Defence

69 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessEN

The US demand for defense spending: An empirical investigation for the post-cold war era

Based on Smith (1989)'s neoclassical framework, the US demand for defense spending as a share of GDP (defense burden) is estimated by employing a relatively newly developed method called Me-boot rolling windows analysis using quarterly BEA and SIPRI data for the Post-Cold War times. While institutional inertia plays an important role in determining the US defense burden in general, there is no conclusive result concerning the growth rate since positive, negative, and insignificant effects were all observed for different time periods. The US defense burden was found to be well correlated with the price ratio of defense goods to civilian goods during times of high military mobilization probably due to the increasing demand for defense goods. The price effect in Smith's original theory that has been omitted in previous empirical studies due to data unavailability was, thus, confirmed. Both Russian and Chinese defense burdens were found to be important determinants of the US defense decisions after the 2nd millennium. However, since the implementation of the US new Asia-Pacific rebalance policy in 2012, no significant result was reported concerning the Russian threat while there was evidence towards a rising rivalry between the US and China in great extent. This, in turn, suggests that the US military policy follows its foreign policy closely in a very dynamic way.

United States of AmericaMilitary expendituresDefence+1
Furkan Tüzün
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Tekirdağ ilindeki endüstriyel gelişmelerin savunma sanayinde kullanılabilmesi üzerine bir araştırma

Savunma sanayi, hem ulusal gelir olması hem stratejik savunma ihtiyaçları karşılayabilmesi nedenleri ile ulusal ekonomi ve sanayi yapıları içinde önemli bir yer almaktadır. Ulusal kaynakların verimli kullanılabilmesi açısından incelendiğinde, hükümetlerin savunma sanayini yönlendirmek amacıyla hazırladıkları uyum planları ile mevcut savunma sanayinin hangi yönde gelişmeye ihtiyacı olduğunu belirlemesi ve ülke içinde üretimine başlanacak yeni teknolojilerin ilan edilmesi günümüzde önem kazanmıştır. Ulusal bakıştan daha küçük il boyutuna gelindiğinde, ilin mevcut ar-ge ve üretim yapısının savunma sistemleri için uygunluğunun, ihtiyaçlarının ve potansiyelinin belirlenmesi, hem ilin gelişimine katkı sağlayacağı gibi ulusal boyutta da özellikle dışa bağımlığın azaltılmasında etkili olacaktır. Savunma sanayinde ana yükleniciler için potansiyel olabilecek, il içi alt yüklenicilerin öngörülmesine yardımcı örnek çalışma modeli uygulamasına ulaşılamamıştır. Model oluşturulabilmesi amacıyla bu çalışmada, savunma sanayi ana yüklenici ürünleri belirlenmiş, ürün gelecek vizyonu araştırılmış ve ulusal planlar dahilinde, yerel hükümet yapılarının çalışmaları da göz önünde bulundurularak, Tekirdağ ili bünyesindeki endüstriyel ve yazılım işletmelerden hangilerinin savunma sanayi içinde yer alabileceği belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca, bu çalışmaya ek olarak, savunma sanayinin il ölçeğinde gelişiminin sağlanmasında gerekli koşullar için çözüm önerileri oluşturulmuştur.

Endüstriyel gelişmeSavunmaSavunma endüstrisi+1
Sarp Demirbilek
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Alkol bağımlıları ile bağımlılığı olmayan bireylerin savunma mekanizmaları açısından karşılaştırılması

Alkol kullanımı ve onunla ilgili sorunlar tarihin çok eski dönemlerine kadar dayanmaktadır. Alkol, birçok mitolojik hikâyeye, tiyatro oyunlarına, edebiyat eserlerine ve dinsel inanışa konu olmuştur. Anadolu, Mezopotamya, Mısır ve diğer Akdeniz bölgelerinde yaşamış ulusların alkol kullandıkları tarihsel kayıtlara geçmiştir. Eski Mısır, Yunan, Roma tarihçilerinin alkollü içkilerden söz ettikleri bildirilmektedir. Nuh efsanesinde; büyük tufan sırasında Nuh'un gemisinde bulunan üzümün önce üzüm suyuna sonra şıraya ve şaraba dönüştüğü, tufandan sonra gemide bulunan insanların şarap içerek karaya ayak bastığı ve şarabı dünyaya yaydığı belirtilmiştir. Bu çalışmada, bu kadar geçmişi bulunan bir konu ile ilgili alkol bağımlılığı olan bireyler ile bağımlılığı olmayan bireylerin kullandıkları psikolojik savunma mekanizmalarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırmanın evreni İstanbul ilinde ikamet eden bireylerden oluşmaktadır. Örneklem ise evrende yer alan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 18 yaş ve üzeri olan ve ankette yer alan soruları cevaplayabilecek düzeyde olan 411 kişidir. Anahtar Kelimeler: Alkol, Savunma mekanizmaları.

Alkol bağımlılığıAlkollerBağımlılık+4
Ergül Doğan
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Sınırda Kişilik Bozukluğu ile İkiuçlu (Bipolar) II Bozukluğu arasındaki ilişkiler; duygulanım, kendilik temsili, dürtüsellik ve savunma düzenekleri kapsamında bir karşılaştırma

BB ve SKB, gerek fenomenoloji gerek tedaviye cevapları, gerekse ayırıcı tanı bakımından bir biri ile yakından ilişkili ruhsal bozuklulardır. Bu alanda özellikle benzeşen ve ayrışan yönlerin saptanmasında güçlükler bulunmaktadır. Bu çalışmada Sınırda Kişilik Bozukluğu(Borderline Kişilik Bozukluğu) (SKB) ile İkiuçlu II (BB II)Bozukluğu arasındaki ilişkiler projektif yöntemler ve psikodinamik kuram esas alınarak incelenecektir. İki psikopatoloji arasındaki ilişki ve karşılaştırma duygulanım, kendilik temsili, dürtüsellik ve savunma düzenekleri kapsamında yapılacak, kişilerin bu değişkenler açısından farklılık gösterip göstermediğine psikodinamik kuram bağlamında bakılacaktır. Çalışmadaki katılımcılar DSM-V tanı kriterlerine göre Sınırda Kişilik Bozukluğu ( 30 hasta) ile BB II tanısı almış (30 hasta)olan toplam 60 kişiden oluşmaktadır. Katılımcılar 18-65 yaş grubunda vatandaşlık ve dil konusunda eşleştirilmiş kişilerdir. Çalışmada, uygulamalar için, T.C. Sağlık Bakanlığı İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü İstanbul Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi (Genel Psikiyatri Poliklinikleri) ve İstanbul Sultan Abdülhamid Han Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Psikiyatri Poliklinikleri'nde Sınırda Kişilik Bozukluğu ve Bipolar II Bozukluğu tanısı almış olgulardan veri toplanmıştır. Çalışmaya dahil olan katılımcılardan "Gönüllü Onam Formu" ve "Sosyodemografik Bilgi Formu"'nu doldurmaları istenmiştir. Ardından değerlendirmeler için Rorschach Testi ve Tematik Algı Testi (TAT) uygulanmıştır. Uygulanan testler Fransız Okulu'na bağlı kalınarak, içerik analizi yöntemi ve istatistik analizleriyle değerlendirilmiştir. Sınırda Kişilik Bozukluğu ile İkiuçlu (Bipolar) II Bozukluğu arasındaki ilişkilere psikodinamik kuram çerçevesinde bakılmıştır. Bu değerlendirmelerin sonucunda ise iki tanı arasında karışıklık söz konusu olduğunda SKB'yi yordamak için dürtüsellikte yoğunluğa, sınır kaybı ve kendilik temsilindeki dağınıklığa ve tanıya özgü baskın savunmalara bakılması önerilmektedir. İki tanının birlikteliği, tedaviyi zorlaştırıp işlevselliği düşürdüğünden psikiyatrik tanı kriterlerini projektif yöntemler ve psikodinamik kuramla araştırmanın önemi vurgulanmak istenmiştir. Dürtüselliğin yoğunluğu, kendilik temsili ve savunma düzenekleri açısından belirgin ve anlamlı bir farklılık gözlendiği için iki tanının aynı spektrumda değil, farklı tanılar olarak kavramlaştırılması gerektiği düşünülmektedir.

Bipolar bozuklukDuygulanımDürtüsellik+4
Leman Elif Aybay
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bireylerin nesne ilişkileri ve kullandıkları savunma biçimleriyle, tecavüz olgusunda tecavüz yaşantısı olana ve saldırgana yönelik duyulan empati düzeyleri arasındaki ilişki

Bu araştırmanın amacı bireylerin nesne ilişkileri ve kullandıkları savunma biçimleriyle, tecavüz olgusunda tecavüz yaşantısı olana ve saldırgana duyulan empati düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu araştırmada ilişkisel tarama modeli ve verilerin toplanması aşamasında kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Katılımcılar, yaşları 18-65 yaş arası değişen 201 kadın, 106 erkek olmak üzere toplam 307 kişiden oluşmaktadır. Araştırmaya katılım gönüllülük esasına dayalıdır. Araştırmaya katılan bireylere Bilgilendirilmiş Onam Formu, Demografik Bilgi Formu, Bell Nesne İlişkileri ve Gerçeği Değerlendirme Ölçeği, Savunma Biçimleri Testi ve Tecavüz Empati Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizinde, IBM SPSS 24 programı kullanılmış olup Bağımsız Örneklem t Testi, Tek Yönlü Anova ve Pearson Korelasyon Analizi ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda Bell Nesne İlişkileri ve Gerçeği Değerlendirme Ölçeği'nin alt boyutları ile Savunma Biçimleri Testi'nin immatür, nevrotik ve olgun savunma biçimleri alt boyutlarıyla anlamlı ilişkisi olduğu saptanmıştır. Nesne ilişkilerinin yabancılaşma alt boyutu ile tecavüz yaşantısı olan formu arasında ve gerçeği değerlendirmenin algıların bozulması alt boyutu ve tecavüz yaşantısı olan formu arasında pozitif yönlü ve zayıf düzey ilişki bulunmuştur. Saldırgan formu incelendiğinde ise nesne ilişkilerini ölçen yabancılaşma, güvensiz bağlanma, egosentrizm alt boyutları ile gerçeği değerlendirmedeki bozulmaları içeren gerçekliğin bozulması, algıların belirsizliği ve halüsinasyonlar alt boyutlarında zayıf düzey pozitif yönlü ve anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Demografik özelliklerin etkilerine bakıldığında cinsiyete göre ii nesne ilişkileri- gerçeği değerlendirme ve savunma biçimlerinde farklılaşmadığı görülmektedir. Tecavüz ile kurulan empatide ise kadın katılımcıların erkek katılımcılara göre tecavüz yaşantısı olanla empati düzeylerinin daha yüksek olduğu bulgulanmıştır. Erkek katılımcıların ise saldırganla kurulan empati düzeyinde yüksek puanlar aldığı görülmektedir. Yaş değişkenine göre nesne ilişkileri- gerçeği değerlendirme alt boyutlarında farklılaştığı görülmektedir. Yaşa göre yalnızca olgun savunmaların farklılaştığı bulgulanmakla birlikte tecavüz empati düzeyinde de farklılaşma bulgulanmıştır. Eğitim durumuna göre nesne ilişkileri-gerçeği değerlendirme ile savunma biçimlerinde farklılaşmalar olduğu görülmektedir. Medeni duruma göre boşanmış kişilerin nevrotik savunmaları daha fazla kullandığı ve tecavüz empati düzeyinde farklılaştığı gözlenmiştir. Regresyon analizi sonuçlarına göre olgun savunmaların kullanımı arttıkça tecavüz yaşantısı olan ile empati düzeyinin arttığı bulgulanmıştır. İmmatür savunmaların kullanımı arttıkça ise saldırganla kurulan empati düzeyinin arttığı bulgulanmıştır. Elde edilen bulgular literatür desteği ile tartışma bölümünde detaylı olarak tartışılmış ve araştırmanın son kısmında önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Nesne İlişkileri, Gerçeği Değerlendirme, Savunma Mekanizmaları, Tecavüz ve Empati

EmpatiNesne ilişkileriSaldırganlık+5
Fulya Nur Benlevi
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni ilm-i kelâm döneminde nübüvvet savunusu

Nübüvvet, dünyevi ve uhrevi olayları insanlara açıklamak için Allah'ın seçtiği kişiye verdiği elçilik görevidir. Söz konusu görev, bir melek aracılığıyla sadık rüya veya kalbe gelen ilham yoluyla alınan emirlerin iletilmesi şeklinde gerçekleşir. Hz. Muhammed de Allah Teâlâ tarafından kendisine nübüvvet görevi verilerek ilahi göreve mazhar olmuştur. Ancak; Allah Teâlâ'dan çeşitli şekillerde vahiy almasına, aldığı vahyi insanlara iletmiş olmasına ve peygamberlik alameti olan çeşitli mucizeler göstermesine rağmen haksız pek çok saldırıya maruz kalmıştır. Hicri II. asırdan itibaren Hz. Peygamber'in nübüvveti konusunda inkâr düzeyinde fikirler ortaya çıkmış olup, aklın her şeyi çözmede yeterli tek merci olduğu, bu nedenle de herhangi bir yönlendirici veyahut bir öğreticiye gerek duyulmayacağı düşüncesi savunulmuştur. Peygamberlik kurumu gereksiz görülmektedir. İlhâd olarak nitelendirilen, dini inanca aykırı ve imanı zedeleyici söz konusu bu fikirlere, birçok Müslüman âlim tarafından reddiye ve savunu tarzında görüşler beyan edilerek karşı çıkılmıştır. Bu âlimlerin bazıları, Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, Fahreddin er-Râzi, Kâdî Abdülcebbâr, el-Câhiz gibi isimlerdir. Bu âlimler, nübüvvetin imkânı ve gerekliliği hakkında düşüncelerini ortaya koyarak, nübüvvet kurumunu mucizeler kapsamında muhataplarına karşı savunmuşlardır. Nübüvvet konusu günümüze değin birçok dönemde birçok açıdan ele alınmış olup, Yeni İlm-i Kelâm döneminde de tartışılan ve savunulan önemli kelâmi konulardan biri olmuştur. Söz konusu dönemde oryantalist veya misyoner kimliğe sahip Sir William Muır, Reinhart Pieter Anne Dozy, Clair Tisdall gibi Batılı düşünürlerin Hz. Peygamber'e yönelik türetmiş oldukları ve aynı zamanda rasyonellikten uzak argümanları ortaya çıkarılmıştır. Yeni İlm-i Kelâm döneminin öne çıkan isimlerinden; Hüseyin el-Cisr, İzmirli İsmâil Hakkı, İsmâil Fennî Ertuğrul, Ahmet Mithat, Seyyid Emîr Ali, Rahmetullah el-Hindî gibi Müslüman âlimler tarafından söz konusu argümanlara karşılık olarak; Kur'an'ı Kerim ve Hadislerden deliller getirilerek Hz. Peygamber'in nübüvveti savunulmuştur. Ancak bu delillerle de yetinilmeyip bunların yanı sıra İncil ve Tevrat'tan da faydalanılarak Hz. Peygamber'in nübüvvetini inkâr edenlere musellemât cinsi önermeler ile inkarcılar çaresiz bırakılarak, inkarcıların iddialarında haksız oldukları kanıtlanmaya çalışılmıştır. Bu savunu tarzıyla nübüvvet kurumu, geleneksel tarzın bir adım daha ötesine geçilerek tartışılıp savunulmaktadır. Özellikle Hristiyan ve Yahudi dini geleneklerinden ve uygulamalarından kanıtlar, deliller ortaya koyarak Hz. Peygamber'in nübüvvetini kabul etmeyenlere ve eleştirenlere itiraz payesi verilmemeye çalışılmaktadır. Böylelikle Yeni İlm-i Kelâm döneminde, geleneksel nübüvvet savunusu yöntemlerine kaynaklık eden Kur'an'ı Kerim ve Hadislere bağlı kalınmakla birlikte diğer dinlerin kutsal kabul ettiği metinlerden ve meşru saydıkları uygulamalardan da faydalanılarak muhataplar susturulmaktadır.

KelamKur'an-ı KerimPeygamberlik+4
Songül Akman
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ordu ili tarihi savunma yapıları

Ordu, Karadeniz Bölgesi'nde coğrafyası ve tarihiyle ilgi çekici bir il olarak karşımıza çıkmaktadır. İl, kıyı kesiminin denize girintili-çıkıntılı yapısı, iç kısımlara doğru gidildikçe yüksekliği artan yalçın dağları ve yemyeşil bitki örtüsüyle göz kamaştırıcı bir doğaya sahiptir. Bunun yanı sıra Ordu'nun tarihsel açıdan da oldukça zengin bir geçmişe sahip olduğu bilinmektedir. İlin içeresinde bulunduğu bölgenin tarihi eski çağlara kadar inmektedir. Bu bölgede pek çok topluluğun ve medeniyetin yaşamış olduğu anlaşılmıştır. Çalışmamızda, Ordu'da hüküm sürmüş medeniyetlerden günümüze ulaşan 18 adet savunma yapısı Sanat Tarihi disiplinince incelenmiştir. Söz konusu kültür miraslarımızın bilimsel olarak incelenmesi, tanıtılması ve belgelenmesi gerekli görülmüştür. İlin farklı ilçelerinde yürütmüş olduğumuz çalışmalarda, eserlerin mevcut durumları fotoğraflarla belgelenmiştir. Ayrıca kalıntıları takip edilebilen yapıların, planları ve plan-krokilerine çalışmada yer verilmiştir. İncelenen yapılar konumları, tarihçeleri, plan ve mimari özellikleriyle katalog halinde tanıtılmıştır. Nitekim bu yapılar hem kendi aralarında hem de Karadeniz Bölgesi'nden bazı savunma yapılarıyla karşılaştırılıp değerlendirilmiştir. İlde tespit edilen çoğu savunma yapısının günümüze oldukça tahrip olmuş durumda ulaşabildiği anlaşılmıştır. Bu çalışma, Ordu ilindeki savunma yapılarına yönelik araştırmalardaki eksikliğin giderilmesi açısından önemlidir.

Bizans mimarisiKaradenizKule evler+7
Turan Ay
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessEN

Contemporary conceptualizations of defense: A relational perspective

This study aimed at systematically studying defenses from a relational perspective. Recent advances in psychoanalytic theory emphasized the role of relationship in defining basic psychoanalytic concepts. The notion of defense has been conceptualized as an interpersonal process that is co-constructed in the relationship. Based on these theoretical suggestions, this study investigated the aspects of defense that could be re-defined as including the relationship, and the trigger and outcome of defensiveness within the relational context. The psychoanalyst-patient relationship was identified as the setting of observation in this study, since it is affectively intense, isolated and natural. Regarding the first aim of this study, which is to re-define defensiveness, it was expected that the defensive instances of the patient's discourse and the processes by which the patient defended herself could be identified reliably. Further, it was proposed that these definitions would offer a wider conceptualization than the classical defense mechanisms. The second aim of the study that is the investigation of how defensiveness unfolds in the interaction, expected particular features of the analyst's interventions and patient's defensiveness to mutually influence each other. The data of the study was ten fully transcribed sessions from a psychoanalysis. The transcripts were evaluated by three raters on several aspects of defensiveness that were identified by two pilot studies: Here-and-Now Defensiveness, Affect/State that is defended against, Defensive Effort, Primary Aim, and Expected Relational Outcome for the patient; Type, Relational Quality and Linguistic features for the analyst's interventions. Overall, the results indicated that for the patient in this study, the wider definition of the defense notion that emphasizes the defensive function and the Defensive Effort categorization offered a more reliable and extensive understanding, as compared to the classical mechanisms. The interactive regulatory purpose of the defensive effort was found to be a differentiating characteristic of defensive efforts. In addition, the examination of the interaction between the patient and the analyst in this data, revealed that the type, relational quality and word count of the interventions were associated with different aspects of defensiveness. The theoretical contributions of Relational/Intersubjective perspectives were supported.

ConceptualizationDefenceDefense mechanisms
Alev Çavdar Sideris
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessEN

The Montenegrin frontier of the Ottoman Empire: Loyalties and frontier defense (1863-1870)

This thesis focuses on the period from 1863-1870 and analyzes the implementation of Tanzimat reforms in the Montenegrin frontier re-gion of the Ottoman Empire with respect to military defense practices. The thesis revolves around the state's efforts in the frontier region to implement Tanzimat reforms while organizing a border defense and sustaining the loyalty of people living on the frontier. The thesis draws on archival documents as well as contemporary studies and demon-strates the Tanzimat state's policies on the Montenegrin frontier within the context of the administrative and military modernization of the Ottoman Empire in the nineteenth century. It also examines the rela-tionships between frontier people, Montenegro, and the Ottoman ad-ministration. In addition, the thesis investigates how frontier people's own policies affected the efforts of the Sublime Porte and Montenegro to penetrate the area. At the same time, the study contains a general overview of the central state's attempts to directly control other fron-tier regions of the empire. These attempts by the Tanzimat state to control the frontiers were designated to increase treasury revenues and military manpower resources. The lack of sustainable sources re-strained the limits of the Ottoman central administration in frontiers.

MontenegroOttoman StateLoyalty+5
Nazif Koca
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Orta Çağ İslâm devletlerinde şehir kuşatma ve savunma stratejileri (11.-13. yüzyıllar)

Savaşlar, şehir kuşatmaları veya savunmaları, geçmişte yaşamış olan insan topluluklarının hayatlarını olumsuz yönde etkileyen olayların başında yer almıştır. Fakat belirli bir amaç doğrultusunda ilerlemek isteyen devletler için bu durum değişkenlik göstermiştir. Bu bağlamda Orta Çağ tarihine bakıldığında aslında bu çağın bir savaşlar çağı olarak nitelendirilebileceği fark edilecektir. Zira Orta Çağ'da hüküm sürmüş olan devletler bir sahaya egemen olmak ve bu egemenliği sağlamlaştırıp, genişletmek gayesiyle sürekli bir mücadele halinde olmuşlardır. Nitekim konumuzun odak noktasında da bu egemenlik mücadelelerinin sebebiyet verdiği şehir kuşatma ile savunma stratejileri yer almaktadır. Bu çalışmada Orta Çağ tarihinde 11. ve 13. yüzyıllar arasında İslâm devletleri tarafından gerçekleştirilen şiddetli şehir kuşatmaları ile savunmalarının olumlu neticelenmesi için öncesinde ve esnasında uygulanan stratejik hamleler aktarılmaya çalışılacaktır. Bu amaç doğrultusunda kuşatma veya savunmaya maruz kalmış olan bazı tarihsel örnekler (şehirler) üzerinden konu detaylarıyla işlenecektir. Ancak bu konuya girmeden evvel Orta Çağ İslâm şehirlerinin genel özellikleriyle birlikte bu şehirlerin içinde bulunan fiziki yapılar hakkında bilgi verilecektir. Bunun yanı sıra yapılmış olan şiddetli şehir kuşatmaları ile savunmaları esnasında stratejik bir hamle olarak kullanılan ve yapılan kuşatma ile savunmanın akıbetini belirleyen askerî teçhizat malzemelerine dair açıklama yapılacaktır.

Askeri stratejilerKentlerKuşatma+4
Melek Çelik
Mardin Artuklu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Relational cutoff and its role in protecting the self in social contexts

The present study aimed to explore defensive features of relational cutoff in social contexts. Relational cutoff was conceptualized as stopping speaking to another person for a variable length of time, because of seemingly unresolvable conflict between intimates. Relational cutoff was investigated conditions in which the participants had the role of the offended or the offender in the conflict. The data were collected from 12 participants including 6 university students and 6 adults through a semi-structured one time interview. Grounded theory (Charmaz, 2006) was applied to analyze the interviews. It appeared that relational cutoff involved both intrapsychic and interpsychic processes, beginning with a narcissistic injury, followed by counteractions, relational evaluation. Relatioanal cutoff ended with forgiveness, resolved partially or stayed as unresolved. The results revealed that relational cutoff can be considered as having defensive elements consisting of avoiding overwhelming unpleasant emotions and having an unconscious motivation to protect the cohesiveness of self and self-esteem. The findings were discussed through the classical and the relational psychoanalytical perspectives by taking into consideration of the norms in the Turkish culture. Generational and gender differences in experiencing relational cutoff were also debated. Limitations and implications of the present study were also reviewed.

EgoSelf-controlProtection+6
Metin Koçyiğit
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Değişen paradigmalar doğrultusunda siber tehditlerin savunma planlamalarındaki dönüşüme etkilerinin incelenmesi

Günümüzün güvenlik ortamı, özellikle küresel boyutta bir dönüm noktası olarak kabul edilen Soğuk Savaş dönemi ile birlikte geleneksel tanımlamalarının ve çerçevesinin oldukça dışına çıkmış, farklı nitelikler kazanmıştır. Değişikliğe neden olan tehdit olguları da tamamen boyut değiştirmiş; amaçları, izlenen stratejisi, re,aksiyonları, planlama usulleri, uygulama yöntemleri, aktörleri, teknolojinin kullanımı ve coğrafi çerçevesi gibi geçmiştekilerden çok daha farklı şekillerde karşılaşılır olmuş, simetrik düzlemden çıkarak asimetrik boyutlara ulaşmıştır. Bu bağlamda; günümüzün ve geleceğe yönelik yapılacak savunma planlamalarının temelinde "belirsizlik" kavramından bahsetmek mümkündür. Uluslararası düzende yaşanan bu hızlı değişim ve dönüşüm süreci; sahip olunması gereken imkan ve kabiliyetleri başta olmak üzere barıştan itibaren sürecin tamamını etkilemeye başlamıştır. Farklı ve süratli düşünmeyi, ani ve beklenmedik durumlara, yeni tehdit türlerine süratle uyumlu olabilecek yetenekler geliştirmeyi gerektiren alışılagelenin dışındaki savunma anlayışlarıyla birlikte, paradigma değişimlerinin kaçınılmaz olmuştur. Teknolojinin ve bilişim dünyasının süratli akışı içerisinde yaşanan değişim ve gelişmeler, paradigma değişimlerine esas teşkil eden asimetrik tehdit türlerine yeni bir boyut daha eklemiştir: Siber Tehditler. Siber uzaya olan bağımlılık gün geçtikçe artmaktadır, bu yüzden siber tehditlerin çok geniş bir alanda faaliyet göstermesi ve klasik saldırılarda ne daha yıkıcı etkilere ulaşabilmesi nedeniyle, savunma planlamalarında öncelik verilmesi gerekmektedir. Belirtilen hususlar dahilinde çalışmanın amacı; savunma planlamalarındaki tarihsel süreç içerisinde meydana gelen paradigma değişimine sebep olan dönüm noktalarını ele almak suretiyle söz konusu değişikliklerin temelinde yatan ihtiyaçları açıklamak ve değişimlere ihtiyaç teşkil eden asimetrik tehdit türlerinden siber tehditleri, örnekleri ve etkileri üzerinden ele alarak, savunma planlamalarındaki yerlerini ortaya koyabilmektir. Ayrıca gerek Türkiye'nin gerekse ulaşılabilen veriler doğrultusunda örneklem olarak ele alınan diğer ülkelerin siber tehditlere yönelik; stratejilerini, planlamaya yönelik görev ve sorumluluklarını, teşkilatlanmaları çerçevesinde siber tehditlerin savunma planlama anlayışlarındaki dönüşüme etkilerine yönelik durum tespiti yapılmaya çalışılmıştır.

Asimetrik tehditlerSavunmaSavunma politikası+4
Görkem Kılınççeker
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de avukatlık ve sorunları

Bu çalışmamızda, savunma erkinin vazgeçilmez unsuru olan avukatlık mesleği hem kurumsal olarak hem de birey bazında değerlendirilmiştir. Sav, savunma ve sentez üçlüsünde savunmayı zayıflatan bir sistem gerçek anlamda adaleti sağlayamayacağı ve özlenen hukuk devletinin gerçekleşmeyeceği de açıktır.Avukatlık mesleğinin her geçen gün artan sorunlarına çözüm bulmak hem devletin hem de avukatlık meslek örgütlerinin amacı olmak zorundadır. Savunma erkinin ekonomik, sosyal sorunları, yasal düzenlemelerden kaynaklanan ve örgütlenmelerine ilişkin sorunları vardır.Savunma erkini kullanan avukatların sorunlarını çözmeden gerçek anlamda adaleti sağlayamayacağımızı unutmamalıyız.Anahtar Kelimeler: Avukat, Avukatlık, Vekalet, Vekil, Müdafi, Baro

AvukatlarAvukatlıkBaro+4
Hakan Öztatar
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Savunma harcamaları ve iktisadi büyüme arasındaki ilişkinin analizi:Türkiye örneğinde uygulamalı bir çalışma

Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de savunma harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin analizini yapmaktır. Çalışmada; savunma hizmeti ve savunma harcamalarına ilişkin genel bilgilere, dünyadaki diğer ülkelerdeki savunma harcamalarına, Türkiye'de savunma harcamalarının genel durumuna ve finansman kaynaklarına, savunma harcamalarının ekonomik etkilerine, savunma harcamaları- büyüme ilişkisi üzerine ileri sürülen farklı görüşlere yer verilmiştir. Tezin araştırma kısmında Türkiye'nin 1987 - 2012 Yılları arasındaki büyüme oranları ve savunma harcamalarına ilişkin veriler baz alınarak Granger nedensellik testlerine yer verilmiştir. Granger nedensellik testi sonuçlarında savunma harcamalarının ekonomik büyümenin nedenlerinden biri olduğu ve ekonomik büyümeyi desteklediği ortaya çıkmıştır

Askeri harcamalarAskeri savunmaBüyüme+3
Ayla Özerdem
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Yapay zekanın; Savunma, istihbarat ve insan hakları bağlamında incelenmesi

Çalışmanın birinci bölümünde teknolojinin tarihsel gelişimi ele alınarak teknoloji ve insan arasındaki ilişki ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yapay zekanın yeni bir alan oluşundan dolayı çalışmanın ikinci bölümünde yapay zekanın ne olduğu üzerinde durulmuş ve felsefi tartışması yapılmış ve yapay zekanın etkilediği alanlar üzerinde durulmuştur. Son bölümde ise yapay zekanın insan hakları üzerindeki etkisi tartışılmış ve uluslar arası hukukta oluşan yeni çerçeve ortaya konulmaya çalışılmıştır.

EtikMakine öğrenmesiSavunma+4
Emine Gündüz
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

NATO'nun genişleme stratejisi çerçevesinde İsveç örneği

İki kutuplu dünyanın bir sonucu olarak karşımıza çıkan NATO, en etkili ve en eski kolektif savunma örgütüdür. Olası bir saldırıya karşı toplu savunma amacıyla kurulan NATO, kuruluşundan günümüze kadar siyasi ve askeri anlamda etkili kalabilmek için üyelere ve bu üyelikler için de genişleme stratejisine ihtiyaç duymuştur. NATO'ya sınır ülkeler özelinde yaşanan gelişmeler, küresel gerçeklikler, değişen askeri ve siyasal koşullar ve dünya ölçeğinde belki de ilk kez tanımlanmaya başlanan yeni dinamikler ve özellikle sıklıkla dile getirilmeye başlanan yeni bir dünya savaşının patlak vereceği ihtimalleri NATO'nun genişleme stratejisini etkilemiştir. Bu bağlamda, NATO'nun genişleme stratejisinin süreç içerisindeki gelişim seyrini izlemek, üyeliklerin işlevini ve rolünü anlamak, bu denli eski ve etkili bir uluslararası örgüt olan NATO'nun yapısal özelliklerini ortaya koyabilmek açısından oldukça önemlidir. Genişleme stratejisinin son ayağı olan Rusya-Ukrayna Savaşı'nın bir sonucu olan İsveç'in üyeliğinin etkilerini hem Avrupa'da hem de dünyanın geri kalanında reel politiğe yansıyan haliyle izlemek, önümüzdeki günlerde dünya ölçeğinde ortaya çıkması muhtemel siyasi ve askeri ortamın değerlendirilebilmesi açısından gerekli görülmektedir.

Dünya Savaşı IDünya Savaşı IIFinlandiya+7
Ahmet Talha İnağ
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ve Avrupa Birliği savunma sanayi gelişimi çerçevesinde Türkiye'nin seçilmiş bazı Avrupa Birliği ülkeleri ile arasındaki savunma harcamaları-ekonomik büyüme ilişkisine ampirik yaklaşım

Ekonomi literatüründe, savunma hizmeti için yapılan harcamaların ekonomik büyümeyle ilişkisi, üzerinde uzlaşı sağlanamayan konulardan biridir. Bu ilişkinin çok önemli ve kuvvetli olduğu kabul edilmekle birlikte, etkileri konusunda fikir birliğine varılamamıştır. Bu bağlamda, AB'ne katılım sürecinde olan ve savunma sanayisini geliştirmeye çalışan Türkiye'nin, savunma harcamalarının ekonomik büyüme ile ilişkisinin olup olmadığı, varsa ne yönde olacağı tespit edebilmek amacıyla, bu çalışma hazırlanmıştır.Çalışmada öncelikle kavramsal olarak; savunma, savunma harcamaları ve savunma sanayi tanımlanmaktadır. İkinci bölümde, savunma sanayinin ekonomik etkileri, AB ile Türkiye'nin Savunma Politikaları neticesi geliştirmeye çalıştığı savunma sanayileri ile günümüzde ulaşılan konum, ekonomik açıdan ve yapısal olarak incelenmektedir. Son bölümde, Türkiye ve AB'nin savunma harcamalarının boyutları küresel ölçekte değerlendirilmekte ve Türkiye'nin savunma harcama kaynaklarından bahsedilmektedir.Çalışmanın uygulama kısmında seçilmiş AB ülkeleri ile Türkiye'nin savunma harcamaları-ekonomik büyüme ilişkisi GSMH bağlamında 1996 - 2009 yılları arası savunma harcamaları kullanılarak panel veri tahmin yöntemi ile incelenmektedir. Panel veri modeli tahmin sonucunda savunma harcamaları ile ekonomik büyüme arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Savunma, Savunma Sanayi, Güvenlik ve Savunma Politikaları, Savunma Harcamaları, Ekonomik Büyüme

Ampirik yöntemlerAvrupa BirliğiBüyüme+7
Şener Odabaşoğlu
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

İkinci Dünya Savaşı Atlantik Deniz muharebelerinde denizaltının rolü

Almanya, ?kinci Dünya Savası süresice Suüstü Harbinden ziyade denizaltıyapımına ağırlık vermistir. Harp basladığında Almanya'nın elinde etkin durumda 57denizaltı vardı. Harbin ilk yılı içinde, Alman tersanelerinde 100 adet, ikinci yılında ise 200adet denizaltı insa edilmisti. 1943 yılı basında Almanların elindeki denizaltı sayısı 68 adedi?talyanlarda olmak üzere 485'in üzerindeydi.1939?45 yılları arasındaki 68 aylık mücadele sonunda, ?ngiliz, müttefik ve tarafsızolmak üzere batan 21 milyon ton tutarındaki 4786 gemiden 2775 tanesi denizaltılartarafından imha edilmisti. Denizaltıların sağladıkları bu hasılatta harbin aylık kayıportalaması 40 adetti.Ancak müttefik donanmasının teknolojik alandaki ivmeli çalısmaları Denizaltılarınsonunu hazırlamıstır. Radar ve sonarın bulunması Denizaltıların eskisi kadar sürpriz birsilah olarak kullanılamamasına sebebiyet vermistir. Bu da tezimizin önemli tespitlerindenolup, savas süresince 781'in üzerinde Alman, 85'in üzerinde ?talyan denizaltısı imhaedilmistir. Aylık ortalama 13 adettir.Bütün harp boyunca, Atlantik içinde ve bu okyanusu kateden rotalarda, ?ngilizkontrolü altındaki konvoylarda 75.000 ticaret gemisine refakat gayreti tahsis edilmis, bukonvoyların içinden 574 gemi denizaltı hücumları sonucunda batırılmıstır. Konvoygemilerinden her 131 tanesi varıs limanına salimen intikal ederken 1 tanesi denizaltıhücumları ile batırılmıstır.?kinci Dünya Savası süresince denizaltı kendini kanıtladı. Denizaltı gemisi savastansonra denizaltı silahı olarak kabul gördü. Stratejik bir silah oldu. Balistik füzelerin ortayaçıkmasından sonra ise dünyada aranan en önemli silah haline geldi.

Deniz cephesiDenizaltıSavunma+1
Deniz Aytan
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2007
00
DoctorateOpen AccessEN

The changes in NATO defense concept and Turkish foreign policy

In this study, the relations between North Atlantic Treaty Organisation (NATO) and Turkish Foreign Policy are examined. The changing strategies of NATO throughout periods and how Turkish Foreign Policy is affected in this period are discussed. NATO has developed four main strategies during cold war period : 1. Classical Defense Strategy, 2. Massive Retaliation Strategy, 3. Flexible Response Strategy, 4. NATO's Renewed Confrontation after Detant period. It has been difficult for Turkish Foreign Policy to develop and take a stand against NATO's developing new strategies. For Turkish Policy makers rule the country mainly with domestic and external development has been trouble. It was aimed to use nuclear power against the Soviet threat so Massive Retailation Strategy was also developed in this manner. Correspond to Turkey's onset on NATO membership resulted in discussions. The country was going to be center of nuclear war and targeted of nuclear weapons. Also if nuclear weapons were fired without knowledge of Turkey, the country would be a victim of disaster war. The developed strategy 'Flexible Response' following the Detant process opened a new discussion that Turkey would be the first target in the conventional war because it was a wing country near to Soviet state. The planned of new strategy was to stop Soviets by using first conventional powers so that Turkish lands would possibly be invaded by the Soviets. The developed process of Detant and Flexible Response Strategy in 1960 and 1970's has weakened later times. Particularly two events in the 1970s stopped the new developments in the way of disarmament. During 1970's, the Soviets and Americans signed SALT I and SALT II disarmament talks however Islamic Revolution in Iran, the biggest ally of the Americans in Middle East and the Soviet invasion to Afghanistan prevented disarmament process in the world. On those years, Turkey wasn't able to solve its economic and political problems so a military coup was occurred on September 12, 1980. Throughout 1980s, both NATO parties and Turkey tried to be adopted for the new world's conditions when the Soviets began to lose its power. The subject of this thesis : "NATO's Defense Concept and Turkish Foreign Policy" will be analyzed in the framework cause-effect relations. Furthermore, how Turkish Foreign Policy's changes under external events affected the inner Turkish policy will be answered.

Military strategiesChangeNorth Atlantic Treaty Organisation+5
Soner Dursun
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Anne ve yetişkin çocukların erken dönem uyumsuz şemaları arasındaki ilişkinin kişilik özellikleri ve savunma stilleri bakımından incelenmesi

Bireyi yaşamı boyunca etkileyen ve olumsuz çocukluk deneyimleriyle ilişkili olan erken dönem uyumsuz şemalar, çeşitli faktörler aracılığıyla bir sonraki kuşağa aktarılabilmektedir. Araştırmanın amacı, annelerin ve yetişkin çocuklarının erken dönem uyumsuz şemaları arasındaki ilişkinin yetişkin çocukların kullandıkları savunma stilleri ve kişilik özellikleri açısından incelenmesidir. Bu amaçla çalışmaya 159 anne ve 159 çocuk olmak üzere toplamda 318 kişi gönüllülük temeline dayalı olarak katılım sağlamıştır. Yapılan çalışmada katılımcılara Young Şema Ölçeği, Kısa Form 3 (YŞÖ-KF3), Büyük Beş-50 Kişilik Testi, Savunma Biçimleri Testi (SBT-40), Bilgilendirilmiş Onam Formu ve Demografik Veri Formu verilmiştir. İstatistiksel analizler Sosyal Bilimler için İstatistik Paket Programı (Statistical Program for Social Sciences, SPSS 21) kullanılarak yapılmıştır. Savunma mekanizmaları ve kişilik özellikleri düzey şeklinde ayrılarak değerlendirilmiştir. Normallik analizi sonrasında anne ve yetişkin çocukların erken dönem uyumsuz şemaları arasındaki ilişkinin varlığı ortaya konulmuştur. Yapılan Bağımlı Örnek t-Testi sonucuna göre, anne ve yetişkin çocukların erken dönem uyumsuz şemaları arasındaki benzerlik savunma mekanizmaları ve kişilik özellikleri düzeyleri kapsamında incelendiğinde, belirli bazı şema alanları için bu benzerliğin farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır

AnnelerBeş faktör kişilik modeliErken dönem uyum bozucu şemalar+6
Zişan Şaroğlu
Fatih Sultan Mehmet Foundation University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Savunma harcamaların sosyal refah harcamaları üzerindeki etkisi: Soğuk Savaş sonrası dönemde NATO üyesi devletleriyle karşılaştırmalı Türkiye analizi

Soğuk Savaş dönemi sona ermesine rağmen savunma hizmetleri hala önemini korumakta ve bu alanda yapılan harcamalar sürekli artmaktadır. Bu durum, ülkelerin kısıtlı bütçeleri üzerinde ciddi bir yük oluşturmaktadır. Bu da kıt kaynakların ne kadarının savunmaya tahsis edilmesi gerektiği sorusunu beraberinde getirmektedir. Zira savunma harcamalarının neden olduğu "fırsat maliyeti" karşısında optimal bir savunma harcaması düzeyinin belirlenmesini gerekli kılmaktadır. Diğer bir ifade ile savunma hizmetlerine daha fazla kaynak tahsis etmek ancak sosyal refah hizmetlerinden (eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik) vazgeçmeyi gerektirmektedir. Bu çalışmada, savunma harcamaları ile sosyal refah harcamaları (eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik) arasındaki trade-off ilişkisi ve bu ilişkinin yönünün tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda 2000-2019 dönemi baz alınarak NATO üyesi 27 ülke analize dâhil edilmiştir. Analiz dinamik panel veri modellerinden olan Sistem Genelleştirilmiş Momentler Metodu (Sistem-GMM) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu metot kapsamında ise üç farklı model kurulmuştur. NATO üyesi 27 ülkenin savunma harcamaları ile kamu eğitim harcamaları arasındaki ilişkiyi inceleyen Model-1'de her iki değişken arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Savunma harcamaları ile kamu sağlık harcamaları arasındaki ilişkiyi test eden Model-2'de ise söz konusu değişkenler arasında anlamlı ve pozitif bir ilişkinin olduğu saptanmıştır. Ancak savunma harcamaları ile toplam sosyal refah harcamaları arasındaki ilişkinin analiz edildiği Model-3'te de her iki değişken arasında anlamlı ve negatif bir ilişki tespit edilmiştir.

Eğitim harcamalarıHarcama sistemiKamu harcamaları+7
Servet Taşdelen
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de ordu–siyaset ilişkileri ve savunma stratejileri (1923-1950)

Türkiye'de ordu-siyaset ilişkileri hemen her dönemde tartışılagelmiş, bu tartışma kimi zaman ordunun Cumhuriyet devrimlerini koruyucu rolü üzerinden, kimi zaman da kurmaya çalıştığı vesayet rejimi üzerinden yapılmıştır. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın Türkiye'de ordu, siyasete yön veren, hükümetleri etkileyen, önemli kararların alınıp uygulanmasında bazen öncü, bazen de karşı olarak varlığını devam ettirmiştir. Ordunun karşısında olduğu politikalar genel manada ve çoğu zaman uygulanamazken, ordu içerisinde de türlü grupların ortaya çıkması kaçınılmaz olmuş, bu gruplar belli bir süre sonra darbe heveslisi cuntalara dönüşmüştür. Darbe söylem ve eylemleri ilk olarak İkinci Dünya Savaşı'nın bitimiyle ortaya çıkarken, bu dönemde Cumhurbaşkanlığı makamında bulunan kişinin İstiklal Harbi kahramanı İsmet İnönü olması, planların kısmen de olsa akamete uğramasına sebep olmuştur. Ancak 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesine giden süreci, İnönü'nün Cumhurbaşkanlığına ve politikalarına karşı çıkan bir grup askerin örgütlemesi, bu dönemin ayrıntılı bir şekilde incelenmesini gerektirmektedir. Öte yandan, özellikle İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye üzerine kurulan baskı, ülkeyi türlü savunma stratejileri uygulamaya iterken, savaşın askeri ve ekonomik yükü hükümetlerin uzun ömürlü olmalarını da engellemiştir. Sonuç olarak dönemin en önemli problemleri ordunun siyaset içindeki rolü ve ülke savunması olarak belirmiştir. Çalışma, daha detaylı bilgi verebilmesi ve dönemselleştirme açısından 1923–1950 yılları arasını kapsayacak şekilde ele alınmıştır.

Askeri ilişkilerAskeri stratejilerOrdu-devlet ilişkileri+4
Nadide İrem Koçaş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Ulusal güvenlikte ve dış politikada bir enstrüman olarak savunma sanayii: Türkiye örneği

Devletler, bir üst otoritenin olmadığı uluslararası sistemde varlıklarını korumak ve güçlü bir şekilde devam ettirmek için kendi kapasitelerine dayanmak zorundadır. İçerisinde nüfus, doğal kaynaklar, fiziki altyapılar gibi birçok olguyu barındıran kapasitenin güvenlik sorunları karşısında en önemli enstrümanı ise askeri güçtür. Tarihsel süreçte insanın kas gücü, insanın kullandığı hayvan gücü gibi unsurların oluşturduğu askeri güç, yirminci yüzyılla beraber teknolojiyi merkeze alarak her geçen gün niceliğin yerini niteliğin aldığı bir dönüşüm süreci geçirmiştir. İnsanın karşısında teknolojinin olduğu bu dönüşüm 1945 yılında kullanılan atom bombaları ile sembolik olarak zirveye ulaşmıştır. Bu aşamadan sonra askeri güç içerisinde insanın kas gücü her geçen gün önemini yitirirken, insanın beyin gücü teknolojiyi üretebilen ve kullanabilen unsur olarak önem kazanmaya devam etmiştir. Askeri gücün dönüşümünün yaşandığı bu zaman diliminde devletlerin güvenliklerini nasıl sağlayacağı üzerine çalışan neorealist teorisyenler arasında savunmacı ve saldırgan realizm ayrımı meydana gelmiştir. Bu ayrımın merkezinde ise "ne kadar güç yeterlidir?" sorusu bulunmaktadır. Silahlanmanın ne kadarının yeterli olduğu sorusu güvenlik ikilemi bağlamında değerlendirildiğinde büyük öneme sahiptir. Mevcut tartışmanın başladığı 1970'li yıllarda dünyada silah endüstrisine sahip devlet sayısının az olması, teknoloji üretme ve teknolojiye ulaşmanın günümüzdeki kadar kolay olmaması, devletlerin ne kadar silahlanması gerektiği noktasında silahın kaynağının göz ardı edilmesini kolaylaştırmaktadır. Fakat Soğuk Savaş sonrasında teknolojiye ulaşımın ve kullanımının kolaylaşması ile neorealist teorisyenler arasında yapılan bu tartışma doğru soru etrafında ele alınmakla beraber, silahlanmanın kaynağını göz ardı ettiği için eksik kalmakta ve sadece elde bulunan askeri güç üzerinden tartışmanın yapılması durumunda yanlış sonuçlara götürebilmektedir. Gelişen savunma sanayinin güvenlik ve dış politikaya etkisi ise farklı katmanlarda ve birçok şekilde olmaktadır. Savunma sanayiinin bir devlete sağladığı ilk getiri, gerçek askeri kapasitesini göstermesi sebebiyle karar alıcıların güvenlik yanılsamasından çıkarak devletin kapasitesine uygun kararlar alabilmesinin temelini oluşturmasıdır. Muharebe esnasında dış alım yoluyla tedarik edilen askeri sistemlerin hedef alınması durumunda, yerine yenilerinin konulması bir yana idameye devam ettirilebileceği dahi şaibelidir. Bu nedenle savunma sanayii bir devlete muharebe ortamında hangi kapasitesinin sürdürülebilir olup olmadığını açık bir şekilde göstermektedir. Bu durumun dış politikaya yansıması iki boyutludur. Öncelikle kapasitenin doğru algılanması aynı zamanda dış politikada alınan risklerin de doğru hesaplanmasını beraberinde getirecektir. Öte yandan devletin askeri kapasitesinin kendi savunma sanayiine dayanması, doğru politikalarla birleştirildiğinde hasım devlet için dış tedariğe kıyasla hesaplanması zor bir girdi olarak caydırıcılığı arttıracaktır.

Milli güvenlik politikasıSavunmaSavunma endüstrisi+5
Uğur Ermiş
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Savunma sanayii tedariklerinde güncel yaklaşımlar ve ülkemizin savunma tedarikleri açısından değerlendirilmesi

Savunma sanayii, dünya genelinde Ar-Ge faaliyetlerine en çok kaynak ayrılan sektörlerden birisinin olmasının yanı sıra ülkelerin ekonomik bütçelerinde önemli yer tutmaktadır. Milli savunma sistemlerinin geliştirilmesi, savunma sistemlerinde dışa bağımlılığın azaltılması, yenilikçi ürünler geliştirerek dünya genelinde daha geniş pazarlara erişim konuları, ülkelerin stratejik hedefleri açısından kritik derecede önemlidir. Bu nedenle birçok ülkede kamu giderleri içerisinde en büyük payı savunma harcamaları oluşturmaktadır. Bu çalışmada, savunma sanayinin temel özellikleri ve diğer sektörlerden ayırıcı farkları ile Türkiye'deki savunma sanayinin tarihsel gelişimi, mevcut durumu, gerçekleştirilen projelerdeki Ar-Ge çalışmalarının boyutunu ifade eden göstergeler ele alınmakta, dünyadaki yenilikçi savunma tedarik uygulamaları ile karşılaştırmalar yapılmakta ve bu alanda yapılabilecek çalışmalarla ilgili değerlendirme, görüş ve önerilere yer verilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ar-Ge, Savunma, Teknoloji, Savunma Tedarikleri, Harcamalar

Araştırma-geliştirmeSavunmaSavunma endüstrisi+5
Kaya Ali Lekesizgöz
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00

Related subjects