Turkish-Russian relations

125 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Suriye ve Filistin'de Rus mevcudiyeti ve Osmanlı Siyaseti (1847-1914)

Bu tezde I. Dünya Savaşı öncesi Rusya İmparatorluğu'nun Suriye ve Filistin'deki dinî, siyasȋ, toplumsal ve kültürel mevcudiyeti ve faaliyetleri ve bunun karşısında Osmanlı Devleti'nin izlediği siyaset ele alındı. Birinci bölümde Rusların Hristiyanlığı kabulünden sonra Suriye ve Filistin ile ilişkilerinin karakteristiği, 18. yüzyıl Osmanlı-Rus diplomatik metinlerinde Suriye ve Filistin'in yeri, bölgedeki ilk Rus Konsoloslukları ve 1847'de Kudüs Rus Ruhanî Misyonu'nun kurulması meseleleri incelendi. Rus Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan Filistin Komitesi'nin faaliyetleri sonucu Kudüs'te Rus hacılar için arazi satın alınarak kilise ve misafihaneler inşa edilmesi, Kudüs Rus Ruhanî Misyonu idaresinde Filistin genelinde arazi alımları, Rus kurumları arası rekabeti ve Kudüs Patrikliği yönetici Rum ruhbanlarına karşı patriklik cemaati olan Ortodoks Arapların desteklenmesi konuları ise ikinci bölümü oluşturdu. Tezin üçüncü bölümünde Suriye ve Filistin'e yönelik Rus siyasetinin yeniden yapılandırılmasının bir sonucu olarak 1882'de kurulan İmparatorluk Ortodoks Filistin Cemiyeti'nin kuruluş evresi ve idarî yapısı, Suriye ve Filistin'e yönelik Rus Şarkiyatçılığının himâyesi ve Rus hac seyahatlerinin yönetimi, sosyal ve ekonomik yapısı değerlendirildi. Dördüncü bölümde Antakya Patrikliği seçimlerinde Rusya'nın Rum ruhbanlara karşı Ortodoks Arapları desteklemesi neticesinde 1899'da Antakya Patriklik makamıına ilk Arap Patriğin seçilmesi, Suriye ve Filistin'de Rus eğitim faaliyetlerinin başlaması, gelişimi, bu faaliyetlerin ideolojik yapısı incelendi. Buna bağlı olarak, 1895'te Antakya Patriklik okullarının Filistin Cemiyeti'ne devredilmesi, Osmanlı Devleti'nin Rus okullarına karşı tutumu, 1902 ve 1905'te Rus okulları dȃhil bütün Rus mevcudiyeti'nin Osmanlı Devleti tarafından tasdik edilmesi süreci analiz edildi. Rusya açısından hem iç tebaaya yönelik hem de dış siyaset ve ilişkilerinde bir dönüm noktası olarak 1905 sonrası Rus faaliyetlerinin yapısı ve Rusya'nın I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin düşman cephesinde savaşa girişiyle beraber 1914'te Rus mevcudiyeti'nin sona ermesi değerlendirilerek Filistin Cemiyeti'nin okullarından mezunların "Ortodoks Arap Rönesansı"na etkisi üzerinde duruldu.

19. yüzyılAraplarFilistin+6
Melikşah Arslan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

2002 sonrası Türkiye Cumhuriyeti - Rusya Federasyonu ilişkileri

Türkiye – Rusya ilişkilerinin tarihi bir derinliği vardır. Bu tarihsel süreç içerisinde ilişkilerin seyri Rusların sıcak denizlere inme ve boğazlara hâkim olma üzerine sergiledikleri bir siyasal davranış biçimine karşın Türklerin, Rusların bu politikalarına karşı çıkması, karşılıklı bir tehdit algılaması ve güven bunalımını ortaya çıkarmıştır. Son dönemde Rusların çok kutuplu dünya düzeni talebi, Arap Baharı sürecindeki gelişmeler, Suriye krizi ekseninde ortaya çıkan gelişmeler, enerji paylaşımları, Şanghay işbirliği örgütünün (ShanghaiCooperationOrganization) işlev kazanması ve 15 Temmuz darbe kalkışmasına karşı Rusya Federasyonunu yaklaşımı gibi birçok faktör ilişkilerin çok daha derinleşmesine zemin hazırlamıştır. Rusya'nın sınır komşumuz olması, jeopolitik ve jeostratejik bir noktada bölgesel ve küresel güç olması Türk - Rus ilişkilerinin seyri ve ilişkilerin ekonomik, politik açıdan ne denli iyi olması gerektiğini sonuçlarıyla beraber bu tezin kapsamında ele alınmış ve değerlendirilmiştir.

RusyaSuriyeTürk dış politikası+4
Özkan Gönül
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk savaş başlangıcında Türkiye'ye yönelik Sovyetler Birliği tehdidi ve güvenlik politikaları

II. Dünya Savaşı boyunca Türk Dış Politikasının genel eğilimi savaşa girmeme üzerine olmuştur. Türkiye'nin bu politikası savaşın gidişatına göre değişiklikler göstermiştir. Savaşın başında tarafsız ve savaş dışı kalmayı tercih eden Türkiye, savaşın ortalarında bu politikasından ciddi derecede sapmıştır. Bu durumun en belirgin örneği İngiltere ve Fransa'ya karşı yakın davranmaya başlaması ve Üçlü İttifak Antlaşmasına imza atmasıdır. 1939 yılında savaşın başlamasıyla İngiltere, Fransa ve Rusya Türkiye'yi savaşa girmeye ikna etmek için Adana Görüşmesi ve Kazablanka Konferansı yapmalarına rağmen; Türkiye her defasında savaş dışı kalmayı başarmıştır. Savaşın sonucunun belli olmasından sonra Türkiye Müttefiklerin tarafında savaşa girmiştir. Müttefik Devletlerin Yalta Konferansında, Birleşmiş Milletler'e yalnızca 1 Mart 1945 tarihine kadar Almanya'ya savaş ilan etmiş ülkelerin katılacağını açıklamasıyla Türkiye 23 Şubat 1945'te Almanya'ya savaş ilan etmiştir ve savaşa dâhil olmuştur. İkinci Dünya Savaşı her açıdan Avrupa için bir yıkım olmuştur. Ekonomik, sosyal, siyasi buhranların dışında milyonlarca insan bu savaşta hayatını kaybetmiştir. Savaşın galipleri ABD ve SSCB, Avrupa'nın yeniden inşası için işbirliği yapmayı planlamış fakat savundukları ideolojilerin farklılığı sebebiyle bu hedefe ulaşamamışlardır. Bu tarihten itibaren dünya bu iki yeni gücün etrafında iki blok halinde şekillenmeye başlamıştır. Pek çok ülke kendisini bu iki blok arasında tercih yapmak zorunda olduğunu hissetmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye, SSCB'nin kendisinden Kars, Ardahan ve Boğazlardan üs talep etmesinden dolayı tercihini Batı Bloğu yönünde kullanmıştır. Bu sebeple Türkiye'de birçok reform yapılmıştır; çok partili siyasi hayata geçilmiş, ekonomide ve siyasette liberal eğimler hâkim konuma gelmiş ve geleneksel dış politika çizgisinden vazgeçilmiştir. Marshall Planı ve Truman Doktrini ile Türkiye artık ABD'nin müttefiki olmuş ve Demokrat Parti döneminde Kore'ye gönderilen askerler ile 1952'de NATO'ya kabul edilmiştir. NATO üyeliğinden sonra Batı'nın Türk dış politikasındaki önemi ve ağırlığı oldukça artmıştır. Türkiye'nin Batı Bloğunda yer almasının en önemli belirleyicilerden biri şüphesiz II. Dünya Savaşı yıllarından başlayarak savaş sonunda artan SSCB tehditleri olmuştur. Bu çalışma ile II. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında artan Sovyet tehditlerinin Türkiye'nin Dış Politikasına nasıl yön verdiği analiz edilecektir. Bu çalışmanın temel sorunsalı; İkinci Dünya Savaşı sonrasında Sovyet tehditlerinin Türk Dış Politikasını nasıl etkilediğini ortaya koymaktır. Bu sorunsalı analiz ederken soracağımız soru; "Türkiye'nin savaş sonrasında Batı Bloğuna katılmasında SSCB tehditlerinin etkisi var mıdır?" olacaktır. Anahtar Kelimeler: Soğuk Savaş, Güvenlik, Sovyet Rusya, NATO.

Güvenlik politikalarıNATOSovyetler Birliği+7
Yavuz İnce
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin Suriye iç savaşı'nda Rusya ile ilişkileri

Bu araştırmanın konusunu Türkiye'nin Suriye İç Savaşı'nda Rusya ile ilişkileri ve bu ilişkilerin tarihi süreçteki analizi oluşturmaktadır. Öncelikle bu iki devletin siyasi tarihi daha çok komşuluk ilişkileri çerçevesinde şekillenmiştir. Komşu olan bu iki devlet bazı zaman amansız mücadelelerle karşı karşıya gelmiş, bazı zamanlar da görülmemiş bir dostluğa imza atmışlardır. Siyasi boyuttaki ilişkilerin öncelik taşıdığı bu komşuluk ilişkisinde ekonomik ve kültürel değerler de siyasi ilişkiler paralelinde ilerleyerek günümüze kadar gelmiştir. İki büyük imparatorluğun ardılı olarak uluslararası sahnede boy gösteren bu devletler köklü bir geçmişe sahip olmakla birlikte bugün Avrasya coğrafyasında yeni projeler ve yönelimlerle dinamik bir ilişki sürecini yansıtmaktadırlar. Günümüzde değişen dengeler sebebiyle Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkiler çok önemli bir boyut kazanmıştır. Özellikle son dönemlerde Rusya'nın "küresel bir güç olma" talebi, Suriye İç Savaşı ekseninde ortaya çıkan sorunlar, enerji hatlarının kurulması ve liderler arasında geliştirilmiş diyalog süreci Rusya ile ilişkilerin daha çok önem kazanmasına zemin hazırlamıştır. Rusya'nın jeopolitik ve jeostratejik bir noktada bölgesel ve küresel güç olma potansiyeline sahip sınır komşumuz olması, Türk-Rus ilişkilerinin Suriye İç Savaşı bağlamında yakınlaşma ve uzaklaşma süreçlerinin bir arada yaşanmasına neden olmuştur. Bununla birlikte Suriye ile kurulan ilişkiler direkt olarak Rusya ile olan ilişkileri etkilemekte olup iki devlet arasındaki ilişkiler çıkarlar doğrultusunda şekillenmektedir. Bu bağlamda yapılan çalışma Suriye üzerinden ve bölgeye müdahale eden aktörlerin etkisiyle birlikte devletlerin birbirlerine karşı kurduğu stratejik politikalar incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Türkiye, Rusya, Türkiye-Rusya İlişkileri, Suriye, Suriye İç Savaşı

RusyaSuriyeTürk dış politikası+6
Züleyha Karakoyun
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

1779 Aynalıkavak Tenkihnamesi (Meydana gelişi, tahlili ve tatbiki)

Bu tez, 21 Mart 1779 tarihinde Osmanlı Devleti ile Rusya arasında imzalanan Aynalıkavak Tenkihnamesi'nin meydana gelişindeki sebepler, diplomasi müzakerelerinin yürütülüşü ve bunun sonunda imzalanan tenkihname metninin tahlil ve tatbiki ve ne gibi sonuçlar getirdiği ile ilgilidir. Bu doğrultuda Osmanlı Devleti'nin XVIII. yüzyılın başından itibaren kendini gösteren zafiyet halinin değerlendirilmesi söz konusudur. Zaman aralığı ve konunun genel takdimi olarak Osmanlı-Rus diplomasi ilişkilerinin başladığı XV. yüzyılın ilk yarısından 1792 Yaş Antlaşması ile biten bir süreç ele alınmaktadır. Esas itibariyle problemin ağırlık noktasını teşkil eden ve gelişen olayların etrafında cereyan ettiği Kırım meselesi, iki devlet arasında yapılan antlaşmalardaki hükümlerin yerine getirilmesini sürüncemde bırakmıştır. Küçük Kaynarca Antlaşması'ndan sonra gelişen olaylar iki devlet arasındaki anlaşmazlıkların diplomatik temaslarla aşılması istikametinde çeşitli görüşmelere konu olmuşsa da ortak bir uzlaşı noktasına varılamamıştır. Nihayet Fransa'nın tavassut girişiminin de katkısıyla Osmanlı murahhası Abdürrezzak Bahir Efendi ile Rus elçisi Stakiev arasında Aynalıkavak Sarayı'nda yapılan görüşmelerde taraflar, tatbiki yeni tartışmalara yol açarak olsa da belirli bir uzlaşıya varabilmişlerdir. Neticede 21 Mart 1779 tarihinde Küçük Kaynarca Antlaşması'nın bazı maddelerinin ayıklanıp yeniden düzenlenmesi gerçekleşmiş ve iki devlet arasındaki Kırım ağırlıklı anlaşmazlıkların giderilmesini amaçlayan Aynalıkavak Tenkihnamesi imzalanmıştır. Ancak bu gelişme Rusların amacından vazgeçmesini engellemeye yetmemiş ve Kırım 1783'de ilhak edilmiş, hatta Osmanlı Devleti Ocak 1784 tarihinde vermek zorunda kaldığı bir "Sened" ile bu gelişmeyi resmen tanımıştır.

Aynalıkavak TenkihnamesiKüçük Kaynarca AntlaşmasıKırım+3
Süleyman Ramazanov
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Hünkâr İskelesi Antlaşması ve Osmanlı Rus münasebetleri (1832-1841)

Bu çalışma, 1832-1841 yılları arası Osmanlı-Rus münasebetlerini Hünkâr İskelesi Antlaşması'nı merkeze alarak incelemektedir. Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa isyanı, Aralık 1832 Konya Savaşı'nda Osmanlı ordusunun Mısır kuvvetleri karşısında bozguna uğramasıyla birlikte doğrudan imparatorluğun varlığını tehdit eder hâle gelmişti. Bu durum karşısında Bâbıâli'nin ısrarlı müracaatlarına rağmen İngiltere ve Fransa'dan umulan desteğin alınamaması, isyanın başından itibaren Osmanlı Devleti'ne müdahale için fırsat kollayan Rusya'nın, Doğu Sorunu'nda en önemli aktör hâline gelmesine sebep olmuştu. Rusya'nın Osmanlı Devleti'ne teklif ettiği askerî yardımın kabulüne giden süreç, Bâbıâli'de faaliyet gösteren diplomatlar arasında sıkı bir rekabet ortamı yaratmıştı. Tezin izini sürdüğü meselelerden biri, bu çekişmenin tam ortasında bulunan Bâbıâli'nin Rusya ve Avrupa devletleri arasında izlediği siyaseti tespite çalışmaktır. Zayıf ve güçsüz bir durumda bulunması dolayısıyla, kendisi için bir tehdit olmaktan çıkan Osmanlı Devleti'nin varlığının muhafazası, Rus dış politikasının temel kaidesi haline gelmişti. Rusya, bu sebeple ciddi bir tehdit olarak gördüğü Mehmed Ali Paşa karşısında son derece kararlı bir siyaset izleyecekti. Çalışmada, Rusya'nın bu dönemde İstanbul'a gönderdiği diplomatların faaliyetleri ve kendilerine verilen talimatların ne ölçüde başarıya ulaştığı sorgulanmıştır. Çalışmanın başlıca tespitlerinden biri, Rusya'nın Osmanlı Devleti'ne teklif ettiği askerî yardımın, Avrupa devletlerini harekete geçirmek maksadıyla, Bâbıâli tarafından bir tahrik unsuru olarak kullanılmış olmasıdır. Askerî yardımın kabulünün ardından, Rusya ile Osmanlı Devleti arasında 8 Temmuz 1833'te imzalanan Hünkâr İskelesi Antlaşması'nın müzakere süreci, tartışma noktaları, antlaşma maddeleri ve antlaşmanın uluslararası etkileri mercek altına alınmıştır. Hünkâr İskelesi Antlaşması, Rusya'nın Edirne Antlaşması'ndan sonra Osmanlı İmparatorluğu ve Boğazlar üzerindeki emelleri için önemli bir kazanım olmuştur. Çalışmanın temel sorularından bir diğeri ise Rusya'nın Hünkâr İskelesi Antlaşması'yla elde ettiği menfaatlerin neler olduğu, antlaşmadan hangi ölçüde yararlanabildiği ve Bâbıâli'nin ilerleyen süreçte takip ettiği siyasette antlaşmayı nasıl konumlandırdığıdır. Rusya, Hünkâr İskelesi Antlaşması ile Bâbıâli üzerindeki nüfuzunu arttırmış, Bâbıâli'nin İngiltere ve Fransa ile kurduğu münasebetlere ve alınan kararlara bu antlaşmadan doğan hukukunu kullanarak müdahale etmeye çalışmıştır. Hünkâr İskelesi Antlaşması'nın bir gereği olarak, olası bir savaş durumunda Rusya'nın müdahalesinden endişe duyan Avrupa devletleri de Mehmed Ali Paşa'nın ikinci bir isyan hareketine girişmesini önlemeye çalışmışlardır. Hızla değişen dengeler, Hünkâr İskelesi Antlaşması'na gösterilen tepkiler ve antlaşmayı ölüme mahkum eden 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesi'ne giden süreç, ağırlıklı olarak Osmanlı Arşivi ve Rus kaynakları olmak üzere dönemin birincil kaynaklarına istinaden incelenmiştir. Bu yönüyle çalışma, Boğazlar Meselesi'nin söz konusu zaman dilimindeki seyrine uluslararası perspektiften bakmayı hedeflemektedir. Çalışmada, diplomatik münasebetlerin yanısıra yaklaşık beş ay boyunca İstanbul'da misafir edilen Rus askerî kuvvetleri hakkında bilgi verilmekte, başta I. Nikolay ve II. Mahmud arasındaki mektuplaşmalar olmak üzere, iki ülkenin devlet adamları arasında kurulan dostluk ilişkilerine yakından bakılarak dönemin atmosferine dair farklı manzaralar sunulmaya çalışılmaktadır.

19. yüzyılHünkar İskelesi AnlaşmasıKavalalı Mehmet Ali Paşa+4
Şenay Döner
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The road to Küçük Kaynarca: Diplomatic negotiations between the Ottoman Empire and Russia in 1772

This study offers a contextual examination of Ottoman political and diplomatic history through an analysis of the diplomatic negotiations between Ottoman-Russian boards in Focşani (Turkish: Fokşan) in 1772, prior to the Treaty of Küçük Kaynarca (1774). The protocols of the negotiations in this city, which is located in eastern Romania today, were recorded by Mehmed Emin Nahîfî Efendi, the ser-halife (chief scribe) of the Grand Vizier Muhsinzâde Mehmet Pasha (d. 1774, Grand Vizier 1765-68 and 1771-74). This study will attempt to reveal the course of diplomatic negotiations through these records, which are known as the "Fokşan Mükâlemeleri" (Focşani Parley). The importance of the records lies in the fact that they show us the political and diplomatic situation of the Ottoman Empire at that time and its changing perception among the European public. They also have particular value in terms of reflecting the demands and expectations of negotiating parties and showing the diplomatic knowledge and skills of the delegations before the Treaty of Küçük Kaynarca.

18. centuryDiplomacyKüçük Kaynarca Trearty+4
Bilal Kaya
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

"Müstakil Kırım Hanlığı" (1772-1783)

Bu çalışma, Kırım Hanlığı'nın 18. yüzyıl boyunca Osmanlı-Rus Savaşları'ndaki konumunu ve Küçük Kaynarca Antlaşması'ndan sonra bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürmeye çalışmasını incelemeyi amaçlamaktadır. Kırım Hanlığı her zaman Osmanlı Devleti'nin Rusya'ya karşı yanında olmuştu. Rusya İmparatorluğu ise güneyinde sınırlarını tehdit eden bir devletin varlığını istememekteydi. Bu amaçla Çariçe II. Yekaterina önce Şahin Geray ile Kırım Hanlığı'nın bağımsız bir devlet olması konusunda anlaşmıştı. Nitekim Küçük Kaynarca Antlaşması'ndan sonra Kırım Hanlığı bağımsız bir devlet oldu. Şahin Geray, 1777'de Kırım tahtına geçtiğinde merkezî otoritesi güçlü ve düzenli bir orduya sahip bir Kırım Hanlığı için reform çalışmalarına başlamıştır. Fakat bu reform çalışmaları Kırım ahalisi tarafından benimsenmemiş ve çıkan isyanlar sonucunda 1782'de Şahin Geray Han Kırım'ı terk etmek zorunda kalmıştır. Böylece Rus ordusu Kırım'a girerek hâkimiyetini sağlamış ve 19 Nisan 1783 tarihinde Kırım, Rusya İmparatorluğu tarafından ilhak edilmiştir.

Küçük Kaynarca AntlaşmasıKırım HanlığıOsmanlı Devleti+3
Ufuk Aykol
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Cumhuriyeti-SSCB ticari ilişkiler: 1923-1938

Bu tezin konusunu 1923-1938 döneminde Sovyetler Birliği ile Türkiye arasında gerçekleşen ticari ilişkilerin detaylı çözümlemesi oluşturmaktadır. Tezin birinci bölümünde, iki devletin imparatorluk döneminden kalan iktisadi yapı ve kaynaklarına değinilmiş, dış ticaretlerinin vaziyetleri ayrıca inceleme konusu olmuştur. Böylece tezin diğer bölümlerinde hem uluslararası iktisadi sistemde hem de ikili ticari ilişkilerde, yeni kurulan iki devletin sahip oldukları devlet karakteri temelinde inşa etmeye çalıştıkları politik ve ekonomik sistemlerinin, ne kadar başarıya ulaşıp ulaşmadığının idraki sağlanmaya çalışılmıştır. Tezin ikinci bölümde ise 1923-1927 döneminde iki devlet arasında herhangi bir ticaret antlaşması imzalanmadan yürütülmeye çalışılan ticari ilişkileri değinilmiş, bu süreç içerisinde politik ilişkilerin iktisadi ilişkileri veya tersi bir durumun dış ticaretlerini nasıl etkilediği üzerine durulmuştur. Tezin bu bölümde ve diğer bölümlerde de değinilen, uluslararası ticaretteki konumlarının ne durumda olduğunun anlaşılması adına, her iki devlete ait genel dış ticaret verileri üzerinde durulduktan sonra ikili ticari ilişkilerin detaylı bir çözümlemesine geçilmiştir. Üçüncü bölümde, iki devlet arasında 11 Mart 1927 tarihli Ticaret ve Seyrisefain Antlaşması imzalanmasından, 1931 yılına kadar olan dönem konu edinilmiştir. Antlaşma maddelerinin tahlili detaylı bir şekilde yapılmıştır. Ayrıca 1929 Ekonomik Krizi sonrası, uluslararası ve iki devlet arasındaki ticaretin durumu da mercek altına alınmıştır. Tezin son bölümde ise 1931-1938 yılları arasında iki devlet arasında gerçekleşen ticari ilişkilerinin denetim altına alınması ve sürekliliğinin sağlanması adına 16 Mart 1931 ve 8 Ekim 1937 tarihlerinde imzalanmış olan Ticaret ve Seyrisefain Antlaşması'na değinilmiştir. Ayrıca her iki devletin ihracatını ve ithalatını etkilemiş olan, Birinci Beş Yıllık Plan (BBYSP), İkinci Beş Yıllık Plan (İBYP) ve Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı (BBYSP) incelenme altına alınmıştır. Sovyetler Birliği ile Türkiye'nin 1937 ve 1938 yıllarında ikili ticaretlerine konu olan bütün ürünler tespit edilmiş ve bu ürünler içerisinde, uluslararası ve ikili ticareti en çok ilgilendirenlerin çözümlemesi ayrıca yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sovyetler Birliği, Türkiye, dış ticaret, ithalat, ihracat, seyrisefain, ekonomik kriz, Birinci Beş Yıllık Plan, İkinci Beş Yıllık Plan, Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı.

Ekonomik krizKrizSovyetler Birliği+5
Hıdır Bozkurt
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Karşılıklı bağımlılık teorisi çerçevesinde Putin dönemi Türkiye-Rusya ilişkileri

Uluslararası İlişkiler teorileri uluslararası arenada devletlerin birbirleri ile olan ilişkilerini açıklamada bir araç niteliğindedir. Ancak tüm uluslararası sistemi veya bu sistem içerisinde yer alan iki devletin birbirleri olan ilişkilerini açıklarken yalnızca bir teorinin kesinliğinden ve yekliğinden bahsetmek yanlış olur. İki ülke arasındaki ilişkiler birçok teori ile açıklanabilir. Ancak zaman aralığı kısaltılarak bu teoriler dönemsel bazlı olarak ilişkilerin açıklanmasında kullanılabilir. Bu çalışmada Türkiye ve Rusya ilişkilerinin Putin döneminin ilk 18 yıllık bölümü karşılıklı bağımlılık teorisi varsayımlarından faydalanarak analiz edilmiştir. Türkiye ve Rusya arasındaki bağlar 15. Yüzyıla dayanmaktadır. İki ülke ilişkileri o dönemden I. Dünya Savaşı'na kadar savaşlar ve antlaşmalar etrafında şekillenmiştir. Tarih boyunca bölgede hakim güç olma yarışı ve sıcak denizlere ulaşma idealleri çerçevesinde bu iki taraf sürekli rekabet içinde olmuşlardır. I. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan yeni rejimler merkezinde yeni bir döneme giren bu iki taraf iki savaş arası dönemde yakın işbirliği içerisinde olmuşlardır. II. Dünya Savaşı sonunda farklı iki kutupta konumlanan bu iki devlet yaklaşık yarım asır boyunca oldukça sınırlı düzeyde ilişkiler geliştirmiştir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)'nin dağılmasının ardından ortaya çıkan yeni dünya düzeninde uluslararası ilişkilerin yapı taşları değişmeye başlamıştır. Dünya küreselleşmenin etkisi altında çokuluslu organizasyonların devletlerin karar verme mekanizması üzerindeki etkisini hissetmeye başlamıştır. Bu yeni dünya düzeninde Rusya Federasyonu'nda devlet başkanlığı koltuğuna oturan Vladimir Putin döneminde Rusya ile Türkiye arasında ilişkiler karşılıklı bağımlılık teorisi ekseninde değerlendirilmiştir. Bu dönemde taraflar geçmişe kıyasla rekabet bir tarafa bırakılarak ilişkilerin ekonomik boyutları geliştirerek ilişkilerdeki gündemi işbirliği ile çeşitlendirilmiştir.

BağımlılıkPutin, ViladimirTürk-Rus ilişkileri+2
Gökhan Yüceer
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Rusya'dan Türkiye'ye göç eden bir ailenin sosyo-kültürel tarihi

Araştırma, Rusya'dan Türkiye'ye göç eden bir ailenin sosyo-kültürel tarihine odaklanmıştır. Araştırmanın amacı ise Rusya ve Türkiye aksında gerçekleşen bu göç olayı ile ele alınan ailenin sosyo-kültürel tarihini ortaya koymaktır. Araştırmanın kuramları ise bireyi temel alan sembolik etkileşimcilik ve etnometodoloji olmuştur. Araştırmanın tarihsel arka planı, aile üyelerinin Rusya ve Türkiye'de bulunduğu dönemlerdeki tarihsel, sosyal ve kültürel bilgileri içermiştir. Alan araştırması dâhilinde beş aile üyesinin katılımıyla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Veriler, içerik analizi tekniği ile analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular aracılığıyla ailenin sosyo-kültürel tarihi hakkında detaylı bilgi sunan dokuz sosyo-kültürel özelliğe ve dört temaya ulaşılmıştır. Araştırma temalarının uzlaştığı genel sonuca göre aile üyeleri, göç sürecinde edindikleri deneyimleri ile önceden edindikleri bilgilerini değerlendirip bulundukları yerlere uygun olduğunu düşündükleri değerleri benimsemişlerdir. Aile üyelerinin farklı sosyo-kültürel yapılar karşısında geliştirdikleri davranış ve tutumlar üzerinde bireysel anlamlandırma, yorumlama ve etkileşim süreçleri etkili olmuştur. Bu davranış ve tutumların, aile üyelerinin başkalarıyla ilişkilerini, edindikleri rolleri yerine getirme biçimlerini, deneyimlerini, kısaca yaşamlarını önemli derecede etkilediği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Rusya, Türkiye, göç, aile, aile tarihi, sosyo-kültürel tarih

Aile tarihiGöçlerGöçmenler+7
Pınar Ezgi Burç
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoctorateOpen AccessEN

Post-Cold War Turkish-Russian relations: The limits of competition and cooperation in Eurasia

This dissertation examines post-Cold War Turkish-Russian relations in their political, economic and military aspects. The study, first of all, aims to shed light on the current nature and motives of the relationship, whether it is an example of genuine rapprochement based on common determination and willingness on both sides or a conjectural coupling which drew two states closer due to their discomfort and disappointment with some policies of other actors such as the EU and the USA. Secondly, the dissertation intends to find out to what extent the growing economic relations, especially Turkey?s energy dependence on Russia, contributes to the easing out of political tensions between the two countries. Lastly, the study explores whether the growing economic cooperation and intensifying political dialogue between Turkey and Russia can bring out common outlook and joint policy actions toward the resolution of the regional conflicts in the South Caucasus.The research based on an analysis of documents concerning the topic along with the in-depth interviews I have conducted with the representatives of the Turkish-Russian business associations and officials in the Turkish Ministry of Foreign Affairs demonstrates that Turkey and Russia have been engaged in a deliberate compromise which is strengthened by their ascending economic relations particularly by the increasing and diversifying collaboration in the energy field. However, consolidated economic ties and increasing contacts at the governmental as well as at business and people-to-people levels are not adequate to prevail over the competition and political divergence regarding Nagorno Karabakh, South Ossetia and Abkhazia issues in the South Caucasus.

EurasiaCompetitionRussia+5
Fatma Aslı Kelkitli
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessEN

Russian-Turkish relations in the era of Vladimir Putin

This thesis focuses on the Turkish-Russian relations from the year of 2000 to 2019. In this 19-year period, the Turkish-Russian relations went through different stages due to the conflict of interests between the global powers in the major international incidents of the early 21st Century such as the Russo-Georgian War, the Ukrainian Euromaidan Revolution, the Arab Spring and the Syrian Civil War. The thesis aims at analyzing these changing relations between the two states through the perspective of the Neorealist Theory of International Relations which puts emphasis on power politics. In the thesis, the Turkish foreign policy is explained according to the positions of the two great powers, the United States and Russia, concerning the Turkish national security. The thesis looks at the major global incidents of the first two decades of the 2000s in order to provide a better understanding of how unexpected changes were caused in the Turkish foreign policy by these events.

Putin, ViladimirRussiaTurkish foreign policy+3
Tan Berk Akı
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Soviet-Turkish rapprochement in the 1960s: Trade, aid and transfer of technology

After World War II, the Union of Soviet Socialist Republics and the Republic of Turkey entered a period of political estrangement. This thesis focuses on the reestablishment of relations between these two countries in the form of trade and economic cooperation in the 1960s. Drawing upon the Cold War context, the thesis initially provides the political background to the rapprochement, and continues to focus on the particular reasons for the types of economic transactions. In the 1960s, the Soviet Government agreed to assist Turkey's industrialization efforts by agreeing to export technology, machinery, equipment for the construction of several industrial plants. This study aims to evaluate the reasons for this unique cooperation between Turkey, a NATO member, and the Eastern Bloc superpower, the Soviet Union with references to primary sources from the Russian State Archive of the Economy. The main hypothesis of this thesis is that the rapprochement between the Soviet Union and Turkey in the 1960s coincides with a period of a rise in multilateralism in international politics within the context of the Cold War. Both the Soviet Union and Turkey were willing to cooperate with members of the opposing block in favor of their own economic interests. Turkey's industrialization efforts in the 1960s re-quired foreign assistance, which was partially met by the Soviet Union's financial and technical assistance. Regardless, Soviet influence over Turkey, along with the scope of Soviet-Turkish economic relations, remained limited due to various reasons.

Economic relationsEconomic cooperationSoviet Union+6
Alp Kadıoğlu
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Rusya ile ilişkiler bağlamında Türkiye'nin Ukrayna krizine yönelik politikaları

Bu araştırmada Türkiye'nin dış politikası Ukrayna-Rusya krizi bağlamında detaylı bir şekilde analiz edilmektedir. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte bağımsızlığını kazanan Ukrayna ve Rusya arasında olan ilişkiler, son yıllara kadar Rus kontrolü altında ve sorunsuz bir şekilde devam etti. Fakat özellikle Ukrayna'da hakim olan liberal akım ve Batı ile yakınlaşmanın ardından Rusya ile Ukrayna arasındaki ilişkiler gergin ve hatta çelişkili bir hal aldı. Bu çalışma, Türkiye'nin dış politikasının son yıllarda Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan krizi nasıl şekillendirdiğini tartışıyor. Ardından Kırım, Rusya-Ukrayna ilişkilerinin tarihsel süreci ve Türkiye'nin bu yöndeki politikası değerlendiriliyor. Son dönemde yaşanan kriz ve bu aşamaya giden süreçler anlatılmış, son olarak ise, çalışma boyunca Türkiye'nin krize ve gözetim politikasına ilişkin pozisyonuna ilişkin bilgiler genel bir değerlendirme ışığında verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Rusya, Türkiye, İlişkiler, Ukrayna Krizi, Uyuşmazlık, Politika.

RusyaSavaşTürk-Rus ilişkileri+4
Solmaz Ismayılova
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

17 Aralık 1925 tarihli tarafsızlık ve saldırmazlık andlaşması çerçevesinde -Türk-Sovyet Rusya münasebetleri-

AntlaşmalarTürk-Rus ilişkileri
Dursun Özgüler
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1996
20
Master'sOpen AccessTR

Tevfik Rüştü Aras`ın siyasi kişiliği

Aras, Tevfik RüştüBalkan PaktıBoğazlar sorunu+7
Fadime Tosik
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Fevzi Paşa'nın 1853-1855 Türk-Rus Harbi ve Kırım Seferi adlı eserinin günümüz Türkçesine aktarılması ve değerlendirmesi

Kırım, Karadeniz'in kuzeyinde Rusya'nın güneyinde hem jeopolitik hem sosyal olarak önemli bir yere sahiptir. Rusya sürekli olarak sıcak denizlere inmek ve boğazlara hakim olmak istemiştir. Osmanlı Devleti güçlü olduğu sürece bu mümkün olmamıştır. Osmanlı Devletinin zayıflaması ile Rusya çeşitli hamlelerde bulunsa bile kendi çıkarlarına karşı olan Avrupalı devletler Osmanlı devletinin yanında yer alarak Rusya'nın sıcak denizlere inmesine engel olmaya çalışmışlardır. Kırım savaşının görünür sebebi Rusya'nın Osmanlı Devleti içerisinde yaşayan Ortodoksların hakkını korumak gibi gerekçeler olsa da aslında amaç her zaman ki gibi Rusların Akdenize inme amacı, İngiltere ve Fransa'nın ise buna karşı gelerek Paris Antlaşmasına kadar Osmanlı Devletine destek vererek Rusya'nın yayılmacılığını engellemek istemesidir. Paris antlaşmasında her ne kadar Osmanlı Devleti kazanmış devlet olarak masada olsa da Osmanlı Devleti için çok olumlu sonuçları olmamıştır. Osmanlıca olarak yazılan ve çevirisi yapılan, Fevzi Paşa (Fevzi KURTOĞLU)'nın 1927 yılında yazmış olduğu Türk – Rus harbi ve Kırım Seferi adlı eserde 1853-1856 yılları arasında Kırım savaşı öncesi Osmanlı Devletinin siyasi, askeri, ekonomik durumu, bunun yanı sıra savaşa hazırlık aşamaları savaş öncesi ve sonrası yaşanan diplomasi trafiği ve savaş sonrasında yaşanan gelişmeler hakkında bilgi vermektedir. Eserin çevirisi orijinal metine sadık kalınarak sayfalar birebir aynı olacak şekilde çevrilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kırım Savaşı, Osmanlı, İngiltere, Rusya, Fransa

FransaKaradeniz bölgesiKurtoğlu, Fevzi+7
Ferdi Taşdemir
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Turkey and Soviet Union relations during Khrushchev Era: Between conflict and collaboration

In the early 20th centuries have new beginning in the two states histories that are neighbors for centuries. The Soviet Union in 1917, the Republic of Turkey was founded in 1923. History of bilateral relations began to support each other. But when Stalin came to power and due to Soviet demands on Eastern Anatolian territory and military bases on the Straits the relations were disrupted. During this period the world was divided into two poles as East-West under the leadership of the USSR and the USA. After the Second World War Turkey had taken place with the USA in the Western bloc that could not overcome alone with the Soviet Union demands. Khrushchev had taken power with the death of Stalin and begun to criticize the Stalin's policies. In this context, Soviet Union announced that they withdrew the above-mentioned demands from Turkey in 30 May 1953. However, Soviet efforts to improve the relations with Turkey could not meet expectations that were expected because of Turkey's bloc politics for that period. In this study, under Khrushchev leadership the USSR-Turkey relations are studied in details between the years 1953-1964. Due to there were any direct diplomatic relations Soviet Union-Turkey relations are evaluated over the USSR-USA and Turkey-USA relations. Turkey has been included in the USA containment policy during this period and has been involved in the establishment of the Balkan and the Baghdad Pact. Military bases in Turkey, placing the Jupiter missiles to those bases; killing of USA's spy plane U2 that took of firstly from Turkey, Incirlik military air base, when it was spying on Soviet lands and Cuban Missile Crisis have been retaliatory factors affecting the relations negatively. Khrushchev's leadership, which is the hallmark of Soviet foreign policy in the process of 'peaceful coexistence' principle, has been reflected in the relations with Turkey, led to the normalization of relations.

Soviet UnionTurkish-Russian relationsTürkiye+3
Tuğçenur Ekinci Furtana
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessEN

The relationship between Turkey and Russia in the period of Stalin from 1937 to 1939

The Soviet Union we examine the foreign policy of the Republic of Turkey was seen as a basic point. With the Montreux Straits Convention, there are important separations between these two states. In our thesis study, it was chosen because of the good and bad relations between these two states together with the Stalin period and a period in which balance policies appeared. After Stalin's death, the Soviet Union's bilateral relations with Turkey seems to give up its claim to the Straits is the most basic problems. In this thesis, this period will be studied based on the years 1937 and 1939.

RussiaStalin, JosephTurkish foreign policy+4
Canan Özgen
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Turkish-Russian economic relations during the Putin era

My thesis is Turkish- Russian Economis Relations during the Putin Era. Economic relations are being examined in this thesis, but there are also some information about Russia history, also, there are some information about Turkish-Russian relations historically. The aim of the history part of the thesis is to give light today's relations. Turkish-Ruıssian trade relations have been getting stronger. However, On the other side, There are different point of view about about foreign policy subjects between Turken and Russia. So the research question is will strong economis relations absorb foreign policy differences between Turkey and Russia.

Economic relationsPutin, ViladimirRussia+4
Murat Öğütçen
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Rusya'nın Orta Asya'ya (Türkistan) yönelik politikalarının dönemlere göre değişimi

Orta Asya XIX. Yüzyılın ikinci yarısında Rusya tarafından fethedildi. I. Dünya Savaşı Öncesi ve sonrasında bu saha özellikle; Çarlık Rusya, Bolşevik Rusya, İngiltere ve Çin Devletleri'nin yayılma sahasına ve alanına dönmüştür. XX. Yüzyıl başında ve Bolşevik İhtilali sonrasında Bolşevik Rusya Devleti'nin (SSCB), bu hanlıkları kendi menfaatleri doğrultusunda kullanıp, hanlıklara bağımsız milli birer devlet kurma sözü vermesine rağmen iki yüzlü bir siyaset uyguladığı görülmüştür. Sömürgecilik denilince aklımıza gelen ilk şey, bir toplumun ya da devletin, başka devletler ve toplum üzerinde hakimiyet kurarak; bölgeyi açık ve gizli yollarla sömürmesidir. Sömürgecilik ve emperyalizm kavramları sıklıkla birbirinin yerine kullanılmakta olup; emperyalizm kavramıyla genellikle Avrupa Devletlerinin XIX. Yüzyılın ikinci yarısından bu yana devam eden yayılmacı devletler kastedilmektedir. Büyük devletlerin coğrafi keşif hareketleri ile başlayan maceraperestlik ve egemen olma duygularıyla dünyanın güzellik ve zenginliklerini ele geçirme istekleri emperyalist dönem sonrasında da devam etmiştir. Bu tezde Rus sömürgeciliğinin tarihi gelişimi ve Rusya'nın Orta Asya'yı sömürgeleştirme politikası üzerinde durulmuştur.

Kültürel ırkçılıkOrta AsyaOrta Asya politikası+5
Osman Kızılca
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan günümüze (1924-2000) lise tarih ders kitaplarında Rusya'nın yeri ve Türk- Rus ilişkilerinin incelenmesi

Rusya Devleti, Dogu Avrupa'daki en büyük devlettir. Ayrıca dünya olaylarının gelisimi ve yön bulmasında dogrudan etkisi olan bir güçtür. Rusya'nın bu denli güçlü olması, Osmanlı Devleti'nin gerilemesi ile de dogrudan iliskilidir. Daha öncesinde Osmanlı Devleti'nin doldurdugu yeri sonradan Rusya doldurmustur. Kuskusuz bu güç degisiminin yasanması sürecinde birçok çatısma yasandı. ste bu yasanan çatısmaların ders kitaplarına nasıl girdigi arastırmada merak edilen konular arasındadır. Rusya'nın gelisme süreci büyük oranda Türklerin yasadıgı topraklar üzerine olmustur. Orta Asya'daki Rus ilerlemesi, Kafkasya'daki ilerleme, Kırım'daki ve Balkanlar'daki Rus ilerlemeleri hep bu yöndedir. ste bu ilerlemelere verilen tepkiler ne derece ve nasıl ders kitaplarına yansımıstır? Arastırmada merak edilen diger bir nokta da budur. Osmanlı Devleti döneminde Türk-Rus iliskileri daha çok savaslara odaklıdır. ki devlet arasında zaman içinde birçok savas yasanmıstır. Bu savasların neden ve sonuçları incelendiginde ?Rusların Geleneksel Amaçları? diye ders kitaplarında anlatılan bazı durumlar belirlenmistir. Tüm bunlar ders kitaplarının anlatımlarında sıkça yer almaktadır. Sonuçta ders kitaplarına Türk-Rus iliskilerini isleyen birçok konunun girdigi belirlenmistir. Türkler ve Ruslar arasında yasanan birçok sorunun temelinde iki toplumun bölgede egemen olmaya çalısma mücadelesinin yattıgı görülmüstür. Bununla birlikte aradaki çekismenin zaman zaman çok sertlestigi ve bu dönemlerde ders kitaplarında daha fazla yer aldıgı belirlenmistir. Arastırma ile ortaya çıkan bir baska bulgu ise, ders kitabı yazarlarının anlatımlarının hemen hemen birbirinin benzeri oldugudur. çerik bakımından yıllara göre büyük degisimler yoktur. Anahtar Sözcükler: Türk-Rus liskileri, Osmanlı Devleti, Rusya Devleti, Tarih Ders Kitapları, Tarih Ögretimi, Türkler, Ruslar.

Ders kitaplarıKitaplarLiseler+4
Durmuş Akalın
Çanakkale Onsekiz Mart University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Dış politika krizlerinin Türk-Rus ilişkilerine etkileri: Uçak krizi örneği

Suriye İç Savaşı kapsamında Türkiye ile Rusya'yı karşı karşıya getiren en önemli olay 24 Kasım 2015 tarihinde meydana gelen uçak düşürme vakasıdır. Hatay Yayladağı mevkiinde bir Rus bombardıman uçağının Türk hava sahasını ihlal etmesi ve defalarca uyarılmasına rağmen uyarıları dikkate almayarak ihlale devam etmesinin sonucunda Türk Hava Kuvvetleri tarafından düşürülmesi neticesinde Türkiye ile Rusya arasında bir dış politika krizi başlamıştır. 1950'li yıllardan beri ilk defa NATO üyesi bir ülkenin Rus uçağını düşürmesi sebebiyle bu hadise Türk ve dünya basınında geniş yer bulmuş ve tedirginlik yaratmıştır. Kriz, Türk-Rus ilişkilerini derinden etkilemiştir. Krizin tamamen çözülmesi yaklaşık 8 ay sürmüştür. Krizi en az hasarla atlatabilmek için taraflar kendi pozisyonlarına göre farklı kriz yönetim tekniklerini benimsemişlerdir. Çalışmada, tarafların krizi yönetirken kullandığı teknikler incelenmiş ve krizin ikili ilişkiler üzerinde yarattığı etkiler değerlendirilmiştir. Çalışma, krizin patlak vermesine sebebiyet veren olayların ele alınması ve Uçak Krizi'nin kriz yönetimi açısından değerlendirilmesi noktasında önemli olacaktır.

KrizKriz yönetimiRusya+6
Vesile Merve Bali
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00

Related subjects