Journalists
88 theses under this subject heading
Erkek köşe yazarlarının kadına yönelik şiddet anlatımı
Şiddet bir iletişimdir. Bu çalışma kadına yönelik şiddettin bir erkek sorunu olduğu üzerinedir. Kadınların mağduriyetleriyle gündem olabilmeleri sorunun bir kadın sorunu olarak algılanmasına neden olmuştur. Oysa, erkeğe yönelik şiddet vardır. Medya şiddeti reyting malzemesi olarak değerlendirir. Yapılan son çalışmalar çözüm için erkeklerin katılımı gereğini söyler. Çalışma erkek köşe yazarlarının 1 Ocak 2011 - 1 Ocak 2013 tarihleri arasındaki yazılarını içerik ve söylem analizi ile inceleyerek fikir verir. 40 yazının konusu kadına yönelik şiddettir. Erkek yazarların tarifine göre sorunu bir erkek sorunu olarak görülmektedir. Fakat erkek egemen değerler yazılarla yeniden üretilmektedir. Anahtar Sözcükler : Şiddet, Toplumsal Cinsiyet, Türkiye yazılı basını, söylem analizi,
Türk basınında kadın gazetecilerin istihdamında karşılaşılan sorunlar
Dünya nüfusunun yarıya yakınını kadınlar oluştursa da, gerek dünyamız genelinde gerekse ülkemizde kadınların iktisadi hayata katılımları bu oranın oldukça altındadır. Kadınların sosyal ve ekonomik alanda gerekli yeri alamamasının her toplum üzerinde çeşitli etkileri olduğu ise vazgeçilmez bir gerçektir. Bu etkiler kimi toplumlarda ırki, kimi toplumlarda kültürel olmakla beraber çoğu toplumlarda ise dini boyuttadır. Ülkemizde kadının eğitim, sağlık ve siyaset gibi alanlarda yeterli katılımı gösterememesi de önüne çıkan ya da çıkartılan engeller neticesindedir. Birçok sektörde kadınların istihdam açısından zorlandığı yapılan araştırmalarda öne sürülmüştür. İstihdamı güç, kalıcılığı ise istihdamından daha güç olan sektörde kadın, kendisine hak ettiği koşullarda bir yer bulamamaktadır. Kadın olmanın zorluğu, basın çalışanı bir kadın olduğunda kat be kat artmaktadır. Tüm bu koşullarda ekonomik hayata katkı sağlamaya çalışan kadın, önce kendisi ve ailesi, sonrada içerisinde bulunduğu topluma katkı sağlamayı amaçlasa da engeller karşısında ayakta kalmaya ve sektörde kendisine yer bulmaya çalışmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'deki basın sektöründe çalışan kadınların yaşadığı sorunlar, karşılaştıkları engeller kimlik ayrımcılığı bağlamında incelenmiş, basın çalışanı olmanın verdiği sosyal ve iş hayatlarına olan etkileri yüz yüze yapılan sözlü mülakat ve anketler aracılığıyla değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kadın Gazeteci, Basın, Kimlik
Arap gazeteci Selim Faris'in hayatı (1826-1908), faaliyetleri ve sosyal çevresi
Bu tezin konusu, II. Abdülhamid döneminde İstanbul, Kahire ve Avrupa'da faaliyet gösteren Arap gazeteci Selim Faris'tir (1826-1908). Faris'in gazeteleri, faaliyetleri ve sosyal çevresi onun on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında aktif olan çok kimlikli bir aydın olduğunu göstermektedir. İlk olarak 1870'lerde İstanbul'da, babası Ahmet Faris'in gazetesi el-Cevâib'in yöneticiliğini üstlenmiştir. Gazetesinin kapatılmasından sonra gittiği Kahire'de (1885-87) ise muhalifliği daha çok ortaya çıkmaya başlamıştır. Daha sonra Londra'da Sultan Abdülhamid karşıtı muhalefete devam etmiştir. Hürriyet (1894-97) gazetesi Londra'daki muhalif yayınların öncüsü olmuştur. Faris ve çevresindekiler Avrupa'da örgütlenmeye başlayan ilk dönem muhalif yapılanmalardan biri olarak kabul edilmektedir. Bu çalışma Selim Faris'in entelektüel çevresi ve ilişkiler ağını da göz önüne alarak onu bütünüyle anlatmayı amaçlamıştır. Birçok çalışma Faris'in meşrutiyeti savunan ve II. Abdülhamid yönetimini eleştiren muhalif tarafının 1890'da Londra'da iken ortaya çıkmış olduğu üzerinde dursa da bu tez, onun Londra'dan evvel de Osmanlı hükümetine muhalif bazı yayın faaliyetleri ve çevrelerle ilişki içerisinde olduğunu göstermektedir.
Ankara vilâyetine yapılan sürgünler (1895-1912)
Bu tez, Ankara Vilâyeti'ne 1895-1912 yılları arasında sürgün edilmiş olan bireyleri ve Dürzi topluluğunu incelemektedir. Sürgünlerin Ankara'ya geldikleri tarihten itibaren şehirle nasıl bir etkileşim içindeki oldukları ve kentin sorumlu memurlarının sürgün sürecini nasıl idare ettikleri sorgulanmaktadır. Osmanlı şehirleri üzerine yapılan monografik çalışmalar son zamanlarda artmasına rağmen, insanları veya grupları merkeze alarak şehri irdeleyen araştırmaların sayısı son derecede sınırlı kalmıştır. Özellikle XIX. yüzyılın sonu ile XX. yüzyılın başına odaklanmış incelemelerde bu durum iyice belirgindir. Bundan dolayı Osmanlı vilâyetlerindeki sürgünleri şehir üzerinden anlamak amacıyla, Ankara'ya sürülme vakaları üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde, Ankara nasıl bir mekândı sorusunu yanıtlamak için, vilâyetin fiziki ve beşerî özellikleri açıklanmıştır. İkinci bölümde, sürgün cezasının tanımı, kanun metinlerinde ve hatıratlarda nasıl yer aldığından bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde, Ankara'daki bireysel sürgün vakalarından olan Kudüslü Hüseyni ailesinden eski müftü Mehmed Hanefi, Ahmed Arif ve Abdülhay, imam Mehmed Vehbi, muhalif gazeteciler İsmail Faik ile Hamid Subhi ve talebe Naciye örnekleri irdelenmiştir. Dördüncü bölümün ilk kısmında, Suriye'deki Havran İsyanı'nın zanlıları olmalarından dolayı 1896-1900 aralığında Ankara'da ikamet etmiş Dürziler incelenmiş ve ikinci kısımda ise, 1910 yılında Havran'daki Dürzi ayaklanmasına sebebiyet verdikleri için, 1911-1913 zaman aralığında Ankara'da sürgünde bulunmuş kişiler tetkik edilmiştir.
1980 sonrası Türk siyasetindeki askeri müdahalelerin, sahiplik yapısı değişen ana akım gazetelerin köşe yazarlarının söylemine yansımaları
Medya ve siyaset arasındaki ilişki genellikle tekelleşme paralelinde ilerler. Özellikle 1980 sonrasında gelişen çeşitli ekonomik ve politik süreçlerden sonra büyük sermaye grupları medyada etkili olmaya başlamış ve kamuoyu oluşturma gücünü bünyesinde toplamışladır. Zamanla iktidarla yakınlık çıkar ilişkisine dönüşmüş, medya patronları ve iktidar sahipleri birlikte hareket ederek her iki tarafında yararına olacak şekilde haber içeriklerinde değişikliğe gidilmiştir. Bu anlamda gazetenin belkemiği olan köşe yazarları da bu çıkar ilişkisi çerçevesinde tarafsızlığını koruyamamıştır. Bu çalışma 1980 sonrasında sahiplik yapısı değişen gazetelerin söylemlerinin de nasıl değiştiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu nedenle, beş gazeteden toplam 50 köşe yazarı, Teun A. Van Dijk'ın Eleştirel Söylem Analizi çerçevesinde incelenmiş, söylemlerinin ne yönde değiştiği analizi yapılmıştır. Yapılan çalışma sonunda sahiplik yapısının köşe yazarlarının düşüncelerine önemli ölçüde yön verdiği sonucuna ulaşılmıştır.
Veri gazeteciliğinde etik
Dijital iletişim teknolojileriyle birlikte her türlü enformasyon sayılarla ifade edilmektedir. Bilgisayarlar, internet, akıllı telefonlar gibi teknolojiler, bireylerin gündelik hayatında geniş yer kaplamaktadır. Bu teknolojiler bireylere, enformasyona hızlı ulaşım, gündelik işlerin çevrimiçi yapılabilmesi, etrafta olup biten olaylarla etkileşime geçilmesi gibi pek çok konuda kolaylık sağlarken yeni etik problemlerin belirlemesine neden olmuştur. Dijital iletişim teknolojileri gazeteciliği dönüştürmüştür. Bu kapsamda haberin yapısı, haber merkezlerinin görünümü değişirken yeni etik ilkelere ihtiyaç duyulmaktadır. İnternet gazeteciliği, yeni medya ortamlarının yaygın kullanılması, yeni haber türlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Veri gazeteciliği, dijital iletişim teknolojilerinin dönüştürdüğü gazetecilik ortamında popülerliği artan bir haber türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu araştırma, gazeteciliğin dönüşümü ekseninde veri gazeteciliğinde etik sorunları ortaya koymayı amaçlamaktadır. Şimdiye kadar yapılan tez çalışmalarında, veri gazeteciliğinde etik meselesini ele alan bir araştırmaya rastlanmamıştır. Bu araştırma, alana bu bağlamda bir katkı sunacaktır. Araştırmanın temel sorusu, "veri gazeteciliğinde etik sorunlar nelerdir?" sorusudur. Araştırmanın ana sorunsalı ise "veri gazeteciliğinde etik sorunlara neden olan hususlar nelerdir?" sorusudur. Bu kapsamda, veri gazetecileri, akademisyenler ve haber portallarında çalışan gazetecilerle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırmaya göre veri gazetecileri Türkiye'de açık veriye erişimde sorun yaşamaktadır. Bu nedenle, haber kaynağı olarak resmi kaynaklardan çok sivil toplum kuruluşlarının verilerinden yararlanmaktadırlar. Araştırmada, veri gazeteciliğinde bağlamın ortaya konması, kullanıcı gizliliği, kullanılan metodolojinin haberde yer alması, veri görselleştirmesi gibi konularda etik sorunların meydana geldiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Gazeteciliğin dönüşümü, iletişim teknolojileri, veri, etik, veri gazeteciliği, veri gazeteciliğinde etik.
Basın özgürlüğünün bir ön koşulu olarak gazeteci güvenliği kavramı
Yasama, yürütme ve yargıdan sonra "dördüncü güç" olarak adlandırılan basın, halkın gerçek gündemini ilgilendiren haberlerin vatandaşlara ulaştırılması ve bu sayede kamuoyu yaratılarak yürütmenin keyfi işlemleri üzerinde baskı kurulabilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Temel insan haklarından biri olan ifade özgürlüğünün en önemli bileşeni olarak basın özgürlüğü, demokratik ve özgür tartışma ortamı için olmazsa olmaz bir kavramdır. Bu özgürlüğün kullanılmasında temel aracılar olan gazeteciler, kendilerini ne ölçüde güvende hissederlerse, bilgi ve haberin araştırılması ve iletilmesi de o derece rahat olacaktır. Bunun sağlanmasında en önemli kavramlardan biri de gazeteci güvenliğidir. Gazeteci güvenliği, yeni bir kavram olmasa da 2010'lu yıllarda gazetecilere ve basın özgürlüğüne yönelik saldırıların artması sonucu giderek görünür hale gelmiştir. Gazeteci güvenliği kavramının ön plana çıkmasında, küreselleşme sonucunda kamuoyunun insan hakları ihlallerinden daha çabuk haberdar olması ve uluslararası platformlarda gazeteci güvenliğine yönelik alınan kararlar etkili olmuştur. Gazeteci güvenliğine yönelik hukuki, akademik vb. çalışmaların teşvik edilmesi için başta UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü) olmak üzere birçok bölgesel ve uluslararası kuruluş da faaliyet göstermektedir. Gazeteci güvenliği kavramıyla beraber sıklıkla kullanılmaya başlayan bir diğer kavram da "cezasızlık"tır. "Gazeteci Güvenliği ve Cezasızlık Sorunu Eylem Planı", bu iki kavramın BM düzeyinde birlikte kullanımına en güzel örneklerden biridir. Gazeteci güvenliğini tehlikeye atan en önemli sebeplerden biri olan cezasızlık da gazetecilerin karşı karşıya olduğu tehditleri daha iyi kavrayabilmek için üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konu haline gelmiştir. Bu çalışma, basın özgürlüğünün korunması için gazeteci güvenliği kavramının önemine ve gazeteci güvenliğinin nasıl sağlanması gerektiğine odaklanmaktadır. Yüksek lisans veya doktora düzeyinde daha önce ülkemizde bu konuda bir çalışma yapılmamış olduğundan bu tezle aynı zamanda gazeteci güvenliği konusunda ileride akademik çalışma yapacak araştırmacılara da yol gösterilmesi hedeflenmektedir. Çalışmayla amaçlanan diğer bir husus da başta gazeteciler olmak üzere diğer basın çalışanlarının karşılaştığı temel tehditleri ortaya koymak ve bu tehditlerin ortadan kaldırılmasında yararlanılabilecek iyi uygulamalara yer vermektir. Çalışmanın sonunda yer verilen iyi uygulamalar ve diğer öneriler, gazeteci güvenliğinin sağlanması için bir yol haritası vazifesi görmektedir. Çalışmamızda, gazetecilere yönelik tehditler ve nedenleri Meksika üzerinden anlatılacaktır. Bu ülkenin seçilmesindeki temel neden, Meksika'nın günümüzde aktif bir savaş ya da çatışma içinde olmasa da en çok gazetecinin öldürüldüğü ülkelerden biri olmasıdır.
Basın İş Hukukunda uzaktan çalışma ve dijitalleşme
Küreselleşme ve teknolojik gelişmeler, her alanda olduğu gibi basın alanında çalışanların koşullarında da önemli değişikliklere ve dönüşümlere neden olmuştur. Dijitalleşmenin basın alanındaki haberin hazırlanması ve sunumu aşamasında getirdiği yenilikler, sektörel rekabet, teknolojik araçlar sayesinde zaman ve yer kavramının genişlemesi; çalışma hayatında esnekleşme kavramına duyulan ihtiyacı arttırmıştır. Esneklik, işçinin korunması ve sosyal adaletin sağlanması gereğince, güvenceli esneklik olarak ilk kez uluslararası hukuk kaynaklarında; akabinde Türk hukukunda kendine yer bulmuştur. Güncel ihtiyaçlar, teknolojik gelişmeler ve çalışma hayatındaki esnekleşme, uzaktan çalışma modeline rağbeti arttırmıştır. Özellikle Covid-19 pandemisi, işyeri ve kalabalık çalışma grupları dışında çalışma ortamlarına gereksinimi doğurmuştur. Yeni iletişim teknolojilerinin sunduğu olanaklar da basın alanında uzaktan çalışma modelinin yaygınlaşmasına hizmet etmiştir. Ancak, 13.06.1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun; emek sürecindeki dijitalleşmeyi, gazetecilik kavramının dönüşümünü ve çalışma kapsamının değişimini yakalayamamıştır. Uzaktan çalışma ve dijitalleşme, gazeteciliğin dinamik yapısına katkı sunmaktadır. Bu çalışmada; esnek çalışma modellerinden uzaktan çalışma ve gazeteciliğin dijitalleşme süreci üzerinde durularak; dijitalleşme ve uzaktan çalışmanın basın iş hukukuna etkisi değerlendirilecektir.
Barış gazeteciliği perspektifinden Türkiye gazetelerinde Suriye sorunu
Kitle iletişim araçlarından biri olan gazetelerin günümüzdeki önemi herkes tarafından kabul gören bir gerçekliktir. Bu bağlamda gazeteler dünyamızda baş veren olayları geniş kitlelere aktarmakta üzerine düşen görevi yapmakla, insanları bilgilendirmek adına çok önemli işlevi icra etmektedir. Son yıllarda literatüre dahil olan barış gazeteciliği kavramı bu alanda çalışan insanlar tarafından tartışılmaktadır. İster sahada, isterse de teorik olarak barış gazeteciliğinin uygulanabilirliği konusunda farklı görüşler mevcuttur. Bazı kesimler kesinlikle barış gazeteciliğinin yapılması gerektiğini ve bunun mümkünlüğünden bahsederken, bazı kesimler de gazetecinin üzerine düşen görevi gerektiği gibi yapacağı takdirde zaten barış gazeteciliğine gerek kalmayacağına ve barışa hizmet edileceğini bildirmektedirler. Biz bu çalışmada 2010 yılında ortaya çıkan "Arap Baharı" sürecinin Suriye Arap Cumhuriyeti'ni nasıl etkilediğini ele aldık. "Arap Baharı" sürecinin 2011 yılında Suriye'ye sıçramasının temel nedenleri ve günümüzdeki yansımaları hakkında bilgiler vermeye çalıştık. Çalışmanın analiz kısmında içerik analizi metoduyla Suriye haberlerinin Türk yazılı basınında nasıl ele alındığını göstermeye çalıştık. Oluşturduğumuz tablolarla haber yansımalarını, haberlere konu olan Suriye sorununun ulusal basında verilme şeklini değerlendirdik. Anahtar kelimeler: Barış Gazeteciliği, Savaş Gazeteciliği, Suriye Sorunu, Cumhuriyet, Hürriyet, Yeni Şafak
Yaşlanma sürecinin biyopolitikası: Alternatif medya ve ana akım medyada yaşlanma temsilleri
Yaşlanmaya dair üretilen her söylem, içinde bulunulan toplumsal yapıya dair ipuçları barındırmaktadır. Dolayısıyla yaşlanma süreci bilimsel olarak yaş evrelerine bölünürken, hem normatif hem de performatif bir mücadele alanı olarak tertibatlanmaktadır. Bu bağlamda zaman ve yaşam, hem bireysel düzeyde hem de egemen iktidar pratiklerinin sosyal politikaları özelinde yönetilmesi, organize edilmesi, düzenlenmesi ve planlanması gereken bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yönde varolagelen beklenti, yaşlanmaya bir çeşit 'kırılganlık' nosyonu biçilmesine neden olmaktadır. Söz konusu durum, yaşamını sanatsallaştırması gerektiği yönünde donatılan öznelliklerin yaşlanma sürecini 'makul' ve 'arzu edilen' düzeyde geçirme eğilimlerini de arttırmaktadır. Bu çalışma kapsamında bahse konu olan makullük düzeyini belirleyen ölçüt, Fouucaultcu anlamda bilgi-iktidar ilişkileri- etik eksenindeki yönetimsellik bağlamında çerçevelenmektedir. Bu çalışma kapsamında yaşlanmanın sorunsallaştırılması ana-akım ve alternatif gazetecilik pratikleri örneğinde gözlemlenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda Hürriyet Gazetesi ve bianet.org haber portalları araştırmanın örneklemi olarak seçilmiştir. 2002-2017 yılları arasında 'yaşlanma' anahtar kelimesi ile yapılan tarama sonucunda elde edilen haberler üzerinde Foucaultcu bir söylem analizi gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerden yola çıkılarak yaşlanmaya ilişkin sekiz (8) kategori tespit edilmiştir. Bunlar 'Bir Deneyim Alanı Olarak Yaşlanma', 'Bir Acziyet Kategorisi Olarak Yaşlanma' , 'Bir Ölümsüzlük Stratejisi Olarak Yaşlanma', 'Yaşlanmanın Bir Hastalık Olarak Tertibatlanması', 'Gençliğin İdealleştirilmesi', 'Nüfusun Biyopolitikası', 'Sosyal Politikanın Öznesi Olarak Yaşlanma Süreci' ve 'Yaşlanmanın Cinsiyeti' şeklindedir. Bu kategoriler özelinde alternatif medyanın 'metruk' bir alan olarak direniş odağı oluşturma potansiyeli incelenmiştir.
Komedi programlarında gazeteciliğin sosyal temsilleri: Last Week Tonight örneği üzerine bir inceleme
İzleyici tarafından komedyenlerin gazetecilerden daha güvenilir bulunduğu şu günlerde, Serge Moscovici'nin Sosyal Temsiller Teorisi'ni kullanarak bu araştırma Amerikan komedi programlarının gazetecilik sosyal temsilini nasıl inşa ettiklerini açıklıyor. Özel olarak Last Week Tonight with John Oliver niceliksel ve niteliksel içerik analizi yaparak incelenıyor. Böylece, tezde Amerikan liberal kitlesi tarafından ve tüm dünyada izlenen programın, günlük hayatta gazeteciliğin ve gazetecilerin rolünü nasıl nesneleştirildiği ve demirlendiği belirtilmektedir.
From Mudros to Lausanne: How Ahmed Emin's perception of the "Other" changed?
Ahmet Abdullah Saçmalı, ?From Mudros to Lausanne: How Ahmed Emin?sPerception of the `Other? Changed?This thesis explores an eminent liberal journalist, Ahmed Emin (Yalman)?s changing perceptions of the ?other? in the armistice period (1918-1923). Throughout the work, how Ahmed Emin perceives non-Muslim Ottomans, non-Turkish Muslims and the Western powers, as well as the alteration of his receptions are analyzed through both qualitative and quantitative methods based on content analysis. Furthermore, having in addition to the analysis of his articles published in two newspapers Vakit and Vatan in Istanbul during the armistice period, his narration and reconstruction of the past events in his memoirs, one of which was composed in English, are also included in the comparative analysis. The consequence of the studies carried out within this thesis shows that along with the continuous elements in his writings, such as his almost unchanging liberal-Westernist ideology, Ahmed Emin?s opinions and stance were subject to change in accordance with the transformations in the conjuncture, and especially with the shifts in power configurations.Keywords: Ahmed Emin Yalman, Istanbul, Mudros Armistice, Turkish independence war, Lausanne Peace Treaty, armistice period, change, other, mandate question, late Ottoman and modern Turkish history, history of press, memoirs, reconstruction of the past.
Bourdieu ve yeni medya seçkinleri: Nüfuzlular ve gazeteciler
Bu çalışmada Türkiye'de sosyal medya izleyicilerini etkileme ve yönlendirme gücüne sahip olduğu kabul edilen nüfuzlu olma pratikleri Bourdieu'nun kavramsal araçlarıyla çözümlenmiş ve geleneksel medyanın sembolik seçkinleri ile aralarındaki benzerlik ve farklılıkları göz önüne alarak, nüfuzluların toplum üzerindeki sembolik karşılığı incelenmiştir. Bu amaçla örneklemin nüfuzlular kısmında Danla Bilic, Enes Batur, Reynmen, Sude Alkış ve Damla Altun, gazeteciler kısmı için Ece Vahapoğlu, Seda Akgül, Ayşe Arman, Cüneyt Özdemir, Murat Güloğlu olarak belirlenmiştir. Örneklemdeki kişilerin tüm dijital izleri ve çevrimiçi platformlardaki hesaplarından toplanan veriler nitel içerik analizine tabi tutulmuştur. Yapılan nitel içerik analizi sonucunda nüfuzluların yeni bir seçkin türüne dahil olmadığı belirlenmiştir. Bununla birlikte Bourdieu'nun habitus kavramı ile yorumlandığında çevrimiçi platformlarda "sembolik seçkinlerin" nesnel ilişkilerdeki, piyasa ilişkilerindeki ve iktidarla olan ilişkilerinde hakimiyetini kaybetmesi, habitusun kendisini yenileyerek oluşan şartlara uygun yeni bir seçkin türü doğuracağını işaret etmektedir. Nüfuzluların elde ettiği sembolik güçten yola çıkarak, habitusun beğeni yoluyla inşa edilen yeni bir seçkin türüne doğru evrilebileceği görülmüştür. Bu yeni seçkin türünün de en önemli adayının nüfuzlular olduğu düşünülmektedir
Ergun Göze'nin hayatı ve fikirleri
Bir giriş ve üç bölümden oluşan bu çalışma, Türk siyasal hayatında Ergun Göze'nin nasıl bir domino taşı olduğunu göstermek, onun kalemiyle iktidar-muhalefet ilişkilerindeki konjenktürel durumu anlatabilmek ve Türk demokrasisinin geçirdiği sıkıntıları anlatabilmeyi amaçlamıştır. Bu çerçevede, önce tek partili dönemden çok partili döneme kadar geçen sürede iktidar-muhalefet ilişkisinin almış olduğu biçim, kısaca gözden geçirilmiştir. Daha sonra birinci bölümde Ergun Göze'nin fikirsel arka planını oluşturan kültürel çevresinden, ailesinden, sosyal havzasından, meslekî hayatına ve entelektüel motivasyonuna etki eden olaylara, Bir taraftan, Türkiye'de demokrasinin kurumsallaşmaya başladığı dönemde toplumsal ve siyasal dinamiklere vurgu yapılmış, gazetesindeki köşesinde karşılaştığı polemiklerden, bu polemikler sonucu hukuksal davalarından ve bu dönemde demokrasi vurgusu yapan kişilerin ve kuruluşların sözlerinde ne kadar samimi olduğu konusu, açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde ise Ergun Göze'nin fikir hayatını şekillendiren ideolojik, kültürel, dinî ve sosyolojik hareketlerin neler olduğunu ve onu etkileyen düşünürler gözden geçirilmiştir. Bu fikrî hareketlerin arka planına inerek hangi siyasal ortamların süzgecinden geçerek bu fikri hareketlere destek verdiği tahlil edilmiştir. Üçüncü bölümde Ergun Göze'nin Türk siyasetinde önemli rol oynayan siyasî kişiliklerle ilgili görüşleri, bu siyasî kişiliklere dönemin şartları içinde neden karşı çıktığı açıklanmaya çalışılmıştır. Ayrıca bu siyasî kişiliklerin en faal olduğu dönemde Türk siyasi hayatında yaşanan önemli gelişmeler anlatılarak Türk siyasetindeki darbeler tarihi özetlenerek bu darbeleri olgunlaştıran siyasi, ekonomik ve toplumsal nedenler açıklığa kavuşturulmuştur.
Journalistic translation in Turkey: A critical approach to the concepts of "Transediting" and "Journalator"
This study explores the role of translation in foreign news reporting and journalistic practices from a Translation Studies perspective and aims at demonstrating to what extent the most frequently employed concepts of "transediting" (Stetting, 1989) and "journalator" (van Doorslaer, 2012) shed light on the journalistic translation practices in Turkey. This thesis consists of two parts that combine process-oriented and product-oriented research. The first part provides the findings of the interviews conducted with two groups of journalist-translators who have an educational background in Translation Studies and journalism-related fields respectively and work at the foreign news departments of the news agencies in Turkey. These findings evaluate the impact of educational background on whether the journalist-translators define their daily tasks as a translational activity. In the second part of this thesis, journalistic translation examples created by the interviewees are analyzed to determine the journalistic translation strategies exercised by the journalist-translators and discuss whether these findings overlap with the analyses of interview results. This thesis reveals the influence of educational background in Translation Studies on the description of journalist-translators in each group about their daily tasks and also examines whether the terms "transediting" and "journalator" are more explanatory than "translation" and "translators" in explaining journalistic translation processes and practices.
Türkiye`de basın çalışanlarının iş ilişkileri ve sorunları
DOKTORA TEZ ÖZÜ TÜRKİYE'DE BASIN ÇALIŞANLARININ İŞ İLİŞKİLERİ VE SORUNLARI Nuray GÖKÇEK KARACA Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ocak 2000 Danışman: Prof. Dr. Ö. Zühfü ALTAN Basım işletmelerinin bünyesi içersinde ek bir fâaliyet türü olarak ortaya çıkan gazetecilik, ilan ve reklam gelirlerinin artması sonucunda basın işletmelerinin bağımsız işletmeler olarak ortaya çıkması ile birlikte, profesyonel bir meslek haline gelmiştir. Ülkemizde basın çalışanları (gazeteciler) açısından ilk kanuni düzenlemelerin Osmanlı İmparatorluğu döneminde yapılmaya başlandığı görülmektedir. Ancak doğrudan basın çalışanlarına yönelik kanuni düzenleme gereksiniminin ortaya çıkması, gazetecilik mesleğinin profesyonel bir meslek haline geldiği 1950'li yıllara rastlamaktadır. Yaşanan ekonomik, siyasal ve toplumsal koşullara uygun olarak, basın çalışanlanmn özel olarak korunulması amacıyla 1953 yılında '5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun' adıyla çıkarılan ve kısaca 'Basın İş Kanunu" adı verilen Kanun yürürlüğe girmiştir. Bu Kanunun yanında, 1961 Anayasasına uygun olarak yürürlüğe giren 274 sayılı Sendikalar ve 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunlarıyla da basın çalışanlarına ileri düzeyde haklar sağlanmıştır. Basın işletmelerinin hukuksal statüsüne bağlı olarak gazeteciler, çok farklı hukuki düzenlemelere tabiidirler. Bu durum, basın çalışanlarının sorunlarının hep gündemde kalmasına neden olmuştur. Günümüzde yaşanan küreselleşme ve tekelleşme gibi ekonomik, siyasal ve toplumsal gelişmelerin, 1950'li yıllardan 1980'li yıllara kadar sürenIll mücadelelerle basın çalışanları açısından elde edilen kazanımlann 1980 sonrası kaybedilmesine neden olduğu görülmektedir. İş ilişkileri açısından gazetecilerin elde ettikleri kazanımlan kaybetmelerine ilişkin olarak yaşadıkları sorunlar bugün daha çok; ücret, istihdam ve mesleki örgütlenme gibi konularda görülmektedir. Bu çalışmada kısa bir tarihi gelişmeyi izleyerek önce basın çalışanlarının 1950-1980 seneleri arasında elde ettikleri haklan ve sorunları üzerinde derinlemesine durulmuş, daha sonra 1980'i izleyen yıllarda ekonomik, siyasal ve toplumsal gelişmelerin gazetecilerin iş ilişkilerinde ortaya çıkardığı değişikliklere ve sorunlara değinilerek, bu sorunların giderilmesine ilişkin ortak çözüm önerilerine yer verilmiştir.
Kaynak-muhabir ilişkisi modeli açısından: Türkiye'de parlamento muhabirliği
YÜKSEK LİSANS TEZ OZU KAYNAK-MUHABİR İLİŞKİSİ MODELİ AÇISINDAN: TÜRKİYE'DE PARLAMENTO MUHABİRLİĞİ Deniz Kılıç Basım ve Yayımcılık Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Haziran 1998 Danışman: Prof. Dr. Uğur Demiray Araştırmanın birinci bölümünde; çalışmanın, problemi, amacı, önemi varsayımları, sınırlılıkları ve tanımlar ile araştırmanın yöntemine yer verilmiştir. İkinci bölümde; kavramsal açıdan gazete, haber, haber türleri, parlamento haberleri, parlamento muhabirleri ve Parlamento Muhabirleri Derneği konusu üzerinde durulmuştur. Parlamento haberlerinin oluşturulması ve içeriği açısından farklılıkları, parlamento muhabirlerinin haberleri hazırlamadaki uzmanlıkları sözkonusu edilmiştir. Ayrıca bir meslek örgütü olarak Parlamento Muhabirleri Derneği'nin parlamento muhabirleri için taşıdığı önem vurgulanmıştır. Üçüncü bölümde; iletişim, iletişim süreci, kitle iletişimi ve iletişimdeki haber modellerine yer verilmiştir. Parlamento muhabirlerinin kaynak konumunda bulunan parlamenterlerle olan ilişki boyutu, Gieber ve Johnson kaynak-muhabir ilişkileri iletişim modeli açısından değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde ise; kamuoyu ve gündem oluşumuna değinilerek parlamento haberleri ve parlamento muhabirlerinin kamuoyu ve gündem oluşumuna olan etkisi üzerinde durulmuştur. Beşinci bölümde de; parlamento muhabirleri ile parlamenterlere uygulanan anketin bulguları değerlendirilerek parlamento muhabirleri ile parlamenterler arasındaki iletişimin, parlamento muhabirlerine olan etkisi değerlendirilmiştir. Araştırmanın son bölümünde ise; sonuç ve tartışma başlıkları altında araştırmaya ilişkin sonuçlar irdelenmiş, daha sonra da hem çalışmaya hem de ileriye yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Muhafazakar basında Hegemonya uğrakları: 12 eylül 2010 referandumu ve yeni anayasa tartışmaları
Muhafazakârlık üzerine tartışmalar Cumhuriyetin kuruluşundan beri yapılmaktadır. Kendini muhafazakâr demokrat bir parti olarak tanımlayan AKP'nin 2002 yılında iktidara gelmesiyle beraber sosyal bilimlere ait disiplinlerde bir araştırma nesnesi olarak muhafazakârlığa olan ilgi artmıştır. Bu çalışma muhafazakâr söylemin muhafazakâr gazetelerin köşe yazarlarınca nasıl kurulduğuna odaklanmıştır. Bunu yaparken Laclau ve Mouffe'un Gramsci'nin hegemonya kavramını radikalleştirerek kullandıkları ve ucu açık bir süreç olarak ele aldıkları şekliyle hegemonya kavramını kullanmıştır. Muhafazakâr hegemonya bir oluş ve eklemlenme ilişkileri pratiği içinde ele alınıştır. Çalışma bu yönüyle muhafazakâr hegemonyaya alternatif bir bakış açısı geliştirmeye çalışmıştır. Çalışma iki temel uğrak üzerinden yapılandırılmıştır. İlkin, muhafazakâr hegemonyanın bütünüyle tesis edildiği bir tarihsel moment olan 12 Eylül 2010 Referandumu incelenmiştir. 1 Eylül ve 20 Eylül 2010 tarihleri arasında Yeni Şafak ve Zaman gazetelerinin köşe yazarları incelenmiştir. İkinci bir tarihsel uğrak olarak da muhafazakâr hegemonyanın bir dizi tarihsel olayla kırılganlaştığı bir dönem olarak yeni anayasa yapım çalışmaları ele alınmıştır. Yeni anayasa yapım çalışmalarının sürdürüldüğü 20 Ekim 2011 ile 26 Aralık 2013 tarihleri Yeni Şafak ve Zaman gazetelerinde çıkan köşe yazıları Laclau ve Mouffe'un söylem kuramlarından yararlanarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın sonunda özellikle 12 Eylül Referandumu sırasında biri sivil İslam geleneğinden gelen Zaman gazetesi, diğeri siyasal İslam geleneğinden gelen Yeni Şafak gazetesi köşe yazarlarının yazıları arasında tam bir koşutluk ve fikir birliği olduğu görülmüştür. İki yıl süren yeni anayasa çalışmaları sırasında ise bu fikir birliğinin özellikle başkanlık sistemi teması çerçevesinde ayrışmaya başladığı gözlenmiştir. Bu durum da muhafazakâr hegemonyanın ucu açık bir süreç olarak farklı eklemlenme ilişkilerine olanak sağlayacak bir biçimde işlediğini kapalı ve sonsuz bir sistem olmadığını göstermektedir.
Obezitenin gazetelerde sunumu
Bu çalışmada sağlık iletişimi bağlamında küresel bir halk sağlığı problemi olan obezitenin günlük yaygın gazetelerde nasıl sunulduğunun saptanması amaçlanmıştır. Çalışmada 2006 yılında İstanbul'da düzenlenen "Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Obezite ile Mücadele Bakanlar Konferansı"ndan öncesi ve sonrasında haberlerde obezitenin sunumundaki nitel ve nicel değişimler ana tema olmuştur. Bu kapsamda 2002, 2004, 2006, 2008, 2010, 2012 ve 2014 yıllarında Akşam, Güneş, Hürriyet, Milliyet, Posta, Sabah, Türkiye, Vatan ve Zaman gazetelerinden elde edilen 752 yazı içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. Çalışmanın bulguları ışığında gazetelerin obezitenin nedenleri ve çözümlerinde obeziteyi bireysel bir sorun olarak ele aldıkları saptanmıştır. Obezitenin sonuçları noktasında ise biyolojik sonuçlar hâkim olmuştur. Yıllara göre ise yazılarda 2002 ve 2014 arasında düşüşler olmasına rağmen nicel bir artış tespit edilmiştir. Nitel olarak ise obezitenin sunumu kimi yıllar dışında değişmemiştir. Başka bir ifadeyle "Avrupa Obezite ile Mücadele Bakanlar Konferansı" öncesinde ve sonrasında obezite gazete haberlerinde daha çok "bireyselleştirilmiş bir sağlık problemi" olarak sunulmuştur. Sistemik unsurlar ise arka planda kalmıştır. Anahtar Kelimeler: Sağlık iletişimi, sağlık haberciliği, obezite, beslenme, içerik analizi.
Türk Ceza Kanunu'nda kişisel verilerin basın yayın yoluyla açıklanması suçu
Tezimizin amacı, TCK'nin 136. maddesinde düzenlenen, verileri verme veya ele geçirme suçunun basın ve yayın faaliyeti kapsamında işlenmesi halinde korunan iki menfaate ne şekilde üstünlük tanınacağı vurgulanmak üzere suçun unsurları inceleme konusu yapılmıştır. Suçun kanuni tanımında yer alan yayma hareketinin basın ve yayın faaliyeti ile olan ilişkisi, basın ve yayın faaliyetiyle kişisel verinin işlenmesi halinde çatışan, basının haber verme hakkı ile kişisel verilerin korunması hakkı arasında hangi hakka, ne şekilde üstünlük tanınacağı, kamu menfaati hususu ulusal ve uluslararası yargı kararları ile incelenmiştir. Kişisel verilerin korunması hakkı ile özel hayatın gizliliğinin korunması hakkının birbiri ile bağlantılı olmasından dolayı, kişilere ait ses ve görüntülerin basın ve yayın faaliyeti ile hukuka aykırı işlenmesi halinde hangi suçun oluşacağı, öğreti görüşleri ve ulusal-uluslararası yargı kararları ile incelenmiştir. Kişisel verilerin basın ve yayın yoluyla hukuka aykırı olarak açıklanması halinde hukuka uygunluk sebepleri, ceza genel hukuku prensiplerine göre incelenmek ile birlikte bu hususta Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'ndaki özel düzenlemeye de yer verilerek eleştirilerimiz ortaya konulmuştur. Kişisel Verilerin Korunması Kanununda her ne kadar ifade özgürlüğü kapsamında kişisel verilerin işlenmesi istisna tutularak koruma altına alınmış ise de Türk yargılama sisteminde bugünkü uygulamada temel hak ve özgürlüklere, bilhassa gazetecinin haber verme hakkı ile kamuoyunun bilgilenme hakkına bakışın geriye gittiği gözlemlendiğinden, yasaların düzenlemelerinin daha açık ve net olması gerektiği, gazetecilerin haber verme hakkının Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nda ayrıca yer almasının daha uygun olacağı sonucuna varılmıştır.
Is social media the new mainstream? / Rise of alternative media channels in the light of 2019 Turkish local elections
'Journalism as it is, is coming to an end' (Deuze, 2007:141). Turkish local elections on March 31st, 2019 and the repeated Istanbul mayoral elections on 23rd of June once more again have brought forward the role of traditional media on forming the public opinion. Traditional media whose format we have known for so long is at the end of its journey? Can't it work out its 'agenda setting' function anymore? It is not possible to claim that there is no radical transformation in the field of media and journalism especially in a world where technology is developing so rapidly and the social media ecosystem is expanding. Giant media organizations are putting an end to their printed publications one by one, while refining their investments in the digital and social media platforms. But these traditional media organizations have a chance to compete with the social networks, which currently constitute their own ecosystem, audience and broadcasting philosophy? So, what is the role of the media consumers and journalists in this ecosystem? While searching for answers to these questions in this research, we will also try to understand the new media order with the most up-to-date data of the today's digital world.
1998 yılı içinde ulusal gazetelerimizdeki yazarların Türkçeyi kullanma becerileri üzerine bir araştırma
ÖZET Bu çalışma, günlük tirajı en çok bulunan ulusal gazetelerimizdeki köşe yazarlarının yazılarında Türkçe kullanımı ile ilgili durum tespitini ve bu yazılarda Türkçe'nin yapısal ve mantıksal kullanımlarını kapsamaktadır. Tanzimat ile birlikte yaşantımıza giren, sosyal, siyasi, kültürel ve edebi hayatımızda önemli bir yere sahip bulunan gazetecilikle birlikte doğup gelişen makale, fikra, deneme ve sohbet gibi yazı türlerinin günümüzde yaygın kullanımla köşe yazılarının hangi yazı türü içersinde ele alınıp inceleneceği bir sorun teşkil etmektedir. Edebiyatımıza girdiği günden beri gelişmekte ve değişmekte olan bu yazı türlerinin kesin olarak sınırlarının çizilmemiş olduğu görmekteyiz. İnceleme konusu ettiğimiz köşe yazılarından hareket ederek, bu yazıların değişik yapılarda kaleme alındığını ortaya koyduk. Yapı olarak en çok giriş, gelişme ve sonuç yapısı kullanılmaktadır. Klasik ve en basit olan "konu - tartışma- anafikir" yapısından sonra en çok anafikrin yazının başında verildiği daha sonra da yazının ayrıntılarına girilerek tartışmanın yapıldığı "anafikir-tartışma" yapısı kullanılmıştır. Şunu da gördük ki, sayı olarak hiç de azımsanmayacak miktardaki yazıda yapısal bütünlük yoktur. Okuyucuların ilgisini çekme, okumaya istek uyandırma gibi sebeplerden yazının başlangıcı; okuyucuda istenilen düzeyde etki bırakma ve okuyucuyu düşünmeye şevketine gibi nedenlerden dolayı da yazının sonuç kısmı önemlidir. Görülmektedir ki köşe yazılan bu kaygılardan hareket ederek değişik başlama ve bitirme şekillerini kullanıyor. Yazılı anlatımda anlatan yani yazanın doğru anlatması ve okuyanın da doğru anlayabilmesi için anlatılanların diğer bir deyişle mesajın mantık kuralları çerçevesinde doğru olması lazımdır. Sağlıklı ve doğru anlatımın yani üetişimin hem yazan hem de okuyan açısından istenilen seviyede gerçekleşebilmesi için mesajm mantıklı olması en önemli şarttır. İncelediğimiz yazarların bu mantık hatalarına sık sık düştüğü görülmektedir.
Hüseyin Cahit Yalçın`ın sürgün hayatı ve sürgün edebiyatına olan tesirleri
Osmanlı Devleti'nin çöküş ve dağılma dönemleri içerisinde düşünce yapısını derinden etkileyen özgürlükçü akımların sosyal hayatta kendini göstermesiyle, aydın kitle tabir ettiğimiz insanlar, düşünce ve duygularını serbest ve bağımsız bir şekilde aktarmak istemişlerdir. Onların bu teşebbüsleri Sultan II. Abdülhamit devrinin başlıca meselesi olarak tezahür ederken 1. Dünya Savaşı ve Osmanlı'nın yıkılışı zamanlarında da yönetimlere karşı muhalif kimliğin oluşmasında büyük rol oynamıştır. I. Dünya Savaşı yılları ve ardından yaşanılan Milli Mücadele döneminden sonra ise aydınlar, daha başka bir tutum sergileyerek yeni Türkiye Cumhuriyeti 'nin oluşmasında inkılapların yanında yer almışlardır. Bu dönem itibariyle bazı gazeteciler, siyasetçi kimlikleriyle ön plana çıkarak kendini göstermişlerdir. Hüseyin Cahit ise bu gazeteci - siyasetçi kimliği taşıyanların başında gelen şahsiyetlerdendir. Yaşadığı tarih itibariyle döneminin en önemli gazetecileri ve siyasetçileri arasında görülürken, taşıdığı kimlik, daima onu ön plana çıkarmış, içinde bulunduğu her siyasi ortamda dikkatleri üzerinde toplamaya yetmiştir. Ayrıca Hüseyin Cahit'in genel olarak hayatına baktığımızda, Malta ve Çorum olmak üzere iki defa sürgün yaşayan fakat bu sürgün dönemlerinde boş durmayarak dil öğrenmenin yanında bir çok tercümeler başta olmak üzere eser kaleme aldığını görürüz. Bu çalışmalarla sadece bir siyasetçi - gazeteci olmayıp aynı zamanda bir edebiyatçı olduğunu da göstermiştir. Hüseyin Cahit'i konu edindiğimiz bu çalışmamızda ise onun, sadece sürgün yıllarını değil, tezin adından da anlaşılacağı gibi sürgün hayatımn edebi yönüne olan etkisinden de bahsettik. Kronolojik hayat hikayesinin yanında edebi çizgisini ve gazeteciliğini verdiğimiz gibi, bunun yanında tercümelerini de konu edindik. En sonundaki bibliyografyada ise çalışmamızda faydalandığımız kaynaklan verdik. Hüseyin Cahit Yalçın'ın geçirdiği hayat safhalarının ardından bıraktığı eserler, incelenmeye değer nitelikteki bir hazine gibi karşımızda dururken, biz de bu hazineden istifade etmek için onun hayatını konu edindik. Tezimizin bu ve benzeri konular üzerine çalışacak kişilere kaynaklık etmesini ve yol göstermesini dileriz. Anahtar Kelimeler: Siyaset, Sürgün, Tercümeler, Gazetecilik, Edebiyat
Syrian journalists in Turkey an exploratory research onchallenges and realities
In this research, the reality of Syrian journalists in Turkey and the challenges they face has been studied, in order to reach a clear understanding of all aspects related to and affecting the conditions in which they live and work. As an example of immigrant or refugee journalists, their circumstances provide a model that helps in understanding what it might be like for immigrant or refugee journalists in general. Because they are refugees in origin, they, like other refugees, face great challenges, in addition to challenges related to the nature of their journalistic profession and their specialization in covering the thorny Syrian issue. This research has adopted the exploratory survey method, because knowledge of the subject does not allow for a descriptive analytical study. Therefore, a descriptive analysis of the general situation of Syrian journalists residing in Turkey was conducted, and an exploratory field research methodology was adopted by conducting a survey using a questionnaire form designed to answer the questions raised in the study. In the end, the data was categorized and analyzed to reach the results and discussed, in addition to the conclusions. The research claims to have achieved its goal by being able to answer the main question about what it means to be a Syrian journalist in Turkey. This is in light of the sub-questions that he set to cover all the social, security, legal, economic and professional aspects under which Syrian journalists live and work in Turkey.