Interpersonal relations
61 theses under this subject heading
Impacts of parentification due to maternal depressive symptoms on the psychological symptomatology and interpersonal relationship quality of their young children: Protective role of father involvement
Maternal depression/depressive symptoms have deleterious impacts on children. Although previous studies emphasized the impacts of maternal depression/depressive symptoms on child's symptomatology and interpersonal relationships, there is surprisingly no research about the role of father involvement on parentification due to maternal depressive symptoms and child's symptomatology and interpersonal relationship quality. The purpose of current study is to investigate the role of fathers on the consequences of parentification due to maternal depressive symptoms with regard to adolescents' psychological symptomatology and interpersonal relationship quality. Of 238 mother- adolescent dyads, adolescents completed Parentification Inventory (PI), Father Involvement Scale (FIS), Brief Symptom Inventory (BSI), Scales of Dimensions of Interpersonal Relationships (SDIR) and their mother completed State-Trait Depression Inventory (STDI). The results demonstrated that although maternal depressive symptoms did not significantly predict parentification level of adolescents, it significantly predicted adolescents' psychological symptomatology and interpersonal relationship quality. In addition, while father involvement had negative significant effect on parentification level of adolescents, both father involvement and parentification and their interaction had no significant effect on the adolescents' symptomatology and interpersonal relationship quality. The current study contributed to our understanding of how maternal depressive symptoms have deleterious impacts on adolescents' symptomatology and interpersonal relationship quality. Also, it pointed out the protective role of father involvement on adolescents who might be at risk for parentification.
Evli olmayan bireylerde aile aidiyeti, benliğin ayrımlaşması, kişilerarası ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar ve evlilik beklentileri arasındaki ilişkiler
Bu araştırmada evli olmayan bireylerin aile aidiyetleri, kişilerarası ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmaları, benliğin ayrımlaşması ve evlilik beklentileri arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Türkiye'de yaşayan ve evli olmayan 377 birey oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak için "Aile Aidiyeti Ölçeği", "İlişkilerle İlgili Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği", "Benliğin Ayrımlaşması Ölçeği", "Evlilik Beklentisi Ölçeği" ve araştırmacı tarafından oluşturulan "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizleri SPSS 25.0 ve AMOS 21.0 paket programları aracılığıyla yapılmıştır. Araştırma sonucunda evli olmayan bireylerin benliğin ayrımlaşması düzeylerinin evlilik beklentilerine göre anlamlı şekilde farklılaştığı ancak kişilerarası ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar ve aile aidiyetinin evlilik beklentilerine göre farklılaşmadığı bulunmuştur. Araştırmada kişilerarası ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar alt boyutlarının aile aidiyeti alt boyutlarını yordamadaki rolüne bakıldığında yakınlıktan kaçınma alt boyutunun kendilik aidiyeti ve aile aidiyetini negatif yönde yordadığı, gerçekçi olmayan beklentilerin kendilik aidiyeti ve aile aidiyetini pozitif yönde yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Kişilerarası ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar alt boyutlarının benliğin ayrımlaşması alt boyutlarını yordamadaki rolü incelendiğinde yakınlıktan kaçınma alt boyutunun duygusal tepkisellik ve duygusal kopmayı negatif yordadığı, gerçekçi olmayan beklentilerin tüm benliğin ayrımlaşması alt boyutlarını negatif yordadığı ve zihin okuma alt boyutunun tüm benliğin ayrımlaşması alt boyutlarını pozitif yordadığı bulunmuştur. Benliğin ayrımlaşması alt boyutlarının aile aidiyeti alt boyutlarını yordamadaki rolü incelendiğinde ben pozisyonunun aile aidiyetini, duygusal kopmanın hem kendilik aidiyeti hem de aile aidiyetini pozitif yönde yordadığı bulunmuştur. Ayrıca başkalarına bağımlılık alt boyutunun aile aidiyetinin iki alt boyutunu da yordadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Sosyal beceri eğitiminin ergenlerin kişilerarası ilişki düzeylerine etkisi
Bu çalışma, sosyal beceri eğitiminin ergenlerin kişilerarası ilişkiler düzeyine etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma, ön test, son test kontrol gruplu deneysel araştırma modeline göre düzenlenmiştir. Çalışma grubu Adana Ticaret Odası Anadolu Lisesine devam eden 9. Sınıf öğrencileri arasından 28 kişilik gönüllü bir gruptan oluşmaktadır. Öğrencilerin 14'ü deney grubuna, 14'ü ise kontrol grubuna alınmıştır. Öğrencilerin kişilerarası ilişkiler düzeyi, Şahin, Durak ve Yasak (1994) tarafından geliştirilen ve araştırmacı tarafından ergenlerden oluşan 279 kişilik bir grupta geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılan Kişilerarası İlişkiler Ölçeği ile belirlenmiştir. Deney grubuna 9 haftalık sosyal becerilerin; iletişim, atılganlık, duygulan anlama ve ifade etme boyutlarını içeren bir program uygulanmıştır. Kontrol grubuna ise herhangi bir işlem yapılmamıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizinde tekrarlanmış ölçümler için varyans analizi tekniği kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, genel olarak sosyal beceri eğitiminin öğrencilerin kişilerarası ilişkiler düzeyinde olumlu etkiler sağladığı yönündedir. Aynı zamanda, sosyal beceri eğitiminin Kişilerarası İlişkiler Ölçeğinin bir alt boyutu olan Besleyici İlişkiler üzerinde etkili olduğu fakat Zehirleyici İlişkiler alt boyutunda etkili olmadığı saptanmıştır.Anahtar Sözcükler: Sosyal Beceri Eğitimi, Ergenler, Kişilerarası İlişkiler
Çocukluk örselenme yaşantıları, ana-baba-ergen ilişki biçimleri ve sosyal destek algısının, kuraldışı davranışlarla ilişkisi
Bu araştırmada 14?18 yaş aralığında bulunan öğrencilerde görülen kuraldışı davranışların, çocukluk örselenme yaşantıları (fiziksel, duygusal, cinsel ve ihmal), ana-baba-ergen ilişki biçimleri ve aile ve arkadaştan algılanan sosyal destek açısından incelenmesi amaçlanmıştır.Araştırma 9, 10 ve 11 sınıfa devam eden 1032 lise öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerin kuraldışı davranış düzeylerine ilişkin veriler ?Kuraldışı Davranış Ölçeği? (Kaner, 2001), çocukluk örselenme yaşantılarına (fiziksel, duygusal, cinsel) ilişkin veriler ?Çocukluk Örselenme Yaşantıları Ölçeği?(Aslan ve Alparslan, 1999) ana-baba-ergen ilişkilerine ilişkin veriler ?Ana-Baba-Ergen İlişki Envanteri? (Kaner, 2001), aile ve arkadaştan algılanan sosyal destekle ilişkin veriler Procidano ve Heller (1983) tarafından geliştirilen ve Güçray ( 1998) tarafından uyarlanan, ?Aile ve Arkadaştan Algılanan Sosyal Destek Ölçeği? kişisel ve ailesel özelliklere ilişkin veriler araştırmacı tarafından hazırlanan ?Kişisel Bilgi Formu?, kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde parametrik olmayan testlerden Mann Whitney U Testi ve Kruskal Wallis' ten yararlanılmıştır.Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; erkek öğrencilerin, kızlara kıyasla; geçmişte istismar yaşantısı (fiziksel, duygusal, cinsel ve istismar yaşantısı toplam) olan öğrencilerin, olmayanlara kıyasla; ana-baba-ergen ilişki biçimlerini olumsuz-yetersiz algılayan öğrencilerin, ilişkilerini yeterli ve olumlu algılayan öğrencilere kıyasla; aileden düşük sosyal destek algılayan öğrencilerin yüksek sosyal destek algılayan öğrencilere kıyasla; arkadaştan düşük sosyal destek algılayan öğrencilerin, yüksek sosyal destek algılayan öğrencilere kıyasla,kuraldışı davranış puanları ( kuraldışı davranışları toplam puanda ve alt ölçeklerin büyük çoğunluğunda) daha yüksek bulunmuştur.Bunun yanında, ailenin gelir düzeyi yüksek olan, anne-baba eğitim düzeyi yüksek olan öğrencilerin kuraldışı davranışlar toplam puanları ve bazı alt ölçek puanları yüksek bulunmuştur. Anadolu Lisesi öğrencilerinin, Genel-Akademik Liseye devam eden öğrencilere kıyasla, kuraldışı davranışlar toplam puanlarının daha yüksek olduğu da bulunmuştur.Ayrıca, tartışıp kavga eden, evlerinde fiziksel şiddete uğrayan, evde içki içen biri olan, evde birbirine sevgi ile yaklaşmayan, ev ortamını huzursuz bulan öğrencilerin kural dışı davranışlar gösterme oranları, evlerinde bu davranışların olmadığını ifade eden öğrencilere kıyasla daha yüksek bulunmuştur.
Madde bağımlılarının kişilerarası problem çözme becerilerinin bağımlılık şiddeti ve sosyo-demografik değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmanın amacı madde bağımlılarının kişilerarası problem çözme becerilerinin bağımlılık şiddeti ve sosyo-demografik değişkenler açışından incelenmesi bu çalışmanın problemini oluşturmaktadır. Madde bağımlılarının kişilerarası problem çözme becerilerinin bağımlılıkla ilgili bazı değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesi de araştırma probleminin ayrı bir boyutunu oluşturmuştur. Araştırmanın madde kullanan çalışma grubu 2015 Eylül ve 2016 Temmuz ayları arasında İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı, Alkol-Madde biriminde madde bağımlılığı tanısı ile tedavisine başlanan 66 kişiden oluşmaktadır. Madde kullanmayan çalışma grubu ise Google anket uygulaması üzerinden ulaşılan ve madde bağımlılığı ve dışlama ölçütlerinde yer alan tanıları almadığını beyan ederek veri toplama araçlarını dolduran 70 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada veriler Çam ve Tümkaya (2007) tarafından geliştirilen Kişilerarası Problem Çözme Envanteri (KPÇE), Ögel, Evren, Karadağ ve Gürol (2012) tarafından geliştirilen Bağımlılık Profil İndeksi (BAPİ) ve araştırmacı tarafından hazırlanan Psiko-Sosyal Kişisel Bilgi Formu ile toplanmıştır. Araştırmada verilerin analizi SPSS 14,0 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin normal dağılım gösterip göstermediğini incelemek için Kolmogorov-Simirnov testinden yararlanılmıştır. Verilerin analizinde madde bağımlısı olan ve olmayan çalışma gruplarının kişilerarası problem çözme becerilerini karşılaştırmak amacıyla parametrik istatistiksel tekniklerden bağımsız grup "t" testi ve madde bağımlısı gruba yönelik analizlerde dağılımın normal olmaması nedeniyle non-parametrik tekniklerden Mann-Whitney "U"testi ve non-parametrik Kruskal-Wallis testi kullanılmıştır. Araştırma kapsamında kullanılan sürekli değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson Çarpım Momentler Korelasyon tekniği ile araştırılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, madde bağımlısı olan grubun kişilerarası problem çözümünün olumlu özellikleri içeren alt boyutların (YPC ve I-SY) puanlarının madde bağımlısı olmayan gruba göre istatistiksel açıdan anlamlı derecede düşük olduğu bulunmuştur. Madde bağımlılarının bağımlılık şiddet düzeyi toplam puanları yükselirken, kişilerarası problemlerin çözümünde probleme olumsuz yaklaşım özelliklerini içeren becerileri kullanma eğilimi artmaktadır. Bağımlılık şiddeti yüksek ve orta olanlar ile bağımlılık şiddeti düşük olanların kişilerarası problem çözme becerileri alt boyut puanları anlamlı derecede farklılaşmakta ve bağımlılık şiddet düzeyi yüksek olanların, bağımlılık şiddeti düşük düzeyde olanlara göre ısrarcı-sebatkâr ve yapıcı problem çözme beceri algıları yüksek bulunmuştur. Araştırma sonuçları alan yazında yer alan araştırmalar ışığında yorumlanmış ve tartışılmıştır. Araştırma bulgularına dayalı olarak uygulamacılara ve araştırmacılara önerilerde bulunulmuştur. Anahtar kelimeler: Madde bağımlılığı, bağımlılık şiddeti, kişilerarası problem çözme
Kişiler arası ilişkilerde duygu düzenleme psikoeğitim programının genç yetişkinlerin kişiler arası ilişki boyutlarına ve duygu düzenleme beceri düzeylerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Kişiler Arası İlişkilerde Duygu Düzenleme (KİDD) Psikoeğitim Programının genç yetişkinlerin duygu düzenleme becerileri ve kişiler arası ilişki boyutları üzerindeki etkisini incelemektir. Bu araştırmada karma araştırma yöntemlerinden çok aşamalı desen kullanılmıştır. Araştırmanın birinci aşamasında, genç yetişkin bireylerin kişiler arası ilişkilerinde sıklıkla yaşadıkları duygular, duygu düzenleme tarzları, duygu düzenlemenin/düzenleyememenin etki ve sonuçları, duygu düzenleme konusundaki ihtiyaçları nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi kullanılarak incelenmiştir. Doküman analizi çalışmasından elde edilen bulgular, alan yazındaki ilgili yaklaşımlar ve araştırma bulgularından hareketle genç yetişkin bireylere yönelik psikoeğitim programı geliştirilmiştir. Psikoeğitim programı, araştırmacı tarafından farklı yaklaşım ve modeller eklektik ve sistematik bir şekilde bir araya getirilerek geliştirilmiştir. İkinci aşamada, psikoeğitim programının genç yetişkinlerin duygu düzenleme becerileri ve kişiler arası ilişki boyutları üzerindeki etkisini incelemek için nicel araştırma desenlerinden ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılmıştır. Üçüncü aşamada, psikoeğitim programının genç yetişkin bireyler üzerindeki uzun dönemli etkileri nitel araştırma yöntemlerinden odak grup görüşmesi yoluyla belirlenmiştir. Birinci aşamada gerçekleştirilen nitel araştırmada kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemi kullanılmış ve araştırmaya 58 kadın (%81,69) ve 13 erkek (%18,31) olmak üzere toplam 71 genç yetişkin katılmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında yapılan nitel araştırmada, çevrimiçi kişiler arası ilişkilerde duygu düzenlemeye ilişkin ihtiyaçları belirleme formu kullanılmıştır. İkinci aşamada yapılan nicel araştırmanın çalışma grubunu belirlemede kriter örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Bu çalışma, deney grubunda 8 ve kontrol grubunda 12 olmak üzere toplam 20 genç yetişkin ile gerçekleştirilmiştir. İkinci aşamada gerçekleştirilen nicel araştırmada veriler Duygu Düzenleme Ölçeği (DDÖ), Kişiler arası İlişki Boyutları Ölçeği (KİBÖ) ve Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği (DDBÖ) ile toplanmıştır. Üçüncü aşamadaki odak grup görüşmesi, psikoeğitim programı uygulamasını tamamlayan deney grubundaki 7 katılımcıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın son aşamasında ise odak grup görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmanın birinci ve üçüncü aşamasında gerçekleştirilen nitel araştırmalarda elde edilen nitel veriler, içerik analizi yoluyla analiz edilmiştir. İkinci aşamadaki nicel araştırmanın hipotezlerinin test edilmesinde parametrik olmayan testlerden Fridman testi, Wilcoxon İşaretli Sıralar testi ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırmanın birinci aşamasındaki doküman analizinden elde edilen bulgular; kişiler arası ilişkilerde yaşanan duygular, duygu düzenleme tarzları, duygu düzenlemenin etki ve sonuçları ve ihtiyaçlar olmak üzere dört kategori altında toplanmıştır. İkinci aşamada yapılan nicel araştırma sonucunda; psikoeğitim programının katılımcıların bilişsel yeniden değerlendirme stratejisini kullanma, kişiler arası ilişkilerdeki empati ve duygu farkındalığı, duygu düzenleme becerileri düzeyini artırmada, bastırma stratejisi kullanma düzeyini azaltmada etkili olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte, psikoeğitim programının katılımcıların kişiler arası ilişkilerdeki onaybağımlılık düzeyini azaltmada ve başkalarına güven düzeyini artırmada etkili olmadığı saptanmıştır. Çalışmanın üçüncü aşamasında gerçekleştirilen odak grup görüşmesi sonucunda, psikoeğitim programının duygu düzenleme, kişiler arası ilişkiler ve benlik üzerinde uzun dönemli etkilerinin olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Kişiler arası ilişkiler, duygu düzenleme, genç yetişkin, psikoeğitim programı, karma yöntemi araştırması.
Sosyal kaygılı ergenlerin kişilerarası ilişki yapılarının okul bağlamında incelenmesi
Bu araştırmada sosyal kaygı açısından duyarlı dönem olarak kabul edilen ergenlik döneminde bireylerin kişiler arası ilişki yapılarının okul bağlamında incelenmesi amaçlanmıştır. Ergenlik dönemi (biyo-psiko-sosyal gelişim ve kimlik gelişimi) açısından bütüncül bir bakış açısı ile yürütülen bu araştırma sosyal kaygılı ergen bireylerin kendilerine, okuldaki önemli diğerlerine ve sosyal rollerine ilişkin bilişsel yapılandırma süreçleri hakkında bilgi sunmayı hedeflemektedir. Bu araştırmanın çalışma grubu, resmi ortaöğretim kurumlarında 11. ve 12. sınıfa devam eden öğrencilere (n=653) uygulanan Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeğinden alınan en yüksek (N=10) ve en düşük (N=10) puanlara göre oluşturulan iki gruba atanan katılımcılardan oluşmaktadır. Buna ek olarak düşük düzeyde sosyal kaygılı öğrencilere uygulanan Kısa Semptom Envanterinden elde edilen sonuçlarla iki grup arasında sağlıklı bir karşılaştırılma yapılması olanaklı hale getirilmiştir. Nicel çoklu vaka deseni olarak tasarlanan bu araştırmada, Repertuar Ağı Tekniğinden (Kelly, 1955; 1991) yararlanılarak çalışma grubundaki öğrencilerin kendilerine, okuldaki önemli diğerlerine ve okuldaki rollerine ve genel olarak okula ilişkin bilişsel yapılarına ilişkin nitel veriler elde edilmiş ve bu nitel veriler IDIOGRID analiz programı ile çözümlenmiş; buna bağlı olarak yüksek düzeyde sosyal kaygılı katılımcıların benlik saygısı, Benlik Karmaşıklığı ve benlik entegrasyonları açısından nasıl farklılaştığı düşük düzeyde sosyal kaygılı ergen olgularla karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular, karşılaştırma grubunun aksine çalışma grubunun tamamının sağlıksız benlik entrgrasyonlarına (sosyal yabancılaşma) sahip olduğunu, ayrıca alanyazında yer alan çalışma bulgularının aksine sosyal kaygı ile benlik saygısı ve benlik karmaşıklığı arasında zorunlu bir ilişki olmayabileceğini göstermiştir. Yine bulgular, karşılaştırma çalışma grubunun aksine çalışma grubunun okulla ilişkili yaşantıları bağlamında olumsuz içerikli bilişsel temsillere sahip olduğuna ve olumlu benlik kabulüne sahip olmadıklarına işaret etmiştir. Anahtar Sözcükler: Sosyal Kaygı, Ergenlik Dönemi, Kişisel Yapılar Kuramı, Benlik Entegrasyonu
Öğretmenlerin erken dönem uyumsuz şemalarının, kişilerarası ilişki tarzları ve yalnızlıkları arasındaki ilişkilerinin incelenmesi
Bu araştırmada, Gaziantep ili Şehitkamil ve Şahinbey'de bulunan random yöntemiyle belirlenmiş 15 ilkokulda halihazırda görev yapmakta olan sınıf öğretmenlerinin erken dönem uyumsuz şemalarının, kişilerarası ilişki tarzları ve yalnızlıkları arasındaki ilişkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmadaki çalışma grubunu 2018 - 2019 eğitim ve öğretim yılında belirlenen ilkokullarda görev yapmakta olan 427 sınıf öğretmeni oluşturmaktadır. Katılımcıların 234 kişisini Şehitkamil, 191 kişisini Şahinbey ilçesinde bulunan sınıf öğretmenleri oluşturmaktadır. Katılımcıların kişisel bilgilerine erişmek için ''Kişisel Bilgi Formu'', erken dönem uyumsuz şemalarının ölçülebilmesi için ''Young Şema Ölçeği-Kısa Form 3 (YŞÖ-KF3)'', yalnızlık düzeyinin ölçülmesi için ''UCLA Yalnızlık Ölçeği'', kişilerarası ilişki tarzlarını ölçebilmek için ''Kişilerarası Tarz Ölçeği (KTÖ)'' kullanılmıştır. Verilerin analizinde 't Testi' , 'Tek Yönlü ANOVA' ve 'Pearson Korelasyon Katsayısı' yöntemlerinden yararlanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, erken dönem uyumsuz şemalar ile kişilerarası ilişki tarzları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Erken dönem uyumsuz şemalar ile yalnızlık düzeyleri arasındaki ilişki incelendiğinde pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Kişilerarası ilişki tarzları ile yalnızlık düzeyleri arasındaki ilişkiye bakıldığında da pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Elde edilen bulgulardan hareketle; sınıf öğretmenlerinin uyumsuz şemalarının şiddeti arttıkça kişilerarası ilişki tarzları ve yalnızlık düzeyleri de artmaktadır, denilebilir. Araştırmanın sonucunda elde edilen bulgulardan hareketle okul psikolojik danışmanlarının okul idaresi, öğretmenler, öğrenciler, veliler ve okul çevresi ile iş birliği içerisinde gerçekleştirebileceği eğitim ve etkinlikler sağlıklı çocukluk dönemi ve uyumlu ilişki tarzları ile bunun sonucu olarak yalnızlık düzeyinin azalması açısından önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Yalnızlık, Kişilerarası İlişki Tarzları, Öğretmen
Üniversite öğrencilerinin kişilerarası ilişki tarzları ve çatışma çözme eğilimleri arasındaki ilişkide affetmenin aracı rolü
Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinin kişilerarası ilişki tarzları ile çatışma çözme eğilimi arasındaki ilişkide kendini , başkalarını ve durumu affetmenin aracı rolünü incelemektedir.Araştırmanın çalışma grubunu Gaziantep Üniversitesinde lisans düzeyinde çeşitli bölümlerde öğrenim görmekte olan 409 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada, veri toplama aracı olarak "Çatışma Çözme Eğilimi Ölçeği", "Heartland Affetme Ölçeği", "Kişilerarası İlişki Tarzları Ölçeği" ve araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Verilerin analizinde yapısal eşitlik modellemesi (YEM) uygulanmıştır.Araştırmada yapılan analizler besleyici ilişki tarzı ile çatışma çözme eğilimi arasındaki ilişkinin pozitif yönde anlamlı olduğu görülmüştür.Çatışma çözme eğilimi ile kendini affetme, başkalarını affetme ve durumu affetme arasında pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur.Kendini affetme, başkalarını affetme ve durumu affetmenin besleyici ilişki tarzı ile anlamlı pozitif yönde olduğu bulunmuştur.Zehirleyici ilişki tarzının çatışma çözme ve affetme ile ilişkisi negatif yönde ve anlamlı olduğu belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre kişilerarası ilişki tarzları ile çatışma çözme eğilimi arasındaki ilişkide affetmenin aracı rolünün incelendiği modelde ise, durumu affetmenin aracılık etkisinin olmadığı; besleyici ilişki tarzı ile çatışma çözme eğilimi arasındaki ilişkide kendini affetme ve başkalarını affetmenin; zehirleyici ilişki tarzı ile çatışma çözme eğilimi arasındaki ilişkide kendini affetmenin kısmi aracı etkisi olduğu bulunmuştur. Bu araştırmanın sonuçlarından besleyici ilişki tarzına sahip yani olumlu ilişkiler kurma ve ilişkileri sürdürme yönünde eğilimi olan bireylerin kendisini inciten kişiyi ya da kendilerini affederek ilişkisinde çatışmaları çözme eğilimi sergileyebilecekleri ve böylece ilişkisini sağlıklı bir şekilde devam etmesini sağlayabilecekleri belirlenmiştir.Bu araştırma bireyin kişilerarası ilişkilerde karşılaştığı olumsuz durumlarla baş etmesinde ve kişilerarası ilişkilerini düzenlemesinde affetme önemli bir kavram olarak karşımıza çıktığı söylenebilir.
Arkadaşlığın sosyolojisi: Değişen arkadaşlık ilişkileri üzerine bir araştırma (Mardin örneği)
Çalışma, arkadaşlık ilişkilerini ve arkadaşlık ilişkilerinde yaşanan değişimleri ilişkisel nedenleriyle anlamayı ve açıklamayı amaçlamaktadır. Arkadaşlık, seçili bir kişiler arası ilişki türüdür. İnsanlar arkadaşlarını kendi iradeleri ile seçtikleri gibi tecrübe ettikleri ilişkileri/eylemleri de kendi iradeleri ile gerçekleştirir. Diğer yandan arkadaşlık ilişkilerinde yaşanan değişimler modernleşme, bireyselleşme, teknoloji gibi bazı nedenlere dayandırılabilir. Çalışma, nitel araştırma yönteminin fenomenolojik yaklaşımı benimsenerek gerçekleştirildi. Maksimum çeşitlilik örneklem tekniğine göre seçilen 40 kişi ile yarı yapılandırılmış görüşme formu ile derinlemesine görüşme yapıldı. Görüşmecilerin sosyo-demografik ve sosyo-ekonomik özellikleri tasnif edilerek arkadaşlıkların kurulması, sürdürülmesi ve sona erdirilmesi ile ilgili deneyimleri ortaya konuldu. Bu deneyimler üzerinden arkadaşlığın ekonomik, siyasi, dini, toplumsal ve psikolojik boyutları ele alındı. Görüşmeler neticesinde arkadaşlık ilişkilerinde bir değişim ve dönüşüm yaşandığı sonucuna varıldı. Modernleşmenin, bireyselleşmenin ve teknolojik gelişmelerin arkadaşlık ilişkilerini etkilediği, arkadaşlığın geçmişe kıyasla değiştiği, değişimin samimiyet yerine yüzeysellik, fedakârlık yerine bencillik yönünde olduğu anlaşılmıştır.
Bağlanma stilleri, ilişkilere ilişkin bilişsel çarpıtmalar, kişilerarası ilişki tarzlarıve kişilik özelliklerinin evlilik uyumunu yordamadaki rolünün incelenmesi
Evlilik uyumu ile ilgili yapılan araştırmaların büyük bir kısmı evlilik uyumunun yordanabilirliğini belirlemek amacıyla yapılmaktadır. Bireylerin evlilik uyumu düzeylerini yordayan bir çok değişken vardır. Bu araştırma da amaç bağlanma stilleri, ilişkilere ilişkin bilişsel çarpıtmalar, kişilerarası ilişki tarzları ve kişilik özelliklerinin evlilik uyumunu yordama düzeylerinin incelenmesidir. Çalışmada ayrıca yaş, cinsiyet, evlenme yaşı, evlenme şekli, eş ile yaş farkı, evlilik süresi, eğitim düzeyi, çocuk sayısı, kadının çalışma durumu, boşanmayı düşünmüş olup olmama durumu gibi demografik değişkenlerle evlilik uyumu arasındaki ilişkiler de araştırılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu en az bir yıllık evli ve eşiyle birlikte yaşayan 423 (Kadın =220, Erkek=203) bireyden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Evlilik Uyumu Ölçeği, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri, İlişkilerle İlgili Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği, Eysenck Kişilik Anketi ve Kişilerarası Tarz Ölçeği kullanılmıştır. Veri analizlerinde Pearson ve Spearman Korelasyon Katsayısı, Çoklu Doğrusal Regresyon, Bağımsız t Testi, Kruskal Wallis, Mann Whitney U ve ANOVA tekniklerinden yararlanılmıştır. Elde edilen bulgular nörotisizm, kaçınma ve boşanmayı düşünmüş olup olmama durumunun evlilik uyumunu yordadığı, dışadönüklük ve psikotiklik, kaygı, kişilerarası ilişki tarzları ve ilişkilere ilişkin bilişsel çarpıtmaların ise evlilik uyumunu yordamadığını göstermektedir. Dörtlü bağlanma modeline göre de evlilik uyumu farklılaşmaktadır. Güvenli ve saplantılı bağlanma stiline sahip bireylerin evlilik uyumu puan ortalamaları korkulu ve kayıtsız bağlanma stiline sahip bireylerden daha yüksektir. Evlilik uyumu yaş, evlenme şekli, çocuk sayısı, eğitim düzeyi ve evlilik süresi gibi demografik değişkenlere göre de farklılaşmaktadır. Cinsiyet, evlenme yaşı, kadının çalışma durumu ve eşler arasındaki yaş farkı değişkenlerinin ise anlamlı bir fark oluşturmadığı belirlenmemiştir. Araştırma bulguları literatür ışığında tartışılmıştır.
The relationship between teachers' stress levels and social-emotional competence levels in EFL context
This study aimed to examine the teachers' stress levels, social-emotional competence levels, and relationships. The participants of this study were 135 English Language Teachers who work in state or private schools in Mersin. The presented data was acquired from the "Teacher Stress Inventory" and "The Social-Emotional Competence Teacher Rating Scale". Besides the instruments, the demographic characteristics of the participants were gathered to analyse their effects on their stress levels and SEC levels. As the data was collected, it was analysed by using SPSS. The finding indicated that teachers' stress levels ranged between "Mild to Moderate" while SEC levels revealed that it was between "Moderate to High". Following that, the correlation analysis revealed that there was no significant relationship between teachers' overall stress levels and SEC levels; however, regarding the sub-factors, there were several significant relationships. Consequently, for the benefit of both teachers and their students, it is crucial to continue exploring personality characteristics that may reduce stress and increase SEC levels of teachers. The study's conclusions are meant to draw attention to and reevaluate working conditions while also highlighting the value of SEC and SEL.
Bireylerde varoluşsal kaygı düzeyi ve kişilerarası ilişkiler boyutu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı bireylerde varoluşsal kaygı düzeyi ve kişiler arası ilişki boyutları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmada varoluşsal kaygı ölçeği ve kişiler arası ilişki boyutları ölçeği kullanılmıştır. Kullanılan her iki ölçek de güvenilirlik ve geçerlilik çalışmaları tamamlanmış ölçeklerdir. Araştırmaya 491 yetişkin katılmıştır. Katılımcıların 299'u kadın, 192'si erkektir. Veriler değerlendirilirken SPSS Windows 25 programı kullanılmıştır. Korelasyon ve regresyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Demografik bilgilerle de desteklenen bulgularla ana hipotez ve alt hipotezler detaylı bir biçimde ele alınmaya çalışılmıştır. Kavramsal çerçeve kaygıyı nevrotik boyutuyla ele alan analitik temel ile başlayarak tarihsel süreç içinde varoluşçu psikoterapilerde kullanıldığı biçim ve içeriğiyle kaygının anlamsal yolculuğunu aktarmaya çalışmıştır. Kaygının farklı dönemlerde, teorisyenler tarafından nasıl ele alındığına dair bir arka plan oluşturmayı sağlamaya çalışırken, terapötik ilişkinin insani boyutunun da dönemlere göre nasıl şekillendiğini yansıtmak amaçlanmıştır. Araştırma bulgularının kavramsal arka plan ve iyileşme süreçlerine yansıyan boyutuyla terapötik ilişkiden temellendirilerek değerlendirilmesinin daha bütünsel bir sonuç elde edilmesine katkı sağlayacağı öngörülmüştür. Pandemi koşulları sebebiyle tüm ölçekler ve demografik veri formu katılımcılara internet üzerinden iletilmiştir. Araştırmaya dahil edilen her bir katılımcı yollanan formu ve ölçekleri eksiksiz doldurmuştur. Eksik doldurulan formlar araştırmaya dahil edilmemiştir. Tüm yanıtlar anonimdir, kişisel bilgiler işlenmemiş, yanıtlarla formu dolduran kişilerin bilgileri eşleştirilemeyecek şekilde ancak gerçek kişiler tarafından yanıtlandığı bilinebilecek bir yöntemle elde edilmiştir. Ölçekler tek bir soru formu halinde iletilmiş ve daha sonra veriler bulgular incelenirken her bir katılımcı için ayrı ayrı işlenmiştir.
Majör Depresif Bozukluk tanılı bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar ile depresyon düzeyi arasındaki ilişkide kişiler arası ilişki tarzlarının aracı rolü
Bu çalışmanın amacı majör depresif bozukluk tanılı bireylerin depresyon düzeyleri ile erken dönem uyumsuz şemalar arasındaki ilişkide kişiler arası ilişki tarzlarının aracı rolünün incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesine başvuran ve DSM-V ölçütlerine göre majör depresyon tanısı almış 87 kadın (%77,7), 25 erkek (%22,3) katılımcıdan oluşmaktır. Araştırmanın modeli, değişkenler arasındaki ilişkilerin aracılık analizi ile incelenmesini amaçlayan ilişkisel modelde tasarlanmıştır. Veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği, Young Şema Ölçeği- Kısa Form 3 ve Kişiler Arası Tarz Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde, betimsel istatistik yöntemleri, bağımsız örneklemler t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon analizi ve Paralel Çoklu Aracı Değişken analizi yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, majör depresyon düzeyinin yaş ile pozitif yönde ilişkili, eğitim durumu ile negatif yönde ilişkili olduğu belirlenmiştir. Cinsiyete göre değerlendirildiğinde, zedelenmiş otonomi ve diğeri yönelimlilik boyutlarında kadınların daha yüksek ortalamaya sahip olduğu ve erkeklerin daha yüksek oranda baskın tarz kullandığı görülmüştür. Bununla birlikte, zedelenmiş otonomi boyutunda aile öyküsünde psikiyatrik bir bozukluk bulunmayanların, diğeri yönelimlilik şema boyutunda ise aile öyküsünde psikiyatrik bozukluğu olanların daha yüksek puan aldığı belirlenmiştir. Alınan tedavi biçimine göre incelendiğinde, zedelenmiş otonomi, diğeri yönelimlilik ve yüksek standartlar boyutlarında yalnızca medikal tedavi alanların, zedelenmiş sınırlar boyutunda ise medikal tedavi ile birlikte psikoterapi alanların daha yüksek puan ortalamasına sahip olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte, baskın tarzda medikal tedavi ile birlikte psikoterapi alanların, duygudan kaçınan/duyarsız tarz boyutunda ise henüz herhangi bir tedavi almayanların daha yüksek puan ortalamalarına sahip olduğu belirlenmiştir. Majör depresyon düzeyi, şema alanları ve kişiler arası ilişki tarzları arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunduğu görülmüştür. Aracı değişken analizi sonucunda, erken dönem uyumsuz şemalar ile majör depresyon düzeyi arasındaki ilişkide kaçınan tarzın ve duygudan kaçınan/duyarsız tarzın aracı rolünün olduğu görülmüştür. Elde edilen sonuçlar ilgili alanyazın ışığında tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Majör Depresyon, Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Kişiler Arası Tarzlar
Ebeveynlerinin bağlanma tarzları ile ergenlerdeki kişilerarası problem çözme ve anksiyete düzeyleri arasındaki ilişki
Toplum içindeki en küçük yapı taşı olan ailenin sağlıklı ve sürdürülebilir olması, toplumun da sağlıklı olmasının yolunu açar. Problemli aile, problemi toplum demektir. Yapısı bozulmuş, fonksiyonu azalmış ya da yetersiz kalmış aile sistemleri içinde hem anne-baba olan yetişkinler hem de ergenler, bu bozuk yapıdan farklı yönlerde etkilenir. Ruh sağlığını bozucu bu yapının sonucunda aile bütünlüğünün de devamından söz etmek mümkün değildir. Bu düşüncelerden hareketle bu çalışmamda, ebeveynlerin bağlanma tarzları ile ergenlerin kişilerarası problem çözme ve anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkilerin belirlenmesi amaçlanmıştır. İzmir ilinde yaşayan, evli ve 14-19 yaş arası ergenlik döneminde çocuğu olan (401) anne-babanın ve ergenin, toplamda 1203 kişinin katılımı ile veriler toplanmıştır. Araştırmada anne-baba ve ergen demografik form ve bazı değişkenler ile birlikte Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri (YİYE II), Evlilik Uyum Ölçeği (EUÖ), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Kişilerarası İlişkilerde Problem Çözme Envanteri (KPÇE) gönüllülük esasına dayanarak dağıtılmıştır. Anne-baba ve ergenlere formlar doldurulmadan önce araştırma ile ilgili ayrıntılı bilgi verilmiş, yapılan araştırmadan elde edilen verilerin yalnızca bu araştırma için kullanılacağı, kişisel bilgilerin başkaları ile paylaşılmayacağı açıklanmıştır. Formlar toplanmış ve daha sonra ileri istatistik analizleri için SPSS 24 istatistik paket programı kullanılarak bilgisayar ortamında kodlanmıştır ve sonuçlar %95 güven aralığında ve p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Sonuçta; ana-baba bağlanma tarzları, babanın kronik hastalığı, annenin eğitim düzeyi ile ergenin, kişilerarası ilişkilerde problem çözme becerileri ve anksiyete düzeyi arasında ilişki bulunmuştur.
Bireysel ve toplumsal bir durum olarak Türkiye'de önyargı ve ayrımcılık
Psiko-sosyal bir durum olan ve bireylerarası ilişkilerde belirleyici niteliğe sahip bulunan önyargı ve ayrımcılık bu tezin konusunu oluşturdu. Günlük hayatımızda, bireysel ve toplumsal durumlarda her an karşımıza çıkabilen cinsiyet, yaş, ırk, din, bedensel görünüm gibi faktörleri referans alan ayrımcılıklar çoğu zaman adeta kanıksandığı için bir sorun olarak da görülmeyebilmektedir. Hâlbuki önyargılar ve önyargıların tutum ve davranışlara yansıyan boyutunu teşkil eden ayrımcılıklar kişilerarası ilişkileri sorunlu hale getirdiği gibi, toplumsal uyumu da tehdit eder niteliğe kavuşabilmektedir. Dolayısıyla önyargı ve ayrımcılık konusu gündemde olan ve olacak bir konu olarak hep önem ifade etmektedir. Bu tez ile önyargının ne olduğu ve nasıl oluştuğu, tutum ve davranışlara nasıl dönüştüğü incelendiği gibi, ön yargının tutum ve davranışlara dönüşmesi biçiminde anlam kazanan boyutunu oluşturan ayrımcılığın da bireysel ve toplumsal hayatta ne biçimlerde açığa çıktığı ele alınıp ayrıntılı şekilde incelendi. Araştırma, konu bağlamında yapılmış bilimsel/akademik araştırmaların bulguları üzerinde gerçekleştirildi; tartışmalar bu araştırmaların bulguları üzerinden gerçekleştirildi. Anahtar Kelimeler: Önyargı, Ayrımcılık
Yetişkin bireylerde kişilerarası ilişkiler ile ilgili bilişsel çarpıtmalar ve ebeveynleşme olgusu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada; yetişkin bireylerde, kişilerarası ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar ve ebeveynleşme olgusu arasındaki ilişki ve bu değişkenlerin demografik özelliklere göre farklılaşmaları incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini kardeşe sahip 515 yetişkin birey oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla; Demografik Bilgi Formu, İlişkilerle İlgili Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği ve Ebeveynleşme Envanteri kullanılmış olup, araştırma modeli olarak ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Katılımcılardan elde edilen veriler SPSS 21.0 istatistik programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde Bağımsız Örneklem T-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları incelendiğinde, ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar ve ebeveynleşme arasında orta düzey, pozitif yönlü korelasyon olduğu görülmüştür. Değişkenlerin demografik özelliklere göre farklılaşmaları incelenmiştir. Elde edilen bulgular literatür çerçevesinde tartışılmış ve çeşitli öneriler sunulmuştur.
Okul öncesi eğitim ortamlarında çocuklar arası etkileşimde öğretmen rolü
Bu çalışmanın amacı, erken çocukluk döneminde çocuklar arası etkileşimde öğretmenin rolünün incelenmesidir. Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması deseni ile şekillendirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, 2018-2019 eğitim-öğretim yılında Ankara ili merkezinde bulunan bağımsız bir anaokulunda görev yapan, kolay ulaşılabilir durum örneklemesiyle belirlenen ve gönüllü olan beş okul öncesi öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, nitel çalışmaların veri toplama tekniklerinden gözlem ve yarı-yapılandırılmış görüşme soruları ile elde edilmiştir. Araştırma verilerinin analizleri doğrultusunda bulgular, öğretmenlerin sınıf içi etkileşime yönelik algıları, öğretmenlerin çocuklar arasındaki etkileşime yönelik algı ve uygulamaları, öğretmen-çocuk etkileşimleri temaları ve öğrenme merkezlerinde oyun zamanı sırasında öğretmen-çocuk etkileşimleri alt teması şeklinde tanımlanmıştır.
The role of regulatory focus in interpersonal trust
This study examined the influence of regulatory focus on interpersonal trust among strangers. An experimental design was used to test cause and effect relationship between individuals' regulatory foci and their trusting behavior in a subsequent and unrelated domain considering the potential influence of regulatory closure. According to the results, people with a promotion focus (those who were exposed to nurturance need activation) showed higher trusting behavior in an independent domain (trust game) than did individuals with a prevention focus (those who were exposed to security need activation). The other finding is that people whose security needs were satisfied in a completely unrelated domain trusted strangers more than did individuals whose security needs were activated but not satisfied. Findings of the present thesis make an important contribution to the literature by identifying the role of self-regulatory focus, psychological safety and regulatory closure in interpersonal trust in a causal design. Different from the previous studies which have predominantly used less malleable factors to explain trusting behavior among strangers, this study employed a situational variable which allows opportunity for manipulation and adaptation. Taking into consideration the fact that trust among strangers in Turkey is quite low and requires immediate action; in light of the findings of this study, priming individuals with a promotion focus or satisfying salient security and safety needs in a domain unrelated to social interactions could be used to develop policies for improvement of trust in Turkey. Keywords: Regulatory focus, trust, regulatory closure, need satisfaction,activation
DSM-5'e göre kişilik bozukluğu tanısı alan hastaların kişilerarası işlevsellikte yetersizlik düzeyleri
Bu araştırmada DSM-5'e göre kişilik bozukluğu tanısı alan hastaların kişiler arası işlevsellikteki yetersizliklerinin değerlendirilmesi amacıyla empati becerilerinin ve samimiyet düzeylerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Böylece DSM-5'te araştırılması gereken alanlar içinde yer alan "Kişilik Bozuklukları İçin Alternatif DSM-V Modeli" kapsamındaki A tanı kriterlerinin kişiler arası boyutunun Türkiye örneklemindeki işlerliği test edilmiştir. Çalışmada ADÜ Psikiyatri Anabilim Dalı'nda kişilik bozuklukları tanısı alan ve almayan toplam 118 kişilik bir örneklem grubu oluşturulmuştur. 50'si erkek, 68'i kadın olan katılımcıların yaş ortalamaları 34.86 ( 1.09)'dır. Veri toplama araçları olarak Demografik Bilgi Formu, Empatik Eğilim Ölçeği, Empatik Beceri Ölçeği B Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II, MMPI L, F, K Geçerlik Ölçekleri soru formları, SCID-II ve DSM-V Kişilik İşlevselliği Klinik Değerlendirme Formu uygulanmıştır. Bulgulara bakıldığında, DSM-V alternatif modele göre kişilik bozukluğu tanısı alan 53 kişi ile, kişilik bozukluğu tanısı almayan 65 kişi arasında, empati ve samimiyet düzeyleri bakımından anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Tanı alan grubun kişilerarası işlevsellikte yetersizlik düzeyleri tanı almayan gruba göre daha yüksektir. Kişilerarası işlevselliğin değerlendirilmesinde ön bilgi sağlaması bakımından EEÖ ve YİYE II ölçeklerinin kullanışlı olduğu görülmüştür. Ek olarak, Kişilik İşlevselliği Klinik Değerlendirme Ölçeği'nin kişilik bozukluğu ve kişilik işlevselliğinin değerlendirilmesinde geçerli bir araç olduğu bulunmuştur. Sonuçlar ilgili alanyazın ışığında tartışılmış; araştırmanın güçlü yanları ve sınırlılıkları ele alınmış; gelecek araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar kelimeler: Empati, Kişilerarası İşlevsellik, Kişilik Bozukluğu, Samimiyet
Duygusal zekâ becerileri geliştirme eğitiminin hemşirelik öğrencilerinin kişilerarası ilişkilerine etkisi
Hemşirelik mesleğinde, hastaya bakım verme, hasta ve hasta yakınları ile olan kişilerarası ilişkilerinde duygusal zekânın önemli bir yeri vardır. Araştırmanın amacı; geleceğin sağlık profesyonelleri olacak hemşirelik öğrencilerinin duygusal zekâ becerilerini geliştirme eğitimi ile öğrencilerin duygusal zekâ düzeylerinin, kişilerarası ilişkilerine olan etkisini incelemektir. Araştırmanın tipi yarı deneyseldir. Öntest-sontest kontrol gruplu model kullanılarak yapılan randomize kontrollü bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini hemşirelik bölümünde öğrenim gören 252 hemşirelik 1. sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırma örneklemini deney grubunda 36, kontrol grubunda 36 olmak üzere toplam 72 öğrenci oluşturmaktadır. Deney grubu öğrencilerine, Duygusal Zekâ Becerileri Geliştirme Eğitimi verilmiştir. Çalışmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu, Bar-On Duygusal Zekâ Ölçeği ve Kişilerarası İlişki Tarzları Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Çalışmanın verileri, Ki-Kare testi, İlişkili Örneklemler t-Testi, İlişkisiz Örneklem t-Testi ile değerlendirilmiştir. Duygusal zekâ becerileri geliştirme eğitimi sonrasında, deney ve kontrol grubu öğrencilerinin, duygusal zekâ puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Deney grubu öğrencilerinin eğitim sonrası kişilerarası ilişki tarzı puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Duygusal zekâ becerileri geliştirme eğitiminin, hemşirelik öğrencilerinin duygusal zekâlarının ve kişilerarası ilişkilerinin gelişimine katkısı olduğu saplanmıştır.Duygusal zekâ becerileri geliştirme eğitiminin, hemşirelik öğrencilerinin kişilerarası ilişkilerine katkı sağlaması için yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Duygusal Zekâ, Duygusal Zekâ Becerileri Geliştirme Eğitimi, Hemşirelik, Hemşirelik Öğrencileri
Üniversite öğrencilerinde kadercilik eğilimi ile kişilerarası yeterliğin incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı üniversite öğrencilerinin kadercilik eğilimi ile kişiler arası yeterlikleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın çalışma grubunu Sakarya Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde öğrenim gören 653 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, Kadercilik Eğilimi Ölçeği ve Kişiler Arası Yeterlik Ölçeği Yetişkin Formu kullanılmıştır. Araştırma modeli olarak ilişkisel tarama yöntemi seçilmiştir. Veriler sosyal bilimler için uygun olan veri analiz programı ve istatiksel tekniklerle analiz edilmiştir. Verilerin normal dağılıma sahip olup olmadığını saptamak için Shapiro-Wilks ve Kolmogorov-Smirnov normallik testleri kullanılmıştır. Normal dağılım gösteren veriler için Tek Yönlü ANOVA testi, normal dağılmadığı belirlenen veriler için parametrik olmayan Mann Whitney U Testi, Kruskal Wallis Testi, Spearman Sıra Farkları Korelasyonu (R) Testleri uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda, üniversite öğrencilerinin kadercilik eğilimleri ölçeğinin kişisel kontrol alt boyutu ile kişiler arası yeterlik ölçeğinin gücünü ortaya koyma ve duygusal destek sağlama alt boyutları ve kişiler arası yeterlik ölçeği toplam puanları arasında negatif yönlü orta düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Kadercilik eğilimi ve alt boyutları ile cinsiyet, sınıf düzeyi, öğrenim görülen bölüm ve tercih edilen müzik türü arasında anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Kadercilik eğilimi ve alt boyutları ile yetişilen aile türü arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Elde edilen bulgular alan yazını çerçevesinde tartışılmıştır. Araştırma sonuçları ve gelecek araştırmalar için öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Kadercilik, Kadercilik eğilimi, Kişiler arası ilişki, Kişiler arası yeterlik.
Evli bireylerde psikolojik sağlamlık ile öz anlayış ve kişilerarası ilişkilerde bağlanma stilleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada psikolojik sağlamlık ile öz anlayış ve kişilerarası ilişkilerde bağlanma stilleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada ayrıca çocuk sayısı ile psikolojik sağlamlık arasında ilişki olup olmadığı ve psikolojik sağlamlığın cinsiyet, çalışma durumu, eşin çalışma durumu yaş, evlilik süresi ve öğrenim durumuna göre farklılaşıp farklılaşmadığı da incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubu, yaşı 18 ve üzeri olan 574 kadın (% 55.9) ve 452 erkek (% 44.1) olmak üzere toplam 1026 evli bireyden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri; "Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği", "Öz Anlayış Ölçeği", "Kişilerarası İlişkilerde Bağlanma Stilleri Ölçeği" ve araştırmacı tarafından oluşturulan "Kişisel Bilgi Formu" ile toplanmıştır. Araştırmada psikolojik sağlamlık ile öz anlayış, kişilerarası ilişkilerde bağlanma stilleri (güvenli, kaygılı, kaçınmacı) ve çocuk sayısı arasındaki ilişkiler korelasyon ve regresyon analizi ile incelenmiştir. Ayrıca, cinsiyet, çalışma durumu, eşin çalışma durumu, yaş, evlilik süresi ve öğrenim durumuna göre psikolojik sağlamlık düzeyinin önemli bir biçimde farklılaşıp farklılaşmadığı bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ile incelenmiştir. Korelasyon analizi sonucunda, psikolojik sağlamlık ile öz anlayış, güvenli bağlanma, kaygılı bağlanma, kaçınmacı bağlanma ve çocuk sayısı arasında anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir. Regresyon analizi sonucunda ise, evli bireylerin psikolojik sağlamlık düzeylerini öz anlayış, güvenli bağlanma ve kaygılı bağlanma değişkenlerinin istatistiksel açıdan anlamda düzeyde yordadığı; kaçınmacı bağlanma değişkeninin yordamadığı belirlenmiştir. Ayrıca, araştırmada evli bireylerin psikolojik sağlamlık düzeylerinin cinsiyet, çalışma durumu, eşin çalışma durumu, yaş ve öğrenim durumuna göre istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde farklılaştığı; evlilik süresine göre anlamlı bir farklılaşma olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular, ilgili alanyazın bağlamında tartışılmıştır.
Ergenlerin öznel iyi oluş düzeyleri ile kişilerarası ilişki tarzları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırmanın temel amacı, ergenlerin öznel iyi oluş düzeyleri ile kişilerarası ilişki tarzları arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Bu ana amacın yanında, öznel iyi oluş düzeylerinin; cinsiyet, sınıf düzeyi, algılanan gelir düzeyi ve algılanan anne-baba tutumu gibi kişisel ve demografik değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada ilişkisel ve betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evreni 2016-2017 öğretim yılında İstanbul ili, Tuzla ilçesinde devlet ortaöğretim kurumlarından, Anadolu Lisesi ve Mesleki Teknik Anadolu Liselerinde öğrenim gören ergenlerden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemi uygun ve seçkisiz örnekleme yöntemi ile belirlenen, dört farklı lisede ve farklı sınıf düzeylerinde öğrenim gören, yaş ortalaması X̅ = 16.48 (S=1,74) olan, 313 (%52) kız 289 (%48) erkek olmak üzere 602 ergenden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak; Öznel İyi Oluş Ölçeği Lise Formu, Kişilerarası Tarz Ölçeği ve Kişisel-Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde öznel iyi oluş düzeyi ile kişilerarası ilişki tarzları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla Spearman Sıra Farkları Korelâsyon tekniği, kişisel ve demografik özelliklere göre gruplar arası karşılaştırmalar için ise Benforreni Düzeltmeli Mann-Whitney U testi ve Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda ergenlerin öznel iyi oluş düzeyleri ile olumsuz kişilerarası ilişki tarzları arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Öznel iyi oluş düzeyi ile kişilerarası ilişki tarzları arasındaki negatif ilişkilerin yüksekten düşüğe doğru; duyarsız, kaçınan, baskın, manipülatif, öfkeli ve alaycı tarz şeklinde sıralandığı belirlenmiştir. Kişisel ve demografik özelliklerden; sınıf düzeyi, algılanan gelir düzeyi ve algılanan anne-baba tutumuna göre ergenlerin öznel iyi oluş düzeyinin farklılık gösterdiği, cinsiyete göre farklılık göstermediği bulunmuştur. Dokuzuncu sınıf düzeyinde öğrenim gören ergenlerin 10.sınıf düzeyinde öğrenim görenlere göre öznel iyi oluş düzeyinin anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Gelir düzeyini orta ve yüksek olarak algılayan ergenlerin öznel iyi oluş düzeylerinin, düşük algılayanlardan anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Anne-baba tutumunu demokratik olarak algılayan ergenlerin, baskıcı/otoriter, koruyucu, tutarsız ve ilgisiz algılayanlara göre öznel iyi oluş düzeylerinin anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir. Bunun yanında anne-baba tutumunu koruyucu olarak algılayan ergenlerin öznel iyi oluş düzeyinin, tutarsız olarak algılayanlardan daha yüksek olduğu saptanmıştır.