Time series analysis
161 theses under this subject heading
Beklenmedik uçak yönlendirmelerini azaltma: zaman serisi analizi ve yapay sinir ağları ile modelleme
Bu çalışmada, bir havayolu şirketinin beklenmeyen yönlendirmelerinin sebep oldu-ğu maliyetlerin en aza indirgenmesi amacı ile bir karar destek sistemi tasarlanmış-tır. Söz konusu havayolu şirketi tarafından temin edilen meteorolojik veriler ışığın-da R programlama dili kullanılarak, görüş mesafesini öngörmek amacı ile yapılan analizlerin sonuçları sunulmuştur. Verilerin zaman serisi analiz yöntemleri kullanı-larak incelenmesi ile öngörülerde bulunmak amaçlanmıştır. İleriye dönük 3 saate karşılık gelecek şekilde ayrıntılı değerlendirme gerçekleştirilmiştir. Zaman serisi analizlerinden AR, MA, ARMA, ARIMA, AutoARIMA ve VAR kullanılarak elde edilen sonuçlar, hata oranı fonksiyonlarına göre karşılaştırılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, MATLAB programlama dili kullanılarak yapay sinir ağları oluşturul-muş, bu yöntem ile elde edilen meteorolojik verilerin tahminleri, zaman serisi ana-lizi sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Sistemsel olarak iyileştirme, yönlendirilen uçuş-lara ait kararların doğruluğu ile ölçülmüştür. Ölçümler, karışıklık matrisine işlen-miştir. Anahtar Kelimeler: Havacılık, Uçak Yönlendirme, Hava Tahmini, Zaman Serileri, Karar Destek Sistemi, Tekrarlayan Yapay Sinir Ağları (TSA), LSTM.
Derin öğrenme ile çizge zaman serilerinin analizi
Zaman serileri bir nesnenin zamansal değişimini anlamak için kullanılır. Finans, enerji sektörü, trafik gibi çeşitli alanlarda zaman serileri ile karşılaşılmaktadır. Ayrıca anomali tespiti, davranış tanıma gibi birçok problem, zaman serisi problemi olarak modellenebilir. Bu yüzden gerçek hayatta sıkça karşılaşılan zaman serilerinin analizi büyük öneme sahiptir. Dolayısıyla, zaman serisi problemleri yaygın bir şekilde araştırılmakta ve çözülmeye çalışılmaktadır. Çizgeler ise nesneler arası ilişkileri analiz etmek için kullanılır. Bazı zor problemler, problem verisi çizge olarak analiz edildiği zaman daha iyi anlaşılabilir. Bu yüzden çizge problemleri de literatürde önemli bir yer sahiptir. Zaman serileri ve çizgeler problemin farklı yönlerini anlama imkânı sunarlar. Bu yüzden, literatürde zaman serilerini çizgeler ile birleştirerek daha iyi modelleme yapan çalışmalar mevcuttur. Bu yöntem finans alanında bazı çalışmalarda uygulanmaktadır. Bu tez çalışmasında, finansal tahmin problemi için derin öğrenme yöntemleri ile çizge serisi analizi yapılmıştır. Bunun için öncelikle DOW 30 borsası bir çizge olarak temsil edilmiştir. Sonrasında farklı zaman anlarındaki çizgeler sıralanarak çizge serisi oluşturulmuştur. Elde edilen seri ile yapay sinir ağı eğitilerek hisselerin değişim miktarı tahmini yapılmıştır. Tahmin edilen değişim miktarına göre ana paradan günlük al/sat stratejisi uygulanarak yatırım yapılmıştır. Bunun sonucunda yıllık getiri yüzde olarak hesaplanmıştır. Araştırma sonucunda, sadece zaman serisi kullanılarak geliştirilen derin öğrenme modellerine kıyasla daha yüksek ortalama yıllık getiri kazanılmış olup çizge serisi kullanmanın finansal tahmini ciddi ölçüde iyileştirdiği bir başka deyişle zaman serisi ile yakalanamayacak çıkarımların yapılabildiği sonucuna varılmıştır. Tez çalışmasında, birden çok yöntemle çizge serisi oluşturulmuştur. Farklı çizgelerle eğitilen derin öğrenme modelleri ile benzer ortalama yıllık getiri elde edilmiştir. Böylece, çizge serisi elde etme yönteminin güçlü (robust) ve kararlı (stable) bir yöntem olduğu gösterilmiştir. Ayrıca eğitilen derin öğrenme modellerinin çıktılarından en çok artan hisse tahminin yapan bir kolektif model eğitilmiştir. Nihai model ile ortalama yıllık %26,68 kazanç elde edilmiştir. Bu yöntemin literatürdeki temel yöntemlerin yanı sıra çeşitli açgözlü (greedy) algoritmadan da daha yüksek getiri sağladığı gösterilmiştir. Sonuç olarak geliştirilen kolektif model, gerçek hayatta günlük al/sat stratejisi için kullanılabilecek bir yöntem olarak önerilmiştir.
Türkiye mobil uygulama pazarında tahmin yöntemleri uygulamaları
Mobil uygulamalar tüm dünyada ve Türkiye'de son yıllarda gittikçe büyüyen birer pazar haline gelmiştir. Teknolojinin hayatımızdaki kullanım alanının artmasıyla birlikte gelecekte daha da büyümesi beklenmektedir. Bu büyüyen pazarın dinamiklerini anlamak hem kullanıcılar hem uygulama sahipleri açısından önem taşımaktadır. Farklı kategorilerdeki mobil uygulamaların değişkenleri incelendiğinde farklı örüntülere sahip olduğu görülmektedir. Kullanıcıların davranışlarının değişkenlik gösterdiği bu ortamda hangi parametrelerin nasıl modellenip nasıl yorumlanacağı sorusu akla gelmektedir. Bu çalışma kapsamında, e-ticaret, e-scooter ve sosyal medya kategorilerinden olmak üzere 5 farklı mobil uygulamanın 2016-2022 yılları arasında aylık indirme ve aylık aktif kullanıcı sayısı zaman serisi verileri Otoregresif Modeller kullanılarak araştırılmıştır. Modeller sonucunda e-ticaret ve e-scooter uygulamaları için GARCH(1,1); sosyal medya uygulamaları için ARMA(1,1) modelinin en uygun olduğu görülmüştür. Farklı mobil uygulamaların gösterdiği örüntüler en uygun modeller kullanılarak tahmin edilmiştir. Sonuçta, mobil uygulama pazarının dinamiklerini anlamak konusunda hem pazara yeni giren hem de mevcut pazarda faaliyet gösteren uygulamalara ışık tutulmuştur. Zaman serileri üzerinden yapılan sayısal analizlerle farklı kategorilere ilişkin içgörüler sunulmuş ve interdisipliner bir bakış açısı ile yorumlanmıştır. Pazara hem bütünsel hem detaylandırılmış bir şekilde yaklaşılmıştır.
Türkiye ekonomisinde yenilenebilir enerji tüketimi ve ekonomik büyüme ilişkisi: Bir zaman serisi analizi
Son zamanlarda ekonomik büyüme literatüründe ön plana çıkan konular arasında yenilenebilir enerji kaynakları yer almaktadır. Bu tez çalışmasının temel amacı, yenilenebilir enerji tüketimi ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi teorik ve ampirik açıdan araştırmaktır. Tezin uygulama kısmında, Türkiye ekonomisinde yenilenebilir enerji tüketimi ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki ampirik olarak 1970-2016 dönemi itibariyle zaman serileri yardımıyla araştırmaktadır. Değişkenlerin birim kök analizlerinde PP ve Ng-Perron testleri kullanılmaktadır. Değişkenlerin birim kök analizlerinde ayrıca Lee-Strazicich çift yapısal kırılmalı testi de kullanılmaktadır. Değişkenler arasındaki uzun dönem ilişkisinin varlığı, ARDL sınır testi ile incelenmektedir. Uzun ve kısa dönem katsayıları, ARDL modeli bağlamında EKK tahmincisi yardımıyla tahmin edilmektedir. Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkileri, Granger nedensellik testi kullanılarak test edilmketedir. Analizlerden elde edilen bulgular, degişkenlerin birinci farkında durağan olduğunu ortaya koymaktadır. ARDL sınır testi sonucları, değişkenler arasında bir uzun dönem ilişkisinin varlığını göstermektedir. Yenilenebilir enerji tüketimi ile ekonomik büyüme arasında uzun dönemde pozitif ve istatistiki olarak anlamlı bir ilişki sçz konusudur. Nedensellik testi sonuçlarına göre, yenilenebilir enerji tüketimi ile ekonomik büyüme arasında bir nedensellik söz konusu değildir.
Türkiye'de kadın istihdamı ve ekonomik büyüme ilişkisi: Bir zaman serisi analizi
Bu tez çalışmasında, kadın istihdamı ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki üzerinde durulmaktadır. Literatür taraması, Türkiye ekonomisi ile ilgili bu tür çalışmaların oldukça sınırlı olduğunu ortaya koymaktadır. Burada, 1988-2016 dönemi yıllık zaman serileri dikkate alınmaktadır. Kadın istihdamının yanı sıra, kentleşme ve sabit sermaye bağımsız değişkenleri, ekonomik büyüme ise bağımlı değişkeni ifade etmektedir. Değişkenlerin durağanlık analizleri için PP, KPSS ve ERSP birim kök testleri kullanılmaktadır. Değişkenler arasındaki uzun dönem ilişkisi, ARDL sınır testi yardımıyla araştırılmaktadır. Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisinin varlığı, Granger nedensellik analizi ile incelenmektedir. Çalışmadan elde edilen ampirik sonuçlar, değişkenler arasında bir eşbütünleşme (uzun dönem) ilişkisinin varlığını göstermektedir. Çalışmadan elde edilen ampirik sonuçlar, aynı zamanda kadın istihdamı ile ekonomik büyüme arasında uzun dönemde pozitif ve istatistiki olarak anlamlı bir ilişkiyi göstermektedir. Son olarak, nedensellik testi sonuçlarına göre, kadın istihdamından ekonomik büyümeye doğru işleyen bir nedensellik söz konusudur. Bu sonuçlara göre; Türkiye ekonominde ekonomik büyümeyi hızlandırabilmek için politika yapıcıların kadın istihdamına özel bir önem vermesi gereği ortaya çıkmaktadır.
Türkiye ekonomisinde enerji tüketiminin temel belirleyicileri: Bir zaman serisi analizi
Bu tezin temel amacı, Türkiye ekonomisinde enerji tüketiminin belirleyicilerini ampirik olarak analiz etmektir. Çalışma 1975-2015 zaman serisi verilerini kullanarak ekonomik büyüme, finansal gelişme, sermaye, endüstrileşme ve ticari dışa açıklığın enerji tüketimi üzerindeki etkisi üzerinde durmuştur. Serilerin birim kök analizleri için ADF, PP, DF-GLS, KPSS ve Ng-Perron testleri kullanılmıştır. Ayrıca, birim kök analizleri için Lee-Strazicich tek yapısal kırılmalı testi de kullanılmıştır. Seriler arasındaki eşbütünleşmeyi araştırabilmek için ARDL sınır testi tercih edilmiştir. Seriler arasındaki nedensellik ilişkilerinin belirlenmesinde Granger ve Toda-Yamamoto nedensellik testleri uygulanmıştır. Yapısal kırılmalı birim kök analizinden elde edilen sonuçlar değişkenlerin düzeyde ya da birinci farkında durağan olduğunu ortaya koymuştur. Bu birim kök sonuçları ARDL sınır testi yaklaşımının kullanılmasına imkan sunmuştur. ARDL sınır testi sonuçları her üç modelde de değişkenler arasında bir uzun dönem ilişkisinin varlığını tespit etmiştir. Uzun dönem tahmin sonuçları; ekonomik büyüme, finansal gelişme, sermaye, endüstrileşme ve ticari dışa açıklığın enerji tüketimini artırdığı bulgusuna ulaşmıştır. Nedensellik analizi sonuçlarına göre; ticari dışa açıklık ve finansal gelişmeden enerji tüketimine doğru işleyen tek yönlü nedensellikler belirlenmiştir. Tezden elde edilen sonuçlar, enerji politikaları ile ilgili önemli öneriler sunabilecektir.
Beşerî sermaye ve ekonomik büyüme ilişkisinin test edilmesi: Türkiye ekonomisi üzerine bir zaman serisi analizi
Bu tezde beşerî sermaye ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki teorik ve ampirik olarak araştırılmaktadır. Ekonomik büyüme yaklaşımlarının ele alınmasından sonra Türkiye ekonomisi örneğinde 1970-2018 döneminde beşerî sermaye-ekonomik büyüme ilişkisi ampirik olarak incelenmektedir. Beşerî sermayenin bir belirleyicisi olarak doğuşta yaşam beklentisi kullanılmaktadır. Değişkenlerin durağanlık analizi için DF-GLS ve KPSS testlerinden yararlanılmaktadır. Eşbütünleşme analizi için Johansen testi uygulanmaktadır. Değişkenlerin katsayılarının tahmin edilmesi için DOLS, FMOLS ve CCR tahmincileri kullanılmaktadır. Değişkenlerin nedensellik analizi için Toda-Yamamoto nedensellik yaklaşımı kullanılmaktadır. Çalışmadan elde edilen ampirik bulgular Türkiye ekonomisi için önemli politika önerile sunabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Beşerî Sermaye, Ekonomik Büyüme, Eşbütünleşme, Nedensellik, Türkiye
Küreselleşme ve ekonomik büyüme ilişkisi: Türkiye örneği
Bu tez çalışmasının temel amacı, küreselleşme ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi teorik ve ampirik olarak araştırmaktır. Ampirik açıdan bakıldığında; küreselleşme ve ekonomik büyüme ilişkisi Türkiye ekonomisi bağlamında 1987-2018 döneminde zaman serisi analizi kullanılarak analiz edilmektedir. Küreselleşmenin yanı sıra enerji tüketimi, sabit sermaye yatırımları ve teknolojik yenilikler ekonomik büyümenin diğer belirleyicileri olarak büyüme modeline dahil edilmişlerdir. İlk olarak; değişkenlerin birim kök özellikleri Vogelsang-Perron tek kırılmalı birim kök testi ile araştırılmaktadır. İkinci olarak; değişkenler arasında bir uzun dönem ilişkisinin varlığı ARDL sınır testi ile incelenmektedir. Üçüncü olarak; uzun dönem katsayıları ARDL, DOLS, FMOLS ve CCR yaklaşımlarıyla tahmin edilmektedir. Son olarak; değişkenler arasındaki nedensellik ilişkilerinin analizinde Toda-Yamamoto testi kullanılmaktadır. Ekonometrik analizlerden elde edilen sonuçlar uzun dönemde küreselleşmenin ekonomik büyümeyi zayıflattığı yönündedir. Bu durum önemli politika önerilerinin sunulmasına imkan tanımaktadır.
Türkiye'de fındık üretimi ve dış ticaretinin ekonometrik analizi
Türkiye, uygun iklim ve toprak yapısı ile Dünya fındık üretiminde birinci sırada yer almaktadır. Türkiye'de fındık tarımının yapıldığı ana bölge Doğu Karadeniz bölgesidir. Ülke ekonomisi acısından son derece stratejik öneme sahip olan fındık Doğu Karadeniz bölgesinde yaşayan insanlar içinde başlıca geçim kaynağı olmuştur. Bu çalışmanın amacı önemli bir ihraç ürünü olan fındığın dikim alanı, üretim miktarı, verim ve dış ticaretindeki mevcut durumunu ve fındık üretiminde uygulanan tarım politikalarını incelemek, fındık sektöründe yaşanan sorunları ortaya koymak ve fındık piyasası ile ilgili politika önerileri geliştirmektir. Çalışmada zaman serileri analizinden yararlanılarak fındık piyasası incelenmiştir. Fındık pazarının 1990-2020 yılları arasındaki durumu incelenmiş ve 2021-2030 yılları arasındaki durumu tahmin edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre Türkiye'de 2020 yılında 734.537 hektar olan fındık dikim alanlarının 2030 yılında 935.512 hektar olacağı tahmin edilmiştir. Fındık veriminin 92,73 kg/da kadar yükseleceği, verim ve dikim alanına bağlı olarak üretim miktarımız 2030 yılında 867.593 ton olacağı öngörülmüştür. 2020 yılında 624.412 ton olarak gerçekleşen fındık ihracatının ise 2030 yılında 737.140 ton olması beklenmektedir. Çalışma sonucunda önümüzdeki yıllarda fındık arzındaki artışa karşılık ihracatın ve iç tüketimin yeteri kadar artış göstermemesi nedeniyle denge fazlasının ortaya çıkacağı tahmin edilmiş ve 2030 yılı itibariyle 11.867 ton stok olacağı tahmin edilmiştir. Stokların ülke ekonomisine katkı sağlayabilmesi için mevcut fındık işleme tesislerin kapasitelerinin arttırılması ve yeni girişimlere olanak verecek politikaların hayata geçirilmesi gerekmektedir. İşlenmiş ürünlerin Dünya pazarlarında kabul görmesi ve Türk fındığını bir Dünya markası olmasına yönelik çalışmalara öncelik tanınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Fındık Üretimi, Tarım Politikası, Kısmı Denge Analizi, Zaman Serileri Analizi
Salgın dönemi sağlık harcamaları etkinliğinin dalga ve faz bağımlı analizi: Seçilmiş OECD ülkeleri üzerine uygulama
Bu çalışma, pandemi döneminde halk sağlığı sistemi ve politikasını değerlendirmek ve iyileştirmek amacıyla sağlık harcamalarının etkinliğini ölçmeye odaklanmaktadır. Çalışmada, sağlık harcamalarının etkinliğini incelemek için dolaylı bir ölçüm yöntemi kullanılarak günlük vaka sayıları üzerinden iki aşamalı analiz yapılmıştır. Bu yöntemde, vaka sayıları sağlık harcamalarının bir göstergesi olarak önerilmiştir. Test edilebilen hipotezler, sağlık harcamalarının günlük vaka sayısının durağan olduğu durumlarda etkin olduğunu, vaka sayısının durağan olmadığı durumlarda ise etkin olmadığını öne sürmektedir. Veri analizinde, her bir ülkenin günlük vaka sayıları incelenmiş ve doğrusal olmayan periyodik harekete sahip olduğu gözlenmiştir. Bu nedenle, uzun dönemli periyodik hareketin tahmin edilebilmesi için doğrusal olmayan kümülatif (ayrık) Fourier fonksiyonu önerilmiştir. Önceki çalışmalarda bu yöntemin aşırı tahmin etme sorunu ad-hoc varsayımı altında ele alınırken, bu çalışmada literatürdeki varsayım yerine bir kısıt geliştirilerek optimal frekans (n) seçim kriterine matematiksel bir çözüm önerilmiştir. İkinci aşamada dalga ve fazlara göre etkinliğin ölçülebilmesi için günlük vaka sayısının trendi olan vaka sayısının yayılma katsayısına (R) göre birinci ve ikinci derece türevleri alınarak hızın değişim noktaları (inflection point) tespit edilerek dalga ve faz aralıkları belirlenmiştir. Belirlenen aralıklar için herbir ülkenin dalga ve fazına göre etkin sağlık harcaması yapıp yapmadığını incelemek amacıyla vaka sayılarının durağanlığı ADF birim kök testi ile test edilmiştir. Faz serilerinin durağan olması vakaların öngörülebilir olduğunu ve sağlık harcamalarının o faz için etkin olduğunu göstermektedir. Çalışma, 6 OECD ülkesinde Covid-19 pandemisi sürecinde günlük vaka sayılarına dayalı sağlık harcamalarının etkinliği üzerine bir görünüm sunmaktadır. Ayrıca, ülkeler arasında karşılaştırma yapmanın zorluklarını ve örneklemin homojenliğini ele almaktadır. Bu çalışmanın sonuçları, ülkelerin pandemilere karşı etkili kısa ve uzun vadeli politikalar geliştirmesine yardımcı olmayı hedeflemektedir. Önerilen yöntem ile, sağlık harcamalarının etkinliği konusunda yeni bir bakış açısı sunulmakta ve pandemilerle mücadelede stratejik kararların geliştirilmesine katkı sağlanmaktadır. Ayrıca enerji, tarım veya turizm gibi farklı sektörlerdeki karar vericilere politika oluşturmalarında yardımcı bir yöntem olarak kullanılabilir.
Time series analysis: A case study on forecasting Turkey's inflation and unemployment
Economic strategies and policies of a country is the most important factor of complete employment and secure economy throughout low inflation. This case study focused on unemployment and inflation for a particular period from 2000 to 2014. Statistical data for the period 2000 to 2014 was collected from a Turkish statistical institute website. The first intention of this research is to forecast inflation and unemployment for 2015 and 2016. Inflation and unemployment has forecasted by autoregressive model as a time series method. The second intention of this research is to determine the relationship between unemployment and inflation in Turkey for the period 2000 to 2014, through Phillips curve, which is conducted in 2014 and the simple linear regression analysis were used. The result shows that unemployment negatively effects inflation in Turkey economy and it was seen that there was a statistically significant relationship between inflation and unemployment. Key words: Unemployment, Inflation, Phillips curve, Autoregressive time series model.
Karbon ayak izinin zaman serisi veri madenciliği yöntemleri ile tahmini: Türkiye örneği
Sürdürülebilir bir dünya için, iklim değişikliği ile mücadelede atılacak en büyük adım insani faaliyetlerden kaynaklanan emisyonu azaltmaktır. Bu sebeple dünyaya salınan karbon emisyonunun ölçüsü olarak kabul edilen karbon ayak izinin azaltılmasına yönelik çalışmalar önem arzetmektedir. Bu doğrultuda yapılan çalışma, Türkiye'nin gelecek dönem sera gazı emisyon oranlarının tahminini içermektedir. Çalışmada Türkiye'nin 1990-2017 yıllarına ait nüfus, gayri safi yurt içi hasıla, enerji üretimi ve enerji tüketimi parametreleri kullanılarak sera gazı emisyon oranlarının zaman serisi veri madenciliği yöntemlerinden Lineer regresyon, Çok katmanlı algılayıcı ve Sıralı en düşük optimizasyon(SMOreg) algoritmaları ile tahmini gerçekleştirilmiştir. Yapılan tahminlerden hata istatistikleri en küçük olan ve gerçek değerlere en yakın değerleri veren SMOreg algoritması kullanılarak 2018-2030 yılları arasındaki sera gazı emisyon oranı tahmini yapılmış ve yapılan analiz sonucunda Türkiye'nin günümüzdeki seyrini devam ettirdiği sürece sera gazı emisyon miktarının kademeli olarak artarak 2030 yılında 728.301 metrik ton CO2 eşdeğerine ulaşacağı bulgusuna erişilmiştir. İklim değişikliği ile ilgili uluslararası sözleşmelerin çoğunda yer alan Türkiye için ulaşılan tahmin değerleri, Paris iklim sözleşmesinde taahhüt edilen oranın altındadır. Bu durum Türkiye için umut verici olarak değerlendirilse de yapılan diğer çalışmalardaki tahminler göz ardı edilmeden, politika yapıcıların bu doğrultuda politika belirlemesi gerektiği düşünülmektedir.
Türkiye'nin enerji ithalat bağımlılığında yenilenebilir enerjinin rolü: ARDL sınır testi yaklaşımı
Enerji ithalat bağımlılığı ülke ekonomilerinde ciddi sorunlar teşkil etmektedir. EUROSTAT'ın yayımladığı 2018 yılı verilerine göre Türkiye yüzde 73,79 enerji ithalat bağımlılık oranı ile enerjide dışa bağımlı durumdadır. Bu durum Türkiye'de enerji arz güvenliği riskini gündeme getirmiştir. Avrupa Birliği'nde bu oran yüzde 60 seviyesinde seyretmektedir. Bu çalışmanın Türkiye özelinde yapılmasında hem Türkiye'nin yüksek enerji ithalat bağımlılık oranı hem de fosil enerji kaynakları ve nükleer enerjideki yetersizlikler etkili olmuştur. Türkiye yenilenebilir enerji kaynakları bakımından yüksek potansiyele sahiptir. Diğer yandan Türkiye özelinde yapılan bu çalışmanın analiz sonucunda yenilenebilir enerjinin enerji ithalat bağımlılığını yüzde bir birimlik artışta yüzde 0.26 azalttığı belirlenmiştir. Buna istinaden Türkiye'de enerjide dışa bağımlılığın yenilenebilir enerji kaynaklarına yüksek düzeyde yatırım yapılması ile düşürüleceği düşünülmektedir. Bu çalışmada, 1990-2018 döneminde Türkiye'de yenilenebilir enerjinin enerji ithalat bağımlılığı üzerindeki etkisi zaman serisi eş bütünleşme testi olan ARDL sınır testi yaklaşımı kullanılarak analiz edilmiştir. ARDL sınır testi yaklaşımı hem l(0) hem de l(1) verilerle çalışma olanağı ve küçük örneklerde daha güvenilir sonuçlar vermektedir. Bundan dolayı bu çalışmada ARDL sınır testi yaklaşımı tercih edilmiştir. Analiz bulguları incelendiğinde, Türkiye'de yenilenebilir elektrik üretiminin enerji ithalat bağımlılığı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı ve negatif bir etki yaptığı belirlenmiştir. Kişi başına GSYH'nin enerji ithalat bağımlılığı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif bir etki yaptığı belirlenmiştir. Kentsel nüfus artışının enerji ithalat bağımlılığını istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif bir etki yaptığı belirlenmiştir. Doğal gaz fiyatları enerji ithalat bağımlılığı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif bir etki yaparken, ham petrol fiyatları ise istatistiksel olarak anlamlı bulunamamıştır. Türkiye'de yenilenebilir elektrik üretiminin enerji ithalat bağımlılığını azalttığı, diğer yandan Türkiye'de enerji ithalat bağımlılığının en önemli belirleyicisinin kişi başına GSYH olduğu belirlenmiştir.
Doğrudan yabancı yatırımların finansal belirleyicileri: Türkiye üzerine ekonometrik bir analiz
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde görülen sermaye yetersizliği doğrudan yabancı yatırımlarla giderilmeye çalışılmaktadır. Bu sebeple doğrudan yabancı yatırımlar gelişmekte olan ülkeler için oldukça önemlidir. 1980 yılından sonra gelişmekte olan ülkelerde doğruda yabancı yatırımların hacmi hızla artmıştır. Bunun nedeni olarak serbest piyasa ekonomisine geçiş sonucu dünyanın ortak bir pazar haline gelmesi gösterilebilmektedir. Doğrudan yabancı yatırımların bazı ülkelerde fazla bazı ülkelerde az olmasından dolayı, doğrudan yabancı yatırımların hangi belirleyicilerden etkilendiği önemli bir konu olmaktadır. Bu bağlamda bu çalışmada 1995-2020 yılları arasında Türkiye'ye girişi olan doğrudan yabancı yatırımlara etki eden finansal belirleyicilerin zaman serisi analizi ile belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda reel efektif döviz kuru, BIST100 endeksi, piyasa kapitülasyonu ve tüketici fiyat endeksi değişkenleri ile doğrudan yabancı yatırım değişkeni arasındaki kısa ve uzun süreli ilişkiyi saptamak için ARDL yöntemi kullanılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda, uzun dönemde BISTT100 endeksi ile doğrudan yabancı yatırım arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunurken, kısa dönemde BIST100 endeksi ile doğrudan yabancı yatırımlar arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Kısa dönemde tüketici fiyat endeksi ile doğrudan yabancı yatırım arasında anlamlı ve negatif bir ilişki tespit edilirken, uzun dönemde anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Ayrıca, doğrudan yabancı yatırımlar ile reel efektif döviz kuru ve piyasa kapitülasyonu değişkenleri arasında kısa ve uzun dönemde istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Bulgular, BIST100 endeksi değişkeninin doğrudan yabancı yatırımları artırdığını ve tüketici fiyat endeksi değişkenin ise doğrudan yabancı yatırımları azalttığını göstermektedir. Dolayısıyla, Türkiye'de doğrudan yabancı yatırımların artırılması için, BIST100 endeksine olan güveni artırmaya ve enflasyonun ise yabancı yatırımcılar için kabul edilebilir seviyelere çekilmesine yönelik politikalar uygulanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Doğrudan Yabancı Yatırım, Finansal Belirleyiciler, Zaman Serisi Analizi, ARDL Modeli
Trading strategy based classification on cryptocurrency price prediction
These days, the price prediction of cryptocurrencies, which is one of the main topics discussed in the media, is considered as a difficult problem when the volatility and high risk is taken into account. In this study, classification and regression algorithms have been developed and compared with the time series model on the question of whether it will increase more than different threshold values in the next 24 hours by using different indicators as support and resistance levels, highest low opening and closing prices or not. One of the most important results obtained is that the use of limited data to cover a certain period, rather than the use of all data, gives better metric results.
Kontrol teorisi uygulamaları ile zaman serisi öngörülerinin iyileştirilmesi
İşletme yönetiminin ve fonksiyonlarının başarısı, büyük oranda talep yönetiminde planlama sürecinin doğru şekilde işlemesine ve dolayısıyla talep planlamasındaki belirsizliklerin azaltılmasına bağlıdır. Bu tez çalışmasında; talep planlamasının da fiziksel endüstriyel süreçler gibi ancak soyut bir süreç olduğu, girdilerinin talep öngörüleri ve çıktılarının gerçekleşen satışlar olarak tanımlanıp ölçülebileceği ve bunlara bağlı olarak fiziksel endüstriyel süreçlerinde kullanılmakta olan kontrol sistemlerinin, talep planlamasında hataların azaltılması amacıyla da kullanılabileceği önermeleri yapılmıştır. Buradan hareketle önermeler genellenerek; kontrol teorisi uygulamaları ile zaman serisi öngörülerinin iyileştirilmesi yaklaşımı öne sürülmüştür. Bu yaklaşımla birlikte, zaman serisi öngörü modellerinin soyutlaştırılarak yalnızca girdi ve çıktı ilişkisi üzerinden kara kutu olarak tanımlanabileceği ve bu sayede kontrol sistemlerinin öngörü modelleriyle birleştirilebileceği varsayımında bulunulmuştur. Öne sürülen yaklaşımın doğrulanması amacıyla; önce genel öngörü yöntemleri, zaman serileri ve istatistiksel zaman serisi analizinden bahsedilerek ARIMA modelleri üzerinde durulmuştur. Sonra, kontrol teorisi, kontrol döngüleri ve kontrol sistemlerinin modellenmesine değinilmiş ve PID kontrol detaylandırılarak anlatılmıştır. Daha sonra, kontrol teorisi ile zaman serisi öngörülerinin ilişkisi açıklanmış ve öne sürülen yaklaşım doğrultusunda tasarlanan PID kontrollü öngörü modeli detaylı olarak sunulmuştur. Son olarak, PID kontrollü öngörü modeli yaklaşımı ARIMA modelleri ile birlikte kullanılarak, durağan olmayan farklı tipteki zaman serilerinden oluşan talep ve satış verileri için talep tahmini uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Uygulamalardan elde edilen deneysel bulgular; PID kontrollü öngörü modelleri ile yalın öngörü modellerinin tahminleme hataları kıyaslandığında, PID kontrollü öngörü modellerinin tüm uygulamalarda hata oranlarını büyük ölçüde düşürdüğünü göstermiştir. Aynı zamanda, daha düşük tahminleme başarısı gösteren öngörü modellerinin kontrol sistemleri ile daha büyük oranda iyileştirildiği sonucuna ulaşılmıştır. Deneysel bulgular ile talep planlamasıyla ilgili yapılan tüm önermeler desteklenmiş, öne sürülen yaklaşımla birlikte öngörü modelleri için bulunulan kara kutu varsayımı doğrulanmıştır. Böylece, zaman serisi öngörülerinin kontrol teorisi uygulamaları ile zaman serilerinin tipinden ve öngörü modellerinin içyapısından bağımsız olarak, iyileştirilebildiği çıkarımına varılmıştır. Bu tez çalışmasının sonucunda; kontrol teorisi uygulamaları ile zaman serisi öngörülerinin iyileştirilmesi yaklaşımı yeni bir metodolojik çerçeve olarak öngörü literatürüne kazandırılmış ve aynı zamanda kontrol teorisi ve kontrol sistemleri için tümüyle yeni bir uygulama alanı sunulmuştur.
Gen ifadesi zaman serisi verileri için hizalama algoritmaları
Biyolojik bir sürece ait gen ifadesi zaman serilerinin örnekleme zamanları veya ilerleme hızları farklı koşullarda veya bireylerde değişebilmektedir. Bu nedenle zaman serilerinin uygun bir şekilde karşılaştırması, kümelenmesi ve sınıflandırılması gibi problemlerde genellikle serilerin hizalanması gerekmektedir. Bu çalışmada, gen ifadesi zaman serilerinin hizalanmasında kullanılan çeşitli metodolojik yaklaşımlara genel bir bakışın sunulması ve literatürde başlıca kullanılan algoritmaların ayrıntılı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca yaygın olarak kullanılan dinamik zaman bükmesi algoritması, insan ve fare akciğer gelişim sürecine uygulanarak bu iki süreç arasındaki benzerlik ve farklılıkların ortaya konulması hedeflenmiştir. İlk olarak, hizalama algoritmalarını gen ifadesi zaman serilerine uygulamadan önce; modelleme, gen seçimi ve gürültü giderme gibi ön işleme adımlarına neden ihtiyaç duyulduğu açıklanmış ve her bir ön işleme adımına ait literatürde kullanılan yaklaşımlar özetlenmiştir. Ardından gen ifadesi zaman serileri için geliştirilmiş olan hizalama algoritmaları; dinamik zaman bükmesi, parametrik zaman bükmesi, üretici zaman bükmesi ve korelasyon zaman bükmesi algoritmaları ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Son olarak, bu hizalama algoritmalarının performansları, uygulama alanlarındaki etkinlikleri ve yapılarından kaynaklanan kısıtlılıkları değerlendirilmiştir. Tezin uygulama kısmında ise, insan ve fare fetal akciğer gelişimine ait zamansal farklar, dinamik zaman bükmesi algoritmasıyla tahminlenmiş ve bir simülasyon prosedürü yardımıyla bu farkların istatistiksel olarak anlamlılığı değerlendirilmiştir. Gen ifadesi zaman serilerinin hizalanmasında kullanılan algoritmalar, değişik hızlarda seyreden biyolojik olaylardaki benzerliklerin ve farklılıkların genom düzeyinde aydınlatılmasında büyük kolaylıklar sağlamaktadır.
Seçilmiş Asya ülkelerinde para talebi fonksiyonu
Bu çalışmanın amacı yapısal değişimleri dikkate alarak seçilmiş beş Asya ülkesine (Kore, Malezya, Singapur, Tayvan ve Türkiye) ait para talebi fonksiyonları, 1991:Q1-2015:Q2 dönemini kapsayan veriler kullanılarak tahmin etmek ve fonksiyonların istikrarlı durumlarını ortaya koymaktır. Çalışmada dar (M1) ve geniş (M2) standart para talebi fonksiyonları (gelir ve faiz oranının fonksiyonu olarak ) ayrı olarak tahmin edilmektedir. İlk olarak çalışmada serilerin durağanlığı, ADF ve iki yapısal kırılma altında LM birim kök testleri yardımıyla test edilmiştir. Bu testlerin sonuçlarına göre parasal büyüklükler, reel gelir ve faiz oranı serileri pek çok durumda birinci farkta I(1) durağandırlar. Bir sonraki adımda Johansen ve Gregory Hansen eşbütünleşme testi uygulanarak dar parasal büyüklüğü (M1) ile para talebi belirleyicileri arasında her iki teste göre eşbütünleşmenin var olduğu gösterilmiştir. M2 parasal büyüklüğü için ise Johansen testinde eşbütünleşmenin var olduğu Gregory ve Hansen testinde ise pek çok durumda eşbütünleşmenin olmadığı görülmüştür. Para talebi fonksiyonunda yapısal değişim mevcut ise fonksiyon istikrarsız olabilmektedir. Bu açıdan para talebi fonksiyonunun tahmin edilmesinde yapısal değişimler göz ardı edilmemelidir. Çalışmada, 1991:Q1-2015:Q2 dönemi için tahmin edilmiş para talebi fonksiyonlarının üzerinde CUSUMSQ testi uygulanmıştır. Bu testin sonuçları Malezya'nın geniş para talebi fonksiyonu dışında bütün ülkelerin para talebi fonksiyonlarının istikrarsız olduklarını göstermiştir. Bu yüzden para talebi fonksiyonlarının yapısal değişimleri Bai ve Perron yöntemiyle ortaya konmuş ve kırılmalar öncesi, arası ve sonrası yani alt dönemlerin fonksiyonu EKK yöntemiyle tahmin edilmiştir. Ampirik bulgular 1991:Q1:2015:Q2 döneminde bütün ülkeler için para talebi fonksiyonunun tamamen istikrarlı olmadığını gösterirken alt dönem fonksiyonlarında ise pek çoğunun istikrarlı olduğu görülmüştür.
Hava kargoculuğunda pazar payı tahmini
Hava kargo taşımacılığının hızlı, emniyetli, güvenilir, trafiksiz ve yüksek değerli ürünler için tercih ediliyor olması hava kargo taşımacılığının güçlü yanları olmasına karşılık, hava kargo firmaları sınırlı bir kapasiteye sahiptirler. Bu sebeple, sınırlı sayıdaki uçak ve kapasiteyi doğru kullanabilmek hava kargo firması için kritik öneme sahiptir. Hava kargo pazarından alınacak payın tahmin edilmesiyle yeni rotalar veya ek uçuşlar ile ilgili kararlar alınabileceği gibi buna ek olarak hava yolunun sunduğu mevcut uçuş frekanslarının yeniden gözden geçirilmesi de söz konusu olabilir. Ayrıca pazar payının arttırılması için, hangi parametrelerin ne yönde değiştirilmesi gerektiği de çalışma sonunda ölçülebilir bir hale gelecektir. Tüm bu etkileri düşündüğümüzde pazar payının doğru tahmin edilmesi hava kargo şirketinin başarısı için kritik öneme sahiptir. Çalışmanın iki amacı bulunmaktadır. Bunlardan ilki, pazar payını etkileyen değişkenlerin analiz edilerek modelde kullanılacak değişkenlerin neler olacağına karar verilmesi, ikincisi ise hava kargo pazar payını tahmin etmek için kullanılacak uygun bir modelin oluşturulmasıdır. Çalışmada hava kargo pazar payını etkileyen değişkenlere karar verilirken, uzman görüşlerinden faydalanılmıştır, değişkenlere karar verilmesinin ardından iki farklı yöntem ile pazar payı tahmin edilmiştir. İlk yöntem olarak zaman serisi analizi kullanılmıştır sonrasında ise yapay sinir ağları kullanılarak tahmin yapılmıştır. Yapılan tahmin sonuçları gerçekleşen pazar payları ile kıyaslanarak yapay sinir ağları kullanılarak geliştirilen modelin daha doğru sonuçlar verdiği görülmüştür. Yapay sinir ağları ile kurulan modelde yer alan parametrelerin pazar payı tahmin sonucuna etkileri incelenmiştir. Gelecek döneme ilişkin pazar payı tahmini hesaplanmıştır ve gelecek dönem karını arttırmaya yönelik neler yapılabileceğine ilişkin bir tartışmaya yer verilmiştir.
The impacts of foreign direct investments on economic growth in Turkey: 1980-2015
Foreign direct investments (FDI) in Turkey have expanded rapidly following the liberalization programme initiated in the early 1980s. Turkey has accomplished a record level in terms of its performance to attract FDI in post-2000 era. The study aims to explore the impacts of the FDI on economic growth during the years 1980 to 2015 using time series analysis. The annual data of the gross domestic product (GDP), FDI inflows, direct investments, and foreign trade announced by TURKSTAT, CBRT and Ministry of Development were employed in the study. According to the results of the analysis, the Augmented Dickey Fuller unit root test results suggest that the variables are non-stationary at levels, but become stationary in the first differences. Through the Johansen Co-integration test, it has been found that there is long-run relationship between GDP and other variables, and the effect is statistically significant. Finding of Granger causality states that there is a bidirectional causality between FDI and GDP. The results of this study imply that a positive change in the level of FDI is likely to increase the production of goods and services in Turkey.
Introducing forward looking information to expected credit loss under IFRS 9 : Different time series approaches for Turkish banking system
Credit risk is the most critical type of risk to manage for banks, which are the most important part of the financial system. It is expected that the capital of banks, whose most important activity is to provide loans, will be well structured and will be at a level that will protect the bank against risks. Credit risk is an element that must be managed not only against its realization, but also against the possibility of its occurrence. Credit risk should be managed against both internal factors (such as bank portfolio characteristics, characteristics of bank customers) and external factors (such as economic conjuncture, political and political outlook, natural disasters). When considering the credit risk management against the external factors, finding a relationship between the risk factors such as non-performing loans ratios of the banks and key macroeconomic indicators and modelling them become an issue for the banks. It has become critical to develop time series models by establishing a relationship between credit risk factors and macroeconomic indicators, in order to include forward-looking information in expected credit loss calculations in accordance with the International Financial Reporting Standard (IFRS 9), which entered into force at the beginning of 2018 and both as a stress test. In this study, it has been tried to measure the effectiveness of different time series algorithms comparatively, especially since a certain method is not imposed within the scope of IFRS 9 standard. Different time series models were established between the non-performing loan rates published by the Banks Association of Turkey and all potential macroeconomic indicators officially published, and diagnostic tests were applied to measure the robustness of the models. As algorithms, Stepwise Regression, Autoregressive Distributed Lag Model (ARDL) and Extreme Gradient Boosting Model (XGBoost) were chosen. As a result of this study, Autoregressive Distributed Lag Model showed the best performance. As expected credit loss models are regulative models, they are subject to the examination of many regulatory authorities. It has been demonstrated that ARLD model which also has high explainability and interpretability, is a method that can be used frequently by banks.
Türkiye'de ekonomik büyüme ve savunma harcamaları ilişkisi: VAR analizinden kanıtlar
Kamu harcamalarının bir parçası olan askeri harcamalar, bir ülkenin ulusal bütçesinde önemli bir paya sahiptir. Dolayısıyla, ekonomik büyüme askeri harcamalardaki değişmelerden etkilenmektedir. 1970'li yılların sonundan itibaren askeri harcamalar ve ekonomik büyüme ilişkisi araştırılmasına rağmen, konu ile ilgili yapılan çalışmaların bulguları bakımından henüz bir fikir birliği bulunmamaktadır. Ayrıca, dünyada Soğuk Savaş sonrası askeri harcamaların azalması gündeme gelmiş, fakat Türkiye coğrafi konumu itibariyle askeri harcamalarını artırmaya devam etmiştir. Bu çalışmada, 1990-2020 dönemi için Türkiye'de savunma harcamaları ve ekonomik büyüme ilişkisi zaman serileri analizi ile araştırılmıştır. Bu çalışmanın bulgularına göre, Türkiye'nin savunma harcamaları ile ekonomik büyüme arasında eşbütünleşme testi ile uzun dönem ilişkisi olduğu saptanmıştır. FMOLS test sonucuna göre, savunma harcamalarındaki %1 birimlik artışın ekonomik büyümeyi %0.82 azalttığı tespit edilmiştir. DOLS test sonucuna göre, savunma harcamalarının %1 birimlik artışın ekonomik büyümeyi %1.37 azalttığı tespit edilmiştir. Etki-tepki fonksiyonuna göre, savunma harcamalarına verilen bir şok ekonomik büyümeyi ilk yıl negatif etkilemiştir. Bu etki, dördüncü yılın ortasına kadar sürmektedir. Dördüncü yılın sonlarına doğru etki pozitife dönmekte ancak beşinci yıl tekrar negatif etkilemekte ve ekonomik büyümenin tepkisi beşinci yılın sonunda kaybolmaktadır. Varyans ayrıştırması bulgularına göre de ekonomik büyümeyi en çok etkileyen faktörün enflasyon olduğu ortaya çıkmıştır. Bulgulara göre Türkiye'de Neo-Klasik Yaklaşım'ın geçerli olduğu görülmüştür. Askeri harcamaların halen Türkiye'nin ekonomik performansını etkileyen önemli bir faktör olması sebebiyle, bu çalışmadan elde edilen bulguların önemli olacağı düşünülmektedir.
Polinom regresyonuyla olası ekstrem aylık ortalama hava sıcaklığı tahmini
19. yüzyılın sonlarından bu yana küresel ısınmada yaşanan artış, ekstrem sıcaklık olaylarının gözlenme süresini arttırmış, sıcak hava dalgalarının frekans ve yoğunluğunun artmasına neden olmuştur. Sıcaklıkta görülen bu değişimler iklim sistemlerinde ve hidrolojik döngüde değişikliklere sebep olmuştur. Bu değişiklikler afetlere ve ekonomik zararların oluşmasına sebep olmaktadır. Bu nedenle sıcaklığın davranışını tahmin edebilmek önemli bir konu haline gelmiştir. Bu çalışmada, Türkiye'deki meteoroloji istasyonlarındaki gözlenen hava sıcaklığı verilerindeki eksik kısımlar SPSS programı kullanılarak, beklenti maksimizasyonu yardımıyla tamamlanmıştır. Daha sonra polinom regresyonunu kullanan bir yazılım olan PolReg ile gelecekte gerçekleşmesi muhtemel ekstrem aylık ortalama hava sıcaklıkları, %95 güven aralığı sınırları içerisinde yılın her ayı için tahmin edilmiştir. Böylece, Türkiye genelinde hava sıcaklıklarının hangi bölgede hangi değerlere kadar yükselebileceği konusunda öngörü oluşturulması amaçlanmıştır. Türkiye'nin çeşitli yerlerindeki 82 adet meteoroloji gözlem istasyonun ortalama hava sıcaklık değerleri kullanılarak yıldaki 12 ay için beklenen muhtemel maksimum değerler tahmin edildikten sonra bu tahminler, ArcMap programında ters mesafe ağırlıklı yöntem ile her ay için Türkiye ekstrem aylık ortalama hava sıcaklığı haritaları oluşturulmuştur.
Türkiye'de finansal gelişme ve enerji tüketiminin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi
Bu çalışmanın amacı; Türkiye'de finansal gelişme ve enerji tüketiminin ekonomik büyüme üzerindeki etkilerini, teorik ve uygulamalı olarak analiz etmektir. Bu kapsamda; Türkiye'nin 1960-2019 dönemi yıllık verileri kullanılarak yapısal kırılmalı analizler gerçekleştirilmiştir. Serilerin durağanlığı; Vogelsang ve Perron (1998), Lee ve Strazicich (2003) ve Carrion-i-Silvestre vd. (2009) birim kök testleri kullanılarak analiz edilmiş ve bütün serilerin I(1) olduklarına karar verilmiştir. Modellerde yer alan değişkenler arasında eşbütünleşme ilişkisinin varlığı; Gregory ve Hansen (1996) ve Maki (2012) eşbütünleşme testleri ile incelenmiş ve modellerde yer alan değişkenler arasında eşbütünleşme ilişkisinin var olduğuna karar verilmiştir. Maki (2012) çoklu yapısal kırılmalı eşbütünleşme testinde belirlenen yapısal kırılma tarihleri, uzun ve kısa dönem analizlerine kukla değişkenlerle dâhil edilmiştir. Çalışmada uzun dönem analizleri; FMOLS, DOLS ve CCR yöntemleriyle gerçekleştirilmiş ve ekonomik büyümenin, özel sektör tarafından kullanılan kredi miktarı %1 arttığında ortalama %0,13, geniş anlamda para arzı %1 arttığında %0,13 ile %0,24 arasında, enerji tüketimi %1 arttığında ise ortalama %0,40 civarında arttığı belirlenmiştir. Kısa dönem analizleri de FMOLS, DOLS ve CCR yöntemleriyle gerçekleştirilmiş ve özel sektöre verilen kredilerin ekonomik büyümeyi kısa dönemde de artırdığı, ancak bu etkinin uzun dönemdekinden daha küçük olduğu belirlenmiştir. Geniş anlamda para arzındaki artışların da ekonomik büyüme üzerindeki kısa dönemli etkilerinin pozitif ve uzun dönemdekinden daha küçük olduğu görülmüştür. Enerji tüketiminin ise ekonomik büyümeyi kısa dönemde, uzun dönemdekinden daha fazla etkilediği tespit edilmiştir. Modellerin hata düzeltme mekanizmalarının çalıştığı ve yapılan analizlerin güvenilir olduğu belirlenmiştir. Seriler arasındaki nedensellik ilişkileri VECM yöntemiyle analiz edilmiş ve Türkiye'de 1960-2019 döneminde ekonomik büyümeden enerji tüketimi ve para arzına doğru tek yönlü, kredi hacminden enerji tüketimi ve para arzına doğru tek yönlü, enerji tüketimi ile para arzı arasında iki yönlü uzun dönem nedensellik ilişkilerinin var olduğu bulunmuştur. Diğer yandan Türkiye'de 1960-2019 döneminde kredi hacminden enerji tüketimine doğru tek yönlü, enerji tüketimi ile para arazı arasında iki yönlü kısa dönem nedensellik ilişkilerinin var olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmadan elde edilen bulgulara göre; özel sektöre verilen kredilerin, parasal genişlemenin ve enerji tüketiminin ekonomik büyümeyi artırdığı, özel sektöre verilen krediler ve parasal genişlemenin uzun dönemli, enerji tüketiminin ise kısa dönemli etkilerinin daha büyük olduğu söylenebilir.