Education-medical

136 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde akıllı telefon bağımlılığı ile dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve uyku kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Akıllı cep telefonlarının işlevleri her geçen gün gelişmektedir. Akıllı cep telefonlarının kullanım sıklığı da ülkemizde ve dünyada giderek artmaktadır. Bunun sonucunda da bazı kişilerde bağımlılık belirtilerinin görülmesi ile birlikte davranışsal bir bağımlılık türü olarak akıllı cep telefonu bağımlılığı kavramı gündeme gelmiştir. Bu çalışmada amacımız, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerindeki akıllı telefon bağımlılığı ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, depresyon ve uyku kalitesi arasında olabilecek ilişkiyi belirlemektir. Yöntem: Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde okuyan ve akıllı cep telefonu bulunan 200 öğrenci çalışmamıza dahil edildi. Çalışmaya katılan tüm bireylere sosyodemografik veri formu, akıllı telefon bağımlılığı ölçeği, erişkin dikkat eksikliği hiperaktivite ölçeği, beck depresyon ölçeği ve Pitssburgh uyku kalitesi indeksi uygulandı. Veriler yüzdelik ve istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya alınanların yaş ortalaması 23,26±2,22, Katılımcıların %57,5'i 15-20 yaş aralığında ilk telefonlarını edinmişlerdi. % 67,5'i telefonu internet erişimi amacı ile kullanıyordu. Bunların %73,0'ı da sosyal ağ içindi. Kadınlarda erkeklere göre BDÖ skorlarında anlamı fark bulundu (p= 0,047). ATBÖ'ye göre katılımcıların % 32'si bağımlıydı. PSQI'ya göre de % 51,5'da uyku kalitesi kötüydü. ATBÖ'ye göre bağımlı olan grupla olmayanlar arasında BDÖ, ASRS ve PSQI skorlarında anlamlı fark bulunmadı. ASRS'ye bakıldığında DEHB olanlarda, olmayanlara göre BDÖ ve PSQI skorları anlamlı derecede fazla bulundu (cf 0,036, p= 0,05). BDÖ'ye baktığımızda Depresyon olanlarda, olmayanlara göre ASRS ve PSQI anlamlı derecede yüksek bulundu (p= 0,001, p< 0,001). PSQI'ya bakıldığında uyku kalitesi kötü olanlarda, olmayanlara göre ASRS ve BDÖ skorları anlamlı derecede yüksek bulundu (p= 0,001, p< 0,001). ATBÖ ile ASRS arasında hafif düzeyde pozitif korelasyon, ASRS ile BDÖ ve PSQI arasında orta düzeyde pozitif korelasyon, BDÖ ile PSQI arasında orta düzeyde pozitif korelasyon tespit edildi. Sonuç: Çalışmamızda tıp fakültesi öğrencilerinde akıllı telefon bağımlılığı olanlar ile olmayanlar arasında Depresyon, DEHB ve Uyku kalitesi arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptayamadık. Anahtar kelimeler: Akıllı cep telefonu bağımlılığı, depresyon, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, uyku

Akıllı telefonlarBağımlılıkCep telefonu+6
Bilge Uzun
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde ihtisas yapan asistanların, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve ruhsal sağlık durumu

AMAÇ: Bu araştırmada İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesinde ihtisas yapan asistanların sağlığın geliştirilmesine yönelik sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve ruhsal sağlık durumlarının belirlenmesi, bunların sosyodemografik değişkenlerle ilişkisinin incelenmesi, sağlıklı yaşam biçimini etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve asistanlara sağlıklı yaşam biçimi davranışları konusunda öneriler sunmak amaçlanmıştır.METOD: Kesitsel tipte olan araştırmada evreni, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde ihtisas yapan asistanlar oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında 96'sı kadın, 139'u erkek olmak üzere toplam 235 asistan yer aldı. Mayıs-Ağustos 2010 aylarında yapılan çalışmada sosyodemografik bilgi anketi, GSA (Genel Sağlık Anketi), SYBDÖ (Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği) kullanılmıştır. Verileri değerlendirmede SPSS 16.0 İstatistik paket programı, analizlerde Ki-kare, ANOVA ve Bağımsız İki Grup Arasındaki T Testi, Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır.BULGULAR: Araştırma kapsamına giren asistanların %40.9'u kadın, %59.1'i erkek, %59.1'i evli, %47.7'si 30 yaşın altında ve yaş ortalaması 30.36±3.79'dur. Yüzde 50.6'sının dahili, %41.3'ünün cerrahi, %8.1'inin temel tıp bilim dallarında görev yaptığı, %55.7'sinin ekonomik durumunu orta olarak belirttiği, %53.0'ının çalıştıkları bölümden memnun, %29.1'inin kısmen memnun olduklarını, %62.0'ının ise sigara kullanmadıklarını ifade ettikleri saptanmıştır. Araştırmaya katılan asistanların Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği toplam puanı 116.31±17.80 olarak bulunmuştur. En yüksek puan ortalamasının kişilerarası ilişkiler, en düşük puan ortalamasının ise fiziksel aktivite boyutuna ait olduğu belirlenmiştir. Evli olanlarda sağlık sorumluluğu puanı, temel tıp bilim dalında görev yapanlarda SYBD toplam puanları daha yüksek bulunmuştur. Çalıştıkları bölümden memnun olanların kendini gerçekleştirme, kişilerarası ilişkiler ve stres yönetimi puanları; yöneticiler ile ilişkisi iyi olan asistanların kendini gerçekleştirme, beslenme ve SYBD toplam puanları; yıllık asistan eğitimi programına katılan asistanların ve mesai arkadaşlarıyla ilişkileri iyi olanların SYBD puanlarının hemen hepsi yüksek bulunmuştur. Genel sağlık durumu iyi olanların %41.1'inin, kötü olanların %91.7'sinin genel ruhsal sağlığı da kötüdür. Genel sağlık durumu ile genel ruhsal sağlık durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). GSA toplam puanı ile SYBD toplam puanı arasında korelasyon yapılmış ve negatif bir ilişki bulunmuştur (r= -0.25 p= 0.001).SONUÇLAR: Çalıştıkları bölümden memnun olma, mesai arkadaşlarıyla iyi ilişkilerin olması, yıllık asistan eğitim programı almaları SYBD'larının çoğunu olumlu etkilemektedir. Genel sağlık durumu iyi olanların fiziksel aktivite, beslenme, stres yönetimi ve SYBD toplam puanı daha yüksek bulunmuştur. Asistanların SYBD'dan en az aldıkları puan fiziksel aktivitedir. Fiziksel aktivite yapmalarına uygun aktiviteler düzenlenmesi sağlanabilir. Sağlıklı yaşam biçimi davranışları olumlu hale geldikçe genel ruhsal sağlık durumu da daha iyi olmaktadır. Sağlık çalışanları, kendi yaşam biçimlerini düzeltmelidirler. Mesleki sorumlulukları ve sosyal rolleri gereği sürdürdükleri yaşam biçimleri ile rol modeli olma ve sağlık hizmeti verdikleri grubu etkileme özelliğine sahiptirler.Anahtar Kelimeler: Sağlık Çalışanları, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları, Genel Ruhsal Sağlık Durumu.

DoktorlarPsikolojik durumSağlık personeli+4
Elvan Türkol
İnönü University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesi tıp fakültesi öğrencilerinde sosyal medya bağımlılık düzeyi ve beden kitle indeksi arasındaki ilişki

Amaç: Bu çalışmada bir üniversite hastanesi tıp fakültesi öğrencilerinde sosyal medya bağımlılık düzeyinin beden kitle indeksi (BKİ) ve diğer parametreler ile ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte olan bu araştırma Şubat-Mart 2023 tarihleri arasında Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim gören klinik öğrencilerinin (4. 5. ve 6. sınıf) dahil edilmesi ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların genel özellikleri ve Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (SMBÖ) skorları kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya katılan 190 öğrencinin %63,7'si kadındı, yaş ortalaması 23,57 ± 1,33 yıl, BKİ ortalaması 23,50 ± 3,82 kg/m2 idi. Öğrencilerin %7,9'u her gün fiziksel aktivite yaptığını belirtti. Kişilerin %89,5'i geceleri ortalama ≤8 saat uyuduğunu, %12,6'sı haftanın her günü fast-food tükettiğini belirtti. Öğrencilerin SMBÖ puan ortalaması 92,67 ± 29,97 idi. Öğrencilerin SMBÖ puanı ile BKİ değeri arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde korelasyon ilişkisi saptanmadı (p>0,05). Tek değişkenli analizlerde istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanan ve SMBÖ maddelerinde yer almayan parametrelerin SMBÖ toplam puanı ile ilişkisini değerlendirmek amacıyla yapılan çok değişkenli lineer regresyon analizi sonuçlarına göre, kişilerin fast-food tüketim sıklığının artışının (p = 0,011), sosyal medyayı arkadaşlarının yaşamını incelemek amacıyla kullanmasının (p<0,001) ve sosyal medyayı tanınmak ve popüler olmak amacıyla kullanmasının (p = 0,019) SMBÖ puan artışında etkili olan bağımsız faktörler olduğu belirlendi. Diğer parametreler ise SMBÖ skor artışında etkili değildi (p>0,05). Sonuçlar: Çalışmamızda sosyal medya bağımlılık düzeyi ile BKİ arasında anlamlı düzeyde bir ilişki saptanmadı. Ancak BKİ artışı ile ilişkili olduğu bilinen fast-food tüketimi ile sosyal medya bağımlılığı ilişkili bulunmuştur. Bu konuda yapılacak daha ileri çalışmalarla sosyal medya bağımlılığı ile BKİ arasındaki ilişki daha detaylı olarak ortaya konabilir.

BağımlılıkSosyal medya bağımlılığıTıp eğitimi+3
Seda Baran Öztürk
Hitit University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi 6.sınıf öğrencilerinin erişkin bağışıklama hakkındaki farkındalıkları ve bilgi düzeyleri ile genel yaklaşımları

Erişkin bağışıklama oranları, erişkinlere aşılamanın önerilmeye başlandığı ilk zamanlardan beri, takibi zorunlu olan çocukluk çağı aşılama oranlarına göre hep düşük kalmıştır. Covid-19 pandemisi riskli erişkin grupları aşılamanın bulaşı ve mortaliteyi etkili bir şekilde düşürdüğünü, bizlere uygulamalı olarak tekrar göstermiştir. Hastaları aşılamaya iknada ve hastalara aşılamayı hatırlatmada hekim faktörünün en etkili faktör olduğu düşünüldüğünde, ileride pek çok bölümde çalışacak olan intörn hekimlerin, erişkin bağışıklama hakkındaki bilgi düzeyleri, farkındalık ve tutumlarının büyük önem taşıdığı açıktır. Bizim çalışmamız da bu önemin farkında olarak Bursa Uludağ Üniversitesi intörn hekimlerinin erişkin bağışıklama hakkındaki bilgi, tutum ve farkındalıklarına ışık tutmayı amaçlamıştır. 372 kişilik 6.sınıf tıp öğrencilerinin hepsine ulaşabilmek hedeflenerek online anket oluşturulmuş ve anket mail ya da sosyal medya yoluyla taraflarına ulaştırılmıştır. Anketimizde 4 bölüm bulunmaktadır. İlk bölüm sosyodemografik özellikler, ikinci ve üçüncü bölüm bilgi düzeyi, dördüncü bölüm ise farkındalık ve tutumu sorgulayacak şekilde yapılandırılmıştır. Çalışmamızda online ankete toplamda 206 öğrenci (evrenin %55'i) geri dönüş sağladı ve hepsi çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul ederek anketi tamamladı. Erişkin bağışıklama hakkında bilgi edinmek amacıyla en sık başvurulan kaynak %84'lük (n=173) oranla öğretim üyeleri ders sunuları oldu ve ana bilimsel kaynak ya da kılavuzlara başvuran öğrenci oranı sırasıyla %24,8 (n=51) ve %38,3 (n=79) düzeylerinde kaldı. Öğrencilerin %86,9'u (n=179) yaşlılarda zona aşının rutinde önerilen bir aşı olduğunu bilmiyordu. Sağlık çalışanlarına önerilmesine rağmen öğrencilerin 17 yaşından sonra sadece %56'sı (n=112) tetanoz aşısını ve %18,5'i (n=37) de grip aşısını yaptırmıştı. Neticede intörn hekimler zona aşılamasından çok düşük oranlarda haberdardı. Öğrenciler sağlık çalışanları olarak tetanoz ve grip aşılamasında yeterli aşılanma oranlarına sahip değillerdi. İntörn hekimlerin bilgi edinmek amacıyla en sık başvurdukları kaynak güncellikten uzak olabilecek bir kaynaktı ve güncel kaynakların kullanım oranı düşük kalmıştı. Öncelikle eğitimler ile temel bilgilerdeki eksiklik giderilmeli, bu eğitimlerde güncel kaynak kullanımı vurgulanmalıdır. Hastanede sağlık çalışanlarına önerilen aşılamalara dikkat çeken politikalar benimsenmelidir. İntörn hekimlerin, bilgi ve tutum yetersizlikleri düzeltilirse hem hasta hem de sağlık çalışanlarının erişkin aşılanma oranlarında büyük oranda artış sağlanacağı açıktır.

Aile hekimliğiAşılamaAşılar+7
Zeynep Avcu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde toplumsal cinsiyet algısı ve eğitimin bu algı üzerindeki etkisi

Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye'de toplumun dayattığı rollerin bireyleri yönlendirdiği, onları etkilediği ve bu rollerin yeniden üretildiği bilinmektedir. Toplumsal cinsiyet, sadece toplum tarafından belirlenmekle kalmamakta, bedeni etkilerken, beden tarafından da etkilenmektedir. Bu çalışmada, tıp fakültesi ikinci sınıf öğrencilerine verilen, bir dönemlik toplumsal cinsiyet/cinsiyet dersi ile bu konularda bilgilendirilmeleri ve öğrencilerde farkındalık oluşturulması amaçlanmış, dersin sonunda toplumsal cinsiyet tutum ölçeği ile değişikliklerin ölçülüp değerlendirilmesi planlanmıştır. Bu öğrencilerden altısıyla, ayrıca hazırlanmış sorular eşliğinde, derinlemesine görüşmeler yapılarak toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki görüşlerine dair daha ayrıntılı tutumlara ulaşılmaya çalışılmıştır. Yapılan araştırmada, bir dönemde verilen yapılandırılmış toplumsal cinsiyet eğitiminin, katılımcılarda bir bilgi birikimine neden olduğu ve yapılan interaktif tartışmalarla tutum değişikliğine yol açtığı tespit edilmiştir. Tıp fakültelerindeki toplumsal cinsiyet eğitiminin, farkındalığı arttırdığı, davranış değişikliğine yol açtığı gözlemlenmiştir. Bunun ötesinde, bu içerikteki derslerin, sadece tıp fakültesi öğrencilerine değil, bütün öğrencilere yaygınlaştırılmasının gerekliliği vurgulanmıştır.

AtaerkilBedenCinsel eğitim+6
Kemal Bakır
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi intörn öğrencilerinin fizyolojik parametrelerine göre kardiyopulmoner resusitasyon (CPR) etkinlik ve yeterliliğinin CPR mankeni üzerinde değerlendirilmesi

Çalışmamızda intörlerin cinsiyet ve vücut kitle indeksi (BMI) özellikleri gibi fizyolojik parametreleri ile sigara kullanımı ve düzenli spor yapma durumlarının, CPR kalitesini etkileyip etkilemediğini araştırmayı amaçladık. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Kliniği stajını tamamlamış intörnlerin Tıp Fakültesi Dekanlığı' ında bulunan simülasyon merkezinde, manken üzerinde gerçekleştirdikleri göğüs kompresyonlarının sayısal verileri elektronik ortamda kayıt altına alınmıştır. CPR kalite parametreleri olan göğüs bası derinliği, sayısı, gevşemesi, doğru el pozisyonu ve kesintisiz CPR uygulaması gibi parametreler 6 siklus boyunca incelendi. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 22,0 Windows versiyon paket programı ile yapıldı. Çalışmamız Mayıs 2022 – Kasım 2022 tarihleri arasında Gaziantep Tıp Fakültesi Dekanlığı Simülasyon merkezinde yapıldı. Çalışmaya 62 erkek 38 kadın intörn katılmıştır. İntörnlerin ortalama BMI değeri 23,7 kg/m₂ olarak hesaplandı. Düzenli spor yapanların sayısı 13, sigara kullanım durumları 34 aktif içici, 12 bırakmış, 54 hiç kullanmamış olarak belirlendi. Erkek intörnler ve BMI yüksek (BMI≥24) intörnler daha başarılı göğüs bası derinliği ve göğüs bası sayısı uyguladı (p<0,05). Göğüs gevşemesi ve doğru el pozisyonu parametrelerini kadın ve BMI düşük (BMI<24) grup daha başarılı uyguladı (p<0,05). Kesintisiz CPR uygulaması parametresinde gruplar arasında farklılık görülmedi (p>0,05). Sigara kullanmamış kadın intörnler aktif içici kadın intörnlere göre göğüs gevşemesinde daha başarılı oldular fakat diğer parametrelerde anlamlı bir fark görülmedi. Sigara kullanım durumu erkek intörnler arasında anlamlı bir farklılık göstermedi. Düzenli spor yapma durumu göğüs bası derinliği, göğüs bası sayısı, göğüs gevşemesi, doğru el pozisyonu ve kesintisiz CPR uygulaması parametrelerinde anlamlı farklılık göstermedi. CPR uygulaması hem güç gerektiren hem de tekniksel bilgi gerektiren bir müdahaledir. Bu sebeple kas kitlesi ve pratik eğitimlerin CPR kalitesi üzerinde etkili olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Göğüs Basısı; Kardiyopulmoner Resüsitasyon (KPR); Temel Yaşam Desteği; CPR mankeni; fiziksel parametre

DoktorlarKalp masajıKardiyopulmoner reanimasyon+3
İbrahim Halil Yeter
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde depresyon ve anksiyete ile irritabl barsak sendromu arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Çalışmamızda Tıp Fakültesi Öğrencilerinde anksiyete ve depresyon düzeyleri ile İBS belirtileri arasındaki ilişkiyi değerlendirerek anksiyete ve depresyon düzeyleri ile aynı öğrencilerde gözlenen İBS bulguları arasındaki ilişkiyi analiz etmeyi amaçladık. Katılımcılara demografik verileri (yaş, cinsiyet, bulunulan sınıf, medeni durum ve ekonomik durum), klinik özellikleri (Kronik hastalık öyküsü, ilaç kullanma öyküsü, psikiyatrik hastalık öyküsü ve ailede İBS öyküsü), dışkılama alışkanlıkları, Beck depresyon ölçeği ve Beck anksiyete ölçeğini içeren anket online yöntem ile uygulandı. Sonuçları veri işleme formuna kaydedilerek analiz edildi. Elde ettiğimiz verilere göre tıp fakültesinde okuyan öğrencilerin ortalama yaşı 21,3±2,2 yıl ve kadın cinsiyet oranı %57,9'dur. Ailede İBS öyküsü olanların oranı %7,6 olarak saptandı. Katılımcıların %24,5'inde İBS varlığı tespit edildi. Ayrıca katılımcıların %65,5'inde klinik olarak değişen seviyelerde depresyon ve %68,8'inde ise yine klinik olarak değişen seviyelerde anksiyete varlığı tespit edildi. İrritabl barsak sendromu gelişmesi üzerinde etkili demografik verilerin yaş ve cinsiyet olduğu gözlendi (sırasıyla p=0,031 ve p=0,018). Kronik hastalık öyküsü, ailede İBS öyküsü, sürekli kullanılan ilaç öyküsü ve psikiyatrik hastalık öyküsü varlığında İBS görülme sıklığının arttığı saptandı (sırasıyla p=0,024, p=0,001, p=0,036 ve p=0,001). Depresyon ve anksiyete şiddeti arttıkça İBS görülme oranlarının da yükseldiği saptandı (p=0,001) Çalışmamız sonucunda tıp fakültesi öğrencilerinin İBS, depresyon ve anksiyete açısından taranması ve anksiyete ve depresyon saptananların ise İBS açısından ayrıca değerlendirilmesi gerektiği ortaya çıkmıştır. Bu konuda farkındalığın yüksek seviyede tutulması ve tıp fakültesinde eğitim hayatı boyunca bu durum ile ilgili eğitimler verilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, Depresyon, İrritabl Barsak Sendromu, Öğrenci, Tıp Fakültesi

AnksiyeteDepresyonTıp eğitimi+2
Tansu Sıvakcıgil
Gaziantep University
2023
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde yeme tutumu ile depresyon ve yaşam doyumu arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Amaç: Bu araştırmada tıp fakültesi öğrencilerinin yeme tutumu düzeylerinin ve yeme tutumu bozukluklarına eşlik eden sosyodemografik veriler ile depresyon ve yaşam doyumu arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Kesitsel tipte yapılan bu araştırmaya Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinden 339 öğrenci dahil edilmiştir. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, Yeme Tutumu Testi (YTT-40), Beck Depresyon Envanteri (BDE) ve Yaşam Doyumu Ölçeği (YDÖ) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi SPSS 22.0 programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, ki-kare analizi, Shaphiro Wilk, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis ve Dunn, Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Öğrencilerin 198'i (%58,4) kadın, 141'i (%41,6) erkektir. YTT-40 puan ortalaması 17,21 ± 9,82, BDE puan ortalaması 16,24 ± 11,1, YDÖ puan ortalaması 14 ± 4,32 olarak belirlenmiştir. Cinsiyet, yaş, BKİ, akademik başarı düzeyi, aile gelir durumu, kalınan yer, kronik hastalık, sigara, alkol kullanımı, egzersiz yapma durumu, uykuya dalma güçlüğüne göre YTT-40, BDE ve YDÖ puanlarının karşılaştırılması incelenmiş, BKİ, depresyon düzeyi, uykuya dalma durumuna göre YTT-40 puanları arasında, akademik başarı düzeyi, sigara kullanımı, uykuya dalma durumuna göre BDE puanları arasında, aile gelir durumu, akademik başarı düzeyi, sigara kullanımı, uykuya dalma durumuna göre YDÖ puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Ölçekler arasındaki ilişki değerlendirildiğinde, YTT-40 ile BDE puanları arasında pozitif korelasyon, YTT-40 ile YDÖ ve BDE ile YDÖ arasında negatif korelasyon olduğu saptanmıştır. Sonuç: Yeme tutumu sorunlarının sadece fiziksel sağlıkla ilişkili olmadığını, aynı zamanda psikoloji ve yaşam kalitesi açısından da önemli sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir. Yeme tutumu bozukluğu ile ilgili eğitim ve koruyucu tedbirlerin alınması, hastalık oluşmuşsa tedavinin sağlanması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Beck Depresyon Envanteri, Depresyon, Tıp Öğrencileri, Yeme Tutumu, Yaşam Doyumu

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme durumu+6
Keziban Çayır
Gaziantep University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı hemisfer eğilimli tıp öğrencilerinin tercih ettikleri bilişsel işlemleme ve metabilişsel düzenleme stratejileri ve farklı öğrenme ortamlarındaki akademik başarıları

Egitimde yapılandırmacı yaklasımla, hemisfer egilimleri ve ögrenme stratejileri gibi ögrenenlere ait özellikler önem kazanmıs; ögrencilerin özellikleriyle uyumlu ögrenme ortamları ve ölçme-degerlendirme yöntemleri arastırılmaya baslanmıstır. Bu çerçevede, 2005- 2006 egitim ve ögretim yılında Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesinde okuyan ögrencilerle yapılan bu çalısmanın amacı, ögrencilerin hemisfer egilimleri (sag hemisfer egilimi, sol hemisfer egilimi, entegre ve karma) ile ögrenme stratejileri (bilissel islemleme stratejileri ve metabilissel düzenlenme stratejileri) arasındaki iliskiyi belirlemek ve hemisfer egilimleri ile ögrenme stratejilerinin ögrencilerin farklı ögrenme ortamlarındaki (sunus yoluyla ögretim, probleme dayalı ögrenme ve yasantısal ögrenme) akademik basarıları üzerindeki etkilerini arastırmaktır. Klinik öncesi dönemde okuyan 333 ögrenci ile yürütülen arastırmada, ögrencilerin hemisfer egilimlerini degerlendirmek için Torrance ve Taggart'ın Enformasyon slemleme Ölçegi; ögrenme stratejilerini belirlemek için Vermunt'un Ögrenme Tarzları Ölçegi'nin ilk bölümü kullanılmıstır. Farklı hemisfer egilimlerine sahip veya ögrenme stratejilerini farklı sıklıklarda tercih eden ögrencilerin akademik basarıları, sunus yoluyla ögretim, probleme dayalı ögrenme ve yasantısal ögrenme ortamlarında aldıkları notlar ile karsılastırılmıstır. statistiksel analizlerde pearson korelasyonu, çoklu regresyon analizi ve MANOVA testleri kullanılmıs; istatistiksel anlamlılık düzeyi 0,05 olarak belirlenmistir. Hemisfer egilimlerine göre bakıldıgında, ögrencilerin % 51,8'si karma, % 29,6'sı sag hemisfer egilimli, % 11,3'ü sol hemisfer egilimli ve % 7,3'ü entegre grupta yer almıstır. Metabilissel düzenleme stratejileriyle bilissel islemleme stratejileri arasındaki çoklu regresyon analizlerinde; kendi kendine düzenleme stratejisi tüm islemleme stratejilerini, dısardan düzenlenme ise sadece adım adım islemleme stratejisini anlamlı olarak yordamıstır. MANOVA testlerinde, farklı hemisfer egilimli ögrencilerin bilissel islemleme stratejileri (p<0.01) ve metabilissel düzenleme stratejileri (p<0.001) ile farklı ögrenme ortamlarındaki akademik basarıları (p<0.05) arasında anlamlı farklılıklar saptanmıstır. Bilissel islemleme ve metabilissel düzenleme stratejilerini farklı sıklıklarda tercih eden ögrencilerin akademik basarıları arasında ise somut islemleme ve dısardan düzenleme stratejileri dısında anlamlı farklılıklar bulunmamıstır (p<0.05). Bu bulgulardan, farklı hemisfer egilimli ögrencilerin bilissel islemleme ve metabilissel düzenleme stratejileriyle ilgili tercihlerinin farklılasabilecegi ve bunun da ögrencilerin akademik basarılarını etkileyebilecegi sonucu çıkarılabilir. Anahtar Kelimeler: Beyin temelli ögrenme, problem dayalı ögrenme, yasantısal ögrenme, ölçme-degerlendirme

Bilişsel tarzlarTıp eğitimi
Mehmet Ali Gülpınar
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinin sosyal sorunlarını çözme yaklaşım ve tarzlarının belirlenmesi ve yöneldikleri davranışlarla ilişkisi

Amaç: Tıp öğrencilerinin sorun çözme yaklaşımlarının, sorun çözme tarzlarının ve bir sorunla karşılaştıklarında yöneldikleri aktivitelerin saptanmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışma grubunu, 2013-2014 öğretim yılında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin, 1. , 4. ve 6. sınıflarında öğrenim gören 495 (%76,1) öğrenci oluşturdu. Tarafımızdan oluşturulan bir anket ile Sosyal Sorun Çözme Envanteri-Kısa Formu kullanıldı. Alt ölçeklerden Soruna Olumlu Yaklaşım ve Rasyonel Sorun Çözme sosyal problem çözmede işlevsel yaklaşımı; Soruna Olumsuz Yaklaşım, Dikkatsiz/Dürtüsel Tarz ve Kaçınan Tarz ise işlevsel olmayan yaklaşımı temsil etmektedir. Bulgular: Yaş ortalaması 20,8±3,1 (16-46) olan öğrencilerin % 53,9'u erkekti. Sorun çözme becerileri orta düzey puan ortalaması 62,4±11,9 olarak değerlendirildi. Alt ölçeklerden Soruna Olumlu Yaklaşım, Dürtüsel ve Kaçıngan Tarz puan ortalamalarının erkeklerde daha yüksek olduğu (p<0,05); yaş ve sınıf arttıkça dürtüsel ve kaçıngan eğilimin anlamlı olarak azaldığı saptandı (p<0,05). Öğrencilerin bir sorunla karşılaştıklarında genellikle tercih ettikleri aktiviteler; arkadaşlarla (% 57), özel kişilerle (% 54,1) ve aileyle (% 53,6) görüşme, uyuma (% 53,5) ve yemek yeme (% 52,8) olarak belirlendi. Bazı öğrencilerin, sigara (%10,3), alkollü içki (% 6,4) ve madde kullanmak (% 1,0) gibi davranışlara yöneldikleri saptandı. İnternette amaçsızca gezinme, saldırganlık ve şiddet içeren davranışlarda bulunma, odaya/eve kapanma, kişisel hata ve başarısızlıkları sürekli düşünme, şans oyunları oynama, tırnak yeme, saç yolma gibi davranışlarda bulunma aktivitelerini tercih edenlerin toplam puanlarının anlamlı olarak düşük olduğu saptandı (p<0,05). Sonuç: Bulgularımızın, geleceğin hekimleri ve rol-modelleri olan tıp öğrencilerinin sorun çözme becerilerinin orta düzeyden, iyi veya çok iyi düzeye çıkarılabilmesi açısından yol gösterici olacaktır. Anahtar kelimeler: Tıp, Öğrenci, Sosyal Sorun Çözme

DavranışProblem çözmeProblem çözme becerisi+3
Emel Yiğit
Çukurova University
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Hekim dâvûd bin ömer el-antâkî'nin "nüzhetü'l-ezhân fi islâhi'l-ebdân"adlı eserinin ilter uzel nüshası (Tercüme ve tıp tarihi açısından değerlendirme)

Dâvûd Antâkî XVI. yüzyılda yaşamış bir Osmanlı âlimidir ve yaşadığı çağın öne çıkan saygın bilim insanlarından biri olarak kabul edilmektedir. Başlıca uğraşı hekimlik olmakla birlikte, aynı zamanda veterinerlik, eczacılık, mantık, felsefe, astronomi, mühendislik, cebir, teoloji ve edebiyat gibi farklı alanlarda da çalışmıştır. Dâvûd Antâkî doğuştan kör olduğu için "Darîr", çok bilgili olduğu için de, gönül gözüyle gören anlamında, "Basîr" adlarıyla anılmıştır. Özellikle tıp ve eczacılık alanında olmak üzere pek çok çalışma yapmış ve kaleme aldığı eserlerin yayılmasıyla da büyük ün kazanmış ve tanınırlığı artmıştır. Dâvûd Antâkî'nin eserleri dünyanın pek çok ülkesinde bulunmakla birlikte, onların önemli bir kısmı Türkiye'deki kütüphanelerde yer almaktadır. Antâkî'nin en önemli çalışması, Dâvûd'un Tezkiresi adıyla bilinen, Tezkiretü üli'l-elbâb ve'l câmi' li'l-'acebi'l- 'uccâb üli'l-elbâb ve'l câmi' li'l-'acebi'l-'uccâb''tır. Dâvûd Antâkî'nin büyük bir titizlikle ele aldığı ve önemli bir tıbbî başvuru kitabı olarak hazırladığı Nüzhetü'l-Ezhân fi İslâhi'l-Ebdân (Bedenin İyileştirilmesinde Zihinsel Gezinti) Tezkire kadar iyi tanınmamakla birlikte bir başka değerli tıbbî eseridir. Tıbba ilişkin sistematik bir çalışmanın yapıldığı bir yazma eser olan Nüzhet, bir mukaddime, yedi bölüm ve bir hâtime bölümünden oluşmaktadır. Günümüze intikal etmiş olduğu bilinen 19 yazma nüshasından biri Prof. Dr. İlter Uzel'in kişisel kütüphanesinde bulunmaktadır. Hayli yıpranmış ve bazı varakları eksik olan bu nüshanın ilginç bir özelliği de ana metnin dışında derkenar notları halinde ilerleyen ve kendi içinde bütünlük oluşturan ikinci bir uzun tıbbî metin içermesidir. Tez çalışmamızda Nüzhet'in Uzel Kütüphanesi nüshası tıp tarihi literatürüne katkıda bulunabilmek amacıyla Arapçadan Türkçeye çevrilmiş, incelenmiş ve yorumlanmıştır.

DoktorlarDâvûd AntâkîKitaplar+4
Sadık Nazik
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimlerinin geriatrik hastaya yaklaşımı

Giriş ve Amaç: Geriatrik hasta tıbbi, sosyal, psikolojik ve etik öğeleri içeren tamamlayıcı bir yaklaşımı gerektirir. Ayrıca koruyucu hekim uygulamasının da büyük önemi vardır. Teknolojinin de gelişmesi ile birlikte, 'kaliteli yaşlanma' gündeme gelmektedir. 65 yaş üzeri hastaların tanısı, tedavisi, kişilerin sağlığının korunması, toplumdan soyutlanmadan yaşamlarını sürdürmeleri, koruyucu hekimlik uygulamalarının ve çok yönlü değerlendirmenin multidisipliner bir şekilde gerçekleşebilmesi için birinci basamak sağlık hizmetlerinde görev yapan hekimlerimizin eğitimi çok önemlidir. Çalışmamızda birinci basamak sağlık hizmetinde görevli hekimlerin geriatrik hasta değerlendirilmesinin önemini vurgulamak istemekteyiz. Gereç ve Yöntem: Bu tez projesi öncelikle Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu tarafından Mart 2017'de bilimsel ve etik açıdan uygun görülüp kabul edilmiş, daha sonra Gaziantep İl Halk Sağlığı Müdürlüğü'nden çalışmanın yürütülebilmesi için gereken izinler alınmış ve sonrasında araştırma başlatılmıştır. Çalışmaya Mayıs 2017 ile Ağustos 2017 tarihleri arasında Gaziantep İl merkezinde çalışan, gönüllü 214 Aile Hekimi katılmıştır. Katılımcılardan kendi demografik durumları ve geriatrik hastalara yaklaşımları ile ilgili bir anket formu doldurmaları istenmiştir. Elde edilen veriler SPSS 22.0 istatiksel veri programı ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Katılan 214 kişi, 24-65 yaş (medyan yaş 41) arasında olup, kişiler 50 yaş altı ve üzeri olarak 2 gruba ayrılmıştır. 50 yaş ve üzeri hekimlerin oranı %52.3'tür. Katılan hekimlerin %69'u erkektir. Demografik özelliklerinde göre; 165'i evli, 42'si bekar, 7'si de duldur. %70,5'inin çocuğu vardır. Beraberinde 65 yaş ve üstü birey ile birlikte yaşayan kişi sayısı ise 33 olup bu kişilerin %57,6'sı Geriatri bölümünün olduğu bir merkeze hasta yönlendirmektedir. Geriatri eğitimi alanların oranı %31 iken 50 yaş altı hekimlerde bu oran %62,6'ya çıkmaktadır. Geriatri eğitimi almış olmanın, polifarmasinin sorgulanması ve özellikle ilaç azaltmada ve geriatri bölümünün olduğu bir merkeze hasta yönlendirmede daha etkili olduğu görülmüştür. Evli ve çocuğu olan hekimlerin, yaşlı bireylerin aşılamasında daha duyarlı olduğu görülmüştür (sırası ile %78,2, %79,5). Sonuç: Çalışmamıza göre; 50 yaş üzeri ve kadın hekimler koruyucu hekimlik uygulamalarının birçoğunda daha duyarlı ve istekli bulunmuştur. Yaşlı sağlığına birinci basamak uygulamalar ile gereken önemin verilmesi, koruyucu hekimlik uygulamalarının başarıyla yürütülmesi, geriatrik yaş grubunun hastalıklara bağlı morbiditesinin azalmasına, böylece hospitalizasyon ihtiyacı azalacak ayrıca sağlık giderlerinin de azalmasını sağlayacaktır. Bu konuda birinci basamakta görev yapan hekimlerin almış oldukları geriatri eğitiminin önemi büyüktür. Anahtar Kelimeler: Geriatri Eğitimi, Aile Hekimliği, Birinci Basamak Koruyucu Hekimleri

Aile hekimliğiDoktor-hasta etkileşimiDoktor-hasta ilişkileri+6
Esra Saydam Karabıyık
Gaziantep University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi klinik bilimler asistanlarının obeziteye ilişkin tutum, inanç ve önyargılarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesinde klinik dallarda uzmanlık eğitimi alan hekimlerin, obez bireylere yönelik önyargı seviyeleri, inanç ve tutumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştımanın evrenini oluşturan araştırma görevlilerinden çalışmaya katılanlara sosyodemografik bilgi formu ve Obez Bireylere Yönelik Tutum, Obez Bireylere Yönelik İnanç ve GAMS-27 Obezite Önyargı Ölçekleri uygulanmıştır. Sosyodemografik bilgiler ve ek sorular ikiye bölünerek anketlerin yanıtlanmasında yönlendirici olabilecek sorular anketlerin sonuna yerleştirilmiştir. Ayrıca hekimlerin obezite hitaplarını kullanma tercihleri ve hastalarının tercihlerine yönelik tahminleri sorgulanmıştır. Bulgu: Katılımcıların Obez Bireylere Yönelik İnanç Ölçeği puan ortalaması 18,2±4,7', Obez Bireylere Yönelik Tutum ölçeğin puanı ortalaması ise 58,9±10,1'dir. GAMS-27 ölçeğinin Cronbach'ın Alpha katsayısı 0,165 olarak bulunmuştur. Bu ölçekler ile obezlere karşı tutum sorusu kıyaslandığında, inanç ölçeği ile hekimlerin obez bireylere karşı önyargı durumu ile anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Ancak obezlere karşı önyargılı olmadığını ifade eden hekimlerin, önyargılı olanlara göre tutum ölçeği puanının anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptanmıştır (p=0.003). Çalışmada hekimlerin kullanmayı tercih ettikleri obezite terimlerinin sırayla "kilo sorunu, obezite, sağlıksız kilo, toplu" olduğu saptanmıştır. Hekimin cinsiyetine göre farklılık saptanmamıştır. Obez hastaların duymayı tercih etmedikleri hitap şekillerine dair tahminleri sorulduğunda bu kelimelerin "aşırı kilolu, şişman, obezite" olduğu saptanmıştır. "Obezite" kelimesini hastaların duymak istemediklerini belirtmelerine rağmen hekimlerin sık kullanmaları dikkat çekmektedir. Hekimlerin yakın çevre ve ailesinde obez sayısı arttıkça ve günlük görülen obez hasta sıklığı arttıkça obezitenin kişinin kontrolünde olduğuna dair inançları olduğu saptandı. Sonuç: Hekimlerin obezitenin obez bireylerin kontrolünde olduğu yönünde inançlarının olduğu saptanmıştır. Hekimlerin genel olarak obez bireylere yönelik tutumlarının nötre yakın olmakla birlikte olumsuz olduğu saptanmıştır. Anahtar sözcükler: obezite, önyargı, araştırma görevlisi hekimler

DoktorlarObeziteSağlık+2
Gönül Karakaya
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görev yapan tıpta uzmanlık öğrencilerinin ölüm, ölümcül hasta ve ötanazi hakkında tutum ve davranışları

Amaç: Tedavisi mümkün olmayan durumlarda meydana gelen acı, ağrı ve engellerin ortadan kaldırılması amacıyla kişinin kendisi tarafından talep edilen ve tıbbi yoldan hayatının sonlandırılması durumuna ötanazi denir. Ötanazi ve doktor yardımlı intihar uygulamaları etik ve hukuki olarak çeşitli sorgular içinde dünyanın farklı bölge ve ülkelerinde dile getirilmektedir. Bazı ülkelerde ötanazi ve doktor yardımlı ölümün belli kurallar için uygulanmasını sağlayan yasalar mevcuttur. Eğitim ve meslek hayatları süresince, doktorların ölümcül hastalıklar ve ölümün yönetilmesi gibi durumlar ile karşılaşması ve bu sürecin yönetilmesi gerekmektedir. Çalışmamızda tıpta uzmanlık öğrencilerinin ölüm, ölümcül hastaya ve ötanaziye karşı tutum ve görüşleri belirlenerek literatüre katkıda bulunulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde uzmanlık eğitimi yapan asistan hekimler üzerinde, demografik verilerin, eğitim bilgilerinin, ölümcül hastalıklara karşı tutumların, "Ölüm, Ötanazi ve Ölümcül Hastaya İlişkin Tutum Ölçeğini (ÖTÖ)"'nin bulunduğu bir anket formu ile gerçekleştirilmiş olup elde edilen veriler analiz edilmiştir. ÖTÖ iç tutarlılığı 0,81 olarak saptanmıştır. Bulgular: Çalışmamıza 237 asistan hekim dahil olmuş ve katılan asistan hekimlerin yaş ortalaması 28,63±3,06 olarak hesaplanmıştır. Hekimlerin %53,5'i kadın, çalışmaya katılan hekimlerin %30'u dört yıldan uzun mesleki deneyime sahip olduğu bulunmuştur. Kadın hekimlerin, erkeklere göre ölümcül hasta, ölüm ve ötanaziye bakış tutumları daha yüksek saptanmıştır. Medeni durumun, ailede kronik hastalık olmasının ve yoğun bakım öyküsünün bu durumu etkilemediği gözlenmiştir. Hekimlik mesleği süresince farklı branş dallarında eğitim alan hekimlerin, mesleki sürelerinden ve asistanlık sürelerinden bağımsız olarak ötanazi ve ölümcül hasta hakkındaki görüşlerinin benzer olduğu gözlenmiştir. Temel bilimlerde çalışan hekimlerin, diğer bölümlere göre ölümcül hasta ve ailesine ilişkin tutumlarının daha düşük olduğu gözlenmiştir. Sonuç: Çalışmamıza katılan hekimlerin çoğu (%82,2) ötanazinin ülkemizde ve birçok ülkede yasal olarak suç sayılan bir eylem olmasına rağmen ötanazi uygulamasının gerçekleştirilebilir olduğunu düşünmektedir. Çalışmaya katılan katılımcıların %66,7'si derin koma durumunda olan, %64,1'i kanser hastaları, %51,5'i ise genetik hastalığı bulunan kişilere ötanazi uygulanabileceğini belirtmiştir. Ötanazi ile yakından ilgili olan hekimlerin verdiği bu cevaplar ötanazinin tartışılması gereken bir konu olduğunu göstermektedir. Bu bilgiler ışığında diğer ülkelerdeki ötanazi uygulamalarının ve konu ile ilgili düzenlemelerin anlaşılarak ülkemize özgü koşulların araştırılması ve buna uygun yaklaşımların geliştirilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Ötanazi, Hekim, Ölüm, Ötanazi ve Ölümcül Hastaya İlişkin Tutum Ölçeği.

TutumlarTıp eğitimiÖlüm+3
Aylin Akın
Manisa Celal Bayar University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın Adnan Menderes Üniverstesi Tıp Fakültesi 1. sınıf ve 6. sınıf öğrencilerinin beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Yeterli ve dengeli bir beslenme ile sağlığın korunması, geliştirilmesi mümkündür. Ülkemizde yetersiz ve dengesiz beslenme büyük bir toplumsal sorundur. Özellikle gençlerin beslenme alışkanlıkları ile ilgili araştırmalarda, çok ciddi sorunların yaşandığı bilinmektedir. Bu çalışmada, tıp fakültesi öğrencilerinin beslenme bilgilerini, beslenme alışkanlıklarını ve beslenme konusundaki problemlerini ortaya koymak ve tıp fakültesi eğitiminin beslenme bilgi düzeyine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Tanımlayıcı tipteki araştırmamız Ağustos 2019 ile Aralık 2019 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenci 1.sınıf ve 6.sınıf toplam 280 katılımcı ile yüz yüze anket yöntemiyle uygulanarak yürütülmüştür. Anketimiz sosyodemografik bilgileri sorgulayan 15 soru ve beslenme alışkanlıklarını sorgulayan 29 sorudan oluşmaktadır. Bulgular: Çalışmaya katılanların %51,60'ı (n=145) erkek, %67,62'si (n=190) 1.sınıf öğrencisiydi. Öğrencilerin yaş ortalaması 20,44±2,60 yıldır. 6.sınıfların VKİ ortalaması (22,75±3,37) 1.sınıflara göre (21,79±3,25) daha yüksekti (p:0,014). Düzenli kahvaltı alışkanlığı olanların oranı 1.sınıflarda (%61,05), 6.sınıflara göre (%42,86) daha yüksekti (p:0,012). Kahvaltıda peynir, zeytin, yumurta vb. besin tüketenlerin oranı, 1.sınıflarda (%73,51) 6.sınıflara göre (%36,47) daha yüksektir (p<0,001). Spor veya egzersiz yapma oranı, 1.sınıflarda (%45,56) 6.sınıflara göre (%32,97) daha fazlaydı (p:0,031). 1.sınıflarda spor yapılan gün sayısı (3,14±1,56) 6.sınıflara göre (2,36±1,50) daha fazlaydı (p:0,010). Sonuç: Bu sonuçlar değerlendirildiğinde; tıp fakültesi öğrencilerinde eğitim seviyesi ile yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıkları doğrudan bir ilişki olduğu tespit edilemedi (?). Eğitim seviyesi artmasına rağmen 6. sınıf öğrencilerinde sağlıksız beslenme alışkanlıklarının ve sedanter yaşam tarzının daha ön planda olduğu görülmektedir. Bunun nedeninin ise, tıp fakültesinin yorucu ve stresli ortamı ve öğrencilerde bilgi eksikliğinden kaynaklanabileceği düşünülmekte ve bu konuda çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. 6.sınıflarda günlük içilen çay miktarı (3,54±2,86) 1.sınıflara göre (2,34±1,71) daha fazlaydı (p<0,001). 6.sınıflarda günlük içilen kahve miktarı (2,42±1,58) 1.sınıflara göre (1,71±,95) daha fazlaydı (p:0,001). Anahtar Kelimeler: beslenme, egzersiz, öğrenci, sedanter, tıp

AydınBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+6
İbrahim Halil Çetin
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde nargile kullanımı ve tercih nedenleri

Giriş ve amaç: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinde, sağlık açısından ciddi tehlike oluşturan ve kullanımı giderek artan nargilenin içilme sıklığını, nedenlerini ve nargilenin yaygınlaşmasına neden olan faktörleri tanımlamayı amaçladık. Ayrıca çalışmamızın hekim adaylarının nargile kullanımlarıyla ilgili durumlarını ortaya koymak açısından bir örnek teşkil etmeyi amaçlıyoruz. Gereç ve yöntem: Kesitsel ve tanımlayıcı tipte, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 2019-2020 eğitim-öğretim yılında öğrenim gören bütün öğrencilerin evrenini oluşturduğu bir çalışmadır. Öğrencilerin, sosyodemografik özellikleri, nargile kullanım davranışları ve sigara içme davranışlarıyla ilgili soruların yer aldığı 3 bölüm ve 23 sorudan oluşan yapılandırılmış soru formu kullanılmıştır. Fakülteye giderek öğrenciler araştırma hakkında bilgilendirmiş ve araştırmaya katılmayı kabul eden öğrencilere form uygulanmıştır. Veriler IBM SPSS 18.0 istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. Tanımlayıcı istatistikler, sayı, yüzde, ortalama, +- standart sapma (min, max değerleriyle) verilmiştir. İstatistiksel analizde kategorik verilerin değerlendirilmesi için 2x2 tablolarda pearson chi-square, daha çok gözlü tablolarda çok gözlü chi-square testi kullanılmıştır. Tip 1 hata değeri %5 olarak değerlendirilmiş olup, p değer< 0,05 olması halinde anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 978 öğrenci katılmıştır. Katılanların yaş ortalaması 20,95 ± 1,83 yıl (17-27) olup %49,7'si kadın, %50,3'si erkektir. Öğrenciler çoğunlukla evde arkadaşıyla ve öğrenci yurdunda yaşıyordu. Öğrencilerin %70,8'i (n=692) nargile içmediğini söylerken, %13,2'si (n=129) içtiğini, %16,1'i (n=157) bazen içtiğini söylemiştir. Yılda birkaç kez nargile içen, nargile içmek için kafeleri tercih eden ve nargileyi aromalı içmeyi tercih eden öğrenci sayısı çoğunluktaydı. Öğrenciler ortam, arkadaş ortamı ve zevk için nargileyi tercih ederken, arkadaş etkisi, hoşa gitme nedeniyle ve merak ettikleri için nargile başlamışlardı. Yarısında fazlası nargile içmeyi bırakmayı düşünmüyordu ve ailesi nargile içtiklerini bilmeyenlerin sayısı daha fazlaydı. Nargilenin zararlı olduğunu söyleyenlerin sayısı yüksek oranlardayken %57,5'i nargilenin sigaradan daha zararlı olduğunu ve daha da fazlası nargilenin bağımlılık yaptığını söyledi. Nargilenin bulaştırdığı hastalıklarda, solunum yolu hastalıkları en çok işaretlenmişti ve sonra tüberküloz seçilmişti. Çalışmaya katılanların %61,5'i hiç sigara içmemişken %30,7'si aktif olarak sigara içiyordu. Sınıf bazında nargile içme durumlarında anlamlı fark yoktu. 6. sınıf öğrencilerinin nargileye başlama sebeplerinde stres faktörünü seçmeleri ve ailelerinin sigara içimine karışmıyor olması anlamlı bulunmuştu. 1. ve 2. sınıf öğrencileri nargilenin sigaradan daha az zararlı bulmaları diğer sınıflara göre anlamlı yüksekti. Sınıf düzeyi arttıkça nargilenin hastalık bulaştırdığını söyleme, nargilenin bulaştırdığı hastalıklardaki bilgi durumu ve nargilenin bağımlılık yaptığını söylemeleri anlamlı olarak artıyordu. Cinsiyet bazında erkekler daha çok nargile içiyordu ve nargileye içimine ayırdıkları süre daha fazlaydı. Kadınlar nargilenin sağlığa zararlı olduğunu, nargilenin hastalık bulaştırdığını ve bağımlılık yaptığını söylemeleri erkeklere göre anlamlı olarak daha fazlaydı. Yine nargile içimine benzer olarak erkekler daha fazla sigara içiyordu. Evde arkadaşı ile kalanların nargile içme oranı diğer yaşanılan yerlere göre daha yüksekti. Nargileye başlama ve tercih nedenlerinde, evde yalnız yaşayanlar arkadaş ortamını anlamlı olarak daha yüksek seçmişlerdi. Evde ailesi ile yaşayanların nargileyi bırakma oranları daha fazlaydı. Nargile ve sigara karşılaştırmasında, sigara içenlerin nargile içme oranı yüksek saptanırken, sigara içilen yıl sayısı ve günlük içilen sigara miktarı arttıkça nargile içme oranının artması istatiksel olarak anlamlı bulundu. Sonuç: Tıp fakültesi öğrencilerinde nargile içme durumu ve ilişkili faktörleri incelediğimiz araştırmamızda, nargile içimi ile sigara içimi arasında doğrusal bir ilişki mevcuttu. Nargile içimi, erkeklerde daha yüksekti ve ilerleyen sınıfla birlikte değişmemekteydi. Ancak bu durumla çelişkili olarak ileri sınıf öğrencileri, nargilenin zararı, hastalık bulaştırıcılığı, bulaştırdığı hastalık türleri ile ilgili daha çok bilgi sahibiydi. İleri sınıfların bilgisi daha fazla olmasına rağmen nargile içmeye devam ediyorlardı. Nargileye başlama nedenleri arasında arkadaş ve stres faktörü öne çıkmaktaydı. Arkadaşıyla ve yalnız yaşayanlarda nargile içme oranı daha yüksek, ailesiyle yaşayanlarda ise nargileyi bırakma oranı daha yüksekti. Toplumumuzda nargile kullanım sıklığı artmaktadır. Tütün karşıtı propagandaların sadece sigaraya değil, nargile ve diğer tüm tütün ürünlerine karşı genişletilmesi gerekmektedir. Çünkü nargile ve sigara birlikteliğinin güçlü olduğu görülmektedir. Çalışmada da görüldüğü üzere nargilenin içindeki aroma, nargile içiminde bir tercih unsurudur. Bu nedenle aromalı nargileye yönelik tedbirlerin alınması gerekmektedir. Nargilenin de bir tütün ürünü olduğu ve bağımlılık yaptığı bilinmelidir. Gençler arasında içilme oranı arttığı için, özellikle ailelerin ve toplumun, nargilenin vermiş olduğu zararlar hakkındaki bilgilendirilmeleri ve bu konuda farkındalığının artırılması önemlidir.

AydınNargileNikotin+4
Oğuzhan Zor
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinde özanlayışın ilişki doyumuna etkisi

Amaç: Bu çalışma, tıp fakültesi öğrencilerinin özanlayış ve ilişki doyumu düzeylerini belirlemeyi ve öğrencilerin özanlayış düzeylerinin ilişki doyumu üzerine etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Bununla beraber, öğrencilerin cinsiyet, sınıf, ailenin ortalama geliri, ailenin tutumu, öğrencinin akademik başarı düzeyi, sosyal ve sportif faaliyetlere katılım durumu ve romantik ilişkileri gibi özelliklerinin özanlayış puanlarına etkisinin araştırılması da amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini; 2019-2020 eğitim-öğretim yılında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Dönem 1, Dönem 3 ve Dönem 6'da eğitim görmekte olan toplam 966 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmaya toplam 298 tıp fakültesi öğrencisi dahil edilmiştir. Öğrenciler, 23 soruluk Sosyodemografik Veri Formu, 24 sorudan oluşan Özanlayış Ölçeği (ÖAÖ) ve 7 sorudan oluşan İlişki Doyumu Ölçeği'ni (İDÖ) doldurmuşlardır. Toplanan veriler SPSS 23.0 paket programı aracılığıyla analiz edilerek değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan 298 tıp fakültesi öğrencisinin % 58,1'i (n=173) kadın, % 41,9'u (n=125) erkek olup öğrencilerin yaş ortalamaları 21,812,38 (min=17, maks=27) yıl olarak belirlenmiştir. Çalışmada kullanılan özanlayış ölçeği puan ortalaması 72,40 (min: 27, maks: 113) ve ilişki doyum ölçeği puanı ortalama 29,99 (min: 7, maks: 43) olduğu saptanmıştır. Çalışmamızda kullanılan özanlayış ölçeği ile ilişki doyum ölçeği arasında anlamlı bir korelasyon saptanmamış olup erkek öğrencilerin özanlayış ölçeği ortalama puanlarının, kız öğrencilerin ortalama puanlarına göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur (p=0,023). Çalışmaya dahil edilen öğrencilerin okudukları sınıfları ile özanlayış ve ilişki doyum ölçeği ortalamaları arasında da anlamlı ilişki bulunamamıştır. Çalışmaya dahil edilen öğrencilerin ailelerinin maddi durumu ile ilişki doyum ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı ilişki bulunmazken (p>0,05), özanlayış ölçeği ile anlamlı ilişkili olduğu bulunmuştur (p=0,003). Çalışmaya dahil edilen öğrencilerin yaşadıkları yer ile ilişki doyum (p=0,442) ölçeği ortalamaları arasında anlamlı ilişki bulunmazken (p>0,05), özanlayış ölçeği ile aralarında anlamlı ilişki bulunmuştur (p=0,041). Öğrencilerin sosyal faaliyetlere ayırdıkları zaman ile ilişki doyum ölçek puanları arasında anlamlı ilişki bulunmazken (p>0,05), sosyal faaliyete haftada 10 saat ve üzerinde zaman ayıran öğrencilerin özanlayış ölçek puan ortalamalarının, sosyal faaliyete haftada 10 saat ve altında zaman ayıranlara kıyasla, anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur (p=0,0001) Sonuç: Özanlayış kavramının; depresyon, anksiyete ve stres, yaşam doyumu, psikolojik iyi oluş, duygusal zekâ, değerler, özgüven ve boyun eğici davranış, sosyal destek ve akademik başarı, psikolojik sağlamlık ve ruminasyon gibi birçok danışma ve eğitim psikolojisi kavramı ile ilişkisi araştırılmıştır. Araştırmaların sonuçlarında bu kavramların özanlayış ile yakından ilişkili olduğu ve özanlayışın bu kavramlar üzerinde yordayıcı etkisi olduğu bildirilmiştir. Özanlayış düzeyinin, ilişki doyumuna etkisini inceleyen bir araştırmaya ise henüz rastlanmamıştır. Özanlayışın ilişki doyumuna etkisi ile ilgili daha çok araştırma yapılmasına ihtiyaç olduğu açıktır. Çalışmamız, bu konuda yapılan az sayıdaki çalışmadan biridir. Anahtar Kelimeler: Özanlayış, İlişki Doyumu, Tıp Fakültesi, Öğrenci, Aile Hekimliği

Aile hekimliğiTıp eğitimiÖz duyarlılık+3
Reyhan Koç
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uzmanlık eğitimi alan aile hekimliği araştırma görevlilerinin 'ideal aile hekimi olma' ile ilgili bilişsel temsillerinin incelenmesi

Giriş ve Amaç: Aile hekimliği, kendine özgü eğitim içeriği, araştırması, kanıt temeli ve klinik uygulaması olan akademik ve bilimsel bir disiplin ve birinci basamak yönelimli klinik bir uzmanlıktır. Bilişsel temsil, bireyin bir olayı, durumu, nesneyi veya kişiyi zihninde ne şekilde anlamlandırdığını ifade eder. Bu çalışmada, uzmanlık eğitimi alan aile hekimliği araştırma görevlilerinin, ideal ve ideal olmayan aile hekimi özelliklerine yönelik bilişsel temsillerini ortaya koymayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, 22 Şubat 2019- 31 Temmuz 2019 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı'nda uzmanlık eğitimi alan aile hekimliği araştırma görevlileri ile yapılmıştır. Katılımcılara repertuar ağ tekniğine uygun olarak yapılandırılmış anket formu ve sosyodemografik bilgiler anketi tarafımızca uygulanmıştır. Toplanan veriler bilgisayara girilerek uygun istatistik programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza katılan, 28'i kadın (% 70), 12'si (% 30) erkek olan, 40 aile hekimliği asistanının yaş ortalaması 28,03±2,56 yıldır. Aile hekimliği asistanlarının tıp fakültesinden mezuniyet yılları 2008 ve 2018 yılları arasında değişmektedir. Katılımcıların aile hekimliği asistanlığında ortalama çalışma süreleri 16,75±11,54 aydı. Aile hekimliği asistanlık sürelerine bakıldığında; 21 kişi (% 52,5) 1 yıllık, 9 kişi (% 22,5) 2 yıllık, 10 kişi (% 25) 3 yıllık asistandı. Katılımcıların 35'i (% 87,5) mesleklerini kendi istekleri ile seçtiklerini belirttiler. Katılımcıların 24'ü (% 60) "Tekrar aynı mesleği seçer miydiniz?" sorusuna "evet" cevabını verdiler. Çalışmamız sonucunda aile hekimliği asistanlarının meslekle ilişkili öz değerlerinin orta düzeyde olduğu bulunmuştur (d = 0,88). Güncel ben elementi özellikle "Aile hekimliği dışında branşların gözünden bir aile hekimi olarak ben" elementi ile yakın konumlandırılmıştır (d = 0,18). "Nasıl bir aile hekimi olmak istiyorum" elementi "Tanıdığım iyi bir aile hekimi" (d = 0,25) ve "Bana göre ideal bir aile hekimi" (d = 0,06) elementlerine açık bir şekilde yakın konumlandırılmıştır. Öz kimlik grafiğinde; normatif ben elementi ikircikli alanda, "Tanıdığım kötü bir aile hekimi" elementi çatışma alanında, diğer elementler ise kabul alanında konumlanmıştır. Katılımcıların güncel ben elementi repertuar ağında yer alan kişisel yapılar açısından bütün özellikler ile olumsuz yönde ilişkilendirilmiştir. Aile hekimliği asistanları kendilerini özellikle "bakım sağlayan" (r = -0,50), "karar veren" (r = -0,49), "yöneten" (r = -0,46) kişisel yapıları açısından yetersiz olarak görmüşlerdir. Aile hekimliği asistanları "Aile hekimliği dışında branşların gözünden bir aile hekimi olarak ben" elementini de repertuar ağı formunda yer alan özellikler ile güçlü bir şekilde olumsuz ilişkilendirmişlerdir. Temel bileşenler analizi grafiğinde ise aile hekimliği asistanlarının, ideal aile hekimine ve olmak istedikleri aile hekimine ilişkin başvurdukları kişisel yapıların karar veren, duygusal dengeli, bakım sağlayan, yöneten ve toplum lideri olduğu görülmektedir. "Şimdi olsaydı tekrar aynı mesleği seçer miydiniz?" sorusuna "Evet" cevabını verenlerle "Hayır" cevabını verenler karşılaştırıldığında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. İki grubun da benlik saygısı orta düzeyde olup; "Hayır" (d = 0,83) diyenlerin benlik saygısı "Evet" (d = 0,90) diyenlere göre daha yüksek bulunmuştur. Her iki grubun güncel ben elementi tüm kişisel yapılarla olumsuz ilişkilendirilmiştir. Kendilerini hasta gözünden ve diğer aile hekimleri gözünden olumlu, aile hekimliği dışındaki branşların gözünden ise olumsuz algılamışlardır. "Hayır" cevabını verenlerin de "Evet" cevabını verenlerin de bilişsel basitliği mevcut olup tek boyutlu algıları olduğu tespit edilmiştir. Repertuar ağ formunda yer alan sıfatların % 96'sı "Evet" diyenlerin, % 94'ü "Hayır" diyenlerin aklındaki aile hekimini açıklamaktadır. Sonuç: Aile hekimliği asistanlarının, tanımlanmış olan yeterliklerle donanmış olarak uzman olmaları gerekmektedir. Uzmanlık eğitim programı, hekimin uzmanlık eğitimini tamamladıktan sonra çalışacağı alanla ilgili olarak hekimlik bilgi ve becerilerini artıracak, tutum ve davranışlarını geliştirecek şekilde planlanmalıdır. Uzmanlık eğitimi alan aile hekimliği asistanlarının yeterli bilgi ve beceriye sahip olması için ortaya çıkarılan kişisel yapılar ve bilişsel temsiller dikkate alınarak uzmanlık eğitim müfredatı oluşturulması, asistanların birinci basamaktaki görevlerini ideal şekilde yerine getirmelerine katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Aile Hekimliği, Asistan, Bilişsel Temsil, İdeal Aile Hekimi, Uzmanlık Eğitimi

Aile hekimliğiAraştırma görevlileriDoktorlar+3
Gözde Öğrü
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinin pandemi dönemindeki yaşam tarzları, memnuniyetleri ve sosyal medya bağımlılıkları

Amaç: Bu çalışma, pandemi döneminde Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinin sağlıklı yaşam davranışlarını, yaşam doyumlarını ve sosyal medya bağımlılıklarını değerlendirmek ve birbirleriyle ilişkilerini ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi son sınıf öğrencileri araştırmaya çevrimiçi anket yoluyla katıldı. Sosyodemografik Bilgi Formu, Yaşam Doyumu Ölçeği ve Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği-Yetişkin Formu kullanılarak toplanan veriler istatistik paket programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Ortalama yaş 24.5±1.38 (22-31) idi ve 215 katılımcının %55.8'i kadındı. Katılımcıların 1/3'ünden fazlası ideal beden kitle indeksinin dışındaydı. Her on katılımcıdan birinin kronik bir hastalığı vardı. Sosyal medyada geçirilen ortalama süre 2,7 saatti. Katılımcıların tümü, ortalaması dört olmak üzere birden fazla sosyal medya platformu kullanıyordu. En çok tercih edilen platformlar sırasıyla WhatsApp, YouTube, Instagram ve Twitter oldu. Katılımcılar sosyal medyayı ağırlıklı olarak "olayları ve gündemi takip etmek" amacıyla kullanmışlardır. Katılımcıların 2/3'ünden fazlası pandemi döneminde sosyal medya kullanımının arttığını belirtti. Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği-Yetişkin Formu ve Yaşam Doyumu Ölçeği puanları açısından Twitter ve Instagram kullananlar ile kullanmayanlar arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Kendilerini sosyal medya bağımlısı olarak gören katılımcılar diğer gruplarla karşılaştırıldığında sosyal medya bağımlılık puanlarının anlamlı olarak yüksek, yaşam doyum puanlarının ise düşük olduğu görüldü. Katılımcıların sosyal medyada geçirdikleri zamanın sosyal medya bağımlılık puanları ile pozitif yönde orta düzeyde, yaşam doyum puanları ile negatif yönde ilişkili olduğu belirlendi. Kullanılan sosyal medya platform sayısı ile sosyal medya bağımlılığı puanları arasında pozitif yönde zayıf, yaşam doyumu puanları ile zayıf negatif korelasyon vardı. Sosyal medya bağımlılığı puanları ile yaşam doyumu puanları arasında zayıf bir negatif korelasyon bulunmuştur. Sonuç: Pandemi döneminde sosyal medya kullanımının arttığı belirlendi. Ayrıca kendini sosyal medya bağımlısı olarak görenlerin sosyal medya bağımlılık puanları anlamlı olarak daha yüksekti. Sosyal medya bağımlılığı yüksek olanların yaşam doyumu daha azdı. Sağlıklı yaşam tarzı puanları ile sosyal medya bağımlılığı arasında anlamlı farklılık bulunmazken, yaşam doyumu ile pozitif yönde korelasyon saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Sosyal medya, bağımlılık, yaşam doyumu, pandemi, sağlıklı yaşam

BağımlılıkEkran bağımlılığıHasta memnuniyeti+7
Mustafa Gezer
Çukurova University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dermatolojik olgu bildirilerinde klinik deskripsiyonların kalitesi ve belirleyici faktörler

Giriş ve Amaç: Olgu bildirileri, halen tıbbi yayımcılığın önemli bir parçası olarak varlığını sürdürmektedir. Tıp eğitiminde bilgi ve deneyim aktarılmasında oldukça önemli olmasının yanında yeni çalışmaların da öncüsü olma niteliği taşıması nedeniyle oldukça değerlidir. Dermatoloji görselliğin oldukça ön planda olduğu bir bilim dalıdır bu nedenle etkili bir dermatolojik olgu bildirisinin olmazsa olmazı iyi klinik deskripsiyonlardır. Bu çalışmada, dermatolojik olgu bildirileri incelenerek, olgu bildirilerinde yapılmış klinik deskripsiyonların ne düzeyde ayrıntılı olduğu bir başka deyişle ne düzeyde kaliteli olduğunu araştırmak ve klinik deskripsiyonların kalitesini etkileyen faktörlerin de belirlenmesi istendi. Böylelikle dermatolojik olgu bildirilerinin kalitesinin iyileştirilmesine katkı sağlanması amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, çoğunlukla dermatolojik olgu bildirileri yayımlayan bir dergi olan "Journal of Dermatological Case Reports" veri sağlamak üzere seçildi. Bu derginin 2007-2017 yıllarında yayımlanmış 247 makalesi gözden geçirildi ve dermatolojik deskripsiyon içeren 205 olgu bildirisi çalışmaya alındı. Klinik deskripsiyonlarda 11 ana özellik araştırıldı: Yerleşim, yan, nicelik, dağılım, boyut, biçim, kenar, renk, dokunma, sübjektif semptom ve elemanter lezyon. Bu on bir ana özellikten sekizi zorunlu sayıldı: Yerleşim, nicelik, boyut, biçim, renk, dokunma, semptom ve elemanter lezyon. Deskripsiyonun kalitesini etkileyen anlamlı faktörleri belirlemek üzere, her bir olgu bildirisinin deskripsiyonlarında sözü edilmiş zorunlu özellik sayılarının maksimumu, bağımlı değişken olarak kullanıldı ve "kalite skoru" olarak adlandırıldı. İstatistiksel değerlendirmeler lineer regresyon analizi ile yapıldı. Bulgular: Çalışmamızda ana bulgular; klinik deskripsiyonlarda palpasyon ve semptom ile ilgili bilgilerin çoğunlukla yetersiz olduğu, baş-boyun bölgesi dışındaki lezyonlar için yerleşim bilgisinin ayrıntılı verilmediği, ortalama yazar sayısının oldukça yüksek olduğu ancak bunun kalite skoruna olumlu bir etkisinin olmadığı görüldü. Kalite skoruna olumlu etkisi olan parametreler ise yazarlar arasında dermatolog bulunması ve klinik semptomların varlığının veya yokluğunun belirtilmesi olarak saptandı. Sonuçlar: Etkili bir dermatolojik olgu sunumu için ayrıntılı klinik deskripsiyon yapılmalıdır. Ayrıntılı ve kaliteli bir klinik deskripsiyon yapmak için ise yazarlar arasında dermatolog bulunmalı veya dermatologlardan yardım alınmalıdır. Bununla yanında olgunun semptom bilgisinin sorgulanıp mutlaka belirtilmesi gerektiği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Olgu sunumu, Deskripsiyon

Deri hastalıklarıDermatolojiSunum+2
Ertuğrul Gazi Arık
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Tıp öğrencilerinin cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar konusundaki davranışsal danışmanlık gereksinimlerinin belirlenmesi

Amaç: Bu çalışmada tıp öğrencilerinin cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar (CYBE) açısından davranışsal danışmanlık gereksinimlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 2021-2022 öğretim yılında öğrenim gören tüm öğrenciler arasından çalışmaya katılmayı kabul edenlere literatür taranarak oluşturulan form ve E-Sağlık Okuryazarlık Ölçeği ile birlikte toplam 55 soruluk anket uygulandı. Bulgular: Yaş ortalaması 21,9±2,7 yıl olan 410 katılımcının %55,9'u kadındı ve %33,6'sının partneri vardı. Öğrencilerin %32,9'unun (n=135) cinsel olarak aktif oldukları, artmış risk açısından değerlendirildiğinde ise son bir yıl içerisinde %4,6'sının kondom kullanmaksızın ilişkide bulunduğu, %10,5'inin kendisinin ya da partnerinin CYBE için test yaptırdığı, %2,9'unun kendisinin ya da partnerinin CYBE tanısı/tedavisi aldığı, %16,8'inin ise üç veya daha fazla partner ile ilişkide bulunduğu saptandı. Cinsel olarak aktif olan öğrencilerin %16,3'ü CYBE konusunda bilgi düzeylerini 'kötü', %45,2'ü 'orta', %38,5 ise 'yüksek' olarak tanımladı. Cinsel aktif olanların %4,5' u bu konuda eğitim almak istemediklerini, %34,1'i broşür, kitap vb., %29,6'sı internet, %45,9'u bireysel eğitim/danışmanlık, %54,1'i ise grup eğitimi/danışmanlık yoluyla eğitim almak istediklerini bildirdi. Katılımcıların %15,9'u bugüne kadar cinsel sağlıkları ile ilgili bir sorun yaşadıklarını bildirdi. E-sağlık okuryazarlık düzeyi 28,1±5,0 olarak hesaplanan katılımcıların %82,9'u internet üzerinden sağlık kaynaklarına erişmenin kendileri için önemli olduğunu, %67,4'ü interneti sağlıkları hakkında karar vermede yararlı bulduğunu, %53,2'si eğer cinsel sağlık sorunu yaşarsa internetten bilgi edinmeyi tercih edeceğini bildirdi. Sonuç: Her üç öğrenciden birinin cinsel aktif olduğu dolayısıyla davranışsal danışmanlık gereksinimi olduğu, tamamına yakınının ise cinsel eğitim/danışmanlık almak istediği bulguları bu konuda uygun girişimlerin gerekliliğini ortaya koymaktadır. Planlanacak girişimlerde öğrencilerin sağlıkta internet kullanım oranlarının ve e-sağlık okuryazarlık düzeylerinin yüksek olması bulgularının göz önüne alınması önerilir. Anahtar sözcükler: Aile hekimliği, cinsel eğitim/danışmanlık, cinsel yolla bulaşan enfeksiyon, tıp öğrencisi

AdanaAile hekimliğiCinsel danışmanlık+4
Efe Karaali
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde Ortoreksiya Nervoza

Amaç: Ortoreksiya nervoza terim olarak, sağlıklı besinlerin tüketimi ile alakalı patolojik fiksasyonun tanımlanması amacıyla kullanılmaktadır. Ortoreksiya nervozanın anoreksiya nervoza, obsesif kompulsif bozukluk, obsesif kompulsif kişilik bozukluğu, bedensel belirti bozukluğu, hastalık anksiyetesi bozukluğu ve psikotik bozukluklar gibi başka ruhsal hastalıklarla bazı fenomenolojik özelliğin paylaştıkları varsayılmaktadır. Bu çalışmada tıp fakültesinde öğretim gören öğrencilerde ortoreksiya nervoza eğilimi ve ilgili etkenlerin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışma, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniğinde ve Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlık biriminde yürütülmüştür. Çalışma 2 örneklem grubundan oluşmaktadır: Her 2 gruba Sosyodemografik Veri Formu, ORTO-11 ölçeği, Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi, Ortoreksiya Nervoza Envanteri, Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği, Hamilton Anksiyete Derecelendirme Ölçeği uygulandı. Bulgular: Çalışmaya toplam 104 öğrenci ve 104 kontrol olmak üzere 208 katılımcı dahil edildi. Katılımcılardan öğrenci grubunun 55'i kadın (% 52,9) ve 49'u erkek (%47,1) ; kontrol grubunun 59'u kadın (% 56,7) ve 45'i erkek (%43,3) şeklindeydi. Öğrenci grubunda egzersiz, diyet ve sosyal medyada sağlıklı beslenme ile ilgili program takip edilmesi verileri değerlendirildiğinde kadınların sosyal medyada sağlıklı beslenme ile ilgili program takip etmesi erkeklere göre anlamlı olarak yüksek çıkmıştır. (p:0.008) .Öğrenci grubunda Egzersiz ve diyet uygulanması değerlendirildiğinde anlamlı fark görülememiştir. (sırasıyla p:0.734, p:151). Kontrol grubunda egzersiz, diyet ve sosyal medyada sağlıklı beslenme ile ilgili program takip edilmesi verileri değerlendirildiğinde kadınların sosyal medyada sağlıklı beslenme ile ilgili program takip etmesi erkeklere göre anlamlı olarak yüksek çıkmıştır. (p:0.004) Egzersiz ve diyet uygulanması değerlendirildiğinde anlamlı fark görülememiştir. (sırasıyla p:0.072, p:302). Katılımcılara uygulanan ölçeklerin birbiri ile korelasyonu incelendi. Orto-11 ölçeği ile Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi (MOKSL) arasındaki korelasyon anlamlı bulundu. (p:0,001) Ortoreksiya Nervosa Envanteri (ONE) ile Hamilton anksiyete ölçeği arasındaki korelasyon anlamlı bulundu. (p: 0,041) Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi (MOKSL) Alt Ölçekler öğrenci ve kontrol gruplarında ayrı ayrı değerlendirildiğinde; öğrenciler ve kontrol grubu arasında MOKSL toplam puan ve kontrol, yavaşlık alt ölçekleri arasında anlamlı fark gözlenmemiştir. (sırasıyla p:0.381,p:0.380, 0.393) MOKSL temizlik alt ölçeği kontrol grubunda anlamlı olarak yüksek (p:0.022), kuşku alt ölçeğinde kontrol grubu anlamlı olarak yüksek (p:0.001) ; ruminasyon alt ölçeğinde ise öğrenci anlamlı olarak yüksek (p:0.001) olarak saptanmıştır. Sonuç: Ortoreksiya nervozayı etkileyen bazı faktörler, özel bir diyet uygulama, sosyal medyada diyet programı takip etme, sosyal medyada zaman geçirme, sağlık uğraşıları ve sağlıklı beslenme kaygılarıdır. Fiziksel aktivite, sigara kullanımı, ve cinsiyete göre ortoreksiya nervoza eğilimi açısından farklılık yoktu. Obsesif özelliklerin belirginliği, kadınların sosyal medyada diyet programlarının takibi ile ortoreksiya nervoza arasında pozitif yönlü bir ilişki vardı. Anahtar Kelimeler: beslenme ve yeme bozuklukları, sosyal medya, ortoreksiya nervoza, tıp fakültesi öğrencileri,

BeslenmeBeslenme bozukluklarıBeslenme ve yeme bozuklukları+4
Emre Erşahinoğlu
Çukurova University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanlık eğitimi alan hekimlerde yaşam kalitesi ve iş stresi nedenselliği ve etkileşiminin araştırılması

Çalışanların yaşama ve çalışma koşullarına ilişkin sorunların giderilmesi sağlık hizmetinin aksaklıklarının azaltılması açısından önemlidir. Bunun için sağlık çalışanlarının yaşam kalitesini değerlendirmeye yönelik çalışmaların yapılması gerekliliği ortaya çıkmış ve son zamanlarda önemle üzerinde durulmaya başlanmıştır.Bu çalışmada diğer tıp branşlarına göre daha ağır koşullarda çalıştığı öngörülen anestezi uzmanlık öğrencilerinin yaşam kalitesi ve iş stresi ile ilgili verilerin toplanması ve analizi planlanmış; stresi azaltmak ve yaşam kalitesini iyileştirmek için sonraki çalışmalara yol gösterici olabilmek amaçlanmıştır.Bu araştırmanın evreni Ege Bölgesinde Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanlık eğitimi veren kurumlarda eğitim almakta olan uzmanlık öğrencileridir. Katılımcılara tanımlayıcı özelliklerinin sorgulandığı bir anket formu ile Karasek modeli iş stresi ölçeği ve WHOQOL-BREF-TR yaşam kalitesi ölçekleri uygulanmıştır. Bu çalışma için 06/2012 ve 09/2012 tarihleri arasında, Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanlık eğitimi alan hekimlere yüz yüze araştırma hakkında bilgi verilmiş ve çalışma öz yanıtlama anket yöntemiyle uygulanmış, eğitim kurumlarında kurulmuş olan seçim sandığı benzeri sandıklardan belirli aralıklarla anketler toplanmıştır.Ege Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi, İzmir Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi ve Bozyaka Eğitim Araştırma Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Tıpta uzmanlık öğrencileri toplam 111 kişiydi, çalışmamıza 106 kişi katıldı.Elde edilen verilerin istatistiksel analizlerinde karar serbestisi, iş üzerinde kontrol, iş gerilimi ve sosyal destek boyutları yaşam kalitesinin sosyal ve çevresel alanı ile anlamlı düzeyde ilişkili bulunmuştur. Bu tek değişkenli sonuca göre yaşam kalitesi iyi olanların düşük düzeyde olanlara göre iş gerilimi puanları daha düşüktür.Aylık 6 ve üzerinde nöbet tutanların fiziksel alan yaşam kalitesi anlamlı oranda düşük bulunmuştur. Bu yaşam kalitesinin fiziksel alanını %16 oranında etkilemektedir.Çalışmamızda yaşam kalitesi tüm alt alanlarında puan ortalamaları literatüre göre Uludağ Üniversitesinde yapılan uzmanlık öğrencileri ve uzmanlarda yaşam kalitesi değerlendirmesindeki tüm hastane uzmanlık öğrencileri puan ortalamasının altında kalmıştır.Çalışmamızda iş stresi tüm alt alanlarda literatürdeki diğer çalışanlara göre daha yüksekti. Çalışmamızda Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanlık öğrencilerinin iş stresinin yüksek oluşu yoğun çalışma saatleri, aylık nöbet sayısının çokluğu, sürekli ağır hastalıklar ve ölümle karşılaşmak, kendilerine gece ve gündüz ihtiyaç duyulması, iş yükü ve ekonomik belirsizlik ve Anesteziyolojinin getirdiği sürekli dikkat ve sorumluluk duygusu olabilir.Çalışmamızda elde edilen sonuçlara göre, iş stresini azaltmak yaşam kalitesini artıracaktır. İş stresi, iş gerilimi yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Oysa karar serbestisi (iş üzerinde kontrol) ve sosyal destek yaşam kalitesini artırmaktadır. Anestezi uzmanlık öğrencilerinin yaşam kalitesini artırmak için iş yükünün azaltılması, işte karar serbestisinin artırılması ve ihtiyaç duydukları sosyal desteğin sağlanması olumlu adımlar olacaktır.

AnesteziAnketlerDoktorlar+4
Mehmet Barış Açıkgöz
Manisa Celal Bayar University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile Hekimliği uzmanlık eğitiminde eğitim aile sağlığı merkezi uygulamasının değerlendirilmesi

Giriş: Üçüncü basamak hastanelerine başvuran hasta profilleri ile aile hekiminin aile sağlığı merkezinde (ASM) karşılaştığı hasta profilinin bir takım farklılıklar içerdiği bilinmektedir. Üçüncü basamak hastanelere daha çok kronik hastalıkların takip ve tedavisi, bunların ileri bir merkezde araştırılması için başvuran hastalar gelirken; birinci basamak sağlık kuruluşlarına gebeler, sağlıklı çocuk izlemleri ve aşılama hizmetleri için çocuklar, periyodik sağlık taramaları için farklı yaş grubundaki kişiler, herhangi bir tanı almamış ve çeşitli ayrışmamış tanıları olan hastalar gelmektedir. Aradaki bu farklılık sebebiyle uzmanlık eğitiminde Eğitim Aile Sağlığı Merkezi (E-ASM) gerekliliği ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada EASM'nin gerekliliğinin aile hekimliği uzmanları ve asistanları tarafından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız tanımlayıcı-kesitsel bir anket çalışmasıdır. Çalışma, 23/02/2022-23/04/2022 tarihleri arasında aile hekimlerine Google formlar üzerinden ulaşılıp anket çalışması yapılarak gerçekleştirilmiştir. Bu ankette hekimlerin sosyodemografik verileri alınırken, birinci basamağa yönelik bilgi soruları da soruldu. Çalışmada EASM'de çalışma durumu ile bilgi sorularına verilen doğru cevaplar karşılaştırıldı. Çalışmanın istatistiği yapılırken tanımlayıcı istatistiklerde numerik veriler ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum; kategorik veriler ise sayı ve yüzde olarak verildi. Numerik verilerin dağılımına histogram grafikleri ile bakıldı. İki ayrı grupta numerik veriler Man Whitney U testi, ikiden fazla grupta numerik veriler Kruskal Wallis Testi ile analiz edildi. Kategorik verilerin karşılaştırmalarına ki-kare testi ve Fisher's Exact Testi ile bakıldı. Numerik verilerin korelasyonuna Pearson korelasyon testi ile bakıldı. P anlamlılık değeri <0,05 olarak kabul edildi. Analizlerde SPSS 23.0 paket programı kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya toplam 263 hekim katıldı. Hekimlerin %58,2'si (n=153) kadın, %41,8'i (n=110) erkekti. Çalışmaya katılanların %62'si (n=163) evli, %38'i (n=100) bekardı. Çalışmaya katılan hekimlerin %55,1'i (n=145) tam zamanlı aile hekimliği asistanıyken, %16,3'ü (n=43) sözleşmeli aile hekimliği asistanı, %28,5'i (n=75) ise Aile hekimliği uzmanıydı. Çalışmaya katılan hekimlere uzmanlık eğitimini aldığı sırada EASM'lerinin olup olmadığı soruldu. %35'inin (n=92) EASM'lerinin olduğu öğrenildi. Hekimlerin sadece % 18,6'sı (n=49) EASM'de çalışmıştı. Yine hekimlerin %15,6'sının (n=41) ise EASM'de çalışırken bir sorumlu eğiticisi vardı. Uzmanlık eğitimi sırasında EASM olup olmamasına ve burada çalışıp çalışmama durumuna göre bilgi sorularına verilmesi gereken doğru cevaplarda anlamlı farklılık saptanmadı (p=0,299; p=0,127). EASM de çalışırken sorumlu eğitimcisi olanların verdiği doğru cevap sayısı olmayanlara göre anlamlı derecede daha yüksekti (p=0,049). Saha eğitimini (EASM) gerekli gören ve göremeyenler arasında verilmesi gereken doğru cevap sayılarında anlamlı farklılık görülmedi (p=0,091). Uzmanlık eğitimini içerik açısından yeterli bulan ve bulmayan hekimler arasında da verilen doğru cevaplarda anlamlı farklılık saptanmadı (p=0,166). Sonuç: Çalışmamızda EASM gerekliliği ve EASM'de eğitici faktörünün önemi anlaşılmaktadır. Sadece üçüncü basamak hastanelerde eğitim gören asistanların kendilerini yetersiz gördüğü ve bilgi düzeylerinin düşük olduğu görüldü. Bu durumda her iki poliklinik uygulamasının da uzmanlık eğitimi için ihtiyaç olduğunu; EASM'lerin açılmasının sağlanması gerektiğini ve hastane eğitiminin birinci basamağa yönelik yapılandırılmasının uzmanlık eğitimini daha iyi yönde etkileyeceğini söylemek olasıdır. Anahtar Kelimeler: Aile hekimliği uzmanlık eğitimi, eğitim aile sağlığı merkezi

Aile hekimliğiAile sağlığı merkeziTıp eğitimi+1
Nesibe Derya Bayhan
Düzce University
2022
00

Related subjects