Historic structures

88 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Tarih-i Kostantiniye ve Ayasofya (inceleme-metin)

''Tarih-i Kostantiniye ve Ayasofya'' adlı eserin metin-incelemesi olarak hedeflenen bu çalışma, İstanbul'un tarihi konusunda araştırmacılara önemli bilgiler verebilecek içeriğe sahip olup, şehrin inşası ve şehirdeki diğer tarihi yapıların imarından bahsetmektedir. Yapılan araştırmada İstanbul ve Ayasofya'nın inşasıyla ilgili birden fazla esere ulaşılmıştır. Fakat Topkapı Sarayı Kütüphanesi ile Sadberk Hanım Müzesi Hüseyin Kocabaş Kitaplığındaki istinsah nüshaları çalışmada temel alınmıştır Esasında eser 1565 tarihinde telif edilmiş olup ancak ulaşılabilen nüsha istinsah tarihi 1637 seneli nüshadır. İki istinsah nüshasından haberdar olduğumuz bu eserin istinsah nüshaları mukayese edilerek incelenmiştir. Bunun sonucu Topkapı Sarayı Kütüphanesi'ndeki nüshanın tez çalışmasında odak noktası olmasına karar verilmiştir. Bununla birlikte diğer nüshadan da gerekli noktalarda yararlanılmaya çalışılmıştır. Eserin incelenmesi sonucu, İstanbul'un nasıl inşa ve imar edildiği hususunda tez çalışmasının, bu konudaki diğer çalışmalara bütünü tamamlaması adına yardımcı olması amaçlanmaktadır. Tez çalışmasına kaynak oluşturan istinsah nüshaları dışında İstanbul'un inşa ve imarından bahseden muhtelif araştırma eserlerinden de yararlanılması hedeflenmektedir. Bu hedef doğrultusunda İstanbul ile ilgili ansiklopedi maddeleri başta olmak üzere kroniklerden seyahatnamelere kadar uzanan muhtelif türdeki eserlerin incelenmesi amaçlanmaktadır.

AyasofyaKent tarihiKonstantinopolis+3
Anıl Deniz
Siirt University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi yapıların sürdürülebilir mimarlık ilkelerine göre yeniden işlevlendirilmesi: Boğaziçi Üniversitesi erkek yurdu (Hamlin Hall) örneği

Fransız Devrimi ile ortaya çıkan tarihi yapı koruma gerekliliği, tekil koruma anlayışlarından Avrupalı devletlerin konuya hassasiyet göstermesine evrilerek, bugünkü kurallı şeklini almıştır. Önce Sanayi Devrimi'nin, sonra ise II. Dünya Savaşı'nın kentler ve yapılar üzerinde bıraktıkları etki, belge niteliği taşıyan tarihi yapıların kurallarla korunması gerektiğini göstermiştir. Aynı zamanda, Sanayi Devrimi'nin bir başka etkisi olan çevre sorunları da, II.Dünya Savaşı'ndan birkaç yıl sonra gündeme gelerek "sürdürülebilirlik" kavramını ortaya çıkartmıştır. Tarihi yapı ve çevre koruması; kültürel devamlılığı, sürdürülebilirlik ise, kaynakların devamlılığını sağlamayı hedefleyen ve gelecek nesillere bu iki unsuru eksiksiz bir şekilde bırakmayı amaçlayan uygulamalardır. Günümüzde Dünya'nın birçok ülkesinde, özgün işlevini yitirmiş olan çoğu yapı yeniden işlevlendirilerek ve işleve uygun bir şekilde iyileştirilerek aktif halde kullanılmaktadır. Tarihi yapının devamlılığının sağlanması açısından, yapının aktif halde kullanılıyor olması ve rutin bakımlarının yapılması önemlidir. Tıpkı diğer koruma yöntemlerinde olduğu gibi, yeniden işlevlendirme ve iyileştirme projelerinin de belirli kuralları bulunmaktadır. Tarihi dokuya zarar vermeden kullanıcıların güncel ihtiyaçlarının karşılanması, özellikle iyileştirme projelerinin ana hedefidir. Tarihi yapıların gündelik hayatta kullanılması ve gelecek nesillere düzgün bir şekilde bırakılması kadar çevre sorunlarının önlenmesi de önemlidir. 21. yüzyıl insanının günlük problemleri arasına giren çevre sorunları, kaynakların dikkatlice tüketilmesi gerekliliğini ortaya koymuştur. Bu bağlamda, çevreye oldukça zarar veren ancak bir ihtiyaç da olan yapı sektörünün, çalışmalarını çevreye en az hasarı vererek, geri dönüşüm ve atık yönetimi konularına hassasiyetle yaklaşması gerekmektedir. Modern yapılarda olduğu gibi, tarihi yapılarda da oldukça fazla enerji tüketimi olması, sürdürülebilir yapı ögelerinin kullanılabileceği türden tarihi yapıların da çeşitli sistemlerle iyileştirilmesi gerekliliğini ortaya koymuştur. Modern bir yapıya uygulanan sistemler kadar özgürce planlama yapılmasına fırsat vermeyen tarihi yapılarda, sürdürülebilirlik anlamında yapılan çalışmalar kısıtlı fakat etkilidir. Tarihi yapıları ve çevreyi korumanın birincil adımı, toplumu bu iki konuda bilinçlendirmekten geçmektedir. Bir toplumu bilinçlendirmenin uzun vadeli ancak sağlam temelli yöntemlerinden biri olan üniversite eğitimi de son yıllarda özellikle sürdürülebilirlik konusunda çalışmaların yapıldığı bir alandır. Ülkemizde henüz çok yeni olan bu uygulama, Batı'lı ve Asya'lı gelişmiş devletler tarafından benimsenerek sadece ders programlarına değil, aynı zamanda kampüs yaşamına da yayılmıştır. Literatüre "yeşil kampüs" adıyla geçen bu uygulama, genel sürdürülebilir yapı sistemi kurallarının benimsendiği ve bu şekilde öğrencilerin sürdürülebilirlik kavramı hakkında yaşamlarının ilk safhalarında bilinçlenmelerini sağlamaktadır. Bu amaç, köklü ve kampüs içinde tarihi yapı barındıran üniversiteler için ise, kampüsü ya da kampüs yapılarını tarihi dokuya zarar vermeden sürdürülebilir yapı ögelerine uygun şekilde iyileştirmeleri, aynı zamanda da öğrenci ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri gerekliliği nedeniyle bambaşka bir zorluğa sokmaktadır. Ülkemizde, bu amacı gerçekleştiren ilk üniversite olan Boğaziçi Üniversitesi, inşaa ettiği yeni yapılarda sürdürülebilirliğe önem verirken, ana kampüste tarihi yapılara sahip olması nedeniyle, üniversitenin en ünlü ve eski yapısı olan Hamlin Hall'u yeşil bina haline getirerek Leed Gold sertifikası almaya hak kazanmıştır. Robert Kolej'in Bebek'de bulunan yapısından sonraki binası Hamlin Hall, içinde yatakhanelerin de bulunduğu bir eğitim yapısıyken, 70'li yıllarda Boğaziçi Üniversitesi'ne verilmiştir. Bugün hâlâ Boğaziçi Üniversitesi'ne ait olan yapının, günümüzde yalnızca yurt işlevine sahip olması nedeniyle yeniden işlevlendirilmiş bir yapı olduğunu söylemek mümkündür. Bunun yanı sıra yapıya 2011 yılında iyileştirme projesi uygulanmıştır. Yapılan iyileştirme projesinde yapıya yeşil yapı sistemleri de eklenerek hem tarihi hem de enerji etkin yapı olması sağlanmıştır. Robert Kolej bir Amerikan okulu olduğu için, Hamlin Hall'da bu standartta yapılmıştır. İyileştirme yöntemi incelenen yapıda kullanılan sistemlerin yeterliliklerinin anlaşılması için başka bir Amerikan yapısı olan ve Hamlin Hall gibi yurt yapısı olarak kullanılan Harvard Üniversitesi Hamilton Hall da incelenerek, bu araştırma özelinde kıyaslama yapılmıştır. Harvard Üniversitesi, kampüste bulunan hem tarihi hem de modern yapılara yeşil bina sistemleri uygulayarak "Yeşil Kampüs" ünvanı alan bir başka Üniversitedir.

Boğaziçi ÜniversitesiMimari eserlerMimari özellikler+6
Begüm Gökdağ
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sivas'taki Danişmentli, Selçuklu, İlhanlı ve Eratnalılar dönemi yapılarında yazı

Eski çağlardan beri yazı, duygunun düşüncenin ve bilginin aktarım aracı olarak, kullanılmıştır. Zaman içerisinde Arapça harfler değişik şekilde yazılarak, estetik bir görünüm kazandırılmıştır. Bu coğrafyada binlerce yıllık geçmişe sahip olan Türkler ve Göktürkler, Arap alfabesini her yerde kullanmış, harflerin farklı dizilimi ile çoğu çeşitli mesajlar ileten süsleme panoları oluşturmuşlardır. Anadolu Selçuklu döneminde Arap alfabesinin biçimsel özelliklerine uygun olarak yapım, onarım ve sanatçı kitabeleri ile yapıların işlevlerine göre programlanmış çeşitli ayet ve hadisler vb. yazılar kullanılmıştır. Bu çalışmada Sivas`taki Danişmentli, Anadolu Selçuklu, İlhanlı ve Eratnalılar döneminde inşa edilen yapılardaki yazı programı incelenmiştir. Yapılar arasında Sivas Ulu Camii (Danişmentli), Sivas I. İzzeddin Keykavus Darüşşifası (Anadolu Selçuklu), Sivas Gök/Sahip Ata Medresesi (İlhanlı), Sivas Buruciye Medresesi/Muzafereddin Burucirdi (İlhanlı), Sivas Çifte Minareli/Şemseddin Cüveyni Medresesi (İlhanlı) ve Sivas Güdük Minare/Şeyh Hasan Türbesi (Eratnalılar) sayılabilir. Sivas`taki anıtsal yapılarda çini kullanımı yoğundur. Sivas`taki yapılarda yaygın olarak sülüs ve kûfî yazı kullanımı görülür. Sülüs yazı daha çok yapıların kitabelerinde karşımıza çıkmaktadır. Kûfî ve Ma'kılî yazı yapıların dışı ya da içinde çini programı olan firuze sırlı ve sırsız tuğla kullanılan bölümlerde kullanılmıştır. Sırlı ve sırsız tuğla biçimsel özelliklerinden dolayı geometrik kurgulu/dikey hatlı kûfî ve Ma'kılî yazılar için uygun bir malzemedir. Örnek olarak Sivas Ulu Camii`nin çok cepheli minare kaidesi ve silindirik gövdesindeki yatay şeritlerde, Sivas I. İzzeddin Keykavus Türbesi`nin kuzey cephesindeki kapı ve pencerelerin alınlıkları ve üzerinde, Sivas Güdük Minare/Şeyh Hasan Türbesi`nin yüksek silindirik kasnağını kaplayan kufi yazıları verebiliriz. İncelediğimiz yapıların bazılarında sanatçı kitabeleri bulunmaktadır. I. İzzeddin Keykavus Darüşşifası`nda Marendi Ahmed ve Sivas Çifte Minareli/Şemseddin Cüveyni Medresesi`nde İranlı Kölük Bin Abdullah, Sivas Gök/Sahip Ata Medresesi`nde Konyalı Kaluyan El-Konevi adlı bir sanatçının adı okunmaktadır.

DanişmendlilerEratna BeyliğiSelçuklu mimarisi+7
Eman J.i. Zaghloul
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Korkuteli Sinaneddin medresesi'nin deprem etkisi altında yapısal davranışının değerlendirilmesi

21. yüzyılda her geçen gün yeni teknolojik gelişmeler yaşanmaktadır. Ancak hiç şüphesiz gelişmeler tarihi yapılar ve değerler üzerinden devam etmektedir. Anadolu'da ve dünyanın her yerinde teknolojik gelişmeler öncesinde yaşanan zamanlara da tanıklık eden tarihi yığma yapılar medeniyetlerin en güzel yansımasıdır. Günümüzde dahi çoğu yeniliğin deneme-yanılma-gözetleme yöntemleri ile devam ettiği aşikardır. Hal böyle olunca mevcut yapıların geleceğe sağlam ve güvenle aktarılması önümüzdeki kuşakların da yararlanması açısından büyük önem arz etmektedir. Ancak ne yazık ki günümüzde yaşanan doğal afetler ve beşerî faktörler sebebiyle tarihi yığma yapılar fiziksel olarak zarar görmekte, hatta bazen aldıkları ağır hasar sebebiyle kamu güvenliği açısından yıkılmak zorunda kalmaktadırlar. Geçmişin tanığı geleceğin öncüsü olan bu yapıların kaybedilmemesi önemli olmakla beraber yaşanacak doğal ve beşerî afetler öncesi bazı yapısal davranışlar tahmin edilerek, bu yapıların davranışlarının değerlendirilmesi ve buna göre hareket edilmesi gerekmektedir. Çalışmada tarihi yığma yapılar hakkında verilen bilgiler ışığında bu yapıların modelleme teknikleri ve analiz yöntemlerine değinilmiştir. Antalya'nın Korkuteli ilçesinde bulunan ve tarihi 1319 yılına dayanan Sinaneddin Medresesi modellenmiş ardından yapının herhangi bir afet esnasında göstereceği davranışının tahmini olarak saptanması için analizler yapılmıştır. Yapılan modellemede deprem kaynaklı kuvvetli yer hareketi için de söz konusu yapının bulunduğu alanın zemin yapısına uyan sismik kayıtlar kullanılmıştır. Çalışmanın sonuç aşamasında yapılan modellemeler ve analizler ardından tarihi yapının deprem etkisi altında yapısal davranışı yorumlanarak çeşitli değerlendirmelerde bulunulmuştur.

DepremMedreselerSonlu elemanlar yöntemi+3
Mustafa Yılmaz İrban
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi yığma kamu yapılarının dinamik davranışının belirlenmesi; Isparta tescilli taş bina örneği

Türkiye coğrafi konumu nedeniyle geçmişte birçok devletin yaşadığı topraklara ev sahipliği yapmıştır. Bu nedenle bölgede birden çok milletin yapı tarzını yansıtan yapı inşa edilmiştir. Günümüzde bu yapıların bir kısmı halen ilk halini korumaktadır fakat bir kısmı da deprem gibi doğal afetler sonucunda hasar almış veya yıkılmıştır. Bu yapıların gelecek nesillere aktarılabilmesi için yapısal davranışlarının analiz edilerek gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir. Bu tez çalışmasında, Isparta İlinde bulunan Tescilli Taş Binanın dinamik davranışı incelenmiştir. Bu amaçla yapı, rölöve projesine uygun olarak SAP2000 V23 sonlu elemanlar programı aracılılığıyla modellenmiştir. Modelleme esnasında yapının gerçek malzeme parametreleri dikkate alınmıştır. Bu yapı malzemesinin fiziksel ve mekanik özellikleri deneysel metotlarla belirlenmiştir. Çalışmada yapının bulunduğu bölge ve Türk Bina Deprem Yönetmeliğindeki DD-2 düzeyi dikkate alınarak ölçeklenmiş deprem kayıtları kullanılmıştır. Tarihi yapının deprem davranışının belirlenebilmesi için elde edilen deprem kayıtları ile yapının zaman tanım alanında doğrusal analizi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda yapının periyodu, taban kesme kuvvetleri, yer değiştirme ve gerilme değerleri belirlenmiştir. Her bir deprem için elde edilen değerler karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir.

DepremDeprem analiziDeprem davranışı+3
Nesibe Uysal
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Şanlıurfa ilinde tarihi yapılar üzerinde bulunan yabancı ot türleri

Mevcut çalışma, tarihi geçmişe sahip Şanlıurfa'nın tarihi yapılarının üzerindeki yabancı ot türlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Sürvey çalışmaları Şanlıurfa'nın farklı ilçe ve mahallelerinde bulunan ve büyük çoğunluğu korunmuş veya restore edilmiş olan 19 tarihi yapıda gerçekleştirilmiştir. İncelenen yapılar arasında Balıklıgöl, Şanlıurfa Kalesi, Harran Evleri, Eski Harran Üniversitesi, Selahaddin Eyyubi Camii ve Roma Hamamı gibi önemli tarihi yerler bulunmaktadır. Tarihi yapıların üzerindeki bitkiler tek tek fotoğraflanmış ve Flora of Turkey and East Aegean Islands gibi kaynaklardan yararlanılarak teşhis edilmiştir. Bitkilerin türleri, EPPO kodları ve yaşam formları kaydedilmiştir. Temel Bileşen Analizi (PCA) kullanılarak yabancı ot türlerinin yapı bazındaki dağılımı analiz edilmiştir. Sürvey çalışmaları sonucunda 17 farklı familyaya ait 45 yabancı ot türü tespit edilmiştir. En fazla türe sahip familyalar, toplam türlerin %60'ını oluşturan Asteraceae (papatyagiller) ve Poaceae (buğdaygiller) olmuştur. Az rastlanan familyalar arasında Bryaceae (yosunlar) ve Nitrariceae yer almıştır. Türlerin %75'i tek yıllık, %20'si çok yıllık, %5'i ise iki yıllık bitkilerden oluşmaktadır. Raunkiær sınıflandırmasına göre Terofit (tek yıllık bitkiler) ve Hemikriptofit (kökleri toprak yüzeyine yakın olan bitkiler) formları baskın bulunmuştur. Parietaria judaica L. en sık rastlanan tür olmuş (%47.37) ve nemli, gölgeli alanlarda yoğunlaşmıştır. Sinapis alba L. (%42.11) açık alanlarda ve güneş alan bölgelerde yaygın olarak bulunmuştur. Az rastlanan türler arasında Fumaria officinalis L. ve Setaria verticillata (L.) P. Beauv. yer almıştır. Yabancı otlar, tarihi yapı taşlarının arasındaki çatlaklarda veya gözeneklerde kök salarak taşların ayrışmasına ve yapıların dayanıklılığının azalmasına neden olmaktadır. Özellikle çok yıllık türler, derin kök sistemleri ile tarihi yapıların daha hızlı yıpranmasına yol açmaktadır. Örneğin, Ficus carica L. (incir) gibi ağaçsı bitkiler, taşlar arasında geniş çatlaklar oluşturmaktadır. Tarihi yapıların korunması için düzenli bakım yapılması ve bu alanlardaki yabancı ot türlerinin kontrollü bir şekilde temizlenmesi gerekmektedir. Çalışma, tarihi yapıların uzun vadeli korunması için yabancı otların kontrol edilmesinin gerekliliğini vurgularken bu bitkilerin bazı durumlarda ekolojik faydalar sağlayabileceğini de göstermiştir. Araştırma, tarihi yapıların korunmasında ekolojik yönetim ve sürdürülebilir bakım stratejilerinin önemini ön plana çıkarmaktadır.

SurveyTarihi yapılarYabancı otlar+1
Adem Gür
Harran University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Kültür varlığı yapılarda çevresel titreşim etkileri altında oluşan hasarların tespit edilmesi, sınıflandırılması ve korunmasına yönelik yöntem araştırması

Bu çalışma, kültür mirası yapıları etkileyen çevresel titreşimlerin oluşturduğu yapısal riskleri incelemekte ve bu etkilerin değerlendirilmesine yönelik bütüncül bir yaklaşım sunmaktadır. İstanbul Tarihi Yarımada gibi yoğun kent dokusuna sahip tarihi bölgelerde, özellikle ulaşım kaynaklı titreşimlerin (örneğin raylı sistemler ve karayolu trafiği vs.) uzun vadede kültür varlıklarının üzerinde oluşturduğu hasarlar önemli bir koruma sorunu teşkil etmektedir. Bu bağlamda, tez kapsamında belirlenen araştırma problemi, tarihi yapıların çevresel titreşim kaynaklı etkiler karşısındaki kırılganlıklarını tespit etmek ve bu etkilerin koruma süreçlerine katkı sağlayacak bilimsel bir yöntem geliştirmektir. Çalışma, İstanbul Tarihi Yarımada'da yer alan ve kültürel miras değeri taşıyan bazı yapıların yakın çevresinde gerçekleştirilen mikrotremor ölçümlerine dayanmaktadır. Gürültüden arındırılmış bu veriler, uygun yazılımlar kullanılarak analiz edilmiş ve yapısal tepkiler uluslararası standartlarla karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler, literatürde yapılan çalışmalarla mukayese edilerek ve özellikle Alay Köşkü ve Beyazıt Camii haziresi gibi yapılar üzerinde titreşimin oluşturduğu etkilerin, yapının malzeme özellikleri, zemin-yapı etkileşimi ve yapısal sistemle doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Bulgular, çevresel titreşimlerin yapılar üzerinde kısa vadede görünür bir hasar yaratmasa da, uzun vadeli birikimli etkilerle çatlak oluşumlarına, malzeme bozulmalarına ve yapısal zayıflamalara neden olabileceğini göstermektedir. Bununla birlikte, mevcut koruma politikalarının çoğunlukla statik risklere odaklandığını; dinamik etkilerin ise yeterince dikkate alınmadığını ortaya koymakta ve bu boşluğun giderilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Tez kapsamında, kültürel miras yapılarına yönelik koruma stratejilerinin, çevresel titreşim kaynaklı dinamik etkiler göz önünde bulundurularak geliştirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu doğrultuda, risklerin izlenmesi, değerlendirilmesi ve karar alma süreçlerine dâhil edilmesini hedefleyen öneri, mimarlık, mühendislik ve koruma disiplinleri arasında bütüncül bir iş birliği zemini oluşturmayı amaçlamaktadır.

Koruma politikalarıKültür varlıklarıMikrotremor+4
Barış Ayberkin
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ahi Çelebi'nin hayatı ve eserleri

Anadolu'nun sosyo-kültürel ve ekonomik yapısı içinde zamanla güçlü bir müesseseye dönüşen Ahilik ile ilgili tarihi bilgiler, Türklerin buradaki mevcudiyetleriyle yakından alakalıdır. XI. yüzyıldan itibaren ağırlıklı olarak Anadolu'ya yerleşen Türkler arasında, ilerleyen dönemlerde iktisadi bir yapıya bürünen ve esnaf örgütlenmesine dönüşen Ahilik kurumunun, aslında kökleri daha önceki yüzyıllara giden fütüvvet geleneğinden büyük çapta beslendiği anlaşılmaktadır. Anadolu'da Ahiliğin kurucusu oluşunun yanında debbağ esnafının da piri olarak bilinen Şeyh Nasîruddin Mahmûd Ahi Evran bin Abbas (ö. 1262), kısaca Ahi Evran (Evren) ismiyle anılmıştır. Tarihi bir hüviyete sahip bulunmasına rağmen gerçek kişiliği menkıbeler içinde kaybolmuştur. Kurucusu olarak Ahi Evran'ın gösterildiği bu kurum, yüzyıllar boyunca bütün esnaf ve sanatlara yön vermiş, onların işleyişini düzenlemiştir. Zamanla ahiler önemli devlet görevlerine de gelmişlerdir. Bunlar içerisinde Ahi Çelebi; Fatih Sultan Mehmed, II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde yaşamış üç kez hekimbaşılık yapmış Türk tabibi, hekimi ve cerrahıdır. Ahi Çelebi birçok tıp kitabı yazmıştır. Bunlar içerisinde en çok bilinen eseri böbrek taşları üzerine yazmış olduğu eseridir. Ahi Çelebi'nin diğer eserleri ile ilgili bir çalışma yapılmamış olup araştırılmaya muhtaçtır. Hayır işlemeyi seven bir insan olan Ahi Çelebi'nin camisi, çeşmesi, hamamı, mektebi, rüştiyesi, medresesi gibi pek çok vâkıf eseri vardır. Ahi Çelebi Cami'si İstanbul Eminönü'nde bulunmaktadır. Evliya Çelebi'nin meşhur rüya'yı gördüğü cami olması hasebiyle tanınmaktadır. Birçok doğal afete maruz kalmış ve mimari özelliği kaybolmuştur. Ahi Çelebi çeşmesi caminin köşesindedir. Ahi Çelebi hamamı, mektebi, rüştiyesi ve medresesi Edirne'de bulunmaktadır. Ahi Çelebi İstanbul'daki cami ve Edirne'deki eğitim kurumları için birçok dükkân, mahzen, oda, hamam ve dükkân deposunun gelirlerini vakfetmiştir. Ahi Çelebi vakfından ücret alan görevlilere baktığımızda görev çeşitliliğinden vakfın çalışma alanının ne kadar geniş olduğunu anlamaktayız. Ayrıca Ahi Çelebi adına kurulmuş mahalle, kaza, yer isimleri ile zaviyeler de bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ahilik, Fütüvvet, Hekimbaşı, Tıp, Vâkıf, Zaviye

Ahi ÇelebiAhilikBiyografi+6
Tugrul Kalem
Uşak University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Yeniden işlevlendirilmiş tarihi yapılarda kapsayıcı tasarım yaklaşımı: Atatürk Orman Çiftliği bira fabrikası hamamı örneği

Son yıllarda Dünya'da bazı önemli tarihi yapılara engelli bireyler için ulaşım imkânı sağlayacak kısıtlı mimari düzenlemeler getirilmiştir. Fakat yapılan bu uygulamaların özellikle farklı yaş ve yetkinlikte olan; görme, işitme, bedensel ve zihinsel engel kategorilerindeki bireylerin ihtiyaçlarını karşılamadığı görülmüştür. Dolayısıyla 'restorasyon' ve 'evrensel tasarım' gibi net kuralları olan iki kavramın ortak paydada buluşturulması, ulusal ve uluslararası alanda akreditasyonu sağlanması ve kapsayıcı tasarım yaklaşımı ile çağdaş restorasyon gerekliliklerinin belirlenmesi önem arz etmektedir. Kapsayıcı tasarım temelli bir tasarım gerçekleştirme konusu; yaş, eğitim, dil, cinsiyet, (bedensel) fiziki durum, her türlü engellilik durumu, ekonomik ve kültürel farklılıklar vb. gibi durumlara bakılmaksızın, mümkün olduğunca çok kişiye hitap eden, ihtiyaçlarını eşit şekilde karşılayabilen, erişilebilir ve kullanılabilir bir şekilde tasarlanan mekânlar, ürünler ve hizmetler sunmayı ifade etmektedir. Bu tez çalışması kapsamında, 1930'lu yıllarda Ernst Eğli tarafından Atatürk Orman Çiftliği'ndeki Bira Fabrikası işçileri için yapılmış Bira Fabrikası Hamam yapısı örnek olarak seçilmiştir. Tarihi binanın özgün işlevi, tarihi ve kültürel değeri göz önünde bulundurularak çağdaş sanat müzesi olarak yeniden işlevlendirilmesine karar verilmiştir ve kapsayıcı tasarım doğrultusunda restorasyon tasarım projesi hazırlanarak öneriler getirilmeye çalışılmıştır. Bu doğrultuda bu çalışmanın amacı yeniden işlevlendirilmiş tarihi yapıların kapsayıcı tasarım prensibi doğrultusunda erişilebilir şekilde restore edilebilirliğini örnek alan olarak seçilen "Atatürk Orman Çiftliği Bira Fabrikası Hamamı" özelinde irdelemek ve restorasyon tasarım projelerini hazırlamaktır. Bu amaçla bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılarak, veri toplama aracı olarak gözlemden yararlanılmış ve saha çalışması yapılmıştır. Bu kapsamda, öncelikle restorasyon ve evrensel tasarım hakkında detaylı literatür taraması yapılmıştır. Ardından Ankara'da Atatürk Orman Çiftliği yerleşkesinde bulunan Bira Fabrikası Hamamı tarihi yapısı hakkında yazılı kaynaklara ulaşılmıştır. Yapının saha çalışmaları gerçekleştirilmiştir ve fotoğraflama, video kaydı, rehber eşliğinde tanıtımı ile yapı için veriler toplanmıştır. Toplanan veriler ışığında tarihi yapının özgün hali mimari anlamda; eski işlevi, plan ve kesit çizimleri, özgün malzemeleri, mekânsal organizasyon şeması, tarihi ve kültürel özellikleri analiz edilmiştir. Kapsayıcı tasarım yaklaşımı ile çağdaş sanat müzesi olarak yeniden işlevlendirilme modeli çıkarılarak restorasyon ve çözüm önerileri getirilmiştir. Sonuç olarak evrensel tasarım ya da kapsayıcı tasarım konuları son yıllarda sıkça konuşulan konular arasında olmasına rağmen yapılan uygulamalar konusunda yetersiz kalındığı ve sadece sınırlı bir kesimi kapsayan tasarımlar gerçekleştirildiği görülmüştür. Tarihi yapıların yeniden işlevlendirilmesinde ise yapıların mevcut işlevi kullanılarak restorasyon çalışmalarının yapıldığı görülmüştür. Bu çalışma, kapsayıcı tasarım anlayışıyla tarihi yapıların farklı işlevde kullanılmasına olanak sağlayacak şekilde tasarlanabilirliğini ve yeniden işlevlendirme mantığını birleştiren bir çalışma olması ve örnek teşkil etmesi sebebiyle önem arz etmektedir. Anahtar sözcükler: Tarihi yapı, koruma, iç mekân restorasyonu, yeniden işlevlendirme, kapsayıcı tasarım, evrensel tasarım, AOÇ Bira Fabrikası Hamamı, engelsiz müze, engelli bireyler için temel mekânsal gereksinimler

Evrensel tasarımKorumaTarihi yapılar+2
Sinemcan Üstüncan
Hacettepe University · Institute of Fine Arts
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Torbalı ve köylerindeki Türk devri yapıları

Çalışmamız sırasında "Torbalı ve Köylerindeki Türk Devri Yapıları" adı altında, 13 cami, iki mektep, dokuz çeşme, iki tren istasyonu olmak üzere toplam 26 yapı yerinde incelenmiş ve araştırmaları yapılmıştır. Eserler, mimari özelliklerine dikkat edilerek kataloglanıp tezimize dahil edilmiştir. Söz konusu yapılardan bazıları, tarihsel özelliklerini tamamen kaybetmelerinden dolayı tezimize dahil edilmemiştir. Araştırma bölgemizdeki yapılar genel olarak 19. yy'da inşa edilmişlerdir. Camiler, mektepler ve tren istasyonlarının tamamı, çeşmelerin de geneli II. Abdülhamid devrinde yapılmışlardır. İncelenen alanın yeni kurulan bir yerleşim birimi olması sebebiyle, yapıların bulundukları bölgelerin kuruluş tarihi de çoğunlukla, eserlerin tarihleriyle paralellik taşımaktadır. Araştırmamız, yapıların tarihi, mimari, plan, malzeme ve varsa süsleme özellikleri üzerinde durularak ele alınmaya çalışılmıştır. Mimari kurguları ve bezemeleri, söz konusu dönemde, merkezden uzak bölgelerdeki, Türk mimarisi ile benzerlik taşımaktadır. Camilerin ilk inşalarındaki planlarında görülen üslup birliği, bölgede yaşanan büyük Torbalı Depremi ve çağın gereksinimleri sebebiyle, büyük değişimlere uğramıştır. Araştırmamız sırasında yapıların bu değişimleri de tespit edilerek tartışılmıştır. Bahsettiğimiz sebeplerden ötürü yapılarda süsleme yok denilecek kadar azdır.

19. yüzyılCamilerMimari özellikler+7
Muhammet Usta
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki tarihi yapıların restorasyon ve koruma projelerinin yönetim sürecinin HBIM teknolojisiyle ilişkilendirilmesi: Bir vaka çalışması

Tarihi miras yapılarının her biri doğası gereği benzersizdir. Bununla birlikte, tüm insanlık için tarihi değerleri ve kültürel miras öğelerini taşımalarından dolayı sadece fiziksel varlıklar olmaktan çok daha fazlasıdırlar. Globalleşen dünyada tarihi varlıkları korumak için restorasyon ve koruma çalışmaları titizlikle sürdürülmektedir. Geçmişten bugüne teknolojinin gelişim göstermesi, tasarım ve inşaat projelerinin bilgisayar ortamında çizimlerinin yapılması imkanını vermiştir. Gün geçtikçe gelişen teknolojiyle birlikte bu çalışma ortamı, araştırmacıları Yapı Bilgi Modellemesi (BIM) adında bir çalışma ortamını geliştirmeye yöneltmiştir. Ancak bu teknoloji yalnızca yeni yapıların inşası ve yönetimine odaklandığından, Yapı Bilgi Modellemesinin (BIM) tarihi yapılar için kullanımı henüz üzerinde yeni çalışılan bir konudur. Günümüz Türkiye'si tarihi değer taşıyan yapıların çokluğu açısından oldukça zengindir. Buna rağmen, yapılan araştırmalar tarihi yapılar için BIM kullanımının henüz yaygınlaşmamış olduğunu göstermektedir. Buna ek olarak, tarihi yapılar üzerindeki çalışmalar sırasında oluşan birtakım olumsuzluklar restorasyon ve koruma çalışmalarını yavaşlatmaktadır. Korumadan sorumlu kamu kuruluşlarının istenilen taleplere geç dönmeleri, tarihi yapılara ait bilgilerin tek bir arşivden ziyade dağınık halde ve sadece kağıt olarak saklanmaları, çoğu zaman çalışılacak yapı hakkında yeterli bilgiye ulaşılamaması ve de proje süresince çalışan kişiler arası yeterli iletişimin sağlanmaması sonucu uygulanan yanlış müdahaleler tarihi yapılara istenmeden de olsa zarar verilmesiyle sonuçlanmaktadır. Bu yüzden çalışma kapsamında, Türkiye'deki tarihi yapıların belgelendirilmeleri ve restorasyon projelerinin yönetimi için HBIM kullanımının faydaları araştırılmıştır. Bunun için, öncelikle alanında yetkin dört restorasyon firması ile görüşülmüş ve HBIM hakkında farkındalığın olmadığı anlaşılmıştır. Bunun üzerine, literatür çalışması yapılarak Türkiye'de HBIM üzerine çalışmaların çok kısıtlı olduğu görülmüş ve HBIM hakkında uluslarasın düzeyde yapılan çalışmalar incelenmiştir. İncelenen çalışmalar; HBIM teknolojisinin kullanımı için öncelikle lazer tarama yöntemi ile mevcut yapısal durumun analizi için nokta bulutlarının oluşturulduğunu, ardından verilerin temizlenerek HBIM ortamına atıldığını, daha sonrasında ise çalışmaların tarihi yapıya ait bilgilerin girilmesiyle tamamlandığı görülmüştür. Bunun sonucunda, çalışmalar yapının dijital ortamda belgelenebildiğini ve proje yönetiminin bu ortam üzerinden çalışanlar arasında bir iş birliğine dayandırılarak sağlıklı bir biçimde tamamlanabildiğini göstermiştir. Ancak günümüz Türkiye'sinde restorasyon ve koruma projeleri için her ne kadar lazer tarama işlemi ölçüm verilerinin sağlanabilmesi için kullanılıyor olsa da çoğu durumlarda yöntem maliyetli bulunduğu için ihalelerde bir iş kalemi olarak gösterilmemektedir. Ayrıca taramadan elde edilen verilerin yalnızca iki boyutlu bir ortamda çizilmesiyle çalışılan yapıya ait mimari, elektrik, mekanik vb. projelerin birbirinden kopuk olarak ilerlediği gözlemlenmiştir. Bunun üzerine HBIM'in; ekonomik ve kullanıcı dostu olması, hızlı çözümler üretmesi, hatasız üretim yapılabilmesi, tüm bilgilerin arşivlenebilmesi, profesyoneller arası ortak bir çalışma ortamı sağlaması gibi birçok faydalarından yola çıkarak Türkiye'de bulunan tarihi ahşap bir konak yapısına HBIM uygulanabilirliği sorgulanmıştır. İki boyutlu tamamlanan çalışmayla HBIM uygulanan çalışma arasındaki iki farklı durum karşılaştırılmıştır. Buna istinaden, çalışmanın Türkiye'de uygulanabilirliği ve faydalarının oraya konulmasıyla birlikte restorasyon ve koruma projelerinde teknolojinin kullanımının artırılarak projelerde kolaylık sağlaması açısından gelecekteki çalışmalara ışık tutacağı düşünülmektedir.

Kültürel mirasLazer taramaRestorasyon+1
Dua Garip
Mimar Sinan Fine Arts University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Zal Mahmut Paşa Camii yapısal davranışı ve geçmiş hasarların incelenmesi

Tarihi yığma yapıların mevcut durumlarının ve olası depremler karşısındaki davranışlarının incelenmesi, kültürel mirasımızın gelecek kuşaklara aktarılması doğrultusunda önemli bir adımdır. İncelenen yapının mimari ve yapısal özellikleri, maruz kaldığı deprem, yangın gibi yapısal değişme sebep olacak etkilerin araştırılması, geçirdiği onarım ve güçlendirmeler, aynı dönemde benzer yapılarda kullanılan yapım teknikleri ve kullanılan malzemeler yapılan bu incelemenin olmazsa olmaz ana unsurlarını oluşturmaktadır. Çalışmamın ilk bölümününde konuya girişin ardından ikinci bölümde Osmanlı Klasik Dönem Camilerinin genel özellikleriyle birlikte, yapım teknikleri, yapısal elemanlar ve kullanılan malzemelerle ilgili bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde, tarihi yığma yapıların modelleme teknikleri ve analiz yöntemleri incelenmiştir. Dördüncü bölümde, yapı titreşimlerinin izlenmesi konusu irdelenmiştir. Deneysel ve operasyonel model analiz, veri toplama ve sensörler başlıkları altında konular genel hatlarıyla ifade edilmiştir. Beşinci bölümde öncelikle yapının içinde yer aldığı külliyenin konumu ve arazi şartları hakkında bilgi verilmiştir. Bu bilgilere göre yapı kısaca; Eyüp'te Zal Paşa Caddesi'nde Zal Mahmut Paşa Külliyesi'nde bulunmaktadır. Külliye eğimli bir araziye inşaa edilmiştir. Bu eğim sebebiyle yapının cepheleri farklı yüksekliktedir ve bu nedenle yapının doğu cephesinde fazladan bir bodrum kat inşaa edildiği görülmektedir. Yapının geometrisindeki simetrik olmayan durumun yapıda oluşan hasarların temelini oluşturduğu tarafımızca tespit edilmiştir. Ayrıca beşinci bölümde külliyenin diğer kısımları ele alınırken, külliyenin kim tarafından hangi tarihte yaptırıldığı aktarılmış ve yapının mimarı hakkında yazılan kaynaklar paylaşılmıştır. Mimar Sinan'ın eseri olan yapının mimari ve geometrik özellikleri ile ilgili kısaca şu bilgiler aktarılmıştır; plan ölçüleri 24.90mx26.30m olan caminin kubbe üst kotu ile zemin kat arasında olan yükseklik 21.06 m'dir. Kubbe altında geçiş elemanı olarak pandantif kullanılmıştır. Mimar Sinan'ı diğer eserlerinden farklı olarak kubbe ağırlığını; dört ana kemer ve kemerlerin altındaki fil ayakları taşımaktadır. Yapının cephe duvarları ile kubbe sistemi yapısal olarak birbirinden bağımsızdır. Oysa Mimar Sinan diğer yapılarında, kubbenin ağırlığını yarım kubbelerle duvarlara aktarmış ya da ana kemerleri duvarların içerisine gizlemiştir. Yapının günümüzdeki hali incelenmiş ve bu inceleme sonucunda yapının önemli bölgelerine betonarme güçlendirmelerin yapıldığı tespit edilmiştir. Mimar Sinan'ın eserindeki bu önemli müdahalelerin ne amaçla yapıldığını öğrenmek amacıyla yapı hakkında bir arşiv çalışması yapılmıştır. Müdahalelerin önemli bir hasar neticesinde meydana geldiği düşünülerek öncelikle yapıya etki eden depremler araştırılmıştır. 1766 İstanbul Depremi'nin yapıda oluşturduğu hasarlarla ilgili herhangi bir bilgiye ulaşılamazken 1894 İstanbul Depremi'nde ise yapının esas duvarının çatladığı, minaresinin yıkıldığı ve yapının da harap halde olduğu kaynaklardan elde edilmektedir. Arşiv çalışması sonucunda elde edilen, yapı hakkında 1950'li yıllarda hazırlanan rapora göre yapının ana kemerlerden birinin gergisinin orta yerinden koptuğu, kıble duvarının önemli ölçüde deplasman yaptığı, kemerlerden birinin 25 cm sehim yaptığı belirtilmektedir. Bu önemli hasarlar sonucunda yine aynı yıllarda bir güçlendirme projesi hazırlanmıştır. Detaylarına ulaşılan bu güçlendirme projesinin, yapı üzerinde gözlemlediğimiz betonarme müdahalelere ait olduğu tespit edilmiştir. Hazırlanan güçlendirme projesinde gerginin sütunlara olan ankrajlarının sağlamlığının üzerinde durulmuş ve gergi sisteminin korunarak ileride tamir edilmek üzere açık bırakıldığı yazılmaktadır. Yapıya olan ziyaretlerimiz sırasında açıkta bırakılan gergi tarafımızca bulunmuştur ve tamir edilmiştir. Yapıda çevresel titreşim ölçümleri gerçekleştirilmiş olup sonuçları ve elde edilen değerler gösterilmiştir. Yapının sonlu elemanlar modeli kurularak yapının statik ve dinamik analizleri yapılmıştır. Sonuç bölümünde, yapılan çalışmalarla ilgili özet bilgiler verilmiştir ve analiz sonuçları kısaca paylaşılmıştır. Gerginin neden koptuğu ile ilgili olarak sonuç bölümünde şu yorum paylaşılmıştır: Caminin eğimli bir araziye oturması dolayısıyla gerginin bağlı olduğu fil ayaklarından biri yapı içerisindeki en uzun fil ayağıdır. Bu fil ayağının rijitliğinin %40 daha az olduğu tespit edilmiştir. Rijitliği daha az olan fil ayağının deprem etkisi altında daha fazla yer değiştime yapması gergi üzerindeki çekme kuvvetini arttırarak kopmasına sebebiyet vermiş olabilir.

Deprem mühendisliğiOsmanlı mimarisiTarihi yapılar+2
Mehmet Nuri Yavuzer
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Restorasyon projelerine yönelik hbım teknoloji kabul modeli

Teknolojinin ilerlemesine paralel olarak her geçen gün gelişen ve kompleks projelerin bile rahatlıkla üretilebildiği günümüz yapı sektöründe paydaşlar her geçen gün farklı yazılımlar ve teknolojik ürünler sayesinde işlerini daha kolay ve zahmetsiz gerçekleştirmektedir. Yapı Bilgi Modellemesi (Building Information Modelling, BIM) kavramının ortaya çıkması ve her geçen gün BIM sektöründe çeşitli uygulamalar geliştirilmesi ile karmaşık yapıların dijital modelleri rahatlıkla oluşturulabilmektedir. Geliştirilen yeni nesil ölçüm cihazları ile tarihi yapıların belgeleme ve projelendirme süreçleri de zaman içinde BIM tabanlı yazılımlar ile gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Bu durum tarihi yapıların koruma restorasyon süreçlerinin de BIM anlayışı ile elde edilmesi fikrini ortaya çıkarmış ve kendine özgü standartları ve iş akış şeması bulunan yeni bir kavram ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan bu yeni kavrama Tarihi Yapı Bilgi Modellemesi (Historic Building Information Modelling, HBIM) adı verilmiştir. Bu yeni anlayış ile birlikte yapıların belgeleme süreçleri geleneksel yöntemlere göre daha hızlı ve az hata ile gerçekleştirilmeye başlanmış, oluşturulan HBIM model sayesinde yapının teknik analizleri ve yaşam döngüsü daha öngörülebilir hale gelmiş ve yapıların tarihi belge niteliğindeki verileri daha güvenli depolanmaya başlanmıştır. Bu tezin amacı HBIM kavramının Türkiye'deki kullanım durumunu tespit ederek ortaya konulan Teknoloji Kabul Modeli (Technology Acceptence Model, TAM) ile yapı sektöründeki kullanılırlığını arttırmaya yönelik öneriler geliştirmektir. Daha önceki çalışmalarda geliştirilen Teknoloji Kabul Modelleri incelenmiş elde ettikleri sonuçlar ve kullandıkları değişkenler değerlendirilerek HBIM metodu için en uygun harici değişkenler modele eklenmiştir. Geliştirilen modeli test etmek amacı ile bir anket çalışması yapılarak sonuçları istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Elde edilen veriler neticesinde ülkemizde HBIM kullanımının yaygınlaştırılması için öneriler sunulmuştur.

RestorasyonTarihi yapılar
Volkan Keçeli
Balıkesir University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

"Lazzaretto"dan "Tahaffuzhâne"ye arşiv belgeleri ışığında Venedik Cumhuriyeti ve Osmanlı İmparatorluğu'nda karantina yapıları

Karantina, 2019 yılının son aylarından itibaren pandeminin dünya gündeminin en önemli maddesi olarak hayatımıza girmesiyle birlikte, yeniden konuşulan ve araştırılan bir kavram olmuştur. Tarih boyunca çok sayıda salgın hastalık sebebiyle yüzyıllarca sürmüş olsa da belli ki maddi ve manevi anlamda son derece yıkıcı ve korkutucu olduğundan uzun süredir hatırlamak istemediğimiz pandemi olgusu, bugün tüm bilimsel disiplinlerin kendi alanları dâhilinde çalışmaya gayret ettiği bir konu hâlini almıştır. Bu çalışmada, sanat ve mimarlık tarihi bağlamında, karantinanın kavramsal olarak ortaya çıktığı ve dünyada ilk kez 15. yüzyılın ilk çeyreğinde uygulanmaya başladığı Venedik Cumhuriyeti'nin "lazzaretto" yapıları ile yaklaşık dört yüz yıl sonra Tanzîmat Fermanı'nın ilân edilmesiyle batı kültürüne yönelimi resmiyet kazanan Osmanlı İmparatorluğu'nun inşâ etmiş olduğu "tahaffuzhâne" yapılarının bir araya getirilerek incelenmesi hedeflenmiştir. Çalışmaya kaynak oluşturan belgelerin büyük ölçüde her iki devlete ait arşiv kayıtlarından seçilmesine, incelenen tarihî verilerin özellikle somut görsel kaynaklar üzerinden değerlendirilmesine gayret edilmiştir. Bu bağlamda dünyada karantina kavramını ve dolayısıyla konuya ilişkin terminolojiyi de geliştiren Venedik Cumhuriyeti'nin, öncelikle Avrupa'yı ve ardından tüm dünyayı etkileyen uygulamalarının Osmanlı İmparatorluğu'na da yansıyan etkilerinin özetle değerlendirilebilmesine çalışılmıştır. Çalışmanın temel amacı, birbirleriyle sosyal, ekonomik ve kültürel olarak yoğun ve sürekli ilişkiler kuran iki toplum olarak Türkler ve İtalyanların daha önce farklı bilimsel disiplinler dâhilinde incelenmiş olan toplumsal etkileşimlerine dair çalışmalara, mimari bir arketip ölçeğinde sanat tarihi alanına özel, küçük ve öncül bir katkı sunabilmektir.

KarantinaMimarlık tarihiOsmanlı Devleti+2
Didem İşler
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Korunması gerekli konutlarda zaman içinde ortaya çıkan değişmeler

İnsanoğlu var oluşundan bu yana, bütün yaşamı boyunca, fiziksel ve doğal çevresine sahip çıkarak varlığının sürekliliği için, yaşam çevresi ile disiplinli ve düzenli bir ilişki içerisinde olmaya büyük özen göstermiştir. Çeşitli nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan oluşumlar, bu etkileşimi yeni biçimlenmelere ve farklı yönlere götürmeye çalışmıştır. 20. yüzyılın başlarından itibaren sosyal, kültürel ve ekonomik ve. yönlerden toplumlar üzerinde yapısal değişimleri gündeme getiren endüstrileşme hareketleri, insan topluluklarının birarada yaşadığı yerleşmeleri de büyük değişimler içine itmiştir. Bu tez çalışmasında birinci bölümde amaç, kapsam ve yöntem belirtildikten sonra, ikinci bölümde yukarıda bahsedilen insan-çevre arasındaki etkileşim üzerinde durularak, koruma kavramı, gelişimi, nedenleri ve sorunları dile getirilmiştir. Üçüncü bölümde tezin, konu sunu ve asıl içeriğini oluşturan değişimler nedenleri ile birlikte detaylı bir biçimde ele alınmıştır. Dördüncü bölüm ise, üçüncü bölümle direkt bağlantılı olarak hazırlanmış ve Eskişehir Tarihi Odunpazarı Sit Alanı İçinde yer alan bir grup konut üzerinde yapılan analizlere dayanılarak fiziksel ve fonksiyonel değişimlerin oluşumları ve boyutları tespit edilmiştir. Sonuç bölümünde ise, sağlıklı ve gerçekçi bir koruma-restoras- yon kararının alınabilmesinde, korunması gerekli tarihi dokularda ya da konutlarda kullanıcı ihtiyaçlarının, yapılardaki fiziksel ve fonksiyonel değişimlerin bilinmesinin ve öneminin kavranmasının bir zorunluluk olduğu ifade edilerek, çalışma sonuçlandırılmıştır.

KonutKorumaRestorasyon+2
Emrah Gökaltun
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Science
1993
00
Master'sOpen AccessTR

Mahperi Huand Hatun ve yaptırdığı yapılar

Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alâeddin Keykubad'ın eşi Mahperi Huand Hatun'un kimliği, yaşamı ve yaptırdığı yapılar bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Dönem kaynaklarında kendisine çok az yer verildiğinden, yaşam öyküsü ancak genel hatlarıyla belirlenebilen Mahperi Huand Hatun, cami, hamam, türbe, zaviye ve han türünde pek çok yapı yaptırmıştır. Kitabeli yapılarının tümü, oğlu Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde inşa edilmiştir. Tarihi ve siyasi koşullar, diğer yapılarının da aynı dönem içinde inşa edildiklerine işaret etmektedir. Bu çalışmada, mimari ve süslemeleriyle irdelenerek karşılaştırmalı değerlendirmelere tabi tutulan yapıların, Anadolu Selçuklu mimarisi içerisindeki yerlerinin tespitine çalışılmıştır. Plan ve mekan olarak yeni denemelerin gerçekleştirildiği Kayseri Mahperi Huand Hatun Camii, kuzeybatı iç köşesine yerleştirilen bani türbesiyle Anadolu Selçuklu mimarisinin özgün örneklerindendir. Mahperi Huand Hatun Türbesi, cami ibadet alanı içinde yer alan konumu, benzer örneğine Anadolu veya yakın coğrafyada rastlanmayan mukarnaslı yüksek kaidesi ve her biri farklı süsleme kompozisyonuna sahip cephe düzeniyle özgün özelliklere sahiptir. Caminin yakınındaki kadınlar için yaptırılan hamam yapısının soyunmalık bölümü duvarlarının özgününde Kubadabad Sarayı çinileri tarzında çinilerle kaplandığı anlaşılmıştır. Yapının çini kaplamaları dışında Anadolu Selçuklu hamam mimarisini devam ettirdiği görülmektedir. Kayseri Şeyh Turesan Zaviyesi, kapalı bir sofanın iki yanına sıralanan mekanları ve daha sonra çok sayıda kişinin defnedilmesiyle türbeye dönüştürülen büyük ölçekli konaklama (han) birimiyle öne çıkar. Tümü, uluslararası deniz aşırı kuzey-güney ticaret yolları üzerinde inşa edilen han yapıları, Anadolu Selçuklu hanlarının plan şemalarını tekrarlamışlardır. Bu çalışmada Mahperi Huand Hatun'un yaptırdığı yapıların önemli bazı yeniliklere getirmekle birlikte genel olarak Anadolu Selçuklu mimari teknik ve uygulamalarını tekrarladıkları, gelenek içinde kaldıkları sonucuna ulaşılmıştır.

Alaeddin Keykubat IAnadolu SelçuklularıCamiler+4
Demet Turgut
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Restorasyon sürecinde yerin ruhu kavramı ve iç mimarlık ilişkisi üzerine bir değerlendirme - Eskişehir Kurşunlu Külliyesi Kervansarayı

Tarihi yapılar, yapıldığı dönemin bilimsel, sanatsal, teknolojik ve toplumsal mesajlarını günümüze iletebilen, geçmişin birer tanığıdır. Bu durumu yaratan ve onların özgün kimliğini açığa çıkaran güç, tarihi yapının "Yer"le kurduğu bağdan kaynaklıdır. Bu bağ restorasyon süreçlerinde, "Yerin Ruhu" nun korunması şeklinde ifade edilmekte ve günümüzde bu bakış açısının eksikliğiyle yapılan restorasyonlarda tarihi yapının vermek istediği mesaj yitirilmektedir. İç mimarlığın yerin ruhu kavramını bilerek, mekansal ilişkileri daha küçük ölçekte ve detay hakimiyeti katarak sorgulayan ve bugünkü çağdaş gereksinimleri öngörebilen yapısı sayesinde restorasyonda yerin ruhunun korunmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu amaçla; bu tez çalışması, birinci bölümünde iç mimarlık mesleği ve tarihi çevre koruma ilişkisini, ikinci bölümünde yerin ruhu kavramı ve yerin ruhunun korunmasında öne çıktığı düşünülen belli başlı kuramsal yaklaşımları, üçüncü bölümünde ise bu yaklaşımların yol göstericiliğinde Eskişehir Kurşunlu Külliyesi Kervansarayı restorasyonunu değerlendirmektedir. Tezin sonuç bölümü, örneklem alanı üzerinden değerlendirmelerle, iç mimarlığın restorasyon süreçlerinin neresinde yer aldığını ve restorasyonda yerin ruhunun korunmasına nasıl katkı sağlayabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: İç mimarlık, Restorasyon, Yer, Yerin Ruhu, Genius Loci, Eskişehir, Kurşunlu Külliyesi,Kervansaray

EskişehirEskişehir-OdunpazarıKervansaraylar+6
Anıl Süvari
Anadolu University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Mimari restorasyon uygulamalarında saydam malzeme kullanımı

Saydamlık uygulamalarına antik zamandan beri yapılarda rastlansa da bugünkü anlamına ancak teknoloji ve malzemenin gelişimiyle kavuşmuştur. Modern mimaride ilgiyle karşılanan saydamlık, mimari restorasyon uygulamalarında da önemli bir yere sahip olmuştur. Mimari restorasyon uygulamalarında ilgili kuruluşlar tarafından düzenlenmiş, uluslararası ve ulusal belgelerle sabit, uyulması gereken bazı prensipler mevcuttur. Restorasyon uygulamalarında sadece camın değil, tüm saydam malzemelerin kullanımının bahsedilen prensiplere uyumu ile ilgili bir çalışmaya ihtiyaç olduğu görülmüştür. Çalışma kapsamında, öncelikle, sonraki bölümlere temel oluşturacak şekilde saydamlık kavramının tarihsel gelişimi ele alınmıştır. Ardından sektörde yer alan saydam yapı malzemeleri tanıtılmış ve bu malzemelerle ilgili birtakım teknik bilgiler verilmiştir. Tarihi yapıların koruma anlayışı, müdahale çeşitleri ve uluslararası belgeler çerçevesinde tarihi yapılarda farklı malzeme ya da ek tasarımında belirlenmiş kriterler araştırılmıştır. Son olarak Türkiye ve dünyadan çeşitli restorasyon uygulamaları incelenerek belirlenen araştırma sorularının cevapları aranmıştır. Belirlenen örnekler literatürde yer alan tüm bilgileriyle derlenmiş ve elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Çalışma, restorasyon uygulamalarında saydamlık ile çözüm bulunmuş tartışmalı meseleleri ele almasıyla önem kazanmaktadır. Saydamlık kavramının kapsamlı bir şekilde incelenmesi, cam dışındaki saydam malzemelere de ağırlık verilerek farklı bir bakış açısıyla özgün bir çalışmanın ortaya konması hedeflenmiştir. Sonuç olarak, yapılan değerlendirmeler, saydam malzeme kullanımının, tarihi yapının mevcut durumu, yeni işlevi ve uluslararası düzenlemelere uygunluğu doğrultusunda yönlendirilmesi gereken restorasyon uygulamalarına ışık tutmayı amaçlamaktadır.

Tarihi korumaTarihi yapılarYapı malzemeleri
Ayşenur Karataş
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye turizm reklamlarında tarihi ve kültürel öğelerin sunumu: Go Türkiye örneği

Günümüz koşullarında insanoğlu 24 saatlik zaman diliminde sanki bir oyun kurgusu içerisindeymişçesine her an bir koşuşturmaca içerisine hapsolmuş durumdadır. En büyük motivasyon kaynağımız günün sonunda evlerimize gitmek, yılın sonunda ise bir tatil kaçamağıyla kendimizi ödüllendirebilmemizdir. Elbette bunca emeğin ve yorgunluğun sonunda ödülümüz de büyük olmalıdır. Turizm; eğitim, sağlık, beslenme gibi temel ihtiyaçlar kategorisi dâhilinde yer almadığından bu alana ayrılan bütçe özel bir tüketim kalemini oluşturmaktadır. Bu nedenle turizm amaçlı yapılacak olan alan araştırmalarında turizm reklamları kişiler açısından önemli bir kaynak görevini üstlenmektedir. Turizm reklamları, turizm tercihleri doğrultusunda kişilere bilgiler sunmanın yanı sıra ülkelerin uluslararası alanda ellerindeki turizm imkânlarının görünür olmasını da sağlamaktadır. Bu durum ülkelere bir prestij ve itibar kazandırmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'nin tanıtımı amacıyla hazırlanan turizm reklamlarında anlamın nasıl oluşturulduğu ve bu anlamın ülke imajına ne gibi katkıları olduğunu belirlemek amaçlanmıştır. Yapılan çalışmada Go Türkiye Youtube sitesi üzerindeki turizm reklamları göstergebilimsel analiz yöntemi baz alınarak çözümlenmiştir. Çalışmada reklam filmleri 3 kategori altında, Peirce' nin üçlü göstergebilimsel çözümleme tekniği ile analiz edilmektedir. Peirrce' nin belirttiği 3 göstergebilimsel öğe belirtisel gösterge, görüntüsel gösterge ve simgedir. Bilgiler kültürel öğelerin sunumu, tarihi öğelerin sunumu, turist bağlamında kültürel ve tarihi öğelerin sunumu olarak üç alt kategori altında toplanmıştır. Elde edilen veriler sonucunda araştırma soruları cevaplanarak çalışma tamamlanmıştır. Buna göre turizm reklamlarında ülkenin tarihi ve kültürü bağlamında bir anlamın yaratılmaya çalışıldığı görülmektedir. Site üzerindeki reklamlarda bölgelerin sahip oldukları farklı kültürel ve tarihi öğelerin ülkenin doğal güzellikleri ile birlikte sunulduğu, beraberinde yaratılan farklı reklam kurguları ile bu çeşitlilikler desteklenerek bölgenin çekici yönlerinin ön plana çıkartıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Söz konusu kültürel ve tarihi öğelerin Türkiye'nin köklü geçmişi ile ilişkilendirilerek sahip olunan medeniyetin boyutlarının turizm reklamlarında görünür olması sağlanmıştır.

Gösterge bilimKültürel ögelerReklamlar+6
Menekşe Yarız
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Biga ilçesi Osmanlı Dönemi yapıları

Biga, Çanakkale' nin en önemli ilçelerinden biridir. Ne zaman kurulduğu tam olarak bilinmemektedir. Antik ismi Pegai olarak bilinmektedir. Milattan önce 334'te Büyük İskender'in Perslere karşı zafer kazandığı savaşın bu yörede yaptığı rivayet edilmektedir. Daha sonra İskender'in kumandanlarından Lysimakos'un yönetimi altına giren bölge, Bergama krallarının hâkimiyetinin ardından Roma ve Bizans idaresine geçti. Bölge XIV. yy başlarında Karesi oğulları'nın hâkimiyetine girdi. Ancak Pegai o dönemde ele geçirilememiş 1364 yılı yazında I.Murad komutanlarından Lala Şahin Paşa tarafından fethedilmiştir. Bu dönemde Kaptan Paşa'lığa bağlı Cezayir-i Bahri Sefid Eyaleti'nin bir parçasını oluşturan Biga Sancağı'nın sınırları, bugünkü Çanakkale ve Balıkesir illerinin topraklarına taşıyordu. 1886'da kaza sonra bir süre de sancak merkezi olmuştur.Osmanlı döneminde önemli bir sancak merkezi olan Biga' da o döneme ait günümüze ulaşmış birçok mimari yapı kalmıştır. Daha çok ahşap tavanlı camiler sade bezemeleriyle göze çarpmaktadır. Bunun yanında köprü, hamam, çeşme, okul binaları, şadırvan gibi yapılar tezimizin kapsamı içerisinde incelenmiştir. Tezimiz bu yapıların çizimi, tanımı ve benzer yapıların karşılaştırmasını içermektedir

CamilerHamamlarMimari eserler+5
Gülşah Çetin
Çanakkale Onsekiz Mart University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Tekirdağ ve ilçelerindeki Türk devri yapıları (XIV-XVI. yüzyıl)

Marmara Bölgesi'nin Trakya kısmında yer alan Tekirdağ, Asya'yı Avrupa'ya bağlayan Çanakkale ve İstanbul Boğazları arasında yer alması sebebi ile stratejik açıdan önem taşımaktadır. Kent bu stratejik konumu sebebiyle çağlar boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Osmanlı'nın da fethiyle birlikte bölgede yoğun bir imar faaliyetine giriştiği görülür. İskan politikası çerçevesinde sürdürülen bu imar faaliyetleri özellikle XIV ve XVI. yüzyıllarda yoğunluk kazanır. Bu zaman sürecinde Tekirdağ ve çevresinde sayısız yapı inşa edildiği anlaşılmaktadır. Ancak bunların büyük çoğunluğu çeşitli nedenlerle yok olmuştur. Günümüze gelemeyenlerle birlikte varlığını hala koruyabilen cami, bedesten, hamam, türbe, gibi eserler yapı türünün zenginliğini ortaya koyar. Bunların bazıları külliye dahilindeki komplike yapılar şeklindedir. Günümüze ulaşamayan külliyelerde imaret ve medreselerle birlikte, kervansaray gibi ticari yapılarda bulunmaktaydı.İlk devirlerde, fethedilen yerlerin iskanında önemli bir rol oynayan tekke ve zaviyelerin yaygınlık kazandığı görülür. Bunlara daha sonra cami ve hamam gibi yapılar eklenmiştir. Büyük boyutları ve daha düzgün mimarisi ile öne çıkan camiler; tek kubbeli kübik yapılar, enine dikdörtgen harimi ve mihrap önü kubbeli, tabhaneli örnekleri ortaya koyar. Bir diğer önemli gurubu teşkil eden hamamlar plan ve mimari özellikleri bakımından üç grup altında toplanır. Bunlar; iki mekandan oluşan özel hamamlar, kare bir sıcaklık etrafında sıralanan halvet hücreli tip, ortası kubbeli enine sıcaklıklı ve çifte halvetli tip şeklindedir. Türbeler ise, sekizgen planlı ve kubbeli yapılar olarak görülür. XV ve XVI. yüzyıllara tarihlenen ve mimari olarak kendi döneminin özelliklerini yansıtan bu yapıların XVIII ve XVIIII. yüzyıllardaki müdahaleler sonucunda bazı değişimlere uğradığı anlaşılır. Özellikle süslemede bu dönemin etkileri kendini yoğun biçimde hissettirir.

14. yüzyıl15. yüzyıl16. yüzyıl+10
Serap Ayhan
Çanakkale Onsekiz Mart University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Söğüt (1839-1923)

Kuruluşa ve Kurtuluşa beşiklik yapan Söğüt'ün tarihini milattan öncesine dayandırmak mümkündür. Bilinen ilk ismi İTEA'dır. Bizans döneminde THEBASİON veya SEBASİYON diye isimlendirilmiştir. SAFSAF ve BİD kelimelerinin ?Söğüt Ağacı? anlamına gelmesi sebebiyle Müslüman Türkler bu yöreye ?SÖĞÜT? demişlerdir.13. yüzyılda Kayı Boyu Söğüt'e yerleşmiştir. Bursa'nın fethine kadar Os¬manlı Devleti'nin başkenti olmuştur. 1921-1922 yıllarında üç kez Yunan işgaline uğ¬rayan Söğüt, neredeyse tamamı yakılıp yıkılmıştır. Eskiye ait pek fazla bir şeyi kalmayan Söğüt, Cumhuriyet döneminde yeniden inşa edilmiştir. Kuruluş ve Kur¬tuluşa beşiklik eden Söğüt İlçesinde, her yıl Eylül Ayının ikinci hafta sonu yeni nesillerimize Ecdada saygı ve vefa duygusunun, vatan sevgisinin verildiği, birlik ve beraberliğimizin pekiştirildiği ?Ertuğrul Gaziyi Anma ve Söğüt Şenlikleri? düzenlenmektedir.Kurtuluş Savaşının en çetin geçtiği yerlerden birisi de Metristepe'dir. Metristepe bölgeye hakim bir yer olup, İnönü Savaşları bu bölgede yapıl¬mıştır. II. İnönü Zaferi kazanıldığında, Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa'ya çektiği telgrafta " Siz orada yalnız düşmanı değil milletin makus talihini de yendiniz dediği yerdir. Kazanılan zaferlerin ve aziz şehitlerimizin adına bir anıt yaptırılmış¬tır.Anahtar Kelimeler: Söğüt, Metristepe, Cumhuriyet, Kayı

Bilecik-SöğütEkonomiMilli Mücadele Dönemi+5
Çiğdem Öteyaka
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Kahramanmaraş İli'ndeki Dulkadiroğlu Beyliği yapıları

Kahramanmaraş, tarihinde birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve sürekli el değiştiren bir şehir olması sebebiyle bünyesinde farklı kültürlere ait izler bulunmaktadır. Malazgirt Zaferi'nden sonra Anadolu'ya hakim olmaya başlayan Türklerin burada tutunmaları ve yerleşmeleri için üç çeyrek asır geçmiş ve 12. yüzyılın ikinci çeyreğinden itibaren yapı faaliyetlerine başlamışlardır. 13. yüzyılın başlarından itibaren Anadolu Selçuklu Devleti'nin, Türk birliğini sağlaması ile birlikte mimari bir hareketlilik yaşanmıştır. 14. yüzyıl başında Anadolu Selçuklu Devleti'nin dağılması sonucunda ortaya çıkan Türkmen Beylikleri küçük ölçekli fakat sağlam mimari denemelerde bulunmuşlardır. Anadolu Selçuklu Devleti sonrasında kurulan beyliklerden biri de Dulkadiroğlu Beyliği'dir. Kahramanmaraş'ı kendine merkez seçen Dulkadiroğlu Beyliği 1337-1522 yılları arasında Memluklar ve Osmanlılar arasında bir denge siyaseti uygulamaları nedeniyle varlıklarını uzun süre koruyabilmişlerdir. Bu süre zarfında, sınırları çerçevesinde çeşitli yapı faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Osmanlılar'a katılmalarının ardından da beyliğe mensup kişilerce yapı faaliyetleri devam etmiştir. Kahramanmaraş'ta, genellikle bir külliye anlayışı içerisinde uygulamış oldukları yapı faaliyetleri neticesinde cami, mescit, medrese, zaviye, han, hamam, köprü vb. birçok eser meydana getirerek vakıflar tahsis etmişlerdir. Farklı şehirlerde yer alan yapıları şehirlerin konumları itibari ile de farklı özellikler göstermektedir ve bir üslup birliği görülmemektedir. Kahramanmaraş merkezinde yer alan bu yapılardan bir kısmı günümüze gelememiş, bir kısmı çeşitli onarım ve ilavelerle orijinal özelliklerini kaybetmeye başlamışlardır.

Anadolu BeylikleriAnadolu beylikleri mimarisiDulkadir Beylerbeyliği+4
Sefa Açoğlu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi yapıların onarımında kullanılacak harç üretimi

İnsanların çeşitli amaçlarla ürettiği mimari yapılar, zaman içinde çeşitli nedenlerle yıpranmaktadırlar. Bu binalar içinde yaşadığımız konutlarsa ve günümüz teknolojisine uygun olarak yapılmışsa onarımı daha kolay yapılmaktadır; fakat onarım gerektiren bina tarihi eser niteliğindeyse, mimari bir önemi varsa, onarımı özel tekniklerle yapılmalıdır. Önce yapı ile ilgili bilgi toplanmalı, daha sonra yapıyı oluşturan tüm elemanların, en ince detayına kadar tanımlanmalıdır. Eski eserde, onarım sırasında kullanılacak harç seçimi de, tıpkı duvar bezemelerinin onarımı gibi oldukça önemli bir çalışmadır. Bezemede yapılacak yanlış bir uygulamanın telafisi mümkün olabilecekken, harç kullanımında yapılacak bir hata binanın yok olmasına sebep olabilir. Onarımda kullanılacak harç seçimi yapılırken, onarılacak eserin harç analizi yapılmalı; orijinaline en yakın bileşim seçilmelidir. Analizler yapıldıktan sonra, onarılacak binanın harç bileşimlerine en yakın özellikte yeni üretimler yapılmalıdır. Belki de işin en önemli kısmı bu yeni üretimlerin günümüz teknolojisiyle en doğru biçimde nasıl yapılabileceğidir. Şimdiye kadar çeşitli bilim adamları ve kuruluşlarca yapılmış harç analizlerinde aşağı yukarı belirli oranlar ortaya konmuştur. Bunun için doğal olarak, belirli bir formül yoktur. Her bina, ustasının ve dönemin şartlarının bir sentezidir. Bu çalışmada, farklı oranlarda hazırlanan harç numuneleri üzerinde yapılan çeşitli deneylerle, hangi karışım oranlarının mukavemet fiziksel ve estetik olarak ihtiyaca cevap verebilecek nitelikte olacağı araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tarihi yapı, malzeme, harç, restorasyon

HarçHorasan harcıRestorasyon+1
Süleyman Emre Pusat
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2002
00

Related subjects