Kadmiyum
55 theses under this subject heading
Kadmiyum, kurşun, bakır ve kombinasyonlarının Xenopus laevis iribaşlarında bazı biyobelirteçler üzerine etkileri
Bu çalı?mada, kadmiyum (Cd), kur?un (Pb), bakır (Cu) ve bu metallerin karı?ımlarının Xenopus laevis iriba?ları üzerine etkilerinin saptanması amaçlandı. Bu amaçla, seçilen metallerin uygulama konsantrasyonları Avrupa Birliği (AB) içme suları yönetmeliğinde belirtilen kabul edilebilir sınır değerler ve 96 saatlik test sonucu elde edilen ortalama öldürücü konsantrasyon (LC50) değerlerine göre belirlendi. Buna göre, 46. evredeki Xenopus laevis iriba?ları 0.005 (AB değeri), 0.52 (LC50/10), 2.59 (LC50/2) ve 5.18 mg/L (LC50) Cd; 0.01 (AB değeri), 12.3 (LC50/10), 61.53 (LC50/2) ve 123.05 mg/L (LC50 değeri ) Pb; 0.01, 0.085 (LC50/10), 0.425 (LC50/2) ve 0.85 mg/L (LC50) Cu ve bu metallerin belirlenen konsantrasyonlarının ikili karı?ımlarına (1:1) ve üçlü karı?ımına (1:1:1) 96 saatlik statik yenilemeli test sisteminde maruz bırakıldı. Bunun dı?ında, metallerin 96 saatlik LC50 ve LC50/2 değerleri karı?ımlarına 24 saat süresince maruz bırakıldılar. Amfibi iriba?larında metallerin, glutatyon S-transferaz (GST), glutatyon redüktaz (GR), asetilkolinesteraz (AChE), karboksilesteraz (CaE), glutatyon peroksidaz (GPx), katalaz (CAT) enzimleri ve metallotiyonein (MT) miktarı üzerine etkileri saptandı. Metallerin ve karı?ımlarının 96 saatlik uygulamaları sonucunda, Pb ve Cd?un LC50 değerleri karı?ımının ve Pb+Cu, Cd+Cu ve Pb+Cd+Cu karı?ımlarında ise metallerin LC50 ve LC50/2 değerleri karı?ımlarının bütün iriba?ları öldürdüğü belirlendi. Metallerin tek ba?larına LC50/2 ve LC50 değerleri ile dü?ük metal konsantrasyonları karı?ımlarının seçilen biyobelirteç enzimleri önemli düzeyde etkilediği ve MT miktarının konsantrasyonla ili?kili olarak arttığı saptandı. Metallerin 96 saatlik LC50 ve LC50/2 değerleri karı?ımlarına 24 saat süresince maruz bırakılan iriba?larda GST, GR ve CAT enzimlerinin önemli düzeyde etkilendiği ve MT miktarının önemli düzeyde arttığı saptandı. Ara?tırma sonuçları, metallerin 46. evredeki X. laevis iriba?larında toksik potansiyele sahip olduğunu göstermi?tir. Ayrıca, metallerin karı?ım olarak uygulandıklarında, LC50/2 ve LC50 değerlerinden çok daha dü?ük konsantrasyonlarda toksik etki gösterdiği belirlenmi?tir. Ayrıca sonuçlarımız, X. laevis iriba?larının sucul ekosistemlerde, metal kirliliğinin belirlenmesini amaçlayan çalı?malar için uygun bir test organizması olduğunu ve seçilen biyokimyasal belirteçlerin de metal toksisitesini iyi bir ?ekilde yansıttığını göstermektedir. ANAHTAR KEL?MELER: Kadmiyum, Kur?un, Bakır, Metal Toksisitesi, Xenopus laevis, Enzim.
Kütahya ili okul çocuklarında kan ağır metal ve arsenik düzeylerinin saptanması
Son yıllarda artan nüfus, sanayileşme ve kentleşme sonucu tüm canlıların ağır metaller ile teması önemli ölçüde artmıştır. Sanayileşme ile birlikte giderek artan kullanımları, ağır metalleri çevre kirliliğinin en önemli nedenlerinden biri yapmıştır. Agency for Toxic Substances And Disease Registry (Amerikan Toksik Madde ve Hastalık Kayıt Ajansı) 2015 yılı değerlendirmesine göre arsenik, kurşun, cıva ve kadmiyum en tehlikeli elementler listesinde ilk 7 element içerisinde yer almaktadır. Kütahya termik santralleri, çini ve seramik üretimi, küçük sanayi ve kömür, bor gibi madenleri ile ağır metal kirliliği açısından risk altındadır. Ağır metaller özellikle çocukluk çağında nörolojik gelişim ve bilişsel fonksiyonlar üzerinde olumsuz etkilere yol açmaktadır. Daha önce bölgede yapılmış pek çok çalışmada su kaynakları, toprak, bitki ve balıklarda ağır metal düzeylerinin kabul edilebilir sınırların üzerinde olduğu bildirilmiştir. Bu durumun çocuk sağlığı üzerine etkilerinin saptanması amaçlanmıştır. Materyal Ve Metot: Etik kurul onayı alındıktan sonra Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Halk Sağlığı Kurumu'ndan gerekli izinler alınmış, sonrasında Kütahya il merkezinde yer alan okullara gidilerek 10-11 yaş aralığındaki öğrencilerin velileri ile bilgilendirme toplantıları yapılarak gönüllü olan velilere gönüllü onam formları dağıtılmıştır. Gönüllü olan 304 öğrenciden kan numuneleri alınmıştır. Alınan numunelerde Dumlupınar Üniversitesi İleri Teknoloji Araştırma, Geliştirme ve Uygulama Merkezi bünyesindeki laboratuvarda atomik absorpsiyon spektrometre cihazı ile cıva, kadmiyum, kurşun, bakır ve arsenik düzeyleri çalışılmıştır. Bulgular: Analiz sonucu ortalama kurşun düzeyi 2,743299±0,3098256 µg/dl saptanmıştır. En yüksek kurşun düzeyi 5,041 µg/dl bulunmuştur. Ortalama bakır düzeyi 88,069329±10,4125175 µg/dl saptanmıştır. En yüksek ve en düşük bakır düzeyleri sırası ile 140,0030 µg/dl ve 70,0320 µg/dl saptanmıştır. Yapılan analizde cıva, arsenik ve kadmiyum düzeyleri 0,1 µg/dl'nin altında saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamız sonucunda Kütahya ilinde okul çocuklarında ortalama kan kurşun, cıva, kadmiyum, arsenik ve bakır düzeyleri normal sınırlarda saptanmıştır. Sadece bir çocuktan alınan kan örneğinde kurşun düzeyi Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği üst limit olan 5 µg/dl'nin üzerinde saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kütahya, çocuk, ağır metal, kurşun, cıva, kadmiyum, arsenik, bakır
Biyokütle kullanılarak ağır metal giderimi
Bu çalışmada biyokütle olarak Karaçalı Dikeni (Paliurus spina-christi MILL..) kullanılarak sulu çözeltiden kurşun (II) ve kadmiyum (II) iyonlarının uzaklaştırılması araştırılmıştır. Biyosorpsiyon sürecinin aydınlatılması amacıyla biyokütlenin FT-IR (Forier Dönüşümlü İnfrared Spektroskopisi) spektrumları, SEM (Taramalı Elektron Mikroskopu) görüntüleri alınmış ve EDX (Enerji yayılımlı X-ışını) analizleri ile karakterizasyonu yapılmıştır. Tanecik boyutu, pH, biyokütle miktarı, temas süresi, sıcaklık ve başlangıç metal iyon konsantrasyonu gibi parametrelerin biyosorpsiyon verimi üzerine etkileri incelenmiştir. Biyokütlenin her iki metali biyosorpsiyonunda 150 µm tanecik boyutu ve 40 oC sıcaklık optimum değerler olarak tespit edilmiştir. Pb (II) biyosorpsiyonunda pH 5,5 da 2 g/L biyokütle miktarı ile çalışıldığında en yüksek biyosorpsiyon verimi elde edilirken; Cd(II) nin biyosorpsiyonunda bu değerler pH 5 ve 6 g/L biyokütle miktarı olarak değişmiştir. Pb (II) biyosorpsiyonunda dengeye 50 dakikada ulaşılırken Cd (II) biyosorpsiyonunda 60 dakikada ulaşılmıştır. Elde edilen deneysel veriler Langmuir ve Freundlich izoterm modellerine uygunlanarak en iyi uyum gösterdiği modeller tespit edilmiş, Pb (II) ve Cd (II) için biyokütlenin maksimum biyosorpsiyon kapasiteleri sırasıyla 231,7 mg/g ve 36,84 mg/g olarak bulunmuştur. Ayrıca biyosorpsiyonun kinetik parametreleri de incelenerek her iki metal içinde verilerin yalancı ikinci dereceden kinetik modele uyduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak Karaçalı Dikeni (Paliurus spina-christi MILL..) nin Pb (II) ve Cd (II) nin biyosorpsiyonunda etkili bir biyokütle olarak kullanılabileceğine karar verilmiştir.
Zebrabalığı' nın (Brachydanio Rerio) embryolojik gelişimi üzerine kadmiyum klorür ve çinko klorür gibi çevre kirleticilerinin etkileri
oz Bu çalışmada Zebrabalığı'nın blastula safhasındaki embryoları statik yenileme işlemi kullanılarak çinko klorür ve kadmiyum klorürün değişik konsantrasyonlarıyla 15 gün süreyle temas ettirilmiştir. Her iki maddenin çok yüksek konsantrasyonlarda gastrulasyonu inhibe ettiği, düşük konsantrasyonlarda ise; ödem, vertebra defekti ve hemoraji gibi anomaliler oluşturduğu gözlenmiştir. LC5Ü değeri (probit analizi kullanılarak) çinko klorür için 1.36 mg/L, kadmiyum klorür için 0.36 mg/L olarak hesaplanmıştır. Çinko klorürün kadmiyum klorürden yaklaşık iki üç kat daha yüksek konsantrasyonlarda benzer etkiler göstermesi, çinko klorürün kadmiyum klorüre göre daha az toksik olduğunu düşündürmektedir. Ancak koryondan çıkış yönünden tamamen farklı bir durum olduğu (çinko klorürün koryondan çıkış zamanı üzerine kadmiyum klorüre göre daha etkili olduğu) gözlenmiştir. Genel olarak kadmiyumun tüm canlılarda muhtemel toksik ve karsinojenik etkilerinin çinko tarafından azaltıldığı bilinmektedir. Ancak çalışmamızda kadmiyum klorürün 0.5 mg/L konsantrasyonunda görülen toksik etkilerinin, değişik konsantrasyonlarda çinko klorürün kadmiyum klorürle beraber kullanılmasına rağmen değişmediği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Brachydanio rerio, Embryo-larva, Toksisite, Çinko, Kadmiyum. vı
Tilapia nilotica'da karaciğer, dalak, böbrek, kas ve solungaç dokularındaki kadmiyum birikiminin total protein düzeyi ve iyon dağılımı üzerine etkileri
83 ÖZET Bu çalışmada 1, 15, 30, 45 ve 60 günlük surelerle 0.01, 0.05, 0.1, 0.5 ve 1.0 ppm kadmiyum ortam derişünlerinin etkisinde tutulan T. niloticdma. kas, solungaç, karaciğer, böbrek ve dalak dokularındaki metal birildminin total protein derişimi ile Na+, K+, Ca** ve Mg^ iyonlarının dağılımına etkisi incelenmiştir. Belirlenen süreler sonunda disekte edilen kas, solungaç, karaciğer, böbrek ve dalak dokularındaki kadmiyum derişimi Perkin Elmer 3100 marka atomik absorbsiyon spektrofotometresi yardımı ile elde edilen absorbanslardan, incelenen dokular Üe serumdaki Na+, K+, Ca^ ve Mg^ derişimleri ise Philips... marka atomik absorbsiyon spektrofotometresi yardımı ile elde edilen derişimlerden hesaplanmıştır. Total protein derişimi belirlenecek olan kas, karaciğer ve böbrek doku örnekleri yaş ağırlıkları saptandıktan sonra homojenize edilmişlerdir. Doku homojenahndaki total protein derişimi Lowry yöntemi uygulanarak spektrofotometre yardımı ile, serum protein derişimi ise Technicon-Rax (Technicon) sistemi ile belirlenmiştir. Bu araştırmada, kadmiyum metabolik aktivitesi yüksek olan solungaç, karaciğer, böbrek ve dalak dokularında yüksek düzeyde birikmiştir. Bu dokulara oranla kas dokusu kadmiyum derişimi oldukça düşüktür. Kadmiyum, öncelikle Metallothionein (MT) sentez kapasitesi yüksek olan karaciğer dokusunda birikmekle birlikte, deney süresine bağlı olarak en âzla böbrek dokusunda yoğunlaşmıştır. Deney süresine bağlı olarak böbrek dokusu kadmiyum derişiminin fazla artması, karaciğerdeki metalin atılmak veya depolanmak üzere MT'ye bağlı olarak bu dokuya taşınması ile açıklanmaktadır. Karaciğer ve böbrek dokularında kadmiyum birikim düzeyine bağlı olarak total protein derişimi araş göstermiştir. Total protein derişiminin artması, bu dokularda MT ve MT dışı kadmiyum bağlayıcı proteinlerin sentezi ile açıklanmaktadır. Ancak, önceki sürelere göre 60. günde bu dokulardaki kadmiyum ve total protein derişimi bir miktar düşüş göstermiştir. Bu durum, dokuların regülasyon kapasitesini aşan fazla kadmiyumun MT, amino asit ve glutatyona bağlı olarak anlıma uğraması ile açıklanabilir. Kadmiyum, kas dokusu protein metabolizmasını farklı şekilde etkileyerek bu dokudaki total protein derişimini özellikle 0.5 ve84 1.0 ppm ortam derişimlerinde deney süresine bağlı olarak düşürmüştür. Kadmiyumun etkisinde serum protein derişimi önemli düzeyde değişmemiştir. Ancak, 45 ve 60. günlerde 0.5 ve 1.0 ppm ortam derişimlerinde serum protein düzeyi bir miktar artış göstermiştir. Kadmiyumun etkisinde serum ve incelenen dokulardaki Na+, K+, Ca** ve Mg** iyonlarının düzeyi değişmiştir. Kadmiyum kas, karaciğer, böbrek ve dalak dokuları ile serumda düşürürken, solungaç dokusu kalsiyum düzeyini arttırmıştır. Bu durum kadmiyumun etkisinde solungaç dokusu klor hücrelerinde aktif kalsiyum taşınımının inhibe edilmesi ile açıklanmaktadır. Kadmiyum, incelenen dokular ile serumda sodyum düzeyini bir miktar arttırırken, potasyum düzeyinin düşmesine neden olmuştur. Bu durum kadmiyumun etkisinde Na^K'-ATPaz aktivitesi ile hücre içi ve hücre dışı Na+-K+ dağılımının değişmesi ile açıklanabilir. Kadmiyum kas dokusu ile serumda magnezyum düzeyini arttırırken, incelenen diğer dokularda magnezyum düzeyinin düşmesine neden olmuştur. Doku magnezyum düzeyinin düşüş göstermesi kadmiyumun Mg^-ATPaz aktivitesini inhibe etmesi ile, serum magnezyum düzeyinin artması ise böbrek tübüllerinin işlev yapamaması ve serum kalsiyum düzeyindeki düşüşe bağlı sekonder etki ile açıklanabilir.
Ecological risk potential assessment of metal contaminated soils in Baghdad city of Iraq
Metal pollution in the soil leads to deterioration of agricultural production by negatively affecting chemical, physical, and biological properties of the soils. In this research, levels of metal pollution in the soils of Baghdad city of Iraq was studied. Three different sites (farm, camp and park) were selected. Ten soil samples samples were taken randomly from 0-15 cm depht on each of three sites. Concentrations of metals (manganese (Mn), copper (Cu), zinc (Zn), cobalt (Co), chromium (Cr), lead (Pb), cadmium (Cd), nickel (Ni), iron (Fe), calcium (Ca), and magnesium (Mg)) of soil samples were measured using atomic absorption spectrophotometer (AAS). Texture components, electrical conductivity (EC), pH, CaCO3 content, field capacity (FC) and wilting point (WP) content, organic matter (OM) content, and bulk density (Db) of the soils' were measured on the disturbed samples. Metal concentrations increased as CrKeyword: Antropojenik = Anthropogenic ; Irak-Bağdat = Iraq-Baghdad ; Kadmiyum = Cadmium ; Metaller = Metals ; Toprak kirliliği = Soil pollution
Cyprinus carpio ve Oreochromis niloticus'un solungaç, karaciğer, böbrek ve kas dokularında çinko ve kadmiyum birikimi
Bu çalışmada çinko ve kadmiyumun 0.5 ppm ortam derişimlerinin etkisinde 1, 15 ve 30 gün sürelerle tutulan Cyprinus carpio ve Oreochromis niloticus'un solungaç, karaciğer, böbrek ve kas dokularındaki birikim düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Dokulardaki metal düzeylerinin belirlenmesinde Atomik Absorbsiyon Spektrometrik yöntemler kullanılmıştır.Belirlenen derişimde her iki türün incelenen dokularındaki çinko ve kadmiyum birikimi etkide kalma süresinin artmasıyla artmıştır. Çalışılan türlerde denenen tüm sürelerde en yüksek kadmiyum ve çinko birikimi böbreklerde bulunmuş, bunu karaciğer, solungaç ve kas dokuları izlemiştir.
Farklı CA+2 düzeylerindeki sularda CD+2 etkisinde kalan tatlısu balığı oreochromis niloticus'un dokularında atpaz tepkilerinin belirlenmesi
Tatlısu balığı (Oreochromis niloticus) akut (48 saat, 20 ?M Cd+2) ve kronik (14 gün, 10 ?M Cd+2) süreler ile üç farklı derişimdeki Ca+2 için, Cd+2 ve Ca+2+Cd+2 etkisine bırakılmıştır. Deney süreleri sonunda solungaç ve bağırsak dokusunda Na+/K+-ATPaz ve Mg+2-ATPaz ile kas dokusunda Ca+2-ATPaz aktiviteleri ölçülmüştür. Elde edilen sonuçlara göre enzim aktivitesinin farklı Cd+2 ve Ca+2 derişimine, etki süresine ve doku tipine göre değiştiği gözlenmiştir. Ca+2 derişimi arttıkça kontrol balıkların ATPaz aktivitelerinin önemli oranlarda arttığı bulunmuştur. Sadece Ca+2 etkisindeki balıklarda genellikle ATPaz aktivitelerinde artış gözlenirken, Ca+2+Cd+2 etkisinde ise artış yanında azalış da gözlenmiştir. Akut ve kronik süreçte solungaç Na+/K+-ATPaz aktivitesi birbirine zıt tepkiler verirken, Ca+2-ATPaz ve Mg+2-ATPaz genel olarak benzer yönde aktivite göstermiştir. Bu çalışmada, sucul ortamlarda metal toksisitesine Ca+2'nin etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır.
Onno tipi Schiff bazı metal (Cd, Hg) komplekslerinin sentezlenmesi
Bu çalışma ONNO tipi Schiff bazlarının kadmiyum (II) ve civa (II) metal komplekslerinin sentezlenmesini içermektedir. Dört adet farklı ONNO tipi Schiff bazı hazırlanmıştır. Bu bazlardan, bir adet Schiff bazı-kadmiyum kompleksi ve bir adet Schiff bazı-civa kompleksi elde edilmiştir. Bu kompleksler tek çekirdekli komplekslerdir.Sentezlenen ligandlar ve komplekslerin erime noktası tayini, Element analizi, TG(termogravimetri) analizleri, Infrared (IR) spektroskopisi, Nükleer Manyetik Rezonans (NMR) spektroskopisi ve UV-görünür bölge (UV-VIS) spektroskopisi ile analizleri yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: ONNO tipi Schiff bazı, kadmiyum, civa, tek çekirdekli kompleks.
Kadmiyum'un insan eritrositleri üzerine in vitro toksik etkisi ve Vitamin C ve E'nin koruyucu rolü
Bu tez çalışmasında, ağır bir metal olan kadmiyumun insan eritrositleri üzerinde oluşturduğu toksik etkiler ve vitamin C ve E'nin lipit peroksidasyonu ve antioksidan enzimler üzerine koruyucu etkileri araştırılmıştır.Bu çalışmada, in vitro şartlarda farklı dozlarda kadmiyum (1, 50, 150 ?M) ve vitamin C (VC; 10 ?M) ve vitamin E (VE; 30 ?M) kombinasyonunun insan eritrositlerindeki malondialdehit (MDA) seviyesi ile süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT) ve glutatyon peroksidaz (GPx) enzim aktiviteleri üzerine olan etkileri incelenmiştir. Eritrositler farklı uygulamalarda (sadece kadmiyum, sadece vitaminler ve kadmiyum+vitaminler) 37 °C'de 60 dk inkübe edilmiş ve MDA seviyesi ile antioksidan enzim aktiviteleri spektrofotometre (Shimadzu UV-1800 model, Japon) cihazında ölçülmüştür. MDA seviyesi Ohkawa ve ark'nın (1979), SOD aktivitesi Marklund ve Marklund'un (1974), GPx aktivitesi Paglia ve Valentine'nin (1967), CAT aktivitesi ise Aebi'nin (1984) yöntemlerine göre tespit edilmiştir.Kadmiyum tek başına uygulandığında eritrositlerde MDA seviyesini arttırdığı, SOD, CAT ve GPx aktivitelerinde ise azalma meydana getirdiği tespit edilmiştir (P<0,05). VC+VE uygulaması ile, uygulama yapılmayan kontrol hücreleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak bir farklılık gözlenmemiştir. Ancak yararlı etki sadece kadmiyum'un düşük ve orta düzeydeki uygulama dozlarında (1 ve 50 ?M) görülmüş ve plazma düzeyindeki VC+VE kombinasyonunun koruyucu etkiye sahip olduğu gözlenmiştir. Kadmiyum'un düşük dozunda CAT enzim aktivitesi VC+VE uygulamalı eritrositlerle uygulama yapılmayan kontrol hücreleri ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir. Bu dozdaki kadmiyuma karşı CAT enzim aktivitesinin korunması için plazma seviyesindeki VC+VE uygulamasına gerek kalmamıştır. Elde edilen bu sonuçlar, vitaminlerin plazmada bulunan konsantrasyonlarının, kadmiyum'un yüksek dozlarının (150 ?M) eritrositlerde oluşturduğu zararlı etkiler üzerine koruyucu olmadığını göstermiştir.
Buğdayda yapraktan salisilik asit uygulamasının kadmiyum toksisitesine bağlı oksidatif stres üzerine etkisi
Bu çalışmada, buğdayda kadmiyum (Cd) toksisitesine bağlı oksidatif stres üzerine salisilik asit (SA) uygulamalarının etkisi sera koşullarında test edilmiştir. Bitkiler 0 ve 10 mg kg-1 Cd uygulamaları altında yetiştirilmiştir. Yapraktan SA uygulaması (0, 0,5 ve 1,0 mM) on iki gün arayla iki kez yapılmıştır. Kadmiyum uygulaması yeşil aksam ve kök kuru madde üretimini, askorbik asit konantrasyonunu, Süperoksit Dismutaz (SOD), Askorbat Peroksidaz (APX) ve Glutatyon Redüktaz (GR) aktivitelerini ve makro-mikro element içeriklerini önemli oranda azaltmıştır. Kadmiyum uygulaması yeşil aksamda lipid peroksidasyonu, SH-bileşikleri konsantrasyonunu ve Katalaz (CAT) aktivitesini arttırmıştır. Salisilik asit uygulaması kontrol koşullarında askorbik asit konsantrasyonunu ve özellikle de 1,0 mM SA düzeyi SOD, APX, GR ve CAT aktivitelerini 10 mg kg-1 kadmiyum uygulaması altında arttırmıştır. Elde edilen sonuçlar, SA uygulamalarının, özellikle 1,0 mM düzeyinin, buğday bitkisinin Cd toksisitesine bağlı oksidatif strese karşı korunmasında, özellikle de lipid peroksidasyonunun azaltılmasında ve antioksidatif savunma sisteminin aktivasyonunda kritik bir rol oynadığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Kadmiyum, Salisilik Asit, Buğday, Antioksidatif Enzimler
Alaşım elementlerinin magnezyumun mikroyapı ve mekanik özelliklerine etkilerinin incelenmesi
Bazen özel nedenlerle, kalsiyum, stronsiyum, zirkonyum, kadmiyum, indiyum, gümüş, silisyum, berilyum, lityum, toryum ve kalayla da magnezyum alaşımları yapılır. Bu çalışmada AZ91 magnezyum alaşımının mikroyapı ve mekanik özelliklerine % 0,2-%0,8 oranlarında ilave edilen In ve Cd elementinin etkisi incelenmiştir. Bu alaşım elementlerinin ilave edilmesindeki amaç ise literatürde magnezyum alaşımlarının bu elementlerle yok denecek kadar az çalışma olması ve ayrıca In elementinin periyodik tabloda Al elementi ile aynı grupta, Cd elementinin Zn ile aynı grupta olmasından dolayı Al ve Zn elementlerinin Mg nin mekanik özelliklerini iyileştirdiği gibi bu elementlerinde aynı etkiyi yapabilecek olduğu düşüncesi olarak gösterilebilir. Deneysel çalışmanın ilk adımında AZ91 alaşımı alaşım elementleri eklenerek gravite yöntemiyle dökülmüştür ve döküm işlemi 700°C de gerçekleştirilmiştir. Dökülen magnezyum alaşım külçeleri metalografik ve mekanik testlere uygun bir şekilde işlenerek numune çıkarılıp, deneysel çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Deneysel çalışamanın ikinci adımında yapılan metalografik inceleme için metal mikroskobu kullanılmış, ayrıca SEM-EDS çalışması yapılmıştır. Ayrıca fazların tayini için XRD çalışması da yapılmıştır. Bu çalışmalar sonucunda In ve Cd elementinin ilavesiyle Mg17Al12 intermetalik fazının yapıda daha kopuk bir şekilde dağıldığı gözlenmiştir. In ilavesi ile tanelerin küçülme eğilimi gösterirken, Cd miktarı arttıkça tanelerin kabalaşmaya başladığı gözlemlenmiştir. Deneysel çalışmanın üçüncü adımı olan mekanik testler adımında ise In ve Cd ilavesinin genel olarak AZ91 alaşımının sertliğini %5-%10 oranında arttırırken, Cd ilavesinin alaşımın akma gerilmesinde kayda değer bir değişiklik gözlenmemiştir. Fakat In ilavesinde alaşımın akma gerilmesinin %5-%10 oranında arttırdığı gözlemlenmiştir. % kısalmasında kayda değer bir değişiklik olmadığı gözlemlenmiştir.
İzmir Balık Hali'nde satılan kimi balık çeşitlerinin gıda güvenliği açısından irdelenmesi
İnsan diyeti ve sağlığı açısından büyük öneme sahip olan su ürünleri; kentleşme, turizm, endüstri ve teknolojideki gelişmeler sonucunda suların hızla kirlenmesi ile insan sağlığını tehdit eder hale gelmiştir. Bu tehlikelerin başında ağır metaller ve mikroorganizma kirliliği gelmektedir. Bu araştırmada her iki kirliliğin İzmir Balık Hali'nde satışa sunulan kimi balık türlerinde, gıda güvenliğine ve gıda kalitesine etkileri irdelenmiştir.İzmir Balık Hali'nden temin edilen açık deniz ve körfezden avlanmış kefal (Mugil cephalus L., 1758), sardalya (Sardina pilchardus W. 1792), levrek (Dicentrarchus labrax L., 1758), çipura (Sparus aurata L., 1758) balıklarında ve iki farklı çiftlikten avlanmış çipura (Sparus aurata L., 1758) ve levreklerde (Dicentrarchus labrax L., 1758) toplam mezofilik aerobik bakteri sayımı, toplam psikrofil bakteri sayımı, toplam koliform ve fekal koliform bakterileri analizi, Escherichia coli, Salmonella spp, Staphylococcus aureus bakterilerinin analizleri olmak üzere mikrobiyolojik analizler yapılmıştır. Ağır metal analizlerini yapmak amacıyla mikrodalga yakma ünitesinde yakılan balık örneklerinde atomik absorpsiyon spektrofotometresi kullanılarak kurşun, kadmiyum, arsenik ve civa analizleri yapılmıştır. Ek olarak balık örneklerinin kimyasal kompozisyonlarını belirleyebilmek amacıyla pH, nem, kül, yağ ve protein olmak üzere kimyasal analizleri gerçekleştirilmiştir.Çalışmanın sonucunda toplam mezofilik aerobik bakteri yükü açık denizden avlanmış balık türlerinde 2,48±0,25-2,77±0,66 log kob/g aralığında; körfezden avlanmış balık türlerinde 2,36±0,02-3,01±0,86 log kob/g aralığında; çiftlik balıklarında 2,09±0,12-3,07±0,32 log kob/g aralığında tespit edilmiştir. Çalışmamızda kullandığımız balık örneklerinin hiçbirinde psikrofil bakteri, Salmonella spp, Staphylococcus aureus, toplam koliform, fekal koliform ve Escherichia coli saptanmamıştır. Yapılan ağır metal analizleri sonucunda açık denizden avlanan balıklarda Pb konsantrasyonu T.E-0,14±0,07 µg/g, Cd konsantrasyonu T.E-0,06±0,02 µg/g, Hg konsantrasyonu 0,04±0,03-0,32±0,08 µg/g olarak belirlenmiş olup As (<0,1 µg/g) ise tespit edilememiştir. Körfezden avlanan balıklarda Pb (<0,08 µg/g) ve As (<0,1 µg/g) ağır metalleri tespit edilememiş, Cd konsantrasyonu T.E-0,06±0,03 µg/g, Hg konsantrasyonu 0,02±0,00-0,145±0,08 µg/g olarak saptanmıştır. Çiftlik balıklarında ise Pb konsantrasyonu T.E-0,15±0,14 µg/g, Cd konsantrasyonu T.E-0,04±0,03 µg/g, Hg konsantrasyonu 0,03±0,01-0,47±0,6 µg/g olarak belirlenmiş, As (<0,1 µg/g) tespit edilememiştir. Çalışmamızda İzmir Balık Hali'nde satışa sunulan analizlerini yaptığımız balık türlerinin mikrobiyolojik ve ağır metal içeriği kapsamında gıda güvenliği açısından risk teşkil etmedikleri, yapılan kimyasal kompozisyon analizleri ile insan beslenmesinde önem arz eden protein ve yağ gibi besin öğeleri bakımından önemli bir kaynak oldukları ortaya konulmuştur.
Kadmiyum ve kurşunun katı faz özütlemesi ile zenginleştirilmesi için yöntem geliştirilmesi, adsorpsiyon kinetiği ve termodinamiğinin incelenmesi
Bu çalışmada, Amberlyst 15 reçinesi doldurulmuş kolonlar kullanılarak Cd(II) ve Pb(II) iyonlarının zenginleştirilmesi ve atomik absorpsiyon spektrometrisi ile tayin edilmesi için bir yöntem geliştirilmiştir. pH, geri alma çözelti cinsi ve derişimi, örnek akış hızı, örnek hacmi gibi faktörlerin zenginleştirme verimine etkisi araştırılmıştır. Deneysel olarak belirlenen optimum şartlarda (pH 4, akış hızı 1 mL/min) geri alma çözeltisi olarak 5 mL 2 mol/L HNO3 çözeltisi kullanılarak elde edilen geri kazanma verimi Cd(II) için %(104 ± 1) ve Pb(II) %(102 ± 2)?dir. Yöntemin gerçek numunelere uygulanabilirliğini araştırmak için Fe, Ni, Co, Mn, Cr, Na, K, Ca ve Mg gibi bazı elementlerin geri kazanma verimine etkisi de incelendi. Önerilen yöntem gerçek su örneklerine uygulanarak Cd(II) ve Pb(II) % 5,0?dan daha küçük bağıl hata ile tayin edilmiştir. Analitik gözlenebilme (LOD) ve tayin sınırı (LOQ) Cd(II) için sırasıyla 0,23 ?g/L ve 0,75 ?g/L?dir. Bu parametreler Pb(II) içinde sırasıyla 0,13 ?g/L ve 0,42 ?g/L?dir. Ayrıca Amberlyst 15?in Cd(II) ve Pb(II)?yi tutma kapasitesi kesikli yöntem uygulanarak 298 K?de sırasıyla 152 mg/g ve 154 mg/g olarak bulunmuştur. Adsorpsiyon kinetiği çalışılarak da tepkime derecesi her iki iyon için de yalancı ikinci derece olarak belirlenmiştir. Termodinamik çalışmalar sonucunda ?Gº, ?Hº ve ?Sº değerleri belirlenmiş ve adsorpsiyon tepkimesinin her iki iyon için de ekzotermik olduğu gösterilmiştir.
Investigation of some biochemical parameters of citrobacter freundii exposed to HEAVY metal
In this study, Citrobacter freundii (C. freundii) was grown in an LB medium containing various concentrations of cadmium, vitamin C and selenium. The density of the bacteria in the medium, the concentration of total protein and enzyme activities were determined by spectrophotometer and the level of stress biomarkers and amino acids were determined by high performance liquid chromatography (HPLC). The bacteria were grown at 0, 10, 20, 40, 60, 75, 100 and 125 ppm cadmium (Cd). The groups containing 75, 100 and 125 ppm Cd had a statistically significant decrease in bacterial density (p<0.05). Likewise, a significant increase was observed in the concentration of the bacteria after adding vitamin C (25, 50 and 75 ppm) and selenium (1.0 and 3.0 ppm) to the medium containing 75, 100 and 125 ppm Cd (p <0.05). The groups containing 20, 40, 60, 75, 100 and 125 ppm Cd showed a decreased level of fat and water-soluble vitamins. Addition of 25, 50 and 75 ppm vitamin C and 1.0 and 3.0 ppm selenium showed a significant increase in the amount of these vitamins (p<0.05). The groups containing 20, 40, 60, 75, 100 and 125 ppm Cd showed a decrease in the amount of reduced glutathione (GSH), stress biomarkers such as malondialdehyde (MDA), oxidized glutathione (GSSG) and 4-hydroxynonenal (4-HNE). The level of GSH increased with increasing concentrations of vitamin C and selenium, while a decrease was observed in the amount of MDA, GSSG and 4-HNE in the medium containing Cd (p <0.05). The superoxide dismutase (SOD), catalase (CAT), peroxidase (POD), glutathione peroxidase (GSH-Px) and glutathione reductase (GSH-Red) of the groups containing 60, 75 and 100 ppm Cd were seen to significantly increase compared to the controls. A decrease in the activity of these enzymes was observed with the addition of vitamin C (25, 50 and 75 ppm) to the culture medium in a concentration dependent manner (p <0.05). Levels of amino acids in C. freundii were also determined and the amino acid with the highest concentration was glutamic acid (38.70 ± 1.50 mg / g dw), while the amino acid with the lowest concentration was tryptophan (1.50 ± 0.08 mg / g dw). The amount of leucine, asparagine, glycine, histidine, arginine, valine, aspartic acid, proline, tyrosine, alanine, cysteine, threonine, isoleucine, phenylalanine and lysine increased with increasing concentrations of cadmium. A decrease in the amount of these amino acids was observed after addition of varying concentration of vitamin C. Also, the amount of glutamic acid, serine, glutamine, methionine and tryptophan decreased with increasing concentrations of cadmium and the amount of these amino acids increased with increasing concentrations of vitamin C. The results showed that the use of vitamin C and selenium may provide a beneficial effect on reducing or reversing the toxic effect of cadmium.
Atık sulardan ağır metallerin giderilmesinde doğal zeolitlerin kullanılması: Klinoptilolitin çinko, kurşun ve kadmiyum için iyon değişim kapasitesi
Günümüzün önemli çevre sorunlarından biri atık sulardaki ağır metallerin yarattığı kirliliktir. Bu çalışmada; atık sularda yer alan kurşun, çinko ve kadmiyum ağır metallerinin doğal zeolitlerden olan klinoptilolit kullanılarak iyon değişimi yöntemi ile uzaklaştırılması olanakları araştırılmıştır.Çalışmanın ilk basamağında orijinal numunenin kimyasal analizi yapılmış ve X-ışını kırınım desenleri çıkarılmıştır. Daha sonra, klinoptilolitin tek iyon formuna dönüştürülmesi işlemi sodyum iyonu kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu işlem sonucunda sodyum formundaki klinoptilolitin ham klinoptilolite göre % 80 oranında sodyuma doyduğu belirlenmiştir.Çalışmanın ikinci basamağında sodyum formuna dönüştürülmüş klinoptilolit numuneleri 0,1 N derişimindeki Pb (NO3)2, Cd(NO3)24H2O, Zn(NO3)26H2O çözeltileri ile gram klinoptilolit/mililitre çözelti oranı 1/100 olacak şekilde muamele edilmiştir. Deneyler sonucunda yapılan sodyum, kalsiyum, magnezyum, potasyum, kurşun, kadmiyum, çinko kimyasal analizleri ve bu analiz neticesinde elde edilen ölçüm sonuçları kullanılarak çözeltide bulunan kurşun, çinko, kadmiyum katyonlarından klinoptilolit bünyesinde yer alan sodyum iyonlarının değişim miktarları belirlenmiştir. Çalışmamızda sodyum formundaki klinoptilolitlerde gerçek iyon değişim kapasitesi belirlenmeye çalışılmıştır. Sodyum formundaki klinoptilolitin kimyasal analizine göre teorik iyon değişim kapasitesi sodyum iyonu için 1,6 milieşdeğergram sodyum / gram klinoptilolit olarak belirlenmiştir. Deneysel çalışmamızın sonucu gerçek kapasite ise; Çinko için; 0,785-1,224 meşg/ g klinoptilolit, Kurşun için; 0,97-1,288 meşg/ g klinoptilolit, Kadmiyum için; 0,83-1,2332 meşg/ g klinoptilolit aralığında belirlenmiştir.
AAS'de bazı metallerin duyarlığının arttırılmasında STAT'ın kullanılması ve biyomonitör bitkilerin belirlenmesinde uygulanması
Bu çalısmada, kuvarstan yapılmıs atom tutucu yarıklı tüp (STAT) kullanılarak Cd, Pb ve Cu' ın tayini için AAS (Atomik Absorpsiyon Spektroskopisi)' nin duyarlıgında önemli bir artıs basarıldı. Bu amaçla; tüp çapı, üst yarık uzunlugu, tüpün et kalınlıgı ve tüp uzunlugu gibi parametreler arastırıldı. 1.5 mm' lik tüp et kalınlıgı, 12 cm' lik tüp uzunlugu, 1 cm'lik üst yarık uzunlugu ve 6 mm'lik tüp çapının kullanılmasıyla kadmiyum için 13 kat, kursun için 7 kat ve bakır için 3 kat' lık bir artıs elde edildi. Bu çalısmanın ikinci kısmında; hava, toprak ve su gibi çevredeki Cd, Pb ve Cu kirlenmesinin göstergesi olabilecek bitkiler arastırıldı. Bu amaçla; zakkum, çam türleri, at kestanesi, sögüt, yenidünya, çınar, asma, zeytin, akasya, igde gibi çesitli bitki yaprakları kirlenmis ve kirlenmemis alanlardan toplandı. Kuru ve mikrodalga ile çözmeden sonra çözeltiler AAS ile analiz edildi. Ölçümlerin dogrulugunu tespit etmek için, bazı bitkiler ICP-MS ile analiz edildi. Elde edilen sonuçlardan incir, ceviz, asma, yenidünya, zeytin, dut bitkilerinin Pb için biyomonitör olabilecegi; zakkum, karaçam, Akdeniz ve Arizona Servisi, mazı, akasya, çınar, asma, dut ve igde bitkilerinin Pb için hem biyomonitör hem de biyotemizleyici olarak degerlendirilebilecegi sonucuna varıldı. Ayrıca akasya, kavak, sögüt, yenidünya ve ayva gibi bazı bitkilerin Cd'a duyarlı oldukları ve biyomonitör potansiyellerinin bulundugu gözlenmistir. Anahtar kelimeler: Kadmiyum, Kursun, Bakır, atomik absorpsiyon, STAT, biyomonitor, biyotemizleme.
Farelerde kadmiyumun akut ve kronik toksisitesi üzerine bazı steroid yapılı maddelerin etkisinin araştırılması
95 6. ÖZET Bu çalışma farelerde akut ve kronik kadmiyum toksisitesinde steroid yapılı maddelerin etkisinin araştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmada 420 erkek ve 420 dişi olmak üzere toplam 840 adet beyaz fare kullanıldı. Farelere hem akut, hemde kronik kadmiyum uygulamasından sonra deri altı yolla 5 mg/kg östrojen, 100 mg/kg progesteron, 2.5 mg/kg östrojen +50 mg/kg progesteron, 10 mg/kg prednisolon ve 10 mg/kg testosteron uygulandı. Kronik uygulamalarda erkek ve dişi farelere 3 ay boyunca içme sulan ile 1 mg/kg/gün dozunda kadmiyum klorür verildi. 3. ayın sonunda ise steroid preparatları uygulanarak 24 saat sonra hayvanlar kesildi ve doku kadmiyum düzeyleri Atomik Absorbsiyon Spektrofotometri, Serum Alanin Amino Transferaz (ALT), Aspartat Amino Transferaz (AST) ve Kan Üre Nitrojeni (BUN) düzeyleri de Oto Analizör yardımıyla belirlendi. Erkek farelerde kronik olarak kadmiyum verilmesinden sonra progesteron verilen grupta karaciğer kadmiyum düzeyi yükselirken testosteron verilen grupta azaldığı, böbrek kadmiyum düzeyi ise prednisolon verilen grupta yükselirken testosteron verilen grupta azaldığı, diğer gruplarda kontrol düzeylerinde olduğu tesbit edildi. Serum ALT, AST ve BUN düzeylerinin kontrole yakın olduğu belirlendi. Dişi farelerde kronik kadmiyum uygulamasından sonra östrojen, progesteron, östrojen+progesteron ve testosteron verilen gruplarda karaciğer kadmiyum konsantrasyonunda azalmalar olurken östrojen+ progesteron verilen grupta böbrek kadmiyum düzeyinin azaldığı saptandı. Serum ALT, AST ve BUN düzeylerinin ise değişmediği gözlendi. Kronik uygulama yapılan erkek ve dişi farelerde ağırlık artışlarında azalma, eritrosit çaplarında küçülme ve hematokrit değerde azalma tesbit edildi. Akut uygulamalarda kadmiyum klorürün 1.8 mg/kg ve 3.6 mg/kg olmak üzere iki ayrı dozu deri altı yolla uygulandı.96 1.8 mg/kg kadmiyum klorür ile birlikte steroid preparatları uygulanan erkek farelerde östrojen, progesteron, östrojen+ progesteron, prednisolon verilen gruplarda karaciğer kadmiyum düzeyi azalırken, progesteron, östrojen+ progesteron, prednisolon verilen gruplarda böbrek kadmiyum düzeyinin azaldığı, 1.8 mg/kg kadmiyum klorür ile birlikte steroid preparatları uygulanan dişi farelerde progesteron, prednisolon verilenlerde karaciğer kadmiyum düzeyinin azaldığı, östrojen, progesteron, prednisolon verilenlerde böbrek kadmiyum düzeyinin azaldığı belirlendi. Diğer gruplarda önemli bir değişiklik bulunmadı. 3.6 mg/kg kadmiyum klorür ile steroid verilen tüm erkek fare gruplarında karaciğer ve böbrek kadmiyum konsantrasyonunda azalmalar görüldü. Ayrıca %5-35 arasında değişen ölümler tesbit edildi. 3.6 mg/kg kadmiyum klorür ile birlikte östrojen, progesteron, östrojen+ progesteron, prednisolon verilen dişi farelerin karaciğer kadmiyum düzeyi azalırken, östrojen, progesteron, östrojen + progesteron, prednizolon ve testosteron verilenlerde böbrek düzeyleri azaldığı, dişi farelerde % 10-20 arasında değişen oranlarda ölümler saptandı. Hem erkek hemde dişi farelerde 1.8 mg/kg ve 3.6 mg/kg kadmiyumla birlikte steroidlerin verildiği gruplarda serum ALT ve AST düzeyleri kontrole göre oldukça artarken, BUN düzeylerinde azalmalar tesbit edilmiştir. Sonuç olarak erkek ve dişi farelerde akut ve kronik kadmiyum uygulamalarında steroid preparatl arının uygulanmasının kadmiyumun toksisitesini ve doku dağılımını değiştirdiği, gerek karaciğer gerek böbrek kadmiyum düzeylerinin azalması ile birlikte karaciğer hasarının arttığı ve özellikle yüksek dozlardaki kadmiyumla birlikte steroidler uygulandığında ölümlerin şekillendiği, kadmiyum toksisitesi üzerine vücudun hormonal durumunun önemli olduğu saptandı.
Kadmiyum (11), Kurşun (11) ve Bakır (11) iyonlarının R.arrhizus'un üreme kinetiğine etkisi ve adsorpsiyonu
Ill ÖZET Doktora Tezi KADMİYUM (II), KURŞUN (II) VE BAKIR (II) İYONLARININ İL arrhizus » un ÜREME KİNETİĞİNE ETKİSİ ve ADSORPSÎYONU Gûlşad USLU Fırat Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Çevre Mühendisliği Anabilim Dalı 1999, Sayfa: 235 Bu çalışmada; kadmiyum (E), kurşun (E) ve bakır (E) iyonlarını ayn ayn ve birlikte içeren üreme ortamında R. arrhizus' un üremesi kesikli kanştarmalı reaktörde başlangıç pH' sı, sıcaklık, başlangıç metal iyon derişimi ve başlangıç sakkaroz derişimi gibi çeşitli üreme parametrelerinin etkileri araştırılmıştır. Kesikli kanştırmaîı reaktörde, kadmiyum (II), kurşun (II) ve bakır (E) iyonlarının üreme ortamında tek tek bulunduğu koşullarda, optimum pH sırasıyia 3,5, 4,0 ve 4, 5 olarak saptandı. Bu metal iyonlarının tek tek butunduidan koşullarda R. arrhizus' un üremesi üzerine sıcaklık etkisinde optimum sıcaklıklar sırasıyla 30 °C, 25 °C ve 30 °C dir. Metal iyonlarının birlikte bulundukları koşullarda ise, optimum sıcaklık 30 °C olarak bulunmuştur. Metal iyonlarının tek tek bulundukları üreme ortamında başlangıç metal iyon derişimîeri 50 mg/L olarak; eşit derişimlerde birlikte bulundukları üreme ortamında ise başlangıç metal iyon derişimîeri 10 mg/L olarak alınmıştır. Kadmiyum (IX), kurşun (E) ve bakır (E) iyonlarının tek tek ve birlikte bulundukları koşullarda optimum sakkaroz derişimi Sq= 30 g/L olarak saptanmıştır. Ayrıca herbir metal iyonu için ayn ayn kimyasal oksijen ihtiyacı tayinleri yapılarak mikroorganizma ve başlangıç metal iyon derişimlerine göre kimyasal oksijen ihtiyacının değişimi araştırılmıştır. Başlangıç metal iyon derişimi arttıkça mikroorganizma derişiminin azaldığı,IV kimyasal oksijen ihtiyacının ise arttığı gözlenmiştir. Metal iyon derişimlerinin artmasıyla mikroorganizma derişiminin azalması metal iyonlarının R. arrhizııs' un üremesi üzerine inhibisyon etkisi yapmasından kaynaklanmaktadır. Ağır metallerden kadmiyum (II), kurşun (II) ve bakır (II) iyonlarının hem metaliyonları bulunan ortama alıştırılmadan (sıfır metal iyonlu ortam) hem de metal iyonları içeren ortama alıştırılarak (50 mg/L metal iyonu içeren ortam) üretilip inaktif hale getirilmiş R. arrhizus' a adsorpsiyonu kesikli düzende çalışan karıştırmak bir tepkime kabında araştırılmıştır. Bu adsorpsiyon çalışmalarında; ilk adsorpsiyon hızı ve mikroorganizmanın metal alma etkinliğim etkileyen parametreler olarak; başlangıç pH1 sı, sıcaklık, başlangıç metal iyon derişimi ve mikroorganizma derişimi seçilmiştir. Kesikli karıştırmak reaktörde, kadmiyum (E), kurşun (II) ve bakır (II) iyonlarının hem metalsiz ortamda hem de metalli ortamda üretilen R. arrhizus ' a adsorpsiyonu için optimum pH değerleri sırasıyla 5.0, 4,5 ve 5,5 olarak saptandı. Bu metal iyonlarının her iki durumda da mikroorganizmaya adsorpsiyonunda optimum sıcaklık 30 °C dir. Optimum mikroorganizma derişimi 0,25 g/L ve optimum başlangıç metal iyon derişimi 100 mg/L olarak bulunmuştur. Kadmiyum (II), kurşun (II) ve bakır (II) iyonlarının hem metalsiz hem de metali! ortamda üretilip kurutulan R. arrhizus' a adsorpsiyonunun Freundlich ve Langmuir izotermlerine uyduğu gözlendi Çalışılan metal iyonları için, adsorpsiyon kapasiteleri ve dereceleri Freundlich ve Langmuir izotermleri kullanılarak hesaplandı. Bu izotermlerinden bakır (E) iyonlarının metalsiz ve metalli ortamda üretilen R. arrhizus ' a adsorpsiyonunda adsorpsiyon kapasite ve derecesinin kurşun (II) ve kadmiyum (II) iyonlarının adsorpsiyon kapasite ve derecesinden daha yüksek olduğu gözlendi Metal iyonlarının metalsiz ve metalli ortamda üretilen R. arrhizus' a adsorpsiyon kapasiteleri karşılaştınldığmda, metalsiz ortamda üretilen R. arrhizus ' un daha yüksek adsorpsiyon kapasitesine sahip okluğu gözlendi Anahtar Kelimeler; Üreme kinetiği, R. arrhizus, ağır metal, adsorpsiyon, özgül üreme hızı
Şiddet davranışı gösteren adolesanlarda kan, plazma ve idrarda ağır metal (kurşun, cıva, kadmiyum, mangan) düzeylerinin değerlendirilmesi
Uzun süreli düşük dozda temasın neden olduğu asemptomatik ağır metal zehirlenmesi çocuklarda davranış bozukluğu, öğrenme ve algılamada güçlük, şiddete eğilim gibi spesifik olmayan belirtilere neden olmaktadır. Devam eden ağır metal maruziyetinin özellikle adolesan döneminde suça ve şiddete eğilimi artırdığına dair çeşitli uluslararası yayınlar bulunmaktadır. Yapılan çalışmalarda, prenatal veya postnatal dönemde daha çok ağır metallere maruz kalanlarda, adolesan döneminde daha fazla sosyal içe kapanma, depresyon, atipik vücut hareketleri, nörolojik problemler, saldırganlık, uyku bozukluğu hatta madde bağımlılığı ve adli olaylara karışma sıklığında artış olduğu gösterilmiştir. Ülkemizde çocuklarda ağır metal düzeylerini belirlemeye yönelik yapılan çalışmalar bulunmasına rağmen, adolesan yaş grubuna özgü çalışmalar bulunmamaktadır. Bunun dışında, ağır metal seviyesi ile saldırganlık eğilimi arasındaki ilişkiyi inceleyen herhangi bir çalışma ülkemizde yapılmamıştır. Bu çalışmada kan, plazma ve idrardaki ağır metal düzeyi ile adolesanlarda saldırganlık seviyesi arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metod Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Adolesan Sağlığı Polikliniğine başvuran 13-19 yaş aralığındaki 228 adolesanın anamnezleri alınıp fizik muayeneleri yapıldıktan sonra şiddet davranışını ölçen ve Demirtaş Madran (2012) tarafından Türkiye'de geçerlilik ve güvenirlilik çalışması yapılmış olan 29 soruluk Saldırganlık Ölçeği uygulanmıştır. Katılımcıların kan, plazma ve idrar ağır metal düzeyleri günümüzde ağır metal ölçümünde en duyarlı yöntem olan İndüktif Eşleşmiş Plazmalı Kütle Spektrometri (ICP-MS) cihazı kullanılmış olup, ölçümler Dicle Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (DÜBTAM)'de yapılmıştır. Bu çalışma için Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi etik kurulundan etik onayı alınmıştır. Çalışma olan Dicle Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri (DÜBAP) koordinatörlüğü tarafından finansal olarak desteklenmiştir (proje no: TIP.19.025). Bulgular Toplam 228 katılımcının yer aldığı çalışmamızda katılımcıların %55,7'sini (n=127) kadın, %44,3'ünü (n=101) erkekler oluşturmuş ve katılımcıların yaş ortalamasının 15,3±1.8 olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların ikamet ettikleri bölgelerin dağılımına bakıldığında Diyarbakır %54,8 (n=125), Mardin %32,5 (n=49), Batman %4,8 (n=11), Şırnak %4,8 (n=11), Şanlıurfa %3,9 (n=9), Hakkâri %3,1 (n=7), Van %2,6 (n=6), Siirt %2,2 (n=5) ve Adıyaman %2,2 (n=5) olduğu görülmüştür. Analizi sonuçlarına göre, kurşun kan (r =0,34, p <0,01), kurşun plazma (r = 0,22, p < 0,01), kurşun idrar (r = 0,31, p < 0,01), cıva kan (r = 0,35, p < 0,01), cıva idrar (r = 0,21, p < 0,01), mangan kan (r = 0,34, p < 0,01), mangan plazma (r = 0,33, p < 0,01) ve mangan idrar (r = 0,39, p < 0,01) genel saldırganlık eğilimi ile pozitif yönlü ilişkili bulunmuştur. Buna göre kurşun (kan, plazma, idrar), cıva (kan, idrar) ve mangan (kan, plazma, idrar) düzeyi arttıkça genel saldırganlık eğilimi artmaktadır. Genel olarak kan, plazma, idrardaki kadmiyum ve plazmadaki cıvanın saldırganlık eğilimi arasında ise anlamlı ilişki bulunmamıştır. Sonuç Çalışmamızın sonuçlarına göre adolesanlarda kurşun (kan, plazma, idrar), cıva (kan, idrar) ve mangan (kan, plazma, idrar) düzeyi arttıkça genel saldırganlık eğilimi artmaktadır. Ancak, kadmiyumun (kan, plazma, idrar) ve plazmadaki cıvanın saldırganlık eğilimi arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Çocuk Sağlığı ile ağır metal kaynaklı çevre kirliliği arasında yadsınamayacak bir ilişki vardır. Bu nedenle ağır metallerin oluşturduğu çevresel kirliliğin önlenmesi için gerekli önlemlerin alınması halk sağlığı açısından yaşamsal önem taşımaktadır. Anahtar kelimeler: Adolesan, ağır metal, saldırganlık, kurşun, cıva, kadmiyum, mangan
Sulardaki kadmiyum kirliliğinin dolgulu kolonlarda adsorpsiyon yolu ile giderilmesi
sulardaki kadmiyum kirliliğinin dolgulu kolonlarda adsorpsiyon yolu ile giderilmesi (Yüksek Lisııııs Tezi) Hasan KOÇYİĞİT GAZİ ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ Eylül 1999 ÖZET I Endüstriyel faaliyetler neticesinde, yüzey sularının ağır metal kirliliği artmıştır. Özellikle biyolojik arıtım sürecinde ağır metaller, mikroorganizmaları öldürücü etki göstermektedir. Ayrıca, gerek tarım amacıyla kullanılan sularla sulanan bitkilerde, gerekse sucul canlılarda biriken ağır metaller, onları kullanan insanlarda da birikime sebep olmaktadır. Bu sebeple gerek biyolojik arıtma yapılacak atık su gerekse alıcı ortama bırakılacak alık suların ağır metallerden arındırılması önem kazanmaktadır. Hu nedenle bu çalışmada sulardaki kadmiyum kirliliğinin dolgulu kolonlarda adsorpsiyon yolu ile giderilmesi araştırıldı. Adsorbent olarak; diatomit, sepiyolil ve meşe palamudu (Quercus ihaburensusis Decne Subsp Macrolepis Hedge-Yalt) kullanıldı. Dolgulu kolonlarda kadmiyum giderimi çalışılırken; dolgu yüksekliği, başlangıç konsantrasyonu, sıcaklık, pH ve besleme hızı değiştirilerek bu parametrelerin etkileri incelendi. Yapılan çalışma sonucunda meşe palamudu kabuğunun 4,2-145,2 mg/g, bej sepiyolilin 54,2 mg/g, diatomitin ise 49,9 mg/g kadmiyum adsorpladığı tespit edildi. Bilim Kodu Anahtar Kelimeler Sayfa Adedi Tez Yöneticisi 603.03.00 Su Kirliliği, Kadmiyum. Dolgulu Kolon, Adsorpsiyon 82 Yrd. Doç. Dr. Atilla MURATHAN
Sigara içen adolesanlarda idrar metal düzeyleri ve glomerüler filtrasyon hızı (GFR) üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Amaç Sigara kullanımı toplumun önemli bir kesimini etkilemekte ve gençler arasında da giderek artan bir sıklıkta yayılmaktadır (9). Bu nedenle sigara çocuk ve gençleri hedef alan sağlık eğitimleri kapsamında önceliği olan bir sorundur. Sigara içimi genellikle genç yaşta başlar ve alışkanlık şeklinde devam eder. Sigara içen insanların yaklaşık %80'i sigaraya 18 yaşın altında başlamaktadır. Sigarayı ilk kez çocukluğunda içenler sigara tiryakiliği açısından yüksek risk taşımaktadır (10). Metaller hava, su, toprak ve biyolojik materyallerde bulunur. Bunlar otomobil egzozları, endüstriyel aktiviteler, zirai ilaçlar ve atıklardan yayılırlar. Krom, kobalt, mangan, çinko gibi bazı metaller esansiyel elementler olmakla birlikte yüksek düzeyde maruziyet toksik etki yaratır. Buna karşın arsenik, kadmiyum, kurşun, cıva, vanadyum gibi çevrede geniş bir biçimde dağılmış olan diğer metaller düşük seviyelerde bile insanlar için toksiktir (52). Çalışmamızdaki amaç sigara içen adolesanların idrar ağır metal düzeylerinin böbrek fonksiyonları üzerine etkisini araştırmak ve elde edilecek sonuçlar eşliğinde hastaların takip ve tedavilerine katkıda bulunmaktır. Materyal ve Metot Bu çalışmada Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Adolesan Sağlığı Polikliniğine 15.10.2021-15.05.2022 tarihleri arasında başvuran 13-19 yaş aralığındaki adolesanların anamnezleri alınıp fizik muayeneleri yapıldı ardından idrar kadmiyum düzeyleri bakıldı ve Schwartz formülene göre glomerüler filtrasyon hızı (GFR) hesaplandı. Sigara içimine bağlı kadmiyumun adolesan yaş grubundaki çocukların GFR'leri üzerine etkisini araştırdığımız bu çalışmada son bir yılda günde en az bir kez sigara içen (düzenli sigara içicisi) 30 adolesan çalışma grubu ve daha önce hiç sigara kullanmamış olan 30 adolesanda kontrol grubu alınarak çalışmaya dâhil edildi. Bulgular Çalışmamızı hasta grubu ve kontrol grubu olmak üzere iki guruba ayırdık. Gruplardaki hasta sayıları eşit tutuldu. Hasta grubuna toplamda 30 hasta dâhil edildi. Bunların %33,3 (n=10) hasta kız olarak tespit edildi. Hasta grubundaki erkek sayısı %66,6 (n=20) idi. Hasta grubunda en küçük 13, en büyük 19 yaşa rastlandı. Yaş ortalaması 16,97±1,377 yıl olarak tespit edildi. Kontrol grubuna toplamda 30 hasta dâhil edildi ve hastalar dâhil edilirken yapılan çalışma hakkında bilgi verildi, hasta onamı alındı. Kontrol grubu cinsiyet dağılımı %40 (n=12) kız, %60 (n=18) erkekidi. Grupta en küçük yaş 13, en büyük yaş 19 olarak tespit edildi. Yaş ortalaması 14,30±1,643 olarak bulundu. Sonuç Çalışmamızda sigara içen adelosanların idrarlarındaki ağır metallerin içmeyenlere göre böbrek fonksiyonları üzerine etkili olup olmadığını belirlemek istedik. Yaptığımız çalışma bize gösterdi ki özellikle sigara içen adelosanlarda içmeyenlere göre böbrek fonksiyonları etkilenmişti. GFR düzeyleri sigara içmeyen grupta daha yüksek bulundu. Böbrek fonksiyon bozukluklarının birçok nedeni vardır. Adolesan çağdakileri sigaradan uzaklaştırmak, onlara eğitim programları düzenlemek aynı zamanda onların da bu programlara katılımını sağlamak sigara içimini azaltacağı gibi böbrek fonksiyonlarında düzelme ve daha sağlıklı organlara sahip olmayı sağlayacaktır. Özellikle başvuran adolesanlarda böbrek fonksiyonlarını değerlendirirken kadmiyum ve benzeri ağır metaller göz ardı edilmemelidir. Anahtar kelimeler: Adolesan, ağır metal, sigara, kadmiyum
Kadmiyum (11) ve nikel (11)li kinoksalin tetrasiyanonikel komplekslerin ingrared ve raman spektroskopileri ile incelemesi
Bu çalışmada, ilk kez hazırlanan, Cd(Kinoksalin)2 ni(cn)4. ve Ni(Kinoksalin)2 Ni(cn). bileşiklerinin yapıları infrared ve Raman spektroskopi yöntemleri ile (4000- 200) cm- bölgesinde incelendi. Bu bileşiklerin DTA CDiferansiyel Termal Analiz> yöntemi ile yüksek sıcaklıklarda yapılarında olabilecek değişmeler incelendi. Bilim kodu :404.03.0i Anahtar Kelimeler : Infrared, Raman, Kinoksalin ve DTA CDiferansiyel Thermal Analysis) Sayfa Adeti :79 Teas Yöneticisi : Doç. Dr. Şenay YURDAKUL
Diyarbakır aktarlarında satılan bazı tıbbi bitkilerdeki As, Cd, Hg ve Pb elementlerinin ICP-MS ile tayini
Amaç: Ülkemizin birçok bölgesinde yetişen tıbbi bitkiler sağlık açısından önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada amacımız, Diyarbakır aktarlarında satılan kırkkilit otu, hatmi, ayva yaprağı, ada çayı, biberiye, ısırgan otu, meryemhort, aslanpençesi, ıhlamur, sinameki, rezene, nane, keten tohumu, sarı kantaron, keçiboynuzu, yeşil çay, meyan kökü, yaban mersini gibi halk arasında hastalıkların tedavileri için sıklıkla kullanılan bazıları baharat olarak ta tüketilen 19 çeşit tıbbi bitkinin ve infüzyonlarının As, Hg, Cd ve Pb seviyelerini belirleyip karşılaştırmak ayrıca elde edilen bu sonuçları istatistiki olarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Tıbbi bitklerde ve infüzyonlarında As, Hg, Cd ve Pb miktarları ICP-MS tekniği ile analiz edildi. Bitkiler analiz öncesi derişik nitrik asit ve hidrojen peroksit ile mikrodalga sisteminde çözünürleştirildi. SRM 1515 Elma Yaprağı kullanılarak metodun doğruluğu ve kesinliği değerlendirildi. Ayrıca istatistik çalışmalarımızda SPSS-21 programında, "Eşleşmiş T Testi", "Wilcoxon T Testi", "Spearman Korelasyon Analizi" ve "Shapiro-Wilk Analizi" uygulandı. Bulgular: Çalışılan bitkilerin ve infüzyonlarının As, Hg, Pb ve Cd değerlerinin WHO tarafından belirlenen sınır değerlerin altında olduğu belirlendi. İstatistik çalışmaları sonucunda sadece Pb için (p=0,279 (p>0,05)) verilerin normal dağıldığı, bitki ve infüzyon numuneleri arasında Pb elementi miktarı açısından istatistik açıdan anlamlı bir fark olduğu p=0,032 (p<0,05), bitkilerin hepsinde As ve Hg konsantrasyonları infüzyon numunelerindeki konsantrasyona göre yüksek olduğu fakat Cd konsantrasyonu için sadece 15 bitki numunesinde elde edilen miktarın infüzyon numunelerinden fazla olduğu tespit edildi. Sonuç: Bitkilerdeki ağır metal düzeylerinin WHO tarafından belirlenen sınır değerlerin altında olduğundan tıbbi bitki ve bitki çayı olarak tüketilmeye uygun oldukları, fakat yine de tıbbi bitkilerin bilinçli olarak doz kontrollü tüketilmesi gerektiği sonucuna varıldı. Anahtar Sözcükler: Tıbbi bitkiler, Ağır metaller, ICP-MS, Eşleşmiş T Testi, Wilcoxon T Testi.