Questionnaires
295 theses under this subject heading
Aile hekimliği polikliniğine başvuran bireylerde bel ağrısı sıklığı, etkileyen faktörler ve bel ağrısının revizeoswestry bel ağrısı engellilik anketi ile değerlendirilmesi
Ağrı, gerçek veya potansiyel doku hasarını işaret eden, vücudun herhangi bir yerinde başlayabilen, karmaşık bir multidisipliner deneyimdir. Ağrı; kişisel yaşantılarına, duygusal durumlarına ve çevresel etkilerine göre şekillenir. DSÖ, bel ağrısının , her yaş grubunda görülen ve tıbbi hizmetlere başvuruyu gerektiren yaygın bir hastalık olduğunu belirtmiştir. Gelişmiş ülkelerde yapılan çalışmalara bakıldığında YBBA prevalansının %59-80 arasında değiştiği görülmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde yaşam boyu bel ağrısı sıklığı %70 'in üzerindedir. Çalışmamızda Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran erişkinlerde bel ağrısı prevalansı ve olası katkıda bulunan faktörler araştırıldı. Katılımcılara hazırlanan anketin yanı sıra ODİ skalası uygulandı. Çalışmamıza 01.05.2022-01.10.2022 tarihleri arasında polikliniğe herhangi bir neden ile başvuran 18-65 yaş aralığındaki 108'i erkek, 191'i kadın toplam 299 kişi katılmıştır. Çalışmamız da YBBA prevalansı %78,6 (n=235) olarak bulundu. Yaşamı boyunca bir veya daha fazla BA şikayeti olanların yaş ortalaması 38,57±11,54 idi. YBBA prevalansı; kadınlarda %84,8 (n=162), erkeklerde %67,6 (n=73) olarak bulunmuştur. Çalışmamıza katılanların VAS ağrı skalası ort. puanı 2,93±2,77 olarak bulunmuştur. VAS ağrı skalası ile meslek grupları kıyaslandığında hastane personeli ve hemşire/ebe grubunun ağrı skalası puanı diğer mesleklere göre daha yüksek bulunmuştur. Kadın cinsiyette ODİ skoru ortalaması 23,09±16,91 iken, erkeklerde 17,3±15,61'dir. ODİ skoru toplam puanı ile VKİ değerleri arasında pozitif yönlü istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Bireyi ve toplumu hem psiko-sosyal hem de maddi açıdan kötü etkileyen BA tedavisinde, risk faktörlerini belirlemek. BA oluşmadan yada akut olan BA kronikleşmeden risk faktörlerine yönelik gerekli koruyucu önlemleri almak. Mevcut riskler konusunda bireyleri bilgilendirmek ile bel ağrısı sıklığının önemli ölçüde azaltılabileceğini düşünmekteyiz.
Kronik böbrek hastalığı tanılı bireylerde sarkopeninin değerlendirilmesi: Kas kitlesi, fiziksel performans ölçümleri ve inflamasyon belirteçleri arasındaki ilişki
Çalışmamız, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Nefroloji polikliniğine başvuran hastaların SPPB, TUGT, HANDGRIP, BIA gibi analizler ve SarQol anketi aracılığıyla sarkopeni açısından durumlarının tespiti ayrıca sosyodemografik özellikleri, laboratuvar değerleriyle bu hastalardaki sarkopeni sıklığını, PCO serum düzeyleri ile sarkopeni ilişkisini taramayı amaçlamıştır. Çalışmaya 126 hasta alınmış; bu hastalara gönüllü bilgilendirilmiş rıza formu ile ilgili bilgilendirme yapılmıştır. Hastaların hastane sistemi üzerinden kan ve idrar tetkikleri incelenip, anket ve ölçüm sonuçları ile beraber istatistiksel analizi yapılmıştır. Çalışmamızda KBH tanılı hasta grubunda kontrol grubuna kıyasla sarkopeni sıklığının arttığı ve KBH evresi ilerledikçe sarkopeni testlerinin istatistiksel anlamlı düzeyde bozulduğu gözlenmiştir. Yaş, cinsiyet, ek hastalık (HT, DM, KAH, HL), VKI, diüretik kullanımı durumları ile sarkopeni sıklığı arasında anlamlı ilişki saptanmış olup alkol kullanımı çalışmamızda negatif yönde korelasyon göstermiştir. Sarkopenik saptanan hastalarda analizde kullanılan SPPB, TUGT, HANDGRIP, SMMI analizleri güçlü pozitif korelasyon göstermiştir. Kullanılan SarQol anketinin toplam skoru sağlıklı kontrol grubunda hem sarkopenik hem de nonsarkopenik KBH grubundan daha yüksek bulunmuştur. Laboratuvar tetkikleri açısından sarkopenik grupta albümin, HGB, D vitamini değerleri kontrol ve nonsarkopenik KBH grubuna göre düşük saptanırken; K, fosfor, PTH daha yüksek değerlerde bulunmuştur. Yine çalışmamız KBH varlığının etkileri yönünden değerlendirildiğinde SPPB, TUGT, HANDGRIP, SarQol değerleri açısından anlamlı bulunmuştur. Protein carbonyl düzeyi ile yaş ve NLO pozitif yönde, lenfosit sayısı negatif yönde korelasyon göstermiştir. Sonuç olarak; sarkopeni oksidatif strese ikincil KBH hasta grubunda sıklığı artan önemli bir önlenebilir sağlık sorunu olup hastalar sarkopeni açısından değerlendirilmelidir. Öngörmede oksidatif stres biyobelirteçlerinden yararlanılabilmekte ve tedavide bu yolaktan yola çıkılarak stratejiler oluşturulabilmektedir.
Karayollarında çalışanların iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları konusunda farkındalık düzeylerinin belirlenmesi: Diyarbakır örneği
Bu çalışma karayollarında çalışanların iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları konusunda farkındalık düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada veri toplama tekniği olarak anket yöntemi kullanılmış olup çalışmanın örneklemi Diyarbakır ilinde Karayolları'nda çalışan 248 kişiden oluşmaktadır. Çalışmada kullanılan anket soruları keşfedici faktör analizi, frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, t-testi, tek yönlü varyans analizi (Anova), korelasyon gibi testler kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışma 23 soru, 4 faktörde incelenmiştir. Çalışmada ortaya çıkan faktörler yönetime bağlılık, yazgıcılık, eğitim ve bilgilendirilme, güvenlik ve kendini güvende hissetmedir. Bu faktörler, eğitim durumu, meslekte geçen süre, işten memnuniyet düzeyi gibi çeşitli değişkenler bağlamında analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda yönetime bağlılık faktörü ile yazgıcılık, eğitim ve bilgilendirilme, güvenlik ve kendini güvende hissetme arasında pozitif yönlü korelasyon ilişkisi olduğu ortaya çıkmıştır. Mesleki deneyim ile yazgıcılık arasında negatif yönlü korelasyon ilişkisi olduğu ortaya çıkmıştır. Çalışmış olduğu iş yerinden memnun olanların aynı zamanda yönetime bağlılıkları, eğitim ve bilgilendirilme, güvenlik ve kendini güvende hissetme düzeylerinin de yüksek olduğu bulgusu ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte çalışma hayatında iş kazasına uğrayanlar, eğitim, bilgilendirilme, güvenlik konularında eksiklikten kaynaklandığını belirtmişlerdir.
Diyarbakır ili bitki koruma ürün bayilerinin yabancı ot mücadelesine yaklaşımları
Bitki Koruma Ürün bayileri kimyasal ilaçların satımında, önerilmesinde önemli bir konumda bulunmaktadırlar. Yabancı otlarla mücadelede başarılı olmak için doğru bir başlangıç ve strateji geliştirmek her şeyden önce önemlidir. Bu çalışma Diyarbakır ilindeki BKÜ bayilerinin yabancı ot sorununa yaklaşımlarını, donanımlarını, deneyimlerini ve bilgi durumlarını belirlemek amacıyla 36 bayiye yönlendirilen 40 soruluk anket çalışması şeklinde yapılmıştır. Çalışma sonucunda bölgede en çok yabancı ot şikâyeti alındığı saptanmıştır. Katılımcılar yabancı ot teşhisini (%41,7) oranında tarla ziyareti yaparak ve en çok tarla alanlarında sorun olduğu, sorun olan yabancı otların hem dar hem de geniş yapraklı olduğu belirlenmiştir. Dayanıklılığın problem olduğu, buğday alanlarında yabancı ot problemi yaşandığı ve en önemli yabancı ot türünün yabani yulaf (Avena fatua L.) olduğu tespit edilmiştir. Kontakt herbisit grubunda satışın fazla olduğu, fiyat faktörünün öne çıkıldığı ve en fazla B grubu herbisit satışının olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların herbisitlerin yabancı otları ekonomik zarar eşiği altında tuttuğunu, herbisit etkinliğini sınırlandıran etmenin (%66,7) oranında uygulama zamanının yanlışlığı şeklinde vurgulanmıştır. Yabancı ot mücadelesinde herbisit kullanımının %80- %100 aralığında olduğu ve istenilen başarının elde edilememesinin asıl nedeninin uygun zamanda mücadelenin yapılmayışı olduğu belirlenmiştir. BKÜ bayilerinin iyi denetlendiği, yabancı otlar ilgili çözemedikleri sorunlar ile diğer bayilere danışıldığı belirlenmiştir. Reçete ve barkod siteminden memnun kalındığını ve en çok yerel firmaların ilaçlarının satışının gerçekleştiği belirlenmiştir. Yapılan bu çalışmayla BKÜ bayilerinin yabancı otlar hakkında bilgi ve birikimlerinin henüz tam yeterli düzeyde olmadığı, herbisitler ile ilgili bilgi düzeylerini arttırmak için gerekli eğitimlerin sık sık düzenlenmesi gerektiği böylece yabancı ot mücadelesinde gereksiz ilaç kullanımının önüne geçilerek dayanıklılık ve kimyasal kirliliğinin önüne geçilmiş olunacaktır.
COVID-19 pandemisinde farklı branş hekimlerinin kardiyopulmoner resüsitasyona yaklaşımlarının değerlendirilmesi
Amaç: COVID-19 tanısı veya şüphesi olan hastadaki kardiyopulmoner resüsitasyonda, aerosol üreten işlemler için bulaşı azaltmak üzere öneriler içeren kılavuzlar hazırlanmıştır. Çalışmamız bir anket çalışması olup, COVID-19 pandemi sürecinde aktif görev yapıp, KPR uygulamış olan hekimlerin bu önerilere uyum oranlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamıza COVID-19 pandemisinde aktif görev yapmış mavi kod hekimleri ile ameliyathane, servis ve yoğun bakım ünitelerinde görev alıp KPR uygulamış olan hekimler dahil edilmiştir. COVID-19 tanısı veya şüphesi olan hastalarda KPR uygulaması ile ilgili olarak güncellenen kılavuzlardaki öneriler dikkate alınarak bir anket formu hazırlanmıştır. Bu form, 1 Şubat 2021 ve 31 Aralık 2021 tarihleri arasında katılımcılara çevirim içi olarak, branş dernekleri aracılığıyla ulaştırılmıştır. Katılımcılar, Anesteziyoloji ve Reanimasyon, Acil Tıp ve İç Hastalıkları branşlarının ayrıca karşılaştırılması için 3 ayrı branş ve diğer branşlar olmak üzere gruplandırılmıştır. Kişisel koruyucu ekipman (KKE) kullanımı açısından yapılan değerlendirmelerde, tüm önlemler ayrı ayrı ele alındığı gibi, kılavuzlarda aerosol üreten işlemlerde giyilmesi gereken minimum KKE'ler (eldiven, uzun kollu önlük, N95/N99 maske, yüz/göz koruyucu) 'majör koruyucu önlemler' olarak gruplanmış ve ayrıca değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza 489 kişi katılmıştır. KKE kullanmaksızın KPR uygulama oranı %34.8 bulunmuş olup, oranın Acil Tıp branşında en yüksek olduğu (%61.4) izlenmiştir (p<0.001). Bununla birlikte, >10 kez KPR uygulamış olanlarda KKE giymeme oranının daha yüksek olduğu (p=0.016) görülmekle birlikte, FFP3 N99 maske ve bone kullanımının yine bu grupta daha yüksek olduğu (p=0.026 ve p=0.012) görülmüştür. Majör koruyucu önlemlere uyma oranının ise %44.9 olduğu, tüm branşlarda benzer olmak üzere %50'nin altında kaldığı izlenmiştir. KKE kullanımının göğüs kompresyonlarını zorlaştırdığı tüm branşlarda yüksek oranda bildirilirken, bu zorluğu tanımlayan kişi sayısının Acil Tıp branşında, Anesteziyoloji ve Reanimasyon branşına göre anlamlı şekilde daha az olduğu izlenmiştir (0.016). COVID-19 sürecindeki KPR uygulamalarına yönelik eğitim almış olma oranı %47.4 olduğu ve bu eğitimin en fazla 'meslek derneklerinin dokümanları' ile alındığı (%56.5) gözlenmiştir. Sonuç: COVID-19 tanısı veya şüphesi olan hastalarda KPR uygulamasında bulaşı azaltmak üzere yapılan önerilere uyum oranının %50'nin altında kaldığı gözlenmiştir. Katılımcıların aldıkları eğitimi, çoğunlukla 'meslek derneklerinin dokümanlarını' kullanarak gönüllülük esasına bağlı aldıkları gözlenmiştir. Güncellenen önerilerin hayata geçirilebilmesinde etkinliği en yüksek olan yüz-yüze eğitimin pandemi sürecinde kısıtlanması ve eğitimlerin sıklıkla gönüllülük esasına bırakılmış olmasının uyumu olumsuz yönde etkilemiş olabileceği sonucuna varılmıştır.
Mandibuler retrüzyon ile birlikte obstrüktif uyku apne sendromu olan çocuklarda mandibuler ilerletme tedavisinin retrospektif değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı, mandibuler retrüzyona sahip 9-14 yaş aralığındaki çocuklarda mandibuler ilerletme tedavisi öncesi (T0) ve sonrasında (T1) alınan sefalometrik radyograf, polisomnografik uyku testi ve pediatrik uyku anketi verilerinin değişimlerini incelemek ve dentofasiyal değişimlerle pediatrik obstrüktif uyku apne sendromu (POSAS) değişiminin ilişkisini değerlendirmektir.Çalışmaya ortalama yaşları 11,21±1,62 yıl olan 16 çocuk hasta (6 kadın, 10 erkek) dahil edildi. Bionatör apareyi uygulanan hastaların arşiv kayıtlarındaki fonksiyonel tedavi öncesi (T0) ve sonrasında (T1) alınan lateral sefalometrik film, polisomnografi ve Pediatrik Uyku Anketi verileri üzerinde dental, iskeletsel, havayolu ve uyku testi değerlendirmeleri yapıldı.T0 ve T1 karşılaştırmaları yapılırken normal dağılan değişkenler için, "İki Eş Arasındaki Farkın Anlamlılık Testi"; normal dağılmayan değişkenler için parametrik olmayan "Wilcoxon Testi" kullanıldı.Mandibuler ilerletme tedavisi sonrasında, SNB açısı ortalama 2,01° ± 0,81° arttı ve ANB açısı 2,08° ± 1,0° azaldı (p<0,001).Maksilla ve mandibulanın üst yüz ve alt yüz, total yüz ve arka yüz yüksekliklerinde ortalama 2 mm artış gözlendi.Dişsel değişkenlerde, protrüziv üst keserlerin eğimlerinin azalarak normal eğime geldikleri ve alt keser eğimlerinin attığı gözlendi.Havayolu ölçümlerinde, alt havayolu boyutunda 1,7 mm (min. 0,1 – maks. 5,7) (p<0,05) artış gözlendi, hyoid kemik ortalama 2 mm yukarıya ve 1 mm ileriye hareket etti. Polisomnografik değişimler incelendiğinde AHİ değerinde 1,2/sa (min. 3,6 - maks. 15,5) ve supin AHİ değerinde 1/sa (min. 4 - maks. 26,1) anlamlı azalma gözlendi (p<0,05). Pediatrik uyku anketi risk skoru ortalama 0,11 ± 0,11 değerinde anlamlı azaldı (p<0,05).Ortalama 4 mm mandibüler retrüzyonu olan ve fonksiyonel apareyle ortalama 4 mm mandibuler ilerletme tedavisi yapılan çocuklarda tedavi sonu 8 hastada AHİ skorunda %50'den fazla azalma, 7 hastada Supin AHİ skorunda %50'den fazla azalma gözlendi. Hastaların sübjektif OSA semptomları belirgin şekilde azaldı.
İnme sonrası mobiliteyi değerlendiren ABILOCO anketinin türkçe versiyonu, geçerlik ve güvenilirliğinin araştırılması
İnme Sonrası Mobiliteyi Değerlendiren ABILOCO Anketinin Türkçe Versiyonu, Geçerlik Ve Güvenilirliğinin Araştırılması, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Programı Doktora Tezi, Ankara 2023. Bu çalışmanın amacı, ülkemizde yaşayan bireyler için inmeli hastalarda mobiliteyi değerlendirmek amacıyla kullanılan ABILOCO anketinin Türkçe diline çevrilmesi, geçerliği ve güvenirliğinin araştırılmasıdır. Çalışmaya en az 10 metre yürüyebilen ve bilişsel bozukluğu olmayan 18 yaş üzeri 140 birey dahil edildi. ABILOCO anketi literatürde tavsiye edilen basamaklar izlenerek Türkçe diline çevrildi. Anketin dil uyumu (1,00) ve kapsam geçerliği (0,97) Polit ve Beck Geçerlik İndeksi hesaplanarak incelendi mükemmel uyum sağladığı gösterildi. 30 kişi ile gerçekleştirilen pilot çalışma sonucunda ABILOCO anketinin Türkçe versiyonunda anlaşılabilirliğini artırmak için 4. maddeye "2 ayağı yanyana getirmeden" ifadesi, 7. maddeye de "kısmi felç" ifadesi ek bilgi olarak eklendi. Anket maddelerinin dikotom yanıtlandığı formu 100 katılımcının cevapları ile değerlendirilirken, maddelerin 3'lü likert skala ile yanıtlanan formu bu 100 kişinin de içinde bulunduğu toplam 140 katılımcının cevapları ile değerlendirildi. Anketin psikometrik özelliklerinin incelenmesi amacıyla dikotom yanıtlanan veriler için Rasch analizi, 3'lü likert skala ile yanıtlanan veriler için ise faktör analizi yöntemi kullanıldı. Rasch analizi yönteminde 3 madde analize dahil edilmedi, 10 maddenin dahil edildiği analiz sonuçları anketin değişmez, tek boyutlu, doğrusal ve yerel bağımsızlık özelliklerine sahip olduğunu gösterdi. Faktör analizi yöntemi ile anketin tek faktör çözümlemesi yapıldı ve tek faktör toplam varyansın % 66,567'sini açıkladı. ABILOCO-Türkçe'nin güvenirliğini test etmek için dikotom verilerde Kuder-Richardson-20 (KR-20) değeri 0.86, likert verilerde ise Cronbach α değeri 0,96 olarak hesaplandı. 3'lü likert yanıtlardan elde edilen veriler incelendiğinde madde-toplam puan korelasyonları 0,464 ile 0,899 arasında bulundu. Dikotom ve likert verilerde sırasıyla test-tekrar test güvenilirliği için sınıf içi korelasyon katsayısı (ICC) 0,977 ve 0,989 olarak hesaplandı. ABILOCO-Türkçe sonuçları Süreli Kalk ve Yürü Testi (dikotom veriler (r:-0,880, p<0,001); likert veriler (r:-0,830, p<0,001)) ve Berg Denge Ölçeği (dikotom veriler (r:-0,879, p<0,001); likert veriler (r: 0,919, p<0,001)) ile yüksek korelasyon gösterdi. Sonuçlar ABILOCO anketinin her iki formunun da Türk toplumunda, inme geçirmiş bireylerin mobilite düzeylerini sorgulamak amacıyla kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğunu desteklemektedir.
COVID 19 salgını süresinde okul öncesi çocukların ekran süresinin değişiminde ebeveyn tutumlarının rolünün çevrim içi anket ile değerlendirilmesi
COVID-19 ile ilişkili kamu riskini en aza indirmek için başlatılan karantina süreci ile pek çok kişi gibi çocukların da evde geçirdikleri sürenin artması onların ekran süresini etkileyebilir. Bu çalışmada, okul öncesi dönem çocuklarının ekran başında geçirdikleri sürenin hem ebeveyn-çocuk özelliklerine hem de ebeveyn tutumlarına göre değişimi arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlandı. Kartopu örneklemesi yöntemi ile kesitsel çevirim içi yapılan çalışmada; çalışma ile ilgili anket soruları ve Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ), okur-yazar olan ve 2-6 yaş grubu çocuğa sahip 403 gönüllü anne tarafından dolduruldu. Çocukların ortalama ± SD yaşı 4,3 (± 1,2) yıl ve %51,6'sı erkekti, %54,6'sı pandemi döneminde gün içinde ebeveynleri tarafından bakım alıyordu. Annelerin doğum anındaki yaş ortalaması (± SS) 30 (± 4,3) yıl olup, %64,3'ü çalışmaktaydı. Ebeveynlerin dörtte üçünün eğitim düzeyi 12 yıl ve üzerindeydi. Annelerin %26,1'i pandemi döneminde çocuğunun ekran süresinde herhangi bir değişiklik olmadığını, %70'i çocuğun ekran süresinin arttığını ve %4'ü ise çocuğun ekran süresinde azalma olduğunu belirtti. Pandemi döneminde ekran süresindeki değişim ile çocuk özelliklerinin ilişkisi incelendiğinde; çocuğun daha büyük yaşta (≥ 4 yaş vs <4 yaş) olmasının ve pandemiden önce daha fazla ekran süresine sahip olmasının pandemi döneminde artmış ekran süresi açısından daha yüksek risk yaratırken, pandemi döneminde gün içinde ebeveyn bakımında olmasının kreş bakımı ve büyükanne/büyükbaba bakımında olmasına göre artmış ekran süresi açsından daha az risk yarattığı bulundu. Pandemi döneminde ekran süresi değişimine göre ebeveyn tutum ölçeği alt puanları karşılaştırıldığında; ekran süresi artan gruptaki annelerin otoriter ebeveyn puanının yüksek, aşırı koruyucu ebeveyn tutum puanının düşük olduğu görüldü. Okul öncesi çocukların ekran başında geçirdikleri sürenin, çocukların erken yaşlarından itibaren ebeveynlerinin tutumlarıyla ilişkili olduğu görüldü.
Çocukluk çağı kanserlerinde egzersiz müdahalelerinin bileşenleri ve ilkeleri: Delphi anketi
Bu çalışmanın amacı, çocukluk çağı kanserlerinde egzersiz müdahalelerinin planlanması ve yönetilmesine ilişkin bir rehber oluşturmaktır. Çalışmaya Türkiye Fizyoterapistler Derneği Onkolojik Rehabilitasyon ve Palyatif Bakım çalışma grubunda bulunan bu alanda en az 5 yıl deneyime sahip uzmanlar dahil edildi. Çalışmaya 14 uzman davet edildi ve 10 uzman çalışmaya katılmayı kabul etti. Üçüncü tur ise 9 uzman ile tamamlandı. Çalışmaya katılan uzmanların alanda çalışma süreleri ortalama değeri 9,2 2,61 yıldı. Katılımcıların %80'i kadın cinsiyette ve akademisyendi. Sorun çözümü için uzman kişilerin birbirinden etkilenmeden fikir birliğine varmasını sağlayan Delphi yöntemi kullanıldı. Bu yöntem, çalışmamızda 3 tur halinde uygulandı. Delphi tekniğinin ilk turunda fikir birliğine varılmamış konular tespit edilerek oluşturulmuş 6 açık uçlu soru uzmanlara çevrimiçi form aracılığıyla gönderildi. Alınan cevaplar doğrultusunda 7 başlık altında 101 soru oluşturulup katılımcılara yedili likert ölçeği kullanarak ikinci ve üçüncü turlarda yeniden soruldu. Araştırmanın ikinci turunda 101 maddenin 88'inde ortalama değer 5 ve üzerindeydi. 3.turda anket maddeleri medyan değerleri eklenerek katılımcıların maddeleri tekrar değerlendirmesi istendi. Üçüncü turun sonunda 82 maddenin ortalama değeri 5 ve üzerinde olarak kaydedildi. Bu doğrultuda üçüncü tur sonucunda 101 maddenin tamamının rehberde bulunması yönünde fikir birliğine varıldı. Çalışmanın sonucunda, çocukluk çağı kanserlerinde egzersiz müdahalelerinin içeriği, amaçları, ilkeleri, çocuğun hastanede kalış süreci ve taburculuk sürecinin tedaviye etkileri konularından oluşan bir rehber geliştirildi. Fizyoterapistlerin bu alanda daha çok çalışma yaparak fizyoterapi açısından bu çalışma ile elde edilen içeriği karşılayacak şekilde geniş çaplı ölçekler ile tedavi protokollerini geliştirmelerine ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Anket, çocuk, egzersiz, neoplazma
Fibromiyalji sendromu olan kadınlarda aktivite yönetiminin etkilerinin incelenmesi: Randomize kontrollü çalışma
Bu çalışma, fibromiyalji sendromu (FMS) olan kadınlarda aktivite yönetiminin semptom, aktivite paternleri, okupasyonel performans, anksiyete, depresyon, okupasyonel denge ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini incelemek amacıyla planlanmıştır. Çalışmaya FMS tanılı 31 kadın dahil edilmiştir. Katılımcılar randomize şekilde müdahale (n=15) ve kontrol (n=16) grubu olarak gruplara ayrılmıştır. Müdahale grubuna 4 hafta boyunca haftada 2 defa çevrimiçi aktivite yönetimi eğitimi uygulanmıştır. Her bir katılımcı için fiziksel ve sosyodemografik özellikler kaydedilerek, Revize Edilmiş Fibromiyalji Etki Anketi, Ağrı-Aktivite Paternleri Ölçeği, Kanada Okupasyonel Performans Ölçeği, Hastane Anksiyete Depresyon Skalası, Okupasyonel Denge Anketi ve Nottingham Sağlık Profili başlangıç ve bitiş olmak üzere iki kez uygulanmış ve sonuçlar karşılaştırılmıştır. Müdahale grubunda semptom (p=0,002), okupasyonel performans (p=0,001), memnuniyet (p=0,001), anksiyete (p=0,025), yaşam kalitesinin ağrı (p=0,007) ve emosyonel reaksiyon (p=0,026) parametlerinde anlamlı fark bulunmuş ve etkilenen aktivite paternlerinin (p=0,012) düzenlendiği görülmüştür. Kontrol grubunda ise yaşam kalitesinin sosyal izolasyon (p=0,028) bulgusunda değişim bildirilirken diğer parametrelerde fark bulunmamıştır. İki grubun son değerlendirmeleri karşılaştırıldığında semptom (p=0,004), okupasyonel memnuniyet (p=0,001) ve yaşam kalitesinin ağrı (p=0,003) parametresinde iyileşme bildirilmiştir. Bu bulgular doğrultusunda, aktivite yönetimi eğitiminin FMS'de ana bulgu olan ağrı parametresinde etkili olduğu görülmüştür. Ağrının yönetiminde bu yaklaşımın kullanılmasının tercih edilebilir bir yöntem olduğu düşünülmektedir fakat FMS gibi kompleks durumlarda farklı tedaviler ile kombinasyon sonuçlarının, aynı zamanda yüz yüze uygulamanın etkinliğinin incelenmesine ve uzun süreli takibi içeren ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Sporcuların besin seçimlerinin beden imajı ve yeme davranışına göre değerlendirilmesi
Sporcular özel beslenme gereksinmeleri olan tüketici grubu şeklinde tanımlanmaktadır. Bu çalışmanın amacı; cinsiyete göre sporcuların besin seçimi davranışlarındaki farklılıkları, beden imajı takıntısı ve/veya bozulmuş yeme davranışı olan sporcuların besin seçiminde dikkat ettikleri faktörleri belirlemektir. Çalışmaya yaşları 16-25 yıl arasında değişen, 98 kadın ve 126 erkek olmak üzere toplamda 224 profesyonel sporcu katılmıştır. Çalışmada farklı spor branşlarından sporcular yer almaktadır. Sporcuların %48,7'si sıklet sporcularından ve %51,3'ü diğer spor branşlarında yarışan sporculardan oluşmaktadır. Sporcuların genel özellikleri, beslenme alışkanlıkları, yeme davranışları, beden algıları ve besin seçimi davranışları yüz yüze uygulanan anket yardımıyla öğrenilmiştir. Sporcuların yeme davranışları "Yeme Tutum Testi (EAT-40)", beden imajları "Beden Şekli Anketi (BSQ)" ve besin seçimi davranışları "Besin Seçim Anketi (FCQ)" ile değerlendirilmiştir. Sporcuların besin seçiminde dikkat ettikleri faktörlerin başında; sağlık, vücut ağırlığı kontrolü ve duyusal özellikler gelmektedir. Kadın sporcular besin seçiminde en çok sağlık ve vücut ağırlığı kontrolüne dikkat ederken, erkek sporcular en çok duyusal özellik ve sağlık faktörüne dikkat etmektedir. Sporcuların yaş gruplarına göre, besin seçim kararında bulunurken dikkat ettikleri faktörler arasında anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür (p>0,05). Sıklet sporcularının besin seçiminde dikkat ettikleri faktörlerin başındaysa sağlık, vücut ağırlığı kontrolü ve duyusal özellikler gelmektedir. Sporcular arasında bozulmuş yeme davranışı ve beden imajı bozukluğu görülme sıklığına bakıldığındaysa; kadın sporcular arasında bozulmuş yeme davranışı ve beden imajı bozukluğu görülme sıklığı, erkek sporculara göre yüksek çıkmıştır (p<0,05). Beden imajı takıntısı ve/veya bozulmuş yeme davranışı olan sporcular besin seçerken vücut ağırlığı kontrolü faktörüne daha fazla dikkat etmektedirler. Türk sporcularının besin seçiminde dikkat ettikleri faktörlerin daha iyi anlaşılabilmesi için farklı spor branşlarındaki sporcularla da araştırma yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Besin seçimi, yeme davranışı, beden imajı.
Alt ekstremite protez kullanıcıları mobilite anketinin geçerlik güvenirliği
ÖZET Yosmaoğlu S. Alt Ekstremite Protez Kullanıcıları Mobilite Anketinin Geçerlik ve Güvenirliği, Hacettepe Üniversitesi Sağlık bilimleri Enstütüsü, Protez Ortez ve Biomekanik Programı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2019. Bu çalışmanın amacı Prosthetic Limb Users Survey of Mobility (PLUS-M) ölçeğinin Türkçe versiyonunun kültürler arası adaptasyonunu oluşturarak ,geçerlik ve güvenirliğinin araştırılmasıdır. Fonksiyonel mobilite ölçeğinin geliştiricisi araştırmacıdan ölçeğin versiyon çalışmasının yapılabilmesi için gerekli izinlerin alınmasını takiben, ölçeğin orjinal dili olan İngilizceden Türkçeye çevrilmesi, kültürlerarası adaptasyon ve çeviri yöntemleri kurallarına uyularak gerçekleştirildi. Türkçe versiyonu oluşturulan ölçek, 100 alt ekstremite amputasyonu geçirmiş birey üzerinde üç gün arayla iki kez uygulanıp hem uzun form hem de 12 maddelik kısa form için sonuçlar arasındaki uyum sınıf içi korelasyon katsayısı (ICC) ve Spearman Korelasyon katsayısı hesaplanarak belirlendi. PLUS-M Türkçe versiyonunu oluşturan maddelerin iç tutarlılığı Cronbach alfa analizi ile hesaplandı. Amputelerde geçerli ve güvenilir bir ölçek olan Ampute Mobilite Ölçeği (AMPRO) hastalara uygulanarak, PLUS-M in Türkçe versiyonunun AMPRO ile uyumu Spearman korelasyon analizi ile belirlendi. PLUS-M Türkçe versiyonunun, ilk uygulama ve tekrar uygulaması arasında pozitif, yüksek bir korelasyon olduğu (ICC= 0,85, r=0,94, p<0.001; kısa form: ICC= 0,92, r=0,93, p<0.001), iç tutarlılığının yüksek olduğu (Cronbach alfa=0,94, kısa form: Cronbach alfa=0,91) ve AMPRO ölçeğinden alınan puanlar ile pozitif, yüksek korelasyon gösterdiği (r= 0,84 p<0,001; kısa form: r= 0,77, p<0,001) saptandı. Analizin tamamlanmasını takiben, PLUS-M Türkçe versiyonunun 12 maddelik kısa formunu oluşturan maddeler veri setinden ayrılarak, yukarıda anlatılan tüm adımlar tekrar edilmiş ve kısa formun test-tekrar test güvenirliği de Cronbach alfa korelasyon katsayısı kullanılarak hesaplanmıştır. Plus-M mobilite anketinin Türkçe versiyonunun, alt ekstremite amputasyonu geçirmiş protez kullanan bireylerin mobilite değerlendirmesinde, klinikte ve bilimsel araştırmalarda kullanım için geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Amputasyon, sonuç ölçümleri, yaşam kalitesi
Çocuklar için serbest zaman aktivite anketinin uyarlaması: Geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu çalışmanın amacı Telford, Salmon, Jolley ve Crawford tarafından 2004 yılında geliştirilen "Çocuklar İçin Serbest Zaman Aktivite Anketi"nin (Children's Leisure Activities Study Survey) Türk kültürüne uyarlanması, geçerlik ve güvenirliğinin saptanmasıdır. 2017-2018 eğitim-öğretim yılında Ankara ilinde ortaokullara devam eden ve yaşları 11 ile 14 arasında değişen toplam 405 öğrenci çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul etmiştir. Anketin uyarlanması sürecinde, sırasıyla İngilizce'den Türkçe'ye çevrilmesi, Türkçe'den İngilizce'ye geri çevrilmesi, türkçe ifadelerin anlaşılırlığının test edilmesi için pilot uygulama, bazı aktivitelerin çıkarılması, bazı aktivitelerin eklenmesi, anketin anlaşılırlığının test edilmesi için 2. pilot uygulama gerçekleştirilmiştir. Sonrasında geçerlik çalışması için 104 öğrenciye bir haftalık "Fiziksel Aktivite Günlüğü" dağıtılmış ve 7. günün sonunda günlük formu öğrencilerden geri toplanırken Çocuklar İçin Serbest Zaman Aktivite Anketi uygulanmıştır. Güvenirlik çalışması için 301 öğrenciye bir hafta arayla iki kez anket uygulanmıştır. Geçerlik düzeyinin saptanması için sınıf içi korelasyon katsayıları hesaplanmış ve anketin düşük şiddetli aktiviteleri içeren (inaktif) bölümünün geçerli olmadığı (p>0,05), orta şiddetli, yüksek şiddetli ve orta-yüksek şiddetli fiziksel aktiviteleri içeren (aktif) bölümünün ise geçerli olduğu ve sınıf içi korelasyon katsayısının 0,50 ile 0,95 arasında değişmekte olduğu görülmüştür. Güvenirlik analizleri sonucunda ise sınıf içi korelasyon katsayılarının farklı şiddetteki aktivite türlerinde tüm yaş düzeyleri için (11-14) 0,52 ve 0,91 arasında değiştiği görülmüştür. Sonuç olarak; Çocuklar İçin Serbest Zaman Aktivite Anketi (ÇSZAA)'nin 11-14 yaşları arasındaki çocuklarda düşük şiddetli aktivitelerin değerlendirilmesinde kullanılamayacağı ancak orta şiddetli, yüksek şiddetli ve orta-yüksek şiddetli fiziksel aktivitelerin değerlendirilmesinde hem geçerli hem de güvenilir bir anket olduğu belirlenmiştir.
Türkiye'de kamuoyu araştırmaları yapan şirketlerin anket tasarımında yaptıkları hatalar
Türkiye'de 1960'lı yılların ortalarından itibaren ortaya çıkmaya başlayan ankete dayalı araştırmalar yapan kamuoyu araştırma şirketleri günümüze kadar çalışmalarına devam ederek Türkiye kamuoyunun önemli unsurlarını haline gelmişlerdir. Bu çalışmamızın amacı kamuoyu araştırma şirketlerinin anket tasarımında yaptıkları hataların tespiti ve nedenlerinin ortaya konmasıdır. Bu çalışmada ayrıca araştırma yöntemleri içinde anketi ve Türkiye'de araştırma şirketlerinin yapısını belirleyerek şirketlerin tarihsel gelişimi açıklanmaya çalışılmıştır. Anket tasarımında karşılaşılan hataları ortaya çıkarmak amacıyla öncelikle araştırma şirketlerinin soru formları incelerek soru ve ölçeklerde görülen hatalar sınıflandırılmıştır. Bu hataların olası nedenlerini ortaya koymak için anketlerin tasarımını yapan kamuoyu araştırma şirketleri çalışanları ve kamuoyu araştırma şirketleri için anketleri uygulayarak veri toplama hizmeti sunan saha araştırma şirketlerinin çalışanlarına ayrı ayrı anketler uygulanmıştır. Anket sonuçları ile ortaya çıkan bulgular değerlendirilerek hatalar için çözüm önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Anket Tasarımı, Kamuoyu Araştırma Şirketleri. Hatalı Sorular ve Hatalı Ölçekler.
Uşak ili su ürünleri tüketim alışkanlıkları üzerine bir anket çalışması
Bu çalışmada Ege Bölgesinin gelişmekte olan Uşak İlinin merkezinde yaşayan 1000 birey ile görüşülerek anket çalışması yapılmış ve su ürünleri tüketim alışkanlıkları belirlenmeye çalışılmıştır. Ankete katılanların %55,5'i kadın, %44,5'i erkeklerden oluşmaktadır. Ankete katılanların %59,3'ü lise mezunudur. Katılımcıların %27,6'sı öğrenci,%21,1'i işçi, %28,0'i ev hanımı, %19,3'u memur,%1,5'i emekli ve %2,5'i de diğer meslek mensuplarıdır. Ankete katılanlar arasında 1501-3000 TL geliri olanlar, %36,7 oran ile en fazla birey sayısına sahiptir. Katılımcıların %23,5'i kırmızı eti, %18,9'u tavuk eti, %15,5'i balık eti tüketirken, %36'sı bütün et çeşitlerini ve %6'sının da et tüketmedikleri belirlenmiştir. Ankete katılanların balık tüketim sıklıkları haftada bir %38,1 oranla birinci sıradadır. En fazla tercih ettikleri deniz balıkları ve deniz balıklarından da hamsidir. Katılımcılar en fazla balığı ise pazar yerlerinden temin etmektedirler. Balık, büyük çoğunlukla (%79,1) kış aylarında ve %83,63'ü evde, %8,99'u lokantada ve %7,38'i piknikte tüketmektedirler. Balığın kızartılarak pişirilmesi %76,9 ile daha çok tercih edilmektedir.
Mozambik Cumhuriyeti'nde su ürünlerinin genel durumu ve işleme yöntemleri
Mozambik Cumhuriyeti yaklaşık 2700 km'lik sahil şeridi (Hint Okyanusu) ve tatlı su kaynakları ile iyi bir su ürünleri potansiyeline sahiptir. Tez çalışmasında Mozambik Cumhuriyeti su ürünleri sektörünün genel durumunun ortaya konulması amacıyla on ilde (Nampula, Cabo Delgado, Niassa, Zambézia, Tete, Sofala, Manica, Gaza, Inhambane ve Maputo) yer alan su ürünleri işleme tesisi ve halk tarafından yapılan su ürünleri işleme-pazarlama işlemleri incelenmiştir. Çalışma için önceden belirlenen soruların bulunduğu anket formu kullanılmıştır. Ankette işletmelerin kuruluş tarihleri, kuruluş yılı ve kapasiteleri, personel durumu, hijyen eğitim durumu, yaş aralıkları, cinsiyet dağılımı, iş güvenliği, personelin sağlık kontrolünden geçirilme sıklığı, hammadde kaynağı, uluslararası almış oldukları kalite belgeleri, işleme yöntemleri, üretim ve ihracat durumu ve işleme tesislerinin karşılaşmış oldukları problemler ile ilgili bilgilere yer verilmiştir. Anket sonuçlarına göre genel olarak işleme tesislerinin bazılarında HACCP uygulanmakta olup hijyen eğitimini almış, iş güvenliği eğitiminden geçmiş personel bulunmaktadır. Tesislerde iş güvenliği şirketleriyle anlaşmalı iş güvenliği uzmanı genellikle bulunmaktadır. Su ürünleri işleme tesislerinde hammaddenin hem yerli hem de yabancı üreticilerden karşılandığı tespit edilmiştir. Genellikle tüm tesisler ihracat yapmaktadır.
İnme sonrası omuz ağrısı olan ve olmayan hastaların uyku kalitesinin, günlük yaşam aktivitesi ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
İnme, önemli nörolojik kayıplara sebep olmaktadır. Buna ek olarak; gelişebilecek komplikasyonlar nedeniyle de hastalarda önemli morbiditeye yol açar. İnmeli hastalarda sık görülen komplikasyonlardan birisi de omuz ağrısıdır. Çalışmamızda, inme geçirmiş omuz ağrısı olan ve olmayan hastaların uyku kalitesi değerlendirildi ve uyku kalitesinin bu hastaların günlük yaşam aktivitesine ve yaşam kalitesine olan etkisi incelenmiştir. Çalışmamıza; son 18 ay içinde inme geçirmiş, omuz ağrısı olan ve olmayan toplam 32 hasta dahil edilmiştir. Tüm inmeli hastalar omuz ağrısı olan ve olmayan olarak iki gruba ayrılmıştır. Çalışmaya dahil edilen hastalara; omuz ağrı varlığının ve şiddetinin değerlendirilmesi için The ShoulderQ Anketi, uyku kalitesi değerlendirmesi için Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi, günlük yaşam aktivitesi değerlendirmesi için KATZ Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği, yaşam kalitesi değerlendirmesi için İnmeye Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği, el ve el bileği sorunlarının değerlendirilmesi ve üst ekstremite motor fonksiyonlarının değerlendirilmesi için Michigan Hand Outcomes Questionnaire Türkçe Versiyonu uygulanmıştır. Sonuç olarak; omuz ağrısı olan inmeli hastalarda uyku kalitesi zayıf olarak bulunmuştur. Ayrıca; uyku kalitesinin, inmeli hastaların günlük yaşam aktivitelerindeki bağımsızlığını ve yaşam kalitelerini önemli oranda etkilediği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: İnme, Günlük Yaşam Aktivitesi Anketi, Omuz Ağrısı, Uyku Kalitesi
Parkinson hastalığı yaşam kalitesi anketi (pdq-39) güvenirlik ve geçerlik çalışması
Parkinson Hastalığı, kronik, progresif bir hastalıktır. Ülkemizde, bu hastalığa özgü yaşam kalitesi anketlerinin yaygın olmadığı görülmektedir. Bu çalışmanın amacı, Parkinson Hastalığı Anketi'nin (Parkinson's Disease Questionnaire, PDQ-39) Türkçe versiyonunun, geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması ve bu ölçeğin Parkinson Hastalarının yaşam kalitelerinin değerlendirilmesinde kullanılabilmesini sağlayabilmektir. Çalışmamıza, Koç Üniversitesi Hastanesinde Parkinson Hastalığı tanısı almış kadın ve erkek 100 hasta alınmıştır. Hastalar; PDQ-39, Parkinson Hastalığı Yaşam Kalitesi Anketi (Parkinson's Disease Quality of Life Questionnaire, PDQLQ), Kısa Form-36 (Short Form-36, SF-36), Birleşik Parkinson Hastalığı Değerlendirme Ölçeği (Unified Parkinson's Disease Rating Scale, UPDRS) ve Hoehn-YahrSkorlaması (H&Y) ile değerlendirilmişlerdir. Çalışmamız sonuçlarında; 30. madde dışarıda tutulduğunda PDQ-39'un Türkçe güvenirliği çok yüksek bulunmuş ve ölçeğin zamana bağlı tutarlılık gösterdiği saptanmıştır. PDQ-39 Ölçek Puanları ile H&Y değeri arasında pozitif, PDQ-39 Ölçek Puanları İle UPDRS, PDQLQ, SF-36 ölçek puanları arasında negatif korelasyon saptanmıştır. Çalışmamızda; PDQ-39 toplam ve faktör puan ortalamalarının Alt-Üst %27 değişkenine göre yapılan t-testi sonucunda grup ortalamaları arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur. PDQ-39 anketinin alt gruplarından hareketlilik, duygusal esenlik, bedensel rahatsızlık alt gruplarının, t-testindeki puan ortalamaları cinsiyete göre anlamlı bulunmuş; günlük yaşam aktiviteleri, stigma, sosyal destek, biliş ve iletişim alt gruplarının, t-testindeki puan ortalamaları cinsiyete göre anlamlı bulunmamıştır. Barlett testi sonucunda, faktör analizine alınan değişkenler arasındaki ilişkinin anlamlı olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızdaki örnek büyüklüğünün, faktör analizi uygulanabilmesi için yeterli büyüklükte olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak Türkçeye çevrilen PDQ-39 ölçeğinin, 30. maddesi hariç tutulduğu takdirde, Parkinson Hastalarının yaşam kalitelerini değerlendirmede güvenle kullanılabilecek bir ölçek olduğuna kanaat edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Geçerlilik, Güvenirlik, Parkinson Hastalığı, PDQ-39, Yaşam Kalitesi
Kafein içeren besinler ve beslenme üzerine etkileri
İnsanoğlunun kafeinle olan etkileşimi milattan önce paleolitik dönemde kahve ve çeşitli kafein içeren besinlerin keşfiyle başlamış günümüze kadar gelmiştir. Günümüzde kafein, uyarıcı bir madde ve gerektiğinde tedavi edici olarak çeşitli içecek, yiyecek ve ilaç bileşiminde bulunmakta ve dünya genelinde kullanılmaktadır. Bu araştırma İstanbul'da bulunan özel bir diyet polikliniğine zayıflamak amacıyla başvurmuş 100 danışan üzerinde bireylerin kafein hakkında bilgi düzeylerini ölçme ve kafein içeren ürünler konusunda tercihlerini saptamak üzere planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırma kapsamında, katılımcıların kafein içeren ürünleri kullanım sıklıkları, yaygın olarak tükettikleri gıdaların içerisindeki kafein miktarına bakma alışkanlıkları, sağlıklı beslenme davranışları değerlendirilmiş ve demografik özelliklerin bu değişkenlerden etkilenip etkilenmediğini belirlemek amacıyla yüz yüze görüşme tekniği ile anket uygulanmıştır. Bireylerden alınan veriler SPSS 23.0 programı ile değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde frekans dağılımı, Mann Whitney U ve Kruskall Wallis testlerinden yararlanılmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %95'i kadın, %5'si erkektir. Sonuç olarak bireyler kafein içeren ürünleri fonksiyonel amaçla değil, tamamen zevk amaçlı kullandıkları belirlenmiştir. Kafein içeren ürünlerin tüketimindeki bilinçsizlik araştırmadan elde edilen önemli verilerdendir. Anahtar kelimeler: Kafein içeren ürünler, diyet polikliniği, anket verileri, bilinçsizlik.
İtfaiyecilerde mesleğe bağlı kas-iskelet sistemi hastalıklarının çalışma koşullarıyla olan ilişkisi
Bu çalışma itfaiyecilerde mesleğe bağlı kas-iskelet sistemi hastalıkları gelişim riskini belirlemek ve bu durumun çalışma ve iş koşullarıyla ilişkisini araştırmak amacıyla Ağustos 2021- Kasım 2021 tarihleri arasında İstanbul İtfaiye İstasyonları'nda çalışan çalışmaya katılmayı kabul eden 111 itfaiye çalışanı dahil edilmiştir. Araştırmada kullanılacak olan sorgulama ölçekleri Google Form'a kaydedilip elektronik ortamda iletişim ağı Whatsaap ile katılımcılara ulaştırılmıştır. Çalışmaya katılan itfaiyecilerin demografik bilgileri alınmıştır. İtfaiyecilerin kas-iskelet sistemini değerlendirmek için Kas İskelet Sistemi Sağlık Sorgulaması (KİSS-SS) Ölçeği, iş ve çalışma koşullarını değerlendirmek için İtfaiyecilerin İş ve Çalışma Ortamı ile İlgili Anket Formu kullanılmıştır. Elden edilen veriler sonucu meslekte çalışma senesiyle, kas-iskelet sistemi hastalıkları arasında ilişki, istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). İtfaiyecilerde İş ve Çalışma Ortamı ile İlgili Anket Formu'nun ilk dört sorusu ile Kas-İskelet Sistemi Sağlık Sorgulaması (KİSS-SS) Ölçeği arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, itfaiyecilerde mesleğe bağlı kas-iskelet sistemi hastalıklarının iş koşullarıyla arasında bir ilişki yoktur ve mesleğe bağlı kas-iskelet sistemi hastalıklarının görülme sıklığı yoktur. İtfaiyecilerde meslekte çalışma süresi arttıkça mesleki kas-iskelet sistemi hastalıkları artmamaktadır. İtfaiyecilerin görev unvanına göre kas-iskelet sistemi en fazla etkilenen itfaiye erleridir. Anahtar Kelimeler: Kas İskelet Sistemi Hastalıkları, İtfaiyeciler, Çalışma Yılı, KİSS-SS, İtfaiyecilerde İş ve Çalışma Ortamı ile İlgili Anket Formu
Van ili aile sağlığı merkezlerinde ve toplum sağlığı merkezlerinde görev yapan sağlık çalışanlarının kanser tarama testleri hakkındaki bilgi düzeylerinin ve farkındalık durumlarının araştırılması
ÖZET Amaç: Çalışmamızın amacı birinci basamakta hizmet veren sağlık çalışanlarının kanser tarama testleri (KTT) hakkındaki bilgi seviyelerini ölçmek, risk grubundaki sağlık çalışanlarının KTT yaptırma durumlarını belirlemek, farkındalık oluşturarak gerek sağlık çalışanlarımızın gerekse halkımızın KTT'ye katılımının arttırılması ve KTT'ye katılımın arttırılması için sağlık çalışanlarının önerileri belirlenerek önlem alınmasını sağlamaktır. Materyal metod: Çalışmamız Van İli Aile Sağlığı Merkezlerinde (ASM) ve Toplum Sağlığı Merkezlerinde (TSM) çalışan 301 sağlık çalışanı üzerinde anket yöntemiyle yapıldı. Anketimiz 32 sorudan oluşmaktadır. Cevaplar çoktan seçmeli ve boşluk doldurma şeklinde hazırlanmıştır. Anketler yüz yüze görüşme metodu ile doldurularak yapıldı. Sağlık çalışanlarının sosyodemografik özellikleri, kanserler hakkında bilgi seviyeleri, KTT hakkında ne derece bilgi sahibi oldukları, KTT yaptırma durumları, KTT yaptırmamışlarsa KTT yaptırmama sebeplerinin araştırılması ve KTT katılımını arttırmak için önerileri araştırılmıştır. Verilerin istatistiki incelenmesinde Statistical Package for the Social Sciences (SPSS 13) paket programı ve Ki-Kare testi uygulandı. Bulgular: Katılımcıların %3,3'ü (n:10) uzman aile hekimi, %36,5'i (n:110) pratisyen aile hekimi, %36,9'u (n:111) ebe, %20,6'sı (n:62) hemşire, %2,7'si (n:8) ebe ve hemşire harici aile sağlığı elemanı (acil tıp teknisyeni (ATT), paramedik, laborant) olarak çalışmaktaydı. Bireylerin %36,2'si (n:109) erkek, %63,8'i (n:192) kadın sağlık çalışanları olduklarını, %37,5 'i (n:113) bekar, %61,1'i (n:184) evli, %1,3'ü (n:4) boşanmış olduklarını belirttiler. Katılımcıların tamamı KTT'nin gerekli olduğunu düşünüyorken, %31,6'sı (n:95) KTT yaptırdığını bildirmiştir. KTT yaptıran sağlık çalışanlarının %37,8'i (n:36) ebe, %29,4'ü (n:28) pratisyen aile hekimi %25,3'ü (n:24) hemşire, %4,2'si (n:4) uzman aile hekimi ve %3,2'si (n:3) ebe ve hemşire harici aile sağlığı elemanı (ASE) olarak bulunmuş ve aralarındaki fark anlamlı bulunmuştur (p:0,001). Katılımcılardan %25,9'u (n:78) serviks kanseri taramaları için uygun yaş aralığında bulunmaktaydı. Bunlardan %55,1'i (n:43) KTT yaptırdıklarını, %44,9'u (n:35) KTT yaptırmadıklarını bildirdiler. KTT yaptırmayanların %34,2'si (n:12) KTT yaptırmama sebeplerini belirtmezken %20'si (n:7) risk grubunda olmadıklarını düşünmekteydi. Katılımcıların %2,9'u (n:9) meme kanseri taramaları için uygun yaş aralığında bulunmaktaydı. Bunlardan %66,7'si (n:6) KTT yaptırdıklarını, %33,3'ü (n.3) KTT yaptırmadıklarını bildirdiler. KTT yaptırmayanların tamamı, KTT yaptırmama sebeplerini belirtmediler. Katılımcıların %78,1'i (n:235) KTT eğitimi aldıklarını, %74'ü (n:222) verilen eğitimlerin yeterli olmadığını, %92,7'si (n:279) halkın KTT'ye katılımının yeterli olmadığını bildirmişlerdir. 40 yaş ve üzeri sağlık çalışanlarının %27,8'i verilen KTT eğitimlerinin yeterli olduğunu düşünürken, 26-30 yaş grubu sağlık çalışanlarının %15,3'ü verilen KTT eğitimlerinin yetersiz olduğunu belirtmişlerdir. Aradaki fark istatstiki olarak anlamlı bulunmuştur (p:0,004). Sağlık çalışanlarının KTT'ye katılımını arttırmak için katılımcıların sunduğu önerilerde; ilk üç sırada %29,5 (n:89) "Eğitim verilmeli.", %21 (n:63) "Eğitimin sıklığı arttırılmalı.", %12,6 (n:38) "Uygulamalı eğitim verilmeli." yer alırken, halkın KTT'ye katılımı için katılımcıların sunduğu önerilerde ilk üç sırada %40,8 (n:123) "Halkın eğitilmesi.", %32,5 (n:98) "Kamu spotu ile KTT tanıtılsın.", %14,2 (n:43) "Mobil KTT arttırılsın." yer almaktadır. Bireylerin %51,5'i (n:155) ülkemizde taramaları yapılan kanserleri, %75,4'ü (n:227) ücretsiz olarak uygulanan KTT'leri, %55,8'i (n:168) KTT'lerin ortak özelliklerini (ucuz olması, kolay uygulanabilir olması, yalancı negatifliğin düşük olması, yanlış pozitifliğin düşük olması, geniş kitlelere uygulanabiliyor olması), %33,9'u (n:102) KTT'den hangi kurumların sorumlu olduğunu doğru olarak bilmektedir. Sağlık çalışanlarının %51,2'si (n:154) ülkemizde en sık ölümlere yol açan iki hastalık grubunu, %83,1'i (n:250) en sık ölümlere yol açan kanser türünü doğru olarak cevaplamışlardır. En sık ölümlere yol açan kanser türü sorulduğunda pratisyen aile hekimlerinin %94,5'i (n:104), uzman aile hekimlerinin %90'ı (n:9), hemşirelerin %79'u (n:49), ebelerin %73,9'u (n:82), ebe ve hemşire harici ASE'lerin %75'i (n:6) doğru olarak cevap vermişler ve aralarındaki fark istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur (p:0,001). Katılımcıların %36,9'u (n:111) ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanser türünü doğru cevaplamışlardır. Kadınlarda en sık olarak görülen kanser türünü en yüksek oranda pratisyen aile hekimleri %75,5 (n:83) doğru cevap verirken, uzman aile hekimleri %70 (n:7) oranında doğru cevap vermişlerdir. En düşük oranda ise ebeler %46,8'i (n:52) doğru olarak cevaplamışlar ve aralarındaki fark istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur (p:0,001). Erkeklerde en sık görülen kanser türü sorulduğunda, katılımcıların %28,9'u doğru cevap vermişlerdir. Uzman aile hekimleri ve ebe, hemşire harici ASE'lerin %50'si (n:9) doğru cevap verirken, pratisyen aile hekimlerinin %39,1'i (n:43), en düşük olarakta ebelerin %18'i (n:20) doğru cevap vermişlerdir. Aralarındaki fark istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur (p:0,002). Ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanser sorusuna, 40 yaş ve üzeri sağlık çalışanları %50 (n:9) oranında doğru cevap verirken, 18-25 yaş grubu sağlık çalışanlarında %14,3 (n:6) oranında doğru cevap verilmiştir ve aradaki fark istatistiki açıdan anlamlı bulunmuştur (p:0,01). Katılımcıların %74,1'i (n:223) meme kanseri taramasının kaç yılda bir yapılması gerektiğini, %21,6'sı (n:65) meme kanseri taramalarında uygun yaş aralığını, %67,4'ü (n:203) meme kanseri taramalarında kullanılan testleri doğru olarak cevaplamışlardır. Meme kanseri taramalarında kullanılan testler sorgulandığında, pratisyen aile hekimlerinin %82,7'si (n:91) en yüksek oranda doğru cevap verirken, uzman aile hekimlerinin %80'i (n:8) ebelerin ise %54'ü (n:60) en düşük oranda doğru cevaplamışlardır. Aralarındaki fark istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur (p:0,001). Bu soruya verilen yanlış cevaplara bakıldığında, yanlış cevap verenlerin %68,3'ünün (n:67) USG'yi meme KTT'de kullanılıyor olarak bilmekte olduğu görülmüştür. Bu oran en yüksek ebelerde %31,5 (n:35) bulunurken, uzman aile hekimlerinde %10 (n:1) pratisyen aile hekimlerinde %.12,7 (n:14) olarak belirlenmiştir (p:0,006). Katılımcıların %53,2'si (n:160) serviks kanseri taramaları için uygun yaş aralığını, %86'sı (n:259) serviks kanseri taramalarında kullanılan testleri, %8'i (n:24) serviks kanseri tanısı konmuş hastalardaki Human Papilloma Virüs-Deoksiribo Nükleik Asit (HPV-DNA) pozitifliği oranını, %78,4'ü (n:236) serviks kanseri taramalarının kaç yılda bir tekrarlanması gerektiğini doğru olarak bilmektedirler. Serviks kanseri taramalarında uygulanan testler sorusuna ebeler %91 (n:101) doğru cevap oranı ile ilk sıradadır. Kolorektal kanser (KRK) risk grubunda katılımcı olmadığı için katılımcılardaki uygulanma oranı ile ilgili verimiz yoktur. Katılımcıların %89,7'sinin KRK taramalarında kullanılan yöntemleri doğru olarak bildikleri saptanmıştır. Çalışmamıza katılan bireylerin %28,6'sı (n:86) birinci derece akrabalarında KRK hikayesi olanların gaytada gizli kan (GGT) tarama testine kaç yaşında başlanması gerektiğini doğru olarak cevaplamışlardır. Birinci derece akrabalarında KRK olan kişilerde KRK taraması kaç yaşında başlanmalıdır sorusuna ebe ve hemşire harici ASE'lerin %37,5'i (n:3) doğru cevap verirken, uzman aile hekimlerinin %10'u (n:1), pratisyen aile hekimlerinin %36,4'ü (n:40) doğru olarak cevap vermişlerdir ve bu fark istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur (p:0,002). Sonuç: Çalışmamızda birinci basamak sağlık çalışanlarının kanserler ve KTT'ler hakkında yeterince bilgiye sahip olmadıkları, bu konulardaki bazı bilgilerinin de yanlış olduğu saptanmıştır. Topluma bu anlamda danışmanlık yapan ve aynı zamanda rol model olan başta aile hekimleri olmak üzere sağlık çalışanlarımızdan kanserler için risk grubunda olanlarına bakıldığında kendilerine KTT yaptırma oranlarının son derece düşük olduğu belirlenmiştir. Hem sağlık çalışanlarının kendi sağlığı, hem de toplumdaki tüm bireylerin sağlığı açısından, sağlık çalışanı yetiştiren ya da çalıştıran tüm kurumlarda KTT'lere yönelik eğitimlere daha çok zaman ayrılarak sağlık çalışanlarının ve toplumun bu konuya dikkatinin çekilmesi gerektiğini düşünmekteyiz.
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Merkez Kütüphanesi kullanıcı memnuniyetinin çoklu uyum analizi ile incelenmesi
Üniversite kütüphaneleri, yükseköğrenimde; öğrenciler ile akademik ve idari personele önemli hizmet sağlayan birimlerdir. Üniversitelerin gelişmişlik düzeyi, kütüphanelerinin gelişmişlik düzeyi ile yakından ilişkilidir. Kütüphanelerin mevcut durumlarının, sorunlarının ve zayıf yönlerinin kullanıcı gözüyle değerlendirilmesi, kendilerini geliştirme sürecine katkı sağlayabilir. Çoklu Uyum Analizi, ikiden fazla kategorik değişken arası ilişkiyi inceleyen ve sonuçları iki boyutlu uzayda gösteren bir analiz yöntemidir. Çalışmada, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Merkez Kütüphanesi kullanıcılarının kütüphaneden memnuniyeti ve buna etkili olabileceği düşünülen kişisel değişkenler arası ilişkinin Çoklu Uyum Analizi ile incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi akademik ve idari personel ile öğrencilerden oluşan 200 bireye uygulanan anketten elde edilen veriler kullanılmıştır. Ankette 4 kişisel soru ve memnuniyeti belirlemeye yönelik, 5'li likert olarak düzenlenmiş 10 ifade yer almıştır. Memnuniyet ifadeleri ile kişisel değişkenler arası ilişki için Çoklu Uyum Analizi yapılmıştır. Analizler sonucunda boyutlara ait varyans açıklama oranları %28 ile %43 arasında değişim gösterirken, toplam açıklanan varyans oranları %71 ile %75 arasında değişim göstermiştir. Sonuç olarak; memnuniyet ifadeleri ile bazı kişisel değişkenler arası ilişkilerin incelenebilmesi ve kolay yorumlanabilir şekilde iki boyutlu uzayda görsel olarak sunulabilmesi açısından Çoklu Uyum Analizinin kullanılabileceği ifade edilmiştir.
Sıralı logistik regresyon modelinin incelenmesi
Sıralı (ordinal) logistik regresyon modeli, cevap değişkeninin sıralı olduğu durumda uygulanan logistik regresyon yöntemidir. Sıralı ölçekli cevap değişkeni, en az üç kategoride (hafif-orta-şiddetli vb) gözlenen değerler içerir. Sıralı logistik regresyon analizinde parametre tahminleri ağırlıklı en küçük kareler yöntemine göre yapılır. En uygun logit modeller belirlenirken kategori sayısının ikili kombinasyonları kadar model tanımlanarak bu alt modellerin birbirlerine paralellikleri analiz edilir ya da en büyük değere sahip cevap değişkeni referans alınarak bu referansa göre logit modeller elde edilerek analiz yapılır. Bu çalışmada, sıralı logistik regresyon modeli incelenerek bir uygulama yapılmıştır. Uygulama materyali olarak, 540 Sağlık Meslek Lisesi öğrencisine uygulanan anket çalışmasından elde edilen veriler kullanılmıştır. Bu veri setinden; 1'i cevap değişkeni (memnuniyet düzeyi: Memnun değil, memnun, çok memnun) olmak üzere 12 değişken seçilmiştir. Sonuç olarak, bir uygulama ile sıralı logistik regresyon modelinin incelenmesi bakımından bu tez çalışmasının literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Alt ekstremite ortezi kullanan bireylerde ortez protez kullanıcıları anketi memnuniyet modülünün Türkçe versiyonu, geçerlik ve güvenilirlik çalışması
Bu çalışmanın amacı alt ekstremite ortezi kullanan bireylerde Ortez/Protez Kullanıcıları Anketi Cihaz Memnuniyeti ve Servis Memnuniyeti bölümlerinin Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenilirliğinin araştırılmasıdır. Ölçek, OPKA-M olarak isimlendirilmiş ve 67 kişiye uygulanabilmiştir. Anketin geliştiricisi ile görüşülerek 12 yaşın üzerinde olan kişilerin anketi bağımsız olarak yapabileceği konusunda fikir birliğine varılmıştır ve 12 yaşının üzerinde olan 48 alt ekstremite ortezi kullanıcısı ile istatiksel değerlendirmeler gerçekleştirilmiştir. OPKA-M ölçeğinin güvenilirlik analizi test-tekrar test yöntemiyle, iç tutarlılığı Cronbach alfa analizi ile, ölçeğin yapı geçerliği genel memnuniyeti değerlendiren VAS ile korelasyonuna bakılarak, ek olarak AFA ve DFA hesaplanarak belirlenmiştir. Anketin test-tekrar test güvenilirliği mükemmel bulundu (ICC=0,995, %95GA:0,986-0,998). OPKA-M cihaz ve servis memnuniyeti ölçeklerinin cronbach alfa analizi sonucunda değerler yüksek, iç tutarlılığa uyumlu ve yakın bulundu (cihaz cronbachα=0,845, servis cronbachα=0,925). VAS ölçeğinden elde edilen puanlar arasında pozitif ve anlamlı korelasyon saptandı (r=0,623, p<0,001). AFA sonuçlarına göre OPKA-M cihaz memnuniyeti ölçeğinde faktör yükleri 0,437-0,838 ve servis memnuniyeti ölçeğindeki faktör yüklerinin ise 0,493-0,920 arasında olduğu saptandı. DFA'da ise uyum indeksleri değerlerine göre modelin veri ile iyi bir uyum sağlamadığı, ölçeğin özgün haline bağlı kalmak koşuluyla modelin uyumunu geliştirmek için değişikliğe ihtiyaç duyulduğu söylenebilir. OPKA-M ölçeğinin alt ekstremite ortezi kullanan kişilerde, klinikte ve bilimsel araştırmalarda memnuniyet değerlendirmesi için kullanılabilecek uygun bir ölçek olabileceği sonucuna varılmıştır.