Infant nutrition
68 theses under this subject heading
Prematüre bebeği olan annelerin anne sütü bankacılığı konusunda bilgi ve görüşleri
Bebeklerin sağlığı için anne sütü önemli ve değerlidir. Herhangi bir nedenden dolayı annelerinin sütünü alamayan bebekler için donör (bağışçı) süt önerilmektedir. Dolayısı ile anne sütü bankaları ihtiyaç sahibi bebekler ve aileler için önemli bir kurumdur. Ülkemizde anne sütü bankacılığı konusunda yeterli bilgiye sahip olunmadığı ve anne sütü bankacılığına ilişkin olumsuz görüşlerin daha fazla olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın temel amacı prematüre bebeği olan annelerin anne sütü bankacılığı konusunda bilgi ve görüşlerini belirlemektir. Araştırma 1 Eylül 2016 ve 1 Mart 2017 tarihlerinde, Denizli devlet hastanesi yeni doğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan prematüre bebek anneleri ile tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Soru formu doldurmayı kabul eden olasılıksız örnekleme yöntemlerinden gelişigüzel örnekleme yöntemi ile belirlenen 230 anne araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen 39 adet sorudan oluşan soru formu aracılığı ile toplanmıştır. Araştırmanın analizinde tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan annelerin yaş ortalaması 27,20±1,12 (min-max= 19-40), bebeklerinin doğum haftası ortalaması ise 35,04±2,16 (min-max= 26-37)'dır. Annelerin %38,3'ü ortaokul mezunu ve %85,7'sinin çekirdek ailede yaşadığı belirlenmiştir. Annelerin %86,1'inin anne sütü bankasını duymadığı, %90'ının bilmediği ve anne sütü bankasının kurulmasını isteme konusunda annelerin %43,9'unun kararsız olduğu saptanmıştır. Ülkemizde anne sütü bankası olması durumunda annelerin %41,3'ü süt bağışlamayacağını, %66,5'i süt bankasından süt talep etmeyeceğini ifade etmiştir. Annelerin %48,3'ü süt bankacılığının dini açıdan sorun yaratıp yaratmayacağını bilmediğini ve %58,3'ü anne sütü bankası konusunda bilgi talep ettiği görülmüştür. Annelerin eğitim durumu ile anne sütü bankasını duyma, anne sütü bankasının kurulmasını isteme, süt bankasına ihtiyaç durumu, süt bağışlama ve süt talep etme arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. Sonuç olarak annelerin büyük bir çoğunluğunun anne sütü bankacılığı konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığı saptanmıştır. Annelerin süt bankasının kurulmasını isteme konusunda çoğunlukla kararsız oldukları görülmüştür. Eğitim durumu arttıkça anne sütü bankasına karşı annelerin daha olumlu bir görüş içinde olduğu söylenebilir. Toplumun süt bankacılığı konusunda endişelerinin ortadan kaldırılıp ve bu konuda bilgilendirilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Anne Sütü Bankası, Prematüre Bebek, Bilgi, Görüş, Hemşirelik
0-12 aylık bebeği olan annelerde algılanan sosyal desteğin, postpartum depresyonun ve bebek beslenme tutumunun emzirme öz-yeterliliği üzerine etkisinin değerlendirilmesi
0-12 Aylık Bebeği Olan Annelerde Algılanan Sosyal Desteğin, Postpartum Depresyonun ve Bebek Beslenme Tutumunun Emzirme Öz-Yeterliliği Üzerine Etkisinin Değerlendirilmesi Bu çalışma, 0-12 aylık bebeği olan annelerde algılanan sosyal desteğin, postpartum depresyonun ve bebek beslenme tutumunun emzirme öz-yeterliliği üzerine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yapılmıştır. Çalışma, 15 Aralık 2023 – 15 Mart 2024 tarihleri arasında Ankara İl Sağlık Müdürlüğü Toplum Sağlığı Birimine bağlı üç aile sağlığı merkezinde yürütülmüştür. Çalışmaya 200 anne dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında "Bireysel Bilgi Formu", "Emzirme Öz-yeterliliği Ölçeği-Kısa Formu (EÖYÖ)", "Bebek Beslenmesi Tutum Ölçeği (BBTÖ)", "Edinburg Postpartum Depresyon Ölçeği (EPDÖ)" ve "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBSDÖ)" kullanılmıştır. Verilerin analizinde "Student t testi", "Tek yönlü varyans analizi (One Way ANOVA)" ve "Welch ANOVA" testleri kullanılmıştır. EÖYÖ ile diğer ölçekler ve bazı değişkenler arasındaki ilişkinin ve etkinin incelenmesi amacıyla "Pearson korelasyon analizi" ve "Yapısal eşitlik modeli"nden yararlanılmıştır. Çalışmamızda annelerin EÖYÖ toplam puan ortalaması 60,93±6,78, BBTÖ toplam puan ortalaması 65,65±5,72, ÇBSDÖ toplam puan ortalaması 65,55±17,18, EPDÖ toplam puan ortalaması 8,28±5,02' dir. Annelerin EÖYÖ toplam puan ortalaması ile EPDÖ toplam puan ortalaması arasında negatif yönde zayıf bir ilişki vardır (r=-0,186, p<0,05). Annelerin EÖYÖ toplam puan ortalaması ile ÇBSDÖ toplam puan ortalaması ve yaşayan çocuk sayısı arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki vardır (sırasıyla, r=0,170, r=0,157, p<0,05). Yapısal eşitlik modellemesinde eğitim düzeyinin yüksek ve emzirme güçlüğünün olması durumunda EÖYÖ puanı azalırken (p<0.001), BBTÖ ve ÇBSDÖ puanı arttıkça EÖYÖ puanının arttığı belirlenmiştir (p<0.01). Çalışma sonucunda emzirme öz-yeterliliğini etkileyen faktörlerin çok yönlü olduğu belirlenmiştir. Hemşireler; emzirme öz-yeterliliğini etkileyebilecek bireysel, obstetrik ve sosyo-kültürel özellikleri emzirme danışmanlığında dikkate almalıdır. Anahtar Kelimeler: Bebek beslenmesi tutumu, emzirme öz-yeterliliği, hemşirelik, postpartum depresyon, sosyal destek.
Bir- üç ay arası anne sütü ve biberon ile beslenen çocukların idrar bisfenol düzeylerinin karşılaştırılması
Amaç: Bisfenol-A, ev eşyaları plastik şişeler, biberonlar ve konserve gıda kaplarının yapımında yaygın olarak kullanılan plastiklerin hammaddesi olan bir monomerdir. Biberon ile beslenme ufak süt çocuklarında Bisfenol A'ya maruziyet sebebi olabilir. Çalışmamızda, ülkemizde 1-3 ay arasında biberon ile beslenen sağlıklı bebeklerde Bisfenol-A maruziyeti anne sütü ile beslenen bebeklerle karşılaştırılmıştır. Materyal ve Metod: Çalışmamıza, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine sağlam çocuk takibi için başvuran, bir ile üç ay arasında sağlıklı süt çocukları dahil edildi. Olguların doğum haftası, doğum şekli, ve doğum ağırlığı ile başvuru anındaki yaş, kilo ve boyu kaydedildi. Olgulardan idrarda Bisfenol A düzeyi lipid kromotografi- tandem mass spektrometri (LC-MS) metodu ile analiz edildi. Verilerin analizinde SPSS 27.0 programı kullanıldı. Değişkenlerin dağılımı kolmogorov simirnov test ile ölçüldü. Nicel bağımsız verilerin analizinde mann-whitney u test kullanıldı. Nitel bağımsız verilerin analizinde ki-kare test kullanıldı. Korelasyon analizinde spearman korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular: Anne sütü alan ve biberon ile beslenen grupta idrar Bisfenol-A ve onun metabolitlerinin değerinde istatistiksel anlamlı farklılık görülmemiştir (p > 0.05). Anne sütü ile beslenen grupta idrar Bisfenol-A-glukuronid / Bisfenol-A oranı değeri biberonla beslenen gruptan anlamlı olarak daha yüksektir (p = 0.009). Kızlarda idrar toplam Bisfenol-A/kreatinin değeri ve Bisfenol-A-glukuronid / Bisfenol-A oranı erkeklerden anlamlı olarak daha yüksektir (p = 0.001, p = 0.02). Olguların andropometrik ve demografik özellikleri ile idrar BPA-A düzeyleri arasında korelasyon saptanmamıştır (p > 0.05). Sonuç: Biberon kullanımı ülkemizde, 1-3 ay arası bebekler için Bisfenol-A maruziyeti açısından risk oluşturmamaktadır.
Vajinal doğumda erken ten temasının emzirme başarısı ve emzirme öz yeterliliği üzerine etkisi
Araştırma vajinal doğumda erken ten temasının emzirme başarısı ve emzirme öz yeterlilik üzerine etkisini incelemek amacıyla randomize kontrollü yarı deneysel nitelikte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Çankırı Devlet Hastanesi'nde vajinal doğum yapan (N:139), örneklemini araştırma katılım şartlarına uyan 32'si deney 32'si kontrol grubu olmak üzere toplam 64 anne oluşturmuştur (n:64). Deney grubundaki annelere doğum sonu erken ten teması uygulanmış, kontrol grubunda ki annelere hastane rutinleri uygulanmıştır. Araştırma verileri; Genel Bilgiler Formu, LATCH Emzirme Tanılama ve Değerlendirme Ölçeği ve Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği Kısa Şekli formları ile toplanmıştır. Araştırmada erken ten teması uygulanan annelerin emzirme başarısı ve emzirme öz yeterlilik düzeyinin kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Annenin, yaşının, yaşayan çocuk sayısının, emzirme tecrübesinin, gebeliğinin planlı olma durumunun ve bebeğin emme süresi ve ilk emzirilme zamanının, emzirme başarısını ve emzirme öz yeterlilik düzeyini etkileği belirlenmiştir. Erken ten temasını konusunda annelerin ve sağlık çalıaşanlarının farkındalıklarının artırılması ve hastanelerin rutin uygulamalarına erken ten teması uygulamasının dahil edilmesi önerilmektedir.
Kabızlık sorunu yaşayan 6-24 aylık bebeklere annelerin yaptıkları uygulamalar
Bu araştırma, kabızlık sorunu yaşayan 6-24 aylık bebeklere annelerin yaptıkları uygulamaları belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırma Yozgat Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Merkezi Çocuk Polikliniği'ne Mart 2017- Eylül 2018 tarihleri arasında başvuran, araştırmaya alınma kriterlerini sağlayan, araştırmaya katılmaya kabul eden 376 anne ve bebek ile yürütüldü. Araştırmaya başlamadan önce Yozgat Bozok Üniversitesi İnvaziv (Girişimsel) Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan ve araştırmanın yapıldığı kurumdan izin alındı. Veriler, araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan bir anket formu ile toplandı. Elde edilen veriler sayı, yüzdelik dağılımlar ve Ki-kare testi ile değerlendirildi. Araştırma kapsamına alınan annelerin %44.1'inin 26-31 yaş grubunda, %31.1'inin lise düzeyinde eğitime sahip, %76.6'sının ev hanımı olduğu, %72.6'sının gelirinin giderine denk olduğu, %75.8'inin çekirdek aileye sahip olduğu ve %41.8'inin bir çocuğu olduğu belirlendi. Babaların %44.4'ünün 26-31 yaş grubunda, %40.2'sinin lise mezunu olduğu ve tamamının çalıştığı saptandı. Bebeklerin %55.3'ünün erkek ve %27.3'ünün yaşının 18 ay ve üzerinde olduğu belirlendi. Annelerin %61.1'inin, babaların %32.4'ünün, diğer kardeşlerin %24.5'inin kabızlık şikayeti olduğu saptandı. Bebeklerin beşte birinin 4 gün ve daha uzun sürede gaita yaptığı, yarıdan fazlasının ağrılı ve zoru gaita yaptığı, gaita yaparken huzursuz olduğu, gaitasının çakıl taşı gibi sert olduğu ve %15.4'ünün gaita yaptıktan sonra kanamasının olduğu belirlendi. Bebeklerin %59.8'inin kabızlık şikayeti ile doktora götürüldüğü ve yarısının tedavi aldığı bulundu. Annelerin tamamının bazı gıdaların bebeklerinde kabızlık yaptığını düşündüğü ancak sadece üçte birinin bu gıdaları bebeğinin diyetinden çıkardığı saptandı. Bebeğinin kabızlık sorununu çözmek için annelerin %3.8'inin sadece geleneksel, %31.0'ının sadece çağdaş ve %65.2'sininde hem geleneksel hemde çağdaş uygulamaları kullandıkları belirlendi. Araştırmada annelerin %64.9'unun geleneksel uygulama olarak kulak çöpü ya da gazete kağıdı ile bebeğin anüsüne zeytinyağı uyguladığı, %8.5'inin anüse sabun koyduğu,%6.3'ününde doktora danışmadan bitkisel çay kullandığı saptandı. Annelerin %45.4'ünün kabızlıkla ilgili olarak doktordan, %1.1'inin ise hemşireden bilgi aldığı belirlendi. Araştırmada annenin doktora başvurma, kabızlık hakkında bilgi alma durumu, bilgi aldığı kaynaklar ve babanın mesleği ile bebeğin kabızlığıyla ilgili kullanılan yöntemler arasında istatsitiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlendi (p<0.05). Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda, hemşirelerin eğitici ve danışmanlık rolleri kapsamında kabızlık başta olmak üzere bebeklik döneminde sık görülen sağlık sorunları ve yapılan geleneksel uygulamaların zararı hakkında anneleri bilgilendirmeleri önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Bebek, Kabızlık, Anne, Uygulama, Hemşirelik
1-8 aylık bebeği olan annelerin emzirme ve doğum şeklinin maternal bağlanmaya etkisi
Bu araştırma, 1-8 aylık bebeği olan annelerin emzirme ve doğum şeklinin maternal bağlanmaya etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Kesitsel türde olan bu araştırmanın evrenini 01.08.2017-31.09.2017 tarihleri arasında Şırnak Devlet Hastanesine başvuran 1050 anne oluşturmuştur. Minimum örneklem büyüklüğü power analiziyle belirlenen 110 anne olarak belirlenmiş ancak çalışma 1-8 aylık bebeği olan, araştırma kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmaya gönüllü, okuma yazma bilen 252 anne ile yüz yüze görüşülerek yapılmıştır. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Özellikler Formu ve "Maternal Bağlanma Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler SPSS 23.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Annelerin maternal bağlanma düzeyi ile tanıtıcı özellikleri incelendiğinde; kendi anneleri (97.3±6.0) ve babaları (97.4±5.9) ile ilişkileri iyi olanların, daha önce bebek bakımı konusunda bilgisi olanların (97.5±6.0), bebeğe bakım verirken yorulmadığını söyleyenlerin (97.3±6.3), doğumdan sonra bağımsızlıkların kısıtlandığını orta derecede hissedenlerin (97.5±6.1), bebeğinin sakin bir bebek olduğunu düşünenlerin (97.9±5.3) maternal bağlanma düzeyleri anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Doğum şekli (normal/sezaryen) ve bebek beslenmesi (anne sütü/mama/anne sütü+mama karışımı) ile maternal bağlanma düzeyi arasında ise anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Araştırma verilerimizden elde edilen bulgular doğrultusunda annelerin kendi anne ve babaları ile iyi ilişkiler içinde olması, daha öncesinden bebek bakımı konusunda bilgili olması, bebeğe bakım verirken yorulmadığını ve doğumdan sonra bağımsızlığının kısıtlandığını hissetmemeleri, bebeklerini sakin bir bebek olarak tanımlamaları anne-bebek bağlılığını olumlu yönde etkilemiştir.
Geç prematüre doğan bebeklerin postnatal ilk 15 günde karşılaştıkları sorunların değerlendirilmes
Amaç: Gebelik haftası 340/7-366/7 haftalık olan preterm doğanların, term doğanlardan farklı risklere sahip oldukları düşünülmektedir. Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde 1 Ocak 2013 ile 31 Aralık 2014 tarihleri arasında 34 0/7 - 36 6/7 gebelik haftaları arasında canlı doğan, geç prematüre bebeklerin ilk 15 günde karşılaştıkları sorunların değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde 1 Ocak 2013 ile 31 Aralık 2014 tarihleri arasında 34 0/7 - 36 6/7 gebelik haftaları arasında canlı doğan geç prematüre bebekler dahil edildi. Bu bebeklerin postnatal ilk 15 gününde karşılaştıkları sorunlar retrospektif olarak değerlendirildi. Bulgular: 1 Ocak 2013 ile 31 Aralık 2014 tarihleri arasında hastanemiz Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde toplam 3575 doğum (97 ikiz, 22 üçüz doğum) ile toplam 3716 bebek doğdu. Bu doğumların 1165'i (% 32,5) preterm doğumdu. Preterm doğumların ise 597'si (% 51,2) geç preterm doğumlardı. 597 geç preterm doğum (30 ikiz, 7 üçüz doğum) ile toplam 641 bebek doğdu. Geç prematüre doğan 641 bebek tüm doğan bebeklerin % 17,2'sini oluşturdu. Konjenital anomalisi olan 68 bebek ve doğum sonrası bilgilerine ulaşılamayan 107 bebek olmak üzere toplam 175 bebek çalışmaya alınmadı. Çalışmaya alınan bebek sayısı 466 olmak üzere; doğum sonrası ilk 24 saatte hastaneye yatan bebek sayısı 385 (% 82,6) ve doğumdan hemen sonra anne yanına verilen bebek sayısı 81 (% 17,4) idi. Geç prematüre 208 bebekte (% 44,6) sarılık, 124 bebekte (% 26,6) beslenme intoleransı, 60 bebekte (% 12,9) yenidoğan geçici takipnesi, 48 bebekte (% 10,3) hipoglisemi, 41 bebekte (% 8,8) respiratuar distres sendromu, 36 bebekte (% 7,7) pnömoni, 18 bebekte (% 3,9) erken neonatal sepsis, 6 bebekte (% 1,3) nozokomiyal sepsis, 1 bebekte (% 0,2) nekrotizan enterokolit saptandı. Doğumdan sonra hemen yatış gereken 385 geç prematüre bebeğin ortalama hastanede yatış süresi 10,5±8,1 (1-96) gündü. 59 bebek (% 12,7) postnatal 15 günden daha uzun hospitalize edildi. Geriye kalan 407 bebeğin (Doğumdan hemen sonra anne yanına verilen veya doğum sonrası ilk 24 saatte hastanede yatıp postnatal ilk 15 günü tamamlamadan taburcu olan bebekler) % 23,8'i (97) sarılık, % 7,6'sı (31) beslenme zorluğu ve % 0,49'u (2) solunum sıkıntısı nedeniyle hastaneye tekrar başvurdu. Hastaneye tekrar başvuran bebeklerin 44'ü (% 10,8) yeniden yatırıldı. Sonuç: Sonuç olarak geç preterm bebeklerin yenidoğan döneminde sarılık, beslenme intoleransı, hipoglisemi, solunum s ı k ı ntısı ve enfeksiyon riski gibi gelişebilecek hastalıklar açısından değerlendirilmeleri çok önemlidir. Anahtar kelimeler: Geç prematüre bebek, sarılık, beslenme intoleransı, yenidoğan geçici takipnesi, hipoglisemi, hastaneye yeniden başvuru.
Preterm bebeklerde parmak besleme yönteminin total oral beslenmeye geçiş süresine etkisi
Preterm bebekler anne memesindeki ilk deneyimlerinde anne sütü alma konusunda çok başarı sağlayamamaktadır. Bebekler besin gereksinimlerini anne sütü ile karşılayabilecek duruma gelene kadar, emzirmeye ek olarak parmak besleme, kaşık, damlalık, kap, biberon gibi diğer destekleyici beslenme yöntemlerinin kullanılması gerekmektedir. Bu çalışma, preterm bebeklerde parmak besleme yönteminin fizyolojik ölçüm, oksijen saturasyon düzeyi, büyüme, total oral beslenmeye geçiş ve hastanede kalış süresine etkisini araştırmak amacıyla planlandı. Araştırma, Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Bakım Ünitelerinde (YYBÜ 1 ve YYBÜ 2) Şubat 2016- Kasım 2016 tarihleri arasında deneysel olarak yapıldı. Çalışma YYBÜ 1 ve YYBÜ 2'de tam enteral beslenmeye geçen 32 hafta (düzeltilmiş yaş dahil) ve üzeri gestasyonel haftaya sahip olan preterm bebeklerle yapıldı. Deney 1 grubundaki preterm bebeklere (n=20) total oral beslenmeye geçene kadar parmak besleme uygulaması yapıldı. Kontrol grubundaki bebeklere (n=20) herhangi bir girişim yapılmadı. Veriler "Preterm Bebeği Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Preterm Bebek İzlem Formu" ile toplandı. İstatistiksel analizler SPSS (IBM SPSS Statistics 20) adlı paket program kullanılarak yapıldı. Bulguların yorumlanmasında frekans tabloları ve tanımlayıcı istatistikler kullanıldı. Normal dağılıma uygun olan ölçüm değerleri için parametrik olan yöntemler kullanıldı. Parametrik olan yöntemlere uygun şekilde, iki bağımsız grubun ölçüm değerleri ile karşılaştırılmasında "Independent Sample t Test" (t tablo değeri) yöntemi kullanıldı. Normal dağılıma uygun olmayan ölçüm değerleri için parametrik olmayan yöntemler kullanıldı. Parametrik olmayan yöntemlere uygun şekilde, iki bağımsız grubun ölçüm değerleri ile karşılaştırılmasında "Mann-Whitney U Testi" (Z tablo değeri) yöntemi kullanıldı. Araştırmanın yapılabilmesi için etik onay, resmi izin ve annelerden aydınlatılmış onam alındı. Parmak ile beslenme ve feedingle beslenme grubundaki preterm bebeklerin total oral beslenmeye geçiş süresi ortalamaları arasında parmakla beslenen grup lehine anlamlı fark olduğu belirlendi (p<0.05). Yenidoğanın cinsiyeti, gestasyon haftası ve bebek doğum ağırlığı sınıfları ile gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunamadı (p>0.05). Her iki grubun taburculuk ağırlıkları ve taburculuk süresi ortalamaları arasında anlamlı fark olmadığı saptandı (p>0.05). Ulusal ve uluslararası literatür incelendiğinde preterm bebeklerde emzirmeye ek destekleyici yöntem olarak kullanılan parmak besleme yöntemini inceleyen çalışmaya rastlanmamış olması nedeniyle özgün bir çalışmadır. Emzirmeye ek destekleyici yöntem olarak parmak besleme yöntemi kullanılan preterm bebeklerin feedingle beslenen bebeklerden daha kısa sürede total oral beslenmeye geçtiği saptandı. Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde preterm bebeklerde parmak besleme yöntemi ile beslenme yapılması önerilebilir. Anahtar Sözcükler: Emzirme, hemşirelik, parmak besleme, preterm bebek, yenidoğan yoğun bakım.
Emziren annelerin emzirme özyeterliliklerinin, bebek beslenmesi tutumlarının ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Bu çalışmada emziren annelerin, emzirme konusundaki benlik algılarının, yeterlilik hislerinin, bebeğin gelişimi ve annenin bu konudaki algı ve tutumunun tespit edilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Sağlam Çocuk Polikliniği'ne başvuran sağlıklı bebeklerin anneleri ile yapılmıştır. 118 anneye bir sosyodemografik veri anketi, postpartum emzirme özyeterlilik ölçeği ve bebek beslenmesi tutum ölçeği soruları tarafımızca uygulanmıştır. Bulgular: 118 katılımcı annenin % 36,4'ü ilköğretim mezunu, % 31,4'ü lise mezunu ve % 32,2'si de lisans ve üzeri eğitime sahiptir ve % 34,7'si çalışan annedir. Çalışmamıza katılan annelerin ortalama yaşı 29,5±4,4'tür. En genç anne 19 yaşında iken yaşı en fazla olan 40 yaşındadır. Baba yaşı ortalama olarak 33,1±4,7 yıl, en genç baba 20 ve en yaşlı baba da 48 olarak tespit edilmiştir. Aylık ortalama gelir 3312,3±2624,3 ₺'dir. Bebek yaşı (ay) ortalama olarak 9,6±8,3 olarak elde edilmiştir. Doğum boy ortalama değeri 49,6±2,6 cm iken minimum 30 ve maksimum 56 cm olarak saptanmıştır. Doğum kilosu ortalama olarak 3245,8±427,2 gr olarak saptanmıştır. Gebeliğini planlayanların oranı % 63,6, isteyerek sürdürenlerin oranı % 94,1 idi. Postpartum emzirme özyeterlilik ölçeği ortalama değerleri ve bebek beslenmesi tutum ölçeği ortalama değerleri ile anne eğitim seviyesi arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p=0,007, p˂0,001). Postpartum emzirme özyeterlilik ölçeği ortalama değerleri ve bebek beslenmesi tutum ölçeği ortalama değerleri ile annenin emzirme eğitimi alması arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p=0,001, p˂0,001). Postpartum emzirme özyeterlilik ölçeği ortalama değerleri ve bebek beslenmesi tutum ölçeği ortalama değerleri ile gebeliğin planlı olması arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p˂0,001, p=0,017). Bebek beslenmesi tutum ölçeği ortalama değerleri ile bebeğin cinsiyeti arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuş olup, erkek bebeği olan annelerde bu puan daha yüksek olarak tespit edilmiştir (p=0,016). Sonuç: Ebeveynlerin eğitim seviyesinin artırılması ile bireysel özyeterlilik ve bebek beslenmesi konusunda bilinç ve tutum anlamında iyileşme görüleceği düşünülmektedir. Birinci basamakta; aile hekimlerine düşen en büyük rol, aile eğitimine katkıda bulunmak, aile planlaması konusunda ailelerin bilgi beceri ve tutumlarını geliştirmek ve bu sayede daha sağlıklı toplumlar oluşmasına katkıda bulunmaktır. Anahtar Kelimeler: Bebek beslenmesi, emzirme, özyeterlilik, Aile Hekimliği
Bebeklerin 0-12 ayda beslenme özelliklerinin incelenmesi: Aydın ili örneği
Annelerin bebeklerini sadece anne sütüyle besleme süreleri ve tamamlayıcı beslenmedeki uygulamaları çeşitli etkenlere göre değişmektedir. Bu araştırma ile Aydın'daki bebeklerin 0-12 aylarda anne sütü ile beslenme durumu; tamamlayıcı beslenmeye başlama zamanı; verilen tamamlayıcı besinlerin çeşidi, kıvamı, sıklığı ve aylara göre tamamlayıcı beslenme uygulamaları gibi beslenme özellikleri ve bunları etkileyen faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma analitik ve kesitsel bir çalışma olarak tasarlanmıştır ve Aydın ilinin Efeler ilçesinde bulunan 23 tane Merkez Aile Sağlığı Merkezleri (ASM)'nde gerçekleştirilmiştir. Örneklem seçiminde evreni bilinmeyen örnekleme metodu kullanılmıştır ve örneklem büyüklüğü 350 olarak bulunmuştur. Araştırma verileri, veri toplama formu ile toplanmıştır ve veri toplama formları ASM'lere başvuran 12-24 aylık bebeği olan anneler ile yapılan yüz yüze görüşmelerde doldurulmuştur. Veriler, "IBM SPSS Statistics 22" istatistik programıyla oluşturulan veri tabanına işlenerek istatistiksel değerlendirmeler yapılmıştır. Annelerin bebeklerini sadece anne sütü ile besleme süreleri ortalama 6 (0-9) ay, tamamlayıcı beslenmeye başlama zamanları ortalama 6 (4-10) ay olarak bulunurken su vermeye başlama zamanları ortalama 12 (1-28) hafta olarak bulunmuştur. Lise mezunu annelerin bebeklerini sadece anne sütüyle besleme sürelerinin daha kısa olduğu belirlenirken geniş ailelerde bebeklerin sadece anne sütüyle beslenme sürelerinin daha uzun olduğu ve ailedeki birey sayısı ile arasında pozitif yönlü zayıf ilişki olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte vajinal doğum ile dünyaya gelen bebeklerin sadece anne sütüyle beslenme sürelerinin daha uzun olduğu belirlenmiştir. Annelerin öğrenim ve gelir durumlarının tamamlayıcı beslenmeye başlama zamanlarını anlamlı olarak etkilediği; asgari ücret ve altı gelir durumuna sahip annelerin tamamlayıcı beslenmeye daha erken başladıkları, öğrenim grupları arasında ise tamamlayıcı beslenmeye en erken başlayan annelerin lise mezunu olduğu görülmüştür. Sonuç olarak annelerin bebek beslenmesindeki uygulamaları tanımlayıcı özelliklerine göre farklılık göstermektedir ve tamamlayıcı beslenmeye erken başlayan annelerin oranı da (%31,6) az değildir. Bu nedenle bebek beslenmesi konusunda annelere eğitimler verilmeye devam edilmelidir. Anahtar Kelimeler: Süt Çocuğu, Beslenme, Anne Sütü, Emzirme, Tamamlayıcı Beslenme.
Bir üniversite hastanesine başvuran 0-6 aylık bebeği olan annelerin emzirme konusundaki bilgi, uygulama ve öz yeterlilik düzeylerinin saptanması
Amaç: Bu çalışmada bir üniversite hastanesine başvuran 0-6 aylık bebeği olan annelerin emzirme konusundaki bilgi, uygulama ve öz yeterlilik düzeylerinin saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya 1 Ekim- 31 Aralık 2019 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği'ne başvuranlar dâhil edilmiş; katılmaya istekli 100 anne araştırma kapsamına alınmıştır. Veriler anket formu ve emzirme öz yeterlilik ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, minimum değer, maksimum değer bağımsız gruplarda t testi ve tek yönlü varyans analizi, Kruskal-Wallis Testi kullanılmıştır. Bulgular: Annelerin %59'unun doğum sonrası dönemde halen sadece anne sütü verdiği görülmüştür. Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği puanları ile doğduktan sonra bebeğe verilen ilk besin, bebeği sadece anne sütüyle beslenme süreleri, ek gıdaya başlama zamanları ve nezle - grip gibi durumlarda emzirmenin devam etmesi arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sonuçlar: Doğum sonrası dönemde annelerin emzirme öz yeterliliğini çeşitli faktörlerin etkilediği ve annelerin gebelik sürecinde bilgi ve uygulama konusunda profesyonel destek alarak bu konudaki seviyenin istenen düzeye ulaşmasının mümkün olabileceği söylenebilir. Anahtar Sözcükler: emzirme; öz yeterlilik; yenidoğan beslenmesi.
Preterm bebeklerde oral motor uyarımın emme kapasitesine etkisi
Bu çalışma, oral motor uyarımı olan ya da olmayan 29. ve/veya 30. gebelik haftasında olan preterm bebeklerde oral-motor işlevlerin gelişimini desteklemek ve güçlendirmek için uygulanan erken oral motor uyarımın bebeğin emme kapasitesi, büyüme-gelişmesi ve taburculuk süresi üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla tek kör randomize kontrollü deneysel bir tasarım olarak gerçekleştirildi. Araştırma verileri 01 Mayıs 2019 – 15 Mart 2020 tarihleri arasında, Medikal Park Gaziantep Hastanesi ile Gaziantep Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerinde yatan 30 uygulama 30 kontrol olmak üzere toplam 60 preterm bebekten elde edildi. Veriler; veri toplama formu, bebeğe günlük yapılan işlemler ile ilgili izlem formu ve emme kapasitesi izlem formu ile toplandı. Bebeklerin emme kapasiteleri; emme gücü/mmHg, biberonu bırakmadan emme süresi(sn), emme süresi (sn) ve emme miktarı (ml) ölçümleri ile değerlendirildi. Uygulama grubundaki bebeklere 14 gün boyunca günde bir kez Premature Infant Oral Motor Intervention uygulanırken, kontrol grubundaki bebeklere ünitede her zaman uygulanan hemşirelik bakımı verildi. Araştırmacı tarafından uygulama ve kontrol grubunda yer alan bebeklerin araştırmanın birinci günü emme gücü, vücut ağırlığı, boy uzunluğu ve baş çevresi ölçümleri; 8 ve 11. günleri emme kapasitesi; 14. günü emme kapasitesi, vücut ağırlığı ve baş çevresi ölçümleri; taburcu oldukları gün vücut ağırlığı, boy uzunluğu ve baş çevresi ölçümleri yapıldı. Premature Infant Oral Motor Intervention uygulamasının büyüme ölçümlerine etkisi incelendiğinde; ölçüm günü ilerledikçe hem uygulama hem de kontrol grubunda bebeklerin vücut ağırlığı, boy uzunluğu ve baş çevresi uzunluğunun arttığı görüldü. Bu artışın; bebeklerin taburcu oldukları gün uygulama grubunda, kontrol grubuna göre daha yüksek düzeyde görüldüğü ve iki grup arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu gözlemlendi (p<0.001). Premature Infant Oral Motor Intervention uygulanan bebeklerin hastanede kalış süreleri ve oral beslenmeye geçiş süreleri incelendiğinde uygulama grubunda yer alan bebeklerin kontrol grubu bebeklere göre oral beslenmeye daha erken geçtikleri ve hastaneden daha erken taburcu oldukları belirlendi. Araştırmada Premature Infant Oral Motor Intervention'in etkinliğini değerlendirmek amacıyla Dünya'da Emme Gücünü Ölçen Manometre geliştirilerek ilk kez kullanıldı. Araştırmanın birinci günü grupların emme güçleri karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı belirlendi (p˃0.05). Araştırmanın 8. 11. ve 14 günlerinde grupların Emme Kapasitesi değerleri karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel yönden anlamlı fark olduğu belirlendi (p<0.05). Bu sonuçlara göre, Premature Infant Oral Motor Intervention uygulamasının preterm bebeklerin büyüme, hastanede yatış süresi, oral beslenmeye geçiş süresi ve Emme Kapasitesi değerlerini olumlu yönde etki ettiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde Premature Infant Oral Motor Intervention uygulamasının 29. ve/veya 30. gebelik hastasında klinik olarak uyumlu olan preterm bebeklerin rutin hemşirelik bakımlarına katılması, bu konuda hemşirelerin eğitilmesi ve desteklemesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Preterm Bebek, Beslenme, Emme Kapasitesi, Premature Infant Oral Motor Intervention
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde (Diyarbakır-Şanlıurfa-Mardin) görev yapan aile hekimliği çalışanlarının ve 0-5 yaş çocuğu olan ebeveynlerin 0-5 yaş arası çocuklarda malnütrisyon, beslenme ve ek gıdaya geçiş ile ilgili bilgi, tutum-davranış ve farkındalık düzeylerinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Malnütrisyon; nütrisyonel yetersizliğe bağlı, önlenebilen veya tedavi edilebilen, normal vücut kompozisyonundaki değişiklikler olarak tanımlanmaktadır. Sıfır-beş yaş çocuklarda anne sütü alırken ve anne sütü sonrası ek gıda alırken besin kaynaklarına yeteri kadar erişememe ve günlük enerji ihtiyacının karşılanamaması, beslenme yetersizliği olarak da bilinen malnütrisyona yol açmaktadır. Amacımız bu çalışma ile aile hekimliği çalışanlarının ve 0-5 yaş çocuğu olan ebeveynlerin 0-5 yaş arası çocuklarda malnütrisyon, beslenme ve ek gıdaya geçiş ile ilgili bilgi, tutum-davranış ve farkındalık düzeylerinin değerlendirilmesi, sonrasında aile hekimliği çalışanlarına verilecek eğitim ile bilgi, tutum-davranış ve farkındalığın artırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, gerekli izinlerin alınmasının ardından Şubat 2020 tarihinde Şanlıurfa'da Diyarbakır, Mardin ve Şanlıurfa'dan katılan fikir liderleri eğitimi ve toplantısı ile başladı. Aile hekimliği çalışanları ile Mart 2020'de Şanlıurfa ve Mardin'de toplantılar yapıldı. Toplantılarda katılımcılara eğitim öncesi onamları alındıktan sonra Aile Hekimliği Çalışanları Malnutrisyon anketi uygulandı. Sosyodemografik bilgi anketi ve iowa ölçeği, 0-5 yaş arası çocuğu olan ebeveynlere hem çevrimiçi hem de yüz yüze görüşmelerle, çalışmamıza katılan aile hekimliği personeli tarafından uygulanmıştır. Toplanan veriler bilgisayara girilerek uygun istatistik programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza 59'u hekim 15'i ebe hemşire olmak üzere 74 aile hekimliği çalışanı ile, 0-5 yaş arası çocuğu olan 314 ebeveyn katılmıştır. Aile hekimliği çalışanlarının mesleklerinden ortalama memnuniyet düzeyleri 6,37±1,98 (min:1 max:10) saptanmıştır. Aile hekimliği çalışanlarına göre kendi birimlerine bağlı nüfustaki 0-5 yaş çocuk grubundaki malnütrisyon tahmini ortalaması yüzde 8,07±8,90 olarak saptanmıştır. Aile hekimliği çalışanlarının % 79,7'si (n:59) şu anda bağlı oldukları kurumlarda herhangi bir zamanda en az bir defa da olsa 0-5 yaş grubu çocuklarda malnütrisyon tespit ettikleri saptanmıştır. Aile hekimliği çalışanlarının yaşları arttıkça malnütrisyon saptama oranı artmaktadır (p=0,019). Malnütrisyon saptadığını belirten katılımcılar her bir çocuk hasta takip/muayenesi için daha fazla zaman ayırmaktadırlar. Malnütrisyon saptadıklarını belirten katılımcıların tahmini yüzdeleri gerçek verilere daha uygun olarak saptanmıştır. Malnütrisyon saptamak için herhangi bir yöntem kullandıklarını (özellikle persentil takibi) belirten aile hekimliği çalışanlarının malnütrisyon saptama oranı daha fazladır. Çalışmamızın ikinci kısmına katılan annelerin % 14'ü (n:44) okuryazar değil, % 41,1'i (n:129) ilköğretim mezunu, % 44,9'u (n:141) lise ve üzeri eğitime sahiptirler. Çocukların % 82,2'sinin (n:258) ilk bir saat içinde emzirildiği, % 86'sının (n:270) doğumdan hemen sonra ilk besin olarak anne sütü aldığı belirlendi ve % 48,7'sinin (n:153) normal doğumla dünyaya geldiği saptanmıştır. Çalışmamıza katılan ebeveynlerin bebek beslenmesi ile ilgili toplam tutum puanı ortalaması 64,01±7,14 (min:34, max:84) olarak saptanmıştır. Bebek beslenmesi tutum ölçeği puanına göre anne ve babaların eğitimi arttıkça emzirmeye eğilim artmaktadır (sırasıyla p<0,001, p=0,013). Ayrıca anne ve babaların çalışma durumlarına göre de anlamlı farklılık saptanmış olup memurların emzirmeye daha yatkın oldukları saptanmıştır (sırasıyla p=0,001, p=0,001). Ailelerin aylık gelir düzeyi arttıkça anne sütü ile beslenmeye yatkınlık artmaktadır (p<0,001). Ayrıca sezaryenle doğum yapan ebeveynlerin emzirmeye daha yatkın oldukları saptanmıştır (p=0,001). Sonuç: Malnütrisyon dünya çapında ve özellikle de çocuklar arasında süregelen önemli bir problemdir. Birinci basamak sağlık çalışanları beş yaş altı çocuklarla oldukça sık karşılaşmaktadırlar. Birinci basamak sağlık çalışanlarının, çocuklarda beslenme ve malnütrisyon konularına hakim olmaları ile bu yaş grubundaki malnütre çocukların erken tanı ve tedavisi yapılabilecektir. Çocukların sağlıklı gelişimleri için aile hekimliği çalışanlarının büyümenin izlemi ve anne sütü ile beslenme konusunda oldukça dikkatli ve ebeveynlere karşı oldukça eğitici olmak durumundadırlar. Ayrıca anne babaların eğitim düzeylerinin yükseltilmesinin bebek beslenmesine yönelik farkındalıklarını ve tutumlarını geliştireceği düşünülmektedir. Birinci basamakta aile hekimlerine düşen en büyük rol, aile eğitimine katkıda bulunmak, bebek beslenmesi ve malnütrisyon konusunda ailelerin bilgi beceri ve tutumlarını geliştirmek ve bu sayede daha sağlıklı toplumlar oluşmasına katkıda bulunmaktır.
İnfantil kolikli bebeklerde beslenme ve büyümenin değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmada infantil kolik tanısı alan bebeklerde, aile ve bebeğin sosyodemografik özelliklerinin, anne ve bebeğin beslenme durumunun kontrol grubu bebeklerle karşılaştırılarak infantil kolik etiyolojisinde sosyodemografik özelliklerin ve beslenmenin etkisini değerlendirmek, infantil kolikli bebeklerde büyümenin normal popülasyona göre farkını araştırmak amaçlanmıştır. Ayrıca çalışmada yer alan bebeklerde infantil kolik tedavisinde uygulanan farklı tedavi yöntemlerindeki sıklığı değerlendirilmesi de amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Yenidoğan Polikliniği'ne Mart 2020 ile Mart 2021 tarihleri arasında başvuran 3 hafta – 6 aylık arası 247 bebek çalışma grubunu oluşturdu. Annelere uygulanan anket ile sosyodemografik özellikler, beslenme ve büyüme durumu sorgulanarak, yanıtlar ve bebeklerin klinik muayeneleri ROMA IV kriterlerine göre değerlendirilerek infantil kolik tanısı konuldu. Kriterleri sağlayan bebekler "İnfantil kolik" grubu, sağlamayanlar ise "kontrol" grubu olarak kabul edildi. Bebeklerin vücut ağırlığı, boy ve baş çevreleri ölçülüp persentilleri hesaplandı. İnfantil kolikli bebeklerle kontrol grubu arasında araştırılan parametreler açısından istatistiksel karşılaştırma yapıldı. Bulgular: Çalışmada infantil kolik sıklığı % 65 olarak saptandı. Cinsiyetin, doğum ağırlığının, doğum boy ve baş çevresinin, doğum şeklinin, anne ve baba yaşının, gebelik ve doğum sayısının, aile tipinin, anne ve baba eğitim düzeyinin, anne ve babanın çalışma durumunun infantil kolik için risk faktörü olmadığı tespit edildi. Annenin sigara kullanımının, doğumdan sonra emzirme eğitimi alması ve biberon kullanımı ile infantil kolik arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). Anne sütü başlama zamanı, kullanımı, annenin önceki doğumlarındaki emzirme öyküsü, mama ile beslenmesi, mama başlama zamanının, mama ile beslenme süresinin vitamin ve ilaç kullanımın, annenin diyetten bazı besinleri çıkarmasının infantil kolik sıklığı üzerine etkisi olmadığı saptanmıştır. İnfantil koliğin bebeklerin büyümesi üzerine istatiksel olarak anlamlı etkisi olmadığı saptanmıştır. Sonuç: Annelerin sigarayı bıraktırma yönünde bilinçlendirilmesi, doğum sonrası emzirme eğitimi ve desteğinin verilmesinin bebeklerdeki infantil kolik sıklığını azaltmada etkili olabileceği kanısına varılmıştır. İnfantil kolikli bebeklerde kullanılan ilaç ve davranışsal yaklaşımların etkinliğini karşılaştıran, daha fazla hastayı kapsayan randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç olduğu düşünülmüştür.
Süt çocukluğu döneminde anne sütü ve tamamlayıcı beslenme durumunun değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Beslenme; süt çocuğunun sağlıklı büyüme ve gelişmesinde en temel faktördür. Yaşamın bu kritik döneminde yapılan hatalı beslenme davranışlarının etkileri tüm yaşamını etkilemektedir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Amerikan Pediatri Akademisi (AAP) bebeklerin ilk ay tek başına anne sütü ile beslenmelerini, altıncı aydan sonra tamamlayıcı beslenmeye geçilmesini ve anne sütüne 2 yıl devam edilmesini önermektedir. Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmaları'na göre tek başına anne sütü alma süresi düşük ve tamamlayıcı beslenmeye erken başlanması oldukça yaygın bir uygulamadır. Bu çalışmada süt çocuklarında sadece anne sütü alımı, tamamlayıcı beslenme durumu saptanması ve etkili faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Mart 2020 ile Mart 2021 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Klinikler'ine başvuran 6-24 ay arası 200 süt çocuğu dahil edildi. Annelere uygulanan anket ile sosyodemografik özelllikler , anne sütü alma özellikleri ve tamamlayıcı beslenmeye geçiş ile ilgili veriler toplandı. Tüm istatiksel analizler SPSS 22.0 programı kullanılarak yapıldı. Bulgular: Çalışmaya yaşları 6-24 ay arasında değişen toplam 200 çocuk alındı. Olguların yaş ortalaması 12.9±5.1 aydı. Olguların %97,5 'i anne sütü almıştı ancak %17'si doğumdan sonra diğer sıvılar ile beslenmişti. Tek başına anne sütü ile beslenme süresi ortalama 3.2±2.3 aydı. İlk 6 ayda tek başına anne sütü ile beslenme oranı %24 idi. Olguların %62,1'i anne sütü almaya devam etmekteydi. Anne sütü kesme yaşı ortalama 8,2±6,3 ay olarak saptandı. Tamamlayıcı beslenmeye başlama yaşı ortalama 5.1 ± 1,3 ay (2-12 ay) olarak saptandı. Olguların 116'sına (%58) 6 aydan önce ve %11'ine (%5,5) 4. aydan önce tamamlayıcı besin verilmişti. Olguların ilk 6 ay tek başına anne sütü ile beslenme ile çocuğun cinsiyeti, doğum şekli, doğum ağırlığı, anne eğitim düzeyi ile anlamlı ilişki saptanmadı. İlk 6 ay tek başına anne sütü ile beslenme; annelerin emzirme danışmanlığı alma arasında anlamlı farklılık gösterirken (p=0.010) doğum öncesi emzirme eğitimi alma durumu ile anlamlı ilişki saptanmamıştır. Ev hanımı annelerin %18,3'ü çalışan annelerin %32,8'i, ilk 6 ay tek başına anne sütü ile beslemişti. Annelerin çalışması ile ilk 6 ay tek başına anne sütü ile beslenme arasında anlamlı ilişki saptandı (p:0,023). Aylık geliri asgari ücret üzerinde olan ailelerin %28'i, asgari ücret olanların %12,7'si, asgari ücret altında olanların %27,6'sı ilk 6 ay tek başına anne sütü almıştı. Ailelerin aylık geliri ile ilk 6 ay tek başına anne sütü alması arasında anlamlı ilişki saptandı (p:0,047). Çalışmaya alınan çocukların anne sütü kesme süresi ile çocuğun cinsiyeti, anne eğitim durumu, annenin çalışma durumu, ailenin aylık geliri, annenin emzirme eğitimi/danışmanlığı alma ile anlamlı ilişki saptanmadı. Çalışmaya alınan çocukların tamamlayıcı beslenmeye başlama zamanı ile çocuğun cinsiyeti, anne eğitim durumu, annenin çalışması, ailenin aylık gelir ile anlamlı ilişki saptanmadı. Tamamlayıcı beslenme ile ilgili bilgiyi doktordan aldığını belirtenler ortalama 5.5±1,0 ayda, hemşireden edindiğini belirtenler ortalama .5±1,2 ayda, aile, arkadaş 5.0±1,4 ayda başlamıştı. Tamamlayıcı beslenme hakkında bilgi edinilen kaynak ile tamamlayıcı beslenmeye başlama zamanı arasında anlamlı ilişki saptandı (p= 0,023). Sonuçlar: Annelerin doğum sonrası anne sütü verme eğilimleri yüksekken, ilk 6 ay tek başına anne sütü verme oranları yeterli düzeyde değildir. Anne sütü erken kesilmekte ve tamamlayıcı beslenmeye erken geçilmektedir. Emzirme ve tamamlayıcı beslenme konusunda daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.
Hatay'da bir Devlet Hastanesi Çocuk Polikliniğine başvuranların nutrisyonel durum ve antropometrik özelliklerinin değerlendirilmesi üzerine bir araştırma
Amaç: Bu araştırmada amaç, yoğun göç alan, kültür ve eğitim durumu yönünden çeşitlilik gösteren Hatay ili Altınözü ilçesinde bir devlet hastanesi çocuk polikliniğine başvuran 0-72 ay çocukların nutrisyonel durumlarını ve beslenme sorunlarını saptamaktır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı- kesitsel tipte planlanmış araştırma; Hatay Altınözü Devlet Hastanesi'nde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini belirtilen hastanenin Çocuk Polikliniğine başvuran 0-72 ay arası çocuklar oluşturmuştur. Veriler için araştırmaya katılmaya gönüllü olan çocukların anneleri ile görüşülmüştür. Evreni bilinmeyen örneklem hesabı ile %50 prevalans, %95 güven aralığı ve %5 hata payı ile gereken örneklem sayısı 385 olarak hesaplanmıştır. Ancak araştırmanın yürütüldüğü Kasım 2021-Şubat 2022 tarihleri arasında araştırmaya 300 çocuk dahil edilmiştir (n=300). Araştırmada katılım hızı %77,9'dur. Veriler literatür doğrultusunda hazırlanmış veri toplama araçları ile yüz yüze toplanmıştır. Araştırmanın verileri SPSS 22.0 Windows programında tanımlayıcı istatistikler (sayı-yüzde dağılımı, aritmetik ortalama, standart sapma vb.) ile sunulmuştur. Persentil hesaplamaları yaşa ve cinsiyete göre boy ve kilo için hesaplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan annelerin %15,3'ü çocuğunu obez/fazla kilolu şeklinde değerlendirirken, %65,4'ünün zayıf olarak gördüğü bulunmuştur. Kendi çocuğunun büyümesini ideal çocuk olarak görenlerin oranı %18,7'dir. Doğum ağırlığı 2500 gram ve altı olan çocukların oranı %19'dur. Boy ve kilo persentil değeri %50'inin altında olanların oranı sırasıyla %57,7, %61,7 bulunmuştur. Araştırma kapsamındaki 5 yaş altı çocukların (n=235) %15,4'ünde kol çevresi değerine göre malnutrisyonu olduğu saptanmıştır. Sonuçlar: Hatay ili Altınözü ilçesinde 0-72 ay çocuklarda kilo-boy persentil değerlerine göre büyüme- gelişme geriliği riski olan çocuklar yüksek orandadır. Annelerin de çocuklarını görseller üzerinde de zayıf olarak değerlendirdikleri bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Çocuk, antropometrik ölçüm, beslenme, malnütrisyon, nutrisyon, 0-72 ay, üst kol çevresi.
12-18 ay arası çocukların beslenme durumlarının, ailelerin beslenme konusundaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi ve hematolojik-biyokimyasal değerler ile ilişkisi
Doğumdan iki yaşın sonuna kadar en hızlı olan büyüme ve gelişme dönemi yaşama sağlıklı başlangıç için en kritik dönemdir. Bu dönemde görülen büyüme geriliğinin iki yaş sonrasında düzeltilmesi oldukça güçtür. Bu nedenle süt çocuğu ve küçük çocukların beslenmesi tüm sağlık personeli ve çocuk hekimleri tarafından üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Çalışmamızda ailelerin beslenme konusundaki bilgi düzeyi ile 12-18 ay arası çocukların hemogram, serum demir, demir bağlama kapasitesi, ferritin, folik asit, B 12 vitamini, A vitamini, E vitamini, D vitamini, çinko ve bakır düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlandı. Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hafsa Sultan Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine herhangi bir sağlık sorunu ile başvuran, yaşları 12-18 ay arasında değişen 207 çocuk hasta çalışmaya alındı. Ailelere çocukların beslenme durumlarını öğrenmek amaçlı anket uygulandı. Araştırmamıza katılan çocukların %34'ü (n:71) kız ,%66'sı (n:136) erkekti. Çocukların % 4.8'i (n:11) preterm doğumdu. Hastaların % 15'nin (n:31) doğum ağırlığı normalden düşüktü (<2500 g). Doğum ağırlığı düşük olan çocuklarda bakılan ferritin, demir, B 12 vitamini ve folik asit düzeyleri düşük saptandı. Anne yaşının, ailenin eğitim düzeyinin, çocuk sayısının, anne mesleğinin, sosyoekonomik durumunun, kültürel etkenlerin bebek beslenmesinde ve gelişiminde etkili olduğu gösterildi. Sosyoekonomik durumu kötü olan ailelerin çocuklarında ferritin, bakır, folik asit ve B 12 vitamin düşüklüğü saptandı. Beslenme konusunda sağlık personelinden eğitim almayan ailelerin çocuklarında çinko eksikliği saptandı. Sağlık kuruluşundan takip edilmeyen çocuklarda folik asit ve A vitamini düşüklüğü saptandı. Sonuç olarak bebeklerin zamanında uygun besinlerle önerilen miktarda kalori, protein, vitamin ve mineral içeriği bulunduran gıdalarla beslenmesi bebeğin gelişmesinin ve büyümesinin yanında uzun dönem sağlığı yönünden çok önemlidir. Bebekler hem dengeli ve yeterli beslenmeli hem de doğru beslenme davranışlarını edinmelidir. Bu yüzden tüm annelerin bebek beslenmesi konusunda eğitilmesi çok önemlidir.
0-24 ay arası bebeği olan annelerin tamamlayıcı beslenme konusundaki bilgi, tutum ve uygulamaları
Amaç: Çalışma, Manisa Celal Bayar Üniversite Hastanesi Çocuk Servisinde yatan 0-24 aylık çocukların annelerinin tamamlayıcı beslenme konusundaki bilgi, tutum ve uygulamalarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından literatür bilgileri doğrultusunda ve uzman görüşü alınarak oluşturulan sosyo-demografik bilgi formu ve annelerin tamamlayıcı beslenme ile ilgili bilgi, tutum ve uygulamalarını içeren anket formu kullanılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte planlanan bu çalışma 1 Temmuz-30 Eylül 2017 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi'nde gerçekleştirilmiştir. Bu tarihler arasında hastanede yatan, 0-24 ay çocuğu olan 200 anne seçilmiştir. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan annelerin yaş ortalaması 29,4±5.73 yıldır. Bebeklerin %53'ü erkek %47'si kızdır ve ortalama olarak 13,18±6,46 aydır. Annelerin %73,5'i tamamlayıcı beslenme konusunda bilgi almış, bilgi alınan kaynaklardan ebe veya hemşire ilk sırayı almıştır. Annelerin %14,4'ü bebek 6 aylıkken tamamlayıcı besine başlamış ve bebeklerin tamamlayıcı besinlere başlama zamanın ortalaması 2,87±2,00 aydır. Annelerin %44,8'i sütü yetmediği, %33,9'u zamanı geldiği için tamamlayıcı besinlere başlamış, çocukların %56'sına ilk tamamlayıcı gıda olarak su vermişlerdir. Annelerin %42'si çocuklarına emzik vermiş, %69,5'i de biberon kullanmıştır. Biberon kullanma ve tamamlayıcı besine başlamayı önerilme değişkenleri tamamlayıcı besinlere erken başlama üzerinde en etkili değişkenler olarak bulunmuştur. Sonuçlar: Araştırmamızda annelerin tamamlayıcı beslenme hakkında eksik bilgiye sahip oldukları bulunmuştur. Annelerin tamamlayıcı besinlere geçiş döneminde doğru davranışlarda bulunması için sağlam çocuk izlemlerinde sağlık personelinin tamamlayıcı beslenme konusunda annelere sürekli, etkin eğitimi vermeleri gerekmektedir.
Annelerin, anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada 2 yaş altı çocuğu olan annelerin anne sütü ve emzirme konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarının araştırılması, anne sütüyle beslenme süresine etki eden faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Kesitsel tanımlayıcı tipteki bu araştırma; 1 Şubat 2021 ile 31 Ağustos 2021 tarihleri arasında, Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde Çocuk Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran 2 yaş altı çocuğu olan annelere yüzyüze görüşme ile anket tekniği uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Anket formu annelerin sosyodemografik ve bebeğin beslenme durumu ile ilgili tamamlayıcı 25 sorudan oluşmuştur ve 17 maddeden oluşan Iowa Beslenme Tutum Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmaya 0-2 yaş çocuğu olan 238 anne dahil edildi. Kişilerin büyük çoğunluğu evliydi (%98,3). Annelerin yaş ortalaması 29,2±5,6, IOWA ölçek puan ortalaması 62,2±7 olarak saptandı. Annelerin %77,3'ünün (n=184) emzirmeye devam etmekte olduğu, %37,8'inin (n=90) emzirme ve bebek eğitimi ile ilgili eğitim aldığı, %67,2'sinin (n=90) sezeryan ile doğum yaptığı, %71,4'ünün(n=90) gebeliğinin planlı olduğu, %20,6'sının (n=90) aktif olarak çalıştığı saptanmıştır. Emzirme ve bebek eğitiminin %75,6'sının (n=68) ebe-hemşireden alındığı ve 0-2 yaş grubu bebeklerin %38,2'sinin sadece anne sütü %20,2'sinin anne sütü ve mama ile beslendiği saptanmıştır. Çalışmamızda %38,7 (n=92) oranında anne sütünü artırmak için takviye edici gıda ya da ek yöntem kullanıldığı saptanmıştır. Sonuç: Sağlıklı bir toplum oluşmasının ilk şartı sağlıklı nesillerin yetişmesidir. Bunun mümkün olması için hayata anne sütü ile başlanmalıdır. Çalışmamızda sadece anne sütüyle beslenme oranı düşük saptanmıştır ve emzirme, bebek bakım eğitimi alma oranı ortalamanın çok altındadır. Örneklemimizin Bebek Beslenme Tutum Ölçek (IOWA) puan ortalamısı diğer çalışmalarla kıyaslandığında orta düzeydedir. Emzirme oranlarını artırmak, yanlış uygulamaların azalması için antenatal ve postnatal eğitimlere önem verilmeli, eğitimlerin içeriği annenin sorunlarına yönelik olmalı ve bir devlet politakası olarak emzirme desteklenmelidir.
Aile hekimliği uzmanlık eğitiminde 6-24 ay çocuklarda tamamlayıcı beslenme eğitiminin etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada aile hekimliği asistanlarına 6-24 ay çocuklarda tamamlayıcı beslenme ile ilgili eğitim verilerek bu eğitimin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Öncesi-sonrası kontrol şeklinde bir müdahale çalışması özelliğinde olan çalışmamıza katılmayı kabul eden aile hekimliği asistanlarına, 4 ilde, yaklaşık 1 saatlik eğitim verildi. Eğitim öncesi ve sonrasında katılımcılara eğitim içeriğine yönelik 40 soruluk bir test uygulandı. Eğitimin değerlendirilmesi amacıyla katılımcılardan eğitim sonunda yazılı geribildirim alındı. Bulgular: Çalışmamıza %61,1'i kadın, %38,9'u erkek, toplam 113 hekim katıldı. Katılımcıların yaşları 24 ile 51 arasında olup, ortalama yaş 29,01±4,75 bulunmuştur. Katılımcıların %34,5'i evli; %43,5'i çocuk sahibiydi. Katılımcılar ortalama 4,06±4,61 (minimum=1; maksimum=27) yıldır hekimlik yapmaktaydılar. Katılımcıların %46,9'u şehir hastanesinde, %10,6'sı eğitim ve araştırma hastanesinde ve %42,5'i üniversite hastanesinde çalışmaktaydı; %17,7'si daha önceden tamamlayıcı beslenme ile ilgili eğitim almış, %82,3'ü almamıştı; %59,3'ü pediatri rotasyonunu tamamlamış, %27,4'ü henüz yapmamış ve %13,3'ü halen yapmaktaydı. Katılımcılar ön testten ortalama 26,75±4,88 sayıda doğru yaparken; son testten ortalama 37,19±2,74 sayıda doğru yaptılar. Katılımcıların eğitim sonrası doğru sayısının anlamlı arttığı görüldü (p<0,001). Verilen eğitim, katılımcılar tarafından 13 soruluk eğitimi değerlendirme formu ile 1'den 5'e kadar numaralandırılarak değerlendirildi. Ortalama memnuniyet 4,47± 0,69 bulundu. Sonuç: Verilen eğitim sonrası hekimlerin bilgi düzeyinin arttığı görülmüştür. Aile hekimliği asistanlarına 6-24 ay çocuklarda tamamlayıcı beslenme ile ilgili verilecek eğitimlerin belirli aralıklarla tekrar edilmesi, hekimlerin konuya yönelik bilgi ve farkındalıklarının arttırılması gerekir. Anahtar Kelimeler: Tamamlayıcı Beslenme, Emzirme, Sütten Kesme, Aile Hekimliği, Eğitim
Gaziantep ilinde 1 yaş bebeklerde inek sütü ve yumurta allerjisi prevalansı ve prevalansı etkileyen faktörlerin araştırılması
Giriş ve Amaç : İnek sütü ve yumurta allerjisi bebeklik döneminin en önemli besin allerjileridir. Ülkemizde inek sütü ve yumurta allerjisi prevalansı ile ilgili yapılan çalışmalar pek azdır. Çalışmamızda bebekler için ciddi bir sağlık sorunu olmaya başlayan bu allerjilerin nokta prevalansını ve bunu etkileyen faktörleri saptamayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Gaziantep ilinde aile sağlığı merkezlerine 1 yaşındaki aşıları için başvuran bebeklerdeki inek sütü ve yumurta allerjisi sıklığı ve bunları etkileyen faktörler araştırıldı. Çalışmadaki tüm bebeklere inek sütü ve yumurta allerji deri testi uygulandı. Ebeveynleriyle görüşülerek sorgulama formu dolduruldu. Allerji deri testi pozitif bulunan bebeklerden hemogram, inek sütü ve yumurta spesifik IgE testi istendi. Deri testi pozitif bebeklere o besinle yükleme testi yapıldı. Bulgular: Yumurta allerjisi prevalansı %3,34, inek sütü allerjisi prevalansı %0,77 olarak saptandı. Anne eğitimi yüksek olan bebeklerde yumurta allerjisi görülme riskinin arttığı ortaya çıktı (p=0,029). Besin allerjisi olan bebeklerde atopik dermatitin daha fazla görüldüğü saptandı (p<0,0001). Yumurta allerjisinin ve besin allerjisinin erkek cinsiyette daha fazla ortaya çıktığı görüldü (p=0,035) (p=0,023). Sonuç: Ülkemizde daha önce yapılan çalışmalara göre inek sütü ve yumurta allerjisi prevalansının arttığı saptandı. Yumurta allerjisinin inek sütü allerjisinden daha fazla görüldüğü sonucuna ulaştık. Besin allerjisiyle atopik dermatit arasında çok sıkı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşıldı. Anahtar Kelimeler: İnek Sütü Allerjisi, Yumurta Allerjisi, Allerji Deri Testi, Besin Yükleme Testi
60. Yıl Sağlık Ocağı bölgesinde yaşayan 0-2 yaş grubu çocuklarda malnütrisyon sıklığı, etkileyen faktörler ve annelere verilen eğitimin etkisi
Araştırmamızda; 60.Yıl Sağlık Ocağı bölgesinde yaşayan 0-2 yaş grubu çocuklarda malnutrisyon sıklığının, etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve malnütrisyonlu çocuğu olan annelere eğitim verilerek eğitimin malnütrisyon sıklığının azalmasındaki etkisinin ortaya konması amaçlanmıştır. Araştırma iki aşamada uygulanmıştır; birinci aşaması kesitsel, ikinci aşaması müdahale araştırması tipindedir. Araştırmamızın evrenini 60. Yıl Sağlık Ocağı bölgesinde yaşayan 0- 2 yaş çocuklar oluşmaktadır. Örnek büyüklüğü 643 kişi olarak belirlenmiş, bunların 618'ine ulaşılmıştır (%96,1). Altı yüz onsekiz çocuğun annelerine 76 soruluk, sosyo- demografik bilgiler, anne sütü ve ek gıda ile ilgili soru kâğıtları uygulanmıştır. Soru kâğıtları uygulandıktan sonra çocukların boy ve kiloları ölçülmüştür. Malnütrisyonun değerlendirilmesinde Dünya Sağlık Örgütü'nün referans değerleri kullanılmış, veriler SPSS (13.0) istatistik paket programında değerlendirilmiştir. Araştırmaya alınan 0- 2 yaş çocukların %2,2'si (n=14) boy ya da ağırlıkça malnütrisyonludur. Ailelerin sosyal güvence durumu, annenin yaşı, annenin gebelik sayısı, canlı doğum sayısı, yaşayan çocuk sayısı, bu çocuğun kaçıncı çocuk olduğu, annenin bazı bilgi sorularına verdiği cevaplar çocuklardaki malnütrisyon durumunu anlamlı düzeyde etkilemektedir. Eğitimlerden 6 ay sonra çocukların z skoru ortalamaları anlamlı düzeyde iyileşmiştir (p=0,001). Bu ölçümden 1 yıl sonra yapılan 3. ölçümdeki z skoru değerlerindeki düşme yani iyileşme hala devam etmektedir.
Preterm bebeklerde biberon ve enjektörle beslenme yöntemlerinin tam emzirmeye geçiş ve emme başarısı üzerine etkisi
Araştırma preterm bebeklerde biberon ve enjektörle beslenme yöntemlerinin tam emzirmeye geçiş süresi ve emme başarısı üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla klinik, randomize kontrollü ve deneysel olarak yapılmıştır. Araştırma Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi ve Neonatoloji Kliniği'nde Şubat 2019- Kasım 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini yapılan güç analizi sonucu, yenidoğan yoğun bakım kliniğinde takip edilen 62 preterm yenidoğan oluşturmuştur (31 biberonla beslenme grubu, 31 enjektörle beslenme grubu). Verilerin toplanmasında, Tanıtıcı Bilgi Formu, Preterm Bebek İzlem Formu ve LATCH Emzirme Tanılama Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmada biberon ve enjektörle beslenme grubunda yer alan bebeklerin beslenmeleri yapılmış ve ilk emzirme sırasında, 48 saat sonra ve taburculuk öncesi emme başarıları ve emzirmeye geçiş süreleri değerlendirilmiştir. Emme başarıları ve emzirmeye geçiş süreleri değerlendirildiğinde; enjektörle besleme grubundaki annelerin LATCH skorlarının biberonla beslenme grubundaki annelerden anlamlı derecede daha yüksek olduğu ve bebeklerin daha kısa sürede tam emzirmeye geçtikleri belirlenmiştir (p<0,05). Fiziksel parametre sonuçları değerlendirildiğinde; biberon ile beslenen gruptaki bebeklerin beslenme sırasındaki KTA ortalaması, enjektör ile beslenen gruba göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak; enjektörle beslenme yönteminin biberonla beslenme yöntemine göre yenidoğanın emme başarısını, tam emzirmeye geçiş süresini ve yaşam bulgularını olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Çalışmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, yenidoğanlarda emme başarısının arttırılması, tam emzirmeye geçiş süresinin kısaltılması ve fiziksel parametrelerin stabil seyretmesinde enjektörle beslenme yönteminin kullanılması önerilmektedir.
Annelerin anne sütü ile ilgili algılarıyla emzirme özyeterliliklerinin bebek beslenmesi tutumu üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışma, annelerin anne sütü ile ilgili algılarıyla emzirme özyeterliliklerinin bebek beslenmesi tutumlarına etkisinin incelenmesi amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışmaya Ankara ilinde yaşayan ve 0-24 ay arası bebeği olan 106 gönüllü anne (yaş ortalaması 30.4±5.36 yıl) katılmıştır. Araştırmacı tarafından hazırlanan anket formunda annelere genel bilgileri içeren sorular ile Doğum Sonrası Bağlanma Ölçeği (DSBÖ), Bebek Beslenmesi Tutum Ölçeği (IOWA), Erişkinlerin Anne Sütü İle İlgili Algı Ölçeği (ASAÖ), Postpartum Emzirme Özyeterlilik Ölçeği (EÖYÖ) yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Annelerin %65.1'i bebeklerini ilk bir saat içinde emzirmiş, %71.8'i ilk 6 ay bebeğini sadece anne sütü ile beslendiği saptanmıştır. Annelerin ortalama emzirme süresi 9.61±7.50 aydır. Annelerin IOWA, EÖYÖ ve ASAÖ ölçekleri ortalama puanları sırasıyla 69±5.30, 62.37±8.69, 125.43±27.88'dir. IOWA ölçeğine göre emzirmeye yatkın annelerin EÖYÖ (EY: 66.56±3.57, K: 58.90±10.07) ve ASAÖ (EY: 136.08±22.83, K: 116.62±28.77) puanları kararsız annelere göre yüksektir (p<0.05). IOWA ile EÖYÖ ve ASAÖ ölçekleri arasında pozitif ilişki, DSBÖ ölçeği arasında negatif ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). EÖYÖ'den ve ASAÖ'den alınan puanda 1'er puanlık artış IOWA ölçeğinde sırasıyla 0.223 ve 0.086 puan artışa neden olmaktadır. EÖYÖ ölçeği ile IOWA ölçeğinin ilişkisinde ASAÖ ölçeğinin kısmi aracı rolü vardır (B=0.087, SH=0.038, %95 GA=[0.0317,0.01789]; p<0.05). Oluşan modellemede bebek beslenmesi tutumundaki varyansın %33.9'u açıklanmaktadır. Sonuç olarak annelerin anne sütü ile ilgili algısı ve emzirme özyeterliliği arttıkça bebek beslenmesi tutumunda emzirmeye yatkın olma eğiliminin arttığı tespit edilmiştir. Bu nedenle anne sütü ve emzirmeyi teşvik edici yenilikçi uygulamalar değerlendirilirken bu konuya ilişkin eğitimlerin de planlanması faydalı olacaktır.