Epistemology
132 theses under this subject heading
Ebu'l-Kasım el-Ensari'de bilgi teorisi
Ebu'l-Kâsım el-Ensârî Eş'arî kelam geleneğinin önemli bir dönüşüm devrinde yaşamış, Cüveynî'nin öğrenciliğini, Şehristânî'nin hocalığını yapmış bir kelamcıdır. Onun kelam sisteminin temel konularından birini bilgi teorisi oluşturmaktadır. O, kelam sisteminde bu konuya oldukça önemli bir yer ayırmış, bilginin tanımı, mahiyeti, kaynakları ve nazar başlıklarını ayrıntılarıyla incelemiştir. Bu çalışma giriş ve iki bölümden meydana gelmektedir. Giriş bölümünde düşünce tarihinde bilgiyi ve bilginin kaynağı konusunda ortaya çıkan görüşler ele alınmıştır. Ayrıca bu bölümde yeterince tanınmamasından ötürü Ebu'l-Kâsım el-Ensârî'nin hayatı, hocaları, öğrencileri ve eserleri hakkında bilgi vermeye çalışılmıştır. Birinci bölümde ise Ebu'l-Kâsım el-Ensârî'de bilgini tanımı, bilginin ispatı ve hakikati, İkinci bölümde ise bilginin çeşitleri, bilginin kaynağı ve nazar konusu ele alınmıştır.
Eğitim yönetimi öğretim elemanlarının alanın bilgisine dair epistemik inançları
Bu araştırmanın amacı, Eğitim Yönetimi öğretim elemanlarının alanın bilgisine dair epistemik inançlarını nitel yollar ile derinlemesine inceleyerek keşfetmektir. Çalışma nitel desenlerden betimleyici fenomenoloji deseni ile düzenlenmiş ve araştırmada yüz yüze bire bir görüşmeler aracılığıyla katılımcılara birtakım yarı yapılandırılmış sorular iletilmiştir. Anılan katılımcılar, 2018-19 Akademik Yılı ilk yarıyılı itibariyle Ankara ilinde yer alan 3 devlet üniversitesindeki Eğitim Yönetimi Bilim Dalında görev yapmakta olan toplam 29 öğretim elemanının oluşturduğu çalışma grubudur. Elde edilmiş olan araştırma sonuçları ile ilgili öğretim elemanlarının, alanın bilgisine ilişkin özgün epistemik inançlara sahip oldukları ortaya çıkarılmış ve bu durumun araştırma uyarınca kendilerinin bilginin imkânı, doğruluğu, gerekçelendirilmesi ve sınırlarını değerlendirirlerken etkili olduğu izlenmiştir. Ayrıca katılımcıların eğitim yönetimi alan bilgisi yönünden kişisel epistemolojileri incelendiğinde, ortak birtakım epistemik inançları benimsemiş oldukları da görülmüştür.
Seyyid Şerîf Cürcânî'de nefsin mahiyeti ve bilgi teorisi
Bu çalışma müteahhir dönemde kelâm geleneği içerisinde değişen nefis teorisinin -yani mücerret nefis teorisini kabulün- bilginin mahiyetinden duyu idraklerine, oradan da aklî idrake kadar kelâmın bilgi teorisinde meydana getirdiği kapsamlı dönüşümü ele almaktadır. Özellikle Fahreddin er-Râzî'nin Meşşâî geleneğin mücerret nefis teorisine ve onun etkisinde gelişen bilgi teorisine yönelttiği iç ve dış tenkitler sadece Meşşâî filozofların hesaplaşması gereken yeni meydan okumalar doğurmamıştır, aksine müteahhir dönemde mücerret nefis teorisini kabul eden kelâmcıların da cevap vermesi gereken yeni zorluklar çıkarmıştır. Öyle ki Fahreddin er-Râzî sonrası kelâm ve felsefe geleneğini onun söz konusu tenkitlerinin muhasebesi/muhakemesi olarak okumak yanlış olmayacaktır. Söz konusu muhasebenin/muhakemenin kapsamlı ve sistematik bir sunumunu yapabilmek için bu çalışma, Fahreddin er-Râzî'nin meydan okumaları karşısında en yetkin ve kalıcı hesaplaşmayı yapması nedeniyle Seyyid Şerîf el-Cürcânî'yi merkeze almıştır. Çalışmamız farklı bir metafizik sistem içerisinde üretilen mücerret nefis teorisinin ve onun güdümünde şekillenen bilgi teorisinin kelâmî ilkelerle nasıl dönüştürüldüğünü ve müteahhir kelâmcıların bu teorileri nasıl kendi düşünce sistemlerinin bir parçası haline getirdiklerini göstermeyi hedeflemektedir. Seyyid Şerîf gibi müteahhir kelâmcılar bu teorileri sadece kendi kelâmî ilkeleri üzerinden yeniden yorumlamakla kalmamış, aynı zamanda Fahreddin er-Râzî'nin meydan okumalarına cevap verebilme adına yapısal dönüşümlere de uğratmışlardır. Hatta bazen bilgi teorisinin alt meselelerinde meydana getirdikleri dönüşümler, Meşşâî filozofların o meselelerle ilgili ürettikleri teorilerden farklı bir tür olmayı hak edecek seviyeye dahi ulaşmıştır. Bu itibarla çalışmamız, Seyyid Şerîf gibi müteahhir kelâmcıların mücerret nefis teorisini kabul etmesinin ve sonrasında sahip oldukları bilgi teorisini onunla uyumlu hale getirmelerinin onlarda kimlik kaybına veya kimlik çokluğuna neden olmadığını ileri sürmektedir.
Gazzâlî ve yöntem: Tehâfüt'ün yöntemsel zeminine dair bir inceleme
Bu tez, geleneksel olarak filozoflara karşı kelâmî bir eleştiri olarak kabul edilen Gazzâlî'nin (ö. 505/1111) Tehâfütü'l-felâsife'sini, onun bu eseri yazarken sahip olduğu entelektüel zihin dünyasına odaklanarak metnin yöntemsel zemini bakımından incelemektedir. Bu çalışmada, Gazzâlî'nin Tehâfüt'ü bir sûfî olarak yazdığı, Tehâfüt'ün yöntemsel zeminin tasavvufî yöntem olduğu, bu itibarla Gazzâlî'nin eleştirisinin diyalektik olarak kelamcıları da kapsadığı ve metnin bu çerçeve itibarıyla okunması gerektiği ortaya konulmaktadır. Gazzâlî'nin kariyeri boyunca merkeze aldığı hakikate ulaşmada yöntem meselesi, tezin altyapısını oluşturmaktadır. Buna binaen Gazzâlî'nin tasavvufî yöntemle ilişkisi, tarihsel tanıklık ve metinler-arası ilişkiler itibarıyla aydınlatılmakta ve Gazzâlî'nin Tehâfüt'ü yazdığında zaten sûfî olduğu tespit edilmektedir. Bunu takiben Tehâfüt'teki her bir mesele üzerinden Gazzâlî'nin epistemolojisi ve metnin yöntemsel zemini ifşa edilmekte, sonuç olarak Tehâfüt'ün, zemine tasavvufî yöntemi alan bir metin olduğu gösterilmekte ve Gazzâlî'yi anlamada yöntemin merkezîliği vurgulanmaktadır.
Şerhu'l-Akâid ve haşiyelerinde bilgi teorisi
Bu çalışmada Ömer en-Nesefî'nin muhtasar akaid risalesine Teftâzânî tarafından yazılan Şerhu'l-Akaid isimli şerh ve bu şerh üzerine Hayâlî, Siyâlkûtî, Kestelî, Ramazan Efendi, İsâmüddîn, Akkirmânî ve Ferhârî tarafından yazılan haşiyeler incelenmektedir. Tez, şerh ve haşiye literatürünün canlı bir ilmî hayat sunduğunu ve söz konusu şerh ve haşiyelerin felsefe ile kelamın mezcedildiği bir dönemde kaleme alınması hasebiyle bu dönemde klasik kelamın verilerini benimseyip savunan bir grubun bulunduğunu göstermeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda çalışma, Giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Şerhu'l-Akaid üzerine yapılan çalışmalar ve müellifleri tanıtıldı. Şerhu'l- Akaid'in tahrîc, tercüme, şerh ve haşiyelerinin matbu olanlarının basıldıkları yayınevi ve tarihleri; mahtut olanlarının bulundukları kütüphaneler belirtildi. İkinci bölümde söz konusu şerh ve haşiyelerde bilginin tanımı, imkânı ve kaynakları konularının nasıl ele alındığı aktarıldı. Bilginin tanımı bölümünde gelenek içerisinde yapılan bilgi tanımları sunulup muhaşşîlerin getirdiği yorumlar iletildi. Bilginin imkânı konusunda sofistlerin temel argümanları ele alınıp şârih ve muhaşşîlerin itirazları aktarıldı. Bilginin kaynakları bölümünde ise iç ve dış duyular, peygamberin haberi ve akıl hakkındaki farklı yorumları dile getirildi.
Epistemology in Islamic theology in the post-classical period: The concept of evidence in the works of Saʿd al-Dīn al-Taftāzānī
The works of Saʿd al-Dīn al-Taftāzānī (d. 792/1390) marked a pivotal point in Islamic intellectual history and were central to Islamic education until recent years. Due to the break with the traditional curriculum in the Islamic world and the axiomatic premise that philosophical inquiries in theology after the 5./11. century had nothing substantial to offer, the central position of Taftāzān'īs works vanished. Fortunately, contemporary scholarship questions these premises and shows interest in the Post-classical period in which scholars like Taftāzānī appeared. However, little advancement has been made so far due to the lack of understanding regarding the commentary tradition and highly technical texts. The present research throws light on some of the most fundamental topics of theology written by one of its most influential scholars. The first aim is to clarify important features of the commentary tradition, which will help eliminate confusion regarding the opposing positions the same author took in different works. The second aim is to show how later theologians defined theology, its connection to epistemology, and how they presented their most fundamental conceptual tools. The final aim is to investigate their definition of evidence and its twofold division into rational and textual evidence. Case studies will illustrate how different theological issues relate to the previously discussed topics of epistemology and evidence.
The rational and epistemological foundations of ḥadīth criticism: Comparing the traditional method of ḥadīth criticism and the epistemology of testimony
The field of ḥadīth studies constitutes the largest and most robust library ever focused on the transmission and epistemic evaluation of statements (akhbār). The traditional critical method (manhaj al-naqd) of ḥadīth scholars has been used historically and continues to be used to this day to manage, evaluate, and verify the attribution of statements to their sources. Despite the extensiveness of the field and the continued efficacy of the method, there has been little to no work done to investigate the traditional method as an epistemic system. This dissertation aims to fill that lacuna by investigating the rational and epistemological foundations of the traditional method of ḥadīth scholars. This will be achieved by identifying the central axioms and rules (mabādiʾ wa qawāʿid) upon which the manhaj al-naqd rests. Furthermore, the traditional method of ḥadīth scholars, as well as the broader Islamic epistemic system in which it operates, will be compared and contrasted with the contemporary anglophone study of the epistemology of testimony. Bringing these two traditions together will help uncover the truly epistemic nature of the manhaj al-naqd. It will also help highlight how one might give a justificatory account of its mabādiʾ and qawāʿid. The aim of this analysis and synthesis is to represent the manhaj al-naqd in contemporary philosophical terms so that it can be better understood for what it is: an epistemic apparatus (āla maʿrifiyya) that is grounded in sound rational principles. The re-articulation of the traditional method in contemporary philosophical language will allow for a more fruitful evaluation of the manhaj al-naqd on epistemic grounds. Furthermore, this epistemic analysis will be useful for future studies comparing the traditional method to competing alternatives. Keywords: Epistemology, Ḥadīth, Islamic Philosophy, Manhaj al-Naqd, Testimony.
Seeking certitude: Iktisāb and Ilhām in imam al-Ghazālī's theory of knowledge
This thesis explores the two paths to 'ilm (knowledge) in Imam al-Ghazālī's theory of knowledge—iktisāb (acquisition) and ilhām (inspiration). In Imam al-Ghazālī's thought, these two paths relate to the two domains of knowledge—'ilm al-ẓāhir (exoteric knowledge) and 'ilm al-bāṭin (esoteric knowledge) respectively. 'Ilm al-ẓāhir of the sharī'ah (Revelation) and of Reality is acquired through iktisāb of the senses and the reason, while 'ilm al-bāṭin is attained through divinely granted ilhām. Imam al-Ghazālī designates 'ilm al-ẓāhir as the primary domain of the sharʿī sciences, while 'ilm al-bāṭin is the domain of 'ilm al-mukāshafah (the science of unveiling) more commonly referred to as taṣawwuf. A primary focus of this thesis is to apply Imam al-Ghazālī's terminology and explore the methods of iktisāb of knowledge employed in the sharʿī sciences, which we have classified as three distinct epistemic paths: the historical-empirical path of ḥadīth, the rational path of kalām, and the joint historical-empirical and rational path of fiqh. This thesis also explores the nature and means of ilhām in Imam al-Ghazālī's formulation of 'ilm al-mukāshafah which we classify as the fourth major epistemic path in Islamic thought. This thesis argues ultimately that while Imam al-Ghazālī identifies and esteems two separate paths to knowledge—iktisāb and ilhām—which relate to the two forms of knowledge—'ilm al-ẓāhir and 'ilm al-bāṭin—it is knowledge of the bāṭin, granted through divine gifts of mukāshafah directly unto the heart-soul of Man which constitutes the highest forms of all knowledge and certitude possible for Man—ḥaqq al-yaqīn. Such yaqīn corresponds to the mushāhadah of tawḥīd and, we argue, represents a state of true ineffability in Imam al-Ghazālī's thought.
The epistemology of religious belief in classical Islamic theology
This work aims to consider the major trends of religious epistemology within the classical theological traditions of Islam. In doing so, it aims to "translate" these classic medieval perspectives into the idioms, language and conceptual framework of contemporary religious epistemology. Of prime concern, are those traditions within Islam that closely overlap with broadly theistic evidentialist perspectives, and those which broadly overlap with reformed epistemological perspectives. In considering these different epistemological trends of the Islamic theological tradition i.e., the Mu'tazilite, Ash'arite, Maturidite and Hanbalite schools, the thesis also aims to attempt to fit these perspectives within the context of contemporary normative epistemological theories. In navigating through the differences between these schools and traditions, the thesis aims at constructing a theological and epistemological synthesis which brings all of these perspectives together into one coherent view.
Enformasyon, sistem ve sanat; büyük veri çağında sanat
Büyük Veri, yaşayış biçimimizi, anlayışlarımızı, öğrenme, bellek, düşünce sistemimizi ve en nihayetinden yavaşça ama köklü bir şekilde sağduyumuzu topyekûn değiştirmektedir. İnsanın evrimine etki eden diğer enformasyon teknolojileri gibi Büyük Veri de önemli paradigma olarak tarihte yerini almıştır. Bu tez postmodern temelli bir sosyo teknik modelleme olarak Büyük Veri'nin sanat anlayışımızda ve sanatın sınırlarında nasıl bir değişim yarattığını, Büyük Veri'nin kavramsal olarak sanat tarihinde, sanat felsefesinde ve epistemolojik olarak nasıl konumlandığını ve bunun sonuçlarının neler olabileceğine dair yanıtlar aramaktadır. Bu kapsamda çalışma Büyük Veri Sanatının Burnham'ın sistem estetiği ve yine erken kavramsal sanatın ruhu Fluxus hareketi ile okunması gerektiği savını ortaya koymaktadır. Çalışmada tartışılan diğer bir konu ise Büyük Veri teknolojisinin sanat piyasası, sanat izleyicisi, sanatçı ile bizatihi sanat üzerindeki etkileri ile ilgilidir. Burada dijital kültürün akışkan imge bolluğunun olduğu bir ortamda sanatın analitik, istatistiklerle yönetilmesi halinin bizatihi sanatın varoluş nedeni ile biçimini değiştirdiği savı ortaya konmaktadır. Bu çalışmada çağdaş sistemik anlayışı kullanılarak Büyük Veri'nin sanat bağlamı çok yönlü bir biçimde analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu nedenle sanat kuramı, felsefe, sosyoloji, bilgi sosyolojisi ve sosyo-teknik gibi birçok toplum doğa ve beşerî bilimin ilgili alanı içeren disiplinler ötesi bir çalışmadır. Bu doğrultuda tezde Ludwig Von Bertalanfy, Claude E. Shannon, Norbert Wiener Marshall Mcluhan, Niklas Luhmann, Deleuze ile Guattari, Foucault, Jack Burnham, Walter Benjamin, Jean Baudrillard ve çağdaş düşünürlerden Viktor Mayer- Schönberger'ın görüşlerinden yararlanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Büyük Veri, Sistem Teorisi, Sibernetik, Enformasyon Teorisi, Sistem Estetiği
Thomas Kuhn'un paradigması ile Michel Foucault'nun epistemesinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın ana teması bilimsel ve toplumsal değişimlerin belirleyicisi olan yaklaşımlara ve kullanılan yöntemlere yakından bakarak bir inceleme alanı oluşturmaktır. Bu inceleme öncelikle bilimsel anlamda yöntem ve kuram değişikliğine yön veren paradigma kavramıyla dikkatleri üzerine çeken Kuhn'a yönelik bir alanı ifade etmektedir. Diğer bir yandan da episteme kavramına yüklediği anlamla tarihsel bir perspektif içerisinde sosyal bilimsel bir felsefe ortaya koyan Foucault'ya yönelik bir alanı ifade etmektedir. Her iki filozofun da düşünce ve inceleme alanlarında kendilerine özgü kavramlar geliştirerek geleneksel düşünce yapılarından ayrıldıklarını yapılan okumalar ve araştırmalar ışığında bu çalışmayla gözler önüne sermeyi hedefledik. Hem bilimsel hem de felsefi boyutta değişim ve ilerlemenin yapısını kabul edildiğinden daha farklı bir biçimde olduğunu ortaya koyan bu iki düşünürün kullandıkları kavramlar ayrı olsa dahi yöntem ve teknikleri bakımından bir paydada buluştuklarını görmek mümkündür. Kuhn, paradigma kavramını değişimin en temel noktasına yerleştirirken, Foucault değişimi epistemenin değişebilir niteliği üzerinden ifade eder. Her iki düşünürde tarihsel dönemler içinde şekillendirici yapıların arkaplanına inmeyi hedeflemişlerdir. Kullandıkları yöntem ve geliştirdikleri kavramlar üzerinden değerlendirilerek iki düşünür de anlaşılmaya çalışılacaktır. Dolayısıyla bu çalışma bir bakıma her iki düşünür arasındaki ortak paydaya işaret ederek, izledikleri yol bakımından benzerliklerini anlamlı bir bütün halinde birleştirme çabası olarak sayılabilir.
İbn Haldun düşüncesinin varlık ve bilgi temelleri
İbn Haldun (1332-1406) İslâm düşünce tarihindeki önemli düşünürlerden biridir ve en çok umran ilmi ile tanınır. Dolayısıyla o, umran ilminin içerdiği konu ve tartışmalar bağlamında daha ziyade tarih, siyaset gibi alanlarda ele alınmıştır. Ancak bu çalışmalara bir göz atıldığında görüleceği üzere birçok çalışma onun düşüncesinin temelinde bulunan ontolojiyi ve bu ontolojiye dayalı olan epistemolojiyi ya ihmal etmiş ya da hak ettiği yeri vermemiştir. Biz, İbn Haldun'un anlaşılabilmesi için öncelikli olarak onun vahye dayalı ontolojisinin ve epistemolojisinin ortaya koyulması gerektiğine inanıyoruz. Bu iddiamızdan hareketle, onun üzerine yapılan çalışmalarda gördüğümüz bu eksikliği gidermek için onun varlık tasavvurunu ortaya koymaya ve ardından onun bilgi tasavvurunu da bu varlık tasavvuruna dayalı olarak izah etmeye çalıştık. Gördük ki, İbn Haldun'un özgün bir varlık tasavvuru var ve onun, bu varlık tasavvuru felsefî olarak temellendiriliyor. Nihayet, varlığa dair bu tasavvur onu klasik felsefî gelenekten ayırıyor. İbn Haldun'un bu özgün felsefî dizgesinin bugün bizler için yeni bir felsefî dizge adına imkân taşıdığı kanaatine vardık ve ne tür imkânlar barındırdığını ise sonuçta tartışmaya çalıştık.
Dini epistemolojide akıl eleştirisi: Soren Kierkegaard örneği
Çalışmamızın amacı, din felsefesinin problem alanlarından biri olan dini epistemoloji problemini incelemek ve Soren Kierkegaard özelinde problemi tartışmaktır. Soren Kierkegaard Aydınlanma düşüncesinin getirmiş olduğu nesnelliği eleştirip öznelliğin önemine dikkat çekerek varoluşçu felsefeyi kurmuş ve kendinden sonra gelen filozofları bu anlamda etkilemiştir. Çalışmamız, giriş bölümü ve ayrıca üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde; çalışmamızın temel problemi, alt problemleri, amacı, konusu, önemi, araştırmaya temel olan tanımlara ve Kierkegaard'ın hayatı ile eserlerine yer verilmiştir. Birinci bölümde; dini epistemolojinin anahtar kavramları ele alınmıştır. İkinci bölümde; rasyonellik iddiası ve modern batı düşüncesi ve dini epistemolojide tarihsel yaklaşımlar incelenmiştir. Dönemin bazı filozoflarının görüşlerine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde; Kierkegaard'ın kilise eleştirisi ve akıl eleştirisi incelenmiştir. Kierkegaard'ın akıl eleştirisi Hegel'e yapmış olduğu eleştiriler ile öznellik- nesnellik problemi üzerinden ele alınmış; Korku ve Titreme kitabının konusunu oluşturan kurban ritüeli dini epistemoloji bağlamında tartışılmıştır. Sonuç bölümünde dini epistemoloji probleminin günümüzde de geçerli bir problem olduğu sonucuna ulaşılmış ve Soren Kierkegaard'ın düşünceleri ve eleştirileri etraflıca değerlendirilmiştir.
Descartes epistemolojisinde sezgi kavramı'nın yeri
Epistemoloji tarihinde doğru bilginin ölçütlerinden biri olan aklın bilgisi çeşitli şekillerde yorumlanır. Bizim ilgilendiğimiz aklın sezgisel yorumunu yapan filozoflardır. Platon aklın en üstün durumu olarak nitelediği noesis durumuna ancak sezgisel akılla ulaşabileceğini savunurken; Augustinus da inancı bilgiden daha üstün tutar ve Tanrı'ya iman etmek için öncelikle insanın kendi yaratılışını bilmesi gerektiğini belirtir. Augustinus'a göre, insanın kendine dair olan bilgisel kanıtını yalnızca sezgisel akıl verir. Yakın dönem filozoflarından Bergson, hakikatin ancak gerçek zaman olarak nitelediği süreyle bilinebileceğini, süreyi ise ancak sezgiyle yaşayabileceğimizi söyler. Sezgisel aklı doğru bilginin garantörü yapan Descartes bizim asıl konumuzu oluşturur. Descartes doğru bilgiye ulaşmak için kuşku duyduğu bütün bilgilerin üstünü çizer. Bildiği bütün bilgilerden hatta kendi benliğinin bilgisinden dahi vazgeçer. Böylece geriye yalnızca şüphe ettiği gerçeği kalır. Descartes sezgisel akılla, 'şüphe ettiğimden şüphe edemem' önermesinden yola çıkarak 'şüphe ettiğime göre düşünüyorum' ve 'düşünüyorum, o halde varım' önermelerini kanıtlar. Kendi varlığının kanıtına ulaşan Descartes, bu bilgiden hareketle Tanrı'nın varlığını daha sonra dış dünyanın varlığını kanıtlar. İnsan, şüphe eden ve yanılan bir varlık olduğuna göre mükemmel değildir dolayısıyla varlığı bir açıdan yetersizdir. Bu durum, insandan daha mükemmel bir varlığın bulunmasını gerektirir ve o varlık Descartes'a göre, Tanrı'dır. Descartes insanı ve Tanrı'yı metafiziğin konusu haline getirir. İnsan, ruh ve beden olarak birbirinden farklı iki sonlu töze sahipken, yalnızca Tanrı sonsuz bir töze sahiptir. Metafiziğine kendi sonlu zihninden başlar ve sonsuz olan Tanrı'ya ulaşır. Descartes'ın Tanrı'ya ulaşana kadar geçirdiği düşünsel süreçte sezgisel aklın önemi bizim esas çalışma konumuzu oluşturur. Anahtar Sözcükler: Sezgisel Akıl, Tanrı, Süre, Kuşku, Kanıt
Stoa felsefesinde Phantasia'nın epistemolojik rolü
Bu çalışmanın amacı, bilgi sorunlarından birisi olan doğru bilginin olanaklı olup olmadığı sorusuna cevap arayan, olanaklı olduğunu düşünen Stoacılarda, doğrunun ölçütünün kendisi etrafında örüldüğü phantasia kavramını ele almak ve onun epistemolojik rolünün ne olduğunu göstermektir. Çalışma iki yönde ilerleyecektir. Stoa felsefesinde phantasia'nın daha iyi anlaşılabilmesi için, bir taraftan phantasia kavramı ve Stoacılara gelene kadar felsefe tarihinde geçirdiği anlam değişimleri ele alınırken, diğer taraftan phantasia'nın bilgi sürecindeki rolü açıklanmaya çalışılacaktır. Bu sebeple, çalışmanın birinci bölümünde, Stoacılardan önce bu kavramı epistemolojik bağlamda kullanmış olan Platon, Aristoteles ve Epikourosçular'da phantasia'nın ne olduğuna ve epistemolojik işlevine değinilecektir. İkinci bölümde, Stoacı bilgi felsefesi, ilk dönem filozofları olan Zenon, Kleanthes ve Khrysippos etrafında şekillendiği için, bu filozoflara ve her birinin yaptığı ayrı phantasia tanımlarına ve phantasia katalêptikê konusundaki görüşlerine başvurulacaktır. Bu bağlamda phantastikon, phantaston, phantasma, phantasia katalêptikê ve phantasia akatalêpton vb. kavramlar açıklanacak, epistemolojileri mantıkla bağlantılı olduğu için mantık kuramları ele alınacak, akabinde ruhun bilgi sürecinin oluşum aşamasındaki işlevi sebebiyle ruh kuramlarına değinilecek, bilgi ve etik arasındaki bağlantı gösterilecektir. Üçüncü bölümde, bilginin olanaklılığı konusunda Şüphecilerin, Stoacıların doğru bilginin ölçütü olarak düşündükleri phantasia kataleptike'ye yönelik eleştirilerinden bahsedilecek, bu itirazlar sonucu Stoacıların yaptıkları değişiklikler ele alınıp, Stoacılar'da bilginin mümkün olup olmadığı, yöneltilen eleştiri ve sorulara tatmin edici yanıtlar verip veremedikleri Şüphecilerin yönelttikleri itirazlar çerçevesinde tartışılarak çalışma bitirilecektir. Anahtar Sözcükler: Epistemoloji, phantasia, hakikat, ölçüt, Stoacılık, Yeni Akademi.
Eğitim yönetiminin ontolojik ve epistemolojik temellerinin üretilen ve tüketilen kavramlar üzerinden incelenmesi
Bu araştırmanın amacı eğitim yönetimi (EY) alanının ontolojik ve epistemolojik temellerini alanda üretilen ve tüketilen kavramlar üzerinden incelemektir. Bu amaç doğrultusunda alanda kullanılan kavramların EY alanının ontolojik ve epistemolojik yönü ile olan etkileşimi irdelenmiş ve kavram üretiminin ve tüketiminin nedenleri ve sonuçlarına dair çıkarımlar yapılmıştır. Bu bağlamda, nitel olarak desenlenen bu araştırmada iki ayrı çalışma grubu yer almış ve veriler belge tarama ve görüşme yöntemleriyle toplanmıştır. Bu doğrultuda, öncelikle Türkiye'de 1987-2020 yılları arasında EY alanında tamamlanmış doktora tezleri ile EY alanındaki bilimsel eserlerin yayımlandığı sekiz hakemli dergide 1968-2020 yılları arasında EY alanında yayımlanmış olan bilimsel makaleler incelenmiştir. Veriler içerik analizi ile değerlendirilmiştir. İkinci aşamada ise Ankara ilinde eğitim yönetimi alanında görev yapan 29 öğretim elemanı ile görüşme gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın her iki çalışma grubu da amaçlı örnekleme tekniklerinden ölçüt örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Görüşmelerde araştırmacının literatür araştırmaları sonucunda oluşturduğu yarı yapılandırılmış görüşme formu, verilerin analizinde ise içerik analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda alanda belirgin bir kavram üretiminin olmadığı, kullanımdaki kavramların başka disiplinlerden alınmış olduğu ve EY alanına özgü bir kavram haritasının olmadığı tespit edilmiştir. Buna karşın alanda kavram tüketiminin yoğun bir şekilde gerçekleştiği ve bunun bireysel, akademik kurgu ve çevresel faktörlerden kaynaklandığı ortaya çıkmıştır. Ayrıca evrensel olarak baskın olan paradigmalar ve ideoloji ile birlikte bilim dünyasında baskın olan kesimin alanda kavram üretimini ve tüketimini etkilediği görülmüştür. Anahtar sözcükler: eğitim yönetimi, epistemoloji, ontoloji, üretilen kavramlar, tüketilen kavramlar.
Eski Uygur Türkçesinde epistemik kiplik: Aç Pars hikayesi örneği
Dil bilim çalışmalarında ele alınan kiplik kategorisi konuşurun tutumlarının ve bilgisinin dile nasıl yansıdığıyla ilgilenir. Kiplik, önermede morfolojik, sözlüksel, söz dizimsel, söylemsel vb. yollarla işaretlenebilmektedir. Bu çalışmanın amacı ise kipliğin alt kategorilerinden biri olan ve konuşurun önermenin gerçeklik değerine yönelik bilgi ve inancını gösteren epistemik kipliğin Eski Uygur Türkçesi metinlerinden biri olan "Aç Pars" hikayesindeki kullanımını ortaya koymaktır. Çalışmada epistemik kipliğin metin içinde hangi yollarla işaretlendiği belirlenecek ve bu işaretleyicilerin olgusallık değeri ölçek üzerinde gösterilecektir. Bununla birlikte tespit ettiğimiz işaretleyicilerin dil bilgisi kitaplarında betimlenen işlevlerinden farklı bir işleve de sahip olduğu ortaya konulmaya çalışılacaktır. Anahtar Sözcükler Kiplik, Epistemik Kiplik, Epistemik Kiplik İşaretleyicileri, Eski Uygur Türkçesi, "Aç Pars" Hikayesi
Katharine Burdekin'in Swastika Night, Anthony Burgess'in the Wanting Seed ve P. D. James'in The Children of Men eserlerinde Cehaletten Tecrübeye: Epistemoloji ve iktidar
This dissertation deals with three critical dystopias from twentieth-century English literature, namely Katharine Burdekin's Swastika Night (1937), Anthony Burgess's The Wanting Seed (1962), and P. D. James's The Children of Men (1992) focusing on the transition from innocence and ignorance to experience and knowledge. Truth and knowledge presented by the authoritarian regimes in these critical dystopias are fictional constructs. These regimes determine what knowledge is to be communicated to citizens or not, and how it is conveyed to the whole society. The majority of the citizens enjoy an apparent satisfaction with the leadership, which manipulates what is allowed to be known. In this regard, ignorance is regarded as bliss. However, for individual characters in these texts who gain a different awareness, shallow contentment is disrupted with a partial view of what truths have been kept from them. Knowing leads to rebellion and resistance by these protagonists. The plots of these critical dystopias consist in each character's journey from a land of ignorance to experience. The initial naive innocence of the protagonists is shattered through various geographical, psychological and symbolic transformative journeys in these texts. This transition from innocence to experience turns the protagonists into outcasts as they are pushed into a clash with the ruling body. The protagonists undergo physical and psychological punishment, and are denied a space for individual freedom. However, the exile of these protagonists cannot prevent them from revealing the truth about the regime that finds itself unable to exterminate these rebels. Their survival attests to the partial failure of these totalitarian regimes. Furthermore, the open-ended structure of each critical dystopia reinforces the hope of the utopian impulse and of revisionary epistemology that might lead to a more just society. Keywords Swastika Night, The Wanting Seed, The Children of Men, critical dystopia, epistemological warfare, transformative journey, utopian enclave
Adorno'nun Kant'ın bilgi kuramı eleştirisi
Saf Aklın Eleştirisi zaman ve mekanın doğası, bilginin evrensel ve zorunlu koşulları, kavram ve nesne arasındaki ilişki, nedensellik sorunu, nesnelliğin temellendirilmesi, dış dünyanın kuruluşu, özdüşünümsellik, hakikat anlayışı ve metafiziğin statüsü gibi modern felsefeye özgü kimi sorunlara kendi transandantal felsefe yaklaşımı içinde çözüm üretmeye çalışır. Kant'ın bu konularda ürettiği yanıtların geçerliliğini, modern özne kavrayışına dair tartışmalardaki yerini ve Aydınlanma'ya karşı tutumunun bilgi kuramsal temellerini Adorno'nun eleştirel perspektifinden soruşturmak geleneksel yaklaşımlara kıyasla Saf Aklın Eleştirisi'ni düşünmenin daha verimli bir yolunu sunar. Adorno'nun özdeşsizlik, araçsal akıl, güçler alanı, diyalektik imge, blok metafiziği, kurtarma felsefesi, artık hakikat teorisi, diyalektik dolayım ve şeyleşme gibi farklı teorik kaynaklardan gelen kavramları felsefi bir eleştirinin bilgi kuramsal ufkunu genişletebilecek bir işleve sahiptir. Bu nedenle, modern özne ve akılsallık tartışmalarında Adorno ile Kant arasında kurulabilecek muhtemel bir diyalog Saf Aklın Eleştirisi'ni merkeze alan bilgi kuramsal bir araştırmayla desteklenmelidir. Bu çalışmanın amacı, Adorno'nun, Kant'ın bilgi kuramına ilişkin eleştirileri yoluyla hem Saf Aklın Eleştirisi'nin içerdiği kuramsal tartışmaları imkan ve sınırları bakımından incelemek, hem de Adorno'nun modern özne felsefesine ilişkin argümanlarını bu metne yönelik eleştirileri ışığında değerlendirmektir.
Wittgenstein ve Kuhn: Yeni bir epistemolojiye doğru
Thomas S. Kuhn tarafından sunulan yeni bilim imgesi göreliliğe yol açtığı gerekçesiyle sıklıkla eleştirilmiştir. Kuhn, temel eseri Bilimsel Devrimlerin Yapısı'ndan sonraki çalışmalarında bu eleştirilere yanıt vermeye çalışsa da bu konudaki tartışmaları tatmin edici bir şekilde sonlandırdığı söylenemez. Bu çalışmanın temel amacı, Kuhn'un sunduğu bilim imgesini geç dönem Wittgenstein felsefesinin gramer kavramıyla beraber okumak ve bu yönde bir okumanın görelilik tartışmaları açısından yaratacağı imkanları tartışmaktır. Bu çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Bunlardan ilki, Kuhn'un sunduğu bilim imgesini, bu imgenin oluşumu ve tarihsel gelişiminden hareketle betimlemekte ve onun görelilik ile olan ilişkisi ele almaktadır. İkinci bölüm çalışmanın iddiasını şekillendiren Wittgensteincı gramer kavramının temel özellikleri incelemektedir. Üçüncü ve son bölümde Kuhn'un bilim imgesi gramer kavramından hareketle yeniden değerlendirilmekte ve bu tip değerlendirmenin görelilik tartışmaları açısından sonucu ele alınmaktadır.
Spinoza felsefesinde imgelemin ontolojik ve epistemolojik yeri
İmgelemin gerçekliğe dair tasarımlarıyla gerçekliğin kendisi arasındaki ayrım bu çalışmanın ana çıkış noktasıdır. Bu çalışma, Spinoza felsefesinde imgelemin ontolojik zeminini anlamayı ve insan zihninde ne tür tasarımlara yol açtığını göstermeyi amaçlar. İnsanın gerçeklikle imgelem yoluyla kurduğu ilişkiye odaklanır. İmgelemin insan bedeni ve zihninin dışsal etkilere açık doğasıyla ilişkilendirilmesini tartışma konusu yapar. Bu noktada etkileşimin kendisini ve dışsal varoluşun anlamını sorun haline getirir. Spinoza, imgelemi, insan bedeninin diğer cisimlerle etkileşimi sonucunda zihinde ortaya çıkan bölük pörçük fikirlerle ilişkilendirir. Gerçekliğin, kendisinde her şeyin birbiriyle etkileşim halinde olduğu oldukça karmaşık yapısı karşısında imgelem, sadece çok kısıtlı bir bilgi edinebilir. Bu bilgi ne şeylerin özlerinin ne de nedenlerinin bilgisidir. İmgelem yoluyla zihin, Spinoza'ya göre, sadece şeylerin bedendeki etkilerinden haberdar olur ve bu etkilerin imge adı verilen temsillerini oluşturur. Hafıza yoluyla da bu imgeleri kaydeder. İmgelem bu imgeleri tekrar tekrar canlandırabilir. İmgelemin imgeler üzerindeki işlemleri ve bu işlemler sonucu oluşturduğu gerçek dışı tasarımlar bu çalışmanın ana konularından birisidir. Bu çalışma aynı zamanda Spinoza düşüncesinde bir bilgi türü olarak imgelemin akıl ve anlama yetisi karşısında nasıl konumlandırıldığını ve niçin yanlışlığın kaynağı olarak görüldüğünü ortaya koymaya çalışır. İnsan imgeleminin, metafiziğin Varlık, hiçlik, Tanrı, uzam, düşünce, sınırsızlık, ebediyet, mükemmellik, zaman, nedensellik, zorunluluk gibi kadim kavramlarıyla ilgili olarak ne gibi tasarımlara yol açtığını açık kılmayı hedefler. İmgelemi kurgusal tasarımlar üretme, varsayımda bulunma, soyutlama, karşılaştırma, olumsuzlama, analojiler kurma gibi işlemlerin kaynağı olarak belirler. Bu işlemlerin sonucu olarak tümeller gibi soyut varlıkların, Chimaera gibi gerçek dışı kurgusal varlıkların ve zaman, ölçü, sayı gibi akıl varlıklarının zihinde nasıl üretildiğine odaklanır. Bu bağlamda imgelemin gücünü ve güçsüzlüğünü konu edinir. Anahtar Kelimeler: Varlık, Sınırsızlık, Ebediyet, İmgelem, Anlama Yetisi.
The epistemological conflict in the narratives of elementary school textbooks (1908-1924): Islamic and secular insights into education
This study elaborates on the penetration of the secular point of view to the primary school textbooks that were theoretically rooted in a religious tarbiyah philosophy in the Second Constitutional Period. On one hand, it seeks the secularizing vision of the new pedagogy on the school subjects faced the challenge of modern scientific thought that had gained strength throughout the nineteenth century. On the other, it argues that the adaptation of the scientific discourse to the religious tarbiyah, legitimized the hold of the religious view on education. Focusing on religion, history and civics instruction through textbooks, it examines epistemological inconsistencies and dissenting ideological opinions in the state-approved school knowledge written by various authors. It illustrates the philosophy of education as evidenced in the curriculum of 1913 and highlights the alternative narratives of authors contrasting from one another and differentiating from the state guidelines. Thus it traces the discursive ideological standpoints in textbooks and off-the curriculum narratives which had both Islamist and ethno-secular propensities. The study provides answer to the question of where school texts contributed to the production and reinforcement of the Ottoman-Muslim nationalism, and on the other hand, to what extent they became tools for developing alternative school knowledge, opposing and transgressing the given guidelines of standardized curriculums. It reveals the reflections of the conflict between Islamic and secularist policy of the Unionist period through themes such as religion, history, national consciousness, homeland, civilization and backwardness.
Redefining expectations in belief revision theories
In his 2001 book Change, Choice and Inference, Hans Rott offers a theory of belief change that utilizes a version of belief base revision. An outstanding feature of Rott's theory is that it places emphasis on the concept of expectation and argues that expectations should be distinguished from beliefs in a formal process. However, the distinction between beliefs and expectations turns out to be formally trivial under Rott's formalization, since in his theory, expectations correspond to nothing but some propositions on which old beliefs are based. In this thesis, I presuppose that belief and expectation are distinct concepts, and following this presupposition, I offer two new interpretations for the concept of expectation that may draw a substantial difference from the concept of belief.
Farabi'nin mantık anlayışı temelinde bilgi ve varlık
Aklın tümelleştirme yetisi var olanlar hakkında çeşitli bilgileri bize edinmek adına faaliyet göstermektedir. İslam Felsefesi özelinde temelde varlık bilgisi ve ne'lik bilgisi olarak kısımlandırılan bu faaliyeti gerçekleştirmek için felsefi ve mantıki bir yaklaşım vardır. Tez temelde bu bilginin elde ediliş yönü ve varlıkla olan bağlantısı incelemektedir. İlk bölümde bu amaçla Fârâbî'nin kullandığı bazı kavramların anlamları ön plana çekilerek onun sisteminin bu izaha müsait olduğunu gösterilmeye çalışılmıştır. İzahları varlık ve mevcut kavramları eksenli olmakla beraber Fârâbi'nin kullandığı kavramsal şeması bu yönüyle ortaya koyulmuştur. İlerleyen bölümde, ortaya koyulan kavramlardan oluşan yargı bildiren yapılar ve bu yapıların hangi durumlarda kesin bilgi vasfına haiz olduğu izah edilmiştir. Son kısımda ise Fârâbî'nin kesin ve çelişiği asla düşünülemez dediği bilgilerin neden varlıkla ilgili cümle kurabilmenin imkânına sahip olduğu varlıksal ortaklık üzerinden gösterilmeye çalışılmış. Sonrasında ise varlık yükleminin yüklenmesi cihetiyle varlık mertebeleri arasındaki fark ve tasdik ifade eden yapılar üzerinden çıkan varlıklar ile ilgili sonuçların Fârâbî'nin genel felsefi sistemiyle uyumu değerlendirilmiştir.