Kadı

67 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Menâkıb-ı İbrâhim-i Gülşenî ışığında İbrahim Gülşenî'ye bağlı bir Akkoyunlu kazaskeri: Kadı İsa Savecî

Bu çalışma Sultan Yakub dönemi (1478-1490) Akkoyunlu Sarayı'nda kazasker olarak görev yapan Kadı İsa Savecî'nin ( ö. 1491) bir portresini ortaya koymayı hedeflemiştir. Bu, Kadı İsa hakkında oldukça sınırlı bilgiler içeren dönemin kronikleri ve tezkireleri ile Menâkıb-ı İbrâhim-i Gülşenî'nin karşılaştırmalı olarak okunması ile mümkün hale gelmiştir. İbrahim Gülşenî Uzun Hasan döneminde geldiği Tebriz'de onun itimadını kazanarak Akkoyunlu Sarayı'nda himaye görmeye başlamış, artan itibarı sonucunda bir takım resmî görevler üstlenmiş ve Halvetî şeyhi Dede Ömer Ruşenî ile tanıştıktan sonra onun müridi ve gözde halifesi olmuştur. Kadı İsa ise Akkoyunlu Sarayı ile ilişkileri güçlü olan Savecî ailesine mensup ilim ehli bir şahsiyet olarak Sultan Yakub'un şehzadeliği döneminde onun hocası olmuş, Yakub'un tahta geçmesi ile birlikte ömrünün sonuna kadar devam ettireceği kazaskerlik görevini üstlenmiş, saraydaki konumu ve saygınlığı gün geçtikçe artmıştır. Kadı İsa'nın Gülşenî'ye olan bağlılığı kazasker olmasında Gülşenî'nin etkisini öğrendiği zaman başlamıştır. Gülşenî'nin Kadı İsa ile ilişkisinin temelinde ise mürşidi Ruşenî'nin Kadı İsa'yı kendisine emanet etmesi yatmaktadır. Ruşenî saray ve çevresinde etkili olan Ehl-i sünnet karşıtı fikirlerden oldukça rahatsızdır ve Sultan Yakub ve devlet erkanının Ehl-i sünnet çizgisinde tutulmasını istemektedir. Bunun için öncelikle Kadı İsa'nın Halvetîyye tarikatına mensubiyeti sağlanmalıdır. Menâkıb'a göre Gülşenî'nin Akkoyunlu Sarayı'ndaki misyonunun Ruşenî'nin ona yüklediği Kadı İsa'yı tarikat içinde tutarak Ehl-i sünnet inancı üzere bulunmasını sağlamak olduğu anlaşılmaktadır. Yine Menâkıb'da nakledilen hikayelerden Şiî-Safevî siyasî oluşumunun güç kazandığı bu dönemde Ehl-i sünnet çizgisi dışındaki fikirlerin karşı kampa itilme sürecinin belirgin hale geldiği, Ruşenî ve dolayısıyla Gülşenî'nin bu sürece katkı sağladıkları sonucunu çıkarmak mümkündür. Diğer taraftan dönemin kaynaklarının aksine Menâkıb'daki bilgiler Kadı İsa'nın Akkoyunlu Sarayı'ndaki diğer güç odakları ile rekabet halinde bulunduğunu, Sultan Yakub döneminin son yıllarında elde ettiği yetki gücüne kazaskerlik süresi boyunca sahip olmadığını göstermektedir. Kadı İsa Sultan Yakub'un son yıllarında elde ettiği mutlak yetkiyi kullanarak Akkoyunlu Devleti'nin toprak düzeni ile ilgili bir reform girişiminde bulunmuştur. İçlerinde Gülşenî'nin de bulunduğu saray içi ve dışından muhalif seslerlerin yükselmesine sebep olan bu girişim Kadı İsa'nın sonunu getirmiştir. Kadı İsa Sultan Yakub'un ölümünden bir ay sonra Ocak 1491'de saraydaki en güçlü rakibi Sufî Halil tarafından asılarak idam edilmiştir.

AkkoyunlularKadıKadı İsa Saveci+6
Sibel Çavuşoğlu
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Nişancızâde'nin Nûru'l- Ayn adlı eserinin tahkik ve tahlili (33. fasıl)

On yedinci yüzyıl Osmanlı fakîhi olan Nişancızâde, Şeyh Bedreddin'in yargılama hukukuna dair olan ve uzun yıllar hakimlerin el kitabı olarak kullanılan eseri Câmi'u'l Fusûleyn'i düzenlemek ve ıslah etmek amacıyla Nûru'l-'Ayn fi Islâhi Câmi'u'l Fusûleyn adlı eseri kaleme almıştır. Bu çalışma, Nûru'l-'Ayn'ın "Ahkâmât" faslı (33. fasıl) ile Câmi'u'l Fusûleyn'in "Ahkâmât" faslının (34. fasıl) incelenmesini ve karşılaştırılmasını hedeflemektedir. Nûru'l-'Ayn'da "Ahkâmât" faslı kırk bir adet başlıktan oluşmaktadır. Bu başlıkların bir kısmı Câmi'u'l Fusûleyn'le ortakken, bir kısmı Nişancızâde'nin fasla ilave ettiği başlıklardır. Araştırmamız üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, iki eser arasındaki ortak başlıklar üslup ve telif tarzı bakımından karşılaştırılmış, Nişancızâde'nin nerelerde ve hangi yöntemlerle ıslahta bulunduğu incelenmiştir. İkinci bölümde, Nişancızâde'nin bölüme ilave ettiği başlıklar üslup ve telif tarzı bakımından ele alınmış, bu başlıkların nereden alıntılandığı ve kapsamında bulunan konuların klasik fıkıh kitaplarındaki yeriyle ilgili genel bir çıkarım yapılmıştır. Üçüncü bölümde ise Nûru'l-'Ayn'ın 33. faslı, aralarında bazı farklar bulunan iki farklı müellif nüshasına dayanılarak tahkik edilmiştir.

17. yüzyılFıkıhKadı+6
Hümeyra Yorulmaz
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hicri I. asırda Basra kadıları ve hadis rivayetiyle ilişkileri

Hicri 14 yılında bir ordugâh şehri olarak kurulan Basra, stratejik konumunun da yardımıyla kuruluşundan itibaren hızlı ilerlemeler kaydederek, kısa sürede idarî ve ticarî olarak Irak bölgesinin önemli şehirleri arasındaki yerini almıştır. İslam düşünce tarihi açısıdan önemli fikirlere ev sahipliği yapan Basra'nın ilmî yapısını ve bu yapı içerisinde hadis ve fıkıhla yakın ilişki içerisinde olduğu düşünülen kadıların konumunu tespit etmek önemli bir çabadır. Bu amaçla Hicri I. asır boyunca Basra'da görev yapan on üç kadı öncelikli olarak hadis rivayeti ile ilişkileri bağlamında bir taksime tâbi tutulmuştur. Yapılan bu sınıflandırma neticesinde merfu ve mevkuf rivayetlere sahip olduğu tespit edilen on bir kadı öncelikle hadis ravisi olarak incelenerek, rivayet sayıları, cerh-ta'dil durumları, rivayetlerinin içeriği, Basra hadis rivayetinden etkilenme ve etkileme düzeyi hakkında değerlendirmelerde bulunulmuştur. İkinci olarak söz konusu raviler kâdı kimlikleri ön planda tutularak ele alınmış, fıkhî yetkinliklerine ve kâdı olmanın hadis rivayetine etkisine dair değerlendirmelere yer verilmiş ayrıca oryantalistik bir iddia olan kadıların sözlerinin sonraki asırlarda hadislere evrildiği üzerinde durulmuştur.

HadisIrak-BasraKadı+3
Büşra Çetin
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hicrî ilk iki asır kûfe kadılarının hadisle ilişkisi

Hicrî 17 yılında bir ordugah şehri olarak kurulan Kûfe zamanla stratejik öneminin yanında ilmî ve siyasî açıdan da önemli bir konuma gelmiştir. Pek çok ilmî ve fikrî hareketi bünyesinde barındıran Kûfe, hadis ve fıkıh ilimleri ve bunların gelişimi bakımından araştırılmaya layık pek çok hususu içermektedir. Görevi gereği doğrudan fıkıhla ilgili olan kadıların hadisle ilişkisini tespit etmek hadis ve fıkıh ilimlerinin birbirlerine göre konumu ve etkileşimleri açısından incelenmeye layıktır. Bu doğrultuda bu çalışmada ilk iki asır Kûfe kadıları hadis rivayetiyle ilişkileri bakımından ele alınmıştır. Kadılar, cerh-ta'dîl durumu, rivayet sayısı, fetva-rivayet ilişkisi ve kadıların birbirleriyle ilişkisi bakımından, râvî kimlikleri dikkate alınarak incelenmiştir. Bunun yanında kadılar, kadı kimlikleri dikkate alınarak siyasetle ilişki, fıkhî müktesebat ve ilmî ehliyet bakımından da değerlendirilmiştir.

17. yüzyılHadisIrak-Küfe+3
Elif Koç
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hicrî ilk üç asırda mekke kâdılarının hadis ilmi ile ilişkileri

Kâbe'nin Mekke'de yer alması ve kutsal kabul edilmesi sebebiyle Mekke İslâm öncesinde ve sonrasında Arap yarımadasında önemli bir konuma sahip olmuştur. Hz. Peygamber'in tebliğinden sonra, Müslümanlar ve müşrikler arasındaki mücadele sonucunda Müslümanlar Mekke'den Medine'ye hicret etmiştir. Fakat Mekke'ye olan ilgi, Kabe'nin orada olması sebebi ile değişmemiştir. Müslümanlar için büyük bir öneme sahip olan Mekke'nin ilmî yapısının önemli bir parçası olan kâdıların hadis ilmiyle ilişkilerini ve bu ilme katkılarını tespit etmek önem arz etmektedir. Bu sebeple Mekke'nin hicrî ilk üç asırda görev yapmış olan kâdıları incelenmiş ve 44 kâdı tespit edilmiştir. Tespit edilen bu kâdıların hadis ilmine olan katkılarını ortaya koyabilmek için hadis ilmiyle ilişkisi olanlar araştırılmış ve 20 kâdıya ulaşılmıştır. Bu kâdılar öncelikle hadis rivâyetindeki güvenilirlikleri bakımından taksim edilmiştir. Sonrasında ise beş zayıf râvi, kâdılık ve hadisçilikleri açısından öne çıkmış olan dört güvenilir râvinin cerh-ta'dil durumları, rivâyetleri, kâdılık ve fıkhî yetkinlikleri detaylı olarak araştırılmıştır. Hadis ilmiyle ilişkisi olan diğer 11 kâdı ise sadece cerh-ta'dil durumları açısından araştırılmıştır. Elde edilen bilgiler kâdıların hadis rivâyetiyle ilişkileri ve kâdılıkları olarak değerlendirmeye tabii tutulmuştur. Son olarak da râvilerin rivâyetleri üzerinden oryantalistlerin kâdıların hadis uydurmalarına dair iddiaları değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mekke, Kâdı, Hadis, Fıkıh, İlk Üç Asır

HadisKadıKur'an-ı Kerim+3
Şeyma Nur Baytar
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Nişancızâde'nin Nûru'l-'Ayn adlı eserinin tahkik ve tahlili (12- 19.fasıllar)

Nişancızâde, on yedinci yüzyılda yaşamış bir Osmanlı fakihidir. O, Nûru'l-'Ayn fi Islahî Câmi'u'l-Fusûleyn adlı bir eser kaleme almış ve bu eserde Şeyh Bedreddin'e ait olan Câmiû'l-Fusûleyn'e yönelik iyileştirici çalışmalar gerçekleştirmiştir. Nişancızâde bu eserinde Şeyh Bedreddin'in muâmelât ve yargılama hukukunda uzun yıllar kullanılan Câmi'û'l-Fusûleyn adlı eserini düzenlemiş, ilave başlıklar koymuş, bazı başlıkları çıkarmış, yer yer de Şeyh Bedreddin'i eleştirip alternatif fetvalar nakletmiştir. Biz de yaptığımız çalışmada Nişancızâde'nin Nûru'l-'Ayn adlı eseri yazma sebebi olan iyileştirici çalışmaları ön plana aldık. Osmanlı döneminde kâdılık, müderrislik hatta kazaskerlik yapan çok yönlü bir alimin kendi döneminde kâdılar tarafından kullanılan eserinin ilim dünyasına kazandırılmasını hedefledik. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın ilk kısmında Nûru'l-'Ayn'ın 12-19. Fasılları ile Câmi'û'l-Fusûleyn'ın 12-19. Fasılları arasını üslup ve telif tarzı yönüyle karşılaştırdık. Bu bölümde özellikle Nişancızâde'nin Şeyh Bedreddin'den farklı bir metot izlediği tasarruflarına odaklandık. İkinci bölümde tahkik çalışması gerçekleştirdik. Bu bölümde müellif hatlı Topkapı Sarayı nüshası ile Âşır Efendi nüshasını temel aldık.

17. yüzyılKadıMuamelat+7
Esra Karadeniz
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Nişancızâde'nin Nûru'l-'Ayn adlı eserinin tahkik ve tahlili (25-31. fasıllar)

Şeyh Bedreddin tarafından kaleme alınan ve uzun yıllar kâdıların el kitabı olarak kullandığı yargılama usulü alanındaki önemli örneklerinden Câmi'u'l-Fusûleyn'i, Şeyh Bedreddin'den yaklaşık iki yüzyıl sonra yaşamış Nişancızâde ıslah etmek amacıyla düzenleyerek Nûru'l-'Ayn fi Islâhi Câmi'i'l-Fusûleyn adlı eseri telif etmiştir. Bu çalışma Nûru'l-'Ayn'ın 25 ve 31. fasıllarıyla Câmi'u'l-Fusûleyn'in 26 ve 32. fasılları arasının karşılaştırılmasını ve incelenmesini amaçlanmıştır. Bu fasılların içerdiği başlıklar ve konular genellikle aynı olup Nişancızâde gerekli gördüğü yerlerde değişiklikler yapmıştır. Araştırmamız iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde iki eser arasında muhteva mukayeyesi yapılmıştır. Muhteva mukayeyesinde önce iki eser arasındaki ortak olan konuların neler içerdiği fasıllara göre kısaca anlatılmış ardından üslup ve telif tarzından kaynaklanan farklılıklarla konu bakımından farklılıklara değinilmiştir. Bu farklılıklarda Nişancızâde'nin nerelerde hangi yöntemlerle tasarrufta bulunduğu ve bu tasarruflarıyla nasıl bir ıslah çalışması yaptığı incelenmiştir. İkinci bölümde ise Nûru'l-'Ayn' ın 25-31. fasılları, aralarında bazı farkların bulunduğu iki farklı müellif nüshası baz alınarak tahkik edilmiştir.

17. yüzyılKadıNişancızade Mehmed Efendi+3
Fatma Sena Yasan
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Nişancızâde'nin Nûru'l-'Ayn adlı eserinin tahkik ve tahlili (1-6. fasıllar)

Bu çalışma, Nişancızâde Mehmed Efendi'nin kendisinden iki asır önce yaşamış Şeyh Bedreddin'in Câmiʿu'l-fusûleyn adlı eseri üzerine hazırladığı Nûru'l-'ayn adlı eser hakkındadır. Nûru'l-'ayn'ın müellifi Nişancızâde Muhyiddin Mehmed kâdılık yaptığı dönemde Câmi'u'l-fusûleyn'e sıkça başvurmuş, duyduğu ihtiyaç üzerine muhtemelen mülâzemet dönemlerinden birinde eseri düzenlemeye girişmiştir. Nûru'l-'ayn, Câmi'u'l-fusûleyn üzerine yapılan diğer çalışmalarla kıyaslandığında eserin bütünü üzerine yapılmış olması ile dikkat çekmektedir. Nişancızâde'nin çıkış noktası eserin kullanımını kolaylaştırmaktır. Nüshalarının çokluğu, fıkıh literatüründe kullanıldığının bilinmesi ve bazı yazmalarda kadıların esere teveccühüne işaret eden notların bulunması eserin aktif olarak kullanıldığı ve kabul gördüğünü göstermektedir. Çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci ana bölüm eserin ortaya çıktığı dönem ile müellifinin hayatını anlatan ve teze konu olan eserin tanıtımını yapan üç kısımdan oluşmaktadır. Bu bölümün eserin anlaşılmasına zemin hazırlaması amaçlanmaktadır. İkinci ana bölüm Nûru'l-'ayn metninin Câmiʿu'l-fusûleyn ile karşılaştırılmasıyla elde edilen bulguların değerlendirilmesine ayrılmıştır. Üçüncü ana bölümde ise eserin I-VI. fasıllarının tahkikli metnine yer verilmiştir. Bu sayede proje tamamlandığında XVI-XVII. yüzyıl Osmanlı hukuk literatürüne ait bir yazma eser ilim dünyasının istifadesine sunulmuş olacaktır. Anahtar Kelimeler: Nişancızâde, Nûru'l-'ayn, Şeyh Bedreddin, Câmiʿu'l-fusûleyn, Yargılama Usulü, Kâdı, Kaza, Osmanlı, XVI. Yüzyıl, XVII. Yüzyıl

KadıNaziru'l-AynNişancızade Mehmed Efendi+4
Rukıyye Hacifettahoğlu Güleçyüz
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Bedâyiü's-Sukûk: Bir Osmanlı kadısının hukuk pratiği

Bu tezde Mehmed Sâdık b. Mustafa Şânîzâde'nin (ö. 1791) Bedâyiü's-Sukûk adlı sakk mecmuası tarihî bir metin olarak incelenmiştir. 18. yüzyılda kaleme alınan mecmuanın mukaddimesinde, nadir olan davalara da yer verildiğinin belirtilmesi bu mecmuayı diğer sakk mecmualarından ayırmaktadır. Şânîzâde'nin olağan davaların dışında, benzerine çok da rastlanamayacak davalara yer vermesi, kadılara yol gösterme konusundaki gayretinin bir sonucudur. Hem içerik hem de şekil bakımında oldukça özenli derlenmiş bu mecmuada ilâmlar çoğunlukta olmak üzere, hüccet ve vakfiye örnekleri ile elkâb suretleri, davet tezkireleri ve vakfiye imza suretlerine yer verildiği görülmektedir. Mecmuanın Beyazıt Devlet Kütüphanesi, Beyazıt nr. 2675'te bulunan yazma nüshası üzerinde yapılan bu çalışmada tamamı incelenmiştir. Mecmuada bulunan nadir davalar, devlet adamlarıyla ilgili davalar ile elkâb suretleri, davet tezkireleri ve vakfiye imza suretleri bu çalışmanın ana bölümleridir. Her bir kayıt kadı için neden önemli olabileceği sorusu üzerine değerlendirilerek, Osmanlı kadısının çalışma şekli hakkında çıkarımlarda bulunulmuştur. Yapılan bu çalışma sonucunda sakk mecmualarının kadı için meslekî bir kılavuz olmasının yanı sıra, içinde bulunan dava konularının çeşitliliği dolayısıyla pek çok alanda tarihi tamamlayıcı bir kaynak niteliğinde olduğu ve tarih çalışmalarında önem arz eden birincil kaynaklar olduğu görülmüştür.

18. yüzyılBedayiü's-SukukKadı+7
Zekiye Melike Adıbelli
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

XVIII. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Anadolusu'nda kadı ve mahkeme (1760-1770)

Osmanlı devleti, adalet kavramına büyük önem vermiş, sınırları içerisinde yaşayan her kesime adaleti ulaştırma gayreti içerisinde olmuştur. Bu amaçla egemenliği altında bulunan coğrafyanın hemen her köşesinde askerî-idari birimler yanında adlî birimler olan ve ahalinin gerek birbirleriyle gerekse resmî kurumlarla olan hukuki sorunlarının çözüme kavuşturan kazaî birimler ihdas etmişlerdir. Kaza olarak adlandırılan bu adlî birimin başına ise en önemli görevi bir hakim olarak kaza mahkemelerinde ahalinin sorunlarını çözüme kavuşturmak olan kadılar atamışlardır. Ancak adaleti sağlama noktasında ahalinin başvurabileceği tek merci kaza mahkemeleri değildir. Devletin en önemli yönetim organı olan Divân-ı Hümâyûn da daha alt birimleri ile devletin her coğrafyasından ahalinin sorunlarının çözümü adına başvurabileceği diğer bir merci olmuştur. Bu durumda Osmanlı sınırları içerisinde yaşayan her kesimden ahalinin hukuki sorunlarının çözümü adına başvuruda bulunabileceği iki ana mercii olduğu görülmektedir. Bu çalışmada, 1760-1770 yılları arası on yıllık dönemde Osmanlı Anadolu coğrafyasında bulunan Kastamonu, Manisa, Ayıntab ve Adana kazaları örnekleminde, Osmanlı kaza mahkemelerinin yapısı ve işleyişi yanında, kaza mahkemelerine sorunlarının çözümü adına gelenlerin mekânsal dağılımı, mahkemelere hangi tür davaları daha yoğunlukta getirdikleri, bu davaları hangi ispat vasıtaları ile ne oranda kazandıkları, mahkemede görülen davaların çözümüne hangi görevlilerin ne oranda ne gibi katkılar yaptıkları ile ilgili hususlar ortaya konmaya çalışılmıştır. Bunun yanında diğer bir şikâyet mercii olarak görev yapan Divân-ı Hümâyûna, ilgili kazalardan ne sayıda ve türde şikâyet gittiği ortaya konularak, bunun kaza mahkemelerine gelen dava sayıları ve türleri ile karşılaştırması yapılmaya çalışılmıştır. Böylece ilgili kazalar ahalisinin şikâyet mercii tercihleri ve bunlara etki eden faktörler değerlendirilmeye çalışılmıştır. Ayrıca Divân-ı Hümâyûndan kazalara gönderilen hükümlerde, Divân-ı Hümâyûn ve kaza mahkemeleri ilişkisi, şikâyeti havi sorunun çözümü adına görevlendirilen görevlilerin kaza mahkemelerinde ne oranda sorunun çözümüne katkı sağladıkları, kaza mahkemelerine ve Divân-ı Hümâyûna birden fazla kez iletilen şikayetler üzerinden gerek kaza mahkemelerinin gerekse Divân-ı Hümâyûnun sorun çözebilme becerisi, aynı zamanda bir istinaf kurumu olarak görev yapan Divân-ı Hümâyûnun kaza mahkemelerinde görülen davaları ne oranda istinafen inceleyip ne gibi kararlar verdiği gibi hususlar bu çalışmada ortaya konulmaya çalışılan diğer hususlardır.

Divan-ı HümayunKadıMahkemeler+7
Feyzullah Yerlikaya
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

The Ottoman government and the Egyptian question: Judicial reform and politics (1800-1914)

The Ottoman Government and the Egyptian Question: Judicial Reform and Politics (1800-1914) The judicial and political relationships between Istanbul, the capital of the Ottoman Empire and Egypt as its privileged province constitute two central issues of this work. Its span covers approximately the time when the administrative bounds started to weaken as of the late eighteenth century to the outbreak of the World War I which denotes the final rupture of the relationships. Yet, in spite of the erratic nature of the bounds, the relationships between Istanbul and Egypt proceeded in an interactive process in essence. Therefore, the perspective of this work is based on the concepts of continuity-synthesizing rather than decline-fall. The province of Egypt entered the era of reform as of the early nineteenth century, which was not different from the center of the Ottoman Empire in nature. Moreover, the judicial field was among the first to be restructured in both locations. This works shows that the modernization in Egyptian judiciary is assumed to be a very significant pretext to be used on the way to independence from the Ottoman Empire by the Egyptian authorities. It sheds light on the mechanism by which Egyptian authorities could succeed in getting concessions and further privileges from the bureaucrats of the Sublime Porte. The office of the kadi of Egypt, for its capacity as to represent the sovereignty of the Ottoman sultan-caliph over Egypt at the highest level was delineated at length. Also, the attitudes of the kadis towards the reforms and the reactions of the various circles in Istanbul and Egypt against the attempts at changing the jurisdiction of the kadi court were discussed accordingly. The nature of the bounds between Istanbul as capital of the Ottoman Empire and the province of Egypt were closely related to the insufficiency of the Ottoman military power, the defeats at the battle fields and the conjuncture. The possibility of Egypt to came to the fore as an alternative encompassing power to replace the waning Ottoman authority in the Middle East. This work deals with the means of the Egyptian khedives as to gaining the status of a fully independent political actor like a sultan and their activities to become a religious leader along with the counterworks set against them.

AdliBabıaliPalestine+6
Mustafa İnce
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı görsel kültüründe ulemanın temsili

İlmiye teşkilatı Osmanlı Devleti'nin seyfiye ve kalemiye ile birlikte üç ana meslek kolundan biridir. İlmiye teşkilatında farklı meslek kollarında istihdam edilen ulema, devletin kuruluş aşamalarında yargıçlık, dini eğitim ya da halka rehberlik gibi önemli görevleri yerine getirmişken Fatih Sultan Mehmed devrinde ilmiyenin gelişimini tamamlaması ile asli görevlerine kavuşmuştur. Devlet kademelerinde önemli makamları bulunan ulema sultanlar, hanedan mensubu kişiler ya da devlet erkânıyla oldukça yakın konumdadır. Devlet teşrifat ve teşkilatında üst makamlarda bulunan ulema, Osmanlı görsel kültüründe de bulundukları makam ile paralel olarak temsil edilmiştir. Osmanlı görsel kültüründe temsil edilen ulemayı cülus törenlerinde, taht yolculuğu sırasında sultanlara eşlik edenken, Dîvân-ı Hümâyun toplantılarında, ilmi toplantılar esnasında, görevlerini icra ederken, hanedan üyelerinin cenaze törenlerinde, hanedan düğünlerinde, şenliklerde, geçit alaylarında, kabul sahnelerinde, savaş ve seferlerde, hayatlarından kesitlerin sunulduğu sahnelerde ve kıyafet albümlerinde görmek mümkündür. Ulemanın görsel kültüre yansıması devlet protokolünde ve ilmiye teşkilatında bulundukları konum ile bağlantılıdır. Osmanlı Görsel Kültüründe Ulemanın Temsili konulu tez çalışması Osmanlı ilmiyesinin üyeleri olan padişah hocası, şeyhülislam, Rumeli ve Anadolu kazaskerleri, nakîbüleşraf, müneccimbaşı, hekimbaşı, kadı ve müderris gibi ulemanın resim sanatındaki temsil biçimine yönelik değerlendirmeler içermektedir. Osmanlı görsel kültüründe tespit edilen ulema ilk olarak içeresinde bulunduğu sahnede, sonrasında ise ilmiye teşkilatında mevcut olan hiyerarşik düzen içerisinde değerlendirilmiştir.

Görsel kültürKadıMüderrisler+6
Meryem Canseven
Pamukkale University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Devleti'nde kadıların askeri seferler sırasındaki görevleri

Osmanlı Devleti, sınırlarını genişletmesiyle beraber toprak düzeninin şekillenmesini etkilemiş; ülke eyaletlere, eyaletler sancaklara, sancaklar ise kazalara ayrılmıştır. Eyaletlerde beylerbeyi, sancaklarda sancakbeyi ve kazalarda da kadılar yer almıştır. Osmanlı Devleti kurulduğu andan itibaren devletin kurumları arasında yer alan kadılar, belli bir süreliğine kaza adı verilen yerlere atanarak, görev bölgelerinde yargı yetkisine sahip hakimliği, merkezden gelen emirleri uygulamayı ve denetlemeyi, yetki alanını kapsayan yerlerde beledi hizmetleri yerine getirmeyi üstlenmiştir. Yargıçlık, mülki ve idari görevlerine ek olarak kadılar, devletin hem karada hem de denizde savaşa giriştiği zaman sefer organizasyonlarının içerisinde yer almıştır. Bu çalışmada mühimme defterlerindeki hükümler tasnif edilerek, XVI. yüzyılın ikinci yarısından XVIII. yüzyılın sonuna kadar olan dönemi kapsayan seferler sırasında kadılara gönderilen emirler incelenmiştir. Mühimme defterlerine göre kadılık kurumu ve sefer organizasyonları birleştirilerek, kadılardan sefer zamanı yerine getirilmesi istenilen görevler tespit edilmeye çalışılmıştır.

Askeri hazırlıklarKadıLojistik hizmetler+2
Yiğit Ali Fırat
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

1778/24 no'lu Samsun Şer'iyye Sicilinin (1-50 vrk arası) transkripsiyon ve tahlili

Ortaya koymaya çalıştığımız yüksek lisans tezimizde 19. yüzyılın son çeyreğine ait 1778/24 numaralı Samsun Şer'iyye Sicili'nin ilk elli varağı günümüz harflerine çevrilerek defterde bulunan bilgiler ışığında o dönemde Samsun'da mevcut olan toplumsal, ekonomik ve kültürel yapı değerlendirilmeye çalışılmıştır. Giriş kısmında araştırmamızın amacı, önemi, kapsamı ve yöntemi üzerinde durulmuştur. Yine Samsun Şer'iyye Sicillerine dair genel bilgiler verilerek Şer'iyye Sicillerinin içeriği ve önemi aktarılmaya çalışılmıştır. Ayrıca, Osmanlı Devleti'nde mevcut bulunan adli teşkilatlar ve bu teşkilatlar bünyesinde yer alan yetkililer irdelenerek kurum ve kişiler hakkında gerekli bilgiler ortaya konmuştur. Adli teşkilatın en önemli yetkili kişisi olarak özellikle Kadı ve Kadı'nın özellikleri, Kadı yardımcıları olarak Naibler, Muhzırlar, Katipler ve Kassâmlar hakkında bilgi ve değerlendirmeler ortaya konmuştur. Kadıların tuttuğu kayıtlar olarak İ'lâm, Hüccet, Tereke, Vakfiye, Ma'ruz ve Mürasele; başka makamlardan gönderilip de sicillere giren belgeler olarak da Ferman, Berat, Tezkire ve Temessükler hakkında bilgi verilmiştir. Tüm bu bilgilerin ardından 1778/24 numaralı Samsun Şer'iyye Sicil Defteri'nin ilk elli varağının tanıtımı yapılmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünü 1778//24 numaralı Samsun Şer'iyye Sicil Defteri'nin ilk elli varağının Osmanlıca metninin günümüz harflerine transkripsiyonu oluşturmaktadır. Üçüncü bölümde ise incelediğimiz Samsun Şer'iyye Sicillerine dair değerlendirmeler yapılmıştır. Samsun'daki meslek grupları; sosyal, dini ve etnik yapı; kültürel ve iktisadi hayat üzerine veriler üzerinden değerlendirmeler gerçekleştirilmiştir. Son olarak ise sicil hakkında genel bir değerlendirme gerçekleştirilerek sonuç bölümüyle çalışmamız bitirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Kadı, Samsun Tarihi, Canik Sancağı, Şer'iyye Sicilleri

19. yüzyılCanik SancağıKadı+4
Bilgehan Şahin
Hitit University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

17 No'lu (H. 1156-1157 M. 1743-1744) Adana şer`iyye sicili tarnskripsiyon ve kataloğu

18. yüzyılAdanaKadı+4
Metin Ceylan
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
1996
00
Master'sOpen AccessTR

6 numaralı Adana şer`iyye sicili (H. 1203/M. 1788-H. 1204/M. 1789)

18. yüzyılAdanaKadı+5
Feyzi Kaplan
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1996
20
Master'sOpen AccessTR

10 Numaralı Adana Şer`iye Sicil Defteri; 1241 / 1825 - 1260 / 1844

19. yüzyılAdanaAdliye teşkilatı+4
Ahmet Küçük
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1996
10
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı hukuk sisteminde Kadılık kurumu

Yüzyıllar boyunca Asya, Avrupa ve Afrika'daki büyük topraklarıyla hüküm süren Osmanlı Devleti, idari sisteminin istikrarlı bir şekilde ilerlemesi için gerekli mekanizmaları sağlamaya çabalamıştır. Altı yüzyıl gibi uzunca bir süre yaşamını sürdürmüştür. Bu kadar uzun süre ayakta kalmasını sağlayan unsurlardan birisi de hukuk sistemidir. Uzun yıllar hukuk sisteminin, sağlıklı işlemesini ise, kadı ve mahkemelere borçludur. Bu çalışmada "Osmanlı Hukuk Sisteminde Kadılık Kurumu" incelenmiştir. Ancak, Tanzimat Dönemi (1839-1876) ve sonrası bu çalışmanın dışında tutulmuştur. Çalışmada tarihsel süreç içerisinde kadılık kurumu incelenmiş, kadıların başvurdukları bilgi kaynakları, adli, idari ve belediye görevleri, eğitim durumları, gelirleri, görev yerleri, atanmaları, görev süreleri, yardımcıları, unvan ve konumları, protokol ve törenlerdeki yerleri, terfi sistemleri, denetim ve görevden alınmaları, kadılık kurumunda meydana gelen bozulmalar ile reform çalışmaları ele alınmıştır. Bu çalışmada betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Osmanlı hukuk sisteminde kadılık kurumu hakkında akademik çalışma yok denecek kadar azdır. Bu çalışma ile edinilen bilgilerin, günümüz Türk hukuk sisteminde yapılan çalışmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Hukuk Sistemi, Kadı, Kadılık Kurumu, Kadıların Görevleri, Kadıasker, Kadıların Eğitimi, Kadıların Atanması

AdaletnameKadıKadılık kurumu+7
Kevser Ceylan Koca
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

26 Numaralı Kütahya Şer'iye Sicili Defterinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi

26 numaralı Kütahya şer'iye sicili defteri, 1846 ve 1880 yılları arasındaki tarihlerde yazılmıştır. Kütahya ve Kütahya'ya bağlı olan bazı kasaba, ilçe, köy ve mahâllelere ait belgeleri içermektedir. Şer'iye sicilleri o dönemden günümüze intikal eden mahkeme kararlarının kayıtlarını bize aktarmaktadır. Şer'iye sicilleri Kütahya ve çevresi, ilçe, belde ve köylerinden bahsettiğinden buralardaki sosyal, siyasi, ekonomik ve kültürel yapıyı da bize aktarmaktadır. Çalışmada tezkire, buyuruldu, berât, fermân, vakfiye, mürâsele, i'lâm, mîras, tereke, resmi yazışmalar, şukka, vasî tâyini ve hüccet belgelerinin mahkeme kayıtlarının transkripsiyonu ve değerlendirilmesi yer almaktadır. Defterde mahkemeye intikal eden olayların doğrultusunda bir sonuca varıldığını; ceza verildiği, sürgün edildiği, atama yapıldığı ya da mîrasın paylaştırıldığı belgeleri görmekteyiz. Belgelerin bazı sayfalarında yazılar silik çıktığı mürekkep izi olduğu için buralar (…?) iş'âreti ile gösterilmiştir. Bu şer'iye sicili defterinde çoğunlukla atama i'lâm kayıtlarına bir vakfın mutasarrıfının vefât etmesi ve yerine vekil ya da yeni mutasarrıf atanması gibi örnekleri çokça rastlayabiliriz.

19. yüzyılKadıKent tarihi+7
Rabia Sarıtaş
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

H.1053-1059 (M.1643-1659) tarihli 36 numaralı Ankara şer'iyye sicilinin transkripsiyonu ve değerlendirmesi

Türk siyasî tarihi içerisinde oldukça önemli ve büyük bir paya sahip olan Osmanlı Devleti tarihinin doğru analizi, birinci elden kaynakların rehberliğinde yapılabilmektedir. Bu bağlamda birinci elden kaynak konumundaki arşiv belgelerinin doğru okunması ve değerlendirilmesi oldukça önemli bir yere sahiptir. Bu arşiv kaynakları içerisinde bulunan ve şer'i mahkemelerde görülen dava kayıtları ile merkezden gönderilen belgeleri içeren şer'iyye sicilleri, Osmanlı Devleti tarihinin aydınlatılmasını sağlayacak dokümanlar içerir. Yazıldığı döneme ait siyasî, idarî, hukuki, askerî, iktisadi, mimari, demografik, sosyo-kültürel ve daha pek çok bakımdan önemli bilgiler içermektedir. Bu çalışmada 36 numaralı Ankara şer'iyye sicilinin transkripsiyonu ve değerlendirmesi yapılmış ve defterde yer alan belgeler ışığında H. 1053-1059 (M. 1643-1649) tarihleri arasındaki Ankara şehrinin idarî, sosyal, kültürel ve ekonomik durumu hakkında bilgiler elde edilmiştir.

AnkaraKadıMahkemeler+4
Süheyla Acar
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya şer'iye sicilleri 15 numaralı defterinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi

Çalışmada Kütahya'nın yerleşim yerleri, aile yapısı, aile içi hukukun nasıl işlediği, hayat ve geçim tarzı, sanat ve meslek gurubları, tarım ürünleri, cezalar, vergiler yerleşim yerlerinin ekonomik durumu gibi konular incelenmiştir.Çalışma olarak seçtiğim 15 numaralı Kütahya Şer'iye Sicilli Defteri, Hicri 1243 / Miladi 1828 yıllarına ait Kütahya ve çevresinde hukuka intikal etmiş mahkeme kayıtlarını ihtiva eder. Çalışmada, tereke, miras, resmi yazışmalar, fermanlar, beratlar vakıflar, Naiblik müessesesi, vekil tayini gibi mahkeme kayıtlarının transkripsiyonu, değerlendirilmesi ve tasnif edilmesi yer almaktadır.Osmanlı döneminden günümüze kadar intikal eden bu belgeler, toplumun sosyal, siyasi ve ekonomik yapısı hakkında bize bilgi verirler. Sicillere kaydedilmiş bilgilere bakarak halkın sosyal yapısını ve ikili ilişkilerini, miras ve tereke kayıtlarına bakarak ekonomik yapıyı, merkezden gönderilen kararnâmelere bakarak merkezi idare ile taşra arasındaki ilişkilerin muhtevasını öğrenebiliriz. Ayrıca belgelerin tarihine bakıldığında Yeniçeri ocağının .kaldırılması üzerinden henüz iki yıl geçtiğini ve yeni kurulan Asakir-i Mansure-i Muhammediye Ordusunun ve Donanmay-ı Hümayunun ihtiyaçlarını karşılamak için merkezden gelen fermanları sıkça görebilmekteyiz.Anahtar Kelimeler: Miras, Ferman, Kadı, Sosyal Hayat, Hukuk Sistemi

19. yüzyılHukuk sistemiKadı+6
Mustafa Yavuz
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı yargı teşkilatında nâib

Nâib Osmanlı yargı teşkilatında görev alan kadı yardımcılarındandır. Kadıya vekaleten hukuk ve ceza davalarını görebilmiş, mahkeme dışında icra edilmesi gereken işlemleri yerine getirmiştir. İslam hukukunun teşekkül ettiği ilk dönemlerde nâiblik uygulaması ortaya çıkmıştır. İslam hukukunda kadıların nâib tayin edebilmesi velayet-i amme yetkisi çerçevesinde olup nâib devlet başkanının vekili olarak kabul edilmiştir. Osmanlı klasik dönem kanun düzenlemelerinde nâibler hakkında çeşitli hükümler mevcut olmuştur. 18. yüzyılda nâiblerin tayininde değişikliğe gidilmiş ve sınav sistemi getirilmiştir. 1838 yılı itibariyle o zamana kadar uygulanan kadıların görev yerlerine nâib göndermeyip bizzat gitmeleri politikası terk edilmiştir. Kadıların kendileri yerine nâibler tayin etmesi ve bu uygulamanın giderek yaygınlaşmasıyla Tanzimat dönemi itibariyle kadılar kavramsal olarak nâib şeklinde anılmıştır. 1855 Nüvvâb Hakkında Nizamname yalnızca nâibler hakkında bir düzenleme olmakla birlikte nüvvâb ile kastedilen şer'iye mahkemesi hakimleri olmuştur. Osmanlı uygulamasında farklı isimlerle anılan çok sayıda nâib mevcut olmuştur. Nâibler icra ettikleri görevler bakımından genel yetkili ve özel yetkili nâibler olmak üzere iki kategoriye ayrılmalıdır. Nâibler hukukun her alanına dair meselede görev alabilmiş, çeşitli idari işler yürütmüştür. Nâiblerin vermiş olduğu kararlar farklı makamlar aracılığıyla denetlenebilmiştir. Nâibler mahkemelerin boş kalmaması ve yargı işlerinin hızlı yürütülmesi bakımından faydalı olmuştur. Ancak mesleğe girenlerin niteliği, atama usulleri ve ekonomik sebeplerle zaman içerisinde kurumda yozlaşma meydana gelmiştir. 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe giren 7413 sayılı Kanun'da yer alan hakim ve savcı yardımcılığına tarihimizdeki en yakın kurum nâibliktir. Nitekim söz konusu kanun hükümleri ile Tanzimat dönemi nâiblik kurumu hakkındaki düzenlemeler benzerlik göstermektedir.

KadıNaipOsmanlı Devleti+3
Betül Kayar
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çerkeş 5 numaralı şeriye sicili, transkripsiyon ve değerlendirme [H.1297-1301 (1880-1884]

Türk-İslam devlet geleneğini devam ettiren Osmanlı Devleti her alanda adalete önem vermekteydi. Şer'iyye sicillerini, kadıların tuttuğu mahkeme kayıtları, merkezden gelen ferman, emir ve beratlar oluşturmaktadır. Bu çalışma Çankırı Çerkeş'e ait beş numaralı sicil defterinin trankripsiyon ve değerlendirmesini içermektedir. Araştırma da kadılık kurumu ve şer'iyye sicil defterleri hakkında kısa bilgiler verilmiştir. Çalışma, Çerkeş'in kısa tarihi anlatılarak desteklenmiştir. Çerkeş beş nolu şeriye sicilinde yer alan konular tasnif edildikten sonra trankripsiyonu yapılmıştır. Beş numaralı Çerkeş şer'iyye sicili toplamda 66 pozdan oluşmaktadır. Hükümlerin içeriğinde vakıf, tereke, nafaka, vasi tayini, vekâlet, borç-alacak davaları, merkezden gelen emirler ve diğer kurumlarla yapılan yazışmalar vardır. Çalışmanın amacı; Çerkeş'in 19. Yüzyılın son çeyreğinin toplumsal ve hukuki hayatını gün yüzüne çıkararak yapılacak çalışmalara katkıda bulunmaktır.

Hüccet DefteriKadıOsmanlı Dönemi+4
Muhammed Sıddık Şayir
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

218 numaralı Manisa Şer'iyye Sicili transkripsiyon ve değerlendirmesi (H. 1185-1187/M. 1771-1773)

Antik Çağlardan günümüze kadar çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapan Manisa Saruhanoğulları Beyliği ile Türk egemenliğine girmiş, sonrasında Osmanlı Devleti'nin klâsik taşra teşkilatında Saruhan Sancağı'nın bir kazası olarak yer almıştır. Çalışmaya konu olan 218 numaralı Manisa şer'iyye sicili H.1185-1187 (M.1771-1773) tarihini taşımakta olup Manisa Kazası'nın bu dönemine ait bilgilere sahiptir. Bunlar; Vergi kayıtları ve tereke kayıtları, kaza, nahiye, mahalle ve köy gibi idarî birimlerin taksimatı, tarım ve hayvancılıkla ilgili belgeler, ticaret, alım-satım, vakıflar, eşkıyalık hadiseleri olarak sıralanabilir. Çalışmada 218 numaralı şer'iyye sicilindeki bilgiler bilimsel olarak tasnif edilmiş ve sırasıyla ele alınmıştır. Bu bağlamda H.1185-1187 yılları arasındaki Manisa kazasının hukûkî, siyasî, sosyal, ekonomik, kültürel, askerî yönleri mevcut şer'iyye sicilindeki veriler çerçevesinde ortaya konulmaya çalışılmıştır. Öncelikle Manisa şehrinin kısa bir tarihi ardından şer'iyye sicilleri hakkında bilgiler verilmiş, 218 numaralı şer'iyye sicilinin değerlendirme ve transkripsiyonu yapılmıştır. Çalışmayla Manisa şehri bağlamında Osmanlı Devleti'nin 18. asrına bir nebze de olsa ışık tutulmaya çalışılmıştır.

KadıManisaMustafa III+2
Tuğba Dükar
Manisa Celal Bayar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
10

Related subjects