Fractures-bone
158 theses under this subject heading
Kemik kırık ve çıkıklarının adli tıp açısından değerlendirilmesi
Giriş: Adli travmatoloji alanında kemik kırıkları sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Kemik kırıklarının değerlendirilmesi TCK'nın ilgili maddelerinde ceza artırıcı unsur olarak önem taşımaktadır. Ülkemizde iskelet sistemi travmalarını değerlendiren adli travmatoloji çalışmasına çok fazla rastlanmamaktadır. Bu çalışmada hem anatomik hem de etiyolojik değerlendirmelere yer verilmiş olup olgulara ilişkin demografik bilgiler de bu çerçevede ayrıca değerlendirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Adli Tıp Anabilim Dalımızca 01.01.2016-31.12.2018 tarihleri arasında rapor düzenlenen tüm olgular retrospektif olarak incelenerek, yaralanma sonucu kemik kırık veya çıkığı meydana gelmiş 606 olgu çalışmamıza dahil edilmiştir. Bulgular: Olguların; ortalama yaşı 32.71 olup, %52.5'inin (n=318) 18-39 yaş arasında olduğu, %80.2'sinin (n=486) erkek olduğu, olay türleri arasında en sık trafik kazası (%59.9, n=363) sonrası başvuru yapıldığı, en sık %34.5 (n=209) ile alt ekstremitede kırık oluştuğu, bunu %26.6 (n=161) ile üst ekstremite kırıklarının takip ettiği, %27.9'unda (n=169) hayati tehlike, %12.7'sinde (n=77) merkezi sinir sistemi yaralanması oluştuğu, tüm olgular için ortalama kemik kırık sayısının 2.40 olduğu (min=1, maks=18), ortalama kırık ağırlık derecesinin 3.54 (min=1, maks=6) olduğu görüldü. Sonuç: Olguların yarısından fazlasının hayatın aktif çalışma döneminde yer alması, dörtte birinden fazlasında hayati tehlike oluşması, ortalama kırık ağırlık düzeyinin yüksekliği, kemik kırıklarının önemini ortaya koymakta, etiyolojiye ilişkin bulgular ışığında gerekli önleyici tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir. Anahtar kelimeler: adli travmatoloji, kemik kırıkları, iskelet sistemi travmaları.
Ateşli silah yaralanmalarına bağlı açık kırıklarda intramedüller çivilemenin sonuçları
Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı ateşli silah yaralanması sonrası gelişen femur, tibia ve humerus gibi uzun kemik kırıklarında erken dönemde intramedüller çivi ile yapılan tespitin kaynama üzerindeki etkisini ve gelişen komplikasyonları belirleyip bunları alternatif yöntemlerle karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 2008-2020 yılları arasında ateşli silah yaralanması sonrası açık kırık meydana gelmiş ve tarafımıza başvurup tek seansta intramedüller çivi ile tespit uygulanan ve takiplerine devam etmiş 89 hasta değerlendirildi. 89 büyük kemik kırığının 48'u femur, 34'ü tiba ve 7'si humerus diafiz kırığından oluşmaktaydı. Bu hastaları kaynama zamanı, kaynamama ve enfeksiyon gelişimi açısından incelendi. Bulgular: Değerlendirmeye alınan 48 femur kırığı vakasından 5'inde enfeksiyon meydana geldi, bu hastaların 2 tanesinde osteomyelit gelişti. Ortalama kaynama süresi 19 haftaydı. Üç hastada kaynamama, 6 hastada ise kaynama gecikmesi görüldü.34 tibia açık kırığı vakası içinde 6 vakada değişik derecelerde enfeksiyon görüldü, bunların 1 tanesinde osteomyelit gelişti. ortalama kaynama süresi 22 haftaydı. Üç vakada kaynamama, 5 vakada ise gecikmiş kaynama gözlendi. Yedi humerus açık kırığı vakası mevcuttu. ortalama kaynama süresi 10.1 haftaydı. Bir hastamızda yüzeyel enfeksiyon gelişti. Hiçbir vakada kaynamama ya da kaynama gecikmesi gözlenmedi. Sonuç: Ateşli silah yaralanmalarına bağlı büyük kemik açık diafiz kırıklarında, ilk seansta debridman ve eksternal fiksasyonla geçici tespitin ardından yumuşak doku iyileşmesi sonrası kalıcı intramedüller çivi uygulaması genel kabul görmüş bir metoddur. Biz seçili vakalarda antibiyotik profilaksisi ve özenli bir debridmanla birlikte ilk seansta intramedüller çivi ile internal tespitin uygulanabileceği kanaatindeyiz. Anahtar kelimeler: Ateşli silah yaralanması, açık kırık, intramedüller çivi, internal fiksasyon
Vertebra korpus kırıklarında kifoplasti uygulamasının klinik sonuçları
Osteoporoz günümüzün ileri yaşta hasta grubunda sıkça karşılaştığımız hastalığıdır. En ciddi sonuçlarından biri vertebra kompresyon kırıklarıdır. Kifoplasti ise bu kırıklar için kullanılan minimal invazif cerrahi tekniktir. Tedavide amaç spinal deformiteyi önlemek, ağrıyı azaltmak, vertebra yüksekliğini yeniden sağlamak ve erken mobilizasyon ile hastanın günlük aktivitelerine geri dönmesini sağlamaktır. Bu tezde kliniğimizde kifoplasti ile tedavi edilen vertebra kompresyon kırıklarının sonuçları bildirilmiş ve litaratür bilgileri tartışılmıştır. Çalışmada TEMMUZ 2011-HAZİRAN 2013 tarihlari arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji ana bilim dalında vertebra kompresyon kırığı nedeni ile kifoplasti uygulanan 18 hastanın 25 seviyesi incelenmiştir. Hastaların 9(%50) u kadın 9(%50) u erkekti. Yaş ortalamaları 67.5 (52-82) du. Olguların klinik değerlendirilmeleri ADI, ODS, SF-36 kriterlerine göredir. Radyolojik tanıda hastaların vertebral kolon ön-arka ve yan direkt grafileri rutin olarak çekildi. Yine hastalara MRG ve gerek görülen urumlarda BT cekildi. Kifoplasti işlemi yapılan 25 seviyenin dağılımı ; T3 seviyesine 1 (%4), T4 seviyesine 1 (%4), T11 seviyesine 2 (%8), T12 seviyesine 4 (%16), L1 seviyesine 7 (%28), L2 seviyesine 5 (%20), L3 seviyesine 4 (%16), L5 seviyesine 1 (%4) seviye şeklindeydi. Kifoplasti ile hastaların ADI i 9.2 den 2.1 e gerilerken ODS da hastaların hemen hemen hepsinde bel ağrısı kifoplasti işlemi sonrasında hastanın yaşamında önemli bir problem oluşturmamakta, yine SF-36 ya göre de kifoplasti sonrası hastaların günlük yaşam destek aktivitelerinde azalmanın anlamlı derece olduğu görüldü. Hastaların kifoplasti işlemi sonrasında mevcut vertebra korpus yüksekliklerinin ortalamasının da %43 arttığı görüldü. Osteoporotik vertebra kırıklarının tedavisinde kifoplasti minimal invazif bir cerrahi yöntemdir. Bu işlem ile kırık stabilizasyonu, ağrı azaltılması, vertebra duvar restorasyonu, oluşabilecek spinal deformiteyi engelleme, kısa sürede mobilizasyon ve erken normal yaşama dönme sağlayan altın standart minimal invasif bir cerrahi tekniktir.
Benign ve malign vertebral çökme fraktürü tanısında multiparametrik spinal MR görüntülemenin etkinliğinin retrospektif değerlendirilmesi
Vertebral çökme fraktürleri özellikle yaşlı hastalarda sık görülen, etyolojisinde travma – osteoporoz benzeri benign veya primer tümör – metastaz – multipl myelom benzeri malign süreçlerin yer alabileceği bir hastalıktır. Manyetik rezonans (MR) incelemesi; benign veya malign çökme ayrımında kullanılabilen bir görüntüleme yöntemidir. Genellikle konvansiyonel sekanslar (T1, T2, yağ baskılı teknikler) tanı açısından kullanılmakla birlikte diffüzyon MR, dinamik kontrastlı perfüzyon MR gibi ileri teknikler de son yıllarda ayrım açısından tercih edilmeye başlanmıştır. Buna karşın, malignite şüphesi giderilmeyen olgularda patolojik verifikasyon gerekebilmektedir. Bu çalışmada difüzyon, perfüzyon MR ve konvansiyonel teknikler kullanılarak yapılan multiparametrik spinal MR'ın vertebral çökme fraktürlerinin benign-malign ayrımındaki etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmaya, vertebra çökme fraktürü olan, vertebra biyopsisi ve vertebral biyopsi öncesinde multiparametrik MR incelemesi yapılmış 42 hasta dahil edildi. T1-T2 sekanslardaki bulgular, kantitatif diffüzyon ve perfüzyon MR bulguları ve perfüzyon MR eğri tipleri kullanılarak tümöral, multipl myelom, benign ve malign çökme kategorisindeki lezyonların ayrımındaki başarı değerlendirildi. Tümöral, myelom ve benign çökme grupları arasında ve benign – non-benign çökme grupları arasında perfüzyon MR eğri tipi, Ktrans, Kep ve ADC parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0,000-0,02). ROC analizinde benign ve malign çökme ayrımında en yüksek sensitivite ve spesifisite değerleri Ktrans için %73,9 ve %77,8, Kep için %88 ve %77,8, ADC için %63 ve %87, saptanan ADC, Ktrans ve Kep cut off değerlerine göre yapılan multiparametrik değerlendirmede ise %91,30 ve %96,29 olarak bulundu. Kantitatif ADC, Kep ve Ktrans analizine ait kombine bilgiler multiparametrik spinal MR ile benign – malign çökme ayrımı yüksek tanısal doğruluk ile yapılabilir. İçerisinde yer alan her bir tekniğin birlikte kullanımı ile vertebral çökmelerin etyolojisinde rol oynayabilecek maligniteler daha yüksek doğrulukla saptanabilir ve sadece tanı amaçlı yapılacak invaziv işlemlere gereksinim azalabilir. Anahtar Kelimeler: Vertebra çökme fraktürü, MR perfüzyon, ADC, Kep, Ktrans
Kafatası kaide kırıklarının adli tıp açısından retrospektif olarak değerlendirilmesi
Adli literatürde kafatası kaide kırığı hakkında çok az sayıda çalışma bulunmaktadır. Amacımız kafatası kaide kırığının prevalansını, paternini ve bu kırığın ölüm ve intrakraniyal yaralanma ile ilişkisini araştırmaktır. Bu çalışma 01.01.2010-30.11.2019 tarihleri arasındaki 10 yıllık süreçte izole kafa travması nedeniyle yaralanmış olan toplam 1260 olguyu içermektedir. Olgularımız fatal kafa travmalı (n=783) ve non-fatal kafa travmalı (n=477) olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. Tüm bu olgular yaş, cinsiyet, orijin, travma nedeni, kafatası kaide kırığı, kafatası kubbe kırığı, yüz kemiği kırığı, kafa içi yaralanması, skalp yaralanması ve saçlı deri altı yaralanması gibi hususlar açısından retrospektif olarak incelenmiştir. Fatal kafa travmalı olguların %87,5'inde, non-fatal kafa travmalı olguların %32,3'ünde kaide kırığı gözlendi. Kaide kırığı oranı, fatal grupta non-fatal gruba göre anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0,001). İzole ön fossa, izole orta fossa ve izole arka fossa kırık oranı non-fatal grupta fatal gruba göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulunurken; ön ve orta fossanın birlikte kırığı oranı ile ön, orta ve arka fossanın birlikte kırığı oranı fatal grupta non-fatal gruba göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p<0,05). Orta fossa iki grupta da ön ve arka fossaya göre daha çok kırıldı. Kafatası kaide kırığı ölüm ile güçlü ilişkili bulundu (OR:15,253). Kafa içi yaralanma oranı, kaide kırığı olanlarda olmayanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p<0,001). Sonuç olarak çalışmamızda kafatası kaide kırığının özellikle fatal kafa travmalarına oldukça sık eşlik ettiği ve bu kırığın ölüm ile güçlü bir şekilde ilişkili olduğu görülmüştür. Kafa travması nedeniyle yaralanmış olguların antemortem ve postmortem muayenesinde kafatası kaide kırığı olup olmadığı yüksek dikkatle araştırılmalıdır. Kırık saptanan olgularda kırığın boyutu, tipi ve kırıkla ilişkili olabilecek kafa içi lezyonlar açısından da ayrıntılı bir inceleme yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Kafatası kaide kırığı, fatal, non-fatal, adli tıp
Pediatrik suprakondiler fraktürlerinin kapalı redüksiyon ve internal fiksasyonunda ultrason rehberliğinde uygulanan infraklavikular bloğun etkinlik ve güvenliği
Periferik sinir blokları erişkinlerde sıklıkla kullanılan anestezi yöntemidir. İnfraklavikular blok subklaviyan arterin klavikula altından vizüalize edilerek genelde ultrasonografi eşliğinde uygulanan bir periferik sinir bloğudur. Pediatrik vakalarda periferik sinir blokları ile ilgili yeterli veri yoktur. Bu çalışmamızda suprakondiler fraktürlerde kapalı redüksiyon internal fiksasyon cerrahisi uygulanan çocuklarda infraklavikular blok ile anestezinin yeterli olduğu, postoperatif bulantı kusma ve ek opioid ihtiyacının azaldığını, güvenli ve konforlu bir cerrahi sağladığını raporlamayı amaçladık. Bu çalışmamız için suprakondiler fraktürü olup kapalı redüksiyon internal fiksasyon cerrahisi yapılan 3-16 yaş arası 70 hastanın kayıtları retrospektif olarak değerlendirildi. Grup İ deki hastalara ASA sedasyon/analjezi skalasına göre orta düzey sedasyon/analjezi uygulandı. Demografik veriler her iki grupta da benzerdi. İnfraklavikular blokla opere olan hastalarda %80 başarı sağlanmıştır. Kalan %20 hastaya 0.05 mcg/kg/dk remifentanil infüzyonu başlandığında ise total başarı %94,3'e ulaşmıştır. Postoperatif ek opioid ihtiyacı infraklavikular blok uygulanan hastalarda genel anestezi grubundakilere göre anlamlı derecede azdı (Grup G de %25.71 Grup İ de % 5.7)(P=0,028). Bulantı kusma da infraklavikular blokla opere olan hastalarda belirgin olarak azdı (Grup G de %25.71 Grup İ de %8.6 (P=0.072). Bu sonuçlar çocuklarda da üst ekstremite cerrahisinde infraklavikular bloğun tek kullanılabileceği,etkin bir anestezi ve güvenilir bir postoperatif analjezi sağlayabileceğini göstermiştir.
Radius distal kırığı nedeniyle cerrahi yapılan hastalarda Hounsfield Unit'in klinik ve radyolojik sonuçlar ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Distal Radius uç kırıkları özellikle yetişkin yaş grubunda üst ekstremitenin sık görülen kırıklardır. Yaş dağılımı olarak 6-10 yaşları ile 60-69 yaşları olmak üzere bimodal dağılım göstermektedir. Bilgisayarlı Tomografi üzerinden ölçülen Hounsfield Unit (HU) ile kemik yoğunluğu arasında korelasyon olduğunu gösteren literatürde birçok çalışma mevcuttur. Çalışmamızın amacı, Radius distal uç kırığı nedeni ile tarafımızca ameliyat edilen hastalarda Hounsfield Unit'in klinik ve radyolojik sonuçlar ile ilişkisini değerlendirmektir. Çalışma 2018-2021 yıllarında kliniğimize başvuran ve Radius distal uç kırığı nedeni ile ameliyat edilen 59 hasta üzerinden gerçekleştirilmiştir. Bilgisayarlı Tomografi (BT) üzerinden Radius distalinde bulunan kırık hattından ayrı ayrı 3 kesit alınarak HU değerleri ölçülüp not edildi. HU skalasına göre <140 kötü, 140-220 orta, >220 iyi olarak değerlendirmeye alınmıştır. Cerrahi sonrası el bileğinin klinik sonuçları Modifiye Mayo El Bilek Skoru ile değerlendirilmiştir. Çalışmamıza katılım kriterlerine uyan 59 hasta dahil edildi. Hounsfield Unit (HU) ile AO sınıflamasına göre A tipi kırık, B tipi kırık ve C tipi kırık paterni istatistiksel olarak değerlendirildiğinde aralarında anlamlı fark oluşmadığı görülmüştür (p>0,05). Kırık kaynama süresi ile yine kırık paterni arasındaki ilişki değerlendirildiğinde kaynama süresinin kırık paterninden etkilenmediği sonucuna ulaşılmıştır (p>0,05). Operasyon sonrası klinik sonuçları değerlendirmek üzere kullanılan Modifiye Mayo El Bilek Skorlaması ile kırık tipleri arasında anlamlı farklılık oluşmamıştır (p>0,05). Ölçülen HU değerleri ile Modifiye Mayo El bilek Skorları ile de anlamlı korelasyon oluşmamıştır (p>0,05). Bunların yanında distal Radius kırıklarına yönelik ölçülen HU değerleri ile kaynama süreleri arasında negatif yönlü anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0,05) (r: -,474). Literatürde birçok çalışmada HU değeri ile DEXA ile ölçülen kemik yoğunlukları arasında benzerlik olduğu gösterilmiştir. Çalışmamızda HU skalasına göre iyi olarak değerlendirilen hastalarda kaynama sürelerinin daha hızlı olduğu görülmüştür. Bunun yanında HU değerlerinin ölçümlerinin pratik olması, maliyetinin düşük olması ve ekstra radyasyon maruziyeti yaratmaması nedeni ile rutin olarak kullanılması önermekteyiz.
Geriatrik ASA III ve üzeri olan femur fraktürlerinde genel ve rejyonel anestezinin postoperatif yoğun bakım ünitesinde kalış süresi, morbidite ve mortalitesinin karşılaştırılması
Geriatrik hastalarda kalça fraktürleriartmaktadır. Hastaların postoperatif yoğun bakım ihtiyacı da artmaktadır. Çalışmamızda anestezi yönteminin kalça fraktürü ameliyatı sonrası yoğun bakımda kaldıkları süre, morbidite, mortaliteye etkisini incelemeyi amaçladık. Kalça kırığı nedeniyle 65 yaş üstü ASA III ve üzeri 198 hasta retrospektif olarak incelendi. Genel ve rejyonel anestezi olarak gruptaki hastaların demografik verileri, ek hastalıkları, bazı biyokimyasal parametreler, transfüzyon miktarları,YBÜ kalma süresi, APACHE skorları, mortalite, morbidite ve komplikasyonlar retrospektif olarak değerlendirildi. Genelile rejyonel anestezi karşılaştırıldığında genel anestezi alan grupta APACHE skorları, intraoperatiftransfüzyon miktarı anlamlıyüksek bulunmuştur. Rejyonel anestezi alan grupta postoperatif mekanik ventilatör süresi, 8-28 günlük mortalite,kardiyovasküler sistem ve enfeksiyon komplikasyonu istatistiksel açıdan anlamlı olarak düşük bulunmuştur (p<0,05). Geriatrikfemurfraktürlerinde seçilecek anestezi halen tartışılmaktadır.İntraoperatiftransfüzyonlarıazaltması,postop APACHE skorunu düşürmesi,mekanik ventilasyon süresini azaltması, mortaliteyive komplikasyonları azaltması nedeniylerejyonel anestezi avantajlıgörülmektedir. Çalışmamızdarejyonel anestezinin tercih edilmesini belirtmekle beraber hastanın az olması, incelemenin retrospektif olmasımortalite ve diğer sonuçlar üzerinde yorum yapmayıkısıtlayan nedenler olarak sıralanabilir.AnahtarKelimeler: Geriatri, Femur, Rejyonel Anestezi, Genel Anestezi, Mortalite,
Modifiye stoppa yaklaşımıyla cerrahi tedavi edilen asetabulum kırıklarının fonksiyonel ve radyolojik sonuçları
Amaç: Kliniğimizde Modifiye Stoppa yaklaşımı ile opere edilen asetabulum kırıklarının fonksiyonel ve radyolojik sonuçlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: 2012-2020 yılları arasında asetabulum kırığı nedeniyle kliniğimize başvurup, Modifiye Stoppa yaklaşımıyla cerrahi tedavisi gerçekleştirilen ve en az 1 yıl takibi olan 40 hasta bu çalışmaya dâhil edildi. Kayıtlar, yaş, cinsiyet, travma oluşum şekli, kırık tipi, eşlik eden yaralanma, ameliyata kadar geçen süre, ameliyat süresi, perioperatif eritrosit süspansiyonu transfüzyonu, komplikasyonlar ve takip süresi açısından retrospektif olarak gözden geçirildi. Ameliyat sonrası redüksiyon kalitesi ve son kontrollerdeki radyolojik sonuçlar, Matta kriterlerine göre değerlendirildi. Fonksiyonel değerlendirme için hastaların son kontrollerinde Harris Kalça Skoru, Merle d'Aubigne skoru ve Kısa Form 12 skoru uygulandı. Opere edilen taraf kalça eklem hareket açıklıkları ölçülerek kaydedildi. Bulgular: Ortalama yaş 37,4±16,3 yıl (14-69) ve ortalama takip süresi 32,6±23,9 ay (12-102) idi. Hastaların 24'ü erkek, 16'sı kadın idi. Travma oluşumundan operasyona kadar geçen süre ortalama 4,5±2,9 gündü (1-10). Yaralanma mekanizması, 22 hastada motorlu araç kazası, 14 hastada yüksekten düşme ve 4 hastada basit düşme idi. Judet-Letournel sınıflamasına göre 8 hastada anterior duvar, 8 hastada anterior kolon, 4 hastada transvers, 7 hastada anterior kolon+posterior hemitransvers, 10 hastada her iki kolon, 2 hastada transvers+posterior duvar ve 1 hastada T tipi kırık olduğu görüldü. Matta'nın redüksiyon kalitesi kriterlerine göre 30 hastada anatomik, 6 hastada kabul edilebilir ve 4 hastada kötü redüksiyon vardı. Matta'nın radyolojik evrelemesine göre radyografik sonuçlar 23 hastada mükemmel, 10 hastada iyi, 3 hastada orta, 4 hastada kötüydü. Elementer kırıklarda radyolojik evre, kompleks kırıklardan anlamlı derecede daha iyiydi. (p=0,02) Merle d'Aubigné Kalça Skoru 17 hastada mükemmel, 19 hastada iyi, 3 hastada orta ve 1 hastada kötüydü. Matta Redüksiyon Kriterlerine göre Anatomik redüksiyon sağlanan vakaların Merle D'aubigne Skoru ortalamaları, Kabul edilebilir veya Kötü redüksiyon sağlanan vakaların ortalamalarından anlamlı derecede daha yüksekti. (p=0.036) Harris Kalça Skoru 22 hastada mükemmel, 15 hastada iyi, 2 hastada orta, 1 hastada kötüydü. 2 hastada intraoperatif iliak ven yaralanması, 1 hastada postop yüzeyel enfeksiyon, 2 hastanın takiplerinde kasık fıtığı geliştiği saptandı. Sonuç: Bu çalışmanın verileri, modifiye Stoppa yaklaşımının, birçok karmaşık asetabulum kırığı için, tatmin edici radyolojik ve fonksiyonel sonuçlarla birlikte, başarılı bir yaklaşım olduğunu göstermektedir.
Femur boyun kırığı olan yaşlı hastaların tedavisinde uygulanan çimentolu ve çimentosuz hemiartroplasti sonuçlarının karşılaştırılması
Giriş ve amaç: Yaşlanan nüfusun ve ortalama yaşam süresinin artmasıyla birlikte, osteoporoz nedeniyle 55 yaş üstü hastalarda kalça kırıklarına sıklıkla rastlanmaktadır.[1] 2050 yılında dünya genelinde 6.3 milyon femur boyun kırığı olgusunun görüleceği tahmin edilmektedir. [2] Hemiartroplasti, yaşlı hastalarda femur boyun kırıklarının tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır .[3] Ancak bu işlem sırasında femoral stem fiksasyonunda kemik çimentosu kullanımı konusunda net bir fikir birliği yoktur. Çalışmamızın amacı ileri yaş femur boyun kırığı nedeniyle çimentolu ve çimentosuz parsiyel protez tedavisi uygulanan hastaların sonuçlarını geriye dönük ( retrospektif ) olarak karşılaştırmaktır. Yöntemler: Bu retrospektif çalışmada, femur boyun kırığı nedeniyle çimentolu ve ya çimentosuz bipolar hemiartroplasti tedavisi uygulanan 529 hastanın verilerini karşılaştırtık.En az 1 yıllık takibi olan 60 yaş üstü hastalar çalışmaya dahil edildi.529 hastadan 353 hastaya çimentolu, 176 hastaya çimentosuz bipolar hemiartroplasti tedavisi uygulanmıştır. Hastaların yaş, cinsiyet, ASA skoru gibi demografik bilgileri , Spotorno indeksi, ameliyat süresi, anestezi yöntemleri not edildi.Proteze bağlı ve proteze bağlı olmayan komplikasyonlar,bir yıllık mortalite oranı , revizyon yapılan operasyonlar kaydedildi.Çalışmamızda postoperatif dönem sonrası en az 1 yıllık takip süresi olan (115 hasta) hastaların fonksiyonel skorları (Harris, Womac, Oxford kalça skorları ) değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda hemiartroplasti ile tedavi edilen 529 hasta incelendi. Bu hastalardan 353'ü (%66,7) çimentolu grubta , 176'sı (%33,3) çimentosuz grupta idi. Toplam 529 hastanın 187 'si (%35,3) erkek, 342 si (%64,7) kadındı. Çimentolu gruptakı bayan hastaların sayısı daha fazlaydı.İstatiksel olarak anlamlı fark vardı (p=0,009). 529 hastadan 206 hasta (%38,9) 1 yılı tamamlamadan vefat etmişler. Bu hastalardan 146'sı ( %41,4 ) çimentolu grubunda, 60 'ı (%34,1) ise çimentosuz grubundakı hastalardı .Çimentolu grubun mortalite oranı %41,4 ,çimentosuz grubun mortalite oranı %34,1 idi. Vefat eden 206 hastanın %70,9'u çimentolu, %29,1'i çimentosuz grupda idi.Bir yıllık mortalite açısından gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark yoktu (p=0.64). Periprostetik kırık, periprostetik enfeksiyon, dislokasyon ,tekrari operasyon gibi proteze bağlı komplikasyonlarda istatiksel olarak anlamlı fark görülmedi.Derin ven trombozu, miyokard enfarktüsü, pulmoner emboli gibi komplikasyonlarda da istatiksel anlamlı farklılık görülmedi.Postoperatif transfüzyon gereksinimleri çimentolu ve çimentosuz hemiartroplasti ile tedavi edilen hastalar arasında önemli ölçüde farklılık gösterdi.529 hastamızdan 221(%41,8) hastamıza kan transfüzyonu yapılmıştır. Bunlardan 158 (%44,8) hasta çimentolu , 63 (%35,8 ) hasta çimentosuz grupta idi. Gruplar arasında istatiksel olarak fark vardı (p=0,03). Çimentolu hemiartroplasti yapılan hastaların diğer grupla kıyasla daha fazla kan transfüzyonu ihtiyacı olmuştur. Kalça Harris skoru, kalça Womac skoru, kalça Oxford skoru sonuçlarında gruplar arasında istatistik anlamlı farklılık görülmedi (p=0,514). Sonuçlar: Çalışmamızda ,çimentolu grupta daha fazla kan transfüzyonu ihtiyacı olduğunu gördük. 1 yıllık mortalite oranı açısından gruplar arasında fark yoktu.Periprostetik kırık, periprostetik enfeksiyon ,dislokasyon , revizyon cerrahisi gibi protezle ilgili komplikasyonlarda anlamlı fark görülmedi. En az 1 yıllık takip süresi olan hastaların fonksiyonel skorları karşılaştırıldığında gruplar arasında fark yoktu.Miyokard enfarktüsü, pulmoner emboli, derin ven trombozu hastalıkları karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı fark olmadığı görüldü.Bu çalışmada , çimentolu ve çimentosuz hemiartroplasti implantları arasındaki sonuçların çoğunlukla eşdeğer olduğunu gösterdik.Femur boyun kırıklarında tedavi yönteminin karar verilmesinde hastanın yaşı, kırığın şekli, kemiğin kalitesi, hastada mevcut diğer ek patolojilerin varlığı gibi birçok faktör rol oynamaktadır.
Tek doz intravenöz zoledronik asit uygulamasının mandibuler kırık iyileşmesi üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı sistemik olarak uygulanan zoledronik asit uygulamasının mandibular kırık iyileşmesi üzerine etkilerini araştırmaktı.Çalışmada 36 adet, iskeletsel gelişimini tamamlamış, erkek, beyaz, Yeni Zelanda tavşanı kullanıldı. Hayvanlar rastgele iki gruba ayrıldı. Hayvanların mandibula kemiklerine tek taraflı kemik kesisi yapılarak deneysel mandibular korpus kırığı oluşturuldu. Kırık kemik segmentleri repoze edilip, miniplak ve minividalar ile tespit edildi. Deney grubundaki hayvanlara cerrahi operasyon sırasında intravenöz olarak, tek doz, 0,1 mg/kg zoledronik asit uygulandı. Kontrol grubundaki hayvanlara, cerrahi operasyon sırasında sadece serum fizyolojik infüzyonu yapıldı. Tüm hayvanlar operasyondan sonraki 21. günde sakrifiye edildi ve mandibula kemikleri çıkartıldı. Kırık iyileşmesinin değerlendirilmesi için mandibula kemiklerinde; dijital radyodensitometrik ölçümler, üç noktalı bükme testi, histolojik ve histomorfometrik analizler yapıldı. Veriler istatistiksel olarak değerlendirildi.Biyomekanik testler sonucunda, zoledronik asit uygulamasının iyileşen kemiğin mekanik özelliklerini arttırdığı gözlendi. Bu sonuçlar; radyolojik, histolojik ve histomorfometrik bulgular ile desteklendi.Bu çalışmanın sonuçları, sistemik zoledronik asit uygulamasının mandibula kırıklarında kemik iyileşmesini hızlandırdığını ve geliştirdiğini gösterdi.
Erişkin femur trokanterik bölge kırıklarında intramedüller kalça çivisi ile cerrahi tedavi sonuçları
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Ekim 2007-Aralık 2011 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalına, femur trokanterik bölge kırığı tanısı ile başvuran ve intramedüller kalça çivisi ile cerrahi olarak tedavi edilen hastaların fonksiyonel ve radyolojik sonuçlarının değerlendirilmesidir.Gereç ve Yöntem: Femur trokanterik bölge kırığı nedeniyle intramedüller kalça çivisi kullanılarak tedavi edilen 46 hasta geriye dönük olarak değerlendirildi. Hastalar demografik özelliklerinin yanı sıra, kırık tipi, eşlik eden sistemik hastalıkları, travma tipi, cerrahiye kadar geçen süre, ameliyat süresi ve komplikasyonlar açısından değerlendirildi. Radyolojik olarak kaynama süresi ve implant pozisyonu açısından değerlendirildi. Fonksiyonel değerlendirmede Harris kalça skorlama sistemi kullanıldı.Bulgular: Hastaların 9'u kadın, 37'i erkekti. Ortalama yaşı 66,04 yıl (25-95 yıl) idi. Ortalama takip süresi 18,4 ay (6-42 ay) idi. Kırıkların % 65,2'i basit düşme, % 30,5'i trafik kazası ve % 4,3'ü ateşli silah yaralanması sonucu oluşmuştur. Ortalama kırık kaynama süresi 4 ay (3-6 ay arası) bulunmuştur. Bir hastada erken dönemde yara yeri enfeksiyonu, 2 hastada ise vida sıyrılması görüldü. Son takipteki Harris skoru ortalama 88,3 (64-100 arası) idi.Sonuç: Trokanterik bölge kırıkları, genellikle yaşlı kişilerde, düşük enerjili travmalar sonucu görülür. Hastaların kırık öncesi aktivite düzeylerine erken dönebilmeleri için ilk seçenek cerrahi tedavi olmalıdır. İntramedüller kalça çivisi (İMHS), kapalı redüksiyon ile uygulanabilmesi, anatomik ve biyolojik tespit sağlaması, kısa ameliyat süresi, düşük kan kaybı, düşük komplikasyon oranları ve erken yük vermeye izin vermesi gibi avantajları nedeniyle bu bölge kırıklarının tedavisinde etkili ve güvenilir bir yöntemdir.Anahtar Sözcükler: Trokanterik bölge kırıkları, kapalı redüksiyon, intramedüller kalça çivisi (İMHS)
Skafoid kırıkları cerrahi tedavi sonuçları
Skafoid Kırıkları Cerrahi Tedavi SonuçlarıAmaç: Skafoid kırığı ve eşlik eden patolojilerin tedavi sonuçlarının değerlendirilmesiGereç ve Yöntem: Çalışmamızda 2004-2011 tarihleri arasında skafoid kırığı ve eşlik eden patolojiler nedeni ile opere edilen 24 hasta incelendi. 18 hastada nonunion, 6 hastada akut kırık mevcuttu. Nonunion nedeniyle 15 hastaya nonvaskülarize greftleme, 3 hastaya proksimal sıra rezeksiyonu yapıldı. Akut kırık ile başvuran 6 hastaya açık redüksiyon ve internal tespit yapıldı. Hastaların tamamı erkekti(n:24). Nonvaskülarize greftleme yapılan 15 hastanın % 53'ünde (n:8) proksimal kutup, % 47'sinde (n: 7) bel kırığı mevcuttu. % 40 (n:6) hastada avasküler nekroz mevcuttu. Proksimal kutup kırıklı hastaların % 50'sinde (n:4), bel kırıklı hastaların % 28'inde(n:2) avasküler nekroz kaydedildi. Proksimal sıra rezeksiyonu yapılan 2 hasta skafoid kaynamama ileri kollapsı, 1 hasta ise başarısız nonvaskülarize greftleme nedeni ile opere edilmişti. Akut skafoid kırığı nedeni ile opere edilen altı hastanın üçünde transkofoperilunat çıkık, birinde ise lunat çıkığı eşlik etmekteydi, 2 hastada izole skofoid kırığı mevcuttu. Kırık ve çıkıklar açık redükte edilip tespit edildi. Hastaların ameliyat sonrası kavrama gücü ve hareket arkları kaydedildi. Fonksiyonel sonuçları değerlendirmek için MAYO elbilek skorlaması ve hızlı kol omuz ve el disabilite skorlamasından faydalanıldı.Bulgular: Nonvaskülarize greftleme yapılan hastaların % 73'ünde (n:11) ortalama 16 haftada kaynama elde edildi. Hastaların preop hızlı kol omuz ve el disabilite skor ortalamaları 30,8 iken, postop disabilite skor ortalamaları 14,6 , postop MAYO el bilek skor ortalamaları 69.3 (orta) çıkmıştır. Proksimal sıra rezeksiyonu yapılan 3 hastanın postop MAYO el bilek skorları ortalama 60 (±20), postop hızlı kol omuz ve el disabilite skorları ortalama 13,6 (±13.8) bulunmuştur. Bu grupta hastaların ortalama kavrama gücü ve hareket arkı karşı ekstremitenin % 60'ı kadar bulunmuştur. Akut skafoid kırığı nedeni ile opere edilen 6 hastadan bir hastada kaynama elde edilemedi. Bu grupta takiplerde interkarpal dejenerasyon gelişen hastaların tamamı (n:3) kırıklı çıkık nedeni ile opere edilmişti.Sonuç: Skafoid nonunionlarında nonvaskularize greftleme ve tespit sonuçları başarılı olmasına rağmen proksimal parçada avasküler nekroz varlığında sonuçlar daha kötüdür. Skafoid nonunionuna bağlı interkarpal dejenerasyon geliştiği durumlarda hasta beklentisi yüksek değilse komplikasyon oranının az olması ve el bileği hareketine izin vermesinden dolayı proksimal sıra rezeksiyonu iyi bir seçenektir. Transskafoperilunat çıkıklar erken dönemde açık olarak redükte ve tespit edilmeli, hastalar kaynama olsa dahi ileride el bileklerinde dejenerasyon ve hareket kısıtlılığı gelişebileceği konusunda bilgilendirilmelidir.
Çocuk ön kol kırıklarında cerrahi tedavide kircshner teli ile plak ve vida fiksasyonunun karşılaştırılması
Amaç: Önkol kırıkları çocukluk çağının sık görülen kırıklarındandır. Erişkinlerden farklı olarak kapalı redüksiyon ve alçılama en iyi tedavi yöntemidir. Tedavi amaçları kabul edilebilir miktarda kapalı redüksiyonun sağlanması ve kemiklerin kaynaması sağlanana kadar alignmentin sağlanmasıdır. Eğer kapalı redüksiyon sağlanamassa veya devam ettirilemediği durumlarda cerrahi tedavi uygulanmalıdır. Kapalı redüksiyonun en önemli başarıları hızlı iyileşme kapasitesi ve çocuk kemiklerinin remodeling kapasitesidir. 10 yaşından genç hastaların ön kol distal kırıklarının rotasyonel ve angüler deformiteleri 10 yaşından büyük olanlardan daha iyi remodelize olur. 14 yaşından büyük hastalarda ise ön kol kırıkları erişkin hastalar gibi tedavi edilmelidir. Cerrahi tedavi seçeneğinde implant seçimi bir başka tartışmalı konudur. K teli ve alçılama, eksternal fiksasyon, çapraz K teli ile fiksasyon, plak ve vida osteosentezi ve intramedüller ostoeosentez cerrahi tedavi seçenekleridir. Çapraz K teli ile fiksasyon distal ön kol kırıkları cerrahi tedavisinde kullanabilir. Kemiklerin ince diyafize sahip olmasından dolayı ön kol gövde kırıklarının tedavisinde uygun değildir. Eksternal fiksasyon ciddi yumuşak doku hasarlarıyla birlikte olan kırıklarda kullanılabilir fakat çocukluk çağında nadiren kullanılır. En popüler cerrahi seçenekler plak vida osteosentezi ve K teli (intramedüller veya çapraz) fiksasyonudur. Yöntem: Bu çalışmada ön kol çift kırığı bulunan ve Mart 2011 ile Mayıs 2015 arası cerrahi tedavi uygulanan 5-16 yaş aralığındaki 48 olgu retrospektif olarak değerlendirildi. K teli ile osteosentez yapılan 30 hasta Grup 1, plak vida ile osteosentez yapılan 18 hasta ise Grup 2 olarak ayrıldı. Her iki grubun kaynama oranları ve komplikasyonlarının değerlendirilmesi amaçlandı. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 12,10 olarak hesaplandı (SD 2,777). Hastaların %95.8'i erkek, % 4,2'si kızdı. Kırıkların % 52,1'i sağ, % 47,9 sol tarafydı. Travma etyolojisinde % 81,2 oran ile düşme ilk sıradaydı. Kırıkların % 89,6'sı kapalı ,% 10,4'ü açık kırıktı. Kırıkların % 54,2 si distal 1/3'lük kısımdaydı. Hastaların ortalama kaynama süresi 8,81 haftaydı. Sonuç: Her iki grupta kaynama ve komplikasyon oranları açısından anlamlı fark saptanamadı. Anahtar Kelimeler: Çocuk Ön Kol Kırıkları, Kaynama, Komplikasyon.
Femur intertrokanterik kırıklarda proksimal femoral çivi (PFN) cerrahisi yapılan olguların sonuçlarının değerlendirilmesi
Amaç: Kliniğimizde femur intertrokanterik kırık nedeniyle proksimal femoral çivi (PFN) cerrahisi yapılan olguların klinik, fonksiyonel ve radyolojik sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda Mayıs 2009 - Ekim 2014 tarihleri arasında femur intertrokanterik kırık nedeniyle proksimal femoral çivileme yapılan ve en az 6 aylık takibi olan 40 hasta çalışmaya dahil edildi. Ortalama takip süresi 12 aydı. Hastaların klinik, fonksiyonel ve radyolojik bulguları retrospektif olarak incelendi. Çalışmamızdaki hastaların demografik verileri, ameliyat öncesi hastalıkları, ameliyat öncesi anestezi riski(ASA), hastanede kalma süreleri, ameliyat olana kadar geçen süre, cerrahi süreleri, kanama miktarları, ek travmalarının olup olmadığı, redüksiyon kaliteleri, mekanik komplikasyon oranları, fonksiyonel değerlendirme için harris kalça skoru (HKS) kriterleri ve bu değişkenler arasındaki korelasyonlar değerlendirilmiştir. Kırık tiplerinin belirlenmesinde Evans Jansen sınıflandırması kullanıldı. Radyolojik değerlendirme için Fogagnolo Redüksiyon Kalitesi kriterleri kullanıldı. Bulgular: 40 hastanın 20'sine Cannulated PFN (ZİMED), 16'sına Talon DistalFix Nails PFN (ODİ-NA), 4 hastaya ise PFN(SYNTES) cerrahisi yapıldı. Hastalarımızın yaş ortalaması 72.0'ydi. Hastalarımızın %90'ında etyolojik neden basit düşme, %5'inde AİTK, %5'inde ise yüksekten düşmeydi. Cerrahi süremiz yaklaşık olarak 40-80 dk arasındaydı. Kanama miktarımız ortalama olarak 150-200 cc'ydi. Ameliyata kadar geçen süre ortalaması 3.1 gün, toplam yatış süreleri 9.1 gün olarak tespit edildi. 40 olgunun 15'i (%37,5) stabil, 25'i (%62,5) anstabildi. Mekanik komplikasyon oranımız %17,5'du ve en fazla varusda kaynama görüldü (%10). Redüksiyon kalitelerinde %10 kötü, %90 iyi ve kabul edilebilir sonuçlar izlendi. HKS ile yapılan fonksiyonel değerlendirmelerinde %77,5 oranında mükemmel ve iyi sonuç elde ettik. Verilerin istatistiksel analizi yazar ekibi dışında bir biyoistatistikçi tarafından SPSS for Windows version 22.0 paket programı kullanılarak yapıldı. Verilerin analizinde Spearman rank korelasyon katsayısı, ki-kare testi (Crosstabs Chi-square) kullanıldı. Çalışmamızda p<0.05 değeri, istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Sonuç: Çalışmanın sonucunda femur intertrokanterik kırıklarda uygulanan proksimal femoral çivi uygulaması düşük kanama miktarı, düşük cerrahi süreleri, hızlı mobilizasyona izin vermesi, redüksiyon kalitelerinin iyi olması ve ameliyat sonrası fonksiyonel sonuçlarının iyi olması nedeniyle biz PFN'nin uygun vakalarda seçilmesi gereken bir yöntem olduğu kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Femur İntertrkanterik Kırık, Proksimal Femoral Nail, Fogagnolo Redüksiyon Kriterleri, Evans Jansen Sınıflandırması, Harris Kalça Skoru.
Dahili kliniklerde yatmakta olan hastalarda kırılganlık ölçeklerinin karşılaştırılması ve kırılganlık ile yaşam kalitesi-düşme riski arasındaki ilişkinin saptanması
Giriş ve amaç: Kırılganlık, dünya çapında önemi gittikçe artan geriatrik sendromlardan biridir. Son yıllarda bu sendromun tanısını belirlemek amacıyla çok sayıda ölçek geliştirilmiştir. Biz de çalışmamızda hastanede dahili bölümlerde yatan yaşlı hastalarda kırılganlığı farklı ölçeklere göre belirleyip, birbirleri ile karşılaştırmayı amaçladık. Ayrıca kırılgan olan ve olmayan hastalarda yaşam kalitesi ve düşme riski arasındaki ilişkiyi belirlemeyi çalıştık. Gereç ve yöntem: Çalışmamıza Gaziantep Tıp Fakültesi Dahili bölümlerinde yatan 65 yaş ve üzeri 420 hastayı dahil ettik. Katılımcılara CHS, WHAS ve Gerontopole ölçekleri ile SF-36 Yaşam kalitesi ölçeği ve İtaki Düşme riski ölçeğini uyguladık. Bununla beraber hastaların yaş, cinsiyet, kronik hastalık sayısı ve kullandığı ilaç sayısına baktık. Bulgular: Katılımcıların medyan yaşı 71.9+ 6.3, cinsiyet dağılımı ise kadın olanların oranı %49.5, erkek olanların oranı %50.5 idi. Kırılgan hastaların yaş ortalaması kırılgan olamayanlara göre daha yüksekti. Yaş ile kırılganlık ölçeklerinin alt grupları olan kırılgan, prefrajil ve sağlam gruplar arasında yapılan değerlendirmede anlamalı fark saptandı (p<0.001). Kadın cinsiyette erkek cinsiyete göre kırılganlık daha yüksekti. Cinsiyet ile kırılganlık alt grupları arasında anlamlı fark vardı (p<0.05). Kırılgan hasta oranını CHS'de %65.5, WHAS'ta %63.1 ve Gerontopole'de ise %91.2 bulduk. Kırılganlık ölçeğindeki alt grupları kendi arasında değerlendirdiğimizde yine anlamlı fark vardı (p<0.001). Hastaların yaşam kalitesine baktığımızda kırılgan hastalarda kırılgan olmayanlara göre daha düşük yaşam kalitesi puanları elde edildi. Yaşam kalitesi ile üç ölçeğin alt grupları arasında yapılan değerlendirmede de anlamlı fark saptandı (p<0.001). Düşme riski açısından bakıldığında kırılgan hastaların daha yüksek düşme riskine sahip olduğunu bulduk. Yine burada da alt gruplar arasında anlamlı fark vardı (p<0.001). Sonuç: Çalışmamız kırılganlık riskinin ileri yaş, multiple komorbit hastalık ve kadın cinsiyetle arttığını göstermiştir. Ayrıca kırılgan hastalar, kırılgan olmayanlara göre daha düşük yaşam kalitesi ve daha yüksek düşme riskine sahipti. Yaşlılıkta kırılganlığın önlenmesi ya da erken dönemde tespit edilmesi ile hastaların yaşam kalitesinin yükseleceğini, düşmelerin daha az ortaya çıkacağını ve hospitalizasyon oranlarının düşebileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Kırılganlık, Yaşam kalitesi, Düşme riski, Yaşılık
Kliniğimizde takip ve tedavi edilen asetabulum kırıklı hastaların klinik ve radyolojik sonuçları
Bu çalışmanın amacı, asetabulum kırığıyla takip ve tedavi edilen hastaların klinik ve radyolojik sonuçlarının değerlendirilmesidir. Çalışmaya en az 8 ay izlemi olan 83 hasta alındı. Kırıklar Judet-Letournel sınıflamasına göre sınıflandırıldı. Hastaların post operatif redüksiyon kalitesi ve takiplerdeki radyolojik değerlendirmeleri Matta'nın Radyolojik Evreleme sistemine göre yapıldı. Klinik sonuçlar Modifiye Merle D'Aubigne Değerlendirme ölçeği'ne göre değerlendirildi. Hastaların ortalama yaşı 34.6 (15-86) olarak saptandı. Bu hastalar ortalama 33,3 ay (8-85 ay) takip edildi. Hastaların 67'si erkek (%80,7), 16'sı kadındı (%19,3). Kırık etyolojisi değerlendirildiğinde 33 hastada ADTK (%39,8), 16 hastada AİTK (% 19,3), 29 hastada düşme ve yüksekten düşme (%34,9), 1 hastada darp (%1,2), 1 hastada üzerine depo devrilmesi (%1,2) ve 3 hastada üzerine duvar devrilmesi (%3,6) sonucu ortaya çıktığı görüldü. Cerrahi yapılan hastalara ortalama 5,67 gün(0-26) iskelet traksiyonu uygulandı. Takip edilen hastaların 5'inde ilk başvuruda peroneal araz (%6), 1 hastada da femoral sinir arazı (%1,2) olduğu saptandı. Hastaların 4 tanesinde takiplerde sinir arazı tamamen düzeldi. 8 hastada asetabulum kırığına eşlik eden kalça çıkığı varlığı saptandı (%9,6). 2 hastada klinik bulgu veren emboli varlığı saptandı (%2,4). Hastaların 1 tanesinde yatışının 3. gününde barsak perforasyonu saptanarak genel cerrahi tarafından opere edildi. Hastaların 1 tanesinde intra operatif superior gluteal venin kesik olduğu görüldü ve kalp damar cerrahi'ye haber verilerek damar onarımı yapıldı. 2 hastada klinik başarısızlık nedeniye revizyon cerrahisi gerekli oldu (%2,4). Matta'nın Radyolojik Evreleme Sistemi'ne göre 67 hastada anatomik (%80,7), 12 hastada orta (%14,5), 4 hastada kötü (%4,8) redüksiyon varlığı saptandı. Hastaların son takip grafileri üzerinden yapılan Matta'nın Radyolojik Evreleme Sistemi değerlendirmesinde 59 hastada çok iyi (%71), 11 hastada iyi (%13,3), 5 hastada orta (% 6), 8 hastada kötü (%9,6) takip grafileri olduğu görüldü. Modifiye Merle D'Aubigne Değerlendirme Ölçeği'ne göre 46 hastada mükemmel (%55,4), 26 hastada iyi (%31,3), 7 hastada orta (%8,4), 4 hastada kötü (%4,8) klinik sonuç elde edildi. Yapılan bu çalışma bize asetabulum kırıklarında redüksiyon kalitesinin, kırık tipinin, optimum şartlarda stabil fiksasyonla yapılan anatomik redüksiyonun klinik sonuçlarla kuvvetli ilişkili olduğunu göstermektedir.
Vertebrae cervıcales'in anatomik olarak incelenmesi
Servikal omurgada yapılan cerrahi işlemlerde temel hedef bölge anatomisine zarar vermeden, sinir ve damar yapılarına baskıyı azaltmak ve rijit fiksasyondur. Omurgaya yapılan cerrahi işlem sırasında omurilik hasarının oluşması durumunda yaşam kalitesini bozan ya da ölüme sebep olabilen komplikasyonlar gelişebilir. Güvenli bir cerrahi için vidanın vertebra'ya yerleştirildiği bölge ve vidanın kemiğin içerisine ne kadar gireceğini saptamak için bölge anatomisinin iyi bilinmesi önemlidir. Foramen transversarium'un boyutu ve şekli a. vertebralis'i etkileyerek; baş ağrısı, migren, bayılma atakları gibi durumları ortaya çıkarabilmektedir. Bu çalışmanın amacı servikal vertebra cerrahisinde kullanılmak üzere morfometrik ölçümler yapmak ve servikal vertebra'ların morfolojisini inceleyerek, temel ve klinik bilimlere katkı sağlamaktır. Bu çalışmada deformasyona uğramamış ve ölçüm parametrelerinin belirgin olduğu, cinsiyet ve yaşları bilinmeyen servikal vertebra'lar incelendi. Atlas, axis ve vertebrae cervicales III-VII'de toplam 50 parametre değerlendirildi. Bulgular istatistiksel olarak analiz edildi. Pedikül yüksekliğinin pedikül genişliğinden fazla olduğu tespit edildi. Servikal vertebra cerrahisinde kullanılan vidaların çaplarının büyük olması durumunda pedikül fraktürü sonucu implantın gevşemesi ya da komşu visseral yapılarda yaralanma gelişebilmekte, pedikülün genişliği, yüksekliği ve uzunluğu pedikül vidası yerleştirirken vidanın çapı ve boyunun belirlenmesinde önem arz etmektedir. Bu çalışmada elde edilen bilgilerin beyin cerrahisi, radyoloji ve ortopedi başta olmak üzere temel ve klinik bilimlere katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Proksimal femur kırıklarının farklı iki çivi ile yapılan tedavi sonuçlarının karşılaştırılması
Amaç : Proksimal femur bölgesi kırıkları özellikle yaşlı hasta grubunda önem arzeden kırıklardır. Bu bölgenin femur servikobazalden başlayıp subtrokanterik alana kadar olan kısmında intramedüller tespit planlanarak proksimal femur çivisi uygulaması her geçen gün artmakta ve bu bölge kırıklarının tedavisinde birinci seçenek haline gelmektedir. Proksimal femur kırığı nedeniyle başvuran hastalara intramedüller tespit için iki farklı marka proksimal femur çivisi uygulayarak bu çivilerin etkinliğini ve farklı çivi markalarının birbirleri arasında fark olup olmadığını araştırdık. Gereç Yöntem : Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne Eylül 2010'dan Haziran 2015'e kadar proksimal femur kırığı ile başvuran ve proksimal femur çivisi uygulanan 200 hastadan Eylül 2015 itibariyle operasyon tarihinden en az 6 ay geçmiş olan 194 hasta çalışmaya dahil edildi. 194 hastadan 137 tanesine ulaşıldı. Bu hastaların takipleri yapılarak klinik, radyolojik ve fonksiyonel açıdan değerlendirildi. Bulgular : Çalışmaya alınan hastaların 76 tanesine PFN-A çivisi 118 tanesine İNTERTAN çivisi uygulandı. Kadın/Erkek oranı 94/100 saptandı. Kırık sınıflaması için AO sınıflandırması kullanıldı. %52 31A2, %27 31A1, %21 31A3 tipi kırık mevcuttu. %82 genel anestezi altında opere edildi. %15 oranında postop komplikasyon oranı saptandı. %4 hastanın tekrar opere olması gerekti. Erken dönem ölüm oranı %15 saptandı. Hastaların kırık ve operasyondan sonra 4 yıllık tahmini yaşam olasılığı %68.4 olarak bulundu. Fonksiyonel açıdan %66 iyi %20.1 mükemmel sonuç elde edilmiş olup çivi grupları arasında fark saptanmamıştır. Sonuçlar : Geçmişten beri proksimal femur kırıkları cerrahi tedavisi çeşitli implantlar ile yapılmaya çalışılmış karşılaşılan sorunlar nedeniyle bu süreçte daha farklı daha etkin daha başarılı implantlar dizayn edilmiştir. Son dönemde intramedüller tespit uygulaması günlük pratikte yoğun olarak kullanılmaya başlanmış olup tekniğine uygun yapıldığı takdirde uzun dönem takibinde de etkili bir tedavi yöntemi ve başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Gelecekte de bu bölge kırıklarının tedavisinde birinci tercih olarak proksimal femur çivileri kullanılabilir olacağı düşünülmektedir. Bu çivilerin uygulamasında ve takibinde karşılaşılan problemler irdelenerek daha uygun implantlar geliştirilip daha uygun cerrahi yapılması öngörülmüştür. Anahtar Kelimeler : PFN-A, INTERTAN, proksimal femur kırığı, intramedüller çivi
Asetabulum kırıklarında açık redüksiyon internal tespitin fonksiyonel ve radyolojik sonuçları
Amaç: Bu çalışmanın amacı, asetabulum kırığı nedeniyle açık redüksiyon ve içten tespit uyguladığımız hastalarda fonksiyonel ve radyolojik sonuçlar değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Kasım 2005 ile Eylül 2015 tarihleri arasında asetabulum kırığı nedeniyle açık redüksiyon ve içten tespit yöntemi ile cerrahi tedavi uygulandığımız en az 1 yıllık takibi olan 81 hasta çalışmaya alındı. Kırıklar radyografiler ve tomografi yardımı ile Letournel ve Judet sınıflama sistemine göre sınıflandırıldı. Redüksiyon kalitesi Matta'nın redüksiyon kalitesi kriterleri kullanılarak değerlendirildi. En son kontrollerinde radyolojik değerlendirme Matta'nın Radyolojik Değerlendirme Ölçeği'ne göre ve fonksiyonel değerlendirme Modifiye Merle D'Aubigne Kriterleri'ne göre yapıldı. Bulgular: Ortalama yaş 42,9 (17-79) ve ortalama takip süresi 51,9 ay (12-140) idi. Hastaların 64'ü erkek (% 79), 17'si (% 21) kadındı. Hastaların 43'ü (% 53,1) sağ, 38'i (% 46,9) sol asetabulum kırığı mevcuttu. Ortalama başlangıç deplasman miktarı 14,7 mm (5-28) olarak ölçüldü. Ortalama cerrahiye alınma süresi 6,2 (1-45) gündü. Letournel sınıflandırmasına göre kırıkların 37'si (% 45,7) basit, 44'ü (% 54,3) kompleks tipteydi, 32'sinde (% 39,5) ilave posterior çıkık mevcuttu. Redüksiyon 54'ünde (% 66,7) anatomik ve 27'sinde (% 33,3) kötü redüksiyon elde edildi. Klinik sonuçlar 11'inde (% 13,6) mükemmel, 31'inde (% 38,3) iyi, 12'sinde (% 14,8) orta ve 27'sinde (% 33,3) kötü sonuç saptandı. Radyografik sonuçlar 15'inde (% 18,5) mükemmel, 23'ünde (% 28,4) iyi, 15'inde (% 18,59) orta ve 28'sinde (% 34,6) kötü sonuç saptandı. Erken dönem komplikasyonları; 1 hastada yüzeyel enfeksiyon, 1 hastada derin enfeksiyon, 2 hastada tespit yetmezliği, 1 hastada iyatrojenik lateral kutanöz femoral sinir yaralanması, 1 hastada derin ven trombozu ve pulmoner emboli saptandı. Geç dönemde 9'unda (% 11,1) heterotopik ossifikasyon, 23'ünde (% 28,3) posttravmatik artroz ve 8'inde (% 9,8) AVN saptandı. Asetabulum cerrahisi sonrası 14 hastaya kalça artroplastisi uygulandı. Sonuçlar: Çalışmamızda kompleks kırıklar, yaş (>40) ve redüksiyon kalitesinin kötü prognoz ile ilişkili olduğu saptandı. Bu sonuçlar ışığında, posttravmatik artriti önlemek ve kalça eklem fonksiyonlarının devamlılığı sağlamak için cerrahi olarak tedavi edilen deplase asetabulum kırıklarında anatomik redüksiyon ve stabil içten tespit sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: asetabulum kırıları, cerrahi tedavi, kırık tespiti, fonksiyonel sonuçlar
Proksimal falanks ve orta falanks kırıklarında k teli kullanımı ile vida kullanımının fonksiyonel ve radyografik sonuçlarının karşılaştırılması
El, insanın günlük hayatta en çok kullandığı ve fonksiyonel olmasını sağlayan en önemli uzvudur. Genel olarak da bilindiği gibi eklem içi kırıklar iyileşme süreci daha uzun olan ve ideal tedavi uygulanamazsa hastaların en çok ağrı ve hareket kısıtlılığı gibi sorunlar yaşadığı kırıklardır. Bunun için çeşitli tespit yöntemleri vardır. Bu kırıklar mini vidayla tespit, mini plakla tespit, K teliyle tespit, dinamik ve statik eksternal fiksatörle tespit şeklinde tedavi edilebilmektedir (72,73) . Bu yöntemlerin hangisinin hangi açıdan daha üstün olduğu araştırılmaktadır. Bu yüzden bu tezin konusu orta ve proksimal falanks eklem içi kırıklarında K teli kullanımının ve mini vida kullanımının fonksiyonel ve radyografik sonuçlarının karşılaştırılmasıdır. Amacımız bu kırıklarda hangi tedavinin daha etkili olduğunu bulmak ve bu hastaları daha erken rehabilite edip günlük hayatlarına ve iş hayatlarına en erken olacak şekilde kavuşturmaktır. Bu çalışma Manisa Celal Bayar Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda yapılmıştır. Çalışmaya kliniğimizde 01.01.2013-15.10.2022 tarihleri arasında opere edilen hastalar dahil edilmiştir. Hastalar proksimal falanks ve orta falanksta eklem içi kırığı olan hastalarla sınırlanmış olup 30 tanesi K teliyle tespit edilmiş eklem içi kırığı olan hastalardan, 28 tanesi de mini vida ile tespit edilmiş eklem içi kırığı olan hastalardan oluşmaktadır. K teliyle tespit edilen hastalarda 10 tanesi, mini vida yapılan hastalardan da 8 tanesi kontrole gelmediği veya aşağıda belirtilen dışlama kriterlerine sahip olduğu için bu hastalar çalışmaya dahil edilmedi. 20 tanesi vida ile 20 tanesi K teliyle tespit edilen toplam 40 erişkin hastayla çalışma retrospektif olarak yapıldı. Bu sonuçlar çerçevesinde orta ve proksimal falanks eklem içi kırıklarında vida kullanımının K teline göre daha erken rehabilitasyona izin verdiği, TAF derecelerinin hem 1. ay hem de 2.ay K teli kullanılan hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek olduğu, TAE kayıpları arasında 1.ay istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı 2.ayda ise vida yapılan grubun TAE kaybının anlamlı olarak daha az olduğu, vida yapılan grubun DASH, MHQ ve VAS sonuçlarının istatistiksel anlamlı olarak daha iyi olduğu saptanmıştır. Toplam 3 hastada enfeksiyon bulguları saptandı. Bunları 2'si K teli uygulanan grupta, 1'i vida uygulanan grupta ortaya çıkmış olup hepsi yüzeyel enfeksiyondu ve hepsi oral antibiyoterapiyle ortadan kayboldu. Hastayı daha kısa süre atelle takip etme imkanı vermesi, hastaya daha erken hareket başlama imkanı vermesi ve anket sonuçlarına dayanarak daha iyi fonksiyonel sonuç sağlaması vida kullanımının avantajlarıdır. Bununla beraber orta ve proksimal falanks eklem içi kırığı gözüken hastaların yüksek enerjili travmalar nedeniyle bazılarının açık yaralanmaları olduğu saptandı. Bu nedenle K telinin geçici bir tespit olduğu ve çıkarılmasının daha kolay olması ve 2. ameliyat gerektirmemesi düşünülmelidir. Ayrıca K telinin ucuz olması, mini vidaya göre kolay ulaşılabilir olması, daha kısa sürede uygulanabilmesi, kapalı yapılan bir cerrahi olduğu için yumuşak dokuya daha az zarar vermesi K teliyle tespitin avantajları arasındadır. Bütün bunların ışığında hastaların yumuşak dokusunun değerlendirilerek, hastanın beklentilerine dikkat edilerek vida veya tel kullanımına karar verilmesi önerilir.
Alçısı olan bireylerde ağrı, hareket korkusu, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi düzeylerinin belirlenmesi
Amaç: Araştırma; alçılı bireylerde ağrı, hareket etme korkusu, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi düzeylerini belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel türdedir. Çalışmaya daha önce alçı uygulanmış, kontrol için gelen ve alçısı çıkarılacak 203 hasta dahil edildi. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu, Visual Analog Skala (VAS), Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), Alt Ekstremite Fonksiyonel Ölçeği (AEFÖ) ve SF-12 ölçekleri ile toplandı. Bulgular: Araştırmada hastaların yaş ortalaması 36,35±11,75 yıl ve %54,7'i erkektir. Bireylerin %58,6'sına düşmeye bağlı alçı uygulandığı, alçının kalma süresi ortalamasının 25,13±2,54 gün olduğu ve alçıya bağlı olarak %88,2'sinin ağrı ve %76,4'ünün kaşıntı yaşadığı saptandı. Bireylerin ölçeklerden aldıkları puan ortalamaları sırasıyla; VAS-istirahat: 3,22±1,34, VAS- aktivite: 6,18±1,55, AEFÖ: 36,05±6,30, TKÖ: 41,59±1,96, SF-12 fiziksel özet skor 34,95±5,90 ve mental özet skor 43,64±5,35 olarak belirlendi. Bireylerin TKÖ ve AEFÖ puanları ile bazı sosyodemografik özellikler arasında anlamlı fark belirlendi p<0,05). Ayrıca kaşıntı ile VAS-istirahat ağrı şiddeti arasında da anlamlı fark saptandı. Alt Ekstremite Fonksiyonel Ölçeği ile SF-12 fiziksel özet skoru arasında pozitif yönde zayıf, VAS-istirahat ağrı şiddeti ile VAS-aktivite ağrı şiddeti arasında pozitif yönde yüksek düzey ilişki bulundu (p<0,05). Sonuç: Araştırma sonucunda bireylerin VAS-istirahat ağrı şiddetinin hafif, VAS-aktivite ağrı şiddetinin orta düzeyde, kinezyofobi düzeylerinin yüksek, alt ekstremite fonksiyonel işlevi ve yaşam kalitesi fiziksel boyutunun düşük olduğu belirlendi. Anahtar kelimeler: Kırık, Alçı, Yaşam Kalitesi, Kinezyofobi, Fonksiyonellik, Ağrı.
Humerus cisim kırıklarında minimal invaziv perkutan plak osteosentezin (MİPPO) radyolojik ve fonksiyonel sonuçları
Amaç: Kliniğimizde minimal invaziv perkütan plak osteosentezi (MİPPO) ile tedavi edilen humerus cisim kırıklarının radyolojik ve fonksiyonel sonuçlarını değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Ekim 2010, Temmuz 2017 tarihleri arasında kliniğimize travma nedeniyle başvuran hastalardan, 16 yaş ve üzerinde 26 hastanın MİPPO ile tedavi edilen 27 humerus cisim kırığı retrospektif olarak değerlendirildi. Takipleri yetersiz olan 6 hasta dışlandı. Çalışmaya dahil edilen 20 hastanın demografik verileri, yaralanma şekilleri, AO sınıflaması ve bölgesine göre kırık sınıflaması, sigara içip içememesi, varsa radial sinir yaralanması kayıt edildi. Radyografik olarak 6. ayda kaynama olup olmaması ve dizilim değerlendirildi. Hastaların son kontrollerinde omuz ve dirsek hareket açıklığı ile objektif, American Shoulder and Elbow Society (ASES), University of California, Los Angles (UCLA), Shoulder Score Mayo Elbow Performance Index (MEPI), The Disability of The Arm, Shoulder and Hand (DASH) ve Constant Shoulder Score ile subjektif değerlendirme yapılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda ortalama yaş 31,7 (16-84)'di. Hastaların 14'ü erkek (% 70), 6'sı (% 30) kadındı. Humerusların 10'u (% 47,6) sağ, 11'i (% 52,4) sol taraftı. AO sınıflamasına göre; 1 kırık (% 4,8) 12A1, 2 kırık (% 9,5) 12A2, 10 kırık (% 47,6) 12A3, 6 kırık (% 28,5) 12B2 ve 2 kırık (% 9,5) 12C3 olarak sınıflandırıldı. Peroperatif radial sinir hasarı, implant yetmezliği, enfeksiyon yoktu. Omuzun ortalama aktif fleksiyonu 169,5°±26,4°, ortalama abdüksiyon 169,5°±26,4° idi. Ortalama dirsek hareket arkı 131,4°±19,8° idi. Ortalama ASES ve UCLA skorları sırasıyla 88,5±16,4 ve 32,1±5,2 ortalama MEPI ve DASH skoru sırasıyla 93,1±11,3 ve 11,8±20,0, ortalama Constant skoru 9,1±15,3 idi. Sonuç: Minimal invaziv perkütan plak osteosentezi (MİPPO) yöntemini humerus cisim kırıklarının tedavisinde, minimal yumuşak doku hasarı, bozulmamış omuz ve dirsek hareket fonksiyonu ile başarılı bir teknik olduğunu düşünmekteyiz.
Kedilerde ekstremite uzun kemik kırıklarının sağaltımı
Dünyada pet hayvan olarak beslenen kedi sayısındaki artış, veteriner hekimlerin de kedi kırıklarıyla daha sık karşı karşıya gelmesine neden olmuştur. Her ne kadar kedi uzun kemik kırıklarının tedavi prensipleri köpeklerdekine benzer ise de ortopedik teknikler açısından hastaya ve kırığa bağlı olmak üzere çeşitli farklılıklar mevcuttur. Bu çalışmada 58 kedide karşılaşılan 71 adet ekstremite uzun kemik kırığının değerlendirilmesi ve tedavi bulgularının paylaşılması amaçlanmıştır. Çalışmaya dahil edilen 58 kedide, arka bacak kırıklarının daha fazla görüldüğü, en sık kırılan kemiğin tibia olduğu ve bunu sırasıyla femur, humerus, antebrachium, radius ve ulna'nın izlediği belirlenmiştir. Olguların %51,72 sinin yüksekten düşme, %36,20 sinin çeşitli travmalara ve %12 sinin de trafik kazalarına bağlı olarak şekillendiği görülmüştür. Uygulanan sağaltım yöntemleri incelendiğinde 54 olguda intramedüller pin, 4 olguda plak ve 1 olguda plak ve pin, 4 olguda caput ve collum femoris rezeksiyonu, 4 olguda bandaj, 3 olguda eksternal fikzasyon ve daha önce opere edilmiş ve komplike olmuş açık enfekte antebrachium olgusunda da amputasyon uygulanmıştır. İki olgu hariç tüm olgularda fonksiyonel iyilişme sağlanmış ve hastalar bacaklarını kullamaya başlamışlardır. Kırık sağaltım yönteminin seçiminde en önemli kriter olarak ekonomik nedenlerin etkin olduğu belirlenmiş ve hasta sahiplerine sunulan alternatifler arasında fiyat uygunluğu sebebi ile büyük bölümünün intramedüller pin uygulamasını tercih ettiği ve plak kullanımını tercih etmedikleri belirlenmiştir. Sonuç olarak, kırık tipine her zaman en uygun sağaltım yöntemini seçmek ekonomik nedenlerden dolayı mümkün olmasa da, seçilen yöntemin doğru şekilde uygulanması ve birkaç yöntemin bir arada kullanılması (intramedüller pin, serklaj, bandaj) ile başarılı sonuçlar almanın mümkün olduğu kararına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kedi, ekstremite, uzun kemik, kırık, tedavi