Pregnancy

764 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Gebelik döneminde optimalite düzeyi ile anne bebek bağlanması ilişkisi

Amaç: Bu araştırma, gebelik döneminde optimalite düzeyinin anne bebek bağlanmasıyla ilişkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Gereç ve yöntem: Araştırma analitik-kesitsel tiptedir. T.C. Sağlık Bakanlığı Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini; rutin gebelik izlemlerini yaptırmak üzere 01 Aralık 2021-01 Aralık 2022 tarihleri arasında hastaneye başvuran gebeler oluşturmuştur. Örnekleme evrenden gelişigüzel örnekleme ile seçilen, 20-42 haftalar arasında gebeliği olan, araştırmanın dahil edilme kriterlerine uyan, 75 primipar ve 75 multipar olmak üzere toplam 150 gebe alınmıştır. Veriler araştırmacılar tarafından literatüre dayalı hazırlanan 'Kişisel Bilgi Formu', 'Optimalite İndeksi Türkiye Vaka Rapor Formu'nun Perinatal Özgeçmiş ve Doğum Öncesi Dönem Optimalite İndeksi bölümleri' ile 'Prenatal Bağlanma Envanteri' kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma) ile ifade edilmiş; ki-kare, bağımsız gruplarda iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi, Mann-Whitney U ve korelasyon analizleri ile test edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların Perinatal Özgeçmiş İndeksi %84,69, doğum öncesi dönem optimalite indeksi %82,75'tir. Perinatal Özgeçmiş İndeksi primiparlarda %88,12 ve multiparlarda %81,25 olup, aralarında istatistiksel açıdan fark saptanmıştır (t=-3,730, p<0,05). Doğum öncesi dönem optimalite indeksi primiparlarda %82,55 ve multiparlarda %82,95'tir. Katılımcıların Prenatal Bağlanma Envanteri puan ortalaması 59,31±9,23 olup, primiparlarda 60,72±9,49 ve multiparlarda 57,91±8,79'dur. Primipar ve multipar gebelerin doğum öncesi dönem optimalite indeksi ve Prenatal Bağlanma Envanteri puanları arasında istatistiksel açıdan fark saptanmamıştır (p>0,05). Perinatal Özgeçmiş İndeksi ile Prenatal Bağlanma Envanteri puanları arasında istatistiksel açıdan tüm katılımcılarda zayıf (r=0,239, p<0,001) ve primiparlarda orta düzeyde (r=0,397, p<0,001) ilişki saptanmıştır. Tüm katılımcılarda, primiparlar ve multiparlarda doğum öncesi dönem optimalite indeksi ve Prenatal Bağlanma Envanteri puanları arasında istatistiksel açıdan ilişki olmadığı belirlenmiştir (r=-0,072, p>0,05; r=-0,004, p>0,05; r=-0,138, p>0,05). Sonuç: Gebelerin optimalite indekslerinin ve Prenatal Bağlanma Envanteri puan ortalamalarının ölçeklerden alınabilecek en yüksek puana yakındır. Tüm katılımcılarda ve primiparlarda Perinatal Özgeçmiş İndeksi arttıkça Prenatal Bağlanma Envanteri'nden alınan puanlar artmaktadır. Doğum öncesi dönem optimalite indeksi ile Prenatal Bağlanma Envanteri'nden alınan puanları arasında ilişki yoktur.

Ana-babaya bağlanmaBağlanmaEbelik+2
Ebru Gül Duman
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerde yalnızlık algısı, depresyon, doğum korkusu ve ilişkili faktörler

Amaç: Bu çalışmanın amacı; gebelerde yalnızlık algısı, depresyon, doğum korkusu ve ilişkili faktörlerin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışma analitik-kesitsel olarak Temmuz 2022-Mayıs 2023 tarihleri arasında Pamukkale Üniversitesi Sağlık Araştırma Uygulama Merkezi'nde gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın evrenini bu merkeze başvuran gebeler, örneklemini ise 335 gebe oluşturmuştur (n=335). Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan Gebe Tanıtım Formu, Sosyal ve Duygusal Yalnızlık Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği A Versiyonu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistikler olarak yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma ve minimum-maksimum değerler verilmiştir. Sayısal verilerin normal dağılıma uygunluğu için Kolmogorov-Smirnov testi uygulanmıştır. Normal dağılım gösteren veriler student t testi, One Way Anova testi ve Pearson Korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Post hoc analizi olarak Tukey testi yapılmıştır. Bulgular: Araştırmamıza katılan gebelerin yaş ortalaması 29,9±5,19 (min:19, maks:44) olup, %39,4'ü 25-29 yaş grubundadır. Gebelerin %39,1'i lise mezunudur. Gebelerin Sosyal ve Duygusal Yalnızlık Ölçeği toplam puan ortalaması 31,128±20,01 olup, Sosyal Yalnızlık alt boyutundan alınan puan ortalaması 10,35±6,86, Duygusal Yalnızlık-Aile alt boyutundan 9,84±7,61 ve Duygusal Yalnızlık-Romantik alt boyutundan 10,93±7,88'dir. Gebelerin Beck Depresyon Ölçeği puan ortalaması 12,22±13,12, Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği puan ortalaması 35,29±37,01'dir. Gebelerin Sosyal ve Duygusal Yalnızlık Ölçeği toplam puanı ile Beck Depresyon Ölçeği toplam puanı ve Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği toplam puanı arasında pozitif yönde, yüksek düzeyde; Beck Depresyon Ölçeği toplam puanı ile Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği toplam puanı arasında pozitif yönde, çok yüksek düzeyde bir ilişki olduğu saptanmıştır (p=0,000). Gebelerin sosyodemografik özelliklerinden ilkokul/ortaokul mezunu olanların, çalışmayanların, gelir durumunu kötü algılayanların, altı yıl ve üzerinde evlilik yılı olanların, eşi okuryazar/ilkokul/ortaokul mezunu olanların yalnızlık düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Obstetrik özelliklerinden ise gebelik haftası 37 ve üzeri olanların, gebeliği planlı olmayanların, gebelik sayısı iki, doğum sayısı ve yaşayan çocuk sayısı bir olanların, gebelikte doğuma ilişkin eğitim almayanların ve eş ile uyumu kötü/orta düzeyde olanların yalnızlık düzeylerinin yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda gebelerin sosyal ve duysal yalnızlık düzeyleri ile depresyon ve doğum korkusu düzeylerinin düşük düzeyde olduğu tespit edilmiş olup, gebelerde yalnızlık düzeyi arttıkça depresyon ve doğum korkusu düzeylerinin de arttığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Depresyon, Doğum korkusu, Gebe, Yalnızlık.

Depresif belirtilerDepresyonGebelik+2
Canan Yörükoğlu
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Preeklampsı̇ olgularının hemogram sonuçlarındakı̇ ı̇nflamasyon belı̇rteçlerı̇nı̇n (nötrofı̇l/lenfosı̇t oranı, platelet/lenfosı̇t oranı, monosı̇t /lenfosı̇t oranı) karşılaştırılması ve ağır preeklampsı̇yı̇ tahmı̇n etmedekı̇ yerı̇

Amaç: Çalışmamızda gebeliğinde preeklampsi tanısı alan hastaların hemogram sonuçlarında inflamasyon markerlarından nötrofil/lenfosit oranı (NLR), platelet/lenfosit oranı (PLR) ve monosit/lenfosit oranı (MLR) nın değerlendirilmesi ve hafif-ağır preeklampsi gelişme ihtimali olan gebeleri, normal gebelerle karşılaştırarak hafif-ağır preeklampsiyi öngörebilmedeki yerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: 148 ağır preeklampsi, 160 hafif preeklampsi olmak üzere toplam 308 preeklampsi ve 308 sağlıklı normotansif gebe olgusunun demografik verileri ve laboratuar testleri retrospektif olarak incelendi. Gruplar NLR, PLR ve MLR açısından incelendi. Bulgular: Gruplar arasında yaş bakımından fark bulunmadı. Preeklampsi grubunda parite, gestasyonel yaş, doğum kilosu ve APGAR skorları kontrol grubuna kıyasla düşüktü (p<0,001). NLR preeklampsi grubunda kontrol grubuna kıyasla istatistiksel anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,001). PLR' de anlamlı derecede düşük olarak bulundu (p<0,001). MLR de gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı. Sonuç: NLR ve PLR preeklampsi varlığının gösterilmesinde bir parametre olarak kullanılabilir. MLR için istatistiksel anlamlı sonuç saptanmadı. Anahtar Kelime: gebelik, preeklampsi, nötrofil, lenfosit, monosit, inflamasyon

GebelikKan sayımıMonosit/lenfosit oranı+4
Umut Kudret
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Non-Stress Test (NST) sırasında ayak masajının fetal parametreler, anne memnuniyeti ve kaygı düzeyine etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Non-Stress Test (NST) Sırasında Ayak Masajının Fetal Parametreler, Anne Memnuniyeti ve Kaygı Düzeyine Etkisi: Randomize Kontrollü Çalışma Amaç: Çalışma, non-stress test (NST) sırasında uygulanan ayak masajının kaygı düzeyi, fetal parametreler ve anne memnuniyeti üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Bu randomize kontrollü çalışma, Eylül 2025 ile Nisan 2026 tarihleri arasında Malatya ilindeki Battalgazi Devlet Hastanesi'nin NST ünitesinde yürütülmüştür. Gebelik haftası 32 ile 40 arasında olan toplam 128 gebe, ayak masajı grubuna (n=64) veya kontrol grubuna (n=64) rastgele atandı. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Spielberger Durumluk Kaygı Ölçeği, NST Kayıt Formu ve anne memnuniyetini değerlendirmek için Visual Analog Skala (VAS) kullanılarak toplandı. Ayak masajı grubundaki gebelere NST izlemi sırasında araştırmacı tarafından 15 dakikalık ayak masajı uygulanırken, kontrol grubuna sadece rutin NST izlemi uygulandı. Veriler tanımlayıcı istatistik, bağımsız örneklemler t-testi, eşleştirilmiş örneklemler t-testi, ki-kare testi ve ANCOVA kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Müdahale sonrasında ayak masajı grubunda kaygı puanlarında anlamlı bir düşüş belirlenirken (p<0.001), kontrol grubunda anlamlı bir değişiklik olmadı (p>0.05). ANCOVA analizi, başlangıç kaygı puanları kontrol edildikten sonra, ayak masajı grubunda test sonrası kaygı puanlarının önemli ölçüde daha düşük kaldığını ortaya koydu (p<0.001, kısmi η²=0.729). Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, ayak masajı grubundaki gebelerin NST süresi önemli ölçüde daha kısaydı, fetal hareket sayısı ve akselerasyon sayısı daha yüksekti (p<0.05). Ayak masajı grubundaki ortalama memnuniyet puanı 94.39±8.28 idi. Sonuç: NST sırasında uygulanan ayak masajı, anne kaygısını azaltmada, bazı fetal reaktivite parametrelerini iyileştirmede ve memnuniyeti artırmada etkili olmuştur. Basit, non-invaziv ve destekleyici bir müdahale olarak ayak masajı, gebelerin konforunu artırmak ve fetüsün sağlığını desteklemek amacıyla NST prosedürleri sırasında rutin doğum öncesi bakım uygulamalarına dahil edilebilir. Anahtar Kelimeler: Ayak masajı, fetal parametreler, kaygı, memnuniyet, non-stress test

AyakEbelikGebelik+3
Selin Bostancı
İnönü University · Institute of Health Sciences
2026
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelik ve laktasyon döneminde nikotine maruz kalan wistar albino sıçanların yavrularının akciğerlerinde meydana gelen değişiklikler ve bu değişiklikler üzerine melatoninin etkileri

Bu çalışmanın amacı, gebelik ve laktasyon dönemlerinde nikotine maruz kalan sıçanların yavrularının akciğerlerinde meydana gelen histolojik ve biyokimyasal değişikliklerin saptanması ve bu değişiklikler üzerine, gebelik ve laktasyon süresince uygulanan melatoninin koruyucu etkilerinin araştırılmasıdır.Çalışmada, İnönü Üniversitesi Deney Hayvanları Üretim ve Araştırma Merkezi'nden temin edilen, 22 adet Wistar albino dişi sıçan ve 12 adet erkek sıçan kullanıldı. Dişi sıçanlar, erkek sıçanlar ile çiftleştirildi ve vajinal smearda spermin gözlendiği tarih embriyonik 0. gün olarak kabul edildi. Gebe sıçanlar rastgele 1. grup: Kontrol, 2. grup: Serum Fizyolojik (SF), 3. Grup: Etil Alkol (EA), 4. grup: Melatonin (MEL), 5. grup: Nikotin (NT), 6. grup: NT + MEL olarak 6 gruba ayrıldı.. Doğan yavrular, her grupta 10 sıçan olacak şekilde düzenlendi. Deney sonunda yavru sıçanların (22 günlük) vücut ağırlıkları ölçüldü. Ardından ketamin ve ksilazin (5 mg/kg-50 mg/kg) anestezisi altında sakrifiye edildiler. Sıçanların akciğerleri alınarak, ağırlıkları tartıldı. Akciğerin belirli bir kısmı histolojik inceleme için, diğer kısmı biyokimyasal analizler için kullanıldı.NT grubunda yavru sıçanların vücut ve akciğer ağırlıkları, kontrol ve sham (SF, EA ve MEL) grupları ile benzer bulundu. Histolojik incelemelerde, NT grubuna ait akciğerlerde, genel olarak alveol gelişiminin yetersiz olduğu ve oluşan alveollerin ise yer yer birleşerek geniş hava boşlukları oluşturduğu izlendi. Bu grupta, alveoler makrofaj ve mast hücre sayısının kontrol ve sham grupları ile karşılaştırıldığında, istatistiksel olarak anlamlı derecede artmış olduğu saptandı (P<0.0001). Biyokimyasal analizlerde, NT grubunda MDA (malondialdehit) seviyesinin kontrol ve sham gruplarına göre önemli şekilde yükselmiş olduğu gözlendi (P<0.0001). Diğer yandan MEL uygulamasının, NT'nin neden olduğu histolojik ve biyokimyasal hasarı düzelttiği izlendi. Septasyon ve buna bağlı olarak alveol gelişimindeki artış NT + MEL grubunda belirgindi. Bu grupta alveol sayısının NT grubuna göre anlamlı derecede artmış olduğu saptandı (P<0.0001). Bununla beraber NT maruziyetine bağlı olarak yükselmiş olan alveoler makrofaj ve mast hücre sayısının MEL tedavisi ile belirgin şekilde azalmış olduğu gözlendi (P<0.0001). Ayrıca biyokimyasal analizlerde MEL'in MDA seviyesini önemli şekilde düşürdüğü tespit edildi (P<0.0001).Sonuç olarak bu çalışma, gebelik ve laktasyon boyunca maternal NT maruziyetinin, yavruların akciğer gelişimi üzerinde önemli yapısal değişikliklere neden olduğunu, antioksidan özelliği bilinen MEL'in de NT' nin neden olduğu akciğer hasarını hafiflettiğini göstermektedir.

AkciğerGebelikLaktasyon+2
Azibe Yıldız
İnönü University · Institute of Health Sciences
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gestasyonel diabetes mellitus gelişen ve gelişmeyen polikistik over sendromlu hastaların gebelik öncesi metabolik durumlarının karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada polikistik over sendromu tanısı olup da gebeliklerinde GDM gelişen ve gelişmeyen hastaların gebelik öncesi metabolik durumlarının karşılaştırılması ve polikistik over sendromlu hastalarda gebelikte GDM gelişme riskini belirleyen bağımsız değişkenlerin saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntemler: 2007 ile 2012 yılları arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Jinekoloji ve İnfertilite polikliniklerine başvurmuş ve revize Rotterdam kriterlerine göre PKOS tanısı almış olan hastalar geriye dönük olarak tarandı. PKOS olguları arasından gebe kalan hastalar telefon ile aranarak tespit edildi. Gebelik elde etmiş olup da takipleri için İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Gebe polikliniğine başvurmamış olan hastaların gebelik bilgilerine telefon ile ulaşıldı. Gebeliğinde GDM gelişmiş ve gelişmemiş hastaların gebelik öncesi yaş, VKİ, biyokimyasal ve hormonal profilleri ve gebelik sonuçları karşılaştırıldı. İstatistiksel yöntem olarak Ki-Kare testi, Mann- Whitney-U testi ve Wilcoxon testi kullanıldı. Bulgular: Gebeliğinde GDM gelişen ve gelişmeyen PKOS olgularının gebelik öncesi metabolik parametrelerinin karşılaştırılması sonucunda ortalama yaş, VKİ, VLDL, trigliserit, açlık insülin, c-peptid, OGTT?de 1. saat ve 2. saat glukoz düzeyleri, HOMA-IR değerleri ve yenidoğanın doğum ağırlığı GDM gelişen grupta anlamlı olarak yüksek saptandı. Ortalama HDL ise GDM gelişen grupta daha düşük bulundu. Ortalama CRP düzeyi, hormon profili, ortalama açlık kan şekeri, LDL kolesterol, total kolesterol değerleri ve doğum şekli açısından ise iki grup arasında fark gözlenmedi. GDM gelişen grubun %74,07?sinde glukoz intoleransı saptanırken GDM gelişmeyen grupta bu oran %6,66 idi. Çoklu lojistik regresyon analizine göre VKİ?nin GDM gelişimini öngörmede en güçlü faktör olduğu saptandı (OR: 2,831, %95 CI: 1,234-6,495). GDM gelişiminin ikinci bağımsız belirteci de OGTT?de artmış 2. saat kan şekeri idi (OR: 1,119, %95 CI: 1,026-1,221). Sonuçlar: Gebeliklerinde GDM gelişen PKOS olgularında gebelik öncesi metabolik parametrelerden yaş, VKİ, lipid profili ve glukoz metabolizması gebeliklerinde GDM gelişmeyen PKOS olgularından anlamlı olarak farklıdır. Obezite ve glukoz intoleransı PKOS olgularında GDM gelişimini belirleyen bağımsız değişkenlerdir. Anahtar kelimeler: Polikistik over sendromu, Gestasyonel diabetes mellitus, glukoz intoleransı, insülin direnci, obezite

Diabet-gebelik sırasındaGebelikGlükoz tolerans testi+4
Senem Arda Düz
İnönü University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemisinde gestasyonel diabetes mellitus tanısı alan gebelerin doğum öncesi bakım beklentileri ve memnuniyet düzeyleri

Bu araştırma, COVID-19 pandemisinde gestasyonel diabetes mellitus (GDM) tanısı alan gebelerin doğum öncesi bakım (DÖB) beklentileri ve memnuniyet düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Araştırmanın örneklemini 55 GDM tanısı alan gebe oluşturdu. Veriler, 17.05.2021-01.09.2021 tarihleri arasında araştırmacılar tarafından oluşturulan Katılımcı Bilgi Formu, Doğum Öncesi Bakım Memnuniyeti ve Hasta Beklentileri ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde Independent Sample-t test, ANOVA test, Mann-Whitney Utest, Kruskal-Wallis H test ve spearman korelasyon katsayısı kullanıldı. Sağlık hizmetinin kalitesini bakım memnuniyeti artışı ile değerlendirebilmek mümkündür. Araştırmada Doğum Öncesi Bakım Memnuniyeti ve Hasta Beklentileri değerlendirildiğinde; genel beklenti puan ortalaması 21,04±4,60, genel memnuniyet puan ortalaması 53,16±16,97 bulundu. Sonuç olarak; COVID-19 pandemisinde GDM tanısı alan gebelerin yeterli sayıda DÖB hizmeti aldığı, DÖB hizmeti almalarını yaş, eğitim düzeyi, yaşanılan bölge, aile tipi, eşin yaşı, eşin eğitim düzeyi, gelir düzeyi gibi durumların etkilenmediği tespit edildi. Ancak gebelerin COVID-19 pandemisi kaynaklı gebe okulu eğitiminden mahrum kaldığı sonucuna ulaşıldı. Doğum öncesi bakım memnuniyeti ve hasta beklentileri puan ortalamalarının yüksek olduğu belirlendi.

COVID 19Diabet-gebelik sırasındaDiabetes mellitus+6
Hülya Çiçek Acar
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelikte bulantı ve kusmanın öz bakım gücüne ve yaşam kalitesine etkisi

Bu çalışma, gebelikte bulantı ve kusmanın (GBK) öz bakım gücüne ve yaşam kalitesine etkisinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırma Türkiye'nin Orta Karadeniz Bölgesi'nde bir eğitim ve araştırma hastanesinin doğum ve kadın hastalıkları polikliniğine 01.06.2019-01.01.2020 tarihleri arasında başvuran, 18-40 yaş arası, spontan gebe kalan, bulantı ve kusma (BK) şikâyeti olan, 5-20. gebelik haftası arasında olan 278 gebe ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verilerinin toplanmasında SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Öz Bakım Gücü Ölçeği (ÖBGÖ) kullanılmıştır. Araştırmaya dâhil edilen gebelerin ÖBGÖ puan ortalaması 103,5±19,6 olarak belirlenmiştir. BK sebebiyle gebenin desteğe ihtiyaç duyma durumu (p<0,05), gebeye destek olabilecek kişi varlığı (p<0,01) ile ÖBGÖ toplam puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Daha önceki gebeliklerinde BK'sı olan (p<0,05), BK sebebiyle desteğe ihtiyaç duyma durumu (p<0,05), BK'nın günlük işleri etkilemesi (p<0,05), BK'nın cinsel yaşamı etkilemesi (p<0,05), BK başlama haftası (p<0,05), BK'nın günlük seyri (p<0,01), BK süresi (p<0,05) ile SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği'nin bazı alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Gebelikte BK'nın gebelerin %62,2'sinin günlük işlerini, %42,4'ünün cinsel yaşamını olumsuz etkilediği saptanmıştır. Sonuç olarak GBK'nın, gebenin öz bakım gücünü ve yaşam kalitesini olumsuz etkilediği tespit edilmiştir. Anahtar Kavramlar: Gebelik, bulantı ve kusma, yaşam kalitesi, öz bakım gücü

BulantıGebelikKusma+2
Feyza Çalışır
Hitit University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yardımcı üreme teknikleri ve spontan yolla gebe kalan annelerin emzirme tutumunun ve emzirme öz yeterliliğinin karşılaştırılması

Bu araştırma, yardımcı üreme teknikleri ve spontan yolla gebe kalan annelerin postpartum emzirme tutumunun ve emzirme öz yeterliliğinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı ve karşılaştırmalı tipte yapıldı. Araştırmanın örneklemini 47 yardımcı üreme teknikleri ve 74 spontan yolla gebe kalan toplam 121 anne oluşturdu. Veriler, 01.12.2020-01.05.2021 tarihleri arasında araştırmacı tarafından oluşturulan Anne Tanılama Formu, Emzirmeye İlişkin Soru Formu, Emzirme Tutum Değerlendirme Ölçeği (ETDÖ), Emzirme Öz Yeterliliği Ölçeği (EÖYÖ) ve LATCH Emzirme Tanılama Ölçüm Aracı kullanılarak postpartum 4. ay ve 6. aylarda telefon görüşmeleri ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde ki kare, Mann-Whitney U, independent sample t test, Kruskal Wallis testi ve Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Araştırmada spontan yolla gebe kalan annelerin 4. ay ve 6. ay ETDÖ puan ortalamalarının sırasıyla 120,77±19,64 ve 113,01±21,48, 4. ay ve 6. ay EÖYÖ puan ortalamalarının sırasıyla 55,11±10,28 ve 51,93±12,94, 4. ay ve 6. ay LATCH puan ortalamalarının sırasıyla 8,51±1,97 ve 7,97±2,53 olduğu saptandı. Yardımcı üreme teknikleri ile gebe kalan annelerin 4. ay ve 6. ay ETDÖ puan ortalamalarının sırasıyla 96,38±13,03 ve 92,87±13,89, 4. ay ve 6. ay EÖYÖ puan ortalamalarının sırasıyla 40,04±9,32 ve 37,49±10,39, 4. ay ve 6. ay LATCH puan ortalamalarının sırasıyla 6,51±2,42 ve 6,79±2,75 olduğu saptandı. Spontan yolla gebe kalan annelerin yardımcı üreme teknikleri ile gebe kalan annelere göre daha yüksek düzeyde emzirme başarısı, daha olumlu emzirme tutumu ve yüksek emzirme öz yeterliliğine sahip olduğu belirlendi (p<0,05).

AnnelerEbelikEmzirme+4
Filiz Şensoy
Hitit University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerde hasta aktivasyonu ve sağlık okuryazarlığı, gebeliğe uyum ile ilişkisi

Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikteki bu çalışma, gebelerde hasta aktivasyonu ve sağlık okuryazarlığı düzeyinin gebeliğe uyum ile ilişkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Veri toplama aşaması 01.06.2021-01.09.2021 tarihleri arasında Orta Karadeniz Bölgesi'nde bir hastanede kadın doğum polikliniklerine başvuran en az 6 haftalık 331 gebe ile tamamlandı. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Hasta Aktivasyonu Ölçeği (HAÖ), Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeği (PKDÖ), Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Türkçe Uyarlaması Ölçeği (ASOY-TR) ile toplandı. Veriler SPSS 22.0 programı ile Independent t testi, ANOVA ile analiz edildi. Çalışmaya dahil edilen gebelerin %50.8'i 26-33 yaş aralığında, %41.1'i primigravida, %45.9'u nullipar, 21.7'si daha önce abortus yaşamıştır. %60.7'sinin gestasyonel haftası 24-41 hafta arasındadır. Çalışmaya dahil edilen gebelerin HAÖ ortalama puanı 51.45±12.97, ASOY-TR genel sağlık okuryazarlığı ortalama puanı 128.64±22.33, PKDÖ ortalama puanı 149.07±25.35 olarak bulundu. Çalışmaya dahil edilen gebelerin HAÖ ve ASOY-TR Genel Sağlık Okuryazarlığı ortalama puanları ile PKDÖ toplam ortalama puanları arasında negatif ilişki belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak gebelerin hasta aktivasyonu ve sağlık okuryazarlığı düzeyi arttıkça gebeliğe uyumu artmaktadır.

GebelikHasta aktivasyonuSağlık okuryazarlığı+1
Seda Ünver
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Pilates ve kegel egzersizlerinin gebelerin obstetrik sürecine, anlık ve sürekli kaygı düzeylerine ve postpartum dönemde fekal ve üriner inkontinansa etkilerinin incelenmesi

Bu araştırma amacı; pilates ve kegel egzersizlerinin gebelerin, anlık-sürekli kaygı düzeylerine ve postpartum dönemde fekal ve üriner inkontinansa etkilerinin incelenmesidir. Araştırmada, nicel araştırma modellerinden deneysel araştırma modeli kullanıldı. Çalışmaya amaçsal/amaçlı yöntemle, Pilates egzersiz grubu (PEG)n=24, Kegel egzersiz grubu (KEG)n=22 ve Kontrol grubu (KG)n=21 olan 67 gebe, örneklem olarak dahil edildi. Gruplara egzersizler öncesinde ve sonrasında ölçekler uygulatıldı, elde edilen veriler kategorik ve tanımlayıcı istatistikler uygulanarak SPSS 22.00 paket programı ile analiz edildi. Sonuç olarak; Grupların durumluk ve sürekli kaygı grup içi değerlerinde egzersiz öncesi ve sonrası değerler arasında anlamlı bir farkın olduğu tespit edilmiştir. Gruplar arası durumluk kaygı değişimleri incelendiğinde PEG'nun KEG ve KG'na göre, KEG'nun ise KG'na göre pozitif yönde farkın anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Sürekli kaygı değişim puanlarında PEG ve KEG arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık yokken, PEG ve KEG'nun KG'na göre pozitif yönde anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir. Grupların Üriner ve Fekal İnkontinans 1. ve 3. ay grup içi puanları arasında anlamlı bir azalma olduğu görülmüştür. Gruplar arası üriner inkontinans 1. ay ile 3. ay puan değişimleri arasında PEG'nun KG'na göre anlamlı bir fark varken, PEG ile KEG, KEG ile KG arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farkın olmadığı tespit edilmiştir. Gruplar arası fekal inkontinansın 1. ay ile 3.ay puan değişimleri arasında anlamlı bir farkın olmadığı tespit edilmiştir. Grupların üriner inkontinans yaşam kalitesi ölçeği grup içi 1. ay puanları ile 3. ay puan değişimleri arasında pozitif yönde anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Gruplar arası üriner inkontinans yaşam kalitesi değişimlerinde; PEG'nun KEG ve KG' na göre, KEG'nun ise KG' na göre pozitif yönde farkın anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Fekal inkontinans grup içi 1. ay puan değişimleri ile 3. ay puan değişimleri arasında PEG ve KEG arasında anlamlı fark varken, KG'da anlamlı bir fark olmadığı tespit edilmiştir. Gruplar arası fekal inkontinans yaşam kalitesi puan değişimlerinde PEG'nun KEG ve KG'na göre, KEG'nun ise KG'na göre farkın anlamlı olduğu tespit edilmiştir.

AnksiyeteFekal inkontinansGebelik+5
Sibel Yıldırım
Hitit University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yüksek riskli gebeliği olan kadınlarda emosyonel sorunlar ve etkileyen faktörler

Bu araştırma, yüksek riskli gebelik tanısı almış gebelerin yaşadıkları emosyonel sorunları ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma örneklemi 18-35 yaşları arasında, Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim Araştırma Hastanesi' nin Perinatoloji servisi ve polikliniğine 08.06.2022-29.01.2023 tarihleri arasında başvuran yüksek riskli gebelik tanısı almış ve daha önce herhangi bir psikolojik destek almamış 135 gebe tarafından oluşmuştur. Etik Kurul İzni, Kurum İzni ve kullanılacak olan ölçeklerin izinlerinin alınmasının ardından veri toplamaya başlanmıştır. Veri toplama aracı olarak, 'Gebe Değerlendirme Anketi (GDA)' 'Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ)' 'Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ)' 'Gebelik Stresini Değerlendirme Ölçeği (GSDÖ) kullanılmıştır. Veri analizi yapılırken Independent Sample T Testi, One Vay ANOVA Testi, ve Pearson Korelasyon Testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan gebelerin %17,8'i hipertansif hastalıklar, % 8,1'i pyelonefrit, %5,2'si şiddetli hiperemezis gravidarum, %11,9'u preterm eylem, %3,0'ü kilo alımında anormallikler, %1,5'i postterm gebelik, %3,7'si intrauterin gelişim geriliği, %2,2'si çoğul gebelik, % 8,1'i polihidroamniyoz ve oligohidroamniyos, % 3,7'si akut cerrahi problemler, %4,4'ü RH uyuşmazlığı, %5,9'u prezentasyon anomalileri, %9,6'sı DM, %1,5'i uygun olmayan fundus yüksekliği, %13,3'i antenatal kanama tanılarını almıştır. Yapılan istatistik sonuçlarına göre ölçeklerin ortama ve standart sapma değerleri BDÖ (16,78±8,45), BAÖ (19,25±10,82) ve, GSDÖ (63,06±17,48) şeklinde elde edilmiştir. Anksiyete, depresyon ve gebelik stresine etki eden faktörler incelendiğinde gebelerin obstetrik özelliklere göre parite arttıkça gebelik stresinde azalma olduğu, abortus arttıkça depresyon ve anksiyetede artış olduğu, kürtaj sayısı arttıkça gebelik stresinde azalma olduğu, görülmüştür. Gebelik takiplerine düzenli gitmeyen gebelerde ise depresyon ve anksiyete düzeyleri daha yüksek bulunmuştur(p<α=0,05). Evlilik ilişkilerinin emosyonel sorunlara etkilerine bakıldığında evlilik hayatı kötüye yakın gebelerin ve cinsel hayatı olumsuz etkilenen gebelerin anksiyete ve depresyon düzeyleri daha yüksek bulunmuştur (p<α=0,05). Sosyodemografik özelliklerin etkilerine bakıldığında gebelerin eğitim düzeyi azaldıkça depresyon düzeyi artmıştır. Geliri giderinden az olanların anksiyete ve gebelik stresi düzeylerinin daha yüksek, sosyal güvencesi olmayan bireylerin anksiyete ve depresyon düzeylerinin daha yüksek olduğu anlaşılmaktadır(p<α=0,05). Gebelerin meslek gruplarının, eşiyle aralarındaki akrabalık durumlarının, evlenme yaşının, gebelerin çalışma durumlarının, alınan tıbbi tanının depresyon, anksiyete ve gebelik stresi ile ilgili ilişki varlığı tespit edilememiştir (p>0,05). Pearson korelasyon analizi sonucuna göre BDÖ ile BAÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı, orta derecede ve pozitif yönde bir ilişkinin olduğu anlaşılmıştır (p<0,05, r=,627). Sonuç olarak bu çalışmaya göre, yüksek riskli gebeliği olan kadınlarda görülen anksiyete depresyon ve gebelik stresi gibi emosyonel sorunlar sosyodemografik özelliklerden etkilendiği tespit edilmiştir.

AnksiyeteDepresyonDuygu+4
Tuğçe Döndü Savaşır
Hitit University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çorum ilinde, 3. basamak sağlık kuruluşuna başvuran gebelerde, siberkondri ve gebelik ilişkisisnin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Çevrim içi bilgi arama davranışı cinsiyetler arası farklılık gösterebilmekle beraber, literatür incelendiğinde bu davranışın kadınlarda ve özellikle gebelerde daha fazla olduğu görülmektedir. Bu çalışmanın amacı; üçüncü basamak bir hastaneye başvuran gebelerde siberkondri düzeyini belirlemek ve siberkondri düzeyini etkileyen sosyodemografik faktörleri saptayarak daha dikkatli yaklaşılması gereken gebeleri tespit edip, bu gebelerin kaygı yönetimini sağlamak böylece olası yanlış uygulamalar ve komplikasyonların önüne geçebilmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 01.04.2023-30.06.2023 tarihleri arasında, Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Aile Hekimliği ve Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniklerine başvuran, dahil edilme kriterlerini karşılayan 73 gebeyle gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler yüz yüze yapılmıştır. Katılımcılara araştırmacı ve yönetici tarafından hazırlanan, literatür araştırması ile oluşturulmuş Sosyodemografik Veri Formu ve Siberkondri Ciddiyet Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Çalışma sonucunda; siberkondri toplam puanı ile eğitim (r=0,398; p<0,01), kronik hastalık (r=0,246; p<0,01), gebelik haftası (r=-0,232; p<0,01) ve bilgi kaynağı (r=0,276; p<0,01) arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edildi. Zorlantı puanının gebelikte riskli durum gruplarına göre farkı istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Kaygı puanının bilgi kaynağı gruplarına göre farkı istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Sağlık uzmanlarına güvensizlik puanının eğitim ve gebelik haftası gruplarına göre farkı istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Aşırılık puanının eğitim ve kronik hastalık sahibi olma gruplarına göre farkı istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). İçini rahatlatma puanının yaş gruplarına göre farkı istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Sonuç: Gebelerde eğitim seviyesi arttıkça siberkondri seviyesi artmaktadır. Kronik hastalık varlığı da siberkondri seviyesini arttırmaktadır. Gebelik haftası arttıkça siberkondri seviyesi düşmektedir. Ayrıca sağlık sorunu yaşandığında başvurulan bilgi kaynağı çeşidi siberkondri seviyesini etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: Siberkondri, Gebelik, Sağlık Kaygısı

GebelikHasta başvurusuSağlık kuruluşları+2
Mustafa Kut
Hitit University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İkinci trimesterdeki hemogram parametrelerinin doğum ağırlığıyla ilişkisi

Demir eksikliği anemisi dünyada en sık görülen anemidir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya nüfusunun %30'unu etkileyen demir eksikliği anemisi okul öncesi çocukların %43'ünü ve gebe kadınların %51'ini etkilemektedir. Özellikle gebelikte çok daha sık görülen demir eksikliği anemisi, tedavisi basit bir hastalık olmasına karşın, kontrol altına alınmadığında anne ve bebek sağlığı açısından birçok ciddi soruna yol açabilir. Dünya Sağlık Örgütü gebelikte 1. ve 3. trimesterde hemoglobin konsantrasyonunun 11 g/dl, 2. trimesterde 10,5 g/dl ve altında olmasını anemi olarak tanımlamaktadır. Bu çalışmanın amacı, Adnan Menderes Üniversitesi obstetri polikliniğine Ocak 2012 ile Haziran 2016 yılları arasında başvuran gebelerin anemi prevalansınıretrospektif olarak değerlendirip bebeğin doğum kilosuna etkisini tespit etmektir. Bu çalışmada; 37 Hafta ve üstünde sezeryan doğum veya normal vajinal doğum yapmış, demir eksikliği anemisi dışında başka bir nedenle anemisi olmayan, çoğul gebelik, preeklampsi, plesenta dekolmanı, kanamalı plasenta previa, intrauterin gelişme geriliği, geçirilmiş splenektomi öyküsü, maternal sistemik hastalığı ve gebeliği sırasında gastrointestinal sistem ve üriner sistem kanaması olmayan gebelerin dosyaları incelenerek, ikinci trimester (14-28 gebelik haftası) hemogram parametrelerinin ( Hb, Hct, MCV, MCHC, RBC, RDW) doğum kilosuna etkisi değerlendirilmiştir.Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken değişkenlerin analizinde SPSS 22.0 (IBM Corparation, Armonk, New York, United States) programı kullanıldı. Çalışmamız yaşları 15 ile 47 arasında değişmekte olan toplam 1051 gebe olgu üzerinde yapılmıştır. Olguların ortalama yaşları 29.96±5.74'tür. Olguların 237'sinin hemoglobin değeri 10.5gr/dl'nin altında idi.Yani %22.5'i anemik idi.Yine 1051 olgunun 54'ünün yenidoğan doğum kilosu 2500'ün altında idi.Yani olguların % 5.1 düşük doğum ağırlıklı yenidoğana sahipti.Olguların 247'si (%23.5) normal vajinal yolla 804'ü (%76.49) sezeryanla doğum yapmıştı. Çalışmamızdadüşük doğum ağırlığıyla annenin 2.trimester hemoglobin, hematokrit, MCV, MCHC, RBC, RDW parametreleri arasında bir ilişki saptanmamıştır.Çalışmamızda SAT,anne yaşı,gravide, parite,yaşayan çocuk sayısı ile bebeklerin doğum kiloları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir kolerasyon tespit ettik.Ayrıca abort sayısı ile bebeklerin doğum kiloları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit etmedik. Düşük doğum ağırlığının multifaktöryel nedenlerden kaynaklandığını; demir eksikliği anemisinin sadece bu nedenlerden biri olabileceğini ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde gelişenkomplikasyonlar düşünüldüğünde bütün gebelere demir desteğinin yapılması ve mümkün olduğunca preterm doğumdan kaçınılması gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Hb, Hct, MCV, MCHC, RBC, RDW,Demir Eksikliği Anemisi, Düşük Doğum Ağırlığı

Anemi-hipokromikBebek-düşük doğum ağırlığıBebekler+4
Abdulhakim Dabankara
Aydın Adnan Menderes University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Prenatal dönemde 900 mhz'lik elektromanyetik alana maruz bırakılmış ratlarda koruyucu kumaşın böbrek morfolojisine etkileri

Elektromanyetik alanın uzun süreli maruzyeti, anne karnından itibaren başlamaktadır. Bu çalışmada en fazla kullanılan cep telefonu frekansı olan 900 MHz tercih edilerek prenatal dönemdeki maruziyetin, yenidoğan yavruların böbrekleri üzerindeki etkisine bakılması ve bu maruziyete karşı tedbir olarak koruyucu kumaş kullanımının etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Yapılan çalışmada 3 gebe sıçandan oluşan 5 grup bulunmaktadır. Bu gruplardan elektromanyetik alan (EMA), EMA+Koruyucu kumaş (EMA+K) grupları gebeliklerinin ilk günlerinden itibaren 900 MHz'lik elektromanyetik alana maruz bırakıldılar. Kontrol, SK(sadece kumaş),Sham grupları ise elektromanyetik alandan uzak tutuldular ve sadece Kontrol grubu sıçan tutuculara yerleştirilmedi. Doğumdan hemen sonra, infantlar sakrifiye edildi ve sağ ve sol böbrek dokuları ayrı ayrı alındı. Yapılan histolojik işlemlerden sonra böbrekte Bowman kapsülü ve glomerül çapı, proksimal tübül iç çapı, korteks ve medulla kalınlığı ile bazal membran devamlılığı Hematoksilen-eozin, Periyodik Asit-Shiff ve Masson's Trikrom boyaları uygulanarak histometrik yöntemlerle belirlendi. Bu çalışmanın sonucunda, EMA grubunda Bowman kapsülü bazal membran devamlılığı EMA+K, Sham, Kontrol ve SK gruplarına göre daha düşük oranda gözlendi. Glomerül çapı, tüm gruplarda benzer oranda bulunurken, EMA grubuna ait böbrek dokularının Bowman kapsülü çapı, diğer deney gruplarının Bowman kapsülü çaplarından daha geniş olduğu bilgisayar ortamında ölçülerek belirlendi.. Bu çalışmanın sonucunda EMA'ya prenatal dönemde maruz kalmış sıçanların böbrek morfolojisinde önemli değişiklikler meydana geldiği belirlenmiştir. Deneyde kullanılan koruyucu kumaşın, elektromanyetik alanın meydana getirdiği hasarı düşürdüğü tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Elektromanyetik alan, böbrek, koruyucu kumaş, histometrik ölçüm

BöbrekElektromanyetik alanlarGebelik+5
Ayşe Gizem Polat
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tekrarlayan gebelik kayıplarında anti-müllerian hormon ve neopterinin rolü

ÖZET AMAÇ: Bu çalışmada tekrarlayan gebelik kayıplarında antimüllerian hormon ve neopterinin biyogösterge olarak kullanılıp kullanılmayacağının gösterilmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışmaya Nisan 2016 ve Ağustos 2016 tarihleri arasında Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniğinde gerçekleştirildi. Çalışmamıza 12. Gebelik haftası öncesinde ardı ardına en az 2 abortusu olan 53 hasta ve hiç abortus ve gebelik komplikasyonu öyküsü olmayan en az 1 tane sağlıklı doğum yapmış 57 sağlıklı kişi olmak üzere toplam 110 kişi alınmıştır. Her hastadan periferik kanda anti-müllerian horon ve neopterin incelenmiştir. BULGULAR:AMH ve Neopterinin hasta ve kontrol grupları arasında karşılaştırılması yapılmıştır. Bu sonuçlara göre AMH'ın hasta grubundaki ortalaması 1389,18±683,33 pg/ml'dir ve kontrol grubunun 1845,85±718,33 pg/ml olan ortalamasından düşük olup bu fark istatistiksel açıdan anlamlıdır (t=-3,411; p=0,001).Neopterinin iki grup arasında karşılaştırılmasında ise hasta grubunun ortalaması 1,69±0,486 ng/ml ve kontrol grubunun ortalaması 1,38±0,431 ng/ml'dir ve bu fark da istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (t=3,536; p=0,001). SONUÇ:Çalışmamızın sonucuna göre tekrarlayan gebelik kayıplarında antimüllerian hormon ve neopterin biyogösterge olarak kullanılabileceği saptanmıştır.

AbortusAbortus-spontanAntimüllerian hormon+3
Halime Şencan
Kütahya Dumlupınar University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelikteki stresin prenatal bağlanmaya etkisinin değerlendirilmesi

Bu araştırma, gebelikteki stresin prenatal bağlanmadaki etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel olarak tasarlanan bu çalışma Eylül-Kasım 2021 tarihlerinde Gaziantep Abdülkadir Yüksel Devlet Hastanesi Kadın Doğum Polikliniğine başvuran ve araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 12 hafta ve üzeri gebeliği olan 260 kadın ile yapılmıştır. Bu çalışmada kadınların sosyo-demografik ve obstetrik özelliklerini belirlemeye yönelik 'Tanıtıcı Bilgi Formu', Tilburg Gebelikte Distres Ölçeği (TGDÖ) ve Prenatal Bağlanma Envanteri (PBE) kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler ortalama ± standart sapma ve yüzde olarak ifade edilmiştir. Araştırmadan elde edilen verilerle gerekli analizler yapılmıştır. Araştırmaya dâhil edilen gebelerin %40.4'ü 19-24 yaş aralığında olup, Tilburg Gebelikte Distres Ölçeği'nden almış oldukları toplam puan ortalaması 19.67 ± 7.65 olarak bulunmuştur. Gebeliği isteme, anneliğe hazır hissetme, aile yapısı, gebeliğinin kendisini psikolojik olarak nasıl etkilediği gibi değişkenler ile TGDÖ toplam puanları arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p <0,05). PBE'den almış oldukları toplam puan ortalaması 62.22 ± 11.74 olarak bulunmuştur. Uyruk, eğitim durumu, parite, gebeliği isteme durumu, düşük sayısı ile PBE toplam puanları arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p <0,05). PBE puanı ile olumsuz duygulanım (p<.001) arasında pozitif yönde, eş katılım (p<.001) ile negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Suriye Uyruklu gebelerin TGDÖ puan ortalamaları ve prenatal bağlanma düzeyleri daha yüksek bulunmuştur. Çalışan gebelerin ve gebeliği istemeyenlerin olumsuz duygulanımları daha yüksek bulunmuş, üç ve üzeri düşük yapan kadınların ise prenatal bağlanma düzeyleri daha yüksek saptanmıştır. Gebelikte stresin Uyruk, aile yapısı, gebeliğin istenme durumu ve anneliğe hazır olma durumu gibi faktörlerden etkilendiği saptanmıştır. Prenatal Bağlanma düzeyinin eş desteği, stres ve olumsuz duygular arttıkça arttığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Bağlanma, Gebelik, Hemşirelik, Prenatal, Stres

Ana-babaya bağlanmaBağlanmaGebelik+2
Ayşegül Daşdemir
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gestasyonel diyabetes mellitus tanılı hasta serumlarında sestrin 2 NRF 2 /KEAP 1 yolağının araştırılması

Gestasyonel Diyabetes Mellitus (GDM)'lu hasta serumlarında gestasyonel diyabetes mellitus etyopatogenezinde rol alan oksidatif stress parametreleri olan Sestrin-2, Nükleer Faktör Eritroid 2-ilgili Faktör 2 (Nrf2), Kelch-like ECH-associated protein-1 (Keap-1), Hipoksi ile indüklenebilir faktör 1α (HIF-1α), Hücre dışı sinyalle düzenlenen protein kinaz (ERK1/2),Superoksit dismutaz (Sod), Glutatyon peroksidaz (GSH-Px) ve 4 Hidroksinonenal (4-HNE) seviyelerinin araştırılması amaçlanmaktadır.Bu çalışmamızda gestasyonel diyabetli gebeler, sağlıklı kronik hastalığı olmayan gebeler ve sağlıklı kronik hastalığı olmayan kadınlarda oksidatif stress parametrelerinin düzeylerini belirleyip karşılaştırmak ve gestasyonel diyabet etyolojisinde oksidatif stresin potansiyel ilişkisini araştırmak ve bu konuda yeterli çalışmanın olmadığı literatüre katkıda bulunmaktır. Planlanan çalışma vaka-kontrol çalışması niteliğinde olup, örneklem31.07.2022-31.02.2023 tarihleri arasında Gaziantep Üni versitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde 27 adet gestasyonel diyabetes mellituslu gebe (Grup I), 27 adet gestasyonel diyabeti olmayan sağlıklı gebe (Grup II) ve 27 adet gebe olmayan sağlıklı kadından (grup III) oluşan 3 grup belirlenmiştir.Hastaların yaş, gravida, parite, abortus sayıları, gebelik haftaları ile vücut kitle indekslerinden oluşan demografik parametreler kaydedildi. Gruplardan alınan kanlar santrifüj işleminden geçirildikten sonra ependorflara bölündü, biyokimya anabilim dalında bulunan-800Cderin dondurucuda saklandı vesonrasında elde edilen serumlarda Sestrin-2, Nükleer Faktör Eritroid 2-ilgili Faktör 2 (Nrf2), Kelch-like ECH-associated protein-1 (Keap-1), Hipoksi ile indüklenebilir faktör 1α (HIF-1α), Hücre dışı sinyalle düzenlenen protein kinaz (ERK1/2), Superoksit dismutaz, Glutatyon peroksidaz ve 4-Hidroksinonenal düzeyleri ELIZA yöntemiyle çalışıldı. Grup I, II ve III'teki kadınlarda Sestrin-2 değerleri sırasıyla(3,54 ± 1,34, 4,21 ± 1,56 ve 4,11 ± 1,14 ng/mL olarak bulundu (p=0,035). Nükleer Faktör Eritroid 2-ilgili Faktör 2 (Nrf2) değerleri sırasıyla (12,74 ± 3,7813,85 ± 5,3712,35 ± 3,09)ng/mL olarak bulundu (p=0,891). Kelch-like ECH-associated protein-1 (Keap-1)değerleri sırasıyla 576,43 ± 166,19627,42 ± 198,47528,65 ± 113,01ng/mL olarak bulundu (p=0,246). Hipoksi ile indüklenebilir faktör 1α (HIF-1α) değerleri sırasıyla 2,85 ± 0,73,3 ± 1,472,52 ± 0,91,ng/mL olarak bulundu (p=0,083).Hücre dışı sinyalle düzenlenen protein kinaz (ERK1/2) değerleri sırasıyla, 926,92 ± 198,32968,25 ± 239,2821,31 ± 158,42ng/mL olarak bulundu (p=0,026*).Superoksit dismutaz değerleri sırasıyla, 131,83 ± 24,87,185,79 ± 90,42138,39 ± 26,31U/L olarak bulundu (p=0,080).Glutatyon peroksidaz değerleri sırasıyla 69,48 ± 19,6679,49 ± 23,8181,72 ± 16,82U/L olarak bulundu (p=0,068). 4-Hidroksinonenal değerleri sırasıyla 22,77 ± 6,0221,13 ± 5,6217,05 ± 3,31ng/mL olarak bulundu (p=0,001*). Demografik parametrelerde kadın yaşı grup I'de anlamlı olarak grup II ve III'e göre yüksek bulundu (p=0.012). Grup I ve II arasında obstetrik parametreler açısından fark bulunmadı. Vücut kitle indeksi grup I'de anlamlı olarak grup II ve III'e göre yüksek bulundu (p=0.001). Sestrin-2 seviyeleri grup I'de, grup II ve III'e oranla anlamlı olarak düşük bulundu (p=0.028 ve 0.023). Oksidatif streste rol alan Sestrin-2 seviyelerindeki bu fark gestasyonel diabetes mellitusta oksidatif stresin rolüne işaret etmektedir.NRF2 seviyeleri de oksidatif streste rolü olmakla beraber çalışmamızda anlamlı fark saptanmadı (p=0.891). Keap-1 ile HIF-1α seviyeleri de oksidatif streste rolü olan bir parametre olmasına rağmen gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı (p=0.246 ve 0.083). ERK1/2 seviyeleri de gebe olmayan kadınlarda daha düşük olmakla beraber gestasyonel diabet açısından grup I ve II arasında anlamlı fark bulunmadı (p=0.453). Yine oksidatif streste antioksidan dengede rol alan SOD ve GSHPx seviyeleri grup I'de grup II'ye oranla daha düşük saptanmakla beraber istatistiksel bir fark saptanmadı (p=0.08 ve 0.068). Oksidatif streste, lipit peroksidasyonundan türetilen reaktif karbonil türlerinin 4-hidroksi-2-nonenal (4-HNE) seviyelerinde grup I ve II arasında anlamlı fark saptanmazken (p=0.567), gebe olmayan kadınların bulunduğu grup III'te grup I ve II'ye oranla anlamlı derecede düşük saptandı (p=0.001 ve 0.003). Çalışmamızda oksidatif streste rolü olan Sestrin-2 seviyelerinin gestasyonel diabetes mellitusu olan kadınlarda düşük bulunması ilgi çekicidir ve bu yolaktaki rolü ile riskli kadınların belirlenmesinde kullanımı açısından daha ileri çalışmalara gerek vardır. Anahtar Kelimeler: Gebelik, Gestasyonel Diabetes Mellitus, Oksidatif stres, Sestrin-2

Diabet-gebelik sırasındaDiabetes mellitusGebelik+2
Yusuf Çağlar
Gaziantep University
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Study of pregnant rat maternal serum effects on chondrogenesis in osteoarthritis in vitro model

Fetomaternal Microchimerism defined as the presence of fetal cells inside the maternal circulation during pregnancy. Our study addressed its possible regenerative capacity role for osteoarthritis (OA) invitro by challenging its chondrogenesis ability on the osteoarthritic chondrocyte that harvested from an osteoarthritic patient. After primary culturing the chondrocyte from an OA patient, cells were subcultured on a 24-well plate and divided into four different groups for study. Our examination group composed of the cells treated with pregnant rat maternal serum (PRMS). For comparison, we considered a main, negative, and positive control groups by not adding anything extra than normal complete medium, adding non-pregnant rat serum (NPRS), and adding Hanks' Balanced Salt with calcium and magnesium solution respectively. All of the independent variabilities added at the same time and for 10% of total media in culture plates. We consider the same add-on amount for the main control group from the normal complete medium as well. After the subculturing day, cell media were refreshed with the same explained method for the next 10 days. On the day 11th wells were fixed and stained with Alician blue, Sirius Red, and Alizarin red for evaluating chondroitin and keratan sulfate, collagen, and calcium deposition respectively. The cellular morphology, chondron processes' length, cell and chondron counts were also considered as comparison factors in our study. The group treated with PRMS shown much higher cell and chondron counts, less chondron process length, and higher Sirius red stain (P.Values: Collagen staining intensity<0.001, chondron count<0.000, chondron length<0.015). In addition, we found better qualitative data in PRMS treated group as cellular and chondron geometric morphology (Polygonality), normal chondrocyte similar shapes with good amount and distribution in the intraterritorial and extracellular matrixes as well as less chondroptosis. Pregnant maternal serum shown its potential to being considered as a promising therapeutic way for OA treatment.

PregnancyChimerismChondrocytes+2
Alı Torabı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2020
10
Master'sOpen AccessTR

Multipar gebe kadınların doğum beklentilerinin ve deneyimlerinin belirlenmesi

Araştırma, multipar gebe kadınların doğum beklentilerinin ve doğum deneyimlerinin belirlenmesi amacıyla kesitsel tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Gaziantep ili Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nin Doğum salonuna normal vajinal doğum yapmak için başvuran 4831 multipar gebe kadın, örneklemi 320 gebe kadın oluşturdu. Veri toplama aracı olarak, anket formu ile "Doğum Beklentileri ve Deneyimleri Ölçeği/ DBDÖ-1- DBDÖ-2" (Cronbach Alfa Güvenirlik Katsayısı 0.89) kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS for Windows 23 bilgisayar programında; tanımlayıcı istatistikler kullanılarak ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler belirlenmiştir. Multipar gebe kadınların beklentilerinin %61.6'sının karşılandığı, %38.4'ünün karşılanmadığı belirlenmiştir. Multipar gebe kadınların olmasını beklemediği beklentilerinin %71.3'ünün karşılandığı, %29.7'sinin beklemediği beklentilerinin karşılanmadığı belirlenmiştir. Multipar gebe kadınların DBDÖ-2'ne göre doğum memnuniyet puan ortalamasının 2.97±0.74 olduğu belirlenmiştir. Multipar gebe kadınların doğum memnuniyet düzeyinin orta seviyede olduğu tespit edilmiştir. Multipar kadınların DBDÖ-2' de yer alan ifadelerin çoğunluğuna "orta derecede memnunum" şeklinde yanıt verdikleri ve genel olarak doğumdan orta derecede memnun oldukları belirlenmiştir. Sonuç olarak, multipar gebe kadınların çoğunluğunun beklentilerinin karşılandığı ve doğum deneyiminden memnuniyetlerinin orta düzeyde olduğu belirlenmiştir.

BeklentilerDeneyimDoğum+2
Zeynep Akar
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İkinci trimesterdeki gebelerde postür egzersizlerinin ayak postürü ve kas iskelet sistemi rahatsızlıklarına etkisi

Gebelik döneminde meydana gelen anatomik, fizyolojik ve hormonal değişimler ile birlikte görülen kilo artışı postüral adaptasyonlara ve ağrıya yol açmaktadır. Çalışmamızın amacı ikinci trimester dönemindeki gebelere verilen postür egzersizlerinin ayak postürüne ve kas iskelet sistemi rahatsızlıklarına olan etkisini araştırmak için amaçlanmıştır. Çalışmaya 18-35 yaş arası 50 gebe dahil edildi. Gebeler çalışma grubu ve kontrol grubu olarak 25'şer kişilik iki gruba ayrıldı. Kontrol grubundaki gebelere sadece vücut mekaniklerinin doğru kullanımına ilişkin postür eğitimi verildi. Çalışma grubundaki gebelere ise postür eğitimine ek olarak 6 hafta boyunca haftada iki gün postür egzersizleri verildi. Demografik ve klinik bilgileri araştırmacı tarafından hazırlanan demografik bilgi formu ile sorgulanarak kaydedildi. Gebelerin ayak postür değerlendirilmesi, Harris Tabakası ile yapıldı. Ayak izi ölçümleri ise Harris tabakası kullanılarak ölçüm yöntemlerinden Staheli indeksi ölçüm yöntemi ile yapıldı. Postür analizi New York Postür Değerlendirme Yöntemi (NYPDY) ile kas iskelet sistemi rahatsızlıkları ise Genişletilmiş Nordic Kas İskelet Sistemi Anketi (GNKİSA) ile yapıldı. Çalışmanın veri analizinde İstatistiksel analiz için IBM SPSS Statistics 22 (Statistical Package for the Social Sciences) analiz programı kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Yapılan ölçümler sonucunda sağ ve sol ayak ölçümlerinin 1. ve 2. ölçüm değerleri arasında anlamlı fark bulundu(p<0,05). Ayak ölçümlerinin karşılaştırıldığında egzersiz ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı(p>0.05).Gebelerin vücudu 13 ayrı kısımda incelenerek, NYPDY ile postür değişikliklerinin değerlendirilmesi sonucunda her iki grupta da postür değişimleri görüldü. Egzersiz grubundaki gebelerin NYPDY ile yapılan toplam puan değerleri arası anlamlı fark olduğu görüldü (p<0,05). Kontrol grubundaki gebelerin de NYPDY ile yapılan toplam puan değerleri arası anlamlı bir ilişki olduğu görüldü (p<0,05). Grupların NYPDY toplam skorları karşılaştırıldığında iki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05).Kas iskelet sistemi ağrı yakınmaları her iki grupta da görüldü. Egzersiz grubunda 22 katılımcıda en fazla yakınma bel ve sırt ağrısı (%72,73) olarak bulundu. Kontrol grubunda ise 22 katılımcıda en fazla yakınma bel ağrısı (%100), sırt ağrısı (%86,36), kalça ağrısı (%59,09) olarak bulundu. Grupların ağrı yakınmaları karşılaştırıldığında sonuçlar klinik olarak anlamlı gözükse de istatistiksel olarak sadece bel bölgesindeki ağrı yakınma sonuçlarında gruplar arası farkın anlamlı olduğu bulundu (p<0,05). Çalışma sonuçlarına göre gebelik döneminde görülen postüral değişimler her iki gruptaki gebelerde çalışma sürecinde devam etmesi ve ağrı yakınmaların oluşması görüldü. Kontrol grubunda egzersiz grubuna göre postürlerindeki değişim ve kas iskelet sistemi rahatsızlıklarında daha yüksek skorlar elde edilmiştir. Sonuç olarak, ikinci trimesterdeki tüm gebelerde ayak postürünün bozulduğunu, postür egzersizi yapmayan katılımcıların bel bölgesinde ağrı yakınmalarının olduğu bulunmuştur.

AyakDuruşEgzersiz+5
Ceyda Canseven
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sezaryen sonrası normal doğum planlanan gebelerde sonografik uterin alt segment kalınlık ölçümünün prediktif değeri

Amaç: Dünyada sezaryen oranları her geçen gün artmaktadır. Önceden sezaryen doğum yapmış birçok kadın için sezaryen sonrası vajinal doğum (SSVD) uygulanabilir bir prosedürdür. Çalışmamızda SSVD başarısında sonografik uterin alt segment ölçümlerinin prediktif değerini incelemeyi amaçladık. Yöntem: Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde 2019 ve 2021 yılları arasında SSVD amacıyla takibe alınan gebelerin verileri retrospektif olarak incelendi. Çalışmaya 18-45 yaş arası, daha önce 32.hafta ve üzerinde alt segment transvers insizyonu ile sezaryen doğum yapmış, verteks prezentasyon, tahmini fetal ağırlığı 4250 gr altında olan, antenatal takiplerde herhangi bir fetal anomali saptanmayan gebeler dahil edildi. Tüm hastalara 36-39. gestasyonel haftada transvajinal ultrasonografi ile alt segment total kalınlık, rezidüel myometriyal kalınlık ve servikal kanal uzunluğu ölçümleri yapıldı. Hastaların temel demografik, obstetrik, klinik ve sonografik verileri, maternal ve neonatal sonuçları kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 65 hastadan 45'inde (%69,2) SSVD denemesi başarılı oldu, 20 hasta (%30,8) sezaryen doğum gerçekleştirdi. İki grup temel demografik veriler açısından benzerdi (p>0.05). Başarılı SSVD grubunda 10 (%22,2), başarısız grupta ise 17 (%85) hastaya doğum indüksiyonu uygulanmış ve istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir (p<0,001). Hospitalizasyon sırasındaki BISHOP skorları değerlendirildiğinde başarılı SSVD grubunda anlamlı olarak yüksek görülmüştür [5(1-11) vs 2(1-11) p<0.001]. Servikal uzunluk, başarılı SSVD grubunda anlamlı olarak daha kısayken total alt segment kalınlığı (TASK) ve rezidüel myometriyal kalınlıkta (RMK) iki grup arasında fark izlenmemiştir [sırasıyla (37.48±9.08 vs 41. 4±6, p=0.047), (4.49±1.33 vs 4.72±1.97,p>0.05), (2.04±0.8 vs 2.07±0.92, p>0.05)]. Çalışmamızda sadece 1 olguda SSVD esnasında uterus ve mesane rüptürü gelişmiştir; olgunun alt segment kalınlığı 2,3mm, rezidüel myometrial kalınlığı 1,1mm olarak kaydedilmiştir. Lojistik regresyon analizinde doğum indüksiyonun, SSVD başarısını anlamlı derecede azaltan tek faktör olduğu ortaya konmuştur (p=0.036). Sonuç: Alt segment ölçümlerinin SSVD başarısını öngörmede değeri yoktur. SSVD başarısını öngören en önemli faktör doğumun spontan başlamasıdır. Anahtar Kelimeler: Sezaryen Sonrası Vaginal Doğum, Sezaryen, Total Alt Segment Kalınlığı, Ultrasonografi, Uterin Rüptür

DoğumGebelikRüptür+4
Irana Gorchıyeva
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bebeklerde ve annelerinde bebek-taşıyıcısının postüral denge üzerindeki akut etkisinin araştırılması

Bir bebeği taşımak insanlık tarihi boyunca var olan, doğal ve evrensel bir insan davranışıdır. Bebek-taşıyıcıları birçok kültürde yaygın bir uygulamadır. Bebek-taşıyıcısı, bebekle annenin ve/veya bakım verenin duygusal ilişkisinde gelişme sağlaması, taşıyıcıya sunduğu kolaylık ve hareket özgürlüğü ile de yaygın bir şekilde kullanılmaya devam etmektedir. Bu çalışmada bebeklerde ve annelerinde bebek-taşıyıcısının postüral denge üzerine akut etkisini incelemek amaçlanmıştır. Çalışmaya Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Nörolojisi Bölümü'nden Sağlıklı Çocuk Polikliniği'ne yönlendirilen 4-10 ay yaşında 30 bebek ve anneleri dahil edilmiştir. Araştırmalar Altunizade Acıbadem Hastanesi Yürüyüş Analizi Laboratuvarı'nda gerçekleştirilmiştir. Bebek-taşıyıcısının bebeklerde ve annelerinde postüral denge üzerindeki akut etkileri araştırılacak olup bu doğrultuda öncelikle bebekler ve anneleri için demografik değerlendirme formu uygulanmıştır. Çalışmaya katılmayı kabul eden ve dahil edilme kriterlerini karşılayan annelerin demografik bilgi formu doldurulurken boy (m) ve ağırlık (kg) ölçümleri araştırmacı fizyoterapist tarafından gerçekleştirilen ağırlık (kg) / boy2 (m2) formülü ile vücut kitle indeksi hesaplamaları yapılmıştır. Bu antropometrik ölçümlere ek olarak kalça eklemi hareket açıklığı ölçümleri yapılmıştır. Sonrasında 3D hareket analizi sistemi (VICON) ile 15 dakika normal yürüme sırasında, 15 dakika bebeklerini kucakta taşıma sırasında, 15 dakika bebeklerini bebek-taşıyıcısı ile önde taşıma sırasında ve 15 dakika bebeklerini bebek-taşıyıcısı ile arkada taşıma sırasında kütle ağırlık merkezi değişimi ve postüral denge değerlendirilmiştir. Ayrıca VICON değerlendirme yürüyüşlerinden önce ve sonra Visual Analog Skalası ile yorgunluk, ağrı ve konfor sorgulanarak toplam değerlendirme ve uygulama süresi 1 saat olmuştur. Çalışmanın sonunda, annelerde bebek-taşıyıcısı kullanımıyla kütle çekim merkezinin denge sınırları içinde korunduğu, yerçekimi tepki kuvvetinin kontrolünün arttığı ve postüral dengenin geliştiği görülmüştür. Postüral dengenin, bebek-taşıyıcısının önde kullanıldığında bebeğin kollarda taşınmasına veya bebek-taşıyıcısının arkada kullanılmasına oranla daha stabil olduğu saptanmıştır. Ayrıca lordotik postürde normal yürümeye göre önde bebek-taşıyıcısı kullanılmasının postürün korunmasına destek olabildiği, kütle çekim merkezinin kontrolünü arttırabildiği ve postüral dengenin geliştirilmesini sağlayabildiği görülmüştür. Literatür ve çalışmamızın sonuçları göz önüne alınırsa, bebek-taşıyıcısı kullanımının sağlıklı tüm annelere önerilebileceği sonucuna varılmıştır.

AnnelerBebeklerDenge+6
Sevgi Pehlivan
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni doğanların maternal kanal kaynaklı enfeksiyonlarında etken mikroorganizmaların tür ve insidanslarının tespiti

49 ÖZET Gebelerden maternal kanal yolu île bebeğe bulaşması muhtemel mikroorganizmaların tür ve insidansı ile maternal kanal kaynaklı geçişe delil teşkil etmek üzere çalışmaya 60 gebe kadın ile onlardan doğan 59 'u miadında matur, l"i immatür 60 babek dahil edilmiştir. Serolojik metodlarla antikor taşıyıcılığı yönünden değerlendirilen anne ve kord serum örneklerinde HSV ve C. trachomatis 'e karşı %18.3-8.3 ve M20-18.4 oranında antikor taşıyıcılığı tespit edilmiştir. Maternal kanaldan selektif tekniklerle yapılan izolasyon ve mevcut antijenlerin gösterilmesine yönelik çalışma ile de genital kanal örneklerinin 26 (%43) 'smda U. urealyticum 'un en sık rastlanan mikroorganizma olduğu,, bunu sırası ile 19 (M31.6) isolman ile difteroidlerin, 17 (Z28.3) isolman ile Staphylococcuslar, 11 (M18.3) izolmanla da Chlamydia' lar m izlediği, B.G.S. 'ların ise 8 (Z13.3) vak'ada kolonize oldukları görülmüştür. Bu mikroorganizmalardan başta 6 (%50) vak'a ile E.coli olmak üzere 4 (Z36.3) vak'a ile C. trachomatis 'in 4 'er vak'a ile de N.hominis ve Difteroidlerin muhtemelen maternal kanalla fetüs arasında bebeğe bulaşarak bebeğin konjuktiva ve yüzünde kolonize oldukları tespit edilmiştir. Gebelikleri 59 (198.3) 'u normal miadında matur doğumla sonlanmış annelerin bebeklerinden 2 'si doğum sonrası solunum stresi ile kaybedilmiştir. Prematüre olarak doğan 1 bebekle annenin maternal kanalında bulunan ve bebeğe geçmesi muhtemel mikroorganizmalar arasında açık ilişki kurulmuşken, matür doğan ve solunum stresi ile kaybedilen iki bebekten birisinin annesinin kanında anti-chlamydial IgM antikorunun tespiti chlamydial enfeksiyonların bebeklerin kaybedilmesinde etkili olabileceğini akla getirmektedir.

Bebek-yenidoğmuşEnfeksiyonlarGebelik+2
Shahla Zadeh (shokouhi)
Çukurova University · Institute of Health Sciences
1992
00

Related subjects