Developing countries
270 theses under this subject heading
Kredi temerrüt takası primi belirleyicileri: Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler üzerine karşılaştırmalı analiz
Küresel finans krizinden itibaren önem kazanan kredi temerrüt takası (CDS) primi, kredi türevi olarak finansal piyasalarda sıklıkla kullanılmaktadır ve ülkelerin kredi risk göstergesi olarak kabul edilmektedir. Bu tezin amacı, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde makroekonomik ve finansal değişkenlerin CDS primlerine olan etkisini incelemektir. Panel veri ekonometrisi Driscoll-Kraay Standart Hata Tahmincisinin kullanıldığı çalışmada, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için, CDS primlerinin ortak belirleyici faktörleri enflasyon, borsa endeksi ve büyüme oranı olarak belirlenmiştir. CDS primlerinin belirlenmesinde ortak faktörlere ek olarak; gelişmiş ülkelerde işsizlik oranı ve gösterge faiz oranı değişkeni, gelişmekte olan ülkelerde ise cari açık değişkeni istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur. Analiz sonuçlarına göre kurulan model gelişmiş ülkelerde CDS primlerini %65 oranında açıklarken gelişmekte olan ülkelerde ise %30 oranında açıklamaktadır. Bu sonuç, modelin gelişmiş ülkelerin risk durumunu açıklamada daha başarılı olduğunu, gelişmekte olan ülkelerin risk durumunu açıklamada ise makroekonomik ve finansal değişkenlerin etkisinin sınırlı olduğunu göstermektedir. Ayrıca, gelişmekte olan ülkelerde riskin belirlenmesinde makroekonomik ve finansal değişkenlerin yanı sıra siyasi belirsizlik ve politik risk gibi ülkelere özgü çeşitli faktörlerin de etkili olduğu görülmektedir.
A text mining analysis of Central Bank communication: An application to emerging market Central Banks
In this dissertation, I investigate the communication texts of monetary policy committee meetings of emerging market economies (EMEs) by applying the text mining method. The objective is to quantify the recent changes in these communication texts using readability, clarity and sentiment indicators. The international economic institutions and financial markets hold the view that the central banks of Brazil, Hungary, Indonesia, Malaysia, Poland, Russia, South Africa, South Korea and Turkey have initiated significant changes in their monetary policy communication strategies and procedures following the tectonic shifts introduced by major central banks such as forward policy guidance. I tried to answer the following research questions: "Is there a common language used among our sample EM central banks?". "How has the common language usage changed in the last ten years?". "How much has the readability level of the meeting statement texts changed?". How has communication affected the effectiveness of EM monetary policies? Our empirical results reveal the effectiveness of EM CB communication strategies and policies-in place in recent years.
Geleneksel ve geleneksel olmayan para politikası stratejilerinin etkinliğinin karşılaştırılması
ÖZET Merkez bankalarının temel amaçlarını gerçekleştirmek için geleneksel para politikası araçları yardımıyla ekonomiyi yönetme süreci, aktarım mekanizmaları olarak adlandırılmaktadır. Aktarım kanallarının etkinliği dışsal şoklar durumunda değişkenlik göstermektedir. Dolayısıyla dışa açık ekonomilerde karşılaşılması muhtemel şok durumlarında kullanılacak geleneksel para politikası araçlarının etkinliğine dair tartışmalar son dönemlerde giderek artmaktadır. 2008 yılının son çeyreğinde yaşanan küresel finansal krizle beraber, merkez bankalarının ekonomiyi yönlendirmede kullandıkları geleneksel para politikası araçlarının yetersiz kaldığı görülmüştür. Küresel krizin tüm dünyayı etkileyecek şekilde derinleşmesiyle beraber, merkez bankaları alışılagelmiş yaklaşımların dışına çıkarak alternatif politika karmaları tasarlamışlardır. İçinde bulunulan olağanüstü küresel konjonktür sonucu geleneksel olmayan para politikası araçlarının daha etkili olduğuna ilişkin kanaatlerin güçlenmesi, merkez bankalarını geleneksel olmayan para politikası araçlarını kullanmaya yöneltmiştir. Gelişmiş ülkelerin para politikası stratejilerinin etkinliği literatürde geniş tartışma alanı bulurken gelişmekte olan ülkelerin para politikalarının etkinliği ise ikinci planda kalmıştır. Bu çalışmanın temel katkısı, literatürde yer alan bu boşluğun doldurulması amacıyla gelişmekte olan ülkeler özelinde para politikası önerilerinin sunulmasıdır. Çalışma, teori ve uygulama olarak planlanan iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde parasal aktarım mekanizması tanımlanarak, aktarım kanallarına dair detaylı bilgi verilmiş ve bununla birlikte parasal aktarım mekanizmasına dair geleneksel ve geleneksel olmayan yaklaşımlar incelenmiştir. İkinci bölümde ise; araştırmanın amacı, kapsamı, kullanılan veri seti ve değişkenler, araştırmada izlenen yöntem ve ampirik analiz sonuçları konuya ilişkin literatür özeti ile birlikte verilmiştir. Gelişmekte olan ülkeler için geleneksel ve geleneksel olmayan para politikası stratejilerinin etkinliği panel VAR analizi ile araştırılmıştır. Kullanılan ekonometrik yöntemlerin gereği olarak analiz sürecine panel birim kök testleri ile başlanılmış ve panel VAR modellerde kullanılan değişkenler arasındaki etkileşimin ortaya konulması amacıyla etki-tepki analizleri, Granger Nedensellik testleri ve varyans ayrışma analizlerine başvurulmuştur. Araştırma kapsamında, küresel kriz sonrası dönemde geleneksel olmayan para politikası stratejileri kullanan ve gelişmekte olan ülkeler kategorisinde yer alan Romanya, Polonya, Macaristan ve Türkiye'den oluşan ülke grubuna ilişkin 2008:1-2017:5 dönemine ait aylık veriler kullanılmıştır. Ekonometrik analizlerden elde edilen bulgular, küresel kriz sonrası dönemde gelişmekte olan ülkelerde geleneksel politika uygulamaları ile milli hasıla üzerinde anlamlı ve kalıcı etkiler yaratılamayacağını ortaya koymaktadır. Geleneksel olmayan para politikasının enflasyon üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi saptanamazken, şiddeti en yüksek ve en kalıcı etkisi ise reel efektif kur üzerinde görülmektedir. Reel efektif kur üzerindeki etkinin sanayi üretimi aracılığıyla yansıtılmış olması uluslararası aktarım kanalının kısmen çalıştığı ve geleneksel olmayan para politikası stratejilerinin daha etkin olduğu yönünde de kanıtlar sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Parasal Aktarım Mekanizması, Uluslararası Aktarım Kanalı, Geleneksel Olmayan Para Politikaları, Gelişmekte Olan Ülkeler, İkinci Nesil Birim Kök Testleri, Panel Veri Analizi.
Dış borçlanmanın gelişmekte olan ülkelerin ekonomik büyümeleri üzerindeki etkisi-Türkiye örneği (1990-2016)
Gelişmekte olan ülkeler ekonomik büyüme hedeflerini daha hızlı gerçekleştirebilmek için çeşitli kaynaklara ihtiyaç duyarlar. Bu kaynak ihtiyacını karşıladıkları bir yol da dış borçlardır. Dış borçlar verimli yatırımları ve sermayeyi arttırmak amacı ile kullanıldıklarında büyüme üzerinde pozitif bir etki yaratacaktır. Bir ülkenin büyümesi o ülkede artan refah seviyesi ile birlikte o ülkenin istenilen kalkınma seviyesine ulaşmasını sağlayacaktır. Bu yaklaşımdan yola çıkarak yapılan çalışmada Türkiye ekonomisi üzerinde dış borçların, ekonomik büyüme üzerindeki etkisi incelenmiştir. 1990Q1-2016Q4 dönemi içinde yer alan istatistiki veriler ışığında zaman serilerine dayanan bir ekonometrik inceleme yapılmıştır. Çalışma da serilerin durağanlığı ADF testi ile ölçülmüştür. Değişkenlerin etkileşim ve nedensellikleri VAR analizi ve Granger nedensellik testi ile açıklanmıştır. Son olarak Engle-Granger eşbütünleşme testi ile değişkenlerin uzun dönem ilişkileri ve Hata Düzeltme Modeli ile kısa dönem ilişkileri incelenmiştir. Elde edilen bulgular göre iki değişken arasında pozitif yönlü bir ilişki ve çift yönlü bir nedensellik ilişkisi vardır. İki değişken arasında uzun dönemde eşbütünleşme ilişkisi ile birlikte kısa dönemde de bir ilişki vardır. Bu bulgulardan hareketle dış borçlanmanın ekonomik büyümeyi pozitif yönlü etkilediği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dış Borç, Büyüme, VAR Analizi, Granger Nedensellik Testi
The main causes of economic underdevelopment of the Middle East
The Middle East is the main source of oil reserves. In reality, the region consists of different countries with widely divergent economic structure and development, ranging from the oil Gulf monarchies, which have highest levels of national income to the poor countries like Yemen. Since the Second World War, the region's economic performance has been below its potential. According to the growth rate, the region's economic performance was relatively weak, and other indicators show that this region is an underdeveloped region. After the Second World War, the Middle East countries, with the exception of Israel and Turkey, lost their valuable opportunities for economic development. The research reveals and examines the obstacles and difficulties that the region faces in development. Why has this region lost so many opportunities? What is the main factor of underdevelopment of this region? Why both countries Israel and Turkey have a good record in economic development but other countries not? What is the main political, economic and cultural obstacles in which affect the economics of the region? What is the good development strategy for the region? The thesis explains the main factors of underdeveloped for Middle Eastern countries. The main factors investigated in this thesis are rentier state, the weakness of private sector and large public sector, political instability from oriental despotism and autocratic regime, and domination of religious worldwide.
Dünya Sağlık Örgütü Afrika Bölgesi'nde bulunan ve dünya sağlık araştırması'na katılan düşük gelirli ülkelerde bulaşıcı olmayan hastalık görülme sıklıkları ve ilişkili faktörlerinin değerlendirilmesi
Bu araştırma düşük gelirli Sahra Altı Afrika ülkelerinde Bulaşıcı Olmayan Hastalıkların (BOH) dağılımı ve ilişkili faktörleri incelenmek için yapılmıştır. Çalışma kesitsel bir araştırma olup 2002-2004 yıllarında gerçekleştirilen Dünya Sağlık Araştırması (DSA) verisi kullanılarak Afrika Bölgesi'nde düşük gelirli ülke kategorisinde olan yedi ülke dahil edilerek tanımlayıcı istatistikler ve lojistik regresyon yöntemleriyle farklı BOH'lar ve ilişkili risk faktörleri analiz edilmiştir. Bölge genelinde yetersiz meyve-sebze tüketimi %65,1, yetersiz fiziksel aktivite %6,3, tütün kullanımı %12,7, alkollü içki tüketimi %22,7 ve katı yakıt kullanımı %92,8 olarak saptanmıştır. Angina pektoris prevalansı %19,1, astım %5,8, diyabet %1,0, depresyon %8,6, artrit %20,7 ve şizofreni %1,9 olarak bulunmuştur. Cinsiyet, yaş, öğrenim durumu, çalışma durumu, yerleşim yeri bölgesi, refah düzeyi indeksi, tütün kullanımı, alkollü içki tüketimi, yetersiz fiziksel aktivite, katı yakıt kullanımı ve algılanan sağlık durumu farklı BOH'lar ilişkili olarak bulunup olası risk faktörü olduğu saptanmıştır. Örneğin, artan yaş, yüksek öğrenim durumu, iyi refah düzeyi, alkollü içki tüketimi ve kötü algılanan sağlık durumunun diyabetle ilişkili bulunurken kadın cinsiyeti, artan yaş, çalışıyor olmak, kentsel bölgede yaşamak, refah düzeyi indeksinin düşük veya orta olması, alkollü içki tüketimi, katı yakıt kullanımı ve algılanan sağlık durumunun kötü veya orta olması artritle ilişkili faktörler olarak tespit edilmiştir. Bu çalışmada düşük gelirli Sahra Altı Afrika ülkelerinde 2002-2004 yıllarında BOH ve risk faktörlerinin yaygın olduğu saptanmıştır ve hastalık yükü anlamında büyük bir halk sağlık sorunu olduğu görülmüştür.
Predicting financial stress in emerging countries
Economic policies are designed to eliminate vulnerabilities while also increasing the welfare of the citizens. Yet, some undesirable factors could hinder these goals by distorting the functioning of the financial system, and even leading the economy into a crisis. Being prepared for this kind of negativities stands out as one of the most important responsibilities of policy makers. For this reason, constructing early warning indicators that can capture business cycles has been studied for more than 40 years. However, progress in this field has remained limited; a great number of studies have focused only on building financial stress indices to foresee a crisis. Furthermore, although dynamic non-linear models promise high potential when used with early warning indicators, there is not enough work on this subject. Finally, carrying out a study in particular for developing countries was not popular in the business cycle literature, and the vast majority of the studies addressed advanced countries. Therefore, the aim of this thesis is to bring novelty by predicting financial stress turning points through a non-linear Markov regime switching model with time-varying transition probabilities, which has not been applied for a group of emerging countries before, and by using the "spread" variable of Sönmez and Kandemir Kocaaslan (2022) as an explanatory variable in predicting turning points. To this end, firstly, financial stress indices were constructed for each country. Evidence suggests that industrial production growth promotes a high financial stress period in all countries in the next few quarters. In Chile, South Africa and Türkiye, the CBOE Volatility Index gives signals up to four quarters before exiting from high financial stress period. In Chile and Poland, private sector credit growth predicts regime switches from high to low financial stress period up to eight quarters in advance. And finally, "spread" between business and mortgage credit interests predicts exit from tense state in all countries one to six quarters in advance, except Türkiye.
Corporate social resposibility and financial performance in developing economy: The Nigeria banking sector experience
The concept of corporate social responsibility is an emerging management philosophy which describes how corporations adopt social factors to their commercial operations without jeopardizing the interest of its investors and other stakeholders. It is based on this premises that the researcher seek to review and evaluate the contributions and effects of CSR in the modern day business performance especially from the developing economies perspectives, which has limited researches and literatures due to the fact that most writers believed the concept is more prominent with the west and developed economies. The concept of CSR in management emanated from the need to address corporate governance, corporate sustainability, corporate citizenship and also ensure smooth communication and relationships amongst its stakeholders. To some scholars CSR is just one aspect of marketing management which addresses how the corporation relates to its public called public relations in a bid to satisfy the stakeholders of the organization which includes the customers, the NGOs, and the host community. The case of Nigeria in this thesis is of important on CSR perspective in Africa because Nigeria is the most populous nation in Africa and with the biggest market. Also, banking sector is an important sector which oil the wheel of the economy because Nigeria and most African Nations are import base economy with limited productive activities. The study then focus on how the incorporations of CSR concept into the policy thrust of bank in Nigeria affects their profitability using Return on Asset, Return on Equity and Profit after Tax as dependent variables, while the CSR engagement of the bank taking from the stakeholders perspectives are use as the independent variables. Key Words: Corporate Social Responsibility, Developing Economies, Return on Asset, Return on Equity, Profitability, Stakeholders, Corporate Citizenship, Corporate sustainability
Globalization and the challenges of 3rd world countries: A case study of nigerian security challenges
The crux of the matter in this study piece is to examine the nexus between Globalization and the Challenges of 3rd world Countries focusing on Nigerian security challenges as a case study. Since the twentieth century, intensifying global transformations have being recognized as a condition that has breed struggle for society leadership and cultural leadership which has led to spread of religious extremism of the jihadist, Al-Qaeda, Islamic State in Iraq and Syria (ISIS),Al-Shabaab and Boko Haram Islamic sect movements to name a few. In the United States, there was the Al-Qaeda terrorist attack on the World Trade Centre on September 11, 2001 and similar attacks in Britain, Spain and other parts of Europe within the same period of time which have made the act of terrorism to be having a global awareness. Since 2001 till the period of this work, there has being various form of sectarian clashes across local societies, namely in Iraq, Syria and various parts in Africa, including Nigeria. All connected to the spread of international security challenge around the globe. In Nigeria, the Niger Delta Militants and the Boko Haram have been threatening Nigerian national unity with their own preferences in political system and religious believes, but now all are sharing into thesame ideology of embarking on national and global security threats. In this study, the nexus between the globalization process and the security challenges of Third World Countries will be examined through an explanatory analysis.
Impact of foreign direct investment on the growth of emerging economics (Turkey and Pakistan)
Diminishing the hole between residential reserve funds, speculation, bringing the most recent innovation and administration, know-how from created nations and foreign direct investment (FDI) assumes critical part in accomplishing fast financial development in creating regions. This study highlights the relation between economic growth and Foreign Direct Investment (FDI) in emerging economies of Turkey and Pakistan. The research focuses on the inflow of FDI and the economics of Turkey and Pakistan to find out the role of inflow of FDI over the economic growth. It shows that the inflow of FDI has a significant effect on Economic Growth using Gross Domestic Product (GDP) from period 2000 to 2015. When the relationship between FDI and Economics Growth was estimated using Gross Domestic Product; it has been found that there exists a strong positive relation between them the need desired results stand robust in the causality test and regression analysis.
Ulusal kültürlerin ülkelerin yönetim şekilleri ve gelişmişlik seviyeleri üzerindeki etkileri
Bu çalışmanın çıkış noktası, özelde Türkiye, genelde tüm az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin neden birer gelişmiş ülke olamadıklarını anlama ihtiyacıdır. Bu farkların nedenlerini anlamak için çok çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Ancak genelde konuya devletlerin farkları açısından bakıldığı için onların ekonomik, siyasal, coğrafi, vb. farkları karşılaştırılmış, toplumların kültürel farklılıkları yeterince dikkate alınmamıştır. Çalışma, durumu farklı bir bakış açısıyla inceleyerek daha net sonuçlara ulaşmayı hedeflemektedir. Bunun için öncelikle gelişmişlik-geri kalmışlık tanımları ve çeşitleri incelenerek ana çerçeve çizilmiştir. Ardından gelişmişliğin-geri kalmışlığın sebeplerini anlamak için bugüne kadar yapılmış çalışmalar incelenerek ortaya konan fikirlere yer verilmiştir. Bu çalışmalarda net bir sonuca ulaşılamadığı ancak gelişmişlikle demokratiklik arasında pozitif bir ilişki kurulduğu görülmüştür. Bu tespitin geçerliliğini test etmek üzere demokrasi kavramı ve ülkeleri sıralaması incelenerek insani gelişmişlik seviyesiyle ilişkisini ortaya koyan nicel bir analiz yapılmıştır. Aralarındaki sebep-sonuç ilişkisine bakıldığında demokrasinin sebep, gelişmişliğin sonuç olduğu tespiti yapılmıştır. Ancak az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin demokratikleşme ve bu yolla gelişme çabalarında başarısız oldukları görüldüğünden bu sonucun arkasındaki sebep araştırılmıştır. Cevabın ulusların kültürleriyle alakalı olabileceği düşünülerek kültür kavramı, toplumların kültürlerinin ülkelerinin demokrasi ve gelişmişlik seviyesiyle bağlantısı incelenmiş, nitel ve nicel analizler yapılmıştır. Son olarak ulusal kültürlerin de iç ve dış aktörlerce inşa edilebileceği, istenen sonucun elde edilebilmesi için doğru gerecin eğitim olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Corporate social responsibility in Ethiopia: Approaches and practices
There exists a great deal of academic writings about corporate social responsibility. However, the context of these papers is somehow similar focusing on the developed countries. Ethiopia, where the state is also a key player in the business has quite different business, state, and society interaction. In addition to the state‟s high stake in the business, the leverage of intellectual freedom, strong media, independent civil associations, activist and advocacy groups who had played a key role in transforming the notion of corporate social responsibility is so weak in Ethiopia. Hence it is an ideal context with less driving forces to measure companies‟ corporate social responsibility practices. Given the fact that corporate social responsibility is an under-researched area in developing countries, this paper aims to examine corporate social responsibility approaches and practices of indigenous firms in Ethiopia. Moreover, it will assess the stage of corporate social responsibility practice. Last but not least, this paper compares corporate social responsibility practices between private and state-owned companies. The finding reveals hat, though it is fragmented and the priorities are different from the global trend, Ethiopian companies practice CSR. In addition, there is no statistically significant differences between the CSR practices of private and state-owned businesses. Keywords: Corporate Social Responsibility, Ethiopia, CSR pyramid, Developing Countries, Africa
Finance-inequality nexus in emerging countries
This study intends to empirically test the relationship between financial development and income inequality in advanced emerging and secondary emerging countries. To study the impact of financial development on income inequality, we cover five bankbased and market-based dimensions of financial development. These are access, depth, efficiency, stability, and liberalization. We use a panel of 20 countries for the time period between 2000-2017 and estimate the empirical model by employing dynamic panel data method of Generalized Method of Moments (GMM). Our findings suggest that only one dimension of bank-based financial development namely depth is significant in reducing income inequality. In case of stock market-based financial development three dimensions namely depth, efficiency, and stability are important to alleviate income inequality. We also find strong support for income inequality reducing impact of financial liberalization. We conclude that, in our sample of emerging countries, stock market-based financial development plays a more significant and effective role in abridging income inequality than the bank-based financial development. Keywords: Banking System Development, Emerging Countries, Generalised Method of Moments, Income Inequality, Stock Market Development
The impact of board characteristics on corporate social responsibility performance of companies: Evidence from emerging markets
The board characteristics have important impacts on corporate social responsibility (CSR) performance of companies, particularly in emerging markets. This study investigates the effects of five board attributes, i.e. board independence, gender diversity, cultural diversity, board activity, board member' compensation, on the CSR performance of 1,191 publicly listed non-financial companies operating in 23 emerging countries over the period 2010-2019. We use a variety of ESG performance scores derived from Thomson Reuters Eikon database to measure the CSR and we employed panel regression models to conduct the analysis. The results show that the greater presence of independent board members and women on boards are significantly and positively associated with CSR performance and decrease ESG controversies. The findings also provide evidence that board member's compensation has a positive and significant impact on CSR performance. Thus, company management in emerging countries should be more conscious in structuring their corporate boards to enhance sustainability performance for the long-term success in improving their reputation and meeting the expectations of stakeholders. Keywords: Corporate Social Responsibility; Emerging Markets; Environmental, Social and Governance Scores; Gender Diversity; Independent Board Membership
Sermaye hareketleri, 1980 sonrası gelişmekte olan ülkeler üzerinde etkisi ve Türkiye özelinde incelenmesi
1980 sonrası hız kazanan küreselleşme yarışıyla birlikte sermaye hareketlerinin önündeki engellerin de kalkmasıyla gelişmekte olan ülkelere yapılan yatırımlar ciddi artış göstermiştir. Dünya ekonomisinde yaşanan küreselleşme olgusunun etkisiyle, gelişimini tamamlamakta olan devletlerin gereksinim duydukları sermayeleri yabancı yatırımlar ile karşılama yollarına gittikleri bilinmektedir. Liberalleşme akımına hazırlıksız yakalanan gelişmekte olan ülkelerde sermaye hareketleri, özellikle portföy yatırımları, ülke ekonomisine zarar vermiş ve bazı ülkeleri krize sürüklemiştir.24 Ocak 1980 Ekonomik İstikrar Kararları ile Türkiye bu yarışa katılmış ve 1989 yılında çıkarılan 32 Sayılı Kararname ile tamamen finansal serbestleşme içine girmiştir. Bu çalışmada Türkiye'ye gelmekte olan doğrudan yabancı yatırımların Türkiye ekonomi göstergelerinden olan enflasyon, işsizlik ve sanayi üretimi arasındaki ilişki VAR modeliyle analiz edilmiştir. Yapılan Johansen eş bütünleşme testi, etki – tepki analizi ve varyans ayrıştırma analizleriyle değişkenlerin arasındaki ilişki değerlendirmiştir. Çalışmanın sonucunda ise sermaye hareketlerinden doğrudan olan yabancı yatırımların ülkelerin ekonomilerine olumlu yönde etkilerinin olduğu, portföy yatırımların ise üretime yöneltildiği takdirde ekonomiye olumlu katkısı olduğu aksi durumda aniden ülkeyi terk etmesi sonucu kırılganlığı artırıp ekonomik krize neden olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Türkiye'de yabancı sermaye yatırımlarının arttırılması için uygun şartların yaratılması, ekonomik, siyasi ve hukuki istikrarın sağlanması, yabancı sermayeyi teşvik edici düzenlemelerin gerçekleştirilmesine yönelik politikaların izlenmesi gerekmektedir.
The globalization of financial markets and its effect in the underdeveloped countries
Many accounts of the globalization of financial markets over the past three decades explain it as a product of unstoppable technological and market forces. This article emphasizes that the behavior of states was also of central importance in encouraging and permitting the process. States are shown to have supported financial globalization in three ways: (1) granting freedom to market actors through liberalization initiatives; (2) preventing major international financial crises; and (3) choosing not to implement more effective controls on financial movements. We conclude that the globalization of financial markets contributes to a high rate in the tourism sector, because of Iraq's possession of multiple tourist facilities, although the escape of foreign investment is greater than the flow of foreign investment and is covered by local investment gap. We conclude that the globalization of financial markets contributes a high percentage in the telecommunications sector, through the Iraqi market for securities. To provide incentives and preferential benefits in order to attract more foreign investments through the Iraqi market for securities in order to contribute to the development of economic sectors. work on developing more of the electronic trading system in the Iraqi market for securities, in order to speed up and ease the process of investment therein. The Sulaymaniyah Governorate Council shall have the right to bring a branch of the Iraqi Stock Exchange to the governorate of Sulaymaniyah with the aim of participation of limited income holders in the economic activity. Globalization, Financial Market, Stock Exchange, Foreign- Investments. Keywords
Türkiye ve gelişmekte olan ülkelerde dış ticaretin çevresel etkilerinin Çevresel Kuznets Eğrisi çerçevesinde analizi
Dış ticaret, ülkelerin ekonomik gelişiminde önemli bir faktördür. Sanayileşmenin gelişmesiyle birlikte artan üretim, doğal kaynakların aşırı kullanılmasına ve çevre kirliliğinin artmasına neden olmaktadır. Zamanla çevre kirliliğindeki artış, yaşamı tehdit eden bir seviyeye ulaşmıştır. Artan çevre kirliliği sorunu, araştırmacıları özellikle son yıllarda bu alanda çalışmalar yapmaya yönlendirmiştir. Bu çalışmada, Türkiye ve gelişmekte olan ülkelerde dış ticaretin çevre üzerindeki etkileri, 1980-2014 dönemine ait yıllık verilerle panel veri yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Aynı zamanda, Çevresel Kuznets Eğrisi'nin gelişmekte olan ülkeler için geçerliliği de incelenmiştir. Çalışma 1980-2014 dönemi için verileri olan 32 gelişmekte olan ülkeyi içermektedir. Çevre kirliliğini temsil eden değişken olarak alınan karbondioksit emisyonları (CO2) bağımlı değişken, Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) ve İhracat değişkenleri bağımsız değişkenler olarak alınmıştır. Analizde kullanılacak yöntemi belirlemek için değişkenler ve model için Yatay Kesit Bağımlılığı (YKB) incelenmiş ve hem değişkenlerde hem de modelde YKB bulunmuştur. YKB'nin varlığına bağlı olarak değişkenlerin durağan olup olmadığını incelemek için CADF birim kök testi kullanılmıştır. CADF testi sonucunda değişkenlerin seviyede durağan olmadığı, ancak ilk farklar alındığında durağan oldukları tespit edilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek için Westerlund ECM Panel eşbütünleşme testi kullanılmıştır. Bu testin kullanılmasının nedeni, YKB'nin geçerli olması ve ilk farklar alındığında tüm değişkenlerin durağan çıkmasıdır. Westerlund ECM Panel eşbütünleşme testi sonucunda değişkenler arasında uzun dönemli bir ilişki olmadığı görülmüştür. Eşbütünleşme testinden sonra, modelin tahmini YKB, Otokorelasyon ve Değişen Varyansın varlığına karşı dirençli tahminci olan Driscoll-Kraay testi ile analiz edilmiştir. Analiz sonuçları, GSYH'nin ve ihracatın karbondioksit emisyonları üzerinde istatistiki olarak pozitif etkisi olduğunu göstermiştir. Çevresel Kuznets Eğrisi'nin test edilmesi amacıyla kullanılan GSYH2'nin katsayısı ise negatif olarak tespit edilmiştir. Elde edilen bu sonuç Çevresel Kuznets Eğrisi hipotezinin Türkiye ve gelişmekte olan ülkeler için geçerliliğini göstermektedir. Başka bir deyişle, bu ülkeler için Çevresel Kuznets Eğrisi, Ters U şeklindedir. Buna göre gelişmekte olan ülkelerde belli bir gelişmişlik düzeyine kadar GSYH artışları çevre kirliliğini artırırken söz konusu düzeyden sonra çevre kirliliğinin azalmaya başladığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Gayri Safi Yurtiçi Hasıla, Karbondioksit (CO2) Emisyonu, İhracat, Çevresel Kuznets Eğrisi, Panel Veri Analizi.
Linking green complexity to financial development: Cross country, regional and firm level analyses
Productive capabilities and its role on economic growth and development have attracted a lot of attention among researchers and policy makers since the introduction of the concept of "economic complexity index". Another dimension of economic complexity which is "green complexity", has recently gained increasing attention as climate change challenges intensify and countries around the world lay out ambitious agenda for moving towards a green economy. Building on economic complexity literature, Mealy and Teytelboym (2020) introduced a novel concept "green complexity" to measure the green capabilities of countries. Acknowledging that green economic complexity is the amount of knowledge materialized in a country's green productive structure, financial development could be an important determinant of green complexity and play a key role at enhancing competitiveness of green products in export markets. In this regard, the main motivation of this study is to analyse how financial development affects green production capabilities and green complexity at cross-country level and province level for Turkey and how financial vulnerability affects green complexity of Turkish firms. Results point out a positive impact of financial development on green complexity for developing countries as well as for Turkish provinces. A rise in financial vulnerability adversely impacts green complexity of Turkish firms. Overall, the results of the study suggest that financial development should be one of the priorities of policy makers to enhance green production capabilities of economic units. In addition, financial soundness is critical for firms to channel their resources to innovation and R&D for enhancing product sophistication.
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde enflasyonun gelir dağılımı üzerine etkisi: 1990-2017
Literatürde gelir dağılımı adaletsizliklerini doğrudan ve açık bir şekilde etkileyen pek çok faktörün olduğu diğer araştırmacıların yaptığı nicel çalışmalarla da ortaya koyulmaktadır. Fakat çalışmanın temel konusu olan enflasyonun gelir dağılımı adaletsizliği üzerindeki etkisi tartışmalı bir konu olagelmiştir. Bu nedenle bu çalışmada enflasyonun gelir dağılımı üzerine olan etkisi modele 24 gelişmiş yani üst gelir grubunda yer alan ülke ve 19 gelişmekte olan yani üst-orta ve alt-orta gelir grubunda yer alan ülke dahil edilerek analiz edilmeye çalışılmıştır. Ülkelerin çeşitli değişkenlerine ait verileri 1990 ile 2017 yılları arasındaki verilerini kapsamaktadır. Modele dahil edilen gelişmiş ülkeler arasında ABD, Almanya, Avustralya, Avusturya, Belçika, Birleşik Krallık, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İrlanda, İspanya, İsrail, İsveç, İsviçre, İtalya, Kanada, Lüksemburg, Norveç, Panama, Şile, Uruguay ve Yunanistan yer almaktadır. Modele dahil edilen gelişmekte olan ülkeler arasında ise Belarus, Bolivya, Brezilya, Dominik, Ekvador, Endonezya, Güney Afrika, Hindistan, Honduras, Kolombiya, Kosta Rika, Malezya, Meksika, Paraguay, Peru, Rusya, Tayland, Türkiye ve Ukrayna yer almaktadır. Bunlar içerisinde Bolivya, Hindistan, Honduras ve Ukrayna, Dünya Bankası sıralamalarında alt-orta gelir grubunda yer alırken, diğerleri üst-orta gelir grubunda yer almaktadır. Sonuç olarak çalışmada kullanılan panel zaman serisi analizi 24 üst gelirli ülke, 19 üst-orta ve alt-orta gelirli ülke ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın sonucuna göre gelişmiş ülke grubunda temel değişkenimiz olan enflasyonun, ayrıca kişi başı GSYH'nın, ticari açıklığın ve nihai kamu harcamalarının %95 güven aralığında anlamlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Gelişmekte olan ülke grubunda ise yine temel değişken olan enflasyon oranı, ayrıca kişi başı GSYH ve nihai kamu harcamalarının anlamlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Gelişmiş ülkelerde enflasyon oranındaki %1'lik bir artış, Gini katsayısını 0.00028 azaltmaktadır. Yani gelişmiş ülkelerde enflasyon artışı gelir eşitsizliği problemini azaltarak, olumlu bir katkı yapmaktadır. Fakat gelişmekte olan ülkelerde enflasyon oranlarındaki %1'lik bir artış Gini katsayısını 0.0000076 arttırmaktadır. Yani gelişmiş ülkelerin aksine enflasyon gelir dağılımı üzerinde bozucu bir etki yapmaktadır. Literatürde iki durumu da destekleyen çalışmalar bulunmaktadır. Gelişmiş ülkeler grubunda kişi başı GSYH'daki %1 lik bir artış, Gini katsayısını 0.0000012 azaltmaktadır. Yani kişi başı gelir arttıkça gelişmiş ülkelerde gelir dağılımı adaletsizlikleri azalmaktadır. Olumlu bir katkı yapmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde ise kişi başı GSYH'daki %1'lik bir artış Gini katsayısını 0.0000044 azaltmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde de kişi başı gelir arttıkça gelir dağılımı adaletsizlikleri azalmaktadır. Orada da kişi başı gelir artışının olumlu etkisi bulunmaktadır. Gelişmiş ülkelerde nihai kamu harcamalarındaki %1'lik bir artış Gini Katsayısını 0.05 arttırmaktadır. Yani gelir dağılımı adaletini olumsuz yönde etkilemektedir. Gelişmekte olan ülkelerde nihai kamu harcamalarındaki %1'lik bir artış Gini Katsayısını 0.020 arttırmaktadır. Her iki ülke grubunda da nihai kamu harcamalarının gelir dağılımı üzerinde olumsuz bir etki yarattığı tespit edilmiştir. Son olarak gelişmiş ülke grubunda ticari açıklıktaki %1'lik bir artış Gini katsayısını 0.00040 arttırmaktadır. Yani gelir dağılımı üzerinde olumsuz bir etki yarattığı tespit edilmiştir. Gelişmekte olan ülke grubunda ise bu değişken gelir dağılımı eşitsizliği üzerinde anlamsız bulunmuştur.
VIX korku endeksinin kırılgan beşli ülke borsa endeksleriyle ilişkisi
Borsa, yatırımcılar, tüm ekonomik birimler ve devlet yöneticileri tarafından her zaman ilgiyle takip edilen ve araştırmalara konu edilen önemli ekonomik göstergelerin başında gelmektedir. Yapılacak yatırımın getirisi ve buna bağlı riskler yatırımcıların dikkate alması gereken ana unsurlardır. Bir ülkenin borsasının riski, finansal bulaşıcılık etkisiyle başka bir ülkenin borsasını etkileyebilir. Ayrıca mevcut ekonomik durumun belirsizliği ve finansal istikrarsızlık, gelişmekte olan piyasalarda yüksek oynaklığa neden olabilir. Bu nedenle gelişmekte olan ülkelerin oynaklığı gelişmiş ülkelere göre daha yüksektir. "Korku Endeksi", yatırımcı duyarlılığının öncü göstergesi olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle günümüzdeki finansal piyasalarda yakından izlenmesi ve incelenmesi gereken bir veri olarak değerlendirilmektedir. Ulusal sınırlar uluslararası finansal serbestleşme hareketleri ile ortadan kaldırılmış ve piyasalarda bir bütünleşme sağlanmıştır. Böylelikle korku endeksinin hisse senedi piyasaları üzerindeki yan etkisi belirlenmiştir. Buna göre söz konusu yan etkinin gelişmekte olan ülkelerde daha yaygın olduğu görülmüştür. Söz konusu çalışmada, VIX Endeksi ile kırılgan beşli hisse senedi piyasası endeksleri arasındaki ilişkinin test edilmesi amaçlanmaktadır. Bu amaçla, kırılgan beşli ülkelere ait borsa endeksleri seçilmiştir. Türkiye BIST 100 Endeksi, Güney Afrika South Africa top 40, Brezilya BVSP Endeksi, Hindistan BSE_Sensex, Endonezya IDX Composite Endeksi seçilmiştir. Çalışmada, beş ülke borsa endeksine ilişkin ortak ve tam olarak ulaşılabilen 24.01.2011-30.12.2020 periyodundaki günlük veriler kullanılmıştır. Çalışma VAR modeli ile Granger Nedensellik testinin etki tepki fonksiyonları test edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, CBOE korku endeksinden kırılgan beşli ülke borsalarının tümüne doğru tek taraflı nedensellik ilişkisinin varlığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Yatırımcı Duyarlılığı, Gelişen Ülke Borsaları, VIX Endeksi, Korku Endeksi.
The impact of electronic payment systems on financial performance of small and medium-sized enterprises: A field study on a developing country
Small and medium-sized enterprises (SMEs) play a crucial role in the Somalian economy, helping to create jobs, spur innovation, and reduce poverty. Many small and medium-sized enterprises (SMEs), however, have difficulty gaining access to conventional banking and other forms of formal financial services. Somalia's reliance on cash-based transactions limits the country's economic potential, slows the country's development, and puts small and medium-sized enterprises at danger. These problems might be solved and the financial landscape for SMEs completely revamped with the adoption of electronic payment systems. After collecting information from participants, we used SPSS V25.0 to analyze the results. Both descriptive and inferential methods will be used in the study. The mean, standard deviation, frequencies, and histograms are all common descriptive analyses. The purpose of inferential analysis in statistics is to form inferences about the connections between variables. Multiple regression analysis will be used to establish a causal relationship between a dependent variable and its explanatory variables. The results of the study indicates that there is significant relationship between electron payment and financial performance. In sum, the adoption of Electronic Payment System has had a profound effect on the economic health of Somalia's SMEs. Small and medium-sized enterprises (SMEs) who adopt electronic payment systems see improvements in cash flow management, market penetration, customer satisfaction, and bottom line profitability. However, maximizing the promise of electronic payment systems for SMEs in Somalia requires solving the constraints of infrastructure, connectivity, and awareness. The implementation of electronic payment systems has the potential to boost Somalia's economy as a whole by bolstering the growth and development of small and medium-sized businesses.
The impact of crude oil production on economic growth of developing economies: A case study of Nigeria
The economic development of a country depends majorly on the natural resources owned by such country in most cases. However, given that the development of resources contributed to the industrial revolution in the 19th century, there is a great deal of interest in understanding how resource extraction influences economic progress. Both positive and negative pathways via which natural resource development might affect economic growth have been discovered by empirical research on this topic. Despite several findings on natural resource development and economic growth, the subject has remained inconclusive and hugely debatable. The effect of Dutch disease in Nigeria is being debated in different literatures but none of the research tries to use a system of equations analysis in determining its effects in Nigeria. As a result, the main requirement of this research study is to investigate the effect of the Dutch disease as empirically identified in this chapter on the relationship that exists between crude oil production and economic growth in Nigeria while taking into consideration other contributing variables. This research employs an ex-post facto design, utilizing time series data for the periods under investigation to acquire historical document data. The year of data coverage span from 1981 to 2021 totalling a period of 41 years. The major result provided from this analysis is that there is a positive significant impact of crude oil production on Nigeria economic growth measured with GDP per capita. The positive relationship between crude oil production and economic growth suggests that the oil sector plays a crucial role in driving overall economic performance, as measured by GDP per capita, indicating the presence of Dutch disease. Nigeria can navigate the complexities of the Dutch Disease effect, foster sustainable economic growth, and reduce its dependence on the oil sector while promoting a diversified and resilient economy.
Araştırma ve geliştirme harcamalarının ekonomik büyümeye etkisi: OECD ülkeleri için ampirik bir analiz
Günümüzde araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) harcamaları hem devlet hem de özel sektör için daha fazla önem kazanmıştır. Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkan teknolojik gelişmelerin ekonomik performansı ve refah seviyesini yükselttiği son yıllarda yapılan çalışmalarda öne sürülmektedir. Bu çalışmada 37 OECD ülkesinin 2001-2019 yılları arasındaki verileri kullanılarak Ar-Ge harcamalarının ekonomik performans göstergelerinden kişi başına düşen milli gelir üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Çalışma; Ar-Ge harcamalarının gayri safi yurt içi hasıla içerisindeki payının yanı sıra milyon kişi başına düşen araştırmacı sayıları ve patent başvuru sayılarının ana bağımsız değişken olarak ayrıca ele alınması, brüt sabit sermaye yatırımı oranı ile toplam ihracat içindeki bilgi ve iletişim teknolojileri ihracatı oranının kontrol değişkenleri olarak dikkate alınması ve güncel veri setinin kullanılması bakımından önceki çalışmalardan farklılaşmaktadır. Çalışmanın öncül çalışmalardan farklılaşan bir diğer yönü ise; OECD ülkelerinin tamamının incelenmesine ek olarak ülkelerin; gelişmişlik düzeylerine göre ayrıştırılıp alt örneklemlerin ayrıca analiz edilmesidir. Analiz sonucunda Ar-Ge harcamalarının ekonomik performansı pozitif yönde etkilediği sonucuna ulaşılmış olup, 37 OECD ülkesi için yapılan analizde araştırma ve geliştirme harcamalarındaki %1 birimlik artışın kişi başı geliri %0,94 oranında artırdığı, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için ayrım yapıldığı zaman ise sırasıyla %0,84 ve %0,30 oranında kişi başı geliri pozitif yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Farklı ülke gruplarına ait katsayı tahminlerinin niceliksel olarak farklılık göstermesi, ülkelerin ayrıştırılarak analiz edilmesini destekler niteliktedir.
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki kitlesel fonlamanın karşılaştırılması üzerine bir inceleme
Yeni kurulan işletmelere ve girişimcilere fon sağlamak üzere, özellikle girişimci bireyler veya küçük işletmeler tarafından kullanılan ve alternatif bir finansman yöntemi olan kitlesel fonlama 'crowdfunding', bireylerin dağıtılmış bir ağ ile kurumsal aktivitelerini geliştirmek için fikir, geri bildirim ve çözüm elde etmenin bir yolu olarak tanımlanmaktadır. Son yıllarda özellikle Amerika ve Avrupa'da, dikkat çekici ve popüler bir alternatif finansman kanalı olarak karşımıza çıkan kitle fonlaması, ülkemizde henüz yeni yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu çalışma da, öncelikle, var olan literatür ışığında kitlesel fonlama kavramı, gelişimi, dünyadaki kullanım örnekleri ve kitlesel fonlama platformlarına ilişkin bilgiler sentezlenmiştir. Çalışmanı esas amacı, kitlesel fonlamanın başarısına etki eden faktörlerin araştırılmasıdır. Bu kapsamda, kitlesel fonlama (ödül temelli kitlesel fonlama) fon çağrısı yapan, başarılı ve başarısız projeler incelenmiş ve bu projelerin başarı ve başarısızlıklarına etki eden faktörler sinyal teorisi ve sosyal ağ teorisi çerçevesinde araştırılmıştır. Araştırmaya konu olan verilere, Türkiye ve Amerika'daki kitlesel fonlama platformları üzerinden (kickstarter, fongogo, arikovani, crowdfon) erişilerek, en çok tercih edilen ve populer iki sektör (film ve teknoloji) ve iki ülkeden, başarılı ve başarısız proje örnekleri incelenmiştir. Belirtilen kitlesel fonlama platformları üzerinden, projeye ilişkin (projeye ait web sayfası, proje açıklaması karakter uzunluğu, proje videosu, video süresi), fonlamaya ilişkin (ödül sayısı, fonlama süresi, hedeflenen fon miktarı, fon elde etme süreleri, maksimum ve minimum yatırım tutarı) ve proje sahibine ilişkin (cinsiyet, eğitim, yaş, deneyim, proje sahibi sosyal ağ-Instagram/Twitter/Linkedin durumu) olmak üzere üç türde veri elde edilmiştir. 60 başarılı ve 60 başarısız proje örneklerine ilişkin veriler, lojistik regresyon analizlerine tabi tutulmuştur. Araştırma sonuçları, ülke ve sektör bazında farklılıklar gösterse de, tüm verilerin yer aldığı lojistik regresyon analizi modellerinde, projelerin başarısına anlamlı şekilde etki eden faktörler, proje açıklama uzunluğu karakter sayısı, fonlama süresi, ödül maksimum ve minimum yatırım tutarları, ödül sayısı, proje sahibi hakkında bilgi olup olmaması, proje sayfasında video olup olmaması, proje sahibinin harici web sayfasına sahip olma, ile proje sahibinin Instagram, Twitter veya Linkedin hesaplarından birine sahip olma olarak sıralanmıştır. Çalışma, kitlesel fonlama kullanarak kendine kaynak yaratmaya çalışan projelerin başarı faktörlerini ampirik olarak inceleyen, ve olası başarı/başarısızlığa yol açan faktörleri gelişmiş ve gelişmekte olan iki ülke kapsamında irdeleyen bir çalışma olması bakımından öncülük ederek literatüre katkı sağlamaktadır.