Islamic philosophy

296 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Tanrı'nın bir'liğinin temellendirilmesi

Doğru bir Tanrı tasavvuruna sahip olmak, en az, Tanrı'nın varlığı meselesi kadar önem arz etmektedir. Bu bağlamda, birden fazla Tanrı'nın varlığının mümkün olup olmadığının belirlenmesi, doğru bir Tanrı kavramına sahip olmada kaçınılmaz bir gerekliliktir. Giriş bölümünde; Tanrı'nın bir'liği düşüncesi ile ilişkisi olan bazı Tanrı tasavvurlarına, konunun epistemik zeminine, anlam ve kapsamına değindim. Birinci bölümde Tanrı'nın bir'liğine dair mükemmellik, zorunluluk, ilahi basitlik ve bireyleşim gibi kavramlardan hareket eden a priori gerekçe ve delilleri inceledim. Bu bölümde Tanrı'yı en temelde "mükemmel varlık" olarak gören felsefi perspektifin, Tanrı'nın bir'liğini temellendirmede sağlam bir metodik ve epistemik zemin sağladığını ileri sürdüm. İkinci bölümde ise ağırlıklı olarak; Tanrı'nın nedensel gücünden, fiillerinden, evrenden ve kontenjan varlıklardan hareket eden, kozmolojik/teleolojik karakteri daha belirgin olan a posteriori gerekçe ve delilleri inceledim. Bu delillerin a priori sezgilerle yakınlığını ve ilişkisini belirlemeye çalıştım. Her bir delil ve başlık altında, monoteizm veya politeizm lehinde ileri sürülen gerekçeleri birlikte değerlendirdim. Sonuç olarak, politeizmin felsefi açıdan savunulabilir olmadığını, ayrıca, bu sonucun kontenjan değil zorunlu ve kavramsal bir doğru olduğunu ileri sürdüm.

Din felsefesiTanrıTanrı anlayışı+6
Yusuf Duman
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İslam ahlak düşüncesi geleneği ve Necip Fazıl Kısakürek'in ideal gençlik tasavvuru

Kur'ân ve Sünnet'te ahlak, iman esasları gibi üzerinde ısrarla durulan bir meseledir. İslam dünyasında toplumsal değişimlere paralel biçimde kaleme alınan ahlak/âdâb eserleri, zühd ve nasihat risalelerinden fütüvvetnâmelere ve özellikle felsefî ahlak düşüncesi alanında yazılan eserlerle, müstakil bir İslam ahlak düşüncesi geleneği teşekkül etmiştir. Erken dönemden klasik çağa uzanan çizgide bu gelenek, ahlakın hem bireysel tekâmül hem de toplumsal düzen açısından kurucu rolünü görünür kılar; kavramsal sürekliliği tarihî esneklikle birleştirir. Niyet, ihlâs ve takvâ ile erdem dörtlemesi (hikmet, adalet, iffet, şecâat) etrafında örülen fazilet mimarisi, kalbin ıslâhını, nefis terbiyesini, âdâb-ı muâşereti ve içtimaî adaleti öne çıkarır. Bu gelenek, tevhîd eksenli bir hayat tasavvurunu esas alırken bireysel arınma ile toplumsal sorumluluğu birlikte gözeten, ölçülü, tutarlı ve eyleme açık ilkeler üretir; böylece değişen zamanlarda ahlakın amaçları ile vasıtaları arasında devamlılık sağlar ve şahsiyet inşasını merkeze alır. Modern çağda, özellikle Türkiye Cumhuriyeti döneminde, bu zeminle irtibatlı güncel bir yorum olarak Necip Fazıl Kısakürek'in "ideal gençlik" tasavvuru öne çıkar: tevhîd bilinci, ihlâs–takvâ dengesi, peygamberî örnekliğe ittibâ, adalet ve cesaretle desteklenen sorumluluk, tecdîd–ıslâh ufku ve kalp–akıl–eylem bütünlüğü onda "aksiyon ahlakı"na dönüşür. Böylece Kur'ân–Sünnet ahlakı, klasik fazilet kavramları ve Necip Fazıl'ın ideali arasında içerik bütünlüğü ve sistematik bir çerçeve kurulmuş olur. Anahtar Sözcükler: İslam, Ahlak, Felsefî Ahlak, Necip F. Kısakürek, Faziletler, Gençlik.

Ahlak felsefesiDin felsefesiİslam felsefesi
Nurbanu Gümüş
Trakya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Erzurumlu İbrâhim Hakkı'nın bilgi anlayışı

Bu tez, mutasavvıf, âlim, filozof ve şair kimliğiyle 18. yüzyıl Osmanlı düşünce geleneğinin önde gelen isimlerinden biri olan Erzurumlu İbrâhim Hakkı'nın (1703-1780) bilgi anlayışını incelemektedir. Araştırmanın amacı, İbrâhim Hakkı'nın bilgiye ilişkin görüşlerini yalnızca tasavvufî perspektiften değerlendirmekle sınırlı kalmayıp, epistemolojik bağlamda da ele alarak onun düşünce dünyasının bütüncül bir tasvirini ortaya koymaktır. Bu yönüyle çalışma, literatürde çoğunlukla mârifet ve irfân kavramları çerçevesinde ele alınan İbrâhim Hakkı'nın bilgi anlayışını daha geniş bir bağlamda değerlendirmeyi hedeflemektedir. Çalışmada, İbrâhim Hakkı'nın Dîvân, Mârifetnâme, İrfâniyye, İnsâniyye ve Mecmûatü'l-meânî adlı eserleri temel kaynak olarak kullanılmış; bu eserlerin hem orijinal nüshaları hem de sadeleştirilmiş baskıları incelenmiştir. Ayrıca, ilgili akademik çalışmalar da değerlendirilerek bilgi anlayışına dair veriler desteklenmiştir. Özellikle Mecmûatü'l-meânî'deki Tertîbü'l-ʿulûm bölümü ile eğitim ve öğretim üzerine görüşleri, onun bilgi tasnifi, bilgi kaynakları ve bilginin amacı konularındaki sistematik yaklaşımının tespit edilmesinde belirleyici olmuştur. Metin merkezli analiz yöntemiyle gerçekleştirilen bu araştırmada, İbrâhim Hakkı'nın bilgi anlayışı tarihsel ve felsefî bağlamı içinde ele alınmış; tasavvufî boyutunun yanı sıra felsefî, ahlâkî ve bilimsel yönleri de açığa çıkarılmıştır. Sonuç olarak çalışma, İslam felsefesi ve Osmanlı düşünce tarihi literatürüne, özellikle de bilgi felsefesi bağlamında, özgün katkılar sunmayı amaçlamaktadır.

BilgiFelsefi kavramlarİbrahim Hakkı Erzurumi+1
Betül Arık
Siirt University
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Celâleddîn es-Suyûtî'nin (ö. 911/1505) Fahreddîn er-Râzî'ye (ö. 606/1210) eleştirisi bağlamında tefsir ilminin neliği meselesi.

Bir tarafta eğitiminde yoğun olarak felsefeyle ilgilenen ve bunun sonucunda tefsirinde bu alanla ilgili bilgilere yer veren Râzî, diğer tarafta Antik Yunan'dan miras alınan mantık ilminin öğrenimine mesafeli yaklaşan Suyûtî. İkisinin tefsirde önem verdiği hususların ve zihin dünyalarını belirleyen etkenlerin farklı oluşu, Suyûtî'yi Rȃzî'ye 'Râzî'nin tefsirinde, tefsir dışında her şey var' şeklinde bir eleştiri yöneltmesine ve tefsir uygulamasında tefsirin sınırlarına sadık kalmadığını vurgulamasına yöneltmiştir. Bu eleştiri tefsir ilminin neliği ve sınırları meselesini ortaya çıkarmaktadır. Mevcut tenkit noktalar, iki müfessirin zihin dünyası, ilmi geleneği, tanım ve uygulamadan oluşan tefsir anlayışlarını araştırmayı gerekli kılmaktadır. Eleştirinin bilimsel değeri ve tefsir geleneğindeki yeri ancak bu şekilde belirlenmiş olacaktır. Bilimsel değeri belirleyebilmek için bu saydığımız konular dışında ayrıca Râzî'nin tefsirindeki felsefî bilgilerin tefsir değeri konusu da önemlidir. Eleştirinin tarihte başka âlimler tarafından da yinelendiği onun daha ziyade bir düşünce geleneğinin ürünü olduğu ve tanımı ile sınırları belli klasik tefsir anlayışını yansıttığı düşündürebilir. Anahtar Sözcükler: Mefȃtîhu'l-gayb, ed-Dürru'l-mensûr, zihin dünyası, tanım, uygulama, tefsirin neliği, eleştiri.

Celaleddin es-SuyutiEleştiriFelsefe+4
Kamil Öktem
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Fıtrat-kader ikileminde bezm-i elest

"Fıtrat Kader İkileminde Bezm-i Elest" adını taşıyan araştırmamız bir giriş ve iki bölümden oluşmakta olup girişte konunun kapsamına, amacına, yöntemine ve kaynaklarına dair bilgi verdik. Birinci bölümde meselenin kavramsal çerçevesini ele aldık, "mîsâk, ahid, fıtrat, kâlû belâ" terimlerinin lügavi ve terim anlamlarını verdik. "İslâmî literatürde mîsâk" başlığını taşıyan ikinci bölümde ise tefsir, hadis, kelam, tasavvuf ve felsefe disiplinlerinin konuya yaklaşımını ele aldık. Her ilim dalı içinde önemli bir yerde durmakta olan mîsâk meselesi yanıtlanması gereken birçok soruyu içinde barındırmaktadır. Biz de meseleyi daha net anlayabilmek için interdisipliner bir çalışma yapmayı tercih ettik. Sonuç ve değerlendirme kısmında ise araştırmamız neticesinde ulaştığımız sonuç ve görüşleri ifade etmeye çalıştık. Anahtar Sözcükler: Fıtrat, Kader, Bezm-i Elest, Mîsâk, Kâlû Belâ.

Bezm-i elestFıtratKader+7
Zeynep Büşra Özdemir
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Sînâ'da nefsin yetkinliği meselesinin Salaman ve Absal kıssası üzerinden incelenmesi

Bu çalışma, İbn Sînâ'nın nefs teorisi bağlamında yetkinleşmenin nasıl meydana geldiğini "Salaman ve Absal" kıssasını merkeze alarak incelemektedir. İbn Sînâ, "Salaman ve Absal" kıssasına el-İşârât ve't-Tenbîhât eserinin "Makâmâtü'l-Arifîn" bölümünün girişinde işaret etmektedir. Söz konusu işaretten anlaşılan kıssanın, ariflerin yetkinleşmesinin sembolik dildeki anlatımı olduğudur. nefsin yetkinliği konusunu "Salaman ve Absal" kıssası bağlamında ele alan bu çalışmada öncelikle, kıssanın İbn Sînâ felsefesindeki yeri ve İbn Sînâ'nın kıssayı oluştururken dikkate aldığı hususlar değerlendirilmektedir. Bu değerlendirmeler, "Salaman ve Absal" kıssası günümüze ulaşmadığı için kıssanın mahiyetini belirginleştirmek adına önem taşımaktadır. İkinci olarak "Salaman ve Absal" kıssası İbn Sînâ'nın nefs teorisi ve el-İşârât kitabının "Sevinç ve Mutluluk", "Makamâtü'l-Arifîn" ve "Olağanüstü Hadislerin Sırları" bölümleri bağlamında tahlil edilmektedir. Böylece hem kıssanın sembolik dilinin kapsamının ortaya çıkması hem de nefsin yetkinleşmesi konusunun ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.

Din felsefesiKıssalarNefs+5
Hasan Hüseyin Çaçan
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Seyyid Şerîf Cürcânî'de nefsin mahiyeti ve bilgi teorisi

Bu çalışma müteahhir dönemde kelâm geleneği içerisinde değişen nefis teorisinin -yani mücerret nefis teorisini kabulün- bilginin mahiyetinden duyu idraklerine, oradan da aklî idrake kadar kelâmın bilgi teorisinde meydana getirdiği kapsamlı dönüşümü ele almaktadır. Özellikle Fahreddin er-Râzî'nin Meşşâî geleneğin mücerret nefis teorisine ve onun etkisinde gelişen bilgi teorisine yönelttiği iç ve dış tenkitler sadece Meşşâî filozofların hesaplaşması gereken yeni meydan okumalar doğurmamıştır, aksine müteahhir dönemde mücerret nefis teorisini kabul eden kelâmcıların da cevap vermesi gereken yeni zorluklar çıkarmıştır. Öyle ki Fahreddin er-Râzî sonrası kelâm ve felsefe geleneğini onun söz konusu tenkitlerinin muhasebesi/muhakemesi olarak okumak yanlış olmayacaktır. Söz konusu muhasebenin/muhakemenin kapsamlı ve sistematik bir sunumunu yapabilmek için bu çalışma, Fahreddin er-Râzî'nin meydan okumaları karşısında en yetkin ve kalıcı hesaplaşmayı yapması nedeniyle Seyyid Şerîf el-Cürcânî'yi merkeze almıştır. Çalışmamız farklı bir metafizik sistem içerisinde üretilen mücerret nefis teorisinin ve onun güdümünde şekillenen bilgi teorisinin kelâmî ilkelerle nasıl dönüştürüldüğünü ve müteahhir kelâmcıların bu teorileri nasıl kendi düşünce sistemlerinin bir parçası haline getirdiklerini göstermeyi hedeflemektedir. Seyyid Şerîf gibi müteahhir kelâmcılar bu teorileri sadece kendi kelâmî ilkeleri üzerinden yeniden yorumlamakla kalmamış, aynı zamanda Fahreddin er-Râzî'nin meydan okumalarına cevap verebilme adına yapısal dönüşümlere de uğratmışlardır. Hatta bazen bilgi teorisinin alt meselelerinde meydana getirdikleri dönüşümler, Meşşâî filozofların o meselelerle ilgili ürettikleri teorilerden farklı bir tür olmayı hak edecek seviyeye dahi ulaşmıştır. Bu itibarla çalışmamız, Seyyid Şerîf gibi müteahhir kelâmcıların mücerret nefis teorisini kabul etmesinin ve sonrasında sahip oldukları bilgi teorisini onunla uyumlu hale getirmelerinin onlarda kimlik kaybına veya kimlik çokluğuna neden olmadığını ileri sürmektedir.

BilişEpistemolojiKelam+6
Muhammet Ali Koca
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Birden çokluğa geçiş: Âlemin oluşumunda sudur ve hudus teorileri

İslam düşünce tarihi açısından sudur ve hudus nazariyeleri kelam, felsefe ve tasavvuf gibi farklı ekollerde izini sürebileceğimiz iki önemli düşünce sistemidir. Bu çalışma söz konusu iki teoriyi incelemeyi ve karşılaştırmayı amaçlamaktadır. İlk bölümde sudur nazariyesini, üç filozof üzerinden işledik. Sudur düşüncesini bütüncül bir sistem halinde kurgulayan ilk isim Plotinus, selefi Grek filozoflarından farklı olarak âlem için bir kaynak aramış ve üç hipostazdan oluşan sisteminde Bir'i, sudur eden ilk kaynak olarak göstermiştir. Nüzul ve uruçtan oluşan bir döngü ile sistemine mistik bir yapı kazandırmıştır. İslam felsefesine gelindiğinde Farabi ile sudur teorisine felekler nazariyesi de eklenerek genişletilmiş ve felsefi sisteme dahil edilmiştir. İbn Sina ise sudur teorisini sıkı bir nedensellik bağı ile yeniden güncellemiş ve İslam düşüncesi için uzun dönem etkilere sahip olacak güçlü bir nazariyeye dönüşmesini sağlamıştır. Kelamın kozmoloji anlayışını temsil eden hudus nazariyesi ise ikinci bölümde konu edinilmiştir. Öncelikle kelamcıları kendi kozmoloji anlayışlarını ortaya koymaya iten sebepler tarihi bir arkaplan verilerek gösterilmeye çalışılmıştır. Sonrasında, üzerinde ortak bir kabulün sağlandığı tam bir kozmolojik yapı öncesi ileriye sürülen fikirler ve tartışmalar önemli isimler üzerinden işlenmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümü için son olarak hudus nazariyesinin temel ilkeleri ele alınmış ve bu şekilde nazariyeye bütüncül bir bakışın sağlanmasına çalışılmıştır. Tezimizin son bölümünde temel argümanları ortaya konulan iki teorinin karşılaştırılması yapılarak, Allah'ın zatına, tabiata ve insana dair görüşlerine ve anlaşmazlık noktalarına dikkat çekilmiştir.

AlemFail-i muhtarHudus+7
Elif Helalşah
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Doğruluk ve çelişkinin sınırlarında İslam düşüncesinde yalancı paradoksu: Hüseyin Hânsârî merkezli bir inceleme

Çelişmezlik ilkesine dair bir şeylerin ters gittiğini ihsas eden bir problem olan yalancı paradoksu, İslam düşünce tarihinde birçok veçhesiyle ele alınmış, bu sayede bir yandan problemin farklı boyutları tespit edilmiş bir yandan da çeşitli çözüm teklifleri ortaya konmuştur. Bunlar arasında Âgâ Hüseyin Hânsârî'nin (ö. 1098/1687) paradoks incelemesi, gerek paradokstaki problemi vazediş biçimi gerekse probleme getirdiği çözüm önerisi açısından özel olarak ele alınmayı hak etmektedir. Hânsârî'ye göre paradoksal ifade, bir haber cümlesidir. Bununla birlikte cümlenin anlatımı vakıaya ulaşmadığında bu haber cümlesi doğruluk ve yanlışlık değerlerinden birini alamaz. Öte yandan lafzî düzeyde aynı olan paradoks ifadesinin farklı itibarlarla doğru veya yanlış olması da mümkündür. Hânsârî'nin söz konusu çözümüne odaklanan bu tez iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Hânsârî'ye kadarki süreçte ortaya konan paradoks çözümleri sunulmuş, ana bölüme tekabül eden ikinci bölümde ise Hânsârî'nin çözümü mantıkî ve semantik uzantılarıyla ele alınıp tahlil edilmiştir. Bu sayede bir yandan Hânsârî'nin problemi kavrayış biçimine dair bir yorum sunulmuş, diğer yandan da özgün çözüm önerisine dair bir okuma teklifinde bulunulmuştur. İnceleme boyunca hem Hânsârî'nin önceki âlimlerden ilham aldığı noktalara işaret edilmiş hem de ilk defa kendisinin dikkat çektiği hususlara temas edilmiştir. Böylece önceki düşünürlere nazaran Hânsârî'nin çözümünde aynı kalanın ne olduğu ve nelerin farklılaştığı soruları cevaplanmıştır.

Aga Hüseyin HansariDoğrulukYalancı paradoksu+4
Fahrettin Arı
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gazzâlî ve yöntem: Tehâfüt'ün yöntemsel zeminine dair bir inceleme

Bu tez, geleneksel olarak filozoflara karşı kelâmî bir eleştiri olarak kabul edilen Gazzâlî'nin (ö. 505/1111) Tehâfütü'l-felâsife'sini, onun bu eseri yazarken sahip olduğu entelektüel zihin dünyasına odaklanarak metnin yöntemsel zemini bakımından incelemektedir. Bu çalışmada, Gazzâlî'nin Tehâfüt'ü bir sûfî olarak yazdığı, Tehâfüt'ün yöntemsel zeminin tasavvufî yöntem olduğu, bu itibarla Gazzâlî'nin eleştirisinin diyalektik olarak kelamcıları da kapsadığı ve metnin bu çerçeve itibarıyla okunması gerektiği ortaya konulmaktadır. Gazzâlî'nin kariyeri boyunca merkeze aldığı hakikate ulaşmada yöntem meselesi, tezin altyapısını oluşturmaktadır. Buna binaen Gazzâlî'nin tasavvufî yöntemle ilişkisi, tarihsel tanıklık ve metinler-arası ilişkiler itibarıyla aydınlatılmakta ve Gazzâlî'nin Tehâfüt'ü yazdığında zaten sûfî olduğu tespit edilmektedir. Bunu takiben Tehâfüt'teki her bir mesele üzerinden Gazzâlî'nin epistemolojisi ve metnin yöntemsel zemini ifşa edilmekte, sonuç olarak Tehâfüt'ün, zemine tasavvufî yöntemi alan bir metin olduğu gösterilmekte ve Gazzâlî'yi anlamada yöntemin merkezîliği vurgulanmaktadır.

EpistemolojiFelsefeGazzali+3
Muhammed Burak Bakır
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Şerhu'l-Akâid ve haşiyelerinde bilgi teorisi

Bu çalışmada Ömer en-Nesefî'nin muhtasar akaid risalesine Teftâzânî tarafından yazılan Şerhu'l-Akaid isimli şerh ve bu şerh üzerine Hayâlî, Siyâlkûtî, Kestelî, Ramazan Efendi, İsâmüddîn, Akkirmânî ve Ferhârî tarafından yazılan haşiyeler incelenmektedir. Tez, şerh ve haşiye literatürünün canlı bir ilmî hayat sunduğunu ve söz konusu şerh ve haşiyelerin felsefe ile kelamın mezcedildiği bir dönemde kaleme alınması hasebiyle bu dönemde klasik kelamın verilerini benimseyip savunan bir grubun bulunduğunu göstermeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda çalışma, Giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Şerhu'l-Akaid üzerine yapılan çalışmalar ve müellifleri tanıtıldı. Şerhu'l- Akaid'in tahrîc, tercüme, şerh ve haşiyelerinin matbu olanlarının basıldıkları yayınevi ve tarihleri; mahtut olanlarının bulundukları kütüphaneler belirtildi. İkinci bölümde söz konusu şerh ve haşiyelerde bilginin tanımı, imkânı ve kaynakları konularının nasıl ele alındığı aktarıldı. Bilginin tanımı bölümünde gelenek içerisinde yapılan bilgi tanımları sunulup muhaşşîlerin getirdiği yorumlar iletildi. Bilginin imkânı konusunda sofistlerin temel argümanları ele alınıp şârih ve muhaşşîlerin itirazları aktarıldı. Bilginin kaynakları bölümünde ise iç ve dış duyular, peygamberin haberi ve akıl hakkındaki farklı yorumları dile getirildi.

EpistemolojiKelamİslam felsefesi+1
Fatih Bakır
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Modern meydan okumaya tevhid ekseninde bir cevap arayışı: Kutub, Şeriati ve Faruki örneği

İslam dünyası, 19. yüzyıldan itibaren maruz kaldığı savaşlar, işgaller, sömürgecilik ve milliyetçilik akımının etkisiyle siyasi, ekonomik ve sosyal yapısında büyük değişimler yaşamıştır. Bu süreçte, İslam dünyasının farklı bölgelerinden pekçok düşünür Müslümanların problemlerini çözmek ve onların birlik ve beraberliğini tesis etmek amacıyla bazı dini kavramları anlama noktasında yeni yaklaşımlar geliştirmişlerdir. Bu çalışmanın amacı; tevhid kavramının ele alınış biçiminde, tarihi ve toplumsal koşulların da etkisiyle nasıl bir değişim yaşandığını ortaya koymaktır. Bu bağlamda, öncelikle klasik dönem kelam kitaplarından Ebû Mansûr el-Mâtürîdî'nin (ö. 333/944) Kitâbü't-Tevhîd ve Ebü'l-Muîn en-Nesefî'nin (ö. 508/1115) Kitâbü't-Temhîd li Kavâidi't-Tevhîd adlı eserleri, daha sonra klasik dönemle modern dönem arasında geçiş eseri olarak değerlendirilebilecek Muhammed Abduh'un (ö. 1905) Risâletü't-Tevhîd adlı eseri ve Said Halim Paşa'nın "İslamlaşmak" kavramı incelenmiştir. Son olarak ise XX. yüzyılda yaşamış Müslüman düşünürler olarak Seyyid Kutub (ö. 1966), Ali Şeriati (ö. 1977) ve İsmail Raci Faruki'nin (1986) ilgili eserleri taranarak onların Müslümanın hayatının tamamını şekillendiren temel prensip olarak tevhidi nasıl açıkladıkları gösterilmiştir. Zira Kutub, Şeriati ve Faruki, İslami "tevhid" doktrinini yaygın olarak tek tanrıya inanma şeklinde anlaşılan bakış açısı ile sınırlı tutmamış ve onu akidevi bir kavramdan tarih, bilgi, insan, toplum, metafizik gibi insan hayatının bütün alanlarıyla ilgilenen bütünlüklü bir dünya görüşü olarak yorumlamışlardır. Ayrıca, tevhidin gerçek anlamda hayata geçirilebilmesi için bu prensibe dayalı bir İslam toplumunun (ümmetin) inşasını gerekli görmüşlerdir. İdeal ümmet modellerini açıklarken ise hepsi geçmişe, yani ilk Müslüman nesillere referans yapmış ve sadece Müslümanlara değil bütün insanlığa hitap eden ve yine sadece Müslümanların değil insanlığın mesele ve problemleriyle ilgilenen, dinamik ve kapsayıcı bir ümmet modeli geliştirmişlerdir. Anahtar Kelimeler: dünya görüşü, İslam toplumu, tevhid, ümmet

Din sosyolojisiDin-toplum ilişkileriKur'an-ı Kerim+7
Feyza Kocagöz
Ibn Haldun University · Medeniyetler İttifakı Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

The rational and epistemological foundations of ḥadīth criticism: Comparing the traditional method of ḥadīth criticism and the epistemology of testimony

The field of ḥadīth studies constitutes the largest and most robust library ever focused on the transmission and epistemic evaluation of statements (akhbār). The traditional critical method (manhaj al-naqd) of ḥadīth scholars has been used historically and continues to be used to this day to manage, evaluate, and verify the attribution of statements to their sources. Despite the extensiveness of the field and the continued efficacy of the method, there has been little to no work done to investigate the traditional method as an epistemic system. This dissertation aims to fill that lacuna by investigating the rational and epistemological foundations of the traditional method of ḥadīth scholars. This will be achieved by identifying the central axioms and rules (mabādiʾ wa qawāʿid) upon which the manhaj al-naqd rests. Furthermore, the traditional method of ḥadīth scholars, as well as the broader Islamic epistemic system in which it operates, will be compared and contrasted with the contemporary anglophone study of the epistemology of testimony. Bringing these two traditions together will help uncover the truly epistemic nature of the manhaj al-naqd. It will also help highlight how one might give a justificatory account of its mabādiʾ and qawāʿid. The aim of this analysis and synthesis is to represent the manhaj al-naqd in contemporary philosophical terms so that it can be better understood for what it is: an epistemic apparatus (āla maʿrifiyya) that is grounded in sound rational principles. The re-articulation of the traditional method in contemporary philosophical language will allow for a more fruitful evaluation of the manhaj al-naqd on epistemic grounds. Furthermore, this epistemic analysis will be useful for future studies comparing the traditional method to competing alternatives. Keywords: Epistemology, Ḥadīth, Islamic Philosophy, Manhaj al-Naqd, Testimony.

Dirayetü`l-hadis ilmiEpistemologyIslamic philosophy
Mohammed Tayssır Safı
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İsmâîl Gelenbevî'de modalite-metafizik ilişkisi

Modalite-metafizik ilişkisi erken dönemden beri düşünce tarihinin sıklıkla incelenen meselelerinden biri olup günümüzde de önemini korumaktadır. Son dönem Osmanlı uleması arasında ön plana çıkan isimlerden İsmail Gelenbevî gerek mantık gerek metafizik konuları içeren çokça eser kaleme almış ve hem muasırları hem de sonra gelenlerce takip edilmiş, incelenmiştir. Modalite konusunda Risâletu Miftâhî bâbi'l- müveccehât isimli bir eser de kaleme alan Gelenbevî aynı zamanda Burhân fi ilmi'l- mîzân isimli mantık kitabı ve birçok kısa risalesi ile modalite tartışmalarına ciddi bir katkı sunmuştur. Bu tez modalitenin mantık ilminde nasıl ortaya çıktığını ve modaliteden metafizike geçişin keyfiyetini incelemeyi hedeflemektedir. Söz konusu geçiş ile kasıt pratik örneklerde modalitenin etkisinin gösterilmesi değil, aksine mezkûr ilişkinin teorik zemininin kurulmasıdır. Yani bu tezde herhangi bir belirli metafizik meseleye modal zeminde değinilmeyecek, metafizikin modal zeminde nasıl inşa edildiği araştırılacaktır. Bu inşanın güvenilirliğini temin etmek için modalitenin metafizikten herhangi bir ilke almadan inşasına, mantığın metafiziki bir ilim olarak öncelemesinin keyfiyetine odaklanacağım. Ayrıca modalitenin ortaya çıktığı zemini araştırmak için beş tümel konusuna kadar inerek detaylıca inceleyecek ve ikinci bölümde modalitenin inşası olmaksızın bir metafizikin mümkün olmadığını Gelenbevî örneğinde göstereceğim.

Din felsefesiMantıkMetafizik+5
Abdurrahman Beşikci
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Ebu Hasan el-Amiri'de din olgusu

The bulk of the research on the tenth century Muslim philosopher Abū al-Ḥasan al- ʻĀmirī (d. 381/ 992) has focused mainly on his philosophical writings. Far less attention has been given to the study of the religious phenomenon as it has manifested in al-ʻĀmirī's extent works. This dissertation has attempted to fill this gap by analyzing al-ʻĀmirī's understanding of human nature as well as his method of comparing between religions. I will present how al-ʻĀmirī's view of man as religious by nature is deeply interlinked with his determination of religion, namely Islam, to be the container of both truth and logical necessity. His rational defense of religion against the skeptics and pseudo-philosophers, who were seeking to undermine its core role, will be examined. I will also attempt to demonstrate how al-ʻĀmirī's rational discourse had been developed while the Muslim community suffered fragmentation due to its internal political disintegration and religious separatism. The thesis, furthermore, will focus on the classification of science and the superiority of religious knowledge over all other types of knowledge according to al-ʻĀmirī. It will explain how al-ʻĀmirī, despite his acceptance of religious diversity, believed that only Islam, among the religions, is moderate, rational, and suitable for man. He comes to this conclusion based on the use of comparative method throughout his book Kitāb al-i'lām bimanāqib al-Islām. By using such method to analyze religion, al-Amiri provides an early and unprecedented perspective to the study of comparative religion.

AmiriHuman natureIslamic philosophy+1
Mohamed Elsayed Roshdı Elmoursı
Ibn Haldun University · Medeniyetler İttifakı Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Aristoteles ve îcî'nin ahlâk düşücesinde değişimdoğa felsefesinde hareketin gayesi ve değişimin imkânı açısından bir inceleme

Bu çalışmamızda amaç, Aristoteles ve Îcî'nin düşünce sistemlerinden yola çıkarak, hareket ve değişim kavramlarını ahlak üzerinde incelemektir. Çalışmamızın temel sorusu, insanın hareket ve değişimlerini alırken, insanın tüm güçleri ve yetilerini tutarlı bir şekilde açıklamak, ardından iki müellif arasındaki ortaklık ve farklılıkları ortaya koymaktır. İncelememizin ilk aşaması, hareket ve değişimi ontolojik ve doğa anlayışı çerçevesinde ele almak olacaktır. Bu aşamada ortaya çıkan sonuçlardan yola çıkarak insani hareketin gayesi, engelleri ve değişme imkânını ele alacağız. Son olarak, insanın en yüksek etkinliğini esas alarak iki müellifimizin görüşlerini karşılaştıracağız.

Action felsefesiAdududdin el-İciAhlak felsefesi+4
Berat Mehanı
Ibn Haldun University · Medeniyetler İttifakı Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessEN

The principle of sufficient reason in the kalam tradition

Foundational ideas of the kalām tradition are still to be studied. The Principle of Sufficient Reason (PSR) as an ontological principle is one of the most potent principles for metaphysics. Many philosophical discussions in Islamic literature refer to this principle. Moreover, the mutakallims, for their divine goal of building a solid theology consistent with the Qurʾān and the Ḥadīṯ, utilize it extensively. To better understand the metaphysics of the overall kalām tradition, this study investigates how the muhaqqiqīn explained the foundations of a specific variant of the PSR and utilized it: Tarajjuḥ bilā murajjih bāṭil. The aim is a general but complete picture. Hence, primarily major works of the muhaqqiqīn are examined and clarification of an accepted view had priority over the conveyance of different opinions. Comparisons to the contemporary philosophical debates enabled us to see how a possible defense by the mutakallims would start. The mutakallims claim a type of modalism based on a nonmodal account of essentialism, and there is a nonrealist truth theory behind everything. After addressing these metaphysical foundations, the explananda and the explanantia were restricted. As a result, a well-rounded variant of the PSR led to a theory of causality. The causal theory introduced a voluntary type of causation: a willing powerful agent who decides without any external reason. The utilization of these findings and their effect on some metaphysical issues were explained. Finally, some supposedly eligible objections are discussed. The results show that the PSR is central to the kalām tradition. Main arguments for the existence of God and important maxims about the divine attributes are based on it. Restrictions on it are based on elaborations in the modal theory rather than pragmatic modifications. This variant of the PSR avoids the objections and is on par with contemporary solutions, if not better than them.

Religious philosophyIslamic theologyModality theory+4
Saadeddin Say
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Muslim perspective on extraterrestrial life

Since antique times, humankind has had ideas on extraterrestrial life. However, only in the last decades, we have been able to search for extraterrestrials via technological equipment. While there are many unknowns about the nature of life, some scientists think that we may find extraterrestrial life. We are looking for biosignatures and technosignatures as the signs of extraterrestrial life. If we find extraterrestrial life, this would have some implications for our place in the universe. Belief in extraterrestrial life implies the mediocrity of humankind. Because Abrahamic religions are understood as they are declaring the uniqueness of humankind, one may surmise that extraterrestrial life would be problematic for religion. However, Islam doesn't seem to claim the uniqueness of humankind. Furthermore, belief in the uniqueness of life seems to be in contrast with some verses in the Quran. Because, Quran has some verses that seem to imply extraterrestrial life, even extraterrestrial intelligence. Since the Quran's implication for the existence of extraterrestrial life is defended here, the scientific opinions on the probability of the emergence of life have significance. However, both low probability and high probability views of life are compatible with Islam. Likewise, there are contrasting opinions among scientists on the emergence of the complexity of life, and both contingency and convergency claims about the complexity of life are compatible with Islam. Finally, the possible religion of extraterrestrial intelligent life needs examination. We may expect extraterrestrials to be revealed by God with the same message of Islam. However, even if we find out that they are not revealed by God, this would also be congruent to Islam.

Religious philosophyExtraterrestrial lifeMuslims+3
Selen Fettahoğlu
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İslam düşünce geleneğinde hüzün

İnsan hayatta iyi ya da kötü olaylar yaşar. Bu olaylar neticesinde kaçınılmaz olarak birbirinden farklı duyguları hisseder. Mutluluk, huzur, heyecan, umut gibi olumlu duygular insan hayatında olduğu kadar hüzün, depresyon, melankoli ve yas gibi duygular da hayatın bir gerçeğidir. Biz bu çalışmada "hüzün" duygusunu ele aldık. Bu çerçevede ilk önce hüzün ve komşu (melankoli, depresyon ve yas) kavramlar konuya giriş mahiyetinde psikolojik açıdan ele alınmıştır. Daha sonra, bu çalışmanın ana konusunu teşkil eden İslam düşünce geleneğinde hüzün konusuna yaklaşım ele alınmıştır. Bu bağlamda önce Kur'an ve sahih hadisler incelenmiş, ardından Kindî'den Muhyî-yi Gülşenî'ye uzanan klasiklerde yer alan hüzün risaleleri ve ek olarak, tasavvuf geleneğinde hüzne yaklaşım ele alınmıştır. Çalışmamızda son olarak İslam düşünce geleneğinde hüzünle ilgili dinî, felsefî ve tasavvufî yaklaşımların maneviyat danışmanlığı ve rehberlik hizmetlerinin teori ve pratiğine katkı sağlama imkânı tartışılmıştır.

Din psikolojisiDini danışmanlıkDini rehberlik+7
Rabia Yılmaz
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Individual and social dimensions of Ibn Miskawayh's notion of justice

The 10th-century philosopher Ibn Miskawayh is a philosopher of the tradition of Islamic philosophy who influenced many philosophers who came after him with his contribution to moral thought. In this study, in particular, the main aim is to analyze how Ibn Miskawayh, as the philosopher of the era, corresponding to the period after the period of Abbasid translation movement of Islamic moral philosophy, handles the concept of justice on an ethical and political plane, as well as the reflections on the concept of self and virtue ethics. In particular, his approach to the concept of nafs has been discussed together with his most important work, Tahdhib al-akhlaq, and its approach to the position occupied by the virtue of justice at this point is important. With the support of his short treatise Risala fi Mahiyat'l-adl, it is aimed to understand how justice is divided into sections by the philosopher, and it is desired to analyze the parallel approaches of justice division made in the aforementioned treatise, with Tehzibu'l-ahlak. In this study, which also deals with the Aristotelian and Neoplatonic attitude and the impact of the trichotomy of the soul and the golden ratio approach, the philosopher's approach to human nature, especially the self-competence and in this context, the establishment of the virtue of justice constitutes the core of the thesis. Starting from the concept of nafs, the reflections of the world of thought on the moral perfection of the individual, which he systematized, on the concept of justice and the context of these reflections in the social relations of civilized people will also be examined.

JusticeMoralityVirtue+5
Elif Bayram
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Seeking certitude: Iktisāb and Ilhām in imam al-Ghazālī's theory of knowledge

This thesis explores the two paths to 'ilm (knowledge) in Imam al-Ghazālī's theory of knowledge—iktisāb (acquisition) and ilhām (inspiration). In Imam al-Ghazālī's thought, these two paths relate to the two domains of knowledge—'ilm al-ẓāhir (exoteric knowledge) and 'ilm al-bāṭin (esoteric knowledge) respectively. 'Ilm al-ẓāhir of the sharī'ah (Revelation) and of Reality is acquired through iktisāb of the senses and the reason, while 'ilm al-bāṭin is attained through divinely granted ilhām. Imam al-Ghazālī designates 'ilm al-ẓāhir as the primary domain of the sharʿī sciences, while 'ilm al-bāṭin is the domain of 'ilm al-mukāshafah (the science of unveiling) more commonly referred to as taṣawwuf. A primary focus of this thesis is to apply Imam al-Ghazālī's terminology and explore the methods of iktisāb of knowledge employed in the sharʿī sciences, which we have classified as three distinct epistemic paths: the historical-empirical path of ḥadīth, the rational path of kalām, and the joint historical-empirical and rational path of fiqh. This thesis also explores the nature and means of ilhām in Imam al-Ghazālī's formulation of 'ilm al-mukāshafah which we classify as the fourth major epistemic path in Islamic thought. This thesis argues ultimately that while Imam al-Ghazālī identifies and esteems two separate paths to knowledge—iktisāb and ilhām—which relate to the two forms of knowledge—'ilm al-ẓāhir and 'ilm al-bāṭin—it is knowledge of the bāṭin, granted through divine gifts of mukāshafah directly unto the heart-soul of Man which constitutes the highest forms of all knowledge and certitude possible for Man—ḥaqq al-yaqīn. Such yaqīn corresponds to the mushāhadah of tawḥīd and, we argue, represents a state of true ineffability in Imam al-Ghazālī's thought.

IneffabilityReligious philosophyEpistemology+6
Sheeba Arıf
Ibn Haldun University · Medeniyetler İttifakı Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Molla Sadrâ'da insan'ın istikmâl serüveni: İkâzü'n Nâimîn örneği ve analizi

So far, studies on Mullā Ṣadrā have mostly focused on his philosophical corpus while his relationship with the school of Ibn al-'Arabī and Sufism remains less explored. As such, given this gap, this thesis aims to provide a critical analysis of the content, structure and scope of one of Ṣadrā's understudied mystical treatises, namely, Īqāẓ al-Nāimīn (Awakening the Sleepers) in which he explores man's place in the cosmos and his journey to realization and perfection through it. In this treatise, which has not, as of yet, been the focus of an independent study, Ṣadrā argues that it is one's knowledge of God and servanthood that enable the seeker in attaining spiritual awakening and ultimate perfection. In this effort, Ṣadrā is critical of those (i.e. the Peripatetics) who argue for a kind of philosophy that doesn't require spiritual discipline and religious commitment while also being critical of those (i.e. the pseudo-Sufis) who follow a purely ascetic approach that is devoid of true knowledge. According to Ṣadrā, true philosophy is that which transforms the wayfarer as a whole and ultimately aims to earn proximity to God. As such, the Īqāẓ, on the one hand, stands as a demonstration for Ṣadrā's claim of the unity of rational inquiry (al-baḥth) and spiritual unveiling (kashf) and witnessing (shuhūd). On the other hand, it reveals his indebtedness to the school of Ibn al-'Arabī and in particular, his chief disciple Ṣadr al-Dīn al-Qūnawī, in his ultimate success at integrating the perspectives of the schools of philosophy and Sufism. Lastly, from a historical point of view, in putting forth Ṣadrā's robust defense of the school of Ibn al-'Arabī against accusations of pantheism, his attempt to demonstrate the underlying harmony among the views of the commentators of this school and his criticism of the scholars who have sought closeness with the rulers, it also provides new insights into Ṣadrā's views regarding the intellectual and political climate of his time. This study hopes to contribute to a wider rethinking of Ṣadrā's system of thought whereby ideas deemed "more akin to Sufi thought" are integrated and a more holistic reading is achieved. Keywords: Īqāẓ al-nāimīn; Mullā Ṣadrā; spiritual journeying (al-sulūk); critique of rational inquiry (al-baḥth), supra-rational unveiling (kashf), heart (qalb).

ReasonReligious philosophyHeart+5
Sherife Slocum
Ibn Haldun University · Medeniyetler İttifakı Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessEN

The epistemology of religious belief in classical Islamic theology

This work aims to consider the major trends of religious epistemology within the classical theological traditions of Islam. In doing so, it aims to "translate" these classic medieval perspectives into the idioms, language and conceptual framework of contemporary religious epistemology. Of prime concern, are those traditions within Islam that closely overlap with broadly theistic evidentialist perspectives, and those which broadly overlap with reformed epistemological perspectives. In considering these different epistemological trends of the Islamic theological tradition i.e., the Mu'tazilite, Ash'arite, Maturidite and Hanbalite schools, the thesis also aims to attempt to fit these perspectives within the context of contemporary normative epistemological theories. In navigating through the differences between these schools and traditions, the thesis aims at constructing a theological and epistemological synthesis which brings all of these perspectives together into one coherent view.

EpistemologyPhilosophyIslamic philosophy+1
Jamıe Benjamın Turner
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Seyyid Şerif Cürcânî'nin Şerhu'l-Mevâkıf'ında varlık düşüncesi

Seyyid Şerif el-Cürcânî'nin varlık düşüncesi, diğer filozof ve kelamcılarda olduğu gibi, varlık kavramının bedihi, bütün kavramların en geneli ve en bilineni oluşuna dayalıdır. Bu sebeple varlık hakkında her türlü tarif teşebbüsü, varlığı kendisinden daha kapalı bir şeyle tarif etmekle neticelenir ve kısır döngüye yol açar. Cürcânî'ye göre, varlık ile mevcudun hüviyetlerinin aynılığından bahsedilemez. Zira varlığın bir hüviyeti yoktur. Varlık yüklemesi olumlu bir sıfattır. Ama varlığın olumlu sıfat olması, onun mefhumunda bir olumsuzluğun bulunmaması anlamına gelmemektedir. Cürcânî'ye göre, varlığın mahiyete zait olup olmadığı sorusuna verilecek cevabın, zihni varlığı kabul edip etmemekle yakından ilişkisi vardır. Eğer varlığın mahiyete zait olduğu görüşü ileri sürülüyorsa zihni varlığı kabul etmek gerekecektir. Cürcânî'ye göre, tümelin dış mevcutların parçası olması dış varlıkta değil, zihindedir, yani tümel dış mevcudun zihni parçasıdır. Diğer bir deyişle şahıslardaki terkip, dış dünyada değil zihindedir.

HakikatSeyyid Şerif CürcaniVarlık+2
Eşref Şahin
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00

Related subjects