Güvenlik
541 theses under this subject heading
Arktika Bölgesi'nin uluslararası güvenlik çerçevesinde incelenmesi
İklim krizi günümüzün en önemli sorunlardan biri haline gelerek, insanlık için büyük riskler oluşturmaktadır. Arktika Bölgesi de iklim krizinden etkilenecek olan bölgelerin başında gelmektedir.Bu çalışmanın amacı Arktika Bölgesi'nin uluslararası güvenlik çerçevesinde kuramsal tartışmalarla çevre, enerji, ekonomik, siyasi ve askeri konularda incelenmesidir. Bu amaçdoğrultusunda ilk olarak "Uluslararası Güvenlik Kuramları" başlığı altında, güvenlik kavramının gelişimi incelenmekte, bölgedeki çeşitli faaliyetler üzerinde durulmaktadır. Ardından uluslararası güvenlik kuramları incelenmektedir. İkinci olarak "Arktika Bölgesi" başlığı ile bölgenin coğrafi tanımı yapılmakta, bölgenin stratejik önemine değinilmekte ve bölge devletlerinin anlaşmazlıkları incelenmektedir. Son olarak "Uluslararası Güvenlik Çerçevesinde Arktika Bölgesi" başlığı ile bölge devletleri, bölge dışı devletler ve uluslararası kuruluşların bölgedeki güvenlik politikalarına değinilmektedir. Ardından Neorealizm, Neoliberalizm, Kopanhag ve Aberystwyth Ekolü gibi uluslararası güvenlik kuramları aracılığı ile bölge güvenliği incelenmektedir. Bu çerçevede bu çalışma, Arktika Bölgesi sahip olduğu potansiyel kaynak zenginliği ile bir yandan ilgili devletler için rekabet unsuru oluştururken, diğer yandan bölgesel ve küresel açıdan uluslararası sistemde güvensizlik ortamı yaratmaktadır hipotezine dayanmaktadır. Hipotezi doğrulamak için şu sorulara yer verilmiştir: Bölge hangi kaynaklara sahip ve ne tür bir güvensizlik ortamı yaratıyor? Bölgesel ve küresel risk ve tehditler nelerdir? Bu risk ve tehditlerden etkilenen aktörler kimlerdir? Arktika Bölgesi'nde uluslararası güvenlik kuramlarından yola çıkılarak ne tür bir barış ortamı sağlanabilir?
II. Meşrutiyet Dönemi İstanbul'unda adi suçlar (1908-1918)
II. Meşrutiyet'in ilanıyla Osmanlı Devleti; siyasi, iktisadi, hukuki, askerî ve sosyal alanda birçok değişimin yaşandığı bir sürece girmiştir. Özellikle 1908-1918 yılları arasında Osmanlı Devleti'nin yaşadığı isyanlar, siyasi kamplaşmalar, faili meçhul cinayetler, savaşlar, göçler, ekonomik bunalımlar başkent olması nedeniyle ilk önce İstanbul'da tesirini göstermiş ve şehrin güvenlik ve asayişi bu durumdan olumsuz etkilenmiştir. Şehirde her geçen gün artan suç vakaları ve güvenlik kaygıları İstanbul sakinlerini tedirgin ettiği gibi bürokratik ve siyasi çevrelerde bu durumdan rahatsız olmuştur. II. Abdülhamit devrinden kalma kolluk güçleri ise İstanbul'daki suç vakalarına zamanında müdahale edememiş ve şehrin asayişini temin etmede yetersiz kalmıştır. Bu durum İstanbul'daki asayiş unsurlarının modernleşmesini kaçınılmaz kılarken II. Meşrutiyet döneminde güvenlik güçlerinin merkezileşmesi ve mesleklerinde uzmanlaşmaları için önemli adımlar atılmasını sağlamıştır. Bu çalışma 1908-1918 yılları arasında önemli kırılmalar yaşayan Osmanlı Devleti'nin başkenti İstanbul'da yaygın olarak işlenen adi ve cinsel içerikli suçları ve bu suçları işleyen suçluları ele almıştır. Aynı zamanda İstanbul'da suç olgusunu ortaya çıkaran etkenlere ve güvenlik güçlerinin ne gibi tedbirler aldığına değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: II. Meşrutiyet Dönemi, İstanbul, Suç, Suçlular, Asayiş ve Güvenlik.
Türkiye'nin uluslararası göç yönetimine güvenlik bağlamında bir bakış
Birçok alanın ortak öznesi durumunda olan göç özellikle son dönemde dünya gündeminin en üst sıralarında yer almaktadır. Bu sebeple sahip olduğu coğrafyasıyla dünyanın en eski topluluklarına ev sahipliği yapmış olan Türkiye için de göç hareketleri kaçınılmaz olarak gündemin öncelikli konularından biri haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı Türkiye'nin göç politikalarını incelemek ayrıca oluşturulan söylemlerin vatandaşların göçmen algısı üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Bu çalışma, güvenlik meselesinin devlet ya da vatandaş güvenliğine indirgenmemesi gerektiği ayrıca göçmenlerin bir güvenlik meselesi haline getirilmesi yerine onların toplumla uyumunun sağlanmasıyla ancak toplumsal güvenliğin sağlanabileceği hipotezine dayanmaktadır. Bu çalışma yaygın olanın aksine göçün devlet güvenliğinin yanında göçmen güvenliğiyle olan ilişkisinin ortaya konması açısından önemlidir. Bu amaçla çalışmada ilk olarak Türkiye'nin uluslararası göç politikalarının tarihsel gelişimine yer verilmiş ayrıca Türkiye'nin göç yönetiminde yer alan yasal düzenlemelerle uluslararası iş birliklerine değinilmiştir. İkinci olarak güvenlik kavramının tarihsel oluşumuna ve kullanıldığı alanlara yer verilmiş, göçün güvenlikle ilişkisini ortaya koymak amacıyla Kopenhag Ekolünün güvenlik anlayışından yararlanılmıştır. Son olarak üçüncü bölümde ise Türkiye'de göç ve güvenlik ilişkisi, göçün güvenlikleştirilmesi ve göçmenlerin güvenliği gibi başlıklara yer verilmiş ayrıca güvenlik söylemi üzerinde göçmen algısı ortaya konmuştur.
Energy - security nexus in the gulf
Gulf countries, whose life is almost entirely dependent on oil exports and revenues, have been the focus of global powers, in the first place due to their strategic focal position and later on because of its rich natural resources. Lack of value added productions, but oil and oil products in these six countries, (UAE, S.Arabia, Kuwait, Bahrain, Qatar and Oman) necessity of a sub-regional security shield not only has come out during British Empire stage but also in the beginning of the American'hegomony that has commenced on the region. In this context, the subject study will try to explain and expose whether these countries using the crucial role of oil in the energy-security nexus efficiently or not and how the oil is being a shield for these countries who are consisting 65.5% of the World reserves. At the same time the study, will try to examine that very strategic raw material the oil and the vast amount of income acquired from it that has been used in the Gulf security and will be considering not only the Political Economy but also Dependency and Rentierism in these undemocratic states, who waive of their sovereignity due to for sake of their regime, and it reveals also that the Gulf Cooperation Council they have found not able to implement policies that arent against to American insterests.
Türkiye'de kentsel dönüşüm ve güvenlik siyaseti: Gaziosmanpaşa Sarıgöl Mahallesi
Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren artan kentsel dönüşüm uygulamaları öncelikli olarak kent yoksullarının yaşadığı gecekondu mahallelerine odaklanmış ve bu mahallelerin yeniden inşası başlıca hedef haline gelmiştir. Geçmişte gecekondu mahallelerini göz ardı eden yönetimsel bakış açısının yerini kentsel dönüşümle düzenleme, ıslah etme, yenileme kavramlarına bırakması gecekondu mahallelerinde köklü değişimlerin yaşanmasına ve bu mahallelerin yeniden inşa sürecine girmesine neden olmuştur. Düzenleme ve ıslah etme anlayışının odak noktası ise belli etnik kimliklerin, işçilerin ve marjinal olarak tanımlanan grupların yaşam alanları olmuştur. Bu çalışma, afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkındaki kanun kapsamında dönüşüm alanı ilan edilen gecekondu mahallelerini irdeleyerek kent yoksullarının yaşadığı mahallelerin damgalanması ve suçlulaştırılması üzerinden güvenlik siyaseti ile kentsel dönüşüm arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Örnek mahalle olarak seçilen İstanbul Gaziosmanpaşa Sarıgöl mahallesinde yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiş ve kentsel dönüşüm öncesi, kentsel dönüşüm süreci ve sonrası araştırılmıştır. Kentsel dönüşümün hedeflediği yenileme, rehabilitasyon kavramları da irdelenerek Sarıgöl'deki kentsel dönüşümün mahalle halkı üzerindeki etkisi ele alınmıştır.
Suudi Arabistan'ın güvenlik algısı ve dış politikasının değişimi (2010-16)
Geleneksel olarak dış politikasında yumuşak güç unsurlarına başvuran, bölgesel rakipleri ile askeri karşıtlıklardan kaçınan, çatışan taraflar arasında arabuluculuğu önceleyen, maruz kaldığı tehditleri önlemek için ABD güvenlik garantilerine yaslanan İbn Suud rejiminin, Arap Baharı sürecinde bu geleneksel dış politikasından radikal bir şekilde uzaklaştığı gözlemlenmiştir. Bu süreçte rejimin dış politikasında yaşanan radikal değişim küresel, bölgesel ve ulusal düzlemde yaşanan gelişmeler ile bağlantılıdır. ABD'nin rejime sağladığı güvenlik garantilerinde yaşanan azalma, bölgesel aktörlerin rejimi tehdit eden politikaları ve rejimin gücünde meydana gelen nispi artış İbn Suud rejimini Arap Baharı sürecinde iddialı bir dış politikaya yönelmesine yol açmıştır. Rejim, bu süreçte bölgesel rakiplerinden kaynaklı tehditleri tırmandırmayı seçerek doğrudan askeri müdahalesi için bir gerekçe oluşturmuş, bölgesel çıkarlarını genişletmek için askeri güce başvurmayı da içeren çatışmacı bir dış politikaya yönelmiştir. Yeni dönemde geliştirdiği doğrudan askeri müdahaleye dayanan dış politikasını devam ettirebilmek için bölgesel aktörler arasında askeri oluşumlara liderlik etmeye, güvenliğini çeşitlendirmeye ve askeri/endüstriyel kapasitesini mümkün olduğunca arttırmaya çalışmıştır. İbn Suud rejimi, Arap Baharı sürecinde takip ettiği bu iddialı dış politika ile rejimine yönelik tehdide yol açan devletleri ve devlet dışı aktörleri dengelemeyi ve bölge genelinde oluşan güç boşluklarından da yararlanarak jeopolitik nüfuzunu genişleterek Ortadoğu bölgesinde liderlik rolü oynamayı hedeflemiştir.
Türkiye'deki sivil havaalanlarında güvenlik hizmetlerinin yönetsel başarısını etkileyen sorunların belirlenmesine yönelik bir araştırma
Hava taşımacılığının başlangıç ve bitiş noktası olan havaalanlarında sunulan güvenlik hizmetleri, havacılık güvenliğine yönelik yasadışı olayların önlenmesi açısından kritik öneme sahiptir. Bununla birlikte havaalanı güvenlik hizmetleri, hava taşımacılığının sağlamış olduğu hız ve konfora ilişkin faydaların azalmasına da neden olabilmektedir. Bu kapsamda havaalanı güvenlik hizmetlerinin başarısının artırılması hem havacılık güvenliğinin hem de yolcu memnuniyetinin sağlanması açısından gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. Bu doğrultuda havaalanlarında sunulan güvenlik hizmetlerinin başarısı, havacılık güvenliği unsurlarının (insan, güvenlik sistem ve cihazları) etkin ve verimli bir biçimde yönetilmesine bağlıdır. Bu araştırmanın amacı, yukarıda sözü edilen gerekliliklerin sağlanabilmesi adına havaalanı güvenlik hizmetlerinin yönetsel başarısını etkileyen sorunların belirlenmesi ve bu sorunlara ilişkin çözüm önerilerinin geliştirilmesidir. Araştırmada nitel araştırma deseni benimsenmiştir. Veri toplama aracı olarak, yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi kullanılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşmeler, amaçlı örneklem yöntemiyle seçilen Emniyet, Özel Güvenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatında farklı görev ve pozisyonlarda bulunan katılımcılarla gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen nitel veriler tümevarımsal yöntemle analiz edilmiş, araştırma sorusu kapsamında bulgular tanımlanmış ve yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda havaalanı güvenlik hizmetlerinin yönetsel başarısını etkileyen sorunlar; havaalanı güvenlik hizmetlerinde farklı kurum/kuruluşların görev alması, havacılık güvenliğinin branşlaşma alanı olmaması, mevzuattan kaynaklanan sorunlar, denetimlerden kaynaklanan sorunlar, paydaşlara özgü sorunlar, havacılık güvenliği eğitimleri ve güvenlik adanmışlığı temaları altında değerlendirilmiştir. Temalar ayrı ayrı açıklandıktan sonra, temalar arası ilişkilere değinilerek sorunlara genel bir bakış açısı kazandırılmış, potansiyel tehlike olarak nitelendirebileceğimiz bu sorunlara ilişkin çözüm önerileri getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sivil Havacılık Güvenliği, Havaalanı Güvenliği, Sivil Havacılık Yönetimi, Nitel Araştırma
Öğretmenlerin dijital veri güvenliği farkındalığı
Yaşamın her alanında sıklıkla kullanılan bilgi iletişim teknolojileri sayesinde, geçmişte basılı materyallerle çalışan öğretmenler, günümüzde bilgiyi dijital ortamlarda üretmekte ve yine dijital ortamlarda saklamaktadır. Eğitim öğretim faaliyetlerinde teknolojiyi sıkça kullanan öğretmenlerin sahip oldukları dijital verilerin güvenliği son derece önemlidir. Veri güvenliğinin öneminden yola çıkan bu araştırmanın amacı, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullarda görev yapan öğretmenlerin dijital veri güvenliği farkındalıklarını belirlemeye yönelik bir ölçek geliştirmek ve ilgili ölçeği kullanarak var olan durumu ortaya koymaktır. Ölçek geliştirme sürecinde alanyazın taraması ve kritik paydaşlarla yapılan odak grup görüşmeleri sonucunda 93 maddeden oluşan madde havuzu ortaya konmuştur. 12 alan uzmanının görüşü alındıktan sonra taslak ölçek formunun ön deneme uygulaması ilkokul, ortaokul ve lise düzeyinde birer okuldan 79 öğretmen ile gerçekleştirilmiştir. Uygulama sonunda katılımcılar tarafından anlaşılamayan maddeler çıkarılmıştır. Ölçeğin yapı geçerliği için 529 öğretmenden toplanan veriler ile açımlayıcı faktör analizi (AFA) yapılmıştır. AFA'dan önce 56 maddeden oluşan taslak ölçek, analiz sonrasında öğretmenlerin dijital veri güvenliği farkındalığını belirlemeye yönelik tek faktörlü 32 maddelik yapıya kavuşmuştur. Beşli Likert tipindeki ölçeğin Cronbach Alfa (α) iç tutarlık katsayısı .945'tir ve toplam açıklanan varyans % 36.053 olarak hesaplanmıştır. AFA sonucunda ortaya konan faktör yapısını doğrulamak için 335 farklı katılımcı ile doğrulayıcı faktör analizi (DFA) gerçekleştirilmiştir. Modifikasyon indeksleri yardımı ile ideal değerlere ulaşan tek faktörlü yapı, dijital veri güvenliği farkındalık ölçeğinin (DVGFÖ) geçerli ve güvenilir olduğunu, ileride yapılacak araştırmalarda kullanılabileceğini göstermiştir. Balıkesir ilindeki öğretmenlerin dijital veri güvenliği farkındalıklarını belirlemek için 29 farklı okulda görevli 1446 öğretmenden DVGFÖ kullanılarak veri toplanmıştır. Bulgular, öğretmenlerin dijital veri güvenliği farkındalıklarının 4.16 ortalama ile oldukça yüksek olduğunu göstermiştir. Öğretmenler; parola oluştururken harf, sayı ve özel karakter kullanmanın önemi, e-posta ile gelen kimlik bilgilerini doğrulama mesajlarına (parola, kredi kartı vb.) itibar edilmemesi ve parola hatırlatmak için kullanılan güvenlik sorularına başkalarının tahmin edemeyeceği yanıtlar verilmesi konularında daha yüksek farkındalığa sahiptir. Güvenlik duvarı yazılımları, İnternet sitelerinde kullanılan güvenlik sertifikaları ve verilerin çeşitli uygulamalar (Dropbox, Google Drive vb.) kullanılarak İnternet ortamında saklanabileceği konularındaki farkındalıkları ise daha düşüktür. Bu araştırmada, bazı demografik değişkenlere ilişkin tanımlayıcı istatistiklerin yanında bu değişkenler ile dijital veri güvenliği farkındalığı arasındaki ilişkiler de incelenmiş ve sonuçlar yorumlanmıştır. Buna göre; cinsiyet, günlük bilgisayar kullanım süresi, günlük İnternet kullanım süresi, kişisel bilgisayar, tablet bilgisayar ve akıllı telefon sahibi olma durumlarına göre öğretmenlerin dijital veri güvenliği farkındalıklarının değiştiği sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada, MEB tarafından hayata geçirilen projelerde dijital veri güvenliğinin yeterince yer bulmaması ve öğretmenlerin eğitim öğretim etkinliklerinde bilişim teknolojilerini kullanırken dijital veri kaybı yaşamamaları için yapılması gerekenler vurgulanmıştır. Bu araştırmadan elde edilen sonuçların; öğretmenlerde dijital veri güvenliği farkındalığı oluşturulmasına katkı sağlayacağı, MEB'in gerçekleştireceği hizmet içi eğitim faaliyetlerinin planlanmasında içerik belirleme çalışmalarına yön vereceği ve ileriki araştırmalara ışık tutacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Öğretmen, Dijital Veri, Veri Güvenliği, Veri Güvenliği Farkındalığı, Ölçek GeliĢtirme, Açımlayıcı Faktör Analizi, Doğrulayıcı Faktör Analizi
Sınıf öğretmeni adaylarının çocukların karşılaştığı çevrimiçi risklere yönelik algılarının çeşitli değişkenler açısından
Güncel çalışmalara göre, çocukların internete erişim oranları artma, internetle tanışma yaşları ise düşme eğilimindedir. Buna paralel olarak, çocuklar çevrimiçi risklerle daha çok karşı karşıya gelmektedir. Çocukların çevrimiçi fırsatlardan yararlanmalarını desteklemek ve bu ortamlara özgü risklerden etkilenmelerini önlemek önemli bir gündem maddesi halini almıştır. Bu çalışmaların en önemli paydaşlarından biri de öğretmenlerdir. Öğretmenler, çocukların çevrimiçi risklere karşı birincil başvuru kaynakları arasında yer almaktadır. Bu durum öğretmenlerin çevrimiçi risklere yönelik algılarını önemli bir çalışma alanı haline getirmektedir. Çocukların internete erişim yaşlarının düşme eğiliminde olması ve Türkiye'deki anne babaların internet okuryazarlıklarının düşük olması nedeniyle bu çalışmada sınıf öğretmeni adaylarının çevrimiçi risklere yönelik algılarına odaklanılmıştır. Bu çalışmanın amacı, sınıf öğretmeni adaylarının çocukların karşılaştıkları çevrimiçi risklere yönelik algılarının, cinsiyet, güvenli internet kullanımı konusunda eğitim alma, çevrimiçi risklerle karşılaşma, internet kullanma sıklığı ve internette kullanılan servis sayısı değişkenlerine göre incelenmesidir. Bu amaçla, araştırma kesitsel tarama deseninde kurgulanmıştır. Çalışmaya, öğretmen adayları için çocukların karşılaştıkları çevrimiçi risklere yönelik algı ölçeğinin geliştirilmesi ile başlanmıştır. Bu amaçla ilk olarak, alanyazındaki çevrimiçi risk çerçeveleri incelenmiş ve bir çerçeve temel alınmak üzere seçilmiştir. Bir sonraki aşamada bu çerçeve bir uzman paneliyle Türkiye bağlamında değerlendirilmiştir. Bu aşamadan sonra kuramsal çerçevede yer alan boyutlar için göstergeler yazılarak madde havuzu oluşturulmuştur. Oluşturulan madde havuzu, ölçek geliştirme deneyimi olan uzmanların katılımıyla gerçekleştirilen ikinci bir uzman panelinde değerlendirilmiştir. Bu aşamadan sonra ölçeğin pilot formu oluşturularak dil ve yüz görünüş geçerlikleri için uzman görüşlerine tabi tutulmuştur. Uzman görüşlerinin alınmasının ardından, ölçek formu ile pilot uygulama gerçekleştirilerek öğretmen adayları tarafından anlaşılırlığı test edilmiştir. Ölçeğin yapı geçerliğinin test edilmesi için açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi yöntemleri kullanılmıştır. Ölçeğin güvenirliğinin sınanması için iç tutartlık katsayısı ve test – tekrar test güvenirliği yöntemlerine başvurulmuştur. Bu testlerle birlikte "Çocuk ve Ergenlerin Karşılaştığı İnternet Risklerine Yönelik Algı Ölçeği"nin geliştirilmesi tamamlanmıştır. Araştırmanın katılımcıları 2013 – 2014 öğretim yılında Türkiye'deki 19 devlet üniversitesinin eğitim fakültelerinde okumakta olan 1890 sınıf öğretmeni adayıdır. Verilerin analizi için, bağımsız gruplar için t testi, tek yönlü varyans analizi, yinelenen ölçümler için varyans analizi ve parametrik olmayan bağıntı yöntemlerine başvurulmuştur. Araştırma bulgularına göre sınıf öğretmeni adaylarının çocukların karşılaştığı çevrimiçi risklere yönelik algıları yüksektir. Kadın sınıf öğretmeni adaylarının risk algıları, erkek sınıf öğretmeni adaylarına göre yüksektir. Sınıf öğretmeni adaylarının risk algıları güvenli internet kullanımı konusunda eğitim alma ve çevrimiçi risklerle karşılaşma durumlarına göre değişim göstermemektedir. Bunun yanında, öğretmen adaylarının risk algıları ile internet kullanım sıklıkları ve internette kullandıkları servis sayıları arasında bir ilişki gözlenmemiştir. Risk algısı alanyazınına göre, yüksek risk algısı riskten kaçınma davranışının belirleyicileri arasındadır. Bunun bir sonucu olarak, öğretmen adayları çocuklara çevrimiçi teknolojiler konusunda olumsuz bildirimlerde bulunabilir. Ek olarak, öğretmen adayları çevrimiçi teknolojileri derslerine entegre etmeye direnç gösterebilirler. Bu bağlamda, öğretmen adaylarının risk algılarının düşürülmesi için eğitim ve risk iletişimi çalışmalarının gerçekleştirilmesi önerilmektedir. Sınıf öğretmenliği, bilişim teknolojileri öğretmenliği, psikolojik danışma ve rehberlik alanları öncelikli olmak üzere, öğretmen adayları için çocukların karşılaşabileceği çevrimiçi risklere yönelik farkındalık eğitimlerinin verilmesi önerilmektedir. Ek olarak görev yapmakta olan öğretmenler için bu çevrimiçi riskler konusunda meslekiçi eğitim faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi önerilmektedir. Bunun yanında, çevrimiçi riskler sorununun diğer paydaşları olan aileler, eğitim yöneticileri, yazılım geliştiriciler ve kanun koyuculara yönelik farkındalık çalışmalarının geliştirilmesi de önerilmektedir. Bununla birlikte, çevrimiçi riskler probleminin çözümününde en önemli adım çocukların sorunlar ve başa çıkma yöntemleri konusunda bilgilendirilmesidir. Bu bağlamda tüm ders içeriklerinde çocukların güvenli ve sorumlu internet kullanımının vurgulanması son derece önemlidir. Anahtar sözcükler: sınıf öğretmenliği, öğretmen adayı, çevrimiçi risk algısı
Otizmli bireylere yabancı kişilerden korunma becerilerinin öğretiminde sosyal öykülerin yalnız sunumuyla video modelle birlikte sunulmasının karşılaştırılması
Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) sosyal etkileşim sorunları ve sınırlı/yinelenen ilgi ve davranışlarla ya da çoğunlukla olduğu gibi bu sorunların yanı sıra, dil ve iletişim becerilerinde gözlenen sınırlılıklarla ortaya çıkan ileri derecede ve karmaşık bir gelişimsel yetersizlik türüdür. Alan yazında OSB olan bireylerin toplumda bağımsız bireyler olarak yaşayabilmeleri için gereksinim duydukları davranış ve becerilerin öğretiminde kullanılmak üzere çeşitli öğretim uygulamaları geliştirilmekte ve uygulanmaktadır. Sosyal öyküler ve video modelle öğretim de bu uygulamalar arasında yer almaktadır. Bu araştırmanın amacı, OSB olan bireylere yabancı kişilerden korunma becerilerinin öğretiminde sosyal öykülerin yalnız sunumuyla, video modelle birlikte sunumunun etkililik ve verimlilik açısından farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemektir. Araştırma 10 – 13 yaş aralığında OSB tanılı dört çocukla yürütülmüştür. Araştırmada katılımcılara öğretilen hedef davranışlar yabancı kişilerin kaçırma girişimlerinden korunma ve kapıyı çalan yabancı kişilerden korunma becerileridir. Araştırmada tek denekli araştırma modellerinden uyarlamalı dönüşümlü uygulamalar modeli kullanılmıştır. Araştırmanın etkililik bulguları, OSB olan dört katılımcıdan üçünün yabancı kişilerden korunma becerilerini her iki uygulamayla da ölçütü karşılar düzeyde öğrendiklerini göstermiştir. Dördüncü katılımcı için sosyal öykülerin yalnız sunulduğu öğretimin daha etkili olduğu gözlenmiştir. Dördüncü katılımcıda sosyal öykülerin yalnız sunulduğu öğretimle üzerinde çalışılan beceride belirli bir düzeyde öğrenme gerçekleşmiş olmasına rağmen ölçüt karşılanamamıştır. Katılımcıların üçünde iki uygulama arasında kalıcılık etkisi bakımından bir farklılık olmadığı görülmüştür. Katılımcıların her iki yöntemle de öğrendikleri yabancı kişilerden korunma becerilerini korudukları gözlenmiştir. İki öğretim uygulaması verimlilik açısından karşılaştırıldığında, elde edilen bulguların tüm katılımcılarda tutarlı bir biçimde yinelenemediği görülmektedir. Sosyal öykülerin yalnız sunulduğu öğretim uygulamasının üç katılımcıda daha verimli olduğu görülmüştür. Çalışmada yer alan katılımcıların birinde ölçüt karşılanıncaya kadar gerçekleşen oturum sayısı, deneme sayısı, toplam öğretim süresi ve hatalı öğrenci tepkilerinin yüzdesi açısından sosyal öykülerin yalnız sunulduğu öğretim uygulaması daha verimli olmuştur. Katılımcıların bir diğerinde ise tüm parametreler açısından sosyal öykülerin video modelle birlikte sunulduğu öğretim uygulaması daha verimli olmuştur. Diğer bir katılımcıda ise sosyal öykülerin yalnız sunumuyla gerçekleştirilen öğretimin sosyal öykülerin video modelle sunulduğu öğretime kıyasla sadece toplam öğretim süresi açısından daha verimli olduğu görülmüştür. Son katılımcıda ise sosyal öykülerin yalnız sunulduğu uygulama etkili olurken sosyal öykülerin video modelle birlikte sunulduğu öğretim uygulamasıyla ölçüt karşılanamamıştır. Bu araştırmada hem katılımcıların annelerinden hem de kendilerinden sosyal geçerlik verisi çalışma sırasında hazırlanan sosyal geçerlik soru formu kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın bulguları, katılımcıların kendilerinin ve annelerinin çalışma hakkında olumlu görüşler ifade ettiklerini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Güvenlik becerileri, Otizm, Sosyal öyküler, Video modelle öğretim
Modern dönem gözetim olgusunda sınıflandırma pratiğinin değerlendirilmesi ve toplumsal hayata yansımaları: Eskişehir örneği
Modern dönemin akışkan ve karmaşık yapısını takip edebilmek, düzenlemek ve yönetebilmek için gözetim araçlarının gün geçtikçe arttığı gözlemlenmektedir. Teknolojik yeniliklerle gelişen gözetim araçlarının birçok çeşidine rastlamak mümkündür. Bu araçlar bir taraftan bireylerden farklı şekillerde veri/bilgi/malumat toplarken, diğer taraftan bunları sistematik bir şekilde kategorilere ayırıp kullanıma hazır hale getirmektedir. Gözetim araçlarının ucuzlaması, küçülmesi, uzaktan yönetilebilmesi toplumun bilgisine ulaşabilmek için gözetimi cazip hale getirmektedir. Ancak aynı zamanda gözetimin şeffaflığını yitirmesi ve sınırlarının muğlaklaşması çeşitli problemlere yol açmaktadır. Genel olarak güvenlik kaygıları, disiplin ve düzen arayışları gözetimin yaygınlaşmasını meşrulaştırdığı gibi gözetime yönelik eleştirel bir bakışın oluşmasını da engellemektedir. Gözetim olgusu, genellikle 'güvenlik, denetim, düzen ve disiplin' çerçevesinde değerlendirilmekte, farklı sosyo-ekonomik grupların sosyal hayata katılmaları noktasında belirleyici olduğu göz ardı edilmektedir. Bu durumun toplumsal algıda edindiği yeri ortaya koymak için farklı sosyo-ekonomik kesimlerden toplanan veriler gözetimin sınıflandırma pratiği çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu bağlamda Eskişehir'de gerçekleştirilen saha çalışmasının amacı, katılımcıların gözetimi nasıl değerlendirdiğini anlamak, farkındalığını ölçmek ve gözetimin ayrıştırma edimine yönelik düşüncelerini ortaya koymaktır. Araştırmanın sonunda ise sosyo-ekonomik durum, güvenlik algısı ve gözetim talepleri arasında güçlü bir bağ olduğu ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Gözetim, güvenlik, risk, panoptikon, ban-optikon, sınıflandırma
Türkiye Cumhuriyeti'nin iskân siyaseti
?Türkiye Cumhuriyeti'nin İskân Siyaseti? adlı bu araştırma iki ana bölümden oluşmaktadır. Kavramsal çerçeve oluşturmak amacıyla ilk bölümde araştırmada sıklıkla kullanılan kavramlar incelenmekte ve Türkiye'de iskân siyasetinin tarihi geçmişini oluşturan Osmanlı Devleti'nin iskân siyaseti incelenmektedir.Türkiye Cumhuriyeti'nin İskân Siyasetinin Çözümlenmesi başlıklı ikinci bölümde; Cumhuriyetin iskân siyasetini şekillendiren nedenler ve iskân siyasetinin kapsamına giren unsurlar incelenerek iskân örgütlenmesi ve iskânla ilgili yasal düzenlemeler değerlendirilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi bir göç tarihidir. Bu çerçevede Türkiye'de 1923'ten 2000'li yıllara değin yaşanılan göç deneyimi, güvenlik algılaması ve modernleşme süreci, iskân politikasının gelişimi üzerinde bir çok etkiye sahiptir.İskân siyasetinin uygulama örnekleri ise; göçler nedeniyle gerçekleştirilen iskân uygulamaları, güvenlik nedeniyle gerçekleştirilen iskân uygulamaları, yeniden yerleştirme (yeniden iskân) uygulamaları şeklindeki sınıflandırmayla incelenmektedir. İskân siyaseti ve uygulamalarının sosyal, ekonomik ve siyasal sonuçları kısmında ise genel bir değerlendirme yapılmaktadır.
Uluslararası ilişkiler bağlamında siber güvenliğin İnsansız Hava Aracı (İHA) ve Silahlı İnsansız Hava Araçları (SİHA) üzerinden değerlendirilmesi
Uluslararası ilişkilerde var olan güç mücadelesi, 21 yy. ile fiziksel sınırları aşarak siber boyuta taşınmıştır. Siber uzayda bu alanlardan biridir. Fiziksel bir sınırın olmadığı küresel bir alandır. Siber alanda amaçlar doğrultusunda farklı aktörler bulunmaktadır. Aktörler tek başlarına bile siber alanda kendilerine yer edinebilirken, devlet ve devlet dışı aktörler tarafından da kullanılmaktadır. Kişi, kurum ve kuruluşlar gibi birçok aktör bulunmaktadır. Bu alanda aktör fazlalığının çok olması güvensizlik ortamını arttırmış ve etki alanını genişletmiştir. Devletler bu yüzden ulusal güvenliğin sağlanması konusunda ciddi önlemler almalıdır. Siber alan ile oluşan evrensel tehdit algısı artık devlet sınırlarının ötesindedir. Bu tehditi devletler ancak iş birliği yaparak çözebilir. Çünkü, uluslararası ilişkilerde tek bir güç olabileceği fikri gerçekliğe aykırıdır. Bilişim sistemlerinin gelişmesiyle birlikte siber alan aktif kullanılmaya başlanmıştır. Aktif kullanılmasından dolayı siber alanda devletler güvenliklerini sağlamak için kendini tehdit unsurlarına karşı güçlendirmişlerdir. Devletler güvenlikleri için kendi yerli ağ bağlantılarını güvence altına almış, siber alan konusunda uzmanlaşmış kişiler veya kurumları ile iş birliği içerisinde olmuştur. Tehdit unsurlarının teknolojinin gelişmesiyle zaman içinde farklılaşmış ve artışlar olmuştur. Bu tehdit unsurların farklılaşmasına karşı yenilikleri ve teknolojiyi yakından takip eden devletler diğer devletlere karşı yarış içerisinde olmayı başarabilmişlerdir. Özellikle; Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Kanada, İsrail, İran, Çin, Japonya, Birleşik Krallık, Rusya, Hindistan gibi ülkelerde bu alanda çalışmalar yapmaktadırlar. Bu siber saldırılara karşı Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı (NATO), Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Konseyi gibi kuruluşlarda siber alan ve tehditler konusunda gelişme içerisindedirler. Uluslararası ilişkilerde devletlerin barış algısını etkileyen siber saldırlar, güvenlik açısından istenmeyen ve dönüşü olmayan sorunlar yaratmaktadır. Çünkü devletler siber alanda kendilerine güç katarken, teknolojide yeniliği benimsemeyen, kendilerini siber alanda geliştirmeyen devletler siyasi ve askeri alanda güç kaybedilmesine neden olacaktır. İnsansız hava araçları (İHA) ve silahlı insansız hava araçları (SİHA) gibi teknolojilerin önemi dijitalleşme ile birlikte devletler için artmıştır. Burada kullanılan teknolojiler ile düşman birliklerin izlenebilmesi, anlık müdahale gibi süreçlerin yapılabilmesi, günümüz savaş sistemlerin eskiye göre artık daha otonom olduğunun göstergesidir. İHA ve SİHA teknolojileri ise bu alanda son zamanların en dikkat çekici teknolojik gelişmeleri arasındadır. Bu gelişmeler sayesinde siber alanda yaşanılacak herhangi bir durumda İHA ve SİHA gibi araçlara sahip devletler, saldırının türüne göre bu araçların kullanılmasını sağlayabileceklerdir. Bu tez çalışmasında, uluslararası ilişkiler bağlamında siber alan, siber güvenlik ve tehdit unsurlarının kavramsal anlatımlarının yanı sıra yeni nesil bilişim teknolojilerden, İHA ve SİHA' nın devletler için anlam ve önemini anlatılmaya çalışılmıştır. Bu gibi yeni nesil savunma sistemlerinin uluslararası alandaki dönüşümüne ve gelecekteki katkısına değinilmiştir.
İnsansız hava araçlarının Türkiye'nin güvenlik konseptinin belirlenmesindeki etkileri
Bu çalışma, yeni yüzyılın gelişen askeri teknoloji ürünlerinden birisi olan silahlı ve silahsız insansız hava araçlarının (SİHA ve İHA), zaman içerisinde konvansiyonel silahların yerini almaya başlamasıyla birlikte gelinen noktada önemini ortaya çıkarmayı amaçlamıştır. Bu amacın belirlenmesinde Türkiye'nin ve üçüncü taraf ülkelerin gerçekleştirdiği operasyonlar kapsamında S/İHA'ların terörle mücadelede, Suriye Operasyonlarında (Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Bahar Kalkanı Harekatları), Akdeniz ve Ege Denizi'nde, Libya İç Savaşı'nda, II. Karabağ Savaşı'nda ve Ukrayna Savaşı'ndaki kullanımları ile birlikte genel kabule göre elde ettikleri başarılı sonuçlar etkili olmuştur. Bu bağlamda tezin araştırma konusu, Türkiye'nin güvenlik konseptinin Neorealizmin güç ve güvenliğe bakış açısıyla incelenmesidir. Belirlenen ihtiyacın giderilmesi adına nasıl bir süreç izlenildiği ve bu sürecin sonunda geliştirilen S/İHA'ların, yeni güvenlik konsepti kapsamında hangi amaçlarla ve nasıl kullanıldığı ofansif neorealist bakış açısıyla değerlendirilmiştir. Buna göre, Türkiye'nin yeni yüzyıl ile birlikte güvenliğini sağlamak adına geliştirdiği askeri teknolojinin dış politikasına da etki ettiği iddia edilmektedir. Türkiye'nin coğrafi olarak çok sayıda çatışma noktasında bulunması nedeniyle güç ve güvenlik temelinde askeri kapasitesini üst düzeyde tutma zorunluluğu bulunmaktadır. Çalışma kapsamında yapılan inceleme neticesinde Türkiye'nin öncelikle askeri kapasite artırımı için S/İHA gibi teknolojik askeri araçları, müttefikleri aracılığıyla temin etmek istediği tespit edilmiştir. Ancak bu ihtiyaç Türkiye'nin müttefikleri tarafından çeşitli askeri, politik ve ekonomik nedenlerden dolayı giderilememiştir. Bu nedenle kendi iç kaynakları ile bu ihtiyacı karşılamak zorunda kalmış ve başarılı sonuçlar elde etmiştir. Nihayetinde, Türkiye'nin kendi imkanları ile başta S/İHA tekonolojisi olmak üzere askeri kapasite artırımını sağlaması, güvenlik konseptinde anlamlı bir değişime yol açmış ve yeni konseptin ofansif neorealist bakış açısıyla değerlendirilebileceği bu çalışma kapsamında elde edilen temel bulgu olmuştur.
Türkiye'de Cumhurbaşkanı'nın güvenlik politikalarındaki rolü
Bu çalışmada, Türkiye'de Cumhurbaşkanı'nın güvenlik politikalarındaki rolü incelenmiştir. Dünyada yaşanmakta olan terör gibi güvenlik problemleri, devletlerin uygulamakta olduğu güvenlik politikalarının önemini artırmış bulunmaktadır. Bu nedenle bu politikaların gerek oluşturulması gerekse uygulanması noktasında etkili olan aktörler oldukça önemlidir. Ülkelerin uygulamış oldukları hükümet sistemleri de bu politikaları etkilemektedir. Hükümet sistemlerinde devlet başkanlarına ve Türkiye'de Cumhurbaşkanı'na güvenlik alanında verilen yetkiler onları bu politikaların oluşturulması ve uygulanması aşamalarında merkezi aktör konumunda bulundurmaktadır. Hükümet sistemlerindeki devlet başkanları ve Türkiye'deki Cumhurbaşkanı'nın bu rolünü ortaya koymak için başkanlık, yarı başkanlık, parlamenter hükümet sistemlerinden belirlenen ülke örnekleri ve Türkiye'de Cumhurbaşkanı'na güvenlik alanında verilen yetkiler incelenmiştir. Bu yetkiler incelenirken belirlenen ülke örneklerinde ve Türkiye'de anayasa, kanun vb. ilgili mevzuat esas alınmıştır. İncelenen yetkiler ülkelerdeki devlet başkanları ve Türkiye'de Cumhurbaşkanı'nın güvenlik politikalarında etkili bir rol oynadığını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Güvenlik, Güvenlik Politikaları, Cumhurbaşkanı, Hükümet Sistemleri.
Soğuk savaş sonrası dönemde yasadışı göçün Türkiye'nin sınır güvenliğine etkisi
Ülkelerin büyümesi ve sınırların birbirine yaklaşması ve yaşanan sanayi devrimi ile birlikte insanlar kendi ülkeleri dışında yaşam sürmek ve çalışmak istemişlerdir. Bunun da beraberinde getirdiği bazı sorunlar meydana gelmektedir. Bu sorunların açıklandığı ve hukuk yönünden meseleye bakıldığı çalışmamızda, sınır güvenliği ve yasa dışı göç hareketlerinin önlenmesinin hukuki boyutu ele alınmıştır. Çalışmamızın amacı soğuk savaş sonrası sınır güvenliğinin ne kadar önemli hale geldiğini göstermek ve sınır güvenliğine yönelik önlem alınmasına dikkat çekmektir. Yasadışı göçmen hareketliliğinin yaşandığı ülkemizde hukuki olarak yapılan düzenlemeleri ve sınır güvenliğini sağlayan kurum ve kuruluşlarının hangileri olduğu ve görevlerinin ne olduğu etraflıca araştırılmış ve yasadışı göçlerin ülkemizin sınır güvenliğini nasıl etkilediği konusu üzerinde durulmuştur.
İnsan ticaretiyle uluslararası mücadelede Türkiye'nin rolü
İnsan ticareti, köleliğin modernize edilmiş bir biçimidir. Küreselleşmenin de etkisiyle 20. yüzyılın sonlarında uluslararası ilişkiler sisteminde ulusal ve uluslararası güvenliği tehdit eden birçok faktör devreye girmiştir. Bu tehdit faktörlerinden biri de insan ticaretidir. İnsan ticareti uluslararası toplum tarafından uluslararası nitelikte bir suç olarak kabul edilmektedir. Bu suça karşı uluslararası işbirliği başlatılmış olup henüz yeterli ve etkili bir noktaya ulaşmamıştır. Devletler, insan ticaretiyle mücadeleyi amaçlayan ulusal alanda da çeşitli düzenlemeler ve kurumlar oluşturmaya çalışmaktadır. Özellikle transit ülke konumunda olan Türkiye'nin de insan ticaretiyle mücadele amacıyla iç mevzuatında düzenlemeler yaptığı, uluslararası alanda kabul edilen insan ticaretine dair sözleşmelere taraf olduğu, ulusal bazda çeşitli kurumlar geliştirdiği ve uluslararası kuruluşlarla da ortaklıklar oluşturduğu görülmektedir. Bu çalışmada, insan ticaretine karşı mücadelede Türkiye'nin ulusal alanda attığı adımların yanı sıra uluslararası toplumla işbirliği çabaları incelenmekte ve özellikle insan ticaretinin Türkiye'nin ulusal ve bölgesel güvenliğine verdiği ve vermeye devam edeceği iddia edilen zarar analiz edilmektedir.
Güneydoğu Anadolu Projesi'nin devlet ile bölge halkı arasındaki güvenin tesisine katkıları
Bölgesel kalkınma açısından dünyada önemli bir örnek teşkil eden Güneydoğu Anadolu Projesi, bölgenin ekonomik, sosyal, politik, eğitimsel, tarımsal ve endüstriyel olarak gelişmesine büyük katkıda bulunmuştur. Bunun yanı sıra Türkiye'de var olan bölgesel eşitsizliği ortadan kaldırmak amacıyla uyumu yakalamak ve bu uyumun oluşması için devlet ve bölge halkı arasında güven alışverişini sağlama noktasında önemli bir projedir.İlk zamanlar bir sulama ve hidroelektrik santrali projesi olarak başlatılan Güneydoğu Anadolu Projesi, daha sonraki yıllarda GAP Master Planı ile beraber temel stratejileri içine `sürdürülebilir insani kalkınma felsefesini' dâhil ederek projenin sosyal yönüne vurgu yapmıştır. Projenin başlatılması önüne geçilemeyen göç oranlarının azalmasında önemli bir etki sağlamıştır.Devlet ve bölge halkı arasındaki güven, proje başlatılmadan önceki yıllara kadar çeşitli olaylar ve sebepler yüzünden sarsılmış durumdaydı. Güvenin sarsılmasında devletin etkisi olduğu kadar iç ve dış kaynakların etkisinin olduğu gözden kaçmamalıdır. Devlet, Güneydoğu Anadolu Projesi ile birlikte sarsılan güveni tekrar kazanma çabası içine girmiştir. Çalışmada bu güven alışverişinin sağlanmasında Güneydoğu Anadolu Projesinin etkisi ortaya konacaktır.Anahtar Kelimeler: Güven, Güvensizlik, Bölgesel Eşitsizlik, Güneydoğu Anadolu Projesi, Güvenlik, Devlet-Bölge Halkı (Güneydoğu Anadolu Bölgesi Halkı)
21. yüzyılda yeni bir güvenlik sorunu: İklim mültecileri
21. yüzyılda küresel sorunların en büyüklerinden biri olan iklim göçü, uluslararası ilişkiler için de yeni bir güvenlik sorunu ve çalışma alanı olarak ortaya çıkmıştır. Bu tezin amacı, bir güvenlik sorunu olarak iklim mültecilerine yaklaşımda geleneksel uluslararası ilişkiler kuramlarının önerdiği yaklaşımların yetersizliğini ortaya koymak, bununla birlikte yeşil teorinin güvenlik anlayışını başta iklim göçü olmak üzere küresel güvenlik sorunları ile mücadele etmek için iyi bir alternatif kuram olarak önermektir. Bu bağlamda, öncelikle kuramsal çerçeve ortaya konduktan sonra sırasıyla iklim değişikliği ve iklim göçü sorunları geniş bir ölçekte değerlendirmeye alınarak kuramsal karşılaştırma pratiğe dökülmüştür. Küresel sorunları "ekolojiyi temel alan bir güvenlik yaklaşımı" ile değerlendirmenin normatif ve pratik değeri ortaya konulmuştur.
Güvenlik faliyetlerinin yürütülmesinde iletişimin rolü ve jandarma uygulamasının incelenmesi
Güvenlik kavramı insanoğlunun temel gereksinimlerindendir. Güvenliği sağlamak için tarihi süreç içerisinde çeşitli adlarla karşımıza çıkan güvenlik örgütleri günümüzde kolluk adı altında teşkilatlanmış, ülkemizde huzur ve güvenliğin sağlanması için genel kolluk olarak adlandırdığımız Jandarma ve Polis teşkilatlan yapılandırılmıştır. Güvenliği sağlamak için devletin yetkilendirdiği kamusal örgütlerin en önemli gereksinimlerinden birisi ise iletişimdir. Günümüzde güvenlik örgütlerinde iletişim altyapısı ve bu teknolojilerin kullanımı, kazanan ile kaybeden arasındaki farkı belirleyen en önemli etkenlerden biridir. Güvenlik örgütlerinin örgüt içi iletişimi kendi içerisinde organize olabilmesini sağlarken, örgüt dışı (çevre ile) iletişimi ise örgütün çevresinden haberdar, zamanında karar verip tepki verebilen, yaşayan bir sistem olabilmesini sağlar. İletişim teknolojilerinde sağlanan gelişmeler dünya üzerinde uzaklıktan bağımsız olarak örgüt işlevlerinin gerçek-zamanlı (real-time) gerçekleştirilebilmesine olanak sağlamaktadır. JEMUS (Jandarma Entegre Muhabere Sistemi) adı altında yeni teknolojilerin kullanımıyla, iletişimi en etkin şekilde sağlamak için yürütülen çalışmalarla Türkiye Cumhuriyeti Jandarması; gelişmiş dünya ülkelerindeki iç-güvenlik örgütlerinin iletişim standardım yakalamaktadır. Ancak yurt dışındaki güvenlik hizmeti veren örgütlerdeki uygulamalarla karşılaştırıldığında çalışmaların örgüt içi iletişim ile sınırlı kaldığı ve diğer kamu kurumlarıyla henüz entegre olamadığı görülmektedir. Sistem incelendiğinde; teknoloji, altyapı, güvenlik faaliyetlerinde kullanılan iletişim araçları, iletişim güvenliği ve uygulamalar vb. konulara yönelik bazı eklentiler yapılabileceği görülmektedir. Bu çalışmada etkin iletişim için gelecekte kullanılabilecek çeşitli iletişim kanalları önerilmiş, diğer kamu kurumlan ile entegre olacak ulusal bir kamu güvenliği sisteminde (yurtdışından örnekleri verilerek) iletişimin rolü ortaya konulmaya çalışılmıştır.
İşletmelerin ağ-bilgi sistemlerinde bilgi güvenliğinin yönetimi ve bir uygulama
ÖZET Bilişim çağına ve bilgi toplumuna geçiş süreci ile birlikte "değişimin değişmezliği" temel ilkesi paralelinde organizasyonlar faaliyetlerini sayısal ortama taşımışlardır. Bu gelişim sürecinin kaçınılmaz bir etkisi olarak tüm kurum ve kuruluşlar için bilgisayar ağı yapılanmasıyla birlikte intranet veya internet ortamlarında bilgi paylaşımı zorunlu hale gelmiştir. Elbetteki bu zaruret, bilgiye erişim, bilgiyi işleme, çabuk karar alabilme ve çabuk sonuca varabilme konularında her seviyedeki kurum ve kuruluşlara yüksek fayda sağlamakla birlikte, bilgi güvenliği ihlallerini ve bu konuda alınması gereken önlemleri ve organizasyon yapılanmalarında bir güvenlik yönetimini de gündeme getirmiştir. Yapılan tez çalışmasında bilgi güvenliği yönetiminin esasları, önemi ve hangi konuları kapsaması gerektiği üzerinde durularak, kapsamlı bir bilgi güvenliği yönetim yapısı oluşturulmaya çalışılmıştır. Bölüm 1, ağ sistemleri, ağ sistemlerinin güvenliği, işletmelerin karşılaşacakları tehditler ve alınacak önlemler üzerine yoğunlaşmıştır. Bu bölümde bilgi güvenliğinin teknik kısmı öne çıkmaktadır. Bölüm IIde ise ağ bilgi güvenliği, yönetimsel açıdan incelenmiş ve bilgi güvenliği yönetim modellerini kapsayan konular açıklanmaya çalışılmıştır. İşletmelerin ağ yapılarındaki bilgi güvenliğinin yönetiminin uygulaması, bilgi ağ yapılanmasında önemli bir birikime ve altyapıya sahip olan NATO sistemleri üzerinde yapılmıştır. Uygulama esnasında konu ile ilgili uluslararası standartlar esas alınmıştır.
Savunma ve iç güvenlik alanında özel askeri danışmanlık şirketleri ve uluslararası güvenlik
Askeri ve güvenlik işlevlerinin yaygın olarak dış kaynak kullanımı son yıllarda önemli bir olgu haline gelmiştir. Gelişen bu yeni endüstri, doğası gereği ulus ötesidir ve çok hızlı bir şekilde büyümektedir. Özel askeri endüstrinin yükselişi çeşitli müşterilere askeri ve güvenlik alanında hizmetler sunan özel askeri şirketlerin, Soğuk Savaş sonrası dönemde net kurumsal yapılar olarak ortaya çıkmasıyla başlamıştır. Paralı asker kavramının olumsuz çağrışımı nedeniyle günümüz özel askeri şirketleri kendilerine meşru bir kamu rolü edinebilmek adına tüzel kişiliklerini dönüştürmüş, devlet kurumları ve uluslararası kuruluşlar için bir dizi askeri ve güvenlik hizmetleri yürüterek daha görünür hale gelmiştir. Özel askeri danışmanlık şirketleri, özel askeri endüstrisi içerisinde ordunun temel misyonuna en yakın hizmet sağlayıcı sektördür. Cephe hattı savaşına doğrudan katılmayan, savunma ve iç güvenlik alanında hizmet sunan özel askeri danışmanlık şirketleri, müşterilerine stratejik tavsiyeler, eğitim ve operasyonel hizmetler sunarak stratejik ve taktik ortamlarını yeniden şekillendirebilmekte, askeri yetenek ve kabiliyetlerde dönüştürücü bir kazanım yaratabilmektedir. Günümüzde çoğu özel askeri şirket danışmanlık alanında hizmet vermektedir. Başarısız devletler silahlı kuvvetlerinin yeniden yapılandırılmasında özel askeri danışmanlık şirketlerinden hizmet talep ederken, güçlü devletler için bu şirketler dış politika hedeflerinin yürütülmesinde uygun maliyetli ve politik çözümler sunmaktadır. Özel askeri danışmanlık şirketlerinin savunma politikaları üzerindeki dolaylı etkileri, bilgi analizi ve düzenleme yetkisi pratik güvenlik gündemini belirleme gücünü giderek artırmaktadır. Bu çalışmada, tematik olarak özel askeri danışmanlık şirketlerinin hizmet kapsamını, rollerini, merkezi olan devletle olan ilişkilerini ve bu bağlamda uluslararası güvenliğe olası etkileri incelenmiştir. Bu nedenle etki alanları, faaliyetleri ve kurumsal yapılarına odaklanılmış özel askeri danışmanlık şirketlerinin kapsamlı ve yapısal analizine dayalı bir araştırma sunulmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada tarihsel, betimsel araştırma yöntemleri ile belgeye dayalı veri analizi yapılmıştır.
Suriye olayları sonucunda oluşan göçün güvenlik stratejilerine etkileri
Göç olgusu yüzyıllardır uygarlıkların sürekli karşılaştığı ve çoğu zaman ciddi sonuçlara sebep olan olayları ifade eder. Pek çok sebepten dolayı yaşanan bu durum çeşitlerine göre ayrıldığı gibi etki alanlarına göre de ayrılmaktadır. Yüzyılımızda yaşanan ve en son göç olan Suriye göçü özellikle sınır komşularını etkilemiştir. Suriye ile sınır komşusu olan ülkelerden biri de Türkiye'yedir. Milyonlarca Suriyeli iç savaşın zorunlu kıldığı bu durum nedeniyle Türkiye'ye göç etmiştir. Uluslararası çapta yankı bulan bu durum sadece Türkiye'yi değil sınır komşusu olsun olmasın birçok ülkeyi etkilemiştir. Suriyeli göçü, sınır komşuluğu ve Avrupa üzerine geçiş konumunda olması dolayısıyla en çok Türkiye toplumunu etkilemiştir. Göçün getirmiş olduğu en büyük sorun ise göç edilen yerde güvenlik kaygısına sebep olmasıdır. Sınır güvenliğinin kaygısının yaşandığı bu savaş durumu göçle birlikte Türkiye içinde ekonomi, sağlık, sosyal güvenlik gibi alanlarda kaygı yaratmıştır. Ve göç olgusu bütünüyle her alanda değişimlere sebep veren bir hale gelmiştir. Sonuç olarak bu çalışma Suriye iç savaşının sebep olduğu göçü ele almakta ve göç edilen toprakların mülteciler karşısında izledikleri politikaları ele alarak göç olgusunun etki ettiği dinamikleri açıklamaya çalışmaktadır. Anahtar Kelimeler: Göç, Suriye, Mülteci, Güvenlik, Türkiye
Suriyeli sığınmacıların yerleşim bölgelerindeki güvenlik kaygıları ve uyum süreci Gaziantep örneği
Bu çalışmada Arap Baharı etkisiyle Suriye'de yaşanan iç savaş neticesinde zorunlu göçe maruz bırakılan Suriyeli sığınmacıların ülkemizde bulunmalarının hukuki statüleri, uluslararası göç kuramları ile birlikte ele alınmıştır. Suriye'de yaşanan iç savaşın başlaması ile birlikte neden sonuç ilişkisi içerisinde zorunlu göçün nedenleri açıklanmaya çalışılmıştır. Türkiye Suriye'de yaşanan iç çatışmalar neticesinde oluşan büyük göç dalgasının büyük kesimini kabul eden ülke konumunda olması sebebiyle büyük öneme sahiptir. Suriyeli sığınmacıların yerleşim bölgelerindeki güvenlik kaygıları ve uyum süreci araştırmanın temel konusudur. Sığınmacıların kentte yaşadığı sosyal, ekonomik ve psikolojik sorunları ayrıntılı bir şekilde saha çalışmalarıyla birlikte incelenmiştir. Araştırmamızda çoktan seçmeli anket sorularıyla yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak veriler toplanmıştır. Anketin uygulanmasında 400 kişilik örneklem grubu belirlenmiş, veriler öncelikle Excel ortamına aktarılarak uygun biçimde SPSS analiz yöntemi ile değerlendirilmiştir.