf kolon oluşumu, kısa kolon oluşumu ve binalarda burulma etkisinin ortaya çıkmasından kaçınılamamıştır. Çerçeve sistemlerde yatay yük altında en çok zorlanan kesitler birleşim bölgesindeki kiriş ve kolon kesitleridir. Kiriş kolon birleşim bölgelerinde etriye aralıklarının sıklaştırılmasına yeterli özen gösterilememiştir. Boyut ve donatı yetersizliği, donatı detaylandırma kusurlarına dikkat edilmemesine denetimsizlik ve kötü malzeme kullanımı da eklendiğinde kalıcı şekil değiştirmelerin belirli bölgelerde yığılmalarına, erken bölgesel çökmelere ve buna bağlı olarak da genel göçmelere neden olmuştur. vı
Türkiye'de depremler ve sosyo-ekonomik etkileri (1923-1950)
Türkiye'de üç önemli fay hattı bulunmaktadır. Bunlar Doğu Anadolu fay hattı, Batı Anadolu fay hattı ve Kuzey Anadolu fay hattıdır. Tarihsel süreçte bahsi geçen fay hatları birçok deprem üretmiş ve bu depremlerden dolayı yüzbinlerce insan hayatını kaybetmiştir. Kandilli Rasathanesi'nin verilerine göre, Osmanlı Devleti döneminde Anadolu'da meydana gelen büyük depremlerden, 1458 Erzincan-Erzurum depreminde 32000 kişi, 14 Eylül 1509 tarihli İstanbul-Edirne depreminde 13000 kişi, 10 Temmuz 1688'de İzmir'de meydana gelen depremde 15000 kişi, 1822 yılında meydana gelen Hatay depreminde 20000 kişi, 1859 Erzurum depreminde 15000 kişi ve 1912 tarihli Tekirdağ-Mürefte depreminde 5540 kişi hayatını kaybetmiştir. Çalışmamız kapsamında olan 1923-1950 yılları arasındaki depremleri, Atatürk Döneminde meydana gelen depremler (1923-1938) ile İsmet İnönü döneminde meydana gelen depremler (1938-1950) olmak üzere ele aldık. 13 Eylül 1924 tarihinde meydana gelen Erzurum depremi, Cumhuriyet döneminin ilk büyük depremidir. 1928 Torbalı, 1929 Suşehri, 1933 Çivril, 1935 Erdek ve Digor ile 19 Nisan 1938 tarihli Kırşehir depremi, Atatürk döneminde meydan gelen depremlerdir. 22 Eylül 1939 tarihinde meydana gelen Dikili depremi, İsmet İnönü döneminde meydana gelen ilk depremdir. Yaklaşık 33000 kişinin hayatını kaybettiği, 27 Aralık 1939 tarihli Erzincan depremi ise çalışmamız kapsamında ele aldığımız depremler arasında en fazla can ve mal kaybının yaşandığı depremdir. II. Dünya Savaşının henüz başladığı yıllarda meydana gelen Erzincan depreminin hemen ardından, 1940 yılında Yozgat meydana gelen iki deprem, 1941'de Muğla ve Erciş, 1942 yılında sırasıyla Bigadiç, Çorum ve Erbaa depremleri, 1943'de Hendek ve Ladik depremleri, 1944'de Bolu, Gediz ve Ayvalık depremleri ile 1945 yılında meydana gelen Adana depremi, Türkiye'nin savaş yıllarında karşılaştığı büyük doğal afetler arasında yer almaktadır. Muş Varto'da 1946 yılında meydana gelen deprem ile 1949'da gerçekleşen Karaburun ve Bingöl depremleri, İnönü döneminde meydan gelen son depremlerdir. Bu kapsamda çalışmamızda, 1923-1950 yılları arasında meydana gelen bu depremlerin, ortaya çıkardığı hasar, neden olduğu can kayıpları, devletin depremler karşısındaki refleksi, Kızılay'ın çalışmaları, deprem-göç ilişkisi, depremzedelere halkın yardımı, depremlerin insan psikolojisi üzerindeki etkileri ve depremlerin yurtdışındaki yankıları gibi sosyo-ekonomik etkileri üzerinde durulmuştur.
Yüksek yapılarda sismik izolatörün kullanım etkisi incelenmesi
Bu çalışmada yüksek yapılarda sismik izolatör kullanım etkisi incelenmektedir. Farklı yüksekliklere sahip hastane yapıları hem ankastre mesnetli hem de sismik izolatörlü olarak SAP2000 yazılımı ile modellenmiştir ve TBDY2018 yönetmeliğine göre Mod Birleştirme ve zaman tanımı alanında doğrusal olmayan deprem analizi gerçekleştirilmiştir ve sismik izolatörlü yapılarda yükseklik etkisi incelenmiştir. Yüksek yapının taşıyıcı sistemi, yüksek betonarme yapılar deprem yüklerine karşı yüksek dayanımını sağlayacak rijit çekirdek sistemi kullanılmıştır. Perde/boşluklu perde ve betonarme çerçevelerinden oluşan sistem seçilmiştir. Modellenen yapılar 20 metre yüksekliğine sahip 5 katlı yapı, 40 metre yüksekliğine sahip 10 katlı yapı, 72 metre yüksekliğine sahip 18 katlı yapı ve 100 metre yüksekliğine sahip 25 katlı yapıdır, ve böylece 5, 10 katlı yapılar yüksek yapı yönetmeliğine girmemektedir ama bu çalışmada normal yapılar ve sismik izolatörlü yapılar aralarında karşılaştırma yapıldığı için ve izolatör kullanımında yükseklik etkisi incelendiği için bütün yapılarda, modellenen tüm binalarda, aynı deprem analizleri gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada kurşun çekirdekli elastomerik izolatör tipi seçilmiştir. Analiz sonuçları, doğal titreşim periyotlarına, kat arası deplasmanlarına, kolonlarda meydana gelen iç kuvvetlere ve taban kesme/reaksiyon kuvvetlerine göre değerlendirilmiştir.
Sınıf öğretmeni adaylarının afet bilinci algısı ve deprem bilgi düzeyi
Bu araştırmanın amacı, sınıf öğretmeni adaylarının afet bilinci algısı ve deprem bilgi düzeylerini incelemektir. Araştırmada cinsiyet, üniversite, sınıf düzeyi, afet deneyimi, afet eğitimi ve yaşadıkları yer gibi değişkenlerle afet bilinci ile deprem bilgisi arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Araştırma nicel araştırma yaklaşımlarından ilişkisel tarama modeline göre yapılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2018 -2019 eğitim-öğretim yılında Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi ve Amasya Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Temel Eğitim Anabilim Dalı, Sınıf Eğitimi Bilim Dalında öğrenim görmekte olan 552 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak; Kişisel Bilgi Formu, Afet Bilinci Algı Ölçeği ve Deprem Bilgisi Başarı Testi kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde paket veri programı kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda; sınıf öğretmeni adaylarının yüksek düzey afet eğitimi, afet öncesi, yanlış afet ve afet bilinci algısına, orta düzey afet sonrası bilinç algısına sahip oldukları tespit edilmiştir. Afet bilinci algısı ile cinsiyet, sınıf düzeyi, afet deneyimi ve yaşadığı yer değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık olmadığı, ancak öğretmen adaylarının üniversite ve afet eğitimi değişkenleri arasında anlamlı farklılıklar olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Ayrıca sınıf öğretmeni adaylarının; orta düzey deprem bilgisi, deprem öncesi, deprem anı ve genel deprem bilgi düzeyine, düşük düzey deprem sonrası bilgiye sahip oldukları tespit edilmiştir. Deprem bilgisi ile afet deneyimi, afet eğitimi ve yaşadığı yer değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık olmadığı, ancak cinsiyet, üniversite ve sınıf düzeyi değişkenleri arasında anlamlı farklılıklar olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Ayrıca sınıf öğretmeni adaylarının afet bilinci ile deprem bilgisi arasında pozitif yönde ve istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna da ulaşılmıştır.
İzolatörlü ve betonarme perde ile güçlendirilmiş bir yapının deprem etkilerinin karşılaştırılması
Türkiye'nin maruz kaldığı en büyük depremlerden biri olan Kahramanmaraş depremi 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelmiştir. 7.7 Mw büyüklüğündeki bu deprem yüksek oranda Can kaybına ve genel olarak binalarda ve altyapıda ciddi hasarlara neden olmuştur. Bu hasar gören yapılar arasında, bölgede bulunan okullar da yer almaktadır. Deprem sonucunda pek çok okul binası hasar almıştır. Bu çalışmada Hatay ilinde ağır hasar gören bir okul binasının performans analizi yapılmıştır. Analiz kapsamında yapı SAP2000 yazılımı kullanılarak modellenmiş ve zaman tanım alanında doğrusal olmayan analiz gerçekleştirilmiştir. Binanın performans analizi güçlendirilmemiş model, mevcut güçlendirme perdesi modeli, perde eklenerek güçlendirilmiş model ve sismik izolatör kullanılan model olmak üzere dört farklı durumda gerçekleştirilmiştir. Performans analizi sonuçları, Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği'ne göre, gerçek deprem kayıtları yapıya uygulandığında, hem güçlendirilmemiş modelin hem de mevcut güçlendirme perdesi modelinin çökmeye maruz kaldığı, perde duvar eklenerek güçlendirilen modelin ise hasar kontrolü aşamasında olduğu tespit edilmiştir. Buna karşın, sismik izolatör kullanılan modelin Kesintisiz Kullanım durumunda kaldığı gözlemlenmiştir. Farklı modelleri için doğal titreşim periyodu, kat deplasmanları, taban kesme kuvvetleri ve kolonlarda meydana gelen iç kuvvetler detaylı bir şekilde değerlendirilmiştir.
Deprem deneyimi yaşamış üniversite öğrencilerinin kariyer kaynaklarının kariyer uyum yeteneklerini yordama düzeyi
Bu araştırmanın amacı, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremleri yaşamış üniversite öğrencilerinin kariyer kaynakları ile kariyer uyum yetenekleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Deprem gibi travmatik yaşam olaylarının, bireylerin kariyer gelişimi üzerindeki etkilerini anlamaya yönelik yapılan bu çalışma, kariyer psikolojik danışmanlığı alanına katkı sağlamayı hedeflemektedir. Nicel araştırma yöntemlerinden yordayıcı korelasyonel model kullanılarak yürütülen çalışmada, Türkiye'nin farklı üniversitelerinde öğrenim gören ve depremden doğrudan etkilenmiş 1124 üniversite öğrencisinden elde edilen veriler analiz edilmiştir. Araştırmada, kariyer kaynakları insan sermayesi kaynakları, motivasyonel kaynaklar, çevresel kaynaklar ve kariyer yönetim becerileri olmak üzere dört ana başlık altında ele alınmıştır. Kariyer kaynakları ölçeği ve Kariyer Uyum Yeteneği Ölçeğinden faydalanılmıştır. Veriler, tanımlayıcı istatistikler, korelasyon analizi, çoklu regresyon ve anlamlılık testleri aracılığıyla analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, kariyer kaynakları ile kariyer uyum yetenekleri arasında anlamlı ve pozitif yönde ilişkiler bulunmuştur. İşin geliştirici gücünün kariyer uyum yeteneklerindeki varyansın yaklaşık %35,9'unu; motivasyonel kariyer kaynaklarından kariyer güveninin %27,7'sini; kariyer yönetim becerilerinden öğrenmenin %25,2'sini; insan sermayesi kaynaklarından yardımcı becerilerin ise %22'sini açıkladığı belirlenmiştir. Sosyal kariyer desteği modelde %12,9 oranında anlamlı bir yordayıcı olarak öne çıkarken, kurumsal kariyer desteği %11,4 ile negatif yönde yordayıcı etki göstermiştir. Ayrıca, model genelinde kariyer uyum yeteneklerindeki toplam varyansın %14 ile %24 arasında değişen oranlarda açıklandığı tespit edilmiştir. Ayrıca, sosyoekonomik düzey, kariyer uyum yetenekleri üzerinde anlamlı bir farklılık yaratırken; cinsiyet, maddi kayıp ve yakın kaybı yaşama gibi değişkenler anlamlı farklılık göstermemiştir. Araştırma bulguları, kriz dönemlerinde üniversite öğrencilerinin kariyer gelişim süreçlerinin çok boyutlu olarak desteklenmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, bireysel, kurumsal ve yapısal düzeyde geliştirilebilecek önerilere yer verilmiştir.
Pandemi ve deprem sürecini yaşayan okul öncesi çocuklarının sosyal- duygusal iyi oluş ve psikolojik sağlamlıklarının incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, pandemi ve deprem sürecini yaşayan okul öncesi çocuklarının sosyal duygusal iyi oluş ve psikolojik sağlamlıklarının incelenmesidir. Karma araştırma yöntemi kullanılan bu araştırmanın çalışma grubu; Elazığ il merkezinde bulunan MEB'e bağlı iki bağımsız anaokulu ve bir anasınıfında (özel eğitim kurumu) eğitim gören 73 çocuktan oluşmaktadır. Çalışmanın nicel boyutuna ilişkin veriler; "Çocuk Kişisel Bilgi Formu" ve "Sosyal- Duygusal İyi Oluş ve Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (PERİK)"nden elde edilmiş, veri analizi için SPSS 22.0 programı kullanılmıştır. Çocuklar ölçeğin alt boyutlarında aldıkları puanlara göre yüksek ve düşük düzeylere ayrılmıştır. Yapılan analizler sonucunda ölçeğin alt boyutlarında cinsiyet, anne öğrenim durumu ve mesleği değişkenlerine göre anlamlı fark tespit edilirken; kardeş sayısı, baba öğrenim durumu ve mesleği değişkenlerine göre fark tespit edilememiştir. Çalışmanın nitel boyutuna ait veriler "çocuk resimleri" ve "yarı yapılandırılmış görüşme" bilgileri kullanılarak elde edilmiş; veri analizinde ise MAXQDA 22 programı kullanılarak içerik analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda, pandemi ve deprem için algı, duyguları anlamlandırma ve geçirilen yaşantı ortak alt temalar olarak tespit edilmiştir. Çocukların pandemi için olumsuz, deprem için bilimdışı tanımlamalar yaptığı; pandemi için sosyal tedbirler alabilirken, hijyen tedbirleri için desteğe ihtiyaç duydukları görülmüştür. Depremden korunma yöntemlerinde ailelerin davranışlarının önem arz ettiği; çocukların sosyal medyayı bilgi edinme kaynağı olarak kullandıkları ve etkilendikleri görülmüştür. Çocukların deprem sürecinde kendisi ve başkalarına dair olumsuz duygu ve olumsuz duygu nedenleri ifade ettikleri ve resmettikleri; pandemi sürecinde ise olumsuz duyguları olumlu nedenlerle ifade ettikleri ve resmettikleri görülmüştür. Depreme göre pandemi sürecinde üstesinden gelebilme becerilerinin daha iyi olma nedeni olarak geçirilen yaşantının etkisinin olduğu görülmüştür.
İzmir Seferihisar Depreminde betonarme yapılarda meydana gelen hasarlar ve sebepleri
30 Ekim 2020 tarihinde, merkezi Seferihisar açıklarında Kuşadası ile Sisam adası arasında normal fay zonunda, büyüklüğü Kandilli Rasathanesine göre 6,9; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı'na göre ise 6,6 olan bir deprem meydana gelmiştir. Sisam Fayı üzerinde 30-35 km uzunluğunda bir kırık oluşmuştur. Bu deprem kuvvetli olan yer hareketi etkisi ile İzmir'den başlayıp geniş bir coğrafyada hissedilmiştir. Ana depremin ardından 1700 artçı sarsıntı meydana gelmiş ve bunun sonucunda İzmir'de can ve mal kayıpları oluşmuştur. Bu depremde; İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı tarafından açıklanan raporda 116 can kaybı, 1034 yaralı olduğu bildirilmiştir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın açıkladığı verilere göre; 103 bina yıkılmıştır. Bunun yanı sıra, toplam 9500 hasarlı bina tespit edilmiş ve bunların 700'ü ağır, 814'ü orta, 7889'u hafif hasarlıdır. İzmir'in ilçelerinden olan Bayraklı, Bornova, Buca, Kemalpaşa ve Menderes bölgelerindeki binalar yıkılmış ve bunun yanında maddi ve manevi kayıplar yaşanmıştır. Bayraklı ilçesi en ağır hasarı almıştır. Bu tez çalışması, kapsamında ağır hasar alan Bayraklı ilçesindeki betonarme binalar incelenmiş ve hasar alma sebepleri açıklanmaya çalışılmıştır. Ayrıca, depremde ağır hasar alan betonarme bir bina Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği koşullarına göre ele alınmış, yapının mevcut ve nümerik sonuçları karşılaştırmalı olarak sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Deprem, İzmir, Betonarme, Yapı, Bayraklı, Hasar, Performans Analizi 2022, 95 Sayfa
Doğrusal yöntemler ile bina performans analizi
Bu çalışmada, Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği'nde Bölüm 15'te yer alan doğrusal analiz yöntemleri ile bina performans değerlendirmesi konusu irdelenmiştir. Bunun için 2 adet uygulama gerçekleştirilmiştir. Birinci uygulamada kiriş ve kolonlardan meydana gelen 3 katlı çerçevenin eşdeğer deprem yükü yöntemi ile analizi gerçekleştirilmiştir. Sonrasında Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği 2018'deki Bölüm 15'e göre performans analizi yapılmıştır. İkinci uygulamada ise, 2 katlı betonarme yapı irdelenip doğrusal yöntemler ile deprem hesabı yapılıp betonarme yapı elemanlarının hasar türleri tespit edilmiştir. Sonrasında ise, TBDY 2018'deki Bölüm 15'e göre deprem performansı belirlenmiştir. Analiz için SAP2000 ve Xtract V.3.08. programları kullanılmıştır.
Karayolu sanat yapısı olarak betonarme-çelik istinat yapılarının tasarımı
İstinat yapıları eğimli alanlarda, kayma ihtimali bulunan zeminlerin göçmesini engellemek, binaların toprak altında kalan kısımların bodrum duvarlarını oluşturmak, köprülerde kenar ayak görevi yapmak ve limanların sudan ve diğer etkenlerden korunmasını sağlamak amacıyla yapılan inşa yapılarıdır. Günümüzde yamaç arazilerinin teraslanması sonucu karayolu projelerinde sanat yapıları önem kazanmıştır. Derin kazılardaki toprak itkilerini önlemek ve kıyılardaki karayollarının zemin stabilitesini sağlamak amacıyla beton ağırlık tipi istinat yapıları ve palplanşlar kullanılmaktadır. Günümüzde hem istinat duvarı analiz programlarının yetersiz olması hem de uygulamadan kaynaklanan yanlışlıklar nedeniyle istinat duvarları yıkılmaktadır. Ülkemizin deprem kuşağında yer alması nedeniyle depremin dinamik etkileri bir kez daha gün yüzüne çıkmıştır. Özellikle deprem durumunda istinat yapılarına statik kuvvetlere ek olarak dinamik kuvvetler de etki etmektedir Bu durum istinat yapılarının tasarımını bir kez daha ön plana çıkarmıştır. Bu çalışmada beş farklı istinat tipi depremli ve depremsiz duruma göre incelenmiştir. Bunlar palplanş istinat duvarı, ağırlık istinat duvarı, betonarme konsol istinat duvarı, hafifletme konsollu betonarme istinat duvarı ve nervürlü betonarme istinat duvarıdır. Rankine ve coulomb yöntemlerinden faydalanılarak zemin itkileri hesaplanmıştır. İstinat yapılarına zemin itkisi, sürşarj yükü, su kuvveti, sürtünme kuvveti gibi belli kuvvetler uygulanmıştır. Böylece depremin farklı istinat yapılarındaki etkisi ortaya konulmuştur ve depremli durumda temel genişliğinin ne kadar arttığı bulunmuştur.Bu çalışmada ayrıca suyun istinat duvarları üzerindeki etkisi incelenmiştir. Su kuvvetinin istinat yapılarının temelinde ne kadar bir artışa neden olduğu ortaya konulmuştur. İstinat yapılarının boyutlandırma işleminde İdecad, Sap 2000 ve Prota Details gibi analiz programlarından faydalanılmıştır. Bu çalışma sonucu elde edilen değerler yardımı ile hangi tür istinat duvarının daha uygun olduğu ortaya konulmuştur.
Aydın vilâyetinde doğal afetler (1850-1900)
19. yüzyılın ikinci yarısında Aydın vilayeti, Osmanlı Devleti'nde doğal felaketlerin sıklıkla yaşandığı bir coğrafya olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu dönemde Aydın vilayeti çok sayıda deprem, çekirge istilası, kuraklık, sel, don, dolu, fırtına, yıldırım düşmesi gibi afetlere maruz kalmıştır. En fazla tarımsal faaliyetleri etkileyen bu afetlerin sonucunda Aydın vilayetinde can kayıpları, yaralanmalar, kıtlıklar, salgın hastalıklar, ekonomik krizler, fiyat artışları, çevre ve ulaşım problemleri gibi birçok sosyo-ekonomik olay yaşanmıştır.Meydana gelen afetler sonrasında, afetzedelerin yaralarının sarılması ve önlenmesi muhtemel nitelikli bazı afetler öncesinde alınması gereken tedbirler konusu, Aydın Valiliğini ile Osmanlı merkezi hükümetini uzun süre meşgul eden, aynı zamanda büyük masraflar gerektiren önemli meselelerden biri olmuştur.Kısacası bu çalışmada, Aydın vilayetinde meydana gelen doğal afetlerin vilayet halkına, çevreye, bölge ve ülke ekonomisine etkisi, yaşanan afetler sonrasında nasıl bir kriz yönetimi sergilendiği, merkezi ve mahalli yönetimlerin ne tür tedbirler aldıkları, afetzede halk-yönetici ilişkileri, afete uğramayan Osmanlı toplumunun afetzedelere karşı tutumları ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Deprem etkisi altında aynı zeminlerde fore kazık mesafe değişiminin kazık çap, boy ve radye temele etkisi üzerine bir inceleme
Doğa kaynaklı afetler tüm canlılar için büyük tehdit oluşturmaktadır. Yeni teknolojik gelişmeler canlıların deprem etkilerini en aza indirmek için büyük avantaj sağlamaktadır. Nüfus artışı ve insanoğlunun ihtiyaçları sebebiyle yüksek katlı yapılara yönelim olmuştur. Bu nedenle kullanılan kazıklı temel sisteminin yapıya sağladığı katkı, yapıya etkiyen üstyapı yüklerini kazıklı temel vasıtasıyla zemine aktarılmasıdır. Aynı zamanda yapının oturmasını azaltmak ve temelin farklı oturmasını minimum seviyeye indirmektir. Fore kazık sistemi ile oluşturulan temellerin amacı, zemin taşıma gücünün düşük olduğu yerlerde yapıya etkiyen yükleri daha sağlam ve mukavemeti yüksek zeminlere iletmesidir. Çalışmada tasarlanan yapı konut amaçlı olup her daire 140 m2, 3+1 ve her katta 4 daire olacak şekilde planlanmıştır. Tasarlanan yapı Bodrum+7 kat olup toplamda 8 kattan oluşmaktadır. Yapının temel sistemini kazıklı radye temel olarak tasarlanıp çözümü yapılmıştır. Yapının statik ve fore kazık hesaplamaları 2019 yılında yürürlüğe giren Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği'ne (TBDY-2018) göre lisanslı ideCAD Statik (Ver. 10.92) programı kullanarak yapılmıştır. Yapının kazıklı temel sistemini, kazık aralıkları 2 m, 3 m, 4 m olacak şekilde statik hesaplamaları yapılarak incelenmiştir. Kazık çapları 130 cm sabit tutularak, 2 m aralıklı kazık sisteminde kazık boyu 16 m kazık adedi 162, 3 m aralıklı kazık sisteminde kazık boyu 25 m kazık adedi 72, 4 m aralıklı kazık sisteminde kazık boyu 33 m kazık adedi 45 olarak her farklı mesafe için analizler yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda kazıkların radye temelin oturmasını azalttığı görülmektedir. Kazıklı radye temellerin birlikte çalışması ile yapıya etkiyen üstyapı yükleri, rijitliklerine göre kullanılan kazık grubu ve radye temel arasında paylaşım olduğu görülmektedir. Fore kazıklı temellerde, kazık aralık mesafesi değiştirildiğinde kazıkların çap ve boyunda değişimler olduğu görülmüştür. Kazıkların aralık mesafesi arttırıldığında kazık çapları ve boylarının arttığı anlaşılmıştır. Analizler sonucunda mesafe değişiminin artışına bağlı olarak ya kazık çapını ya da kazık boyunun arttırılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Diğer bir çözüm ise kazık mesafe değişiminin artışına bağlı olarak aynı anda kazık çap ve boyunun birlikte arttırılması gerektiği bilgisine de varılmıştır.
Kastamonu'da yaşanan afetler (1930-1945)
Kuzey Anadolu Fay Hattına yakınlığıyla bilinen Kastamonu'da tarihî süreç içerisinde pek çok deprem yaşanmıştır. Yakın tarihimizde yaşanan ve henüz hafızalardan silinmemiş olan 1943 Tosya-Lâdik Depremi Kastamonu ve çevresindeki büyük bir alanı etkilemiştir. Can kaybının Kastamonu genelinde bin rakamının üzerine çıktığı, bir o kadar da insanın yaralanmasına neden olduğu deprem, binlerce vatandaşın da evsiz kalmasına neden olmuştur. Kaynaklar incelendiğinde Kastamonu merkez, ilçe ve köylerinde depremle birlikte aynı zamanda sel, heyelan, dolu, fırtına ve yangın gibi pek çok afetin yaşandığı görülmektedir. Bu afetlerden orman yangınları arasında dikkatsizlik sonucu çıkan orman yangınlarına karşılık, bilinçli olarak çıkarılan orman yangınları dikkatleri çekmektedir. Okul, eczane, otel ve onlarca dükkânın yandığı hane yangınlarının yanı sıra neredeyse evlerinin tamamı yanan pek çok köy yangını da yangın vakaları arasındadır. Yaz aylarında dolu ve sel afetlerine maruz kalan Kastamonu'da can kayıpları yaşanmış, hayvanlar telef olmuş; ev ve iş yerlerini su basmış, köprü ve tarım arazileri zarar görmüştür. Köylülerin zaman zaman maruz kaldığı yıldırım düşmesi hadiselerinde de ölüm ve yaralanmalar olmuştur. Ayrıca aşırı kar, fırtına, tipi ve don olayları zaman zaman genel hayatı olumsuz etkilemiş, yollar kapanmış ve donarak hayatını kaybeden insanlar olmuştur. Yaşanan afetlerle birlikte sosyal devlet anlayışı gereği yaraların sarılması için evi yananlara devlet ormanlarından kerestelik ağaç verilmiş, depremden etkilenenlere çadır ve iaşe desteği sağlanmış, dolu ve selden tarım ürünleri zarar görenlere hububat verilmiştir. Vatandaşlar dönemin basın araçları kullanılarak bilinçlendirilmeye çalışılmış, köşe yazarları ise afetlerle ilgi dikkat çekici yazılar kaleme almıştır.
Deprem sonrası geçici barınma için ahşap ev tasarımı ve modellenmesi
Afetler doğal ya da insan kaynaklı olaylar olmakla beraber insanlar için fiziksel, çevresel ve sosyo-ekonomik kayıplar ortaya çıkarmakta ve yaşamı derinden etkilemektedir. Depremler de doğal bir afet olarak karşımıza çıkmakta ve bunun yanında yıkıcı etkisi zaman zaman çok büyük boyutlara ulaşmaktadır. Deprem sonucu insanoğlu çok sayıda olumsuz durumlar ile karşı karşıya kalmakla beraber özellikle depremin barınma ihtiyacı üzerinde etkisinin daha çok olduğu görülmektedir. Günümüzde özellikle deprem sonrası barınma ihtiyacının karşılanabilmesi için çok farklı geçici barınma birimlerinin üretildiği bilinmektedir. Deprem sonrası yapımı gerçekleştirilen geçici barınma birimlerinin kısa sürede ve hızlı bir şekilde kurulabilmesi, gerektiğinde farklı yerleşim yerlerine taşınabilmesi ve üretim maliyetinin düşük olmasının yanında afetzedelerin ihtiyaçlarına cevap verebilmesi gerekmektedir. Ahşap, geçici barınma birimlerinin oluşturulmasında kullanılan yapı malzemelerinden biridir. En başta doğallığı, temininin kolaylığı ve mekanik özelliklerinin iyi bir düzeyde olması gibi çok sayıda avantajı diğer malzemelere göre ahşabı farklı bir noktaya taşımaktadır. Yapı kültüründe önemli bir yeri olan ahşap, zaman içerisinde önemini yitirse de teknolojik ve yapı tasarımlarındaki gelişmeler onun tekrar gündeme gelmesini sağlamıştır. Bu tez çalışmasında deprem sonrası geçici barınma için ahşap ev tasarımı ve bu tasarımın modellenmesi gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda ahşabın iki farklı tipi ile tasarlanan geçici barınma birimleri, SAP 2000 yapı analizi ile analiz edilip modellenerek her iki model için elde edilen değerler karşılaştırılmıştır. Modellerin periyot değerleri incelendiğinde Model-2'nin daha rijit davrandığı bulunmuştur. Model-1 için deplasman ve dönmeler yapının tepe noktalarında oluşmuşken Model-2'de bu durum yapı tepesinde ve ara düğüm noktalarında belirlenmiştir. Her iki model için deplasman açısından en elverişsiz yüklemenin 1,4G+1,6Q kombinasyonu olduğu bulunmuştur.
Zihinsel yetersizliği olan bireylere doğrudan öğretim ile deprem güvenlik becerileri öğretiminin etkililiği
Deprem gibi ani gelişen doğal afetlerde doğru davranış stratejilerinin bilinmesi ve uygulanması, hayatta kalmak için kritik öneme sahiptir. Bu bağlamda, hayat üçgeni kurma ve acil toplanma alanına gitme gibi temel güvenlik becerilerinin bireylere kazandırılması hayati bir zorunluluk taşımaktadır. Zihinsel yetersizliği olan bireylerde bu becerilerin edinimi, bilişsel sınırlılıklar nedeniyle daha da kritik hal almaktadır. Açık ve yapılandırılmış rehberlik sağlayan doğrudan öğretim yöntemi, karmaşık davranışları daha yönetilebilir adımlara bölerek öğretme sürecini desteklemekte; tekrar, pekiştirme ve açık modellemeye olanak tanımaktadır. Bu araştırmada, zihinsel yetersizliği olan öğrencilere deprem güvenlik becerilerinin doğrudan öğretim yöntemi ile öğretiminin etkililiği incelenmiştir. Araştırma, tek-denekli deneysel araştırma yöntemlerinden katılımcılar arası yoklama evreli çoklu yoklama modeli ile desenlenmiştir. Çalışma, Düzce il merkezinde bulunan bir devlet ortaokulundaki özel eğitim sınıflarında eğitimlerine devam eden, 12-14 yaş aralığında, hafif düzey zihinsel yetersizlik tanısı almış biri kız ikisi erkek üç katılımcı ile yürütülmüştür. Katılımcılar; öğretmen ve velilerin gözlemleri ile araştırmacı tarafından hazırlanan ön koşul beceri ölçme formu doğrultusunda belirlenmiştir. Veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen veri kayıt ve sosyal geçerlik formları ile toplanmış; grafiksel analiz ve betimsel analiz yöntemleriyle çözümlenmiştir. Elde edilen bulgular, alanyazındaki ilgili çalışmalarla karşılaştırılmıştır. Ayrıca öğretim sürecinin etkililiğini daha güçlü biçimde değerlendirmek amacıyla Tau-U etki büyüklüğü analizi uygulanmış; elde edilen değerler tüm katılımcılar için 1.00 olarak bulunarak müdahalenin istatistiksel olarak da çok güçlü bir etki yarattığını ortaya koymuştur. Sonuçlar, doğrudan öğretim yönteminin deprem güvenlik becerilerinin öğretiminde etkili olduğunu; katılımcıların 1., 3. ve 4. haftalarda bu becerileri ortalama %93,64 oranında koruduğunu ve farklı ortamlarda ortalama %92,86 oranında genelleyebildiklerini göstermektedir. Gelecek araştırmalarda farklı öğretim yöntemlerinin etkililiğinin karşılaştırılması, farklı yetersizlik gruplarına yönelik çalışmaların yapılması, öğretilecek beceri kapsamının genişletilerek araştırmaların tasarlanması ve tipik gelişim gösteren bireylerle karşılaştırmalı çalışmalar yürütülmesi önerilmektedir.