Historical development
119 theses under this subject heading
İnsan hakları kavramının tarihsel gelişimi ve bu kavrama Türk basınının bakış açısı:Cumhuriyet ve Yenişafak gazetesi örnekleri
Bu çalışma 1 Aralık 2014- 31 Aralık 2014 tarihleri arasında insan hakları ile ilgili yapılan haberlerin niceliği ve diğer haberlere oranı ile ilgilidir. Bu bağlamda sağ ve sol basın karşılaştırılmış, sağ kesimi temsilen Yeni Şafak, sol kesimi temsilen Cumhuriyet gazeteleri seçilmiştir. Bu araştırma kapsamında, insan hakları kavramının tarihi ve toplumsal alt yapısı ve medeniyetler üzerindeki etkileri araştırılmış ayrıca Osmanlı İmparatorluğundan, Türkiye Cumhuriyetine insan hakları ve demokratikleşme sürecinin geçtiği yollar analiz edilmiştir. Bu bağlamda, insan hak ve özgürlüklerine ait kavramlar içerik analizi yöntemiyle incelenmiş, kişisel, kolektif ve toplumsal haklarla ilgili yapılan haberlerin yayın sıklıklarına bakılarak sonuçlar çıkarılmıştır.
Bir kaynak çalışması olarak Takvim-i Vekayi (1840-1849)
Gazeteler, devletlerin ve milletlerin yaşadıklarını ve görüp geçirdiklerini kayıt altına alan birer hatırat gibidirler. Bu sebeple geçmiş dönemin gazeteleri üzerinde çalışma yapmak, sadece yazılmış metinleri bu günün diline tercüme etmek ya da aktarmak değildir. Bunların haricinde basın tarihi alanında yapılan çalışmalar, milletlerin ve devletlerin yaşadıkları olaylara verdikleri tepkileri yansıtır ve olayların geçtiği zamanlardaki ortaya atılan düşüncelerin ve görüşlerin anlaşılmasını sağlarlar. Takvim-i Vekayi Osmanlı Devleti'nde devlet eliyle çıkarılmış ilk gazetedir. Başlangıçta haftada bir yayınlansa daha sonraları düzensiz aralıklarla çıkarılmıştır. İlk sayısı 1 Kasım 1831 tarihinde çıkan Takvim-i Vekayi'nin yayınlanmasına II. Abdülhamid döneminde iki kez ara verilse de gazete yayın hayatını 4 Kasım 1922 tarihine kadar devam ettirmiştir. Gazete Türkçe süreli yayınların başlangıcıdır ve devlet eliyle çıkarıldığı için de devlet görüşünü yansıtmıştır. Takvim-i Vekayi hanedana ait haberleri, devlet kademelerine yapılan atamaları ve ülkenin herhangi bir yerinde meydana gelen hadiseyi yansıttığı gibi, aynı zamanda yabancı ülkelerdeki siyasi gelişmeler, bu ülkelerin Osmanlı Devleti ile ilişkileri ve dünyada meydana gelen sosyal, bilimsel ve teknolojik gelişmeler hakkında da haberler veriyordu. Takvim- Vekayi'nin bir başka önemi de 1860'lardan sonra yoğunlaşacak olan basım faaliyetlerine öncülük etmesidir. Takvim-i Vekayi'nin yukarıda sayılan özelliklerinden dolayı akademik çalışmalarda gazeteden daha çok faydalanılması ve araştırmacıların daha hızlı hareket edebilmesine imkân sağlamak amacıyla bu çalışma meydana getirildi. Gazetede yeralan haberler konularına göre tasnif edilerek, özet şeklinde, gazetelerin çıkış tarihlerine göre sıralanmıştır. Her haberin özetinin altına gazetenin çıkış tarihi, gazetenin sayısı ve haberin bulunduğu sayfa yazılmıştır. Anahtar Kelimeler: İlk Gazete, Gazete, Takvim-i Vekayi, Basın Tarihi, 19.Yüzyıl, Osmanlı'da Basın ve gazetecilik
Türkiye'de Osmanlı arkeolojisinin gelişimi
Bu çalışmada Osmanlı arkeolojisinin Türkiye'deki gelişim süreci irdelenmiştir. Son yıllarda Osmanlı araştırmalarına artık arkeoloji de dâhil olmuştur. Her ne kadar uzun süredir Osmanlı dönemiyle ilgili arkeolojik kazılar gerçekleştirilse de, bir disiplin olarak anılmaya son yıllarda başlamıştır. Tezde, Osmanlı arkeolojisinin Türkiye'de arkeolojinin diğer alanlarına göre neden daha geç ve yavaş geliştiği konusu sorgulanacak, Osmanlıların egemenlik sürdüğü Avrupa ülkelerindeki belli başlı bazı çalışmalar irdelenmeye çalışılmıştır. Aynı zamanda Türkiye'de gerçekleşen Osmanlı dönemi kazılarının tespit edilmesi tezin önemli çıktılarından birini oluşturmaktadır. Tezde, kazı sonuçları toplantılarından elde edilen bilgiler başta olmak üzere, konu ile ilgili birçok çalışma ve tartışma karşılaştırılmalı olarak sunulmaya çalışılmıştır. Bu çalışma Türkiye'de gerçekleşen ve Osmanlı dönemine ait veri sağlayan başta ortaçağ odaklı kazılar olmak üzere, araştırma amacı daha erken dönemler olan arkeolojik kazılar ile Osmanlı dönemi arkeolojik çalışmaları ve ayrıca yurtdışındaki belli başlı bazı Osmanlı dönemi kazı ve yüzey araştırması çalışmaları ile sınırlandırılmıştır. Türkiye'de asıl amacı Osmanlı dönemine ait veri toplamak olan kazılar tespit edilerek, bu kazıların yapılış amacı irdelenmiş ve Osmanlı tarihi ile arkeolojisine olan potansiyel katkıları ortaya konulmuştur.
İmparatorluktan millete, milletten imparatorluğa siyasal tahayyüllerin tarihsel seyri
Gerek küresel siyasette gerek yerel siyasette ulus kavramının ve ulus devletlerin herkes ve her şeyden fazla bir ayrıcalığı ve bir ağırlığı vardır. Diğer bir ifade ile gazeteler, dergiler, kitaplar, internet v.b. gibi bilgi akışı sağlayan kaynakların hangisi ele alınacak olunursa olsun ulusal ilkenin genel-geçer bir meşruiyete sahip olduğu görülecektir. Yani toplumlar milli devletlerin ve milliyetçi düşüncenin doğallığı ve gerekliliği konusunda bir anlaşmaya varmış gibi görünmektedir. Bu durum bir takım bilim insanlarını şu soruyu düşünmeye itmiştir: Ulusal ilke hem yerel hem de küresel siyaseti düzenleyici bir kural olmak zorunda mıdır? Başka bir siyasal kavrayış mümkün değil midir? Bu noktada Michael Hardt ve Antonio Negri İmparatorluk fikrini ortaya atmışlardır. Onlara göre postmodern ekonomi ile birlikte siyasette de postmodern bir döneme geçilmiş ve ulus devletlerin iktidarları dışında yeni bir iktidar biçimi peyda olmuştur. Bu bağlamda postmodern imparatorluk; ulus devletlerin dışında, üzerinde ve onu kapsayacak şekilde konumlanan ve iktidarını finansal akışlar üzerine kuran esnek hudutlara sahip, akışkan ve çok biçimli bir iktidar biçimidir. Bu tez çalışmasında temel argüman; siyasal tarihin ekonomik paradigmalar eşliğinde bir salınım içinde olduğu, imparatorluklardan ulus devletlere değişen siyasal anlayışın serbest bırakılan bir sarkaç gibi imparatorluk noktasına geri döndüğüdür. Bu analiz için ilk bölümde milliyetçilik, ikinci bölümde klasik imparatorluklar ve üçüncü bölümde postmodern imparatorluk konuları incelenmiş ve bu salınımın karakteri ekonomik değişim süreçleri çerçevesinde değerlendirilmiştir.
Dünyada ve Türkiye'de ceza infaz kurumlarının yönetsel açıdan dönüşümü: Kavramsal bir araştırma
Bu çalışmada ceza infaz kurumlarının tarihsel gelişimi ve yapısı hakkında ayrıntılı bir şekilde araştırma yapılmış ve ceza infaz kurumlarında yönetim sürecine ilişkin detaylı bilgi verilmiştir. Bu araştırmada, geniş bir biçimde literatür araştırması yapılarak ceza infaz kurumları hakkında bilgiler verilmiş olup, yönetim süreci ele alınmıştır. Bu araştırma sürecinde, literatürde yer alan ve ceza infaz kurumlarını ele alan tez çalışmaları, kitap, makaleler dikkate değer bir biçimde incelenerek kaynak taraması yapılmıştır. Aynı zamanda cezaevi ile ilgili çıkan yasa, tüzük, yönetmelik gibi kaynaklara da tezde yer verilmiştir. Bu kaynaklara dayanarak hükümlü ve tutukluların işledikleri suç türleri, ceza infaz sistemleri, cezaevlerinde yaşanan asayiş sorunları, ceza infaz kurumunda bulunan servislerin mahkûmlara yönelik iyileştirme ve onları ıslah etme çabaları ele alınmıştır. Bu araştırmanın amacı, ceza infaz kurumlarının tarihi geçmişi, yapısı ile ilgili literatürde var olan bilgileri ortaya koymak ve yönetim biçimleri hakkında bilgiler vermektir. Bu araştırma, kavramsal bir araştırma olup, literatürde var olan kaynakların kapsamlı bir şekilde taranması ile gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte araştırma detaylarının ortaya çıkarılması için, güncel olan; kanun, tüzük ve yönetmeliklerden de faydalanılmıştır. Veri tabanındaki bilgilerin istatistikleri alınmış ve bu alınan veriler tablo yardımıyla verilmiştir. Araştırmada taranan kaynaklardan ve diğer kanun, tüzük ve yönetmeliklerden ve araştırmanın bulgularından elde edilen bilgiler ışığından ortaya çıkan sonuçlar, tasnif edilerek tezin sonucu ortaya koyulmuştur.
Sosyal risk ilkesinin tarihsel gelişimi ve Türk hukukunda idarenin sosyal risk kapsamında sorumluluğu
Hukuk Devleti ilkesinin bir sonucu olarak idare, işlem ve eylemleri neticesinde kişilere verdiği zararları karşılamakla yükümlüdür. Bu husus Anayasanın 125.maddesinde "İdare kendi işlem ve eylemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür." biçiminde yerini almıştır. Söz konusu çalışmamızda idarenin mali sorumluluğuna neden olan idarenin eylemleri ve işlemleri incelenmiş olup, kişiler bir zarara uğradığında idarenin hangi şartlar altında sorumlu olacağı, bu sorumluluğun hangi temel ilkeler ışığında doğduğu ayrıntıları incelenmiştir. İdarenin sorumluluğu ancak 19. yüzyılın sonlarına doğru belli bir olgunluğa erişerek kabul görmüştür. Hatta o kadar ki idarelerin kusuru bile varken sorumlu olmadıkları bu son derece yanlış yaklaşım uzunca bir müddet sonra yerini idarelerin meydana gelen zararlarda herhangi bir kusurları bulunmasa da sorumlu olacakları bir anlayışa bırakmıştır. Bu sancılı süreç tarihe geçen ilk kararlar dikkate alınarak anlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmamızda; dünya gündemini epeyce meşgul eden terör saldırıları veya kitle hareketleri ile fikirlerini duyurmak isteyenlerin verdikleri zararlar ve bu zararların hangi ilkeler ışığında giderildiği incelenmiş olup uygulama esnasında meydana gelen sorunların giderilmesine yönelik fikirler sunulmuştur. Ülkemizde henüz kısıtlı belli alanlarda yasal düzenlemeler bulunup ortaya çıkabilecek yeni sosyal risk alanları için yargısal içtihatların yeterli olup olmadığı her alanda yasal düzenleme imkânının bulunup bulunmadığı incelenmiştir.
Kadın haklarında geleneksel bakış aşısının etkinliğinin Yargıtay'ın bir kısım boşanma kararlarındaki kadın olgusuna yansıması
Tez konusu problemin sınırlarının belirlenebilmesi için; öncelikle ataerkil (geleneksel) bakış açışım oluşturan ve karşıtı eşitlikçi haklan hazırladığı düşünülen olgular kısaca ele alınmış ve bu kapsamda; Kadım erkeğe bağımlı kılan ataerkil bakış açısının oluşumu ve devamında etken olan, tarım toplumu yaşam koşullan, din öğesi ve Tek Tann'lı üç dinin şeriat kurallarındaki erkek lıakimiyeti ve kadının ikinciliği olgusu vurgulanmıştır. Sanayi toplumu yaşam biçimine geçişle; kadınların ücret karşılığı üretime kaülmalannın, kamusal alanda çalışmalarının getirdiği özgürleşme sonucu eşitlikçi haklara kavuşmalarının, geleneksel rollerin değişimindeki etkisi üzerinde durulmuştur. Türkiye yönünden tarihsel sürece bakıldığında: Hukuk normlanyla kadın haklan arasındaki bire bir bağlantı nedeniyle, Osmanlı Dönemi teokratik hukuk sistemi içerisinde kalan kadın ve aile ilişkileri ele alınarak n.Meşrutiyet sonrası kadınlara tanınan haklar belirtilmiştir. Ardından geleneksel bakış açısmda köktenci değişimi sağlayan Atatürk îlke ve Devrimleri içinde son derece önem taşıyan ve eşitlikçi haklan içeren kanunlara değinilmiştir. Laik Pozitif Hukuk Sistemi'nin, kadının özgürleşmesinde ve sosyo-ekonomik hayata katılımındaki etkisinin geleneksel bakış açısının değişimindeki önemi vurgulanmıştır. n.Dünya Savaşı'nda yaşananlar sonucu; İHEB'in düzenlendiği ancak; buna rağmen fiili eşitliğin sağlanamaması üzerine BM'ce KKHAÖS'nin oluşturulduğu, Türkiye'nin de kabul ettiği bu sözleşme gereği, geleneksel rollerdeki değişim için ulusal mahkeme kararlan da içinde olmak koşuluyla, her türlü önlemin alınması yolundaki yükümlülükler üzerinde durulmuştur. VIAncak eşitlikçi haklara bu konudaki taahhütlere karşın, halen Yargıtay'ın bir kısım boşanma kararlarına yansıyan geleneksel bakış açısının, fiili eşitliğin önünde duran hukuksal engeller içinde olduğu düşünüldüğünden bu bağlamda, tez konusuna ilişkin kararlardaki geleneksel bakış açısını içeren gerekçeler; eşitlikçi ve kadın lehine pozitif haklar kapsamında irdelenmiştir. Sonuç olarak; toplum yaşamında fiili eşitliğin uygulanırlığını sağladığı düşünülen eşitlikçi ve kadın lehine pozitif haklar doğrultusunda verilecek Yargı Kararlarının, geleneksel rollerin değişiminde en az eşitlikçi haklar kadar önemli olabileceği hususu vurgulanmaya çalışılmıştır. vn
Mekan kavramının tarihsel süreç içindeki incelenmesi ve günümüzde mekan anlayışı
Son yıllarda, bilgisayar teknolojisinin yaygın kullanımı ve iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler yaşamın her alanında bir değişim ve yeniden şekillenme süreci yaratmaktadır. Bu durumun etkileri mimarlıkta da gözlenmektedir. Her geçen gün adına daha sık rastladığımız 'siber ortam', 'sanal gerçeklik' ve 'sanal mekan' gibi kavramlar, günümüz mimarlarına tasarım dünyasında yeni ufuklar açmaktadır. Bu araştırmanın amacı; mekan kavramından yola çıkarak, mekanın kavramlaştırılması ve sanal mekan arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Bu çalışmanın ilk aşamasında, çeşitli geleneksel mekan tanımlamaları üzerinde durulmuştur. İnsanlar mimariyi bir kartpostala bakarmış gibi incelerler. Ancak mimarinin gerçeği farklıdır. Mimari, farklı ortam, ışık ve bakış açılarından farklı zamanlarda algılanır. Mimari ile ilişki içindeki bu etkenler, çeşitli niteliklerde, örneğin güzel görsel imajlar üretir. Planlar, kesitler, görünüşler, maket v.b. araçlar mimariyi ve mimari mekanı tanımlamak için kullanılan araçlardır. Ancak bu araçlar, gerçeği tam olarak gösteremedikleri ve yaşatamadıkları için yeterli değildir. Mimariyi anlayabilmek için, içinde yaşamak, değişik bakış açılarından görmek, farklı zamanlarda algılamak ve içinde hareket etmek gereklidir. Bu bağlamda mekanm algılanma olgusu ele alınmış, fiziksel mekanı algılamamıza etki eden boşluk, hareket ve ışık v.s. gibi faktörler üzerinde durulmuştur. Ayrıca, fiziksel mekan kavramının günümüze kadarki gelişimi örnekler üzerinde incelenmiş ve değişimin gözlendiği çeşitli tarih dilimleri saptanmıştır. İkinci aşamada; temel olarak kavramlaştırma ve kavramsal mekan olgusu üzerinde durulmuştur. Bu bölümdeki kavramsal mekan olgusu, "Fiziksel mekandan sanal mekana geçerken mekanı kavramlaştırıyor muyuz?" sorusundan çıkmıştır. Bu bağlamda mekan kavramı edebiyat ve resim gibi farklı disiplinlerde ele alınmış ve fiziksel mekanı algılamamızı sağlayan faktörlerin aslında bu alanlarda da varolduğunu ortaya koyup, mekan kavramına ulaşmak amaç edinilmiştir. Tüm duyu organlarımızdan geçerek nesnelleştirilen duyumlar, bulunulan durumun içeriğine göre bir kavrama ulaşmaktadır. Örneğin, insanın yaşamının herhangi bir evresinde kullanmış olduğu parfüm, yeniden koklandığında kişiyi o döneme götürecektir. Bu götürme işlemi sırasında kişiye olumlu veya olumsuz etkiler yaşatabilecektir. Aynı durum mimari mekanlar için de söz konusudur; çünkü mimari mekan, içinde bulunan insanla etkileşimi bağlammda 'varlık' olarak düşünüldüğünde bir ruh taşır. Bu bölümde ayrıca tarih boyunca gerek mimarlar gerekse dönemin filozofları tarafından yapılmış mimarlık ve mekan kavramı tartışmaları üzerinde durulmuştur ve son olarak kavramsal mekan olgusuna bir tanım getirilmiştir. viiÜçüncü ve son aşamada ise; 'sanal gerçeklik' adı altında 'sanallık' ve 'gerçeklik' kavramları üzerinde durulmuştur. Sanal gerçeklik değil de, sanallık düşüncesi mimarlığa belirsiz, kesin olarak bildirimi olanaklı olmayan bir gelecek, ucu açıklık, geleceğin şimdi ve geçmiş üzerinde üstünlüğü benzetim değil, (zamansal) yer değiştirme vaadi, sonsuz açıklık düşüncesi sunmaktadır. Siberuzay kavramı ise mimarlığa bedenden ayrılmış, fiziksel olmayan veya aşkm bir tasarım kavramı düşüncesi, maddeden ayrılmış tasarım ve duyuların benzetimi, yeniden üretimi, çoğaltılması veya arttırımı düşüncesi sunmaktadır. Sanal mekanda, mekanı algılamamızı sağlayan faktörlerin varlığından söz edebiliriz. Ancak bu faktörlerin içeriği genişlemiştir. Yeni mekan sınırlarının ortak yönü, aslında sınır olmayışlarıdır. Duvar, kesin sınır olarak kabul edilmez. Bu bağlamda araştırmada sanallık konusunda çeşitli mimar ve filozofların düşüncelerine yer verilmiş, mimarlık mesleğiyle ilişkilendirilmiş, günümüzde 'Media-art' adı altında yapılan, sanal mekan ortamına örnek olabilecek denemelere yer verilmiştir ve son olarak sanal mekan olgusunda mekanı algılamamızı sağlayan faktörlerin varlığı tartışılmış ve sanal mekana bir tanım getirilmiştir.
Emirgan yerleşmesi ve koruma sorunları üzerine bir araştırma
İstanbul ili, Sarıyer ilçesi, Emirgan Mah., köy içi yerleşmesinde tarihi doku içerisinde yerini alan yapılar dikkate alınmıştır. Bu çalışmada tarihsel gelişim süresinde, yapıların günümüzde ki durumları ve koruma sorunları incelenmiştir. Emirgan mahallesi; yeri, ekonomik yapısı, tarih ve yerleşimi ile proje dahilinde gözden geçirilmiştir. Tarih de Emirgan yapılarının gelişimi tespit edilmiş ve bölgedeki anıtsal yapılar irdelenmiştir. Araştıma bölgesi dahilinde yer alan yapıların tespitleri ve analizleri yapılmıştır. Pilot yapı projesi çerçevesinde de genelden özele indirgenerek, çalışmalardan daha detaylı sonuç alınması amaçlanmıştır. lö.yy. başlarına kadar düzenli bir yerleşime sahip olmayan; fakat sonraki yıllarda önemi gittikçe artan Emirgan, son yüzyıl içerisinde önemli bir yapılaşma süreciyle karşı karşıya kalmıştır. Tüm bu etkenler çerçevesinde tarihi dokuyu tehdit eden faktörler ile olası gelişimi ve değişimi göz önüne alınmıştır. Tarihsel çevrenin korunması için, yapılan analizler yardımıyla tespitlerde bulunulmuş ve çözüm önerileri getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tarihsel süreç, analiz, tarihi doku. vııı
Gelibolu Hamamlarının tarihsel gelişimi üzerine bir araştırma
Çalışmanın giriş bölümünde amaç, kapsam ve çalışma esnasında izlenen yöntem anlatılmıştır. İkinci bölümde Gelibolu'nun coğrafi konumu ve günümüze kadar gelen Gelibolu kenti tarihi kısaca incelenmiştir. Türk mimarisinde hamamı ele alan üçüncü bölümde, tarihsel süreç içinde yıkanma işlevi ve hamam mimarisinin ortaya çıkışı incelenmiştir. Türk hamamı gelişimi Anadolu Selçuklu, Erken Osmanlı ve Klasik Osmanlı olarak 3 ayrı dönemde ele alınmş ve Türk mimarisinin bölümlenmesi mekanları ile anlatılmıştır. Gelibolu hamamlarının mimari kompozisyon özellikleriyle başlayan dördüncü bölümde, Gelibolu Hamamları tek tek ele alınmış, hamamların mekanları ayrı ayrı incelenmiş ve genel özellikleri karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Beşinci bölümde, Şengül Hamamı örneği üzerinde yapının cephesindeki ve içindeki bozulmalar anlatılmış, bozulmayı oluşturan nedenler doğal etken ve canlı etkeni olarak iki ayrı başlık altında incelenmiş ve bu doğrultuda koruma önerileri sunulmuştur. Ekler kısmında, Gelibolu yerleşimi haritasında tarihi eserler belirlenmiş ve incelenecek hamamlar harita üzerinde tespit edilmiştir. Haritada yer alan 6 Gelibolu Hamamı planlan ve mekansal özellikleri katalog haline getirilmiştir. Şengül Hamamı rölöve ve restorasyon projeleri çizilmiştir. Sonuç bölümünde alınan rölöve ve restorasyon projeleri ile Gelibolu hamamları katalogu ışığında tespit ve değerlendirmeler yapılmış hamamların önemi ve koruma önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Mimari kompozisyon, tarihsel gelişim, koruma. vn
Kıyıdan geri çekilme sürecinde kent-kıyı ilişkisi, kentsel kıyı tanımı ve bu kavrama dayalı kentsel kıyı gelişme stratejileri: İstanbul örneği
Bu çalışmada; kıyıdan geri çekilme île boşalan kentsel kıyıların yeniden geliştirilmesinde, kent - kıyı ilişkisinin başlamasından günümüze kadar etkili olan ve kıyıları biçimlendiren ve gelecekte de biçimlenmesinde etkili olacak faktörlerin saptanması ve bu faktörlere dayalı kentsel kıyı kavramı ile birlikte, bütüncül ve kapsamlı bir kentsel kıyı gelişme önerisinin oluşturulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, birinci aşamada fiziksel, toplumsal ve ekonomik boyutu ile çevre kavramı vurgulanmakla birlikte, kentleşme süreci ile başlayan, günümüze kadar gelen süreçte kent - kıyı ilişkisi ve bu ilişkide etkili olan ulaşım, savunma, teknlojik, ekonomik, planlama ve yasalar gibi faktörlerin etkileri, sanayileşme öncesi, sanayileşme, kıyıdan geri çekilme ve kıyıların yeniden geliştirilmesi dönemleri ile birlikte araştırılıp çeşitli varsayımlarda bulunulmuştur. İkinci aşamada ise, İstanbul kenti özelinde kuruluşundan günümüze, birinci aşamada belirlenen belirlenen dönemler içinde, yine birinci etapta belirlenen faktörlerin kent ve kent - kıyı ilişkisine etkileri belirlenmiştir. Çalışmanın üçüncü aşamasında ise, dünyadaki ve fîklemizdeki kent kıyı ilişkisine dayalı gelişme örnekleri, planlama ve organizasyon boyutuyla ele alınmış, dünyadaki ve ülkemizdeki gelişmelerin bir karşılaştırılması yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda ise, belirlenen varsayımlar İstanbul özelinde test edilerek, kentsel kıyı tanımını içeren kentsel kıyı gelişme stratejileri belirlendi.Anahtar Kelimeler: kentsel kıyı, teknoloji, ekoloji, planlama, ortaklık
Tarihsel gelişimi içinde insan kaynakları yönetimi anlayışı, amaçları ve fonksiyonları üzerine Çukurova bölgesinde faaliyet gösteren işletmelerde bir araştırma
İşletmeler günümüz rekabet ortamında insan gücünün etkin ve etkili kullanılmasının yolunun insan kaynakları yönetimine verilen önemden geçtiğini farklı aşamalardan geçerek anlamıştır. Bugün mevcut yönetim anlayışında insanın sadece bir üretim girdisi olarak görüldüğü klasik yönetim zihniyetinden çok uzaklaşılmış, işgücü olarak insanın işletmelerin yaşayan soluk alıp veren bir parçası olduğu ve eğer o iyi ve sağlıklı olmazsa işletmelerin de başarılı olamayacağı anlaşılmıştır.Bu çalışmada insan kaynakları yönetiminin geçtiği süreçler yazın taraması yapılarak tartışılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde insan kaynakları tarihini teşkil eden personel yönetimi zihniyeti ve dönemi incelenmiştir. Çalışmanın ikinci kısmında personel yönetiminden insan kaynakları yönetimine geçişin dinamiklerine yer verilmiştir. Teorik olarak incelemenin son bölümünde insan kaynakları yönetimi tüm yönleri ile ele alınmıştır.Teorik incelemenin ardından, Çukurova Bölgesinde faaliyet gösteren işletmelerin insan kaynakları yöneticileri ile bölgenin insan kaynakları uygulamaları haritası çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu nedenle çalışmanın uygulama kısmının keşifsel olduğu ve mevcut durumu tanımlamaya yönelik olduğu söylenebilir.Çalışma sonucunda işletmelerin insan kaynakları yönetimi uygulamalarının eğitimli ve genellikle genç ve kadınlar tarafından yerine getirildiği görülmektedir. Çalışmada insan kaynakları yöneticilerinin hemen hemen tüm insan kaynakları fonksiyonlarını kullanmakla beraber henüz gerek kriz nedeniyle gerekse bütçe nedeniyle tam olarak kurumsallaşamadığı işletmeden işletmeye farklılık gösterdiği görülmüştür.
Milli Mücadele ve Cumhuriyetin ilk on yılında Çorum
Osmanlı Devleti'nin ve Cumhuriyet döneminin sürgün yeri olan Çorum şehri Milli Mücadele döneminde de isyan hareketlerinin yaşandığı bir yer olmuştur.Çorum şehri devlete ve devlet yöneticilerine karşı daima saygı göstermiş ve istenilen her türlü devlet emrini yerine getiren şehir olma özelliğini her zaman korumuştur. Bundan dolayı da gerek Milli Mücadele'de gerekse Cumhuriyet döneminde kendisinden istenilen her vazifeyi ve sorumluluğu yerine getirmesini bilmiştir. Milli Mücadele yıllarında silah, mühimmat ile erzak yardım ve nakliyle önemli bir merkez olmuştur. Şehir sadece ordunun ihtiyaçlarını karşılamakla yetinmeyip kendi çevresinde meydana gelen olayların genişlemesine de izin vermemiştir. Planlı ve disiplinli çalışmalar sonucunda elde edilen başarının meyvesi olan Cumhuriyet'in ilanı ile birlikte gerçekleşen inkılâpları ve yenilikleri takip ederek yeni devletin ilerlemesine sosyal, kültürel ve ekonomik yönden de katkı sağlamıştır.
Türkiye'de görsel sanatlar dersinin tarihsel gelişimi ve paydaşların görsel sanatlar eğitimine yönelik algı ve beklentileri
Bu araştırmada Cumhuriyetten günümüze görsel sanatlar dersi öğretim programlarında amaç, içerik, süreç ve değerlendirmenin nasıl bir değişim ve gelişim gösterdiği incelenmiş; görsel sanatlar eğitimi paydaşları olarak alınan görsel sanatlar öğretmenleri, öğrenciler, veliler, idareciler, rehber öğretmenler, öğretmen adayları, akademisyenler, sanatçılar, sanat eğitimi yazarları ile müze/galeri eğitimcilerinin alana yönelik algı ve beklentileri ortaya koyulmuştur. Çalışmada karma yöntem modeli kullanılmıştır. Araşırma, görsel sanatlar dersinin, Türkiye'de sadece resim/resim-iş olarak adlandırıldığı Cumhuriyet döneminden itibaren incelenmesinin yapıldığı betimsel bir araştırmadır. Nitel araştırma fenomonolojik desene dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinden; her türlü basılı ve elektronik yayınların literatür taraması yapılarak, ilgili 63 kişiyle yarı yapılandırılmış görüşmeler ve 4 görsel sanatlar öğretmeniyle yerinde gözlemler gerçekleştirilmiştir. Gözlemler ve görüşmeler içerik analizine tabi tutularak bulgular elde edilmiştir. Görsel sanatlar eğitimine yönelik orijinal birer algı ölçeği ve beklenti ölçeği hazırlanıp uygulanmıştır. Ölçeklerin puanlandırılmasından sonra SPSS 22.0 programında tek yönlü varyans analizi (One-Way ANOVA) ile bulgular elde edilmiştir. Betimsel araştırma ile görsel sanatlar dersinin çağın yenilikleri paralelindeki değişimi anlatılmıştır. Analizler, paydaşların görsel sanatlar eğitimine yönelik genel algısının; el becerisini geliştirmek, hayal gücünü geliştirmek, duygu ve düşüncelerin aktarılmasını sağlamak yönünde olduğu sonucunu ortaya koymuştur. Görsel sanatlar eğitimine yönelik beklentilerde ise paydaşların hem bu eğitimden hem de birbirlerinden ne bekledikleri ortaya konulmuştur. Hepsinin hemfikir olduğu tek husus, işini severek yapan bir görsel sanatlar öğretmenin bu eğitimi vermesi gerektiğidir. Bunun yanı sıra görsel sanatlar eğitiminin teknik beceri kazandırması, haftada 2 ders saati olması, malzeme ihtiyaçlarını kolayca giderebilecekleri, müzik eşliğinde çalışabilecekleri bir ortamda yapılması başlıca beklentiler arasındadır.
Türkiye'de Cumhuriyet sonrası bankacılık sektörünün tarihsel gelişimi
Bankacılık sektörü kapitalist iktisadi konjonktürün en önemli finans kaynağı sağlayan kuruluşların başında gelmektedir. Hatta kapitalist iktisadi politikaların kısa sürede liberal iktisadi yapıyı uygulamayan ülkelerde bile etkisini gösterebilmesini ve değişimini etkileyen kurumdur. Bu bağlamda günümüzün iktisadi yapısını anlayabilme noktasında kilit noktada olan bankaların gelişimi, dünya tarihinde gelişim hızı olarak kısa sayılabilecek bir sürede ülke ekonomilerine hakim olan neo-liberal iktisadi politikaların ortaya koyulması noktasında önem arz etmektedir.
XV. - XVI. yüzyıllarda Güzelhisar kazası
Osmanlı Devleti'ne ait en önemli arşiv kaynaklarından biri de hiç şüphesiz tahrir defterleridir. Tahrir defterleri sayesinde bir bölgenin sosyal, ekonomik ve demografik durumunu tespit etmek mümkündür. Bu çalışmada BOA, TD, 1/1M, 8, 87, 148 ve TKGM, KK, TD, 129 numaralı Tahrir Defterleri ışığında, 15. ve 16. yüzyıllarda Güzelhisar Kazası'nın nüfusu ve iktisadi durumu tespit edilmeye çalışılmıştır. Tarihi çok eskilere dayanan Güzelhisar, 14.yüzyıl başlarında Türk, 1426'da da kesin olarak Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. Bu tarihten sonra Anadolu Eyaleti'nin Aydın Sancağına bağlı bir kaza olan Güzelhisar, tahrir defterlerinde Güzelhisar kazası olarak geçmektedir. Bazı kaynaklarda ise Aydın Güzelhisarı şeklinde adlandırılmaktadır. 1461 yılı kayıtlarında 7 mahalle ve 30 karye ihtiva eden kaza, 1573 yılına gelindiğinde 9 mahalle ve 61 karyeyi barındıran büyük bir kaza haline gelmiştir. Yüz yılı aşkın sürede kaza nüfusunda üç kat artış gözlenmektedir. Kaza-i Güzelhisar'da başlıca ekonomik faaliyetler toprağa dayanmaktadır. Uygun iklim koşullarına ve verimli topraklara sahip kazada en çok yetiştirilen ürünler buğday, arpa, darı, nohut, börülce, mercimek, pamuk, susam, keten ve kendirdir. Kazada yoğun tarım faaliyetlerinin yanı sıra bir diğer önemli geçim kaynağı ise küçükbaş hayvancılık ve arıcılıktır. Anahtar Kelimeler: Güzelhisar, Aydın, Osmanlı Devleti, Tahrir Defteri
Tanzimat'tan II. Meşrutiyet'e Alaşehir: 1839 - 1908
Bu çalışma, 1839-1908 yılları arasını kapsayan dönem içerisinde, Alaşehir kazasının idari, sosyal ve ekonomik durumunu ele alarak bir şehir tarihi ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. İncelediğimiz tarihsel dönem imparatorluğun en sancılı ve olaylı yıllarındaki modernleşme ve değişim olgularını kapsamaktadır. Tanzimat Fermanı'nın ilan edilmesi ile II. Meşrutiyet arasındaki modernleşme sürecinin Alaşehir ölçeğindeki yansımalarının görülmek istenmesi, çalışmanın kapsamın belirlenmesinde etkili olmuştur. Coğrafi açıdan oldukça uygun bir konumda bulunan Alaşehir, bu özelliğiyle eski çağlardan itibaren önemli yerleşimlere sahne olmuştur. Şehrin kuruluşunda etkili olan faktörler ile bulunduğu coğrafyanın önemi ve Osmanlı hâkimiyeti altına geçinceye kadar olan tarihsel süreç çalışmamızda ele alınmıştır. Tanzimat döneminde idari alanda başlayan yenileşme hamlelerinin Alaşehir örneğindeki uygulamaları, kaymakamlık ve kaza idare meclisi ile Alaşehir belediyesi ve belediye meclisi gibi yapıların oluşum ve kurumsal işleyişleri; kazanın idari yapı ve statüsünde Osmanlı İmparatorluğu dağılıncaya kadar devam edecek olan değişimler eserde ayrıntılı bir şekilde açıklanmaya çalışılmıştır. Kaza merkezine ait 21 adet temettüat defteri ve Aydın Vilayeti Salnameleri esas alınarak Alaşehir'in incelenen dönem içerisindeki tarım ve hayvancılık yapısı, ziraat yapılan arazilerin toplam miktarı ve büyüklükleri ile yetiştirilen tarım ürünleri, şehrin nüfusu, göç olgusu, iskân olunan aşiretler, mesleki teşekkülleri ile ticaret ve sanayi gibi ekonomik yapısını oluşturan unsurları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Hiç şüphesiz ki demiryolları, geçtiği yerleşim merkezlerinin sosyal, ekonomik ve demografik yapılarını doğrudan etkilemektedir. Demiryolu hattının 1875 yılında Alaşehir'e, 1897 yılında ise Afyon'a gelmesinin kazaya olan etkileri de değerlendirilmesi yapılan konular kapsamındadır. Bütün bunların yanı sıra kazanın 1839-1908 yılları arasındaki hukuk, eğitim, kültürel ve dini yapısı ile vakıf eserleri, ele aldığımız dönem içerisinde yaşanan doğal afetler ve eşkıyalık faaliyetleri ele aldığımız diğer konular arasında bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Alaşehir, Tanzimat, Meşrutiyet, Demiryolu, eşkıyalık
Türkiye'nin dış borçlarının analizi ve ekonomik büyüme üzerine etkileri
Özellikle ikinci dünya savaşı sonrasında oluşan savaş ve savaş öncesi yıllara kıyasla daha güvenli ve istikrarlı ortamda az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler hızlı kalkınma arayışlarına başlamışlardır. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ortak sorunlarından biri olan iç kaynakların yetersizliği bu çabaları engelleyen bir neden olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle ülkeler bu sorunu aşmak için dış kaynaklardan yararlanma yoluna gitmiştir. Dış kaynaklar yolu ile ülkelerin yetersiz iç kaynak sorununu çözmeleri ve kalkınma hedeflerine ulaşmaları amaçlanmıştır. Ancak elde edilen bu ek kaynakların etkin şekilde kullanılarak yatırımlara ve yatırımlar yolu ile de ekonomik kalkınmaya yönlendirilememesi ve ilerleyen dönemlerde dış borç yükünün aşırı artması ülkelerden dışarıya bir kaynak akımının oluşmasına sebep olmuştur. Bu negatif gelişme de yatırımları dolayısı ile ekonomik büyümeyi engelleyici olumsuz etkiler yaratmıştır. Türkiye de gelişmekte olan bir ülke olarak dış kaynaklardan yararlanma yoluna gitmiştir. Çalışmada Osmanlı'dan günümüze kadar Türkiye ekonomisinde dış borçların gelişimi analiz edilmiştir. 1980-2010 dönemleri arasında da dış borçların ekonomik büyüme üzerindeki etkileri araştırılmıştır.Çalışmada Türkiye'de özellikle 1980-2010 yıllarında dış borçların toplam yatırımlar üzerinde olumsuz bir etki yarattığı ve toplam yatırımlar üzerindeki bu olumsuz etkinin büyümeyi engellediği sonucuna varılmıştır.
XVI. yüzyılda Demirci kazası
Saruhanoğulları Beyliği ile Türk yönetimine giren Demirci ve çevresi, milattan önceki yıllardan beri yerleşime sahne olmuş, Osmanlı Devleti döneminde de taşra teşkilatı içersinde Saruhan Sancağına kaza olarak bağlanmıştır. Kazada XVI. Yüzyılın ilk yarısında iki, ikinci yarısında dört nahiye ve bu nahiyelerde 170'in üzerinde (1520?1531 aralığında 173 adet, 1575'te 181 adet) köy bulunmaktadır. Kazanın merkezi konumundaki Demirci şehrinde on üç mahalle yer almaktadır. Gayrimüslim nüfusun da mevcut olduğu merkezden ziyade, nüfusun kırsal bölgede yoğunlaştığı Demirci kazası, XVI. Yüzyılda barındırdığı nüfus bakımından komşu kazalardan önde gelmektedir. Cami, mescit, zaviye, mektep, çeşme gibi vakıf eserleri şehir ve kırsal bölgeye dağılmış durumdadır. Miri arazi rejimi dâhilinde timar sisteminin uygulandığı ve en fazla istihsal edilen ürünün hububat olduğu kazada, değirmen sayısının çokluğu zirai üretimin yaygınlığına işaret etmekte, ayrıca hayvancılık da kaza ekonomisinde önemli bir yer tutmaktadır. Bu yüzyılda Osmanlı Devletinin diğer kazalarında uygulanan vergilerin, Demirci kazasında da uygulandığı tahrir defterlerinden anlaşılmaktadır.
Kaygusuz Baba (Abdal)'nın Budalanâme adlı eserinin incelenmesi
Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti devletlerinde sosyal yapının önemli radikal bir parçası olan Alevî-Bektaşî zümre tarih boyunca yaşadıkları bölgelerde kendilerini ifade etmeye çalışmışlardır. Bu ifadeler zaman zaman devlete karşı ortaya çıkan isyanlarla beraber, bazen de sözlü ve yazılı eserlerde kendini göstermiştir. Kaygusuz Baba (Abdal) Alevî-Bektaşî geleneğinin önemli bir şahsiyeti olmakla beraber, içerisinde bulunduğu sosyal çevrenin izahını eserlerinde yapan bir Alevî-Bektaşî şairidir. Alevî-Bektaşî inanışı ve yaşantısı hakkında geniş bilgiler verilen Budalanâme'de Allah'a ulaşmak için neler yapılması gerektiği öğütlerle ifade edilmiştir. Tarikat ve tarikat ehli için geniş bilgiler sunan bu eser hadisler ve Kur'an-ı Kerim'den ayetlerle desteklenmiştir. Eser aynı zamanda tarihi şahsiyetler ve peygamberlerin hayatları hakkında da geniş bilgiler vermektedir.Anahtar kelimeler: Alevilik, Bektaşilik, Kaygusuz Abdal, Budalanâme
19. yüzyılda Ayıntap'ta misyonerlik faaliyetleri ve kurulan müesseseler (eğitim ve sağlık)
İlk zamanlar Hıristiyanlığı tanıtma, yayma ve Hıristiyanlığa yeni inananlar kazandırmak amacıyla kullanılan misyonerlik kavramı daha sonraki tarihlerde örgütlü bir kurum olarak gelişmiştir. Dini yönüyle ortaya çıkan bu kavram ve faaliyetler 18. ve 19. yüzyıllarda dini yayma düşüncesi yanında ticari, siyasi ve kültürel amaçlı olarak toplumu yönlendirme faaliyetine başlamıştır. Çok milletli ve dinli olan Osmanlı Devleti içerisinde yaşayan azınlıklar, iç karışıklıklar ve dış etkenlerle açıkça devletten ayrılma faaliyetleri içerisine girmişlerdir. 19. yüzyılın son çeyreğinde nüfusunun yüzde yirmiye yakını Ermeni olan Ayıntab kazası ayrılıkçı Ermenilerin en büyük destekçileri ve teşvikçileri arasında yer alan Amerikan misyonerlerinin oldukça faal olduğu Anadolu kentlerinden biri olmuştur. Din adı altında faaliyet gösteren misyonerler ülkelerinin desteğine, teşvikine ve güçlü pozisyonuna dayanarak Ermeni halkını isyana yönlendirmek için her türlü vasıtayı kullanmışlardır. Okullarında Ermeni tarihi okutarak gençlere milliyetçilik ihtirası aşılamış, kiliselerde ise mezhep farkı gözetmeden ayrılıkçı vaazlar vermişlerdir. Böylece Ayıntap ve çevresinde bir arada huzur içinde yaşayan halk arasına fesatlık tohumları ekilmiş, Birinci Dünya Savaşına kadar sürecek olan bir düşmanlık süreci başlamıştır.Anahtar kelimeler: Hıristiyanlık, Misyonerlik, Osmanlı Devleti, Azınlık, Ayıntap
Hegemonya ilişkilerinin tarihsel dönüşümü: 1870-2010
Kapitalizmin tarihi boyunca sistemin zirvesinde nöbet değişimlerine tanık olunmuştur. Kontrol ettikleri coğrafi alanı ve pazarları korumak adına mücadele veren ülkeler bu uğraşları esnasında yükseliş ve düşüşler yaşamışlardır. Bu çerçevede, 18. yüzyılda hegemon bir güç olarak tarih sahnesine çıkan İngiltere'nin hegemon olma süreci ve yerini ABD hegemonyasına bırakışı bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. ABD hegemonyasının yükselişi ve olası gerileyişinin sistemde yol açacağı etkilerinin ele alınması çalışmada ele alınan bir diğer konudur.Çalışmada hegemonyada ortaya çıkan değişimin ve dönüşümün ortaya konulabilmesi için analiz yöntemi olarak tarihsel süreklilik anlayışı benimsenmiş, bu nedenle analiz tarihin ilk hegemonu olan Birleşik Eyaletler'e kadar götürülmüştür. Ardından İngiltere ve ABD hegemonyalarının ortaya çıkışı, yükselişi ve sonlanması/gerilemesi incelenmiştir.Çalışmada söz konusu üç ülkenin hegemonyaları analiz edilirken, eleştirel bir bakış açısı ile söz konusu ekolün teorik çerçevesi kullanılmak suretiyle hegemonyanın analizi gerçekleştirilmiştir. Son olarak, aynı teorik çerçevenin yardımıyla Çin, BRIC ekonomileri, G20 ve Avrupa Birliği gibi güç merkezlerinin hegemon olma olasılıkları ele alınmıştır.
Temettu'at defterlerine göre Taşköprü kazasının sosyo-ekonomik yapısı (h.1260-1261 m.1844-1845)
Osmanlı Devleti'nde XIX. yüzyıl, ıslâhatların yapıldığı bir dönem olmuştur. Tanzimat'ın ilânından sonra malî alanda çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Bunların en önemlilerinden biri, vergi alanında olmuştur. Değişik adlarla alınan vergiler basitleştirilerek Temettu` Vergisi adı altında tahsil edilmeye başlanmıştır. Halkın emlâk, arâzi ve kazançlarının tespiti için temettu`at sayımları yapılmış ve bu sayımlar defterlere kaydedilmiştir. Temettu`at Defterleri adı verilen bu belgeler, Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde bulunmaktadır. Temettu`at Defterleri ait olduğu bölgenin sosyo-ekonomik v.b birçok özellikleri hakkında önemli bilgiler ihtiva etmektedir.Bu çalışmada Taşköprü Kazası Mahallelerine ait 7 adet Temettu`at Defteri ana kaynak olarak kullanılmıştır. Çalışmamızda bu kaynaklardan hareketle ilk olarak, Temettu`at Defterinin tutulduğu 1844-1845 tarihlerinde ki Taşköprü'nün idari yapısı ve nüfusu ele alınmıştır. Daha sonra Temettu`at Defterlerinin vermiş olduğu, kazanın sosyal yapısıyla ilgili önemli bilgilerden olan kişi, aile isimleri; lâkap ve ünvânlar değerlendirilmiştir. Toplum hayatında önemli yere sahip olan sosyal yapılar ve müesseseler tespit edilmiş, bunlarla ilgili Temettu`at Defterlerinde geçen bilgiler verilmiştir.Temettu`at Defterleri ekonomik yapı ile ilgili de önemli bilgiler vermektedir. Bizde Taşköprü Temettu`at Defterlerinin bu alanda verdiği bilgilerden hareketle değerlendirmelerde bulunduk. Son olarak da Taşköprü Mahalleleri Temettu`at Defterlerinin tablolaştırılmış transkripti verilmiştir.Tüm bu değerlendirmelerden sonra Kazanın XIX. yüzyıl ortalarındaki sosyal ve ekonomik durumu ortaya çıkmıştır.
Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinin tarihsel gelişimi ve bugünkü durumu
Bu çalışmada yarım yüzyılı kapsayan Türkiye ve AB siyasi ilişkilerinin kapsamlı analiziyle, geçmişte AB ile olan siyasi ilişkilerin Türkiye açısından ne türden sonuçlar doğurduğu ortaya konmaya çalışılmaktadır. Böylece bu araştırmanın en temel hedefi, Türkiye ve AB ilişkilerinin güzergâha bağlı tarihsel açıklamasını yapabilmektir. Tarihsel sosyolojik yaklaşım temelinde gerçekleştirilen bu araştırma, benzerlerinden farklı olarak AB-Türkiye ilişkilerini kesintisiz bir süreç olarak ele almakta, sırasıyla AET öncesi, AET dönemi ve AB dönemi ilişkiler ekseninde analiz etmektedir. Araştırmada verilerin toplanması ve diplomatik süreçlerin yorumlanmasında temel hukuki belgelerin ve AB kurumlarının yayınladıkları raporların incelemesi yoluna gidilmiştir. Araştırmanın sorusuna cevap bulmak amacıyla Ankara Antlaşması, Katma Protokol, AB Zirve Kararları, Avrupa Parlamentosu Kararları, Düzenli Türkiye İlerleme Raporları, Katılım Ortaklığı Belgesi, Müzakere Çerçeve Belgesi gibi temel hukuki belgeler incelenmiştir. Ayrıca konuyla ilgili yayımlanan yerli ve yabancı kaynaklar ile AB konusunda uzmanlaşan gazetecilerin köşe yazıları ve gazete haberleri de kanıt olarak kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, 1959 yılında AET?ye ilk üyelik başvurusundan günümüze uzanan tarihsel kesitte hem AB'nin kendi içinde hem de uluslararası sistemdeki büyük değişikliklere rağmen, Türkiye'nin ekonomik kalkınma ve Batılılaşma yoluyla AB'ye tam üyelik gayesinin hiç değişmediği ve süreklilik gösterdiği görülmektedir. 2005 yılında başlatılan katılım müzakereleri ile gelinen son noktada ise öne sürülen engellerin tarihsel süreç içerisinde kökleştiği; din, kültür, kimlik, nüfus, demokrasi, insan hakları, etnik sorunlar, kalkınmışlık düzeyi ve Kıbrıs sorunu gibi tartışmalı konuların yakın tarihte Türkiye'yi daha da zorlu bir sürece soktuğu görülmüştür. Son tahlilde, Türkiye'nin AB üyeliği sürecinine olumlu ve olumsuz olarak bakan siyasi görüşler çerçevesinde içinde bulunulan durum değerlendirilerek, AB elitlerinin ve hükümetler arası pazarlıkların büyük ölçüde derinleştirdiği tartışmaların sonucunda Türkiye'nin alternatif güzergâhlarda yoluna devam edebileceği sonucuna ulaşılmıştır.