Intervertebral disc

74 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lomber dejeneratif disk hastalarının prevelans ve risk faktörlerinin retrospektif olarak değerlendirilmesi

Dejeneratif omurga hastalıklarına bağlı bel ağrısı toplumun önemli sağlık sorunlarından birisidir. Lomber omurganın dejeneratif hastalığı, dünyadaki önemli bir iş gücü kaybı nedenidir; spondilolistezis, disk dejenerasyonu ve lomber spinal stenoz gibi hastalıkları kapsar. Alt ekstremite ağrısı, halsizlik ve değişen şiddette bel ağrısı gibi klinik semptomlarla ilişkili olarak, lomber dejeneratif omurga hastalığı yaşam kalitesinde bir azalmaya yol açmaktadır. Dejeneratif disk hastalığı için gösterilen coğrafi eşitsizlikler, sosyoekonomik durum ve tıbbi bakıma erişimdeki eşitsizliklerle ilişkilendirilebilir. Disk dejenerasyonu, artan hasta yaşı ile doğrudan ilişkilidir. Erkeklerin bu dejenerasyona kadınlardan neredeyse on yıl önce başladıkları düşünüldüğünde, disk dejenerasyonunun kadınlara olan etkilerinin daha fazla olması ilginçtir. Manyetik Rezonans Görüntüleme, dejeneratif disk hastalığının değerlendirilmesi için hassas bir görüntüleme çalışmasıdır. Bu çalışmada Eylül 2019-Eylül 2020 tarihleri arasında 1 yıllık sürede polikliniğe bel ağrısı şikayeti ile başvuran hastaların verilerinin istatistiksel analizi SPSS 24 (SPSS Inc., Chicago, IL, USA) istatistik programı ile yapıldı. Çalışmada yer alan değişkenler nitel olduğundan bu değişkenlerin birbiri ile ilişkisi ki kare analizi uygulanarak belirlendi. Tanımlayıcı istatistikler frekans (n) ve yüzde değer (%) olarak ifade edilerek p<0,05 değerleri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Sonuçlarımız incelenen literatür ile uyumlu olarak bulundu. Sonuç olarak kadın hasta sayısı baskın izlendi. Kadın cinsiyet, kırsal yerleşim, diabet, obezite, sigara kullanımı ile cerrahi arasında anlamlı ilişki izlendi. Anahtar Kelimeler: Bel Ağrısı, Lomber Disk Hernisi, Populasyon, Prevelans

Lomber vertebraPrevalansRetrospektif çalışmalar+3
Celil Can Yalman
Muğla Sıtkı Kocman University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Lomber bölge disk herniasyonlarında alet yardımlı yumuşak doku mobilizasyonunun etkiniği

Bu çalışma lomber bölge disk herniasyonu olan hastalarda alet yardımlı yumuşak doku mobilizasyonunun etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya 30-65 yaş aralığında 60 lomber disk herniasyon tanılı hasta dahil edildi. Hastalar değerlendirme sonrasında kapalı zarf yöntemiyle randömize edilerek deney (n=30) ve kontrol (n=30) grubuna ayrıldı. Her iki grubuda 4 hafta (20 seans) sıcak paket (hotpack), konvansiyonel transkutanöz elektriksel sinir stimülasyonu (TENS), terapotik ultrason uygulamalarıyla birlikte bel egzersizlerinden oluşan geleneksel fizik tedavi programı uygulandı. Deney grubuna bu programa ek olarak Alet Yardımlı Yumuşak Doku Mobilizasyonu (IASTM) haftada 3 kere 1 gün arayla toplamda 12 seans uygulandı. Bu teknik, farklı ebatlarda ve şekillerde paslanmaz çelik alet kullanılarak gerçekleştirilirdi. IASTM tedavisi aletle 45 ° açıyla her teknik (SWEEP-FAN- BRUSH-SWEEP ) 8-10 tekrarlı olmak üzere ilicostalis lumborum, priformis, gluteus medius, erektör spinalar, quadratus lumborum kaslarına, yüzeyel ve derin fasyaya uygulandı. Tedavi başlangıcında ve 4. haftanın sonunda hastaların depresyon düzeyleri Beck Depresyon Ölçeği ile ağrı şiddetleri VAS ağrı skalası ile fonksiyonel durumları Oswestry Skalası ile yaşam kalitesi Kısa Form-36 (SF-36) ile ve normal eklem hareket açıklığı gonyometre ile değerlendirildi. Elde edilen sonuçlar SPSS v.20 programı kullanılarak analiz edildi. Tüm yapılan analizlerde anlamlılık oranı p<0.05 kabul edildi. Dört haftalık tedavi programı sonunda her iki gruptada VAS ağrı şiddetinde, normal eklem hareketlerinde (fleksiyon, ekstansiyon, sağ-sol lateral fleksiyon, rotasyon) anlamlı oranda gelişmeler bulundu (p<0,05). Oswestry ve Beck Depresyon ölçeği skorlarında kontrol grubuna kıyasla sadece deney grubunda anlamlı gelişmeler görüldü (p<0,05). Gruplar arası karşılaştırmada VAS ağrı, normal eklem hareketi ve Oswestry ölçeğinde anlamlı fark görülürken SF-36 ve Beck Depresyon ölçeği anketinde anlamlı fark bulunmadı. Çalışmanın sonucunda lomber disk herniasyonlu hastalarda geleneksel fizyoterapi programına göre IASTM' in normal eklem hareket açıklığı ve fonksiyonellik üzerinde daha etkili bir yöntem olduğu, fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulamalarında uygun hastalarda alternatif bir yöntem olarak uygulanabileceği sonucuna varılmıştır.

AğrıDepresyonFizik tedavi+5
Ali Yıldırım
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Servikal disk hernisine bağlı akut boyun ağrısında düşük doz lazer tedavisinin etkinliği

Servikal Disk Hernisine Bağlı Akut Boyun Ağrısında Düşük Doz Lazer Tedavisinin Etkinliği Amaç: Bu çalışmada amaç, servikal disk hernisine bağlı akut boyun ağrısında düşük doz lazer tedavisinin etkinliğini araştırmaktı. Dizayn: Çift kör, randomize, plasebo kontrollü çalışma. Gereç ve Yöntem: Mart 2012-Mayıs 2013 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Balcalı Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniğine boyun ve/veya tek taraflı üst ekstremite ağrısıyla başvuran 230 hasta değerlendirildi. Kriterleri karşılayan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 60 hasta 2 gruba ayrıldı. ?. gruba (n:30) DDLT, ?. gruba (n:30) sham lazer tedavisi haftada 5 gün, 3 hafta süreyle toplam 15 seans uygulandı. DDLT 904 nm dalga boyunda GaAs lazer cihazı ile transforaminal olarak 6 noktaya, her bir noktaya 120 sn süreyle, 2 J/cm² yoğunlukta, total doz 12 J, prob ciltle sabit temasta tutularak uygulandı. Hastalar tedavi öncesi ve 3 haftalık tedavi sonrasında değerlendirildi. Hastalarda vizüel analog skala (VAS) ile ağrı şiddeti, Boyun Ağrı ve Özür Skalası (Neck Pain and Disability Scale) ve yaşam kalitesi değerlendirildi. Bulgular: Gruplar arasında tedavi sonrasında boyun, kol ve gece ağrısı şiddeti, NPDS ve SF-36 skorlarında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Sonuç: DDLT kısa vadede disk hernisine bağlı akut boyun ağrısında plaseboya üstün değildir. Anahtar Sözcükler: Düşük Doz Lazer Tedavisi (DDLT), akut boyun ağrısı, servikal disk hernisi

AğrıBoyunLazer tedavisi+3
Hazan Şahan Buko
Çukurova University
2013
00
Master'sOpen AccessEN

Comparison of high-intensity laser and low-intensity laser therapy in patients with lumbar disc herniation

Introduction: Lumbar Disc Herniation (LDH) is a fragment of the disc nucleus that is pushed out of the annulus, into the spinal canal through a tear or rupture in the annulus. The disc presses on spinal nerves, often producing pain, It is the lumbar region of the spine that often suffers from herniated discs. Nearly all herniated lumbar discs occur between the fourth and fifth lumbar vertebrae (L4-L5) or (L5-S1). One of the most common reasons for back discomfort and even sciatica is a lumbar disc herniation. Objective: In order to better understand how effective high-intensity therapy and low-level laser therapy are for persons suffering from a herniated lumbar disc, this study compares the two treatment modalities. However, there is a lack of evaluation in previous studies. Methods: In Iraq's Al-Diwaniyah Governorate, this study was carried out at Al-Diwaniyah Teaching Hospital and Al-Hamza General Hospital. Sixty patients with Magnetic Resonance Imaging confirmed lumbar disc herniation, computed tomography (36 males and 24 females) aged between (18-65y) participated. The subjects randomly assigned to participate in one of three treatment groups: high-intensity laser therapy (1064 nm, 7 w), low-level laser therapy (904 nm, 500 mw ), or a placebo laser with exercise 10 sessions total. The visual analogue scale (VAS), the Oswestry Disability Index (ODI), the Roland-Morris Disability (RMD), and the Schober's test used for evaluation the efficacy of therapy. Both pre- and post-irradiation measurements were taken. Results: According to the statistical analysis, it was found that there was a significant improvement in the group treated with HILT in the outcome measures ( VAS at rest p=0.004, VAS at activity p=0.010, ODI p=0.021, RMD p=0.036 ). As for the group that was treated with LLLT, we did not find significant differences in some parameters. Conclusion: The HILT group showed better improvement in all parameters than the LLLT group, specifically in controlling pain and returning to normal life faster. Keywords: HILT, Lumbar Disc Herniation, Low Back Pain, VAS.

Physical therapyPhysical therapy modalitiesHernia+5
Shahad Razzaq Jawad Alkurdı
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Servikal omurga dizilimi ile spinal dejenerasyon ilişkisi

Amaç:Servikal sagital dizilimin değerlendirilmesinde hangi parametrelerin klinik önemli olduğu bilinmemektedir. Bu çalışmanın amacı servikal omurga dizilimi ile spinal dejenerasyon arasındaki ilişkiyi araştırmak ve olası neden sonuç bağlantısını ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem:Hastane radyoloji veritabanında 2014-2019 yılları arasında eşzamanlı servikal grafi ve manyetik rezonans görüntülemesi (MRG) olan hastalar tarandı. Omurgayı etkileyen travma/ cerrahi, malignite, enfeksiyon, inflamatuar hastalık ve konjenital anomalisi olanlar veya yetersiz çekim yapılmış olan hastalar çalışma dışı tutuldu. Grafilerde; servikal lordoz açısı (SLA), sagital vertikal aks (SVA), torakal 1 eğim açısı (T1EA), torasik giriş açısı (TGA), boyun, servikal ve kranial tilt ölçümleri yapıldı. MRG sagital kesitlerinde 6 servikal segmentte intervertebral disk dejenerasyonu değerlendirildi ve protrüzyon miktarları ölçüldü. Hastalar disk dejenerasyon seviyelerine göre iki gruba ayrıldılar ve Pfirmann sınıflamasında herhangi bir seyiyede Evre IV veya V dejenerasyonu olanlar ileri dejenerasyon kabul edildi (Grup 2). Bulgular:Taranan 745 hastadan, 45,05±11,8 (18-65) yaş ortalamasına sahip 212 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların %52,8'i Grup 2'de yer almaktaydı. SL, T1EA, boyun tilti, servikal tilt, kranial tilt açılarında her iki grupta farklılık saptanmazken, Grup 2'de SVA ve TGA anlamlı şekilde yüksekti (p<0,05 ve p<0,01). En fazla protrüzyon C5-C6 düzeyinde ve 40 yaş üzeri kişilerdeydi. TGA yaş ile zayıf koreleydi (r=0,394) ve ileri evre disk dejenerasyonunu öngörmede kesim değeri 68,2° idi. Sonuç:Servikal dejenerasyon gelişmesinde SL'den daha çok SVA ve TGA değişiklikleri anlamlı bulunmuştur.

OmurgaServikal vertebraSpinal hastalıklar+1
Ali Kıvrak
Çukurova University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Lomber disk hernisi ameliyatı olan hastalarda öğrenim gereksinimlerinin saptanması

Lomber disk hernisi ameliyatı olan hastaların öğrenim gereksinimlerinin saptanması amacıyla planlanan tanımlayıcı nitelikteki bu araştırma Şehit Kamil Devlet Hastanesi Beyin Cerrahi Servisinde gerçekleştirilmiştir. Lomber disk hernisi ameliyatı olan hastalar, cerrahi işlem sonrası yaşantılarında ciddi boyutlarda iş gücü kaybına ve kişisel yaşam kalitesinin düşmesine neden olmaktadır. Bunun için hastanın cerrahi işlem sonrası meydana gelen yeni yaşam biçimi ve işlem sonrasındaki yaşam aktivitelerinde meydana gelen değişiklikler arasındaki düzeni sağlaması gerekmektedir. Bu da ancak hastalara iyi bir danışmanlığın ve hastaların normal yaşamlarına dönmeden önce ki verilecek olan düzenli bir eğitim ile sağlanabilir. Bu çalışmada lomber disk hernisi ameliyatı olan hastaların bilgi gereksinimlerinin belirlenmesi amacıyla planlanmıştır. Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 48.6±12 idi. Cinsiyete göre HÖGÖ toplam alt boyutlarında erkeklerin bilgi gereksinimlerinin kadınlara oranla yüksek olduğu saptandı. Yaşam kalitesi(p˂0.005) ve cilt bakımı(p˂0.001) alt boyutunda bekarların evlilere oranla bilgi gereksinimlerinin yüksek olduğu ve gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı. Tedavi ve komplkasyonlar(p˂0.027) ve toplum ve izlem(p˂0.030) alt boyutlarında doktorlardan eğitim alan hasta grubunun öğrenim gereksinimlerinin yüksek olduğu ve gruplar arasındaki fark anlamlı olduğu saptandı. Yaşam kalitesi(p˂0.039) alt boyutunda hemşirelerden eğitim alan hasta grubunun öğrenim gereksinimleri yüksek çıkmış ve gruplar arasındaki farkın anlamlı olduğu saptanmıştır. Hastalara eğitim verilmeden önce hasta öğrenme gereksinimlerinin saptanması eğitimin saptanan öğrenim gereksinimi doğrultusunda düzenlenmesi önerilmektedir

CerrahiHasta eğitimiHemşirelik+4
Mehmet Baran
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Bel fıtığı ameliyatı olan hastaların ağrı ve korku kaçınma düzeylerinin belirlenmesi

Çalışmanın amacı, beyin cerrahi kliniklerinde yatan, bel fıtığı ameliyatı olan hastaların ağrı ve korku kaçınma düzeylerini belirlemektir. Araştırma 2016 Kasım ve 2017 Mayıs ayı tarihleri arasında gerekli kurumsal izinler alınarak Gaziantep Şehitkâmil Devlet Hastanesi ve Gaziantep Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beyin Cerrahi Klinikleri' nde gerçekleştirilmiş, tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Hastanelerin Beyin Cerrahi Kliniklerinde yatan 92 gönüllü hastayla araştırma yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında "Sosyo-Demografik Veri Formu", "Görsel Kıyaslama Ölçeği" ve "Korku Kaçınma Tutumları Anketi" kullanılmıştır. Verilerin istatiksel analizi SPSS.21, istatistiksel yazılım programında yapıldı. Verilerin analizinde bağımlı bağımsız değişkenlerin karşılaştırılmasında sayı yüzdelik, t testi, Kruskal Wallis, Mann-Whitney U kullanıldı. Kadın hastaların erkeklere oranla korku kaçınma ve ağrı oranlarının düzeylerinin daha yüksek olduğu bulundu (p<0.01). Bedensel aktivite gerektiren işlerde çalışan hastaların korku kaçınma davranışlarının daha fazla olduğu, 16 yıl ve daha fazla süredir bel ağrısı yaşayan hastaların mesleki iş kaynaklı korku kaçınma düzeylerinin, 11-15 yıldır bel ağrısı yaşayan hastaların fiziksel aktivite kaynaklı korku kaçınma düzeylerinin diğer gruplara oranla daha fazla olduğu bulundu (p<0.05). Travma yaşayan hastaların mesleki iş kaynaklı korku kaçınma düzeylerinin, travma yaşamayan hastaların fiziksel aktivite kaynaklı korku kaçınma düzeylerinin daha fazla olduğu bulundu. Korku kaçınma ölçeği toplam puan ortalamasının travma yaşayan hastalarda daha yüksek olduğu, ağrı oranının ise travma yaşamayan hastalarda daha yüksek olduğu bulundu. Ağrı ile korku kaçınma davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesine göre ağrının en fazla fiziksel aktivite kaynaklı korku kaçınma ile ilişkisi vardı. Ağrı ile korku kaçınma toplam ve alt boyutları arasındaki ilişkinin anlamlı olmadığı saptandı. Sonuç olarak, bel fıtığı ameliyatı olan hastalarda, fonksiyonel kayıpların varlığı ile hastaların tüm yaşamlarının olumsuz yönde etkilenmesi ve yaşam kalitesinin azalacağı düşüncesi gelişebilmektedir. Hastalarda bedensel aktivitenin ağrıyı artıracağı korkusu ile birlikte sınırlı şekilde davranma ve bu nedenle aktiviteden kaçınma davranışı oluşabilir ve bazen hastalar ağrı yaşama korkusu nedeniyle de hareketten kaçınabilirler. Anahtar sözcükler: bel fıtığı, bel fıtığı ameliyatı, korku kaçınma tutumu, cerrahi sonrası ağrı

AnksiyeteAğrı-postoperatifBel ağrısı+5
Fatma Tan Çelik
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lumbar interlaminar epidural steroid uygulamasında lidokain ve bupivakainin etkinliklerinin karşılaştırılması

Lumbar İnterlaminar Epidural Steroid Uygulamasında Lidokain ve Bupivakainin Etkinliklerinin Karşılaştırılması Amaç: Çalışmanın amacı lomber radikülopatisi olan hastalara uygulananan interlaminar epidural steroid enjeksiyonunda (ESE) steroid ile beraber kullanılan lokal anesteziklerden lidokain ve bupivakainin etkinliklerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve yöntem: Çalışmaya lomber MR'da L3-S1 seviyelerinin herhangi birinde veya fazlasında lomber disk hernisi bulunan lomber radikülopatili 48 hasta alındı. Hastaların dosyaları taranarak işlem öncesi düz bacak kaldırma testi(DBKT), Sayısal Derecelendirme Ölçeği(NRS), Oswestry Disabilte İndexi (ODİ) sonuçları kaydedildi. İnterlaminar epidural enjeksiyon uygulanan hastalardan 8 mg deksametazon +2 cc %0.5 bupivakain+ 4 cc serum fizyolojik (SF) enjekte edilen hastalarla, 8 mg deksametazon+ 2 cc %2 lidokain+2 cc SF'ten oluşan toplam 8 ml'lik ilaç karışımı enjekte edilen hastaların işlem sonrası 1. ve 3. ayda DBKT ve ODİ, 1.saat, 1.ay ve 3.ayda NRS sonuçlarına tekrar bakıldı. Bulgular: Çalışmada her iki grupta da girişim öncesi bakılanlara göre 1. ve 3. ayda değerlendirilen DBKT, NRS ve ODİ sonuçlarında anlamlı azalma görüldü (p<0,001). Her iki grup birbirleriyle karşılaştırıldığında, iki grubun DBKT sonuçları arasında 1. ay (p=0.864) ve 3. ay (p=0,584) değerlendirmelerinde anlamlı fark yoktu. Gruplar arası NRS sonuçları arasında, 1. saat (p=0,931), 1. ay NRS (p=0,496) ve 3. ay (p=0,428) değerlendirmelerinde anlamlı fark saptanmadı. Gruplar arasında bakılan ODI sonuçları arasında, 1. ay (p=0,649) ve 3. ay (p=0,559) anlamlı fark izlenmedi. Sonuç: ESE, lomber disk hernisine bağlı radikülopati tedavisinde etkin bir tedavi yöntemidir. İnterlaminar epidural enjeksiyonlarda, deksametazonla beraber lidokain yada bupivakain uygulamasının hastaların ağrılarını etkin bir şekilde azaltıp hayat kalitesini iyileştirdiği, ancak bu iki ilacın etkinlikleri açısından aralarında fark olmadığı görülmektedir. Anahtar Sözcükler: Lomber disk hernisi, radikülopati, interlaminar epidural steroid enjeksiyonu, lidokain, bupivakain

AnesteziBupivakainHerniler+6
Beyza Yeşiloğlu
Çukurova University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Lumbar disk hernisi olan bireylerde "enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon" tekniğinin etkisinin araştırılması

Çalışmamız, lumbar disk hernisi olan bireylerde enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon tekniğinin etkinliğini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya lumbar disk hernisi olan 40 hasta dahil edildi. Hastalar rastgele yöntemle kontrol grubu ve enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon tedavi grubu olarak iki gruba ayrıldı. Her grupta 20 birey yer aldı. Enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon tedavi grubuna; 4 hafta boyunca klasik fizyoterapi (yüzeyel sıcaklık-hotpack, TENS, ultrason ve egzersiz) uygulamasına ek olarak, haftada 2 seans enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon tedavi protokolü uygulandı. Bu tedavi protokolünde paraspinal kaslara, gluteus maksimus - gluteus medius kaslara ve hamstringlere uygulama yapıldı. Tüm hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası ve 2. ay ağrı (Visual Analog Scale-VAS), düz bacak kaldırma testi (DBKT), slump test (90° diz fleksiyonundan diz ekstansiyonuna doğru derecesi), 5 dakika yürüme testi (5 DKYT), normal eklem hareketi (NEH) ve SF-36 açısından değerlendirildi. Tedavi öncesi, tedavi sonrası ve 2. ay gruplar kendi içinde karşılaştırıldığında, her iki grupta da ağrı değerlerinde azalma olduğu (p<0.05); düz bacak kaldırma derecesi, slump test (90° diz fleksiyonundan diz ekstansiyonuna doğru derecesi), 5 dakika yürüme testi (5 DKYT), normal eklem hareketi (NEH) ve SF-36 değerlerinde ise artma olduğu (p>0.05) saptandı. Gruplar kendi aralarında karşılaştırıldığında ise ağrı, düz bacak kaldırma derecesi, slump test (90° diz fleksiyonundan diz ekstansiyonuna doğru derecesi), 5 dakika yürüme testi (5 DKYT), normal eklem hareketi (NEH) ve SF-36 değerlerinde enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon tedavi grubunda klinik düzelmelerin daha fazla olduğu görüldü. Sonuç olarak; fizyoterapistlerin lumbar disk hernisi olan bireylerin tedavisinde enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon tekniklerini, fizyoterapi programları ile birlikte uygulamalarının rehabilitasyona olumlu yanıt verebileceği görüşündeyiz. Ancak lumbar disk hernisi olan bireylere enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon tekniğinden sonra sırt kas aktivitesindeki değişiklikleri araştırmak için daha yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Lumbar disk hernisi, enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon tekniği, enstrüman, yumuşak doku mobilizasyon, klasik fizyoterapi.

Fizik tedaviFizik tedavi yöntemleriKas-iskelet manipülasyonları+2
Muhammed Üsame Taş
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Lumbar disk hernisi olan hastalarda kinezyo bantlama ve manuel terapi etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışma lumbar disk hernisi olan hastalarda Kinezyo Bantlama ile Manuel Terapi'nin ağrı, günlük yaşam aktivitesi, özürlülük, kas kısalığı, normal eklem hareket açıklığı, depresyon ve anksiyete düzeyleri üzerine etkilerini karşılaştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya, Şanlıurfa M. Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fizik Tedavi ünitesine, lumbar disk hernisi tanısı ile gelen 20-50 yaşları arasında, çalışmaya katılmayı kabul eden 60 gönüllü hasta alındı. Hastalar basit rastgele yöntemlerle Klasik Fizik Tedavi (KFT)(n=20), Kinezyo Bantlama (KB) (n=20) ve Manuel Terapi (MT) (n=20) olmak üzere üç gruba ayrıldı. KFT grubuna haftada 5 seans, 3 hafta boyunca hotpack, TENS, ultrason ve ev egzersizi programı uygulanırken, KB grubuna KFT'ye ek olarak haftada 2 seans, 3 hafta boyunca toplam 6 seans KB uygulandı. MT grubuna ise, KFT uygulamasına ek olarak haftada 2 seans, 3 hafta boyunca toplam 6 seans MT uygulandı. Çalısmaya katılan hastaların ağrı şiddeti, Vizuel Ağrı Skalası ve McGill Melzack Ağrı Soru Formu ile ölçüldü. Fonksiyonel Bel Ağrı Skalası, Nottingham Sağlık Profili, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, kas kısalığı ve normal eklem hareket açıklığı ölçüm ve değerlendirmeleri tamamlandı. Ölçüm ve değerlendirmeler 3 haftalık tedavi sonunda tekrarlandı ve sonuçlar uygun istatistik programı ile analiz edildi. Çalışmanın sonucunda ağrı, günlük yaşam aktiviteleri, depresyon ve anksiyete düzeylerinde ve normal eklem hareket açıklıklarında her üç grupta tedavi sonrası iyileşme olduğu bulundu (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmada, günlük yaşam aktiviteleri, özürlülük ile depresyon düzeyleri ortalama skorunun MT grubunda daha etkili gelişme gösterdiği bulundu (p<0.05). Tedavi sonrası, normal eklem hareket açıklığında artış, kas kısalığı ve anksiyete düzeyleri değerlerine bakıldığında, KB ve MT grupların birbirlerine üstünlüğünün olmadığı bulundu (p>0.05). Ancak, KB ve MT gruplarının, KFT grubuna göre daha etkili olduğu bulundu (p<0.05). Sonuç olarak 3 hafta tedavi sonrası ağrı, özürlülük, günlük yaşam aktiviteleri, depresyon düzeyleri üzerinde MT programı daha etkili bulunurken, kas kısalığı, normal eklem hareket açıklığı limitasyonu ve anksiyete düzeyleri üzerinde MT ile KB programlarının birbirlerine göre üstünlüklerinin olmadığı tespit edildi. Çalışmamızda MT uygulamalarının KFT programı ile birlikte lumbar disk hernisi olan hastalarda daha etkili olacağı sonucuna varıldı.

Fizik tedaviFizik tedavi yöntemleriHerniler+4
Tuba Açıkyol
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Servikal disk hernisi tanısı almış hastalarda nöral mobilizasyonun servikal postür, ağrı, yaşam kalitesi ve fonksiyonellik üzerine etkisi

Bu çalışmada, servikal disk hernisi tanısı almış hastalarda konservatif fizyoterapiye ek olarak uyguladığımız nöral mobilizasyonun servikal postür, ağrı, yaşam kalitesi ve fonksiyonellik üzerine etkileri amaçlandı. Çalışmaya 20-70 yaşları arasında 60 servikal disk hernisi tanısı almış birey katıldı. Alınma kriterlerine uyan katılımcılar randomize olarak iki gruba ayrıldı. Kontrol grubuna (n=30) konservatif fizyoterapi modaliteleri (hotpack, transkutanöz elektriksel sinir stimülasyonu (TENS), ultrason), çalışma grubuna (n=30) konservatif fizyoterapiye ek olarak radial, median ve ulnar sinirlere nöral mobilizasyon uygulandı. Kontrol ve çalışma grubuna üç hafta boyunca toplam 15 seans konservatif fizyoterapi, nöral mobilizasyon tekniği ise çalışma grubuna üç hafta boyunca haftada üç seans şeklinde uygulandı. Katılımcıların; demografik bilgileri, ağrı (Vizüel Analog Skalası), boyun aktif eklem hareketi açıklıkları ve servikal postür (tragus-duvar, C7-duvar mesafesi) değerleri kaydedildi. Katılımcılara; yaşam kalitesi (Nottingham Genişletilmiş Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi), fonksiyonellik (Boyun Özürlülük İndeksi) ve fiziksel aktivite indeksi anketleri uygulandı. Çalışma sonunda, servikal postür için değerlendirdiğimiz tragus-duvar mesafesinde çalışma grubunda belirgin bir azalma görülürken (p<0.05), C7-duvar mesafesinde fark görülmedi (p>0.05). Ağrı skorlarında ve boyun aktif eklem hareketi açıklığı değerlerinde çalışma grubu lehine fark görüldü (p<0.05). Boyun özürlülük indeksi skorunda her iki grupta da benzer iyileşme görüldü (p>0.05). Yaşam kalitesinde ise sadece ev işleri alt kategorisinde çalışma grubunda belirgin fark bulundu (p<0.05). Bu çalışmanın sonucunda, servikal disk hernisi tanısı almış hastalarda, nöral mobilizasyon tekniğinin konservatif fizyoterapi ile birlikte uygulandığında ağrı, aktif eklem hareket açıklığı, servikal postür ve yaşam kalitesindeki yetersizliklerde ek kazanımlar sağlayacağı sonucuna varıldı.

AğrıDuruşFizik tedavi+6
Tecelli Kayıran
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Beyin cerrahi servisinde lomber disk hernisi (LDH) ameliyatı sonrası yatan hastaların ağrılarının değerlendirilmesi ve hemşirelik bakımı memnuniyet düzeyinin belirlenmesi

Çalışma Beyin Cerrahi Servisinde Lomber Disk Hernisi (LDH) Ameliyatı Sonrası Yatan Hastaların Ağrılarının Değerlendirilmesi ve Hemşirelik Bakımı Memnuniyet Düzeyinin Belirlenmesi amacıyla kesitsel olarak yapıldı. Çalışmanın evrenini Bingöl Devlet Hastanesi Beyin Cerrahi Servisinde Lomber Disk Hernisi (LDH) ameliyatı geçiren hastalar oluşturdu. Çalışmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Sayısal Ağrı Ölçeği, Newcastle Hemşirelik Bakımı Memnuniyet Ölçeği kullanılarak elde edildi. Araştırma verilerinin toplanmasında yüzyüze görüşme tekniği kullanıldı. İstatistiksel analizlerde Whitney U testi, Kruskal Wallis testi kullanıldı. İlişkileri belirlemek için Spearman korelasyon katsayısı analizi kullanıldı. Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 49.16±12.49 idi. Hastaların ameliyat sonrası ağrı ortalamalarının 2.66±1.69 olduğu saptandı. Newcastle hemşirelik bakımı memnuniyet düzeyinin "yüksek" olduğu saptandı. Sonuç olarak hastaların ameliyat sonrası ağrı seviyesinin düşük olduğu, hemşirelik bakımı memnuniyet düzeyinin yüksek olduğu saptandı. Lomber disk hernisi ameliyatı geçiren hastaların ameliyat sonrası dönemde yaşam konforunu arttırmak için uygun eğitimin verilmesi gerektiği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler; lomber disk hernisi, hemşirelik bakımı, ağrı değerlendirilmesi

AğrıAğrı yönetimiHasta bakımı+6
Hasan Çakmak
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Lumbar disk hernisi olan bireylerde kronik dönemde core stabilizasyon egzersizlerinin denge ve yaşam kalitesine etkisi

Bu çalışma, lumbar disk hernisi olan bireylerde kronik dönemde core stabilizasyon egzersizlerinin denge ve yaşam kalitesine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya 45-65 yaşlarında en az bir yıl önce lumbar disk hernisi tanısı almış 40 hasta alındı. Randomizasyon yapılarak tedavi ve kontrol grubu olmak üzere 20 kişilik 2 gruba ayrıldı. Hastalara ait demografik bilgiler için kendi hazırladığımız bir form, ağrı değerlendirmesi için McGill Ağrı Ölçeği ve Vizüel Ağrı Skalası, statik denge değerlendirmesi için Diasu Yürüme Analizi Cihazı ve Berg Denge Ölçeği, dinamik dengeyi değerlendirmek için Zamanlı Kalk Yürü Testi, Y Denge Diyagramı, Fonksiyonel Uzanma Testi, düşmeyi değerlendirmek için Tinetti Düşme Etkinlik Ölçeği, yaşam kalitesini ve fonksiyonelliği değerlendirmek için Oswestry Bozukluk Ölçeği ve Nottingham Sağlık Profili kullanıldı. Proprioseptif duyuyu değerlendirmek için ayakbileği eklem pozisyon hissine ayakta, nötral pozisyonda (0˚) ve 10˚ dorsi fleksiyonda açısal ölçüm yapılarak bakıldı. Tüm anketler ve ölçümler tamamlandıktan sonra hastalar programa alındı. Kontrol grubundaki hastalar rutin yaşamlarına devam ederken, tedavi grubu hastalarına core stabilizasyon odaklı modifiye pilates egzersiz programı 8 hafta, haftada 2 gün 50 dakika şeklinde uygulandı. Tedavi süreci tamamlandıktan sonra anketler ve ölçümler tekrarlandı. Tedavi grubunda dinamik denge, fonksiyonellik ve yaşam kalitesinde gelişme sağlandı (p<0,05). Statik denge açısından incelendiğinde istatiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmedi (p>0,05). Tedavi grubunda proprioseptif ölçümlerinde gelişme sağlanırken (p<0,05), kontrol grubunda anlamlı bir fark görülmedi (p>0,05). Core stabilizasyon eğitiminin proprioseptif duyu, denge ve yaşam kalitesini iyileştirmek için etkili bir yöntem olduğu belirlendi. Modifiye pilates eğitiminin, lumbar disk hernisi olan bireylerde denge ve yaşam kalitesini artırmak için destekleyici ve koruyucu fizyoterapi modeli olarak ileri yaş gruplarında kullanılmasını önermekteyiz. Anahtar Kelimeler: Lumbar Disk Hernisi, Kronik Dönem, Denge, Core Stabilizasyon, Propriosepsiyon

Beden stabilizasyonuDengeEgzersiz+6
Asiya Uzun
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lomber disk hernisi tanısı konmuş hastalarda kantitatif duysal test ve manyetik rezonans görüntüleme ilişkisi

Bu çalışmada amaç; Lomber disk hernilerinde manyetik rezonans görüntüleme ile yapılacak olan kök basısı derecelendirilmesi ile kantitatif duysal test verileri arasındaki ilişkiyi saptamak ve görüntüleme yöntemleri ile birlikte kantitatif duysal testin klinik uygulamaya sokulmasıdır. Beyin Cerrahisi ve Algoloji polikliniğine başvurmuş ve MRG ile lomber disk hernisi tanısı konmuş, bel ve tek bacağa uzanan ağrı yakınması olan 18-70 yaş arası 56 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastaların tümünde, L4-L5 intervertebral diskinde herniasyon mevcuttur ve uygulama bölgesi olarak semptomatik ve asemptomatik tarafın L5 dermatom bölgesi seçilmiştir. CASE IV Kantitatif Duysal Test Cihazı ile VDT (vibrasyon eşik değeri), HDT (sıcak algılama eşik değeri), CDT (soğuk algılama eşik değeri) ve HPT (sıcak ağrı eşik değeri) parametreleri ölçülmüştür. Tüm parametreler değerlendirildiğinde; herniye disk olan taraf ve asemptomatik olan karşı taraf parametlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı. QST ve MRG Pfirmann derecelendirilmesi karşılaştırıldığında; artan Pfirmann derecesine göre QST parametrelerinin tümünün, istatistiksel olarak anlamlı şekilde arttığı görülmüştür. Sonuç olarak; bu çalışmada LDH'ne bağlı şikayetlerin olduğu dermatomda QST ile yapılan ölçümlerin, MR görüntülemede saptanan patolojinin derecesi ile ilişkili olarak farklılık gösterdiği görüldü. Bu da MRI uygulamanın mümkün olmadığı ve/veya MRI görüntüleri ile klinik bulguların uyumsuz olduğu hasta grubunda QST ölçümlerinin tanıda yol gösterici olabileceğini düşündürmektedir.

HernilerManyetik rezonans görüntülemeTestler+4
Serpil Canan
Manisa Celal Bayar University
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı insanlarda ve disk hernisi olan hastalarda medulla spinalis'in sonlanma seviyesinin manyetik rezonans görüntüleme yöntemi ile karşılaştırılması

Medulla spinalis canalis vertebralis içerisinde önde ve arkada hafifçe yassılaşır ve koni şeklinde sonlanır. Santral sinir sistemi hastalıkları, meninges enfeksiyonları ve beyin omurilik sıvısının (BOS) incelenmesi gibi durumlarda lumbal ponksiyon yapılırken, bu bölgeye iğne ile girilmesi sırasında medulla spinalis sonlanma seviyesinin bilinmesi oldukça önemlidir. Medulla spinalis sonlanma seviyesinin (MSSS) yaş, cinsiyet, boy, ağırlık, vücut kitle indeksi ve çeşitli hastalıklarda farklı seviyelerde sonlanabileceği bildirilmiştir. Bu çalışmada lumbal bölgeye yapılacak anestezi, cerrahi, lumbal ponksiyon gibi işlemlerde komplikasyonların önlenebilmesi için MSSS'yi tespit etmek ve bu seviyenin cinsiyet, yaş, vücut kitle indeksi parametreleri ile ilişkisinin araştırılması planlanmıştır. Disk hernisinin MSSS'ye etkisi araştırılarak disk hernisi olan hastalarda MSSS'nin belirlenmesi ve sağlıklı insanlarla karşılaştırması amaçlanmıştır. Yapılan literatür taramasında bununla ilgili yeterli bilgiye tespit rastlanılamamıştır. Bu amaçla 191 sağlıklı ve 150 lumbal protrüze disk hernisi bulunan hasta bireyin lumbal MR görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. Bu görüntülerde hem corpus vertebrae ve discus intervertebralis'e göre hem de processus spinosus'a göre bakılarak MSSS belirlenmiştir. Corpus vertebrae ve Dİ'ye göre MSSS sağlıklı insanlarda ve disk hernisi olan hastalarda en sık L1 corpus vertebrae'nın üst üçte biri seviyesinde saptanmıştır. Processus spinosus'a göre MSSS sağlıklı insanlarda ve disk hernisi olan hastalarda en sık L1 processus spinosus'ta saptanmıştır. Sağlıklı insanlar ile disk hernisi olan hastalarda MSSS'leri arasında anlamlı istatistiksel fark saptanmamıştır. Corpus vertebrae'ya göre ölçülen MSSS ile processus spinosus'a göre ölçülen MSSS arasında yüksek derecede anlamlı korelasyon saptanmıştır (p=0.001, r=0.853). Sağlıklı insanlarda yaş ve boy ile, disk hernisi olan hastalarda yaş ile MSSS arasında pozitif yönde zayıf anlamlı ilişki bulunmuştur. Bulgularımıza göre bu bölgede yapılacak olan lumbal ponksiyon, anestezi ve cerrahi gibi işlemlerde referans seviyenin L3 processus spinosus'un altındaki seviyeler alınması gerekir.

HernilerManyetik rezonans görüntülemeSpinal kord+2
Merve Kalındemirtaş
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Preoperatif servikal sagital dizilimin anterior servikal diskektomi ve füzyon (ACDF) sonrası cerrahi sonuçlara etkisi

Servikal disk hernisi, boyunda intervertabral diskin merkez yapısının dış tabakadaki yırtıktan, sinirler ve omuriliğin geçtiği kanala doğru taşmasıdır. Günlük yaşam aktivitelerini ve yaşam kalitesini etkileyerek, bireysel zarar ve özürlülüğe neden olabilen bir hastalıktır. Sagittal servikal dizilim bozuklukları ise servikal lordozun azalması ya da artması, servikal kifoz gelişimi, baş önde pozisyonu varlığı, segmental kifoz varlığı, üst servikal lordozun artması ya da azalmasıdır. Bu uzmanlık tezi anterior servikal diskektomi ve füzyon (ACDF) uygulanan 80 olguda ameliyat öncesi ve sonrasında servikal sagittal dizilim ve klinik sonuçları arasındaki ilişkiyi araştıran retrospektif bir çalışmadır. Bu çalışmanın amacı anterior servikal diskektomi ve füzyon (ACDF) ameliyatı ile servikal dizilim bozukluğu ve servikal disk hernisi semptom ve klinik bulguları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Olguların tamamının ameliyat öncesi ve sonrasında lateral servikal radyografileri temin edildi ve servikal dizilimleri Toyama tiplendirmesi kullanılarak değerlendirildi. Klinik sonuçlar ise nörolojik muayene ve VAS skoru kullanılarak değerlendirildi. Olguların takiplerinde, servikal sagittal dizilimde anlamlı düzelme tespit edildi. Serimizde VAS skorları erken ve geç dönem takiplerinde istatistiksel olarak anlamlı azalma gösterdi. Servikal sagittal profile göre iyileşme oranları arasındaki farklara bakıldı. Bu çalışma göstermiştir ki; anterior servikal diskektomi ve füzyon ameliyatı, klinik ve radyolojik bulgularda anlamlı düzelme sağlamaktadır. Ameliyat öncesi mevcut sagittal profil ameliyat sonuçları üzerinde etkilidir.

AğrıAğrı ölçümüDiskektomi+5
Canan Subaşı Kalaycı
Düzce University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bel fıtığı mikrodiskektomi ameliyatlarında spinal, epidural ve genel anestezi yöntemlerinin karşılaştırılması

Çalışmamızda elektif lomber disk cerrahisi uygulanacak hastalarda epidural anestezi, spinal anestezi ve genel anestezinin etkinliğini karşılaştırıp, hemodinamik parametreler, yan etkiler, hasta konforu, postoperatif derlenme, analjezik ihtiyacı üzerine etkilerini göstermeyi amaçladık. ASA I-II risk grubundan toplam 60 hasta rastgele üç gruba ayrıldı. Epidural anestezi grubundaki hastalara oturur pozisyonunda 18G Touhy iğne ile epidural aralığa toplam 20-25 ml %0,5 bupivakain verildi. Spinal anestezi grubundaki hastalara da oturur pozisyonda 25 G iğne ile %0,5 heavy bupivakain verildi. Genel anestezi grubundaki hastalara anestezi indüksiyonu 2-3mg/kg propofol, 0,6 mg/kg roküronyum, 1µg/kg fentanyl ile yapıldı. Anestezi idamesi için %50 oksijen, %50 kuru hava toplam 4 lt/dk ve 1-1,5 MAC sevofluran kullanıldı. Her üç grupta da pron pozisyon verilerek cerrahi başlatıldı. Tüm hastaların kan basınçları, KTA, SpO2, operasyon süresi, VAS skorları, postoperatif analjezi, yan etkiler ve komplikasyonlar izlenerek kaydedildi. Gruplar arasında, yaş, cinsiyet, ağırlık, boy, VKİ, ASA skoru, bazal VAS skorları, kan basınçları, KTA, SpO2 değerleri benzerlik bulundu. Her üç grupta da cerrahi boyunca ve uyandırma odası SAB değerleri bazal değerlerine göre anlamlı olarak düşük bulundu (p<0,05). Üç grupta SAB değerinde bazale göre artış sadece genel anestezi grubunda entübasyon sonrası gözlendi. Gruplara göre bradikardi, taşikardi, hipotansiyon, bronkospazm, kanama oranlarında anlamlı fark saptanmadı. İntraoperatif atropin ve efedrin kullanımı açısından anlamlı fark bulunmadı. Genel anestezi grubunda hipertansiyonu varolan bireylerin oranı anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Epidural ve spinal anestezi uygulanan her hastada yeterli blok seviyesi sağlandı. İntraoperatif opioid kullanımı açısından fark saptanmazken, VAS cerrahi bitiş, VAS uyandırma giriş, VAS uyandırma çıkış değerleri açısından epidural anestezide anlamlı olarak daha düşük değerler bulundu (p<0,05).Hasta konforu skalasıile değerlendirildiğinde gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı. Anestezi süresi, cerrahi süre ve uyandırma odası kalış süresi değerleri açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı. Postoperatif dönemde bulantı, kusma, idrar retansiyonu, ek opioid analjezik kullanımı, mobilizasyon süreleri ve taburculuk süreleri değerlendirildi, anlamlı fark bulunmadı. Epidural anestezi uygulanan bir hastada lokal anestezik santral toksisitesi gelişti. Sonuç olarak; lomber disk cerrahisinde epidural, spinal ve genel anestezide hemodinaminin benzer olması, rejyonel anestezi yöntemlerinin hasta konforu ve memnuniyeti açısından etkin, güvenilir ve genel anesteziye alternatif bir yöntem olduğunu düşündürmektedir. Spinal anestezi ve epidural anestezi çoğu merkezde birçok operasyon için güvenle kullanılırken lomber disk cerrahisinde de kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.

AnesteziAnestezi-epiduralAnestezi-genel+6
Pelin Çetin
Düzce University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lomber disk cerrahisinde erektör spina plan bloğu ile quadratus lumborum bloğunun postoperatif etkinliğinin karşılaştırılması

Spinal cerrahi tipik olarak şiddetli postoperatif ağrıyla karakterizedir. Spinal cerrahi artmaya devam etmesine rağmen postoperatif analjezi yaklaşımları sınırlı kalmıştır. Bu çalışmanın amacı lomber diskektomi operasyonu geçiren hastalarda preemptif uygulanan iv ibuprofen ile Erektör Spina Plan Bloğu (ESP) ve Quadratus Lumborum Bloğu-2 (QLB-2)'nin postoperatif analjezik etkisini karşılaştırmaktır. Tek seviye lomber diskektomi operasyonu geçiren, 18-65 yaş arası, ASA I-III olan 60 hasta postoperatif analjezi tekniğine göre 3 gruba ayrılarak incelendi. Hastaların postoperatif 0.dk, 15.dk, 1.st, 4., 6., 12. ve 24. saatteki VAS değerleri, ilk analjezik gereksinim zamanı, 24 saatte kullanılan analjezik miktarı, bulantı-kusma skorları ve hastanede yatış süresi değerlendirildi. ESP ve QLB-2 gruplarında postoperatif tüm zamanlardaki VAS değerleri ibuprofen grubuna göre daha düşük olmasına rağmen sadece postoperatif 24. saatteki VAS skoru istatistiksel olarak anlamlı tespit edildi (24. saat VAS; Grup ESP:0.75 ± 0.716, Grup QLB-2:0.85 ± 1.04, Grup İbuprofen: 1.80 ± 1.36, p<0.05). Postoperatif bulantı ve kusma ise İbuprofen grubuyla karşılaştırıldığında QLB-2 ve ESP grubunda daha az görülmekle beraber, sadece ESP grubuyla İbuprofen grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edildi. (ESP grubu ile İbuprofen grubu karşılaştırıldığında p<0,05). İlk analjezik gereksinim zamanı, 24 saatte kullanılan analjezik miktarı ve hastanede yatış süresi değerlendirildiğinde gruplar arasında bir farklılık tespit edilmedi. Lomber disk cerrahisinde postoperatif ağrı yönetiminde Erektör Spina Plan Bloğu ve Quadratus Lumborum Bloğunun birbirlerine üstünlüğü olmamasına rağmen, preemptif verilen iv ibuprofenden daha etkili olduğu sonucuna vardık. Anahtar kelimeler: ESP, QLB, ibuprofen, postoperatif ağrı

AnestetiklerAnesteziAnestezi-spinal+7
Mehmet Fatih Polat
Fırat University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spinal stenoz ve lomber disk hernili hastalarda ligamentum flavumda BMP-2, VEGF ve D vitamin reseptör düzeylerinin değerlendirilmesi

Nöroşirurji pratiğinde disk hernisi ve spinal stenoz sık gözlenirler. Disk hernileri her yaşta görülebilen, intervertebral diskin fıtıklaşması sonucu klinik oluşturan, temelde aksiyel kompresyon ve dejenerasyona bağlı gelişebilen bir hastalıktır. Ligamentum flavumda (LF) histopatolojik değişiklikler beklenebilir. Spinal stenoz ise daha ileri yaşlarda karşılaşılan, LF'da elastik liflerin azalması, fibrozis oluşumu ve ossifikasyon gibi histopatolojik değişiklikler ile seyreden bir hastalıktır. Kemik morfogenetik protein 2 (BMP-2) osteoblastlar ve osteositler tarafından sentezlenen, primer olarak kemikte bulunan, ossifikasyonda önemli rol alan bir proteindir. Vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) vücutta birçok farklı hücreden sentezlenir, anjiogenezde rol alır. D vitamin reseptörü de (DVR) kemik ve kıkırdak dokularda esas olarak bulunan ve D vitaminin etkisini gösterebilmesi için gerekli olan reseptördür. Çalışmamızda spinal stenoz ve lomber disk hernisi hastalarında, LF dokularında BMP-2, VEGF ve DVR düzeylerinde farklılıklar olup olmadığını değerlendirmeyi hedefledik. Lomber disk hernisi ve spinal stenoz nedeniyle cerrahi uyguladığımız toplam 50 hasta değerlendirildi. Ameliyatta hastaların ligamentum flavumları uygun olarak toplandı. Patoloji laboratuvarında BMP-2, VEGF ve DVR immün reaktivitelerinin yaygınlığı histopatolojik olarak değerlendirildi. Veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) programı kullanılarak analiz edildi. BMP-2 düzeylerinin her iki hastalıkta da birbirine yakın düzeylerde olduğu tespit edildi. VEGF düzeylerinin spinal stenoz hastalarının LF dokularında istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha yüksek olduğu görüldü. DVR düzeyleri ise spinal stenoz hastalarında anlamlı olarak daha düşüktü. Sonuç olarak, lomber disk hernisi ve spinal stenozda LF'da dejeneratif değişiklikler gelişmektedir. Spinal stenozda, lomber disk hernisine göre LF'da VEGF düzeylerinin daha fazla yükselmesi, DVR düzeylerinin ise belirgin olarak azalması hastalıktaki dejeneratif proçeslerin daha yoğun ve kronik olmasına bağlandı. Anahtar kelimeler: Lomber disk hernisi, Spinal stenoz, BMP-2, VEGF, DVR

Kemik morfojenik proteini 2ReseptörlerSpinal stenoz+4
Bilal Ertuğrul
Fırat University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lomber disk hernisinde radyoopak jel etanol kullandığımız hastalarda sonuçlar: Retrospektif çalışma

Lomber disk hernisi medikal ve sosyoekonomik problemlere yol açan bir sorundur. Lomber disk hernisi tedavisinde uygulanan lomber Radyoopak Jel Etanol (RGE) işlemi, minimal invazif bir yöntem olup; bu çalışmada amacımız, cerrahi tedaviyi istemeyen lomber disk hernisi tanısı koyulan hastalara, kısıtlı literatür bilgisi olan RGE kullanımı sonrası kliniğimizdeki sonuçlarını değerlendirmektir. Ocak 2013- Ocak 2014 tarihleri arasındaki bir yıllık süre içerisinde lomber diskopati tanısıyla yatırılan klinik ve radyolojik açıdan uygulama endikasyonu olan 41 hastaya uygulanan 44 intradiskal RGE retrospektif olarak değerlendirildi. Olgular demografik karakteristikleri, daha önce uygulanılan tedaviler, en erken 6 ay sonraki kontrol Magnetik rezonans görüntüleme, RGE verilmeden önce ve verildikten 6 ay sonraki Visuel analog skala (VAS), komplikasyonlar, yan etkiler ve işlem sonrası hasta memnuniyeti açısından incelendi. Hastaların ağrıları işlem öncesi ve işlemden 6 ay sonra VAS ağrı skalası ile değerlendirildi. VAS ağrı skalasında azalmalar istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Hastaların demografik özellikleri değerlendirilirken yaş, cinsiyet durumları göz önünde bulunduruldu. Buna göre, 14'ü erkek (%34.1), 27'si kadın (%65.9) olmak üzere 41 hastaya işlem yapıldı. Erkeklerin yaş ortalaması 51,2  17,1, kadınların yaş ortalaması 47,7  13,8 idi . Çalışmamızda MRI değerlendirmelerinde hastalarda lomber disk hernisinin seviyesi açısından; L3-L4 disk herniasyonu 7 olguda (%17.1), L4-L5 disk herniasyonu 19 olguda (%46.3), L5-S1 disk herniasyonu 10 olguda (%24.1) mevcuttu. Hastaların MRI bulguları ve öyküsünde lomber disk hernisi nedeni ile daha önce tedavi alıp almadığına göre değerlendirildiğinde ise 19 hastada diffüz bulging, 22 hastada protrüzyon tespit edildi. 41 hastanın 6'sı daha önce hiç tedavi almamıştı, 20'si Trans Foraminal Steroid tedavisi aldığı, 15 hastanın ise sadece ilaç tedavisi ( non-steroid antiinflamatuar, myorelaksan, steroid vb.) aldığı tespit edildi . Hastalarda RGE uygulandıktan sonra sözel olarak hasta memnuniyeti değerlendirildiğinde memnun olmayan hasta sayısı dört, orta derecede memnun kalan hasta sayısı 13, iyi derecede memnun olan hasta sayısı 13, mükemmel derecede tedaviden memnun olan hasta sayısı ise 11 idi, başka bir ifadeyle bu işlemden memnun olmayan hasta oranı, bütün hastaların sadece %9.8 idi. Onbir hastanın işlem sonrası kontrol MRI'ları çekildi. Protrüzyonu olan yedi hastada kontrol MRI'da düzelme tespit edilirken üç hastada değişiklik izlenmedi. Diffüz bulging olduğu bilinen bir hastada MRI 'da değişiklik izlenmediği tespit edildi. MRI patolojilerine ve yaşa göre memnuniyet değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Sonuç olarak, disk patolojilerine bağlı olarak meydana gelen ve konservatif yaklaşımlarla tedavi edilemeyen, lomber radikülopatiye bağlı ağrıların tedavisinde RGE cerrahiye alternatif olarak güvenle kullanılabilecek, hastalarda fonksiyonel iyileşme sağlayan, analjezik tüketimini azaltan, yaşam kalitesini yükselten minimal invazif bir yöntem olduğu kanaatindeyiz. Anahtar kelimeler: Lomber disk hernisi, Trans Foraminal Steroid, Radyoopak Jel Etanol , Visuel analog skala

EtanolJellerKontrast maddeler+4
Oğuz Gürbüz
Fırat University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lomber disk hernisinde IDET (intradiskal elektrotermal terapi) anüloplasti uygulanmış hastalardaki sonuçlar: Retrospektif çalışma

Bel ağrıları, erişkinlerin %80'ini yaşamları boyunca en az bir defa etkileyebilen ve sebep olduğu iş gücü kayıpları yanında tanı ve tedavi prosedürleri açısından değerlendirildiğinde yüksek maliyetlere yol açabilen önemli bir sağlık problemidir ve tedavisi multidisipliner bir yaklaşım gerektirir. Bu çalışmada lomber disk hernisi hastalarında IDET anüloplasti uygulanmasının kliniğimizdeki sonuçlarını değerlendirmek amaçlanmıştır. Fırat Üniversitesi Hastanesi Algoloji Polikliniği'ne başvuran lomber disk hernisi tanısı almış, kronik diskojenik ağrılı, 2012-2014 tarihleri arasında IDET anüloplasti uygulanan hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. Çalışma kriterlerini karşılayan 90 hasta çalışmaya dahil edildi. Cinsiyetler açısından yaş, ağrı süresi, preoperatif VAS skorları, postoperatif VAS skorları açısından anlamlı farklılık yoktu (p=0.75). Hastalar en sık (%56,7) bilateral alt ekstremite ağrısıyla kliniğimize başvurdu. Hastalardaki en sık MRG patolojsi rüptür+ bulging (%50), ikinci sıklıkta rüptür+protrüzyon (%28,9) idi. 14 hastanın (%15,5) daha önce herhangi bir tedavi almadığı, 53 hastanın (%58,8) medikal tedavi aldığı ve 23 hastaya (%25,5) TFS uygulandığı tespit edildi.Şikayet seviyelerinin en sık L4-5 (45) ,ikinci sıklıkta L5-S1 (23) olduğu görüldü. İşlem yapılan tüm seviyelerde preoperatif ve postoperatif VAS skorları arasında anlamlı farklılık vardı (p<0.05). Hastaların preoperatif VAS skorları postoperatif VAS skorlarından belirgin yüksekti (p=0,000).. Memnun olmayan hasta sayısı 18 (%20,0), orta derecede memnun olan hasta sayısı 23 (%25,6), iyi derecede memnun olan hasta sayısı 28 (%31,1), mükemmel derecede memnun olan hasta sayısı ise 21 (%23,3) olarak bulundu. Sonuç olarak; IDET anüloplasti genç ve orta yaş hastalarda diskojenik ağrıya karşı tatmin edici sonuçlarla kullanılabilen minimal invazif tekniklerden biridir. Düşük komplikasyon ve yan etki riskine sahiptir. Ancak etkinliğinin daha fazla değerlendirilmesi açısından daha fazla klinik çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Bel ağrısı, Lomber Disk Hernisi, İntervertebral Disk, IDET Anüloplasti

AğrıBel ağrısıElektrik uyarı tedavisi+3
Abdurrahman İleri
Fırat University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diabetik ve diabetik olmayan lomber disk hernili olgularda kollajen tip ıx düzeylerinin karşılaştırılması

Günümüzde disk dejenerasyonu patogenezinde rol alan anabolik ve katabolik faktörler modern teknolojik incelemeler sayesinde tanımlanmaktadır. Bu çalışma Tip II diabetin lomber disk yapısındaki kollajen Tip IX'un immünhistokimyasal boyanma özelliklerinin karşılaştırılması üzerine yapılan bir ilk çalışmadır. Diabet süresi uzadıkça disk dokusunun beslenmesi ve fonksiyonel devamlılığının sağlanması zordur. Mikro ve makroanjiyopatik komplikasyonlar sonucunda disk ve diğer dokuların beslenmesi bozulur. Biriken toksik oksijen radikalleri ve laktat, kondrosit ve fibroblast benzeri hücrelerin rejenerasyon kabiliyetlerinin bozulmasına yol açar. Diabetik diskteki glikasyon son ürünlerinin kollajenlere enzimatik olmayan yollarla bağlanmaları sonucunda, mekanik özellikler bozulmuştur. Ayrıca büyük çoğunluğu obez olan bu hastalardaki lomber kompresif yüklerin fazlalığı dejeneratif diğer bir durumdur.Çalışmaya 30 diabetik ve diabetik olmayan toplam 60 hastanın diskektomi materyali dâhil edildi. Bu materyaller patoloji laboratuvarımızda parafin bloklar haline getirildi. Kesitler 4 ? m kalınlığında alındı. Rabbit polyclonal anti-human kollajen Tip IX immünhistokimyasal boya ile Ventana cihazında boyandı. Preparatların kollajen Tip IX boyanma şiddeti, boyanma oranı, immünreaktivite boyanma toplam skorları tespit edildi. Disk dejenerasyonuyla ilişkili diabetik diskektomi materyallerindeki kollajen Tip IX'un immünhistokimyasal boyanma özellikleri diabetik olmayan gruptan daha düşüktü (p=0,001*<0,01).Diabetik hastaların HbA1c düzeyleri, diabet süresi, yaş ve operasyon seviyeleri ile boyanma toplam skoru arasındaki istatistiksel korelasyonlar incelendi. Diabet süresi ile boyanma toplam skorundaki düşük sonucun regresyon testi anlamlıydı (ß=?0,016, t=?2,610, p=0,015*<0,05; F=3,688, p=0,017*<0,05; R2=0,270). Bu düşük sonuç HbA1c düzeyiylede ilişkiliydi.Sonuç olarak, diabet diskin direncine önemli katkısı olan Tip IX kollajen miktarını değiştirerek disk hernisi oluşumunu kolaylaştırıcı bir faktördür. Diabetik hastaların Tip IX kollajen miktarı diabetik olmayan gruptan daha düşüktü. Sonuçlarımız başka çalışmalarla da desteklenmelidir.Anahtar kelimeler: Lomber disk hernisi, Disk dejenerasyonu, Diabetes Mellitus, İmmünhistokimya, Kollajen Tip IX.

Diabetes mellitusHernilerKolajen+2
Lutfü Arıcı
Fırat University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tek seviyeli lomber mikrodiskektomi sonrası erken dönemde yapılan aerobik egzersizin ağrı, fonksiyonellik ve işe dönüş üzerine etkisi

Bu çalışma, ilk kez tek seviyeli lomber mikrodiskektomi yapılan hastalarda cerrahiden 1 ay sonra başlanan aerobik egzersizin ağrı, fonksiyonellik ve işe dönüş üzerine olan etkilerini araştırmak üzere planlandı.Çalışmaya alınmak üzere 130 hasta değerlendirildi ve bunların 40'ı çalışmaya dahil edildi. 40 hastadan Ankara'da ikamet eden 18'i aerobik egzersiz grubuna, 22'si ev egzersiz programı verilen kontrol grubuna ayrıldı. Her iki gruba da ev egzersiz programı verildi. Aerobik egzersiz grubuna ek olarak cerrahiden 1 ay sonra başlanan toplam 20 seanslık yürüyüş bandı egzersizi verildi. Hastaların bel ve bacak ağrıları VAS (Visual Analogue Scale) skoru ile, fonksiyonellikleri Roland-Morris Özürlülük İndeksi ile, işe geri dönüşleri ise cerrahi sonrası işe dönmelerine kadar geçen gün sayısı ile değerlendirildi. Değerlendirmeler cerrahi öncesi son 1 hafta içinde, cerrahi sonrası 2. ayda ve cerrahi sonrası 8. ayda yapıldı.Her iki grupta da cerrahi öncesine göre cerrahi sonrasında, bel ve bacak ağrısı VAS skorları ile fonksiyonellik skorlarında anlamlı düzelmeler elde edildi. Fonksiyonel iyileşme, egzersiz programının hemen bitiminde aerobik egzersiz grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha fazlaydı. Ağrı skorları ve işe geri dönüş açısından aerobik egzersizin cerrahiye ek katkısı saptanmadı.Bu çalışmanın sonuçları gösteriyor ki, ilk kez yapılan tek seviyeli lomber mikrodiskektomiden 1 ay sonra yapılmaya başlanan aerobik egzersiz, ev egzersiz programına göre daha fazla fonksiyonel düzelme ile sonuçlanmaktadır. Ancak egzersiz programına devam edilmezse, fonksiyonel iyileşme de devam etmemektedir. Bizler, tek seviyeli lomber mikrodiskeketomi olan uygun hastaların cerrahiden 1 ay sonraki dönemde aerobik egzersiz yapmak için teşvik edilmelerini önermekteyiz. Tek seviyeli mikrodiskektomi sonrası erken dönemde yapılan aerobik egzersizin faydalarını göstermek için daha fazla sayıda hasta içeren, ileriye dönük, randomize kontrollü çalışmaya ihtiyaç vardır.

AerobikAğrıBel ağrısı+5
Aslı (gençay) Can
Gazi University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Terapotik servikal transforaminal epidural steroid enjeksiyonu uygulamasının etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada interlaminar servikal steroid enjeksiyonu yapılan hastaların işlem öncesi ve işlem sonrasında ağrıları vas skoru (vizuel analog skalası) ve tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlandı. Materyal ve metod: Bu çalışma, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Çalışmalar Etik Kurulundan izin alındıktan sonra gerçekleştirilmiştir. Dicle Üniversitesi Hastanesi ameliyathanesinde, 01.01.2019-01.01.2021 tarihleri arasında, elektif şartlarda planlanan İnterlaminar servikal steroid enjeksiyonu, 18 yaş üstü hastaların anestezi kayıtları ve hastaların işlem öncesi ve işlem sonrasında ağrıları vas skoru (vizuel analog skalası) ile değerlendirilmiştir. İnterlaminar servikal steroid enjeksiyonu yapılan hastaların işlem sonrası tekrar ağrı anamnezi alınıp hastalar retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Olguların demografik özellikleri (cinsiyet, yaş, boy, kilo), servikal bölgede operasyon geçmişi işlem sonrası analjezik ihtiyaçları, postoperatif ağrı skalaları, tekrar işlem gereksinimi, komplikasyon varlığı değerlendirilmiştir. Tüm hastalara operasyon öncesi ağrı düzeyini belirlemek için VAS skoru hesaplanmıştır. Aynı zamanda hastalara işlemden 2 hafta sonra tedavi sonrası yanıtı değerlendirmek için işlem sonrası VAS skoru hesaplandı. Elde edilen verilen SPSS programında istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamıza %64.1'i kadın (n=471) olan toplam 735 hasta dahil edilmiştir. Kadın:erkek oranı yaklaşık 2 olarak saptanmıştır. Hastaların yaş ortalaması 49.65±14.28 (range: 18-92) idi. Hastaların %49'unda (n=360) herhangi bir kronik ek hastalık saptanmıştır. Hastaların işlem öncesi VAS skoru ortalaması 8.22±1.25 (range: 6-10; median 8.26) işlem sonrası VAS skoru ortalaması ise 3.39±0.68 (range: 2-4; median 3.44) bulunmuştur. Hastaların işlem sonrası VAS ağrı skorunun anlamlı derecede düştüğü saptanmıştır (p=0.000). VAS skoru %50 den daha fazla düşüş olan hastalarda işlem başarılı sayılmıştır. Buna göre çalışmamızda başarı oranı %86 (634/735) olarak kaydedilmiştir. Cinsiyetler açısından işlem öncesi ve işlem sonrası VAS skorları arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). Kronik hastalık varlığı açısından işlem öncesi ve işlem sonrası VAS skorları arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). Hastaların yaşları ile VAS skorları arasında herhangi bir korelasyon saptanmadı (p<0.05). Hastaların işlem öncesi VAS skorları ile işlem sonrası VAS skorları arasında pozitif yönde zayıf bir korelasyon saptandı (p<0.05, r=0.162). Sonuç: Floroskopi eşliğinde yapılan servikal epidural steroid enjeksiyonu başarı oranı yüksek bir prosedürdür. Seçilmiş vakalarda non-cerrahi bir tedavi yöntemi olarak uygulanabilir.

Analjezi-epiduralAnestezi-epiduralAğrı+6
Cihan Cebe
Dicle University
2023
00

Related subjects