Femur

78 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total kalça protezi uygulanan hastaların kemik yoğunluk ölçümü ve femur rezeksiyon materyalinin histopatolojik sonuçlarının korelasyon açısından değerlendirilmesi

Çalışmanın amacı; ilk olarak tek taraflı koksartrozu olan hastalarda bilateral yapılan proksimal femur Dexa sonuçlarında artroz olan taraf ile normal tarafa kıyasla kemik mineral yoğunluğunda meydana gelen farklılıkları saptamaktı. İkinci olarak koksartroz olan proksimal femurda hangi bölgelerin daha fazla etkilendiğini ortaya çıkarmaktı. Son olarak da Total Kalça Artroplastisi (TKA) sonrasında alınan femur baş-boyun ve femoral ward örneklerinin histomorfometrik ölçümlerinin yapılarak elde edilen Dexa sonuçları ile korelasyonunu ortaya çıkarmaktı. İzlenen Methodoloji: Haziran 2021'den Ocak 2023'e kadar Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalında TKA uygulanan 30 hasta dahil edildi. Hastaların bilateral proksimal femur Dexa ölçümleri Total ve bölgesel (femur boynu, trokanterik, intertrokanterik ve ward üçgeni) olarak yapıldı. Ölçümler artroplasti ameliyatından 2 hafta önce yapıldı. Proksimal femur baş ve boyun dahil olacak şekilde TKA sırasında çıkartıldıktan sonra femur başı, femur boynu ve femoral ward bölgelerinden 1 cm x 2 cm kemik numuneleri her bölgeden 3 adet olacak şekilde toplam 9 adet örnek alındı. Örnekler üzerinde histomorfometrik inceleme ile trabeküler kalınlık, trabeküler uzaklık, trabekül volümü/kemik volümü (% olarak), trabekül sayısı değerleri ortaya çıkartıldı. Normal dağılım olup olmadığının belirlenmesi için normalite testleri kullanıldı. Bilateral Dexa sonuçlarının değerlendirilmesi için Bağımlı Örneklem T- Testi kullanıldı. Histomorfometrik sonuçların ipsilateral Dexa sonuçları ile korelasyonu için Pearson korelasyon testi yapıldı. Araştırmanın Bulguları: Çalışmanın ilk aşamasında femur boyun ve femoral ward bölgesinde normal ve artroz olan kalça eklemi Dexa sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulundu. Bu verilerin güvenilirliğini ortaya çıkarmak amacıyla yapılan koksartroz olan kalça ekleminin histomorfometrik değerlendirilmesinde femur boyun ve femoral ward bölgelerinde oluşan KMİ ve KMY artışının ölçülen parametrelerle korelasyon gösterdiği bulundu. Bu bölgelerde trabeküler kalınlık artışı, trabeküller arası mesafede azalma, trabekül sayısında azalma saptandı. Ayrıca trabekül kalınlığındaki artışın femoral ward bölgesinde daha fazla olduğu, trabeküller arası mesafede azalmanın ise femur boyun bölgesinde daha fazla olduğu diğer elde edilen sonuçlardır. Osteoartrit olan kadınlarda erkeklere göre histomorfometrik ölçümler değerlendirildiğinde düşük KMY, KMİ, T skoru ile sonuçlanan bulgular elde edildi. Araştırmanın Sonuçları: Osteoartritin kemik yapısında gerçekleştirdiği değişiklikler sürekli araştırılan bir konudur. Çalışmamızda koksartroz olan kalça ekleminde femur boyun ve femoral ward bölgesinde KMİ ve KMY'nun anlamlı derecede arttığı saptandı. Bu bölgelerin histomorfometrik incelemesinde osteoartrit bulgularının olduğu aynı bölgelerle korelasyon gösterdiği bulundu. Ayrıca makroskobik kemik kalitesini değerlendirme yöntemi olan Dexa'nın mikroskobik kemik değerlendirme kriteri olan kemik histomorfometrisi ile korele olduğu sonucuna ulaşıldı. Koksartrozda osteoartrit etkilerinin tam olarak ortaya çıkartılması için geniş vaka serili ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

ArtroplastiFemurHistopatoloji+5
Abdullah Heysem Doğan
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yapay femur kemiğinin mekanik analizi ve malzemesinin çoklu kriter karar analizi ile seçilmesi

Femur kemiği, vücuttaki en büyük ve en güçlü kemiktir. Kalça ve diz eklemleri arasında yer alan femur kemiği, vücudun ağırlığını taşır ve hareket etmeyi sağlar. Femur kemiği, çeşitli hastalıklar veya yaralanmalar nedeniyle hasar görebilir. Bu durumda, femur kemiğinin yerine yapay bir femur kemiği, yani femoral implant yerleştirilebilir. Femoral implant, metal, seramik veya plastik gibi malzemelerden yapılabilir. Femoral implant malzemesinin seçimi, hastanın ihtiyaçlarına, implantın dayanıklılığına ve cerrahi sonrası komplikasyon riskine göre yapılmalıdır. Bu tezin amacı, femur kemiği için uygun malzemenin belirlenmesi amacıyla çok kriterli karar analizi ve sonlu elemanlar analizi yöntemlerinin entegrasyonunu ele almaktır. Çok kriterli karar analizi, farklı malzemelerin performansını değerlendirmek için bir dizi kriter kullanır. Sonlu elemanlar analizi, femur kemiği ve implantın mekanik davranışını simüle etmek için bir bilgisayar modeli kullanır. Bu iki yöntem birlikte kullanılarak, femur kemiği için en uygun malzemenin seçilmesine yardımcı olabilir. Çalışma, Ti-6Al-7Nb ve Ti-6Al-4V titanyum alaşımlarının femoral implant malzemesi olarak kullanılmasının potansiyel avantajlarına ışık tutmuştur. Bu alaşımlar, yüksek mukavemet, korozyon direnci, biyouyumluluk ve kemik ile iyi uyum sağlama gibi özelliklere sahiptir. Çalışmanın sonuçları, yapay femur malzemelerinin geliştirilmesinde ve ortopedik implantların dayanıklılığına yönelik faktörlerin belirlenmesinde önemli bir kaynak olabilir. Çalışmanın sınırlamaları arasında belirli malzemelerin özel olarak kullanılması ve femur kemiği malzemesine kıyasla önerilen malzemelerin ağırlığı yer almaktadır. Gelecekteki araştırmalar, farklı femur modellerini araştırarak ve implant tasarımını optimize etmek için potansiyel olarak çeşitli malzemeleri birleştirerek bu ağırlık faktörünü kapsamlı bir şekilde ele almalıdır. Ayrıca, çeşitli cerrahi senaryoların incelikli bir şekilde incelenmesi, femoral implant malzemesi seçimine ilişkin anlayışımızı geliştirerek gerçek dünya uygulamaları için daha kesin bilgiler sunabilir.

ANSYSBiyomedikal araştırmalarFemur+6
Muhammed Tayyip Koçak
Siirt University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Spastik serebral palsili çocuklarda femoral anteversiyonun gövde kontrolü ve yürüme üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmada, spastik serebral palsili çocuklarda yüksek olan femoral anteversiyon (FA) açısının gövde kontrolü ve yürüme üzerine olan etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: 20 spastik serebral palsili çocuk çalışmaya alındı. Katılımcılar Gillette Fonksiyonel Yürüme Değerlendirme Anketi (GFYDA), Rivermead Görsel Yürüme Değerlendirme Anketi (RGYDA), Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (ZKYT), 2 Dakika Yürüme Testi (2DYT) ve Gövde Kontrol Ölçüm Skalası (GKÖS) ile değerlendirildi. Bulgular: FA ve kalça addüktör spastisesi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu. FA ile yürüme parametreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. FA ile GKÖS statik oturma, GKÖS dinamik uzanma ve GKÖS toplam arasında istatistiksel olaran anlamlı bir fark vardı. Sonuç: Bu çalışma yüksek femoral anteversiyon derecesinin gövdenin statik oturma ve dinamik erişim aktiviteleri ile kuvvetli bir bağ içersinde olduğunu kanıtlamıştır. Yüksek FA açışı gövdenin statik oturma ve dinamik erişim aktiviteleri üzerine etki eder. Anahtar Kelimeler: Femoral Anteversiyon, Gövde Kontrolü ve Yürüme, Spastik Tip Serebral Palsi

DengeFemurKas spastisitesi+4
Ozan Demirel
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Kardiyopulmoner baypasta femoral ven kanülasyonunun de ritis oranına etkisi

De Ritis oranı olarak da bilinen AST/ALT oranı hepatosit hasarı, miyokard hasarı ve bazı kanser türlerinde hızlı ve güvenilir bir belirteç olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada KPB sırasında santral ven kanülasyonundan sonra en çok tercih edilen kanülasyon tipi femoral ven kanülasyonunun De Ritis oranına etkisini araştırmayı amaçlamaktayız. Çalışmamıza 2019-2021 yılları arasında KPB geçiren 450 hastayı dahil ettik. Kanülasyon bölgesine göre santral (n=218) ve femoral (n=232) olmak üzere iki gruba ayrılan hastaların preoperatif ve postoperatif dönemlerdeki serum AST, ALT, GGT ve CRP düzeyleri retrospektif olarak derlenmiştir. Elde edilen veriler SPSS 21.0 programında istatiksel olarak değerlendirilmiştir. Santral kanülasyon grubunda De Ritis oranı preop ve postop dönemlerde sırasıyla 1.13 ve 1.68 (p<0.05) olarak hesaplanmıştır. Serum GGT (sırasıyla 32, 36.5) ve CRP (sırasıyla 3.85, 17.1) düzeyleri postop dönemde preop döneme göre istatiksel olarak anlamlı artış göstermiştir (p<0.05). Femoral kanülasyon grubunda ise postop dönemde preop döneme kıyasla serum AST (sırasıyla 17, 22), ALT (sırasıyla 18, 26), GGT (sırasıyla 21, 24) ve CRP (sırasıyla 1.9, 6.85) düzeyleri istatiksel olarak anlamlı artış gösterirken (p<0.05), De Ritis oranında istatiksel olarak bir değişim gözlemlenmemiştir (p>0.05). Elde ettiğimiz veriler ışığında, santral ven kanülasyonunun daha çok miyokard hasarı süreçleriyle ilişkili olduğunu, femoral ven kanülasyonunda şiddetli şekilde artan ALT düzeyinin yetersiz organ perfüzyonu ve hepatosit hasarından kaynaklandığını düşünmekteyiz.

Alanin aminotransferazAspartat aminotransferazFemur+4
Mustafa Yardımcı
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

65 yaş üstü femur pertrokanterik kırıklı hastalarda proksimal femoral nail sonuçlarının değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı pertrokanterik femur kırıklarında PFN implantı uygulanan 65 yaş üstündeki hastaların klinik ve radyolojik sonuçlarını değerlendirmektir. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp merkezi hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalında Eylül 2009 ve Ekim 2019 tarihleri arasında 36 hasta incelendi. Çalışmaya alınan hastalar 20 erkek 16 kadından oluştu. Ortalama yaş 75,33(65-95)'idi. 18 hasta sağ 18 hasta sol taraflı idi. Çalışmamızda hastaların yaşı, cinsiyeti, kırık tarafı, yatış süresi, ameliyatın ilk yatıştan sonraki kaçıncı günde olduğu, cerrahi süresi, travma şekli, kırık tipi, ek kırık olup olmadığı, ASA skoru, anestezi tipi, cerrahinin açık veya kapalı uygulanma türü, harris kalça skoru, radyolojik kaynama süresi, komplikasyon, mortalite değerlendirildi. Çalışmada AO kırık tipi ile radyolojik kaynama süresi ve harris kalça skoru arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Kırık instabil ise sonuçların daha kötü olabileceği muhtemeldir. Prognozu belirlemede kırık tipinin önemini bir kez daha göstermiştir. Erkeklerde sol taraf, kadınlarda sağ taraf tutulumu daha yüksek oranda görülmüş; bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bu konuda daha büyük olgu sayısı olan çalışmalara ihtiyaç vardır.

Femoral kırıklarFemurGeriatri+4
Ali Yavuz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Distal femur tümör rezeksiyon protezlerinde sağkalım ve sağkalımı etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi

Otuz yılı aşkın süredir; kemoterapi tedavisinin gelişmesi, implant imalat ve uygulama tekniklerindeki ilerlemeler, cerrahi tekniklerdeki yenilikler ve doğru hasta seçimi sonucu alt ekstremite kas iskelet sistemi tümörlerinde amputasyon yerini eklem koruyucu cerrahiye bırakmıştır. Endoprostetik rekonstrüksiyon ise eklem koruyucu cerrahi yöntemlerinden en sık tercih edilen yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmamızda Hacettepe Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda 2001-2020 yılları arasında distal femur tümör rezeksiyon protezi uygulanan 29'u kadın, 25'i erkek 54 hasta; protezlerin sağkalımı, görülen komplikasyonların değerlendirilmesi, hasta sağkalımı ve fonksiyonel sonuçların değerlendirilmesi amacı ile çalışmaya dahil edilmiştir. Tümör dışı nedenlerle yapılan tümör rezeksiyon protezi cerrahileri dahil edilmemiştir. Fonksiyonel sonuçları değerlendirmek için MSTS skorlaması kullanılmıştır. Minimum takip süresi 1 yıl olan hastalar çalışmaya dahil edilmiş ve sağkalım analizleri Kaplan-Meier analizi ile yapılmıştır. Çalışmaya katılan 54 hastanın 27'si (%50) osteosarkom, 9'u metastaz (%16.7), 7'si Ewing sarkom (%13) ve 11'i (%20.4) diğer başlığında toplanan dev hücreli tümör (4 hasta), kondrosarkom (3 hasta), multiple myelom (2 hasta), sinoviyal sarkom (1 hasta) ve lenfoma (1 hasta) idi. Yaş gruplarına bakıldığında 28 erişkin (%51.9), 26 pediatrik (%48.1) hasta olduğu görüldü. Son kontrolde 38 hastanın (%70.4) yaşıyor olduğu görüldü. Tarafımızca uygulanan tümör rezeksiyon protezlerinin literatür ile benzer protez sağkalımı, hasta sağkalımı ve komplikasyon oranlarına sahip olduğu görüldü. Fonksiyonel sonuçlarla birlikte değerlendirildiğinde alt ekstremite kas iskelet tümörlerinde rekonstrüksiyon amaçlı tümör rezeksiyon protezi uygulamasının güvenli ve başarılı bir yöntem olduğu görüldü.

EklemlerFemoral neoplazmlarFemur+7
Cem Çaylı
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Femur proksimal kırıklarında PFN (Proksimal femoral nail) uygulamalarımızın klinik ve radyolojik sonuçları

Amaç: Bu çalışmanın amacı femur proksimal kırıkları nedeniyle proksimal femoral nail (PFN) tespiti ile ameliyat edilen hastalarda; mortaliteye etki eden faktörlerin araştırılması ile çivi kullanımına bağlı gelişen özellikle mekanik ve teknik komplikasyonları ve bu komplikasyonların sebeplerini araştırmak, sıklığı gittikçe artan intertrokanterik kırıklara bağlı morbidite ve mortalitenin sıklığının azaltılması ile hasta sağkalımını ve memnuniyetini artırmak amaçlanmıştır. Yöntem: 01/01/2013 tarihleri ile 01/03/2022 tarihleri arasında kliniğimize başvuran ve femur proksimal kırığı nedeniyle proksimal femoral çivi (PFN) uygulaması yaptığımız 156 hastanın dahil edilme ve dışlama kriterlerine uyan 71 hasta ve hastaların verileri çalışmaya alındı. İntertrokanterik kırığı olan hastaların; yaş, cinsiyet, taraf, travma nedeni, ameliyat öncesi süre, ameliyat süresi, ameliyat sonrası süre, intraoperatif kanama miktarı, ASA skorları, Komorbidite sayıları, Singh İndeksleri ve eşlik eden travmaları değerlendirildi. Mortalite oranları ve ilk 6 ay içinde, 6 ay-1 yıl içinde ve >1 yıl üzerinde exitus olan hastalar değerlendirildi, mortalite ile ilişkili faktörler analiz edildi. Radyolojik kırık sınıflaması olarak Evans Jensen sınıflaması, AO/OTA Sınıflaması ve Boyd- Griffin Sınıflaması kullanıldı. Kırık stabilitesi/instabilitesi değerlendirildi. Proksimal femoral nail (PFN) kategorisindeki farklı implant türleri, çivi açıları ve çivi uzunlukları arasında postoperatif klinik ve radyolojik sonuçlar arasındaki farklar tespit edildi. Hastaların redüksiyon kaliteleri Fogagnolo (Modifiye Baumgartner) ve Chang Redüksiyon kriterleri ile değerlendirildi. Vidaların femur başı içerisindeki konumları Cleveland Kadranlarına göre belirlendi ve Tip-Apeks Mesafesi ölçümleri yapıldı. Hastaların kırık taraf çivi tespiti sonrası ve karşı taraf kollodiafizer açıları hesaplandı, sağlam kalçaya göre varus veya valgus farklarına göre gruplandırıldı. Ayrıca <120° altında kollodiafizer açı ile tespit yapılan hastalar ve ≥120° kollodiafizer açı ile tespit edilenler olarak gruplandırıldı. Varus pozisyonunda tespit edilen hastaların komplikasyonlarla ilişkisi araştırıldı. Postoperatif radyografik değerlendirmelerde mekanik ve teknik komplikasyonların varlığı; var ise hangi komplikasyonlar olduğu değerlendirildi, mekanik ve teknik komplikasyonlara yol açan faktörler analiz edildi. Klinik ve fonksiyonel sonuçlar Harris Kalça Skoru, Salvati-Wilson Kalça Eklemi Fonksiyon Değerlendirme Skalası ve Hasta Sözel Memnuniyet Anketi kullanılarak analiz edildi. Hastalara ait bu veriler; hastane bilgi yönetim sisteminden retrospektif olarak elde edildi. Belirlenen tarih aralığına ait hasta listesi, hasta bilgileri sadece bu çalışmada kullanıldı. Çalışmanın planlanması, toplanan verilerin kontrolü, yapılan istatistiksel analizlerin kontrolü, literatür araştırmasının ve uygunluğunun kontrolü, çalışmanın ve tartışmanın sonuçlandırılması Abtullah Milcan tarafından yapıldı. Hastaların radyolojik tetkiklerine göre preoperatif kırık sınıflaması, postoperatif radyolojik ölçümleri Hasip Turan Şimşek, Yavuzhan Altın ve Elyesa Ergen tarafından yapıldı. Veri formuna hasta verilerinin kaydedilmesi, verilerin değerlendirilmesi, yorumlanması ve yazılı hale getirilmesi Hasip Turan Şimşek tarafından yapıldı. Bulgular: Hastalar demografik özellikleri incelendiğinde 34 (%47,9)'ünün erkek, 37 (%52,1)'inin ise kadın olduğu görülmektedir. Kliniğe başvuran hastaların 62 (%87,3)'si basit düşme, 7 (%9,9)'si araç dışı trafik kazası, 1 (%1.4)', araç içi trafik kazası ve 1 (1.4)'i ise ağaçtan düşme sebebi ile başvuru yaptığı görülmektedir. Kliniğe başvuran hastaların yaş ortalaması 72,71 olarak bulunmuştur (SS= 14.43, min= 20, max= 96). Hastalarımızdan 35'ini (%50) ilk 24 saatte, 51'ini (%71) ilk 48 saatte, 56'sını (%78) ilk 72 saatte opere edilmiştir. Tüm hastalarda n:59 kaynama (%100) vardı. Hastaların herhangi bir komplikasyona sahip olup olmama durumları incelendiğinde hastaların 27 (%38,0)'sinin bir komplikasyona sahip olduğu, buna karşın 44 (%62,0)'ünün ise herhangi bir komplikasyona sahip olmadığı görülmektedir. Mekanik ve Teknik komplikasyon arasında en sık görülen; <120° CDA ile varus pozisyonunda tespit edilmiştir. Revizyon cerrahisi gerektiren 10 hasta (%14) saptanmıştır. Revizyon cerrahisi gereken hastaların hepsinde vida sıyrılması/cut-out/cut-through da mevcuttur. Ek olarak 2 hastada vida geri kaçması ve 5 hastada <120° altı CDA ile tespit bulunmaktadır. 37 hasta stabil, 34 hasta instabil kırık olarak değerlendirilmiştir. Kırık stabilitesi ile komplikasyon varlığı yokluğu arasında istatistiki olarak anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır (p=0.04). Chang kriterlerine göre 32 hastaya mükemmel (%45,1), 26 hastaya (%36,6) kabul edilebilir ve 13 (%18,3) kötü redüksiyon yapıldığı görülmektedir. Fogagnolo kriterine göre 34 hastaya iyi (%47,9), 20 hastaya (%28,2) kabul edilebilir ve 17 (%23,9) kötü redüksiyon yapıldığı görülmektedir. Fogagnolo kriterleri ile mekanik/teknik komplikasyon varlığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (p=0.002). Yaptığımız analiz neticesinde çivi tipi, çivi boyu, çivi çapı, çivi açısı ve lag screw çapı ile komplikasyon varlığı yokluğu arasında istatistiki olarak anlamlı bir farklılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır (p>0.05). Revizyon cerrahisi gereken (hepsinde vida sıyrılması/cut-out/cut-through mevcuttu) 10 hasta incelendiğinde; Cleveland kadran yerleşimi 6 hastada AP planda superior (%60) konum, 6 hastada lateral planda posterior (%60) konum öne çıkmaktadır. Fogagnolo redüksiyon kriterleri 6 hastada kötü (%60) olarak değerlendirilmiştir. >25mm Tip Apeks Mesafesi (TAD) ile Vida Sıyrılması (Cut-Through/Cut- Through) komplikasyonu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (p=0.029). Vida Sıyrılması olan hastaların ortalama TAD mesafesi; 36.56mm iken, vida Sıyrılması olmayan hastaların ortalama TAD mesafesi; 23.65mm idi. İki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir (p=0,004). Harris Kalça Skoruna göre %67, Salvati-Wilson Skalasına göre %74 ve Hasta Sözel Memnuniyet Anketi'ne göre %76 başarı sağlandığı tespit edilmiştir. Harris Kalça Skoru, Salvati-Wilson Skalası ve Hasta Sözel Memnuniyet Anketi ile komplikasyon varlığı ve revizyon gerekliliği arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanamamıştır (p>0.05). Sonuç: Bu çalışmanın amacı, proksimal femur kırıkları nedeniyle proksimal femoral çivi (PFN) fiksasyonu uygulanan hastalarda mortaliteyi ve komplikasyonları etkileyen faktörleri değerlendirmektir. Kliniğimize 01/01/2013 ile 01/03/2022 tarihleri arasında başvuran 156 hastanın içerme ve dışlama kriterlerini karşılayan 71 hastanın verilerini retrospektif olarak analiz ettik. Hastaların kırık stabilitesini, redüksiyon kalitesini, çivi pozisyonunu, vida pozisyonunu ve komplikasyon durumunu değerlendirmek için çeşitli radyolojik ve klinik kriterler kullandık. Ayrıca, bu faktörlerin mortalite ve komplikasyonlarla ilişkisini analiz etmek için istatistiksel yöntemler kullandık. Sonuçlarımız, kırık stabilitesinin komplikasyon olmaması için önemli bir faktör olduğunu gösterdi (p = 0,04). Bu, daha önce instabil kırıklarda stabil kırıklara göre daha yüksek komplikasyon oranları bildiren önceki çalışmaların bulgularıyla tutarlıdır. Ayrıca, Fogagnolo ve ark. (Modifiye Baumgartner) kriterlerine göre redüksiyon kalitesinin mekanik ve teknik komplikasyonların varlığıyla anlamlı şekilde ilişkili olduğunu bulduk (p = 0,002). Bu da kötü redüksiyon kalitesinin implant yetmezliği ve kaynamama gibi sonuçlara yol açabileceğini öne süren çalışmalarla uyumludur. Ancak, çivi tipi, çivi uzunluğu, çivi çapı, çivi açısı ve lag vida çapı ile komplikasyonların varlığı veya yokluğu arasında anlamlı bir fark bulamadık (p > 0,05). Bu, bazı çivi özelliklerinin PFN fiksasyonunun sonucunu etkileyebileceğini iddia eden bazı çalışmalarla çelişmektedir. Bu farklılığın olası bir açıklaması, çalışmamızdaki küçük örneklem büyüklüğü ve hasta popülasyonunun heterojenliği olabilir. İleri yaş, komorbidite sayısı ve operasyon öncesi geçen süre 1 yıllık mortalite ile yakından ilişkilidir. Kırığın instabil olması ve Fogagnolo redüksiyon kalitesinin kötü olması vida sıyrılması ile ilişkilidir. Hangi implant türü, implant açısı ve çivi çapı olursa olsun, başa giden vidanın konumu santral-santral veya inferior-santral olması, superior ve posterior yerleşimlerden kaçınılması ile Tip Apeks Mesafesinin 25 mm'nin altında kalması mekanik ve teknik komplikasyonlardan korunmada önemlidir. Çalışmamızın sınırlılıkları arasında retrospektif tasarım, küçük örneklem büyüklüğü, kontrol grubunun olmaması ve kısa takip süresi sayılabilir. Bu nedenle, sonuçlarımız dikkatli yorumlanmalı ve bulgularımızı doğrulamak için daha büyük örneklem büyüklükleri ve daha uzun takip süreleri olan ileriye dönük çalışmalara ihtiyaç vardır. Sonuç olarak, çalışmamız proksimal femur kırıkları nedeniyle PFN fiksasyonu uygulanan hastalarda mekanik ve teknik komplikasyonları önlemek ve mortalite oranlarını azaltmak için kırık stabilitesi ve redüksiyon kalitesinin önemli faktörler olduğunu öne sürmektedir. Bu faktörlerin dikkatli bir şekilde değerlendirilmesini ve uygun cerrahi tekniklerin uygulanmasını hastaların sağkalımını ve memnuniyetini arttırmak için öneriyoruz.

Femoral kırıklarFemurKomplikasyonlar+3
Hasip Turan Şimşek
Mersin University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türk popülasyonunda proksimal femurun yaş ve cinsiyete göre morfometrik analizi

Çalışmamızda, Türk popülasyonuna ait kadın ve erkek bireylerin, radyografi görüntüleri (RG) üzerinden ölçümler yaparak, proksimal femur morfometrik analizini yaş ve cinsiyete göre belirleyip ve literatürle karşılaştırmayı amaçladık. Ölçümlerimiz, Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı'na başvuran 18-75 yaş aralığındaki bireylerin pelvik RG üzerinde gerçekleştirildi. Çalışmada, 134 erkek ve 136 kadın olmak üzere toplam 270 kişinin pelvik RG üzerinden ölçümler yapıldı. Bireyler, 18-25, 26-35, 36-45, 46-55, 56-65, 66-75 yaş aralıklarından oluşan altı guruba ayrıldı. Çalışmaya, kemik gelişimini etkileyen hastalığı bulunan, kalça ekleminde ve uyluk bölgesinde kırık, geçirilmiş cerrahi ve protezi olan olgular dahil edilmedi. PACS (Picture Archiving and Communication System) sistemi üzerinden proksimal femur'un uzunluk, genişlik, derinlik ve açılarına ait ölçümler yapıldı. Elde edilen verilerin istatiksel analizleri SPSS 21.0 programı ile analiz edildi. Analiz sonuçları ortalama, standart sapma, minimum (min) ve maksimum (max) olarak verildi. Erkeklerde yapılan ölçümlerde daha yüksek değerler ölçüldü (p<0,05). Tüm bireylerin sağ tarafında caput femoris çapı (CaFÇ), collum femoris genişliği (CoFG), baş boyun eksen uzunluğu (BBEU), femur inklinasyon açısı (FIA), gözyaşı damlası mesafesi (GD), linea intertrochanterica uzunluk ölçümleri (LiUüst, LiUorta ve LiUalt) istatiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulundu (p<0,05). Sol tarafta ise collum femoris uzunluğu (CoFU), horizontal ofset (HO), alsberg açısı (AA) istatiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edildi (p<0,05). Sağ ve sol taraftaki uzunluk ölçümleri arasında pozitif yönde anlamlı bir korelasyon ilişkisi tespit edildi. Çalışmamızda proksimal femur ölçümlerinde ulaştığımız istatistiksel analizlerle; Türk popülasyonuna ait ortalama standart verilerin ortaya konulmasında önemli olduğunu düşündüğümüz verilere ulaştık. Çalışmamızda ölçtüğümüz parametrelerle cinsiyet tayini ve sağ-sol taraf ölçümlerinin karşılaştırılmasında kullanılabilecek veriler elde ettik. Bizim toplumumuzda ya da diğer toplumlarda yapılacak çalışmaların karşılaştırılmalı analizine, proksimal femur morfolojisinin ve bu bölgede karşılaşılabilecek klinik durumlarının daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacağı kanısındayız. Anahtar Sözcükler: Cinsiyet tahmini, morfometri, proksimal femur, radyografi.

CinsiyetFemurMorfometri+3
Sevim Akdoğan Özcan
Necmettin Erbakan University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Femur trokanterik bölge kırıklarının proksimal femoral çivi ile cerrahi tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi

İstanbul Bilim Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalında, Ocak 2002 - Şubat 2007 tarihleri arasında femur proksimal uç kırığı nedeniyle tedavi edilmiş 100 olgu çalışma grubumuzu oluşturmaktadır. Bir hastada bilateral kalça kırığı olması nedeniyle 99 hastanın 100 kalçası değerlendirilmiştir. Hastaların tüm kontrolleri kliniğimizde yapılmıştır.Vakalarımızın 68'i kadın, 32'si erkektir. Ortalama yaş 77.66 (37-98) yıl idi. 57 hastanın sağ kalçası, 43 hastanın sol kalçasında kırık mevcut idi. Vakalarımızın kırık oluş nedenleri; 1'i pseudoartroz vakası, 1 olguda ateşli silah yaralanması, 3 sportif faaliyet esnasında düşme, 3 araç dışı trafik kazası, 1 araç içi trafik kazası, 4 olguda sokakta düşme, 87 olguda evde basit düşmedir. Vakalarımız hastanemize başvuru anından itibaren ortalama olarak 1.83 (0-17) günde ameliyat edilmiştir. Hastalar ortalama 13.34 (4 ?62 ) gün hastanede yatmışlardır.Bütün hastalar ameliyat hazırlığı aşamalarında `ASA Kriterlerine' göre değerlendirilmiştir. Ameliyat sonrası hastalar perioperatif stabilite durumu ve grafileri sonrasında oturtularak bir çift koltuk değneği ile parsiyel veya total yük verilmiştir.Çalışmamızda takip süresi ortalama 31.3 (12-75) aydır. Hastalarımızın sonuçlarının değerlendirilmesi klinik ve radyolojik olarak yapıldı. Hastalar `Modifiye Harris Kalça Skalası' kriterlerine göre değerlendirilmiş ve ortalama puanı 80.92 bulunmuştur. Buna göre femur intertrokanterik kırıklarında PFN ile cerrahi olarak tedavi ettiğimiz hastalardan % 78.88 başarı elde ettik.İnstabil intertrokanterik femur kırıklarının tedavisinde PFN tek seçenek olmamakla beraber hastanın yaşı, genel durumu, fonksiyonel durumu, osteoporozu göz önüne alındığı zaman biyomekaniğe ve anatomiye en yakın olan PFN çivisinin tatminkâr sonuçlar veren tedavi modalitesi olduğuna karar verdik.

FemurKırık fiksasyonu-intramedüller
Mehmet Fatih Korkmaz
Demiroğlu Bilim University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hemiartroplasti uygulanan femur boyun kırıklı hastalarda radyografik olarak femoral ofset ve bacak boyu ölçümlerinin karşılaştırılması (Retrospektif çalışma)

Femur boyun kırıkları prognozu ve tedavi seçenekleri hastanın yaşı, travmanın şiddeti, kırığın deplasman derecesine göre değişiklik gösterebilen özellikle yaşlı popülasyon için mortal seyredebilen önemli bir ortopedik sorundur. Yaşlı hastalarda oluşan femur boyun kırığı tedavisinde hemiartroplasti uygulaması tüm dünyada kabul gören bir tedavi şeklidir. Cerrahi tedavinin başarısı eklem fonksiyonunu biyomekanik ve biyolojik olarak optimize eden kusursuz implant yerleştirilmesine bağlıdır. Dijital modelleme kullanılması ile cerrah operasyon sonrası optimum fonksiyonu garanti etmek için hangi boy protez kullanacağını ve protezi kemik içinde nereye koyacağını belirleyebilir(3). Artritik durumdaki kalçalar için uygulanan total kalça artroplasti operasyonları için dijital modelleme tekniği çok sayıda yazar tarafından araştırılmış ve etkinliği ortaya konulmuştur. Cerrahlar tarafından da sıklıkla kullanılmaktadır. Buna rağmen kalça kırıkları sonrası uygulanan hemiartroplasti operasyonları için dijital modelleme tekniği son zamanlarda gündeme gelmiştir ve literatürde sınırlı sayıda araştırma mevcuttur. Bu çalışmamızda amacımız kliniğimizde hemiartroplasti uygulanan femur boyun kırıklı hastaların sağlam ve opere edilen kalçalarındaki femoral ofset ve bacak boyu değerlerini radyografik olarak ölçerek karşılaştırmak, dijital şablonlama kullanmadan elde ettiğimiz sonuçlarımızı literaturdeki femur boyun kırığı sonrası dijital şablonlama kullanılarak uygulanan hemiartroplasti sonuçlarıyla karşılaştırmak ve femur boyun kırığı sonrası hemiartroplasti uygulamalarında preoperatif şablonlamanın gerekliliğini araştırmaktır. 2012-2107 tarihleri arasında Bilim Üniversitesi Florence Nightingale Hastanesi, Ortopedi ve Travmatoloji kliniğine femur boyun kırığı nedeniyle hemiartroplasti uygulanan 92 hastadan çalışma için gerekli kriterleri sağlayan 40 hastanın radyografileri çalışmaya dahil edildi. Obturator foramenlerin simetrik olduğu, trokanter majörun lateralize durduğu ve medial korteks sınırının belirgin olduğu, fossa priformisin net değerlendirildiği, koksiks-pubis aynı düzlemde olan ve kontralateral tarafta kalça eklem artrozu, deformitesi olmayan, eklem cerrahisi geçirmemiş postoperatif grafiler ölçüme dahil edilmiştir. Çekilen grafilerde pelvik tilt olması, alt ekstremitenin abduksiyon veya adduksiyonda olması, trokanter majör medial korteksinin superpoze olması, kalça eklem artrozu ve femur başı sferitesinin kaybolmuş olduğu durumlar çalışma dışı bırakılma kriteri sayılmış ve bu radyografiler değerlendirmeye alınmamıştır. Çalışmamıza alınan 40 hastanın 15 (%37.50)'i erkek, 25 (%62.50)'i kadın hastalardan oluşmaktadır. Hastalarımızın yaş ortalaması 80.83±8.63 (min-max 58-97), erkek hastaların yaş ortalaması 82.00±9.53 (66-97), kadın hastaların yaş ortalaması 80.12±8.17 (58-97) bulunmuştur. Hastalarımızın 19 (%47.50) sağ, 21 (%52.50) sol kalçasından operasyon geçirmiştir. 31 (%77.50) hastada sementli protez, 9 (%23.50) hastaya ise sementsiz protez uygulanmıştır. 22 (%55.00) hastada kalkarlı, 18 (%45.00) hastada ise kalkarsız protez yapılmıştır. 6 (%15) hastada protezin varus pozisyonunda koyulduğu tespit edilmiş olup, 3 (%7.50) hastada ek tespit ihtiyacı olmuştur. Garden tip dağılımı Tip 1:2 hasta (%5.00), Tip 2:9 hasta (%22.50), Tip3:2 hasta (%5.00) ve Tip 4:27 hasta (%67.50) bulunmuştur. Pauwels tip dağılımı ise Tip 1:8 hasta (%20.00), Tip 2:7 hasta (%17.50), Tip 3:25 hasta (%62.50) bulunmuştur. Femoral ofset sağlam taraf ortalama değeri 3.68±0.83 (2.51-5.3), femoral ofset opere taraf ortalama değeri 3.17±0.62 (1.88-4.9) bulunmuştur. Femoral ofset Sağlam-Opere taraf fark ortalama değeri 0.52±0.93 (-1.81-2.54) olup istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p=0,001). Bacak boyu sağlam taraf ortalama değeri 3.45±0.79 (2.38-5.7), bacak boyu opere taraf ortalama değeri 3.26±0.89 (1.58-6.35) bulunmuştur. Bacak boyu Sağlam-Opere taraf fark ortalama değeri 0.2±0.91 (-2.18-2.03) olup aralarında istatistiksel olarak anlamlı derecede fark gözlenmemiştir (p=0,174). Literatür opere-sağlam taraf femoral ofsetler arasındakı farkı -0.10±0.44 olarak ölçmüşdür. Biz ise aradaki farkı 0.52±0.93 (-1.81-2.54) olarak ölçtük. Bizim ve literatür gruplarının femoral ofset farkları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p=0,385). Aynı şekilde literatür opere-sağlam taraf bacak boyları arasındaki farkı -0.25±0.85 olarak ölçmüşlerdir. Biz ise aradaki farkı 0.20±0.91 (-2.18-2.03) olarak ölçtük. Bizim grubumuzun bacak boyu farkları literatür grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p=0,049). Bizim çalışmamızda dijital şablonlama yapılmadan yapılan hemiartroplastilerin, postop femoral ofset ölçümlerinde opere taraf ile sağlam taraf arasında istatistiksel anlamlı fark olmamakla beraber literatürde yapılan çalışmalar da dijital şablonlama yapılan vakalarla kıyaslandığında bacak boyu farkı anlamlı olarak daha uzun saptanmıştır. Dijital şablonlama femoral ofset ölçümünden çok vertikal ofset ölçümü için daha gereklidir.

ArtropatiBacakFemur+4
Cengiz Kopuz
Demiroğlu Bilim University
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Erişkinlerde patellanın pozisyonunun tayini

Bu çalışmada, araştırma grubu çeşitli spor dalları ile uğraşan 50 erişkin inşandan, kontrol grubu ise sporla uğraşmayan, dize ait şikayeti bulunmayan 50 normal erişkin insandan seçildi. Araştırmanın amacı; erişkinlerde patella- mn pozisyonunu tayin etmektir. BLACBURNE ve PEEL,in(l977) ileri sürdüğü yöntem kul lanıldı. Bunun yanısıra bi^ mukayese elde edebilmek için İNSALL ve SALVATİ(1971) yöntemine göre de ölçümler yapıldı. Bunlara ilave olarak fonksiyonel ilişki ortaya koyabilme ve bir sonuç elde edebilmek düşüncesiyle lig. patellanın insersiyon açıları da Ölçüldü. Tibia platosu ile patellanın eklem yüzü arasındaki yüksekliğin, patellanın eklem yüzü uzunluğuna oranının(A/B) araştırma grubunda, 100 dizde ortalama 0.8225 olduğu görü lürken, kontrol grubunda 0.8753 olarak gerçekleşti. Görülen farklılık istatistik bakımından kontrol grubunun lehine önem taşimaktadır(P<0.05). Kontrol grubuna ait sonuçlar ile li teratür arasında paralellik bulunurken, literatürde araştır ma grubu ile ilgili bir ölçüye rastlamadık. Araştırma grubunda, kızların sağ dizlerinde a/B oranı 0.7393 iken, erkeklerde 0.8797 olarak ortaya çıkmıştır. Bulu nan farklılık istatistik bakımından erkeklerin lehine önemli- dir(P<0.05). Soİ diz ölçümlerinde ise A/B oranı kızlarda 0.7521 olmasına karşıİİk, erkeklerde 0.8294 büyüklüğünde belirlenmiştir. 66 Kontrol grubunda, A/B oranı ortalaması kızların sağ dizlerinde 0.762 iken, erkeklerde 0.8966 bulunmuş tur. Orta ya çıkan farklılık erkeklerin lehine önem taş ımaktadır(P< 0.05). Sol diz ölçüm ortalamalarının kızlarda 0.8147 olmasına kar şılık, erkeklerde 0.9291 olduğu görülmüştür. Bulunan farklı lık erkeklerin lehine önemlidir (P < 0.05). Yukarıda verilen izahtan da anlaşılacağı gibi, A/B oranları cinsiyet farklarına göre erkeklerde önem kazanmak tadır. İnsersiyon açısı üzerinde yapıdan incelemede cinsi yet farkları ve sağ sol diz olmaları dikkate alınmadan ya pılan değerlendirmede, araştırma grubunda ortalama 32.88 bulunurken, kontrol grubunda 32.39 olduğu görülmüştür. Bu sonuçları mukayese için literatürde bir ölçüye rastlanmadı.

FemurPatellaYetişkinler
Nedim Ünal
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
1986
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Miadında komplike olmayan gebelerde D vitamini düzeyinin ultrasonda fetusun femur uzunluğu/abdominal çevre oranına (FL/AC) etkisi

D vitamini eksikliği tüm dünyayı etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunudur. D vitamini yetersizliği Türkiye'de % 47 gibi yüksek bir seviyede saptanmıştır(1). Düşük D vitamini seviyelerine sahip anneler ve bu annelerin bebekleri ile birçok hastalığın ilişkisi mevcuttur(2, 3). D vitamini insan vücudunda sentezlenebilen tek vitamindir. Hedef doku reseptörlerine D vitamininin etki edebilmesi için karaciğerde sitokrom p450-25 hidroksilaz (CYP27A1) ile 25-hidroksivitamin D (25(OH)D)'ye daha sonrasında böbrekte 1-alfa hidroksilaz (CYP27B1) ile 1,25 dihidroksivitamin D (1,25(OH)2D )'ye dönüşmesi gerekmektedir. 1,25(OH)2D, D vitamininin hedef organları olan barsak, kemik, böbrek ve paratiroid bezlerinde etkisini gösterir. Aktif D vitaminin temel görevi barsaklardan kalsiyum (Ca) ve fosfor (P) emilimini artırmak ve parathormon (PTH) ile birlikte organizmanın Ca ve P homeostazisini sağlayarak kemik mineral dansitesini en optimal düzeyde tutmaktır. Gebelik döneminde D vitamini ve kalsiyum metabolizması açısından optimal maternal durum korunurken, fetüste mineralize yapıların artmış gereksinimi karşılanmaya çalışılır. Maternal D vitamini durumu yenidoğan dönemindeki fetal depolar için çok önemlidir. Bu özellikle fetal kemik büyümesinin zirveye ulaştığı 3. trimesterde daha önemli hale gelmektedir. Biz çalışmamıza 23/06/2021-03/03/2022 tarihleri arasında Muğla Eğitim Araştırma Hastanesinde 37 hafta ve üzeri haftalarda doğum yapan gestasyonel diabetes mellitus (GDM), preeklempsi, fetal gelişim kısıtlılığı, kronik hipertansiyon, tip 2 diabet, kollajen doku hastalığı, sigara kullanımı, kolestaz, kronik böbrek yetmezliği, kronik hastalık öyküsü olmayan gebeleri dahil ettik. Gebelerin özgeçmişi, soygeçmişi, D vitamini takviyesi alıp almadıkları sorgulandı ve doğum öncesi ultrasonografik ölçümleri yapıldı. Çalışma için gebelere kullanmakta olduklarının haricinde bir D vitamini takviyesi yapılmadı ve bu çalışma amaçlı doğum şekli ve zamanı değişmedi. Maternal serum 25(OH)D seviyelerine göre hastalar 20 ng/ml cut-off değer kabul edilerek 2 gruba ayrıldı ve serum değeri > 20 ng/ml olanlar normovitamin grubu, < 20 ng/ml olanlar hipovitamin grubu olarak kabul edildi. Biz çalışmamızda komplike olmayan term gebelerdeki maternal serum 25(OH)D düzeyinin fetal femur uzunluğu/abdominal çevre (FL/AC) oranına etkisini araştırdık. Literatürdeki maternal serum 25(OH)D düzeyi ile fetal biyometri sonuçlarını karşılaştıran çalışmalar çelişkilidir. Biz çalışmamızda komplike olmayan term gebelerdeki maternal serum 25(OH)D düzeyi ile fetal biyometri ve doğum sonuçları ile bir ilişki saptamadık fakat maternal ve paternal boy ile femur uzunluğu (FL) ve FL/AC oranı arasında zayıf pozitif korelasyon saptadık. Anahtar Kelimeler: 25-hidroksivitamin-D, Femur uzunluğu, Kalsiyum, FL/AC

AbdomenFemurFetüs+5
Begüm Aktaş Çiftçi
Muğla Sıtkı Kocman University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Proksimal femur kırığı tanısı alan geriatrik hastaların geriye dönük incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, acil servis kliniğine gelen proksimal femur kırığı tanısı alan geriatrik hastaları geriye dönük inceleyerek mortalite üzerine etkili olan faktörleri ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, acil servisimize 01.01.2019 ve 31.12.2020 tarihleri arasında başvuran proksimal femur kırığı tanısı alan 65 yaş ve üstü hastaların demografik verileri, vital bulguları, laboratuvar bulguları, POSSUM(Physiologic and Operative Severity Score for the enUmeration of Mortality and Morbidity) fizyolojik parametre skoru, Charlson komorbidite skoru(CCI) ve yaş ilişkili şok indeksi(ASI) skorlamaları, yoğun bakım ünitesi(YBÜ) yatışı yapılıp yapılmadığı, 1. Ve 3. aydaki sağkalım durumları incelendi. Veriler, Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin elektronik kayıtlarından ve arşivli hasta dosyalarından elde edildi. Multiple travma hastaları, 65 yaş altı hastalar, dosyalarına ulaşılmayan hastalar ile tedavi red veren hastalar çalışma dışı bırakıldı. Bulgular: Çalışmamıza %63,3 (193)'ü kadın olmak üzere toplam 305 hasta dahil edilmiştir. Yaş ortalaması tüm hastalarda 81,81±7,38 yıl olarak hesaplanmıştır. Hastalarda kırık tipi olarak en sık intertrokanterik (%66,9), en az trokanter majör (%0,7) saptanmıştır. Olgular sonlanım olarak incelendiğinde ise %19 hastanın YBÜ'ne yatırıldığı, %7,9 hastanın ilk 1 ayda, %14,1 hastanın ise 3 aylık süreçte hayatını kaybettiği gözlendi. İleri yaş, glaskow koma skalası (GKS), oksijen saturasyonu, POSSUM fizyolojik skoru, CCI ve ASI skorlarının YBÜ yatışı olanlarda; ileri yaş, GKS, POSSUM fizyolojik skoru ve hemotokrit 1. ay mortalite tahmininde; dakika nabız sayısı, POSSUM fizyolojik skoru ve ASI skoru 3. ay mortalite tahmininde istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur. ASI skoru 51.59'un üzerinde 1. ve 3. ay mortaliteyi ön görmede sırasıyla %75 ve %62,8 sensivite, %66,5 ve %67,6 spesifiteye sahiptir. POSSUM fizyolojik skoru ise 21.5'in üzerinde 1. Ve 3. ay mortaliteyi ön görmede sırasıyla %66,7 ve %62,2 sensivite, %59,8 ve %61,1 spesifiteye sahiptir. Sonuç: Acil tıp uzmanlarının acil serviste proksimal femur kırığı olan hastaları değerlendirirken POSSUM fizyolojik skoru 21,5 üzeri ve/veya ASI skoru 51.59 üzeri olan hastaların mortal seyredebileceğini göz önünde bulundurmaları ve hasta yönetimini buna göre planlamalarının uygun olacağı görüşündeyiz. Anahtar kelimeler: proksimal femur kırığı, mortalite, POSSUM, CCI, ASI

Femoral kırıklarFemurGeriatri+3
Çilem Ceyhan
Muğla Sıtkı Kocman University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde corpus femur ve corpus tibia'nın geometrik özellikleri

Köpeklerde, uzun kemiklerin morfometrik özelliklerine ilişkin yaş, cinsiyet vb. faktörlere bağlı varyasyonların incelendiği araştırmalar biyomekanik veya konformasyonel farklılıkların yorumlanabilmesi için önemlidir. Diğer yandan, bu tür geometrik varyasyonlara ait veriler ortopedik çalışmalarda bazı deformitelerin düzeltilmesi ve implantların uygulama yöntemi veya tasarımlarını geliştirmek için kullanılmaktadır. Çalışmada benzer büyüklükte 41 adet köpeğe ait sağlam femur ve tibia kemikleri kullanıldı. Kemikler genç erkek (n=10), genç dişi (n=10), erişkin erkek (n=10) ve erişkin dişi (n=11) olacak şekilde dört grupta değerlendirildi. Kayıtları alınan kemiklerin röntgen görüntüleri ve bilgisayarlı tomografik kesit görüntüleri hazırlandı. Röntgen görüntüleri kullanılarak proximal ve distal spongioz kemik oranı hesaplandı. Bilgisayarlı tomografi kesit görüntülerinde kemiğin corpus'unun proximal, distal ve ortasında cavum medullare çapları ve substantia corticalis kalınlıkları ölçüldü. Kesit görüntülerinden hazırlanan üç boyutlu kemik modellerinde anatomik eksen, proximal ve distal longitudinal eksenler üç boyutlu olarak çizdirildi. Bu eksenler kullanılarak dorsal düzlem üzerinde proximal ve distal medio-lateral eğim açıları ile sagittal düzlemde proximal ve distal cranio-caudal eğim açıları ölçüldü. Elde edilen verilerden, bu ölçüm parametreleri için her yaş grubuna ve cinsiyete ait ortalama değer, standart sapma, güven aralığı değerleri, istatistiksel karşılaştırmaları ve korelasyon katsayıları tablolar halinde sunuldu. Çalışma sonunda, köpeklerde fonksiyonel anatomi ve klinik açıdan en önemli uzun kemiklerden olan femur ve tibia'daki kesit özellikleri ve eğriliklerin yaş ve cinsiyete bağlı anatomik farklılıkları ortaya konulmaya çalışılmış ve çeşitli ortopedik uygulamalara ilişkin, kemik bölümlerinde tespit edilen bazı geometrik varyasyonlara göre öneriler sunulmuştur.

Anatomi-veteriner hekimlikFemurKemik ve kemikler+3
Sümeyra Oral
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kısa femoral stem kullanılarak yapılan total kalça artroplastileri ile klasik femoral stem kullanılarak yapılan kalça artroplastilerinin orta dönem klinik ve radyolojik sonuçlarının karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışma günlük ortopedik pratikte kullanılmakta olan kısa femoral stemlerin ve klasik femoral stemlerin klinik ve radyolojik açıdan değerlendirmelerini ve karşılaştırılmalarını amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde 2014-2017 yılları arasında kısa femoral stem ve klasik femoral stem kullanarak total kalça artroplastisi uyguladığımız ve düzenli kontrollerini sağladığımız 252 kalça artroplastisini çalışmamıza dahil ettik.Çalışmaya katılımı sağlanan 185 kalça artroplastisi hastasını 2 gruba ayırdık.Grup1'i kısa femoral stem kullanılanlar Grup2'yi klasik femoral stem kullanılanlar oluşturmaktadır.Hastaların klinik sonuçlarını değerlendirmek için Harris Kalça Skoru , SF-36 Yaşam Kalite Ölçeği ve Ön uyluk ağrısı değerlendirildi.Radyolojik değerlendirme için pre-operatif grafi , erken post-operatif grafi ve son takipteki pelvis ap grafileri kullanıldı.Radyolojik parametre olarak stem varus/valgus açılanması , kalça off-set değişimi , acetabular anteversiyon/inklinasyon , femoral migrasyon , asetabular migrasyon , periartiküler ossifikasyon ve hem acetabulum hem femoral komponent için osteointegrasyon değerlendirmesi parametrelerine bakıldı. Bulgular: Grup1 için ortalama takip süresi 5,5 yıl Grup2 için ise 5,2 yıldır.Her iki grup arasında Harris Kalça Skoru ve SF-36 Yaşam Kalite Ölçeği skorları arasından anlamlı fark bulunmadı.Uyluk ağrısı istatiksel olarak anlı derecede Grup2 de daha yüksek oranda bulundu(p=0,0001).Radyolojik parametrelerde Grup1 için varus açılanma ve yıllık bazda açısal değişim Grup2 ye göre daha yüksek olarak bulundu.Femoral off-set artışı Grup1 için Grup2 den daha yüksek olarak bulundu.Periartiküler ossifikasyon Grup2 de Grup1'e oranla daha yüksek sıklıkta bulundu.Femoral osteointegrasyon Grup1 de proksimalde Grup2 de ise distalde daha yoğunlukta bulundu. Sonuç: Kısa femoral stemlerin ve klasik stemlerin ortam dönem klinik ve radyolojik karşılaştırmasına baktığımızda birbirine net olarak üstünlükleri görülmemekle birlikte.Maliyet/fayda oranına göre düşündüğümüzde kısa femoral stemlerin uygun hastalarda(düşük collo-diafizer açısı olan,coxa varası olan,genç artroplasti hastası vb) seçilerek kullanılmasının daha uygun olabileceği düşünülmektedir.Ancak net bir kanıya varabilmek için uzun dönem sonuçları içeren karşılaştırmalı , geniş serili çalışmalara ihtiyaç vardır.

ArtroplastiFemurKalça eklemi+2
Serhat Akçaalan
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz osteoartritinde yüksek yoğunluklu lazer ve pulse elektromanyetik alan tedavisinin klinik ve sonografik parametreler üzerine etkinliklerinin karşılaştırılması

Bu çalışmayı diz osteoartritinde yüksek yoğunluklu lazer (HILT) ve pulse elektromanyetik alan (PEMA) tedavisinin klinik ve sonografik parametreler üzerine etkinliğini belirlemek ve karşılaştırmak amacıyla yaptık. Çalışmamıza Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniklerine başvuran bilateral primer diz osteoartriti tanısı konulmuş 40-75 yaş arası 88 hasta alındı. Birinci grup 30 hastaya 2 hafta boyunca haftada 5 gün toplam 10 seans HILT, ikinci grup 30 hastaya yine 2 hafta boyunca haftada 5 gün olmak üzere toplam 10 seans PEMA tedavisi uygulandı. 28 hasta kontrol grubu olarak değerlendirildi. Her 3 gruba da 20 dakika hotpack ve diz eklem hareket açıklığı, germe, güçlendirme egzersizlerini içeren ev egzersiz programı verildi. Hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi sonrası 1. ayda VAS (Vizüel Analog Skala), WOMAC (Western Ontario and McMaster Universities Arthritis Index), Lequesne algofonksiyonel diz indeksi ve ultrasonografi ile diz femoral kıkırdak kalınlığı (medial, lateral ve interkondiler) ölçülerek değerlendirildi. Gruplar arasında demografik veriler açısından istatistiksel anlamlı fark yoktu. Tüm gruplarda tedavi öncesine göre tedavi sonrası ve tedavi sonrası 1. ayda VAS skoru, WOMAC ağrı ve WOMAC toplam puanlarında istatistiksel olarak anlamlı düşüşler ve her iki dizde kıkırdak kalınlığı değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı artışlar saptadık. WOMAC sertlik puanlarında hiçbir grupta istatistiksel olarak anlamlı düşüş olmadı. Grup zaman interaksiyon değerlerine bakıldığında WOMAC fiziksel fonksiyon puanı, Lequesne algofonksiyonel diz indeksi skoru ve sol diz medial femoral kondil değerlerinde HILT ve PEMA grubunda kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı iyileşme saptadık. Ancak HILT ve PEMA grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Sonuçta HILT ve PEMA tedavisinin diz osteoartritinde ağrıyı azalttığı, fiziksel fonksiyonu iyileştirdiği ve kıkırdak rejenerasyonunu artırdığı fakat birbirlerine üstünlükleri olmadığını tespit ettik. Çalışmamızın sonuçları diz osteoartriti tedavisinde yol gösterici olabilir ancak bu konuda daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olduğu düşüncesindeyiz. Anahtar kelimeler: Diz Osteoartriti, Lazer, Manyetik Alan, Femoral Kıkırdak Kalınlığı

Elektromanyetik alanlarFemurKıkırdak+3
Fatih Ulu
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Geriatrik ASA III ve üzeri olan femur fraktürlerinde genel ve rejyonel anestezinin postoperatif yoğun bakım ünitesinde kalış süresi, morbidite ve mortalitesinin karşılaştırılması

Geriatrik hastalarda kalça fraktürleriartmaktadır. Hastaların postoperatif yoğun bakım ihtiyacı da artmaktadır. Çalışmamızda anestezi yönteminin kalça fraktürü ameliyatı sonrası yoğun bakımda kaldıkları süre, morbidite, mortaliteye etkisini incelemeyi amaçladık. Kalça kırığı nedeniyle 65 yaş üstü ASA III ve üzeri 198 hasta retrospektif olarak incelendi. Genel ve rejyonel anestezi olarak gruptaki hastaların demografik verileri, ek hastalıkları, bazı biyokimyasal parametreler, transfüzyon miktarları,YBÜ kalma süresi, APACHE skorları, mortalite, morbidite ve komplikasyonlar retrospektif olarak değerlendirildi. Genelile rejyonel anestezi karşılaştırıldığında genel anestezi alan grupta APACHE skorları, intraoperatiftransfüzyon miktarı anlamlıyüksek bulunmuştur. Rejyonel anestezi alan grupta postoperatif mekanik ventilatör süresi, 8-28 günlük mortalite,kardiyovasküler sistem ve enfeksiyon komplikasyonu istatistiksel açıdan anlamlı olarak düşük bulunmuştur (p<0,05). Geriatrikfemurfraktürlerinde seçilecek anestezi halen tartışılmaktadır.İntraoperatiftransfüzyonlarıazaltması,postop APACHE skorunu düşürmesi,mekanik ventilasyon süresini azaltması, mortaliteyive komplikasyonları azaltması nedeniylerejyonel anestezi avantajlıgörülmektedir. Çalışmamızdarejyonel anestezinin tercih edilmesini belirtmekle beraber hastanın az olması, incelemenin retrospektif olmasımortalite ve diğer sonuçlar üzerinde yorum yapmayıkısıtlayan nedenler olarak sıralanabilir.AnahtarKelimeler: Geriatri, Femur, Rejyonel Anestezi, Genel Anestezi, Mortalite,

AnesteziAnestezi-genelAnestezi-kondüksiyon+7
Bedri Turhan
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Femur başı avasküler nekrozunda nötrofil/lenfosit, monosit/lenfosit, platelet/lenfosit oranı prognoza ve evreye etki ediyor mu?

Femur başının avasküler nekrozu (FBAN) femurun proksimaline kan akışının bozulmasına neden olan travmatik veya travmatik olmayan nedenlerle gelişen iskemi ile osteositlerin ölümü nedeniyle gerçekleşen bir osteonekroz türüdür. FBAN'ın kesin patomekanizması henüz belirsizdir. FBAN'a neden olan altta yatan koşullar; vasküleriteyi etkileyen, osteosit mekanizmasını değişmesine sebep olan çevresel ya da genetik faktörleri içerir. En yaygın etyolojik faktörler olarak kortikosteroid tedavisi, alkol, kırıklar ve eklem çıkıkları olarak bilinmektedir. Tedavi edilmeyen FBAN kalça artroplastisi gerektiren sekonder kalça artritine yol açar. Bu nedenle erken evrelerde tanı ve teşhisi konservatif ya da cerrahi tedavi uygulanabilirliği açısından önemlidir. Klinikte tam kan sayımı (CBC) daha ekonomik ve ulaşılabilirliği daha pratiktir. Tam kan sayımı ile bakılan nötrofil, lenfosit, monosit, platelet miktarları ve bunlar arasındaki oranlar son zamanlarda çeşitli enfeksiyöz ve enfeksiyöz olmayan uyaranlara karşı kolay erişilebilir ve güvenilir immün yanıt belirteci olarak hemen hemen tüm tıbbi disiplinlerde kullanılmaktadır. Nötrofil/Lenfosit (NL), Monosit/Lenfosit (ML), Platelet/Lenfosit (PL)oranları genellikle malignite, romatolojik hastalıklar, KOAH ve diğer birçok otoimmün hastalıkta etkilenimleri araştırılmış olmasına rağmen literatürde femur başı avasküler nekrozu ile ilgili bir çalışma bulunmamaktadır. Bu tez kapsamında amacımız, femur avasküler başı tanılı olgularda NL, ML, PL oranlarının prognoza ve evreye göre etkisini incelemektedir. Çalışmamıza Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Uygulama ve Araştırma Hastanesine 2012-2022 yılları arasında başvuran ve çalışma dahil edilme kriterlerine uyan 106 ( 30 kadın; 76 erkek) hasta dahil edildi. Çalışma grubu ile demografik özelliklerce eş bir sağlıklı konrol grubu oluşturuldu.Hastane Bilgi sistemi üzerinden hemogram değerleri, Pelvis X-ray ve MR görüntüleri alındı. Çalışma grubuna dahil olan bireyler Ficat-Arlet sınıflandırılmasına göre Evre I,II ve III olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Çalışma grubu ile kontrol grubu nötrofil, lenfosit, monosit, platelet miktarları ve NL, ML, PL oranları açısından kıyaslandı. Gruplar arası karşılaştırılan Lenfosit, monosit, platelet ortalama değerleri arasında anlamlı fark bulunamadı (p>0.05). Çalışma ve kontrol grubunun Nötrofil değerleri incelendiğinde ise çalışma grubunda nötrofil değeri 4,94 ± 1,89; kontrol grubunun ise 4,21 ± 1,17 olarak ölçüldü, ölçümler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı ( p<0.05). Nötrofil/Lenfosit Oranına bakıldığında ise gruplar arasında anlamlı bir farkın oluştuğu görülmüştür. Nötrofil Lenfosit oranı çalışma grubunda (2,11 ± 0,85), kontrol grubuna (1,75 ± 0,44) göre daha yüksek bulunmuştur. NL oranı ROC analizine göre kesim değeri 2,13 olarak belirlendi (sensivite %47,17 (%95 CI (37,4- 57,1)); Spesifisite=84,91 %95 GA (76,6-91,1)). Cut-off değerinin sensivitesi ve spesifisitesi istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Ficat-Arlet'e göre oluşturulan gruplar arasında hemogram parametreleri açısından fark yoktu. NL oranı FBAN hakkında bilgi verebilir ancak diğer parametreler yeterli immun yanıt oluşturulmanın yetersizliğinden dolayı, FBAN'da bağımsız bir belirleyici oluşturmada yetersiz olabileceği düşünülmektedir. Standart ve çok boyutlu analize izin veren yöntemlerle daha geniş örneklemli ileri çalışmalar planlanmalıdır.

FemurFemur başıMonosit/lenfosit oranı+4
Alp Yekta Gökalp
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

3.0 T MR görüntülemelerde distal femur ve proksimal tibiada adli yaş tespiti: Türk popülasyonunda vieth metodunun uygulanabilirliği retrospektif çalışması

Tıp ve hukuk alanındaki yaşa bağımlı uygulamalar nedeniyle yaş tespiti adli tıp için önemli bir ilgi alanıdır. Bu pilot çalışmamızda, Vieth ve ark.'nın distal femoral ve proksimal tibial epifiz için önerdiği 5'li evreleme yöntemi kullanılarak elde edilen sonuçların uygulanabilir olup olmadığı ile beraber bölgemize özgü cetvelin oluşturulması amaçlandı. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı tarafından 3.0 Tesla (T) Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) cihazı ile diz MRG yapılan, yaşları 10-30 arasında değişen, 595 olgunun diz MRG'leri değerlendirildi. Olguların 367'si erkek ve 228'i kadındı. Koronal oryantasyonda T1 ağırlıklı turbo spin eko (T1-w TSE) ve T2 ağırlıklı turbo spin eko (T2-w TSE SPAIR) sekanslarındaki görüntüler çalışma kapsamında değerlendirildi. Değerlendirme iki gözlemci tarafından birbirinden bağımsız olarak gerçekleştirildi. Distal femoral epifizde 6. evrenin izlendiği en küçük yaşlar erkekte 20,61 yıl, kadında 20,15 yıl bulundu. Proksimal tibial epifizde 6. evrenin izlendiği en küçük yaşlar erkekte 18,91 yıl, kadında 16,8 yıl bulundu. Her iki epifiz için çoğu evrede cinsiyetler arasında farklılık anlamlı bulundu. Gözlemciler arası uyumluluk distal femoral epifiz (κ=0,797) için iyi, proksimal tibial epifiz (κ=0,810) için çok iyi bulundu. Gözlemci içi uyumluluk her iki epifiz için (κ>0,80) çok iyi bulundu. Sonuç olarak, çalışmamızda Vieth ve ark.'nın evreleme yöntemine göre distal femoral epifizin 6. evresi; minimum yaş kavramı çerçevesinde, Türk popülasyonunda her iki cinsiyet için reşitliğin -18 yaşını tamamlama- tespitinde kullanılabilir. Vieth ve ark. tarafından tanımlanan 5'li evreleme yönteminin adli yaş tayininde gözlemciler için kolay ve pratik bir yöntem olduğunu düşünmekteyiz.

DizFemurManyetik rezonans görüntüleme+4
Furkan Temel
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Femur başı osteonekrozunda, kombine uygulanan kor dekompresyon - kemik iliği kök hücre implantasyonu ve medikal tedavinin klinik sonuçları

Femur başı osteonekrozunda, kombine uygulanan kor dekompresyon - kemik iliği kök hücre implantasyonu ve medikal tedavinin klinik sonuçları Amaç: Femur başı osteonekrozu tanısıyla başvuran; medikal tedavi birlikteliğinde kombine kor dekompresyon + kemik iliği kök hücre implantasyon tedavileri uygulanan hastaların sonuçlarının incelenmesi. Gereç ve Yöntem: 2018-2021 tarihleri arasında Ankara Atatürk Eğitim - Araştırma Hastanesi ve Ankara şehir hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı polikliniğine femur başı osteonekroz tanısıyla başvuran ve kombine dekompresyon+kemik iliği kök hücre implantasyon tedavileri uygulanan 26 hastanın 29 kalça eklemi incelendi. Evreleme sistemi olarak Steinberg ve Ficat-Arlet sınıflandırma sistemleri kullanıldı. Klinik değerlendirmeleri; Harris Kalça Skoru (HHS), Kalça fonsiyon ve osteoartrit skoru (HOOS), VAS skorlama sistemleri tarafından yapıldı. Başarısızlık ölçütleri olarak takip sırasında düz radyografilerde yeni bir kollaps alanı oluşumu, 2 mm den fazla çökmede artış, progresif osteoartrit gelişimi, MRG'de Kerboul açısında artış , Harris kalça skorunda kötüleşme kullanıldı. Artroplasti endikasyonu oluşan ve protez uygulanan hastalarda çalışma sonlandırıldı ve bu hastalar başarısız kabul edildi. Bulgular: Hastaların 8'si kadın, 15'İ erkek, ortalama yaşı 39.2 (27-64 yıl) idi. 1 (% 3.4)'i Evre 1, 26 (% 89.6)'sı Evre 2, 2 (% 6.8)'si Evre 3 olarak tespit edildi. Klinikte Hastalar, BMAC + kor dekompresyon uygulandıktan sonra ortalama 19 ay (12-40 ay) takip edildi. Takipte olan 29 kalça ekleminin 5 (3'ü Evre 2, 2'si Evre 3)'inde ortalama 10 ay sonrasında, kor dekompresyon+BMAC tedavisine rağmen kalçalarında ileri derecede artroz gelişmesi üzerine bu kalçalara total kalça artroplastisi uygulandı. Hastalarda operasyon öncesi ortalama Harris kalça skoru 54.1, görsel analog skala (VAS) 5.96, Kalça fonsiyon ve osteoartrit skoru (HOOS) 54.8 iken takip sonunda ortalama Harris kalça skoru 74.7, görsel analog skala (VAS) 2.75, Kalça fonsiyon ve osteoartrit skoru (HOOS) 82.1 olduğu tespit edildi. (p<0,001). Sonuç: Kor dekompresyon+BMAC kombine kullanımı, femur başı osteonekrozunda literatür tarafından sıklıkla üzerinde çalışılan ve gelecek vaat eden bir uygulamadır. Bu uygulamaya eklenecek medikal tedavinin, sonuçları olumlu yönde etkileyeceğini düşünmekteyiz. Anahtar Sözcükler: Femur başı osteonekrozu, kor dekompresyon + BMAC, kemik iliği kök hücre implantasyon, fonksiyonel sonuçlar

FemurFemur başıKalça+5
Hilmi Alkan
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gelişimsel kalça çıkığının salter innominate osteotomisi ile cerrahi tedavisinde; femoral kısaltma osteotomisi yapılan hastalar ile preoperatif iskelet traksiyonu yapılan hastaların sonuçlarının karşılaştırılması

Biz bu çalışmamızda; Gelişimsel kalça displazisi nedeniyle 2008 ve 2012 yılları arasında ameliyat edilen, son kontrollerini yapabildiğimiz 40 olgunun 52 kalçasının değerlendirmesini yaptık. Çalışma kapsamına alınan hastaların 37?si (%92.5) kız, 3?ü (%7.5) erkek idi. 28?inde normal doğum,11?unda sezaryen doğum,1?inde makat geliş öyküsü vardı. 23 olguda bilateral tutulum, 9 olguda sol ve 8 olguda sağ taraf tutulumu vardı. Çalışma kapsamına alınan 20 hastanın 24 kalçasına preoperatif iskelet traksiyonu sonrası aynı seansta açık redüksiyon ve Salter?in innominate osteotomisi (Grup 1) , 20 hastanın 28 kalçasına ise aynı seansta açık redüksiyon, proksimal femoral derotasyon ve kısaltma osteotomisi ve Salter?in innominate osteotomisi (Grup 2) uygulandı. Çalışmaya dahil edilmeyen 11 kalçaya ise preoperatif iskelet traksiyonu uygulamadan aynı seansta açık redüksiyon ve Salter?in innominate osteotomisi uygulandı. Hastaların cerrahi uygulama esnasındaki ortalama yaşı 27.7 aydı (18-38 ay). Takip süremiz ortalama 32.7 aydı (12-51 ay). Klinik ve radyolojik değerlendirme Trevor ve ark.?nın modifiye skorlama sistemine göre yapıldı (MTS). MTS?ye göre; Grup 1?de ortalama skor 17.92 (15-20) iken, Grup 2?de ortalama skor 17.43 (13-20)?idi. GKÇ?li hastalara preoperatif iskelet traksiyonu veya femoral kısaltma uygulanmasının modifiye skorlar açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farkı olmadığı tespit edildi (p=0.290). Bulgularımıza göre preoperatif iskelet traksiyonu veya femoral kısaltma uygulanmasının tedavi sonuçlarını etkilemediği görüldü. Kalamachi ? MacEwen sınıflamasına göre; Preoperatif iskelet traksiyonu (%20.8) ile femoral kısaltma osteotomisi (%21.4) uygulamalarının avasküler nekroz (AVN) görülme sıklığı açısından değerlendirilmesinde iki grup arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p=0.969). Bulgularımıza göre preoperatif iskelet traksiyonu veya femoral kısaltma uygulamalarının AVN görülme sıklığı açısından birbirine üstünlükleri yoktu. Anahtar Kelimeler: Preoperatif İskelet Traksiyonu, Proksimal Femoral Kısaltma, Gelişimsel Kalça çıkığı, Avasküler Nekroz

FemurKalça çıkıklarıKalça çıkıkları-konjenital+3
Fırat Tiryaki
Gaziantep University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Intertrokanterik femur kırıklarının pertrokanterik fiksatör ile tedavi sonuçlarımız

Biz bu çalışmamızda; intertrokanterik femur kırığı nedeniyle 2007 ve 2013 yılları arasında ameliyat edilen, son Biz bu çalışmamızda; intertrokanterik femur kırığı nedeniyle 2007 ve 2013 yılları arasında ameliyat edilen, son kontrollerini yapabildiğimiz 16 olgunun değerlendirmesini yaptık. Çalışma kapsamına alınan hastaların 10'u (%62,5) bay, 6'sı (%37,5) bayan idi. hastalar 37 ve 93 yaş aralığında idi. 2 hasta (%12,5) tarafk kazası, 14 hasta (%87,5) basit düşme sonucu acil servisimize başvurdu. 9 hastanın (%56,25) sol, 7 hastanın (%43,75) sağ intertroaknterik femur kırığı vardı. Pertrokanterik fiksatör yaptığımız 16 hastamızdan 1'i eksternal fiksatörü çıkarıldıktan 7 ay sonra ve diğeri 9. ayda mevcut medikal durumlarından dolayı öldüğü anlaşıldı. Takip süremiz ortalama 11,5 aydı (7-24 ay). Fonksiyonel ve anatomik değerlendirme Foster Kıriterlerine göre yapıldı. Fonksiyonel sonuç 10 hastamızda(%62,5) mükemmel,4 hastamızda (%25) iyi, 1 hastamızda (%6,25) orta ve 1 hastamızda (%6,25) kötü olarak tespit edildi. Anatomik sonuç 7 hastamızda(%43,75) mükemmel, 7 hastamızda (%43,75) iyi, 1 hastamızda (%6,25) orta ve 1 hastamızda (%6,25) kötü olarak tespit edildi. Bulgularımıza göre pertrokanterik fiksatör uygulama kolaylığı ve başarı oranı açısından uyğun hastalarda güvenilir bir tedavi seçeneğidir. Anahtar Kelimeler: Intertrokanterik Femur kırığı, Pertrokanterik Fiksatör, Foster Kriterleri.

Femoral kırıklarFemurFiksasyon+4
Bilgin Bozgeyik
Gaziantep University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ultrason eşliğinde fasya iliaka kompartman bloğunda farklı lokal anestezik volümlerin karşılaştırılması

Femur ve diz cerrahisi operasyonu yapılacak hastalarda postoperatif ağrı kontrolü amacıyla uyguladığımız fasya iliaka kompartman bloğu (FİKB) için en efektif lokal anestezik volümünü bulmayı amaçladık. Bu çalışmaya ASA fiziksel skoru I- III olan 45 hasta randomize edilerek dahil edildi. Preoperatif hazırlıkları tamamlanan hastalara 2mcg/kg fentanyl, 2mg/kg propofol, 0.6 mg/kg roküronyum ile anestezi indüksiyonu yapıldı. Anestezi idamesi % 1.5-2 sevofluran ile, kas gevşemesi 0.1 mg/kg rokuronyum ile ve analjezi 1 mcg/kg fentanil ile sağlandı. Cerrahi işlem bittikten sonra, hastalar ekstübe edilmeden önce ultrason kılavuzluğunda FİKB uygulandı. Hastalar rastgele 3 gruba ayrıldı. Bupivakain % 0.25 konsantrasyonda Grup 1'e 0.3 ml/kg, Grup 2'ye, 0.4 ml/kg ve Grup 3'e 0.5 ml/kg uygulandı. Hastalar FİKB sonrası ekstübe edilerek servise gönderildi. Hastaların 24 saat boyunca vital bulguları, ağrı skorları, VAS değeri 5 ve 5'in üzerinde olanlara75 mg diklofenak sodyum İ.M yapılıp olası yan etkiler kayıt altına alındı. Analjezik ihtiyacı açısından karşılaştırıldığında postoperatif 4. saatte Grup 2 ve Grup 3'te, Grup 1'e göre (p=0,03), postoperatif 6. saate ise Grup 3'te, Grup 1 ve Grup 2'ye göre anlamlı olarak daha az ek analjezik kullanmıştır (p=0,026). Lokal anestezik (LA) volümü arttıkça ilk 24 saatte tüketilen analjezik miktarı klinik olarak azalmıştır ancak istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır. Postoperatif ağrı skorları açısından gruplar karşılaştırıldığında postoperatif 1.saat, 4.saat ve 6.saat ağrı değerleri Grup 1'de Grup 3'e göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, FİKB femur ve diz cerrahisi için oldukça etkin postoperatif analjezi sağlayan etkin bir kompartman bloğudur. Bu çalışmada da en düşük ağrı skorları ve analjezik gereksinimi %0,25 bupivakain içeren 0.5 ml/kg LA kullanılan grupta elde edilmiştir. Anahtar kelimeler: Fasya İliaka Kompartman Bloğu, Postoperatif Analjezi, Ultrason, Bupivakain, Periferik Blok, Femur Cerrahisi.

AnaljeziAnestezi-lokalAğrı-postoperatif+7
Metin Kılınç
Gaziantep University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gelişimsel kalça displazili femoral kısaltma osteotomisi uygulanan hastalara, proksimal femoral varizasyon gerekli midir?

Bu çalışmamızda; Gelişimsel kalça displazisi nedeniyle 2008 ve 2013 yılları arasında ameliyat edilen, son kontrollerini yapabildiğimiz 27 hastanın 36 kalçasının değerlendirmesini yaptık. Çalışma kapsamına alınan 36 kalçaya aynı seansta açık redüksiyon, Salter'in innominate osteotomisi, proksimal femoral kısaltma ve derotasyon osteotomisi uygulandı. Çalışmaya dahil edilmeyen 4 kalçaya ise, preoperatif iskelet traksiyonu uygulamadan aynı seansta açık redüksiyon ve Salter'in innominate osteotomisi uygulandı. Hastaların hiçbirine proksimal femoral varizasyon uygulanmadı Hastaların cerrahi uygulama esnasındaki ortalama yaşı 4 yaş 5 aydı. Takip süremiz ortalama 4 yıl 1 aydı. Çalışma kapsamına alınan hastaların 24'ü (%88.8) kız, 3'ü (%11.2) erkek idi. 21'inde normal doğum, 5'inde sezaryen doğum, 1'inde makat geliş öyküsü vardı. 13 olguda bilateral tutulum, 8 olguda sol ve 6 olguda sağ taraf tutulumu vardı. Olguların klinik ve radyolojik değerlendirilmesi Trevor ve ark'nın modifiye skorlama sistemine (MTS) göre yapıldı. MTS'ye göre olguların ortalama skoru 17.3 olarak tespit edildi. Kalamchi ve MacEwen'in AVN değerlendirme kriterlerine göre; 36 kalçadan 29 kalçada (%80.6) avasküler nekroz (AVN) olmadığı saptanırken, toplam 7 kalçada (%19.4) ise AVN tespit edildi. Olguların preoperatif kollodiafizer (CD) açısı ortalama 149.60°(143°-160°) iken, erken postoperatif ortalama 148.70° (141°-158°) ve son kontrol ortalama 134.95° (122°-145°) olarak ölçüldü. İstatistiksel olarak preoperatif ortalama CD açısı ile postoperatif açı arasında anlamlı bir fark saptanmaz iken preoperatif ortalama açı ile son kontrol ortalama açı arasında anlamlı bir fark tespit edildi. Sonuç olarak; eğer GKD tedavisinde tek aşamalı kombine cerrahi tedavi uygulanacaksa, varizasyon osteotomisine her zaman ihtiyaç yoktur.

FemurKalça çıkıklarıKalça çıkıkları-konjenital+3
Nevzat Atılkan
Gaziantep University
2014
00

Related subjects