Psychological well being
344 theses under this subject heading
APA (Amerikan Psikoloji Derneği) kitaplarının iyi oluş ve çocuk hakları bağlamında incelenmesi
APA (Amerikan Psikoloji Derneği) kitaplarının iyi oluş ve çocuk hakları bağlamında incelenmesini hedefleyen araştırmada nitel araştırma deseni ve doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini APA kitaplarının Türkçeye çevrilmiş "erken çocukluk dönemine" hitap ettiği düşünülen, 32-44 sayfalı ve resimli olan 17'si "Sabri Ülker Vakfı" yayınlarına ait, 13'ü "Okuyan Koala" yayınlarına ait toplam 30 kitap oluşturmaktadır. Araştırmanın verilerini toplama sürecinde uzman görüşü alınarak oluşturulan Resimli Çocuk Kitaplarında Psikolojik İyi Oluş İnceleme Kontrol Listesi ve Resimli Çocuk Kitaplarında Çocuk Hakları İnceleme Kontrol Listesi kullanılmıştır. Araştırmanın verileri içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Analiz edilen veriler iyi oluş ve çocuk hakları ile ilgili alt kategorilere göre olumlu-olumlu değil- rastlanmadı şeklinde kodlanarak frekanslar üzerinden betimsel anlatımla ve doğrudan alıntılar ile sonuçlar sunulmuştur. Araştırma bulgularına göre APA kitaplarında çocuklarda iyi olma halini desteklemeye dair çok sayıda olumlu ifadenin yer aldığı görülmüştür. İyi oluşa dair en çok ifadenin sırasıyla öz düzenleme(f=157), bilişsel yetkinlik(f=128), değer davranışları(f=126), psikolojik dayanıklılık(f=110), fiziksel sağlık(f=90), sosyal yetkinlik- girişkenlik(f=88), yaşam doyumu(f=78), düşük içselleştirme(f=44), düşük dışsallaştırma(f=35) alt kategorilerinde olduğu belirlenmiştir. Kitapların tümüne yakınında duygularını, düşüncelerini, davranışlarını fark etme, adlandırma ve düzenlemeye yönelik stratejiler geliştirmeye dair ifadelerin yer aldığı sonucuna ulaşılmıştır. Nihai amacı çocuk haklarını ele almak veya öğretmek olmayan APA kitaplarının içeriklerinde çocuk haklarına dair sırasıyla en çok gelişim (f=190), katılım (f=109), yaşama (f=83) ve korunma (f=46) haklarına dair ifadelere rastlanmıştır. Özellikle gelişim hakkının kapsadığı alt maddelerin çocukların iyi olma haline etki ettiği ve birbirini olumlu desteklediği ulaşılan bir diğer sonuçtur. İyi oluşu desteklemede APA kitaplarının kullanımının işlevsel olduğu sonucuna ulaşılırken çocuk hakları öğretiminde sezdirici içerikler olarak kullanılabileceği görülmüştür. Elde edilen bulgular literatür bazında tartışılarak geleceğe yönelik öneriler sunulmuştur.
Pilates egzersizi yapan bireylerin rekreasyonel fayda, esenlik ve serbest zaman motivasyonlarının incelenmesi
Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı, pilates egzersizi yapan bireylerin rekreasyonel fayda, esenlik düzeyi ve serbest zaman motivasyonlarının incelenmesidir. Modern yaşamın getirdiği fiziksel hareketsizlik, stres ve sosyal izolasyon gibi etkenler bireyleri düzenli egzersizlere yönlendirmektedir. Bu bağlamda pilates, fiziksel ve zihinsel faydalarıyla öne çıkan bütüncül bir egzersiz sistemi olarak önem kazanmıştır. Katılımcıların büyük çoğunluğunun haftada 2-3 gün pilates yaptığı, egzersizlerini çoğunlukla pilates stüdyolarında gerçekleştirdiği ve genellikle 50 dakika süresince çalıştıkları belirlenmiştir. En yaygın pilates yapma amacı fiziksel sağlığı iyileştirme olarak ortaya çıkarken, zihinsel rahatlama ve postür düzeltme diğer temel nedenler arasında yer almıştır. Gereç ve Yöntemler: Nicel araştırma deseninde gerçekleştirilen çalışmaya 329 katılımcı dâhil olmuştur. Veriler, geçerliliği ve güvenilirliği daha önce test edilmiş olan Rekreasyonel Fayda Ölçeği, Esenlik Ölçeği ve Serbest Zaman Motivasyonu Ölçeği ile toplanmıştır. Katılımcıların demografik bilgileri de analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırma bulgularına göre, katılımcıların rekreasyonel fayda puanları genel olarak yüksek düzeydedir. Özellikle sosyal fayda alt boyutunun en yüksek ortalamaya sahip olması, pilatesin sosyal bağ ve etkileşim açısından güçlü bir yapı sunduğunu göstermektedir. Psikolojik fayda da önemli düzeyde algılanırken, fiziksel fayda alt boyutu görece daha düşük kalmıştır. Esenlik düzeyleri; yaş, medeni durum, eğitim durumu, pilates sıklığı ve pilatesin gerçekleştirildiği mekâna göre anlamlı farklılık göstermektedir. Stüdyo ortamında egzersiz yapan bireyler, ev ortamında egzersiz yapanlara kıyasla daha yüksek esenlik düzeyi bildirmiştir. Serbest zaman motivasyonu bakımından, "özdeşim ve içe atım" ile "bilmek ve başarmak" alt boyutları ön plana çıkarken; motivasyonsuzluk düzeyi düşük bulunmuştur. Sonuç: Sonuç olarak, pilates egzersizi bireylerin fiziksel, psikolojik ve sosyal yönlerden çok boyutlu fayda algılamalarına olanak tanımaktadır. Özellikle düzenli ve sosyal ortamlarda yapılan pilates uygulamaları, bireylerin esenlik düzeyini artırmakta ve içsel motivasyonlarını güçlendirmektedir. Bu bulgular, pilates egzersizinin sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikososyal açıdan da değerli bir rekreatif faaliyet olduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler: Pilates, rekreasyonel fayda, esenlik, serbest zaman motivasyonu, boş zaman.
Examining the relation between attending the language courses and well-being of the attending refugees
The purpose of this study is to examine the relation between attending a language course and well-being of the attending refugees. The study adopts a mixed-methods approach, including both qualitative and quantitative data collection and analysis methods. The study participants consist of adult refugees attending a Turkish language course. Data collection is done through semi-structured interviews and standardised scales measuring well-being and resilience. The theoretical and conceptual framework of the study provides an overview of forced migration, international legal frameworks, migration and asylum in the context of Türkiye, migration network theory and the impact of forced displacement on forced migrants. Furthermore, the literature on well-being and resilience is extensively reviewed, covering their definitions, components and associated factors. The thematic analysis of the data has identified multiple themes that offer an insight to the participants' experience of being a refugee in relation to their well-being and resilience with the quantitative data collected through the scales. As a result it was concluded that attending a language course did have a positive effect on the well-being of the participants.
Bilişsel davranışçı grup terapisinin serebral palsi tanısı olan çocuklara sahip ebeveynlerde iyi oluş, aile yaşam kalitesi ve sosyal dahil olma üzerindeki etkisi
Bu tez çalışmasının temel amacı; SP'ye sahip çocukları bulunan ebeveynlerde araştırma kapsamında geliştirilen ve 10 oturumdan oluşan Bilişsel Davranışçı Grup Terapisi'nin bireysel iyi oluş, aile yaşam kalitesi ve sosyal dahil olmalarının üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Bu çalışma karma yöntemle gerçekleştirilmiş olup nicel ve nitel yöntemler kullanılmıştır. Çalışma 6 deney ve 6 kontrol grubunda olmak üzere 12 katılımcıdan oluşmaktadır. Veriler standart ölçekler ve yarı-yapılandırılmış görüşmelerden elde edilen verilerin tema analizi yöntemiyle çözümlenmesinden elde edilmiştir. Analizler sonucunda gruplar arası karşılaştırmada ölçeklerde anlamlı bir fark görülmezken; bireysel ölçümlerde güvenilir değişim endeksine göre anlamlı farklar bulunmuştur. Tema analizinden elde edilen bulgular terapiden alınan fayda ve gruba ilişkin değiştirilmesi gereken yanlar olmak üzere iki üst temadan oluşmaktadır. Elde edilen bulgular literatür ışığında tartışılmıştır.
Secure attachment, well-being, and psychopathology: The mediation role of interpersonal emotion regulation
Secure attachment refers to the capability to establish healthy and secure relationships along with the capability to act autonomously. Extensive research has consistently documented the advantages of secure attachment in mental health outcomes, including well-being and psychopathology. People with secure attachment tend to employ adaptive emotion regulation strategies in dealing with stressful situations. While intrapersonal emotion regulation has been researched vastly in the literature, the interpersonal aspect needs to be addressed since emotion regulation is learned by people through their interactions with others. In the present study, we aimed to examine the mediating role of interpersonal emotion regulation (i.e.," enhancing positive affect, perspective taking, soothing and social modeling") in the relationship between secure attachment and well-being as well as secure attachment and psychopathology. The study sample consisted of 282 participants through convenience sampling. This study used the Warwick-Edinburgh Mental Well-Being Scale, The Brief Symptom Inventory, the Relationships Scales Questionnaire, and the Interpersonal Emotion Regulation Questionnaire. To test the hypotheses, mediation analyses were conducted. The findings revealed that utilizing a perspective-taking strategy was associated with increased well-being while using a soothing strategy was linked with decreased well-being. In addition, enhancing positive affect mediates the relationship between secure attachment and well-being. The mediating role of interpersonal emotion regulation between secure attachment and psychopathology was insignificant. The findings suggest that the link between enhancing positive affect is an adaptive strategy that securely attached individuals utilize to increase their well-being.
Lise öğrencilerinde duygusal ve psikolojik iyi oluşun saldırganlık düzeyine etkisi
Araştırma, lise öğrencilerinde duygusal ve psikolojik iyi oluş ile saldırganlık düzeyi arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Temmuz 2024 - Mayıs 2025 tarihleri arasında Mersin iline bağlı bir lisede öğrenim gören, örneklem kriterlerine uyan 195 öğrenci ile yapılmıştır. Verilerin toplanmasında, "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Stirling Çocuklar için Duygusal ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği(SCDPİOÖ)" ve "Buss-Perry Saldırganlık Ölçeği" kullanılmıştır.Verilerin analizinde uygun istatistiksel paket programı ile tanımlayıcı istatistikler, pearson korelasyon, lineer regresyon, t-testi, tek yönlü varyans analizi ve post hoc testleri kullanılmıştır. Elde edilen verilere göre; araştırmaya katılan öğrencilerin %79,5'inin kadın, %20,5'inin erkek olduğu, yaş dağılımı incelendiğinde, en fazla öğrencinin 14 yaşında (%33,0) olduğu saptanmıştır. Duygusal ve psikolojik iyi oluşun saldırganlık üzerinde anlamlı ve negatif bir etkisi olduğu belirlenmiştir. Araştırma bulguları, duygusal ve psikolojik iyi oluşun saldırganlığın alt boyutları olan fiziksel ve sözel saldırganlık, düşmanlık ve öfke üzerinde anlamlı ve negatif bir etkisi olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmada duygusal ve psikolojik iyi oluşun saldırganlık varyansının %14,8'ini açıklaması, iyi oluşun saldırganlığın önemli bir belirleyicisi olduğunu göstermektedir. Yapılan çalışmanın sonucunda, duygusal ve psikolojik iyi oluşu yüksek olan çocukların saldırganlık düzeylerinin düşük olduğu belirlenmiştir. Okul sağlığı hemşireleri tarafından çocukların psikolojik iyi oluşularının artırılması için eğitimlerin planlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Adölesan, Duygusal İyi Oluş, Hemşire, Psikolojik İyi Oluş, Saldırganlık
Okul yöneticilerinin benlik saygısı algıları ile psikolojik iyi olma durumları arasındaki ilişki
Bu araştırmada okul yöneticilerinin benlik saygısı algıları ile psikolojik iyi olma durumları arasındaki ilişkinin betimlenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, okul sistemini başarıya ulaştırmada önemli görevler üstlenen okul yöneticilerinin, benlik saygısı düzeylerinin psikolojik iyi oluşlarına etkilerinin ortaya çıkarılması hedeflenmiştir. Araştırma ilişkisel tarama modelinden tasarlanmıştır. Araştırmanın evrenini 2019-2020 eğitim-öğretim yılında Mardin ili Artuklu, Midyat, Ömerli, Savur, Derik, Mazıdağı, Kızıltepe, Nusaybin, Yeşilli ve Dargeçit ilçelerinde resmi anaokul, ilkokul, ortaokul ve ortaöğretimde görev yapan toplam 1232 okul yöneticisi oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi, tesadüfî (random) örnekleme yöntemlerinden basit rastgele örnekleme tekniği kullanılarak 191 okul müdürü, 23 müdür başyardımcısı ve 241 müdür yardımcısı olmak üzere toplam 455 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırmada "Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği" ve "Perma İyi Oluş Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada veriler SPSS paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmaya katılan okul yöneticilerinin benlik saygısı algıları ve psikolojik iyi olma durumları arasındaki ilişki incelenirken katılımcıların görevdeki hizmet yılına, branşına, idarecilik süresine, görev yapılan okul türüne, medeni duruma, cinsiyete ve idarecilik görevlerine ilişkin değişkenler ele alınmıştır. Verilerin analizinde aritmetik ortalama ve standart sapma gibi betimsel istatistikler ile t-testi, ANOVA (tek yönlü varyans analizi), Pearson Korelâsyonu ve Regresyon analiz teknikleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, genel olarak okul yöneticilerinin benlik saygısı düzeyleri ile psikolojik iyi olma düzeylerinin orta düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan okul yöneticilerinin benlik saygısı algıları ile psikolojik iyi olma durumlarına ilişkin algılarının araştırmada kullanılan bağımsız değişkenlerin bazılarında istatistiksel olarak anlamlı farklılıkların olduğu belirlenmiştir. Okul yöneticilerin benlik saygısı ile psikolojik iyi oluş alt faktörü olan olumlu duygular düzeyleri arasında pozitif yönde ve düşük düzeyde; psikolojik iyi oluş alt faktörleri olan olumlu duygu durumları ile yalnızlık ve olumsuz duygular alt boyutları arasında pozitif yönlü ve orta düzeyde; sağlıklı olma hissi, başarı, anlam, olumlu ilişkiler, bağlanma alt boyutları arasında pozitif yönlü ve yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Okul yöneticilerinin benlik saygısı algıları, psikolojik iyi oluş ölçeğinin alt faktörü olan anlam, yalnızlık, olumlu duygular ve olumsuz duyguların olumlu ve anlamlı yordayıcısıdır.
Öğretmenlerin değer yönelimleri ve psikolojik iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişki
Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, öğretmenlerin değer tercihlerine bakıldığında öğretmenler evrensellik değerini daha çok tercih etmektedir. Evrensellik değerinden sonra sırasıyla, öz yönelim, iyilikseverlik ve güvenlik değerlerini tercih ettikleri görülmektedir. Bununla birlikte güç ve uyarılım ise öğretmenlerin en az tercih ettiği değerler olarak görülmektedir. Öğretmenlerin psikolojik iyi oluş düzeylerinin yüksek olduğu görülmektedir. Öğretmenlerin değer yönelimleri ile psikolojik iyi oluş algıları arasında ise anlamlı orta düzeyde pozitif yönde ilişki olduğu saptanmıştır. Araştırmaya katılan öğretmenlerin değer yönelimi alt boyutları ile psikolojik iyi oluş algılarının kullanılan bazı demografik değişkenlere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılıkların olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca öğretmenlerin değer yönelimleri alt boyutlarının psikolojik iyi oluş algılarına ait varyansın %21.6'sını açıkladığı tespit edilmiştir. Öğretmenlerin değer yönelimleri kategorileri ile psikolojik iyi oluş algılarına ait varyansın %22'sinin değişkenler tarafından açıklandığı sonucuna ulaşılmıştır ve bu sonuca göre öğretmen algıları, değer kategorilerinden değişikliğe açıklığın, psikolojik iyi oluşu düşük düzeyde yordadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Kanser tanısı olan bireylerin ölüm kaygısının umut ve psikolojik iyi oluş ile ilişkisi
Bu çalışma kanser hastalarının ölüm kaygısının psikolojik iyi oluş ve umut ile ilişkisini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı (korelasyon) türde yapılmıştır. Araştırma 2024 yılında Ankara ili Yenimahalle ilçesinde bulunan bir eğitim araştırma hastanesinde tedavi görmekte olan 188 kanser hastası birey ile yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Ölüm Kaygısı Ölçeği, Sürekli Umut Ölçeği ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği kullanılmıştır. Bireylerin kişisel ve sağlık hastalık özellikleri ile ölüm kaygısı toplam puanları arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için veriler normal dağıldığı için bağımsız gruplarda t testi ve Oneway ANOVA testi (Post hoc testi: Bonferroni kullanılmıştır. Çalışmada yaş ve ölçeklerin puan ortalamaları arasındaki ilişkisiyi değerlendirmek için Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Çalışmada ölüm kaygısı toplam puanını etkileyebilecek değişkenleri değerlendirmek için backward metodu seçilerek çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre kanser hastası bireylerin ölüm kaygısı ölçeği toplam puanı 7,32±2,53 olduğu belirlenmiştir. Cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, kanser türü, kanser evresi, tedavi türü, sürekli umut ve psikolojik iyi oluş düzeyi ile ölüm kaygısı puan ortalaması arasında anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur (p<0,05). Bireylerin çalışma durumu, aylık geliri ve sosyal güvence durumu ile ölüm kaygısı toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Bireylerin yaş ile ölüm kaygısı toplam puanla arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Kanser hastalarının ölüm kaygısı toplam puanı ile sürekli umut düzeyi arasında negatif yönlü orta düzeyde bir ilişki (p<0,05), Psikolojik iyi oluşu ile arasında ise yine negatif yönlü orta düzeyde bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak bireylerin ölüm kaygısı arttıkça sürekli umut ve psikolojik iyi oluş düzeylerinde azalma olduğu görülmüştür. Bu bağlamda umut ve psikolojik iyi oluş düzeyi üzerinde etkili olan ölüm kaygısı hakkında daha fazla bilgi sahibi olabilmek ve bu kaygıyı etkileyen diğer faktörlerin de belirlenebilmesi için yeni çalışmalar yapılmalıdır. Anahtar sözcükler: Kanser, Ölüm Kaygısı, Psikiyatri Hemşireliği, Psikolojik İyi Oluş, Umut
İlkokul öğrencilerinin iyi oluşları ile bağıntılı değişkenlerin incelenmesi: Bir karma yöntemler araştırması
Bu araştırmanın amacı ilkokulda başarı algısına bağlı, öğrencilerin iyi olma halini tanımlayan değişkenleri, bu değişkenlerle bağıntılı değişkenleri ve bağıntı düzeylerinin belirlenmesidir. Keşfedici sıralı karma yöntemler araştırması deseniyle yürütülen araştırmanın nitel bölümü fenomenoloji deseni ile nicel bölümü ise ilişkisel tarama deseni ile kurgulanmıştır. Araştırmanın nitel katılımcılarını; 6 ilkokul dördüncü sınıf öğrencisi ve 6 ilkokul sınıf öğretmeni, nicel katılımcılarını ise 201 ilkokul dördüncü sınıf öğrencisi, bu öğrencilerin öğretmenleri ve ebeveynleri oluşturmuştur. Araştırmada nitel verilerden yararlanılarak araştırmanın nicel boyutuna yönelik değişkenler belirlenmiştir. Nitel veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla yapılan görüşmeler aracılığıyla toplanmıştır. Nicel veriler çeşitli ölçeklerden ve geliştirilen formlardan elde edilmiştir. Elde edilen nitel veriler içerik analiz yaklaşımı ile analiz edilmiş tematik yaklaşıma göre veriler işlenmiştir. Elde edilen nicel verilerin analizinde ilişkisiz örneklemler için t-testi, tek yönlü varyans analizi, çoklu doğrusal regresyon analizi teknikleri kullanılmıştır. Araştırmanın nitel bulgularına göre; başarı algısını ağırlıklı olarak çaba, gelişim, standardı sağlama, aile, motivasyon, istekli olma, mutluluk, özgüvenli olmak temalarının açıkladığı belirlenmiştir. Nicel bulgulara yönelik ise öğrencinin akademik performansı ile; ağırlıklı bakım veren ebeveynin sorumluluk ve dışa dönüklük kişilik tiplerinde olması, öğrencinin azim ve duygu ayarlama düzeyinin bağıntılı olduğu belirlenmiştir. Öğrencinin sosyal kabulü ve beden kitle indeksine yönelik belirlenen değişkenlerin bağıntılı olmadığı tespit edilirken, öğrencinin öznel iyi oluşunun azim ve duygu ayarlama düzeyi ile bağıntılı olduğu belirlenmiştir. Gerçekleşen istatistiksel olarak anlamlı tahminlerin, öğrencilerin gelir durumundan etkilenmediği belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: İlkokulda iyi oluş, ilkokulda başarı algısı, akademik performans, beden kitle indeksi, sosyal kabul, öznel iyi oluş
Türkiye'de yaşayan Suriyeli gençlerin sosyal işlevsellik, yaşam kalitesi, özyeterlik algısı ve psikolojik iyi oluş halinin incelenmesi
Mevcut araştırmada Suriye İç Savaşı nedeniyle Türkiye'ye göç eden 15-24 yaş aralığındaki Suriyeli gençlerin sosyokültürel yapılarının betimlenmesi ve çeşitli sosyokültürel değişkenler ekseninde sosyal işlevsellik, yaşam kalitesi, algılanan özyeterlik ve psikolojik iyi oluş halinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda karma metodolojiye uygun olarak tasarlanan araştırma sürecinin nicel bölümünde Suriyeli gençlerin sosyokültürel değişkenlere göre ilgili bağımlı değişkenlerin ne derece farklılaştığı incelenmiştir. Nitel bölümde ise Suriyeli gençlerin Türkiye'ye göç sonrası sosyokültürel yapılarında meydana gelen değişimleri nasıl algıladıkları ayrıntılandırılmış, ayrıca nicel bölümden elde edilen bulguların detaylandırılması sağlanmıştır. Bu kapsamda araştırmanın nicel bölümü için 368 Suriyeli gençle görüşülmüş, sosyodemografik ve sosyokültürel değişkenleri içeren anket formu, sosyal işlevsellik anketi, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği, Dünya Sağlık Örgütü İyilik Hali İndeksi ve Genel Özyeterlik Ölçeği aracılığıyla veriler toplanmıştır. Nitel bölümde ise 28 Suriyeli gençle yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak bireysel görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda Suriyeli gençlerin genel olarak düşük yaşam kalitesine sahip olduğu, kadınların ise erkeklerden daha düşük sosyal işlevselliğe, yaşam kalitesine, psikolojik iyi oluş düzeyine ve özyeterlik algısına sahip olduğu keşfedilmiştir. Suriyeli gençlerin büyük oranda kayıtdışı olarak çalışmaları, hane gelirinin düşmesine ve yaşam kalitelerinin olumsuz etkilenmesine yol açmaktadır. Öte yandan geçici koruma statüsü ile herhangi bir statüsü olmayan gençlerin, Türk vatandaşı olan Suriyeli gençlere oranla Türkiye'deki hizmetlere daha az erişebildikleri, Türklerle daha az etkileşim kurabildikleri, daha fazla ayrımcı uygulamalara maruz kaldıkları ve daha olumsuz koşullarda yaşadıkları sonucuna ulaşılmıştır. Savaşta yakınlarını kaybeden Suriyeli gençlerin de hâlihazırda psikososyal desteğe ihtiyaç duydukları araştırma sürecinde elde edilen sonuçlar arasında yer almaktadır. Suriyeli gençlerin Türk okullarındaki dil eğitiminden fazlaca yakındığı görülmüştür. Bu çerçevede okullarda verilen dil eğitimlerine verilen önemin artırılması, Suriyeli çocuk ve gençler için de ilk ve ortaöğretimin zorunlu olması, okullarda öğretmenlere yönelik bilinç artırıcı uygulamaların gerçekleştirilmesi önerilmiştir. Ayrıca araştırmaya katılan gençlerin önemli bir kısmının Suriye'ye dönmek istediğini ifade etmesi nedeniyle Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkinin güçlendirilmesi önerilmiştir.
Ön ergenlerde bilinçli farkındalık temelli programın etkililiği
Bu çalışmanın amacı bilinçli farkındalık temelli programın ön ergenlerin bilinçli farkındalık ve psikolojik iyi oluş düzeylerine etkisini saptamaktır. Araştırmaya Ankara ilinin Çankaya ilçesinde ortaokula devam eden 10-14 yaş arası ergenler katılmıştır. Karma desen türlerinden açımlayıcı ardışık desene göre tasarlanan araştırma üç aşamadan oluşmuştur. Ortaokula devam eden 333 öğrencinin katılımıyla, birinci aşamada bilinçli farkındalık ve psikolojik iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Bilinçli farkındalık ve psikolojik iyi oluş düzeylerinin cinsiyete ve sınıfa göre farklı olup olmadığı ve bilinçli farkındalık düzeyinin, psikolojik iyi oluş düzeylerini yordayıp yordamadığı araştırılmıştır. İkinci aşamada Eline Snel Çocuk ve Ergenler için bilinçli farkındalık programının bilinçli farkındalık ve psikolojik iyi oluş düzeyine etkisinin sınanmasında ön-test son-test kontrol gruplu deneysel yöntem kullanılmıştır. Deney ve kontrol gruplarına toplam 28 beşinci sınıf öğrencisi katılmıştır. Program uygulandıktan üç ay sonra kalıcılık etkisine bakılmıştır. Üçüncü aşamada ise deney grubuna katılan 14 ergen ve aileleriyle görüşmeler yapılmıştır. İlk iki aşamada Çocuk ve Ergenler İçin Bilinçli Farkındalık Ölçeği, Stirling Çocuklar İçin Duygusal ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği, kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Üçüncü aşamada yarı yapılandırılmış görüşme formuyla veri toplanmıştır. Araştırmada bilinçli farkındalık ve psikolojik iyi oluş arasında olumlu ilişki olduğu, bilinçli farkındalığın psikolojik iyi oluşu yordadığı, erkeklerin bilinçli farkındalık ve psikolojik iyi oluş puanlarının kadınlarınkinden yüksek olduğu, sınıf değişkeni açısından ise anlamlı fark olmadığı saptanmıştır. Deney grubunun son-test puanları ön-test puanlarına göre yükselmiştir. Deney grubunun son-test puanları kontrol grubunun son-test puanlarından yüksek bulunmuştur. Kalıcılık çalışması sonucunda deney grubunda kalıcılığın devam ettiği görülmüştür. Nitel analiz bulguları nicel sonuçları desteklemiştir. Sonuçlar alanyazın çerçevesinde tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur.
Bilinçli farkındalığın iş yerinde algılanan stres, çalışan iyi oluş hali ve işten ayrılma niyetine etkisi
Bilinçli farkındalık, dikkatin tamamen yaşanılan ana yöneltilmesine ve yaşananların yargılanmadan ve oldukları gibi kabul edilmesine dayanan bir farkında olma durumudur. Son yıllarda araştırmalar, bilinçli farkındalığın duygusal, psikolojik ve sosyal refahta artış, stres, depresyon, anksiyete seviyesinde düşüş gibi olumlu sonuçlarına dikkat çekmektedir. Buradan hareketle, çalışmanın amacı algılanan stresin, bilinçli farkındalık seviyesi ile çalışan iyi oluş hali ve işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkilerde aracılık rolünün incelenmesidir Çalışmanın verileri, aktif olarak çalışma hayatında bulunan 205 yetişkin katılımcıdan toplanmıştır. Çalışmada demografik bilgi formu, Algılanan Stres Ölçeği (PSS-14), Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ), İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği ve Çalışan İyi Oluş Hali Ölçeklerini içeren anket formu kullanılmıştır. Araştırmanın hipotezleri, SPSS ve AMOS programları kullanılarak test edilmiştir. Sonuçlara göre, bilinçli farkındalık arttıkça çalışanların algıladıkları stres düzeylerinin azaldığı ve çalışanın iyi oluş halinin de olumlu yönde arttığı tespit edilmiştir Benzer şekilde, bilinçli farkındalık ile çalışanların işten ayrılma niyetleri arasında negatif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Aynı zamanda algılanan stresin çalışanın bilinçli farkındalık seviyesi ve işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkide ve çalışanın bilinçli farkındalık seviyesi ve iyi oluş hali arasındaki ilişkide aracılık rolleri olduğu tespit edilmiştir. Bulgular literatür ışığında tartışılmış ve alanda çalışan uzmanlar için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar kelimeler: Bilinçli Farkındalık, Çalışan İyi Oluşu, Algılanan Stres, İşten Ayrılma Niyeti, İş Yeri İyi Oluşu, İş Yerinde Algılanan Stres
Kronik ruhsal hastalık tanısı almış bireylere bakım veren aile üyelerinin bakım yükü ve ruhsal iyilik hallerine ilişkin nicel bir araştırma
Bu araştırma, kronik ruhsal hastalık tanısı almış bireylere evde bakım uygulaması kapsamında bakım veren aile üyeleri ile aynı hanede yaşayan yetişkin aile üyelerinin bakım yüklerini ve ruhsal iyilik hallerini ortaya çıkarmak ve araştırmaya katılan bireylerin bakım yükünün ruhsal iyilik hallerine etkisini saptamak amacını taşımaktadır. Nicel araştırma yöntemi ile gerçekleştirilen bu araştırmada, tarama modellerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Evde bakım uygulamasından yararlanan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 313 bakım veren aile üyesi ve aynı hanede yaşayan 129 yetişkin aile üyesi olmak üzere toplam 442 kişi araştırmaya dahil edilmiştir. Veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Bilgi Formu, Zarit Bakıcı Yükü Ölçeği ve PERMA İyi Oluş Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS V27 paket programı kullanılmıştır. Araştırmada kronik ruhsal hastalık tanısı almış bireylere evde bakım uygulaması kapsamında bakım veren aile üyelerinin bakım yükünün, şiddetli yük kapsamında olduğunu, ruhsal iyilik halleri açısından ise ölçek puan ortalamalarının düşük düzeyde olduğunu söylemek mümkündür. Araştırma sonuçlarında hem evde bakım uygulaması kapsamında bakım verenlerin hem de yetişkin aile üyesi katılımcıların bakım yükünün, ruhsal iyilik hallerini negatif yönde etkilediği belirlenmiştir. Bu kapsamda katılımcıların bakım yükü arttıkça ruhsal iyilik hallerinin azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Bulgular, kronik ruhsal hastalık tanısı almış bireylere bakım veren aile üyelerinin bakım yükünü azaltılıp ve ruhsal iyilik hallerinin artırılmasına yönelik sosyal hizmet müdahaleleri ve sosyal politikalarının ortaya konulması ihtiyacını ön plana çıkarmıştır. Bu bağlamda öncelikle ruh sağlığı alanında kronik ruhsal hastalık tanısı almış bireylere bakım veren aile üyelerinin bakım yükünün azaltılması amacıyla ruhsal hastalık tanısı almış birey sayısı ile orantılı olarak Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerinin artırılması, bakım veren bireylerin ruhsal sağlık takibinin yapılması, bir sosyal politika uygulaması olan evde bakımın, bireylere insan hakları temelinde sunulması öneriler arasında yer almaktadır. Anahtar Sözcükler Kronik ruhsal hastalık, bakım, bakım yükü, ruhsal iyilik hali, sosyal hizmet
Yetiştirme yurtlarında ve ailesi yanında büyüyen yetişkinlerin psikolojik iyilik halinin demografik özellikler ve öğrenilmiş güçlülük açısından değerlendirilmesi
Bu çalışmada kurum bakımında ve ailesi yanında büyüyen yetişkinlerin psikolojik iyilik hali düzeylerinin ve psikolojik iyilik halini yordayan özelliklerin belirlenmesi ile öğrenilmiş güçlülük ve psikolojik iyilik hali açısından iki grup arasındaki farklılığın incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi, yetiştirme yurdunda büyüyen 47 kadın (%34.8) ve 88 erkek (%65.2) ve ailesi yanında büyüyen 99 kadın (%45.2) ve 120 erkek (%54.8) olmak üzere toplam 354 kişiden oluşmaktadır. Gruplar arası karşılaştırmalar, yetiştirme yurdu grubundaki 135 kişi ve bu grubun katılımcılarıyla yaş, cinsiyet ve eğitim düzeyi açısından eşleştirilen ve ailesi yanında büyüyen gruptan seçilen 135 kişi olmak üzere 270 kişi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri Psikolojik İyi Olma Ölçekleri ve Rosenbaum'un Öğrenilmiş Güçlülük Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Kurum bakımında büyüyen yetişkinler ile ailesi yanında büyüyen grubun cinsiyetlerine göre psikolojik iyilik hali arasındaki farkın tespit edilmesi amacıyla çok yönlü varyans analizi kullanılmış, ailesi yanında büyüyen grubun psikolojik iyilik hali ve öğrenilmiş güçlülük düzeyi ortalamalarının yetiştirme yurdu grubundan anlamlı biçimde daha yüksek olduğu ancak cinsiyetler arasında anlamlı bir farkın bulunmadığı belirlenmiştir. Psikolojik iyilik hali ve öğrenilmiş güçlülük düzeyinin katılımcıların demografik özellikleri ve yetiştirme yurdu grubunun kurum deneyimleriyle ilgili değişkenler arasındaki ilişkiler, korelasyon analizi aracılığıyla incelenmiştir. Katılımcıların psikolojik iyilik halini yordayan değişkenlerin belirlenmesi amacıyla regresyon analizi kullanılmıştır. Yetiştirme yurdu grubunun psikolojik iyilik halinin, yaş, kurumda kalma süresi, kurum deneyimi puanları ve öğrenilmiş güçlülük tarafından anlamlı şekilde yordandığı sonucuna ulaşılmıştır. Aile yanı grubunun psikolojik iyilik halini yordayan değişkenlerin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilen aşamalı hiyerarşik regresyon analizi de yaş ve öğrenilmiş güçlülüğün, ailesi yanında büyüyen yetişkinlerin psikolojik iyilik halini anlamlı şekilde yordadığını göstermiştir. Araştırma bulguları alanyazın ışığında değerlendirilmiş, araştırma bulguları ile çalışmanın önemi ve sınırlılıkları göz önüne alınarak kurum bakımında kalan kişilerin psikolojik iyilik halinin geliştirilmesine yönelik öneriler sunulmuştur.
Yöneticilerin dönüştürücü liderlik düzeylerinin psikolojik iyi oluş ve bazı değişkenlere göre yordanması
Araştırma, yöneticilerin dönüştürücü liderlik düzeylerinin psikolojik iyi oluş ve bazı değişkenlere göre yordanmasını incelemeye yönelik olarak yapılmış olan betimsel bir çalışmadır. Araştırma evrenini; 2014-2015 Eğitim-Öğretim yılında İstanbul İli, Avrupa Yakası Bağcılar, Bahçelievler, Bakırköy, Başakşehir, Bayrampaşa, Esenler, Güngören, Zeytinburnu İlçelerinde kamu ilköğretim ve ortaöğretim (ilkokul, ortaokul ve lise) kurumlarında görev yapan 1850 okul yöneticisi(müdür, müdür başyardımcısı ve müdür yardımcısı) oluşturmuştur. Belirtilen evrenden tesadüfî örneklem yöntemi kullanılarak 322 okul yöneticisi, araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmada gerekli verileri elde etmek için "Psikolojik İyi Oluş Ölçeği (PİOÖ), "Dönüştürücü Liderlik Ölçeği (DLÖ)", ve "Kişisel Bilgiler Formu" kullanılmıştır. Verilerin toplanması amacı ile ölçekler Okul Yöneticilerine uygulanmıştır. Verilerin çözümlenmesinde SPSS21 Paket Programı'ndan yararlanılmıştır. Araştırmada, yöneticilerin dönüştürücü liderlik düzeylerinin psikolojik iyi oluşa, cinsiyete, medeni duruma, kıdeme ve yapılan göreve göre anlamlı bir biçimde yordanıp yordanmadığını belirleyebilmek için Basit Regresyon analizi yapılmıştır. Araştırmada, anlamlılık düzeyi .05 olarak alınmıştır. Araştırmada, psikolojik iyi oluşun yöneticilerin dönüştürücü liderlik düzeylerini anlamlı bir biçimde yordayıp yordamadığı incelenmiştir. Araştırmanın sonucunda, psikolojik iyi oluş değişkeninin, yöneticilerin dönüştürücü liderlik davranışının anlamlı bir yordayıcısı olduğu görülmüştür. Psikolojik iyi oluş düzeyi yüksek olan yöneticilerin dönüştürücü liderlik puan ortalaması, psikolojik iyi oluş düzeyi düşük olan yöneticilerin dönüştürücü liderlik puan ortalamasından anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Araştırmada, "cinsiyetin yöneticilerin dönüştürücü liderlik düzeylerini anlamlı bir biçimde yordayıp yordamadığı incelenmiştir. Araştırmanın sonucunda, cinsiyet değişkeninin, yöneticilerin dönüştürücü liderlik davranışının anlamlı bir yordayıcısı olmadığı görülmüştür. Kadın yöneticilerin dönüştürücü liderlik puan ortalaması ile erkek olan yöneticilerin dönüştürücü liderlik puan ortalaması arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Araştırmada, medeni durumun yöneticilerin dönüştürücü liderlik düzeylerini anlamlı bir biçimde yordayıp yordamadığı incelenmiştir. Araştırmanın sonucunda, medeni durum değişkeninin, yöneticilerin dönüştürücü liderlik davranışının anlamlı bir yordayıcısı olduğu görülmüştür. Evli olan yöneticilerin dönüştürücü liderlik puan ortalaması, bekar olan yöneticilerin dönüştürücü liderlik puan ortalamasından anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Araştırmada, kıdemin yöneticilerin dönüştürücü liderlik düzeylerini anlamlı bir biçimde yordayıp yordamadığı incelenmiştir. Araştırmanın sonucunda, kıdem değişkeninin, yöneticilerin dönüştürücü liderlik davranışının anlamlı bir yordayıcısı olduğu görülmüştür. Kıdemi fazla olan yöneticilerin dönüştürücü liderlik puan ortalaması, kıdemi az olan olan yöneticilerin dönüştürücü liderlik puan ortalamasından anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Araştırmada, yapılan görevin (müdür ya da müdür yardımcılığı) yöneticilerin dönüştürücü liderlik düzeylerini anlamlı bir biçimde yordayıp yordamadığı incelenmiştir. Araştırmanın sonucunda, görev değişkeninin, yöneticilerin dönüştürücü liderlik davranışının anlamlı bir yordayıcısı olduğu görülmüştür. Müdürlük görevini yapan yöneticilerin dönüştürücü liderlik puan ortalaması, müdür yardımcılığı görevini yapan yöneticilerin dönüştürücü liderlik puan ortalamasından anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Dönüştürücü Liderlik, Psikolojik İyi Oluş, Yönetici
Eylemlilik ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkide algılanan anne baba kabul ve reddi aracı rolünün incelenmesi
Bu çalışmada, üniversite öğrencilerinin eylemlilik ve psikolojik iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişkide algılanan ebeveyn kabul ve reddinin aracı rolü incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini, 213 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Anket çalışması olarak yürütülen çalışmada, katılımcıların kişisel bilgileri için "Demografik Bilgi formu"; eylemlilik düzeylerini belirlemek için "Çok Boyutlu Eylemli Kişilik Ölçeği"; algılanan ebeveyn kabul ve reddini değerlendirmek için "Anne ve Baba Kabul Reddi Ölçekleri – Kısaltılmış Yetişkin Formları", psikolojik iyi oluşu ölçmek için ''Psikolojik İyi Oluş Ölçeği'' kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları doğrultusunda, demografik değişkenlere göre katılımcıların eylemlilik ve algılanan ebeveyn kabul ve reddi alt boyutları ile psikolojik iyi oluş puanlarının anlamlı düzeyde farklılaştığı saptanmıştır. Algılanan anne ve baba kabul ve reddinin ayrı ayrı incelendiği çalışmada, eylemlilik ve psikolojik iyi oluş değişkenleri arasındaki ilişki pozitif yönde anlamlı bulunmuştur. Ayrıca eylemlilik ve psikolojik iyi oluş değişkenleri ile anne ve baba kabul ve reddi arasında da anlamlı bir ilişki bulunmuştur. İlişkili olduğu saptanan araştırma değişkenlerinin yordayıcılığını incelemek için yürütülen analiz sonuçlarına göre, anne sıcaklık/şefkat ve ayrışmamış ret alt boyutlarının psikolojik iyi oluşu anlamlı biçimde açıkladığı saptanmıştır. Bununla birlikte, eylemlilik değişkeninin özsaygı, yaşam amacı ve iç denetim alt boyutlarının psikolojik iyi oluşu açıkladığı saptanmıştır. Aracı rol değişkeni olarak incelenen anne kabul ve ret alt boyutlarının ise aracı rolde olmadığı saptanmıştır. Baba kabul ve reddi alt boyutları incelendiğinde ise ayrışmamış ret alt boyutunun psikolojik iyi oluşu anlamlı biçimde yordadığı saptanmıştır. Yordayıcı ilişkide ayrıca eylemlilik değişkeninin özsaygı ve yaşam amacı alt boyutları yordayıcı olarak saptanmıştır. Bununla birlikte, baba kabul reddi ayrışmamış ret alt boyutunun aracı değişken olmadığı saptanmıştır. Araştırmada elde edilen bulguların, psikolojik iyi oluş ve eylemlilik arasındaki ilişkinin söz konusu olduğunu göstermesine ek olarak anne ve baba kabul/reddinin eylemlilik ve psikolojik iyi oluş değişkenleri ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Örneklemi oluşturan üniversite öğrencilerinde söz konusu araştırma değişkenlerinin ilişkili saptanması psikososyal ve psikopatolojik açıdan değerlendirilebilecek ilerleyen dönemde yapılacak uygulama ve araştırmalara katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Ebeveyn Kabul ve Reddi, Eylemlilik, Psikolojik İyi Oluş, Aracı Değişken
Yaşamdaki amaç, duygusal iyi oluş, kişisel ölüm korkusu ve duyarlı sevginin ontolojik iyi oluş üzerindeki etkisi
Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinin yaşamdaki amaçları, duygusal iyi oluşları, kişisel ölüm korkuları ve duyarlı sevgi düzeylerinin ontolojik iyi oluşları üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, online anketler düzenlenerek Türkiye genelindeki devlet ve vakıf üniversitelerinde öğrenim gören 18-57 yaş arasındaki 287 ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada öğrencilerin yaşamdaki amaç, duygusal iyi oluş, ontolojik iyi oluş, kişisel ölüm korkusu ve duyarlı sevgi düzeyi arasındaki ilişkiyi ölçmek amacıyla "Psikolojik İyi-Olma Ölçekleri"nin (Ryff, 1989a) Yaşamdaki Amaç alt-ölçeği, "Duygusal İyi Oluş Ölçeği" (Şimşek, 2011), "Ontolojik İyi Oluş Ölçeği" (Şimşek ve Kocayörük, 2013), "Kişisel Ölüm Korkusu Ölçeği" (Florian ve Kravetz, 1983) ile "Duyarlı Sevgi Ölçeği" (Sprecher ve Fehr, 2005) kullanılmıştır. Öğrencilerin kişisel bilgileri ise araştırmacı tarafından oluşturulan "Demografik Bilgi Formu" ile toplanmıştır. Bu çalışmada ölçeklerden elde edilen veriler SPSS 20 istatistik programı ile analiz edilmiştir. Araştırmaya katılanların demografik özelliklerinin belirlenmesinde yüzde ve frekans analizleri yapılmıştır. Bağımlı ve bağımsız değişkenler ile demografik veriler arasındaki ilişkinin belirlenmesinde bağımsız t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA); değişkenler arasındaki ilişkinin belirlenmesinde de Pearson Korelasyon analizinden yararlanılmıştır. Ayrıca bağımsız değişkenler olan duyarlı sevgi, kişisel ölüm korkusu, duygusal iyi oluş ve yaşamdaki amacın bağımlı değişken olan ontolojik iyi oluş üzerindeki etkisini incelemek için çoklu hiyerarşik çoklu regresyon analizinden faydalanılmıştır. Yapılan istatistiksel değerlendirmeler ve analizler sonucunda, cinsiyet, duyarlı sevgi, duygusal iyi oluş ve yaşamdaki amacın ontolojik iyi oluş üzerinde yordayıcı bir etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Ancak kişisel ölüm korkusunun ontolojik iyi oluşu üzerinde bir etkiye sahip olmadığı görülmüştür.
Travma sonrası hayata küsme bozukluğunun olumlu ve olumsuz ruh sağlığı üzerindeki etkisinde dünyaya ilişkin varsayımların aracılık etkisi
Bu çalışmanın amacı, dünyaya ilişkin varsayımların travma sonrası hayata küsme bozukluğu ile olumlu ve olumsuz ruh sağlığı arasındaki ilişki üzerindeki aracılık etkisini genel popülasyonda incelemekti. Araştırmanın örneklemini yaşları 18 ile 74 arasında değişen toplam 262 kişi (101 erkek ve 161 kadın) oluşturmaktadır. Katılımcılar travma sonrası hayata küsme bozukluğu, dünyaya ilişkin varsayımlar, duygusal iyi oluş ve depresyon şiddetini değerlendiren öz-bildirim ölçekleri doldurdular. Yapısal eşitlik modeli analizleri, dünyaya ilişkin varsayımların, travma sonrası hayata küsme ve depresyon şiddeti arasındaki ilişkiye aracılık ettiğini ortaya koymuştur. Öngörüldüğü gibi, analizler, dünyaya ilişkin varsayımların travma sonrası hayata küsme ile duygusal iyi oluş arasındaki ilişki üzerinde bir aracılık etkisi olduğunu göstermektedir. Bu çalışmanın sonuçlarına göre, dünyaya ilişkin varsayımların ruh sağlığı üzerinde önemli bir etkisi vardır. Bu nedenle, dünyaya ilişkin varsayımların psikoterapide önemle ele alınması gereken bir konu olduğu anlaşılmaktadır. Anahtar Sözcükler: Travma sonrası hayata küsme bozukluğu, dünyaya ilişkin varsayımlar, depresyon, duygusal iyi oluş, yapısal eşitlik modellemesi.
Lisanslı spor yapan ve yapmayan ergenlerin mental iyi oluş, benlik saygısı, sosyal görünüş kaygısı ve algılanan sosyal destek açısından karşılaştırılması
Bu tez çalışmasının temel amacı, lisanslı spor yapan ve yapmayan ergenlerin benlik saygısı, algılanan sosyal destek, sosyal görünüş kaygısı ve mental iyi oluş açısından karşılaştırılmasıdır. Tezin bu konu hakkında bilgi sağlaması ve literatüre katkı yapması hedeflenmiştir. Bu çalışmanın örneklemini 14-18 yaş aralığında 160 lisanslı spor yapan ve 160 spor yapmayan olmak üzere toplam 320 ergen oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan ergenlere, Algılanan Sosyal Destek, İki Boyutlu Benlik Saygısı, Sosyal Görünüş Kaygısı ve Mental İyi Oluş ölçekleri uygulanmıştır. Çalışmanın temel bulgularında, lisanslı spor yapan ergenlerin mental iyi oluş, benlik saygısı, algılanan sosyal destek ölçeklerinden aldıkları puanların, spor yapmayan ergenlere göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca, lisanslı spor yapan ergenlerin, algılanan sosyal destek, benlik saygısı, mental iyi oluş ve sosyal görünüş kaygısı puanları antrenörleri ile ilişkilerine göre, anlamlı farklılık göstermezken, alınan puanların takım arkadaşları ile ilişkiye göre farklılaştığı bulunmuştur. Buna ek olarak, lisanslı spor yapan ergenler ile lisanslı spor yapmayan ergenler okul başarısı, öğretmenleri ile ilişkileri, karşılaştıkları sorunlarda yardım gördüklerini düşündükleri sosyal çevre ve yakın arkadaş sayısı değişkenleri açısından anlamlı farklılık göstermemektedir. Lisanslı spor yapan ergenlerin spor yapma nedenlerine bakıldığında, en fazla oranın popülerliği arttırmak için olduğu ortaya çıkmıştır.
Bağlanma ile depresyon ilişkisinde ontolojik iyi oluş ve duygusal zekanın aracılık rolü
Bu çalışmada Bağlanmanın depresyona olan etkisi ontolojik iyi oluş ve duygusal zeka aracı değişkenleri üzerinden incelenmiştir. Çalışma yaşları 14-19 arası değişen toplamda 512 öğrenciden oluşmakta olup bunlardan 218'i kadın, 294'ü erkek katılımcılardır. Bağlanma depresyon ilişkisini ontolojik iyi oluş ve duygusal zeka değişkeni aracılığı ile ölçmek amacıyla çalışmada, Anne-Baba ve Akran Bağlanması Envanteri (ABABE), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Duygusal zeka Özellik Ölçeği- Kısa Formu, Ontolojik İyi-Oluş Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmada literatür kapsamında öne sürülen hipotezler araştırma verileri ile doğrulanmıştır. Yapılan yapısal model analizine göre, bağlanmanın ontolojik iyi oluş ve duygusal zeka üzerinden depresyon ile ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır.. Tüm sonuçlar ilgili literatüre göre tartışılmış ve uygulamaya yönelik ileride yapılabilecek çalışmalar önerilmiştir.
Kadınlarda toplumsal cinsiyet algısı, psikolojik iyi oluş ve benlik saygısı arasındaki ilişkiler
Amaç: Araştırmanın amacı, kadınlarda toplumsal cinsiyet algısı, psikolojik iyi oluş ve benlik saygısı arasındaki ilişkilerin ortaya konarak demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesidir. Yöntem: Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 1 Eylül-15 Ekim 2019 tarihleri arasında, 18 yaş ve üzeri farklı demografik özelliklere sahip internet yoluyla ulaşılabilen popülasyondan 324 kadın oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak; kadınların yaş, eğitim düzeyi, medeni durum, ekonomik durum, anne ve babanın eğitim durumu, yaşanılan coğrafi bölge gibi sosyo-demografik bilgilerin edinilmesine yönelik sorulardan oluşan "Demografik Bilgi Formu" kullanılmıştır. Kadınların toplumsal cinsiyet algılarının belirleyebilmek için "Toplumsal Cinsiyet Algı Ölçeği", psikolojik iyi oluş düzeylerini belirleyebilmek için "Psikolojik İyi Oluş Ölçeği" ve benlik saygısı düzeyini belirleyebilmek için "Benlik Saygısı Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizi için IBM SPSS 25.0 paket programı aracılığıyla; betimsel istatistikler, bağımsız örneklemler için t Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA); değişkenler arası ilişkilerin belirlenmesi için Pearson Korelasyon Analizi ve düzenleyici etkinin test edilmesi için Çoklu Doğrusal Hiyerarşik Regresyon Analizi uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmada elde edilen bulgulara göre; araştırmaya katılan kadınların toplumsal cinsiyet algılarının yüksek olduğu görülmüştür. Çalışan kadınların toplumsal cinsiyet algılarının, psikolojik iyi oluş ve benlik saygısı düzeylerinin çalışmayan kadınlardan daha yüksek olduğu görülmüştür. Kadınların toplumsal cinsiyet algılarının ve psikolojik iyi oluş düzeylerinin eğitim düzeyleri yükseldikçe arttığı görülmüştür. Kadınların benlik saygısı ve psikolojik iyi oluş düzeylerinin sosyo-ekonomik düzey yükseldikçe arttığı, toplumsal cinsiyet algılarının farklılaşmadığı görülmüştür. Partnerleriyle birlikte yaşayan kadınların toplumsal cinsiyet algılarının evli olan kadınlara göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Kadınların toplumsal cinsiyet algılarının yüksek olması ile psikolojik iyi oluş ve benlik saygısı arasında pozitif yönde anlamlı düzeyde ilişki olduğu görülmüştür Sonuç: Toplumsal cinsiyete ilişkin algı, psikolojik iyi oluş ve benlik saygısı arasındaki ilişkilerin klinisyenler, sosyal çalışmacılar, kadınlar, sivil toplum kuruluşları tarafından bilinmesi; bu konuda daha fazla bilgi daha etkili terapötik yaklaşım sağlayacaktır. Sonuçların değerlendirilmesiyle uzmanlar tarafından sosyal desteklerin kurgulanarak kadınların psiko-sosyal açıdan güçlenmelerine katkı sağlayacak şekilde etkileri olacaktır. Anahtar Kelimeler: Kadın, Toplumsal Cinsiyet Algısı, Psikolojik İyi Oluş, Benlik Saygısı
Üniversite öğrencilerinde psikolojik iyi oluşun psikososyal yordayıcılarının sosyal bilişsel kariyer kuramı açısından incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinde psikolojik iyi oluşu etkileyen çeşitli psikososyal faktörleri belirlemektir. Bu doğrultuda, algılanan sosyal destek, algılanan ebeveyn tutumları, kariyer kararı öz-yeterliği ve mesleki sonuç beklentilerinin psikolojik iyi oluş üzerindeki doğrudan ve dolaylı yordayıcı etkileri incelenmiştir. Araştırmanın katılımcılarını, 2013-2014 akademik yılında İstanbul Üniversitesi'nin çeşitli fakültelerinde öğrenimlerine devam eden 304'ü (%71,5) kız ve 121'i (%28,5) erkek olmak üzere toplam 425 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Öğrencilerin yaşları 17-68 arasında değişmekte olup yaş ortalaması 21,13 (SS= 4,78)'tür. Katılımcılara ölçüm araçları olarak Psikolojik İyi Olma Ölçekleri, Sosyal Provizyon Ölçeği, Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutumları Ölçeği, Kariyer Kararı Yetkinlik Beklentisi Ölçeği ve Mesleki Sonuç Beklentileri Ölçeği uygulanmıştır. Doğrudan ve dolaylı yordayıcı etkileri analiz etmek amacıyla, sırasıyla çoklu doğrusal hiyerarşik adımsal regresyon analizi ve doğrusal hiyerarşik aracı regresyon analizi yürütülmüştür. Psikolojik iyi oluşun doğrudan yordayıcılarına ilişkin bulgular, açıklanan toplam varyansa katkılarına göre sırasıyla algılanan sosyal destek, kariyer kararı öz-yeterliği ve anne için algılanan reddedici tutumun psikolojik iyi oluşun anlamlı yordayıcıları olduğunu ortaya koymuştur. Bu değişkenlerin tamamının toplam varyansın % 50,3'ünü açıkladığı belirlenmiştir. Aracı etki analizlerine dair bulgulara göre ise, algılanan sosyal destek, baba için algılanan reddedici tutum ve hem baba hem de anne için algılanan duygusal sıcaklık ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkide hem kariyer kararı öz-yeterlik düzeyinin hem de mesleki sonuç beklentileri düzeyinin kısmi aracı etkisi olduğu görülmüştür. Ancak anne için algılanan reddedici tutum ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkide sadece mesleki sonuç beklentileri düzeyinin kısmi aracı etkisi olduğu bulunmuştur. Araştırmanın bulguları, ilgili literatür ışığında tartışılmış ve gelecekteki araştırma ve uygulamalara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Dünyaya ilişkin varsayımlar, kişilik, mutlak doğru ihtiyacı ve biriciklik algısı değişkenlerinin depresyon ve iyi oluş ile ilişkisinde dinsel görüşün etkisi
Bu çalışmada dini inancı olan ve olmayan bireylerde; dünyaya ilişkin varsayımlar, kişilik, mutlak doğru ihtiyacı ve kişisel biriciklik algısı değişkenlerinin depresyon ve duygusal iyi oluşa etkilerini incelemek amaçlanmıştır. Dini inancı olanlarda rastlantı varsayımının, mutlak doğru ihtiyacının ve deneyime açıklığın yüksek olması depresyonu yordarken; dini inancı olmayanlarda bu ilişki görülmemiştir. Buna karşın, dini inancı olmayanlarda şans varsayımının ve dışadönüklüğün düşük olması depresyonu yordamıştır.