Endometrial neoplasms

68 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Endometrium kanserinde sağkalım ve ilişkili faktörler

Endometrium kanseri gelişmiş ülkelerde en sık görülen jinekolojik malignitedir. Obezite ve beklenen yaşam süresinin artmasıyla endometrium kanserinin prevelansının artması beklenmektedir. Bu çalışmada endometrium kanseri tanısı alan hastaların, hastalıksız sağkalım ve genel sağkalımı incelenmiş olup sağkalımı etkilediği bilinen evre, myometrial invazyon, lenf nodu metastazı gibi klasik prognostik verilerin yanı sıra immün boyama sonuçlarıyla ilişkisi araştırılmıştır. Ayrıca bu faktörlerin ve sağkalımın adjuvan tedavi ile ilişkisi araştırılmıştır. Bu çalışmada 2018-2022 yılları arası kliniğimizde takibi ve tedavisi gerçekleştirilen endometrium kanseri tanılı hastalar dahil edilmiştir. Hastalara evreleme amacıyla cerrahi uygulanmış olup, rutin olarak histerektomi ve salpingo-ooferektomi ve pelvik-paraaortik lenf nodu disseksiyonu gerçekleştirilmiştir. İleri yaş, diyabetes mellitus, myometrial invazyon derinliği, tümör çapı, servikal invazyon varlığı, tümör evresi, tümörün histolojik grade'i, pelvik – paraaortik lenf nodu metastazı, p53 ekspresyon bozukluğu, MLH-1 ekspresyon kaybı, MSH- 2 ekspresyon kaybı, adjuvan kemoterapi tedavisi ile sağkalım arasında istatistiksel anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Ek hastalık olması, lenfadenektomi yapılmasının, lenfovasküler invazyon varlığı, MSH-6 ekspresyon kaybı, PMS2 ekspresyon kaybı, adjuvan brakiterapi ve adjuvan radyoterapi tedavisi uygulanmasının sağkalım ve nüksle anlamlı ilişkisi saptanmamıştır. Dünya Sağlık Örgütü'nün 2020 yılında yayınladığı sınıflamaya göre endometrium kanserinde moleküler belirteçlerin prognozu belirlemede yeri artmaktadır. Bu çalışmada, klasik prognostik faktörlerle birlikte moleküler belirteçleri ve adjuvan tedavi yöntemlerinin de sağkalımla ilişkisi incelenmiş ve sağkalımı etkileyen faktörler tespit edilmeye çalışılmıştır. Yeni moleküler parametrelerin klasik paremetrelerle birlikte incelenerek prognoz tayini yapılabilmekte ve adjuvan tedavi bunlara dayanarak ayarlanabilmektedir. Bu perspektiften yola çıkılarak endometrial kanserin yönetimi giderek daha minimal invazif ve daha basit cerrahi yöntemler ile yönetilebilir hale gelmektedir. Bu nedenle benzer çalışmaların daha fazla yapılmasına ve bunların derlenmesine ihtiyaç vardır.

Endometrial hiperplaziEndometrial neoplazmlarNeoplazmlar+1
Bahadır Alper Sargın
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kliniğimizde endometrial biyopsi sonucu maling olan hastaların frozen ve ana patoloji sonuçlarının değerlendirilmesi

Endometrium kanserinin tedavisinde primer tedavi cerrahidir . endometrial biyosi sonucu EK olan hastaların frozen ve ana patoloji sonucuyla uyumunu beliriemek ve frozen yapılan hastalar da cerrahi sürede frozenda tümör histolojisi, grade , servikal tutulumu tümör capi ve myometrial uyumu yönlendirilmesinde oldukça önemlidir. Frozen inceleme ile düşük riskli hastalarda gerekli olmayan cerrahiyi yapmamak hastanın ameliyat süresini, morbiditesi ve maliyeti önemli boyutta azaltır. Yüksek riskli hastalarda ise uygun cerrahinin yapılması hastanın yaşam süresini belirgin olak etkiler . Bu çalışmanın amacı endometrial biyopsi sonucu endometrium karseri olan hastalada frozen inceleme ile ana patoloji arasında uyum oranını değerlendirmek ve ayrıca frozen incelemenin intraoperatif uygun cerrahi tedavi yönetimini değelirlemektir Bu çalışmaya 01 Ocak 2018 ve 30 Aralık 2022 tarihleri arasında, endometrial biyopsi sonucunda endometriun karsinom saptanması nedeniyle Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı bölümünde 81 hasta cerrahisi yapılan, frozen ve ana patolojisi mevcut olan 81 hasta tümör çapı,myometrial invazyon, tümör histolojisi, grade ve servikal tutulum açısından retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların kliniko-patolojik verileri hasta dosyaları ve hastane bilgi sisteminden elde edildi. Çalışmada elde edilen bulgula istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 (IBM SPSS, Türkiye) programı kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metodların (Ortalama, Standart sapma, frekans) yanısıra niceliksel parametreler arasındaki uyumun belirlenmesinde Sınıf içi korelasyon katsayısı (ICC), niteliksel parametreler arasındaki uyumun belirlenmesinde Kappa uyum katsayısı hesaplandı. Sonuçlar %95 güven aralığında ve anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi Hastaların Yaş ortalamaları 62,84±8,024 yıldır.en genç hasta 36 yaşında en yaşlı hasta 83 yaşındadır.. Ameliyat süreleri 90 dk ile 150 dk arasında değişmektedir. endometrial biyopsi sonucu EK olan ana patolojide 2 hastanın sonucu beninğ saptanmiştır. %2,4(2/81) Bu hastaya biyopsi sonucu uyumsuzluğu nedeniyle gereksiz cerrahi yapılmiştır.Frozen incelemede ise 3 hasta beninğ( %3,6( 3/81) )saptanmiştır.frozen ile ana patoloji tanısı arasındakı uyum oranı grade, myometrial invazyon, , tümör çapı ve servikal tutulum için Kappa uyumu sırasıyla , %66,4, %77,1, %83,4 ve %97,6 saptandı. 81 hastanın myometrial invazyon ve grade uyumsuzlugu nedeniyle 25 fazladan lenfoktomi yapıldı.2 hastada grade ve myometerial uyumsuzluk nedenıyle gerekli olan cerrahi tedavi yapılmamıştır.Bu çalışmada sonuçlarına bakıldığında biyopsi, frozen ve ana patoloji karsılastırıldığında sonuçlar orta düzeyde uyumlu ve frozen incelemenin yüksek ve düşük riskli endometrium kanserinin ayırt etmede ve dolayısıyla cerrahi planlamada etkinliğinin ve güvenilirliğinin istatistik anlamlı olduğu görüldü. Frozen ve ana patolojide grade ve myometrial invazyon orta derecede uyumdur.tümör çapı ve servikal tutulum arasında neredeyse mükemmele yakın uyum saptanmıştır. Bu faktörler, endometrium kanseri olan hastalarda lenfadenektomi gerekliliği ile ilgili intraoperatif karar vermeyi yönlendirmek için kullanılabilir.

BiyopsiEndometrial hiperplaziEndometrial neoplazmlar+3
Mehmet Öztürk
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Seröz endometrium kanserli olgularda tedavi sürecinin klinik sonuçlara etkisinin değerlendirilmesi

Endometrium kanseri tüm dünyadaki kadın kanserleri arasında en sık görülen altıncı kanserdir. Seröz endometrium kanseri sıklık açısından endometrioid histolojik alt tipten sonra ikinci olarak gelmektedir ve endometrium kanseri vakalarının %10'unu oluşturmaktadır. En önemli özelliği ise endometrium kanseri ilişkili ölümlerin %40'ından seröz alt tipin sorumlu olmasıdır. Çalışmamızda merkezimizde takip edilen seröz endometrium kanserli hastaların klinik sonuçlarındaki değişiklikleri; evrelerine, cerrahi özelliklerine, patolojik özelliklerine ve tedavi stratejilerine göre tanımlamak amaçlanmıştır. Çalışmamıza Haziran 2001 ile Kasım 2022 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Jinekolojik Onkoloji Kliniğinde tedavi edilen 118 endometrial seröz karsinomlu hasta dahil edilip retrospektif olarak incelenmiştir. Hasta grubumuzun ortalama yaşı 66,1'dir (66,1±8,24) ve tüm hastalar cerrahi olarak yönetilmiş olup %78'i cerrahi olarak tam evrelenmiştir. Ortalama takip süremiz 30 ay (6-219) olarak saptanmıştır. 5 yıllık genel sağ kalım oranı %45,5'tir. Çalışmamızda özellikle ileri evrelerde (evre III veya IV) yapılan lenfadenektominin (p=0,04) genel sağ kalıma anlamlı katkı sağladığı, yapılan rutin omentektominin ise herhangi bir katkı sağlamadığı gösterilmiştir. Yapılan çok değişkenli Cox analizlerine göre yaş ≥60 (HR=3,52 [%95 CI: 1,17–10,57], p=0,25), yüksek serum CA 125 düzeyleri (HR=2,07 [%95 CI: 1–4,3], p=0,04) ve FIGO 2023'e göre evre III veya IV hastalığa (HR=1,18 [%95 CI: 1,06–1,31], p=0,002) sahip olmanın genel sağ kalım açısından bağımsız prognostik faktörler olduğu belirlenmiştir. Yeni FIGO 2023 evrelemesinin eskisiyle karşılaştırılması sonucunda seröz endometrium kanserli hastaların erken evrede olanlarının evrelerinin yükseldiği tespit edilmiştir. Sağ kalımı anlamlı etkileyen faktörler olarak saptanan lenfovasküler alan invazyonu ve servikal tutulumun yeni evreleme sisteminde seröz endometrial kanserli hastalar için evre belirlenmesinde kullanılmaması dikkat çekmiştir. Bununla birlikte, ROC analizinde her iki evrelemenin performansının benzer olduğunu gözlemlenmiştir. Anahtar kelimeler: Seröz endometrium kanseri, sağ kalım, cerrahi evreleme

AdenokarsinomBiyobelirteçler-tümörCerrahi+5
Şefkat İlayda Tuncay
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mikrosatellit instabilitesi olan endometrium kanserli olguların klinik, patolojik ve genetik verilerinin değerlendirilmesi

En sık görülen jinekolojik kanser olan endometrium kanseri; 2013 yılında, Kanser Genom Atlası (TCGA) tarafından endometrial kanser gelişiminin moleküler genetik temelini analiz etmiş, mutasyon yükü ve kopya sayısı değişikliklerine dayalı olarak dört moleküler alt sınıf tanımlanmıştır. Bu alt gruplardaki moleküler belirteçlerin tümörün histo-patolojik özelliklerinden daha güçlü prognostik belirteçler olduğu yapılan çalışmalarda gösterilmiştir. Bu çalışma 1 Ocak 2019 – 30 Mart 2021 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'nda histerektomi ameliyatı olup patoloji sonucu endometrium kanseri gelen hastaların tümör dokularında MSI sıklığını belirlemek, MSI tümörü olan hastalarda uygulanan tedavilerin prognoza olan etkilerini incelemek; test kriterlerine uygun hastaları LS açısından değerlendirmek ve klinik, patolojik ve genetik verilerin birleştirilerek literatüre katkı sağlanması amaçlanmıştır. Çalışma grubunda toplamda 174 hasta vardı. Bu hastalardan 61 (%35,1) tanesinde MMR kaybı tespit edildi, 112 (%64,4) hastada ise kayıp izlenmedi. MMR'de kayıp olup olmamasının tedavi üzerindeki etkisine bakıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark yaratan bağımsız bir değişken izlenmedi. Toplamda 4 hastada Lynch Sendromu tespit edildi. Bu hastalara genetik danışmanlık önerildi. Sonuç olarak önümüzdeki yıllarda moleküler sınıflandırma, moleküler alt gruba yönelik adjuvan tedavi yaklaşımlarının ve bireyselleştirilmiş tedavilerin temeli haline gelecektir. Anahtar Kelimeler: Endometrium Kanseri, Moleküler Sınıflama, Mismatch Repair, Lynch Sendromu

Endometrial neoplazmlarEndometriyumGenital neoplazmlar-kadın+6
Özlem Çelik Şahna
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Amnion membranının endometrium kanseri hücrelerinde proliferatif ve antitümöral etkilerinin hayvan modeli üzerinde incelemesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, insan amniyon membranının endometrium kanseri hücreleri ile oluşturulmuş BALB/c nude fare modelinde antiproliferatif, antianjiogenik ve proapoptotik etkilerini değerlendirmek, bu etkilerin uygulama sıklığına göre değişip değişmediğini araştırmaktır. Ayrıca amniyon membranı ile sisplatin kombinasyonunun antitümöral etkinliğe katkısı da incelenmiştir. Gereç ve Yöntem: Bu deneysel çalışmada HCI-EC-23 insan endometrium kanseri hücre hattı kullanılarak BALB/c nude dişi farelerde subkutan tümör modeli oluşturulmuştur. Toplam 32 fare dört gruba ayrılmıştır: kontrol grubu, günlük amniyon membranı uygulanan grup, haftalık amniyon membranı uygulanan grup ve sisplatin + amniyon membranı kombinasyonu uygulanan grup. Yirmi bir günlük takip/tedavi süresinin ardından tümör dokuları çıkarılarak Ki-67, Caspase-3 ve CD31 immünohistokimyasal belirteçleri ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Gruplara göre Ki-67 median yüzde değerleri , caspase-3 median değerleri ve CD31 median değerleri karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Buna karşılık, median tümör boyutu açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Makroskopik değerlendirmede tümör gelişimi dört grubun tamamında gözlenmiş olmakla birlikte, tümör hacimleri açısından gruplar arasında farklılıklar izlenmiştir. En yüksek tümör hacimleri grup 1'de ölçülmüştür. Grup 2 ve grup 3'te tümör hacimleri grup 1'e kıyasla daha düşük seyretmiş, ancak bu fark istatistiksel anlamlılığa ulaşmamıştır. Grup 4'te ise tümör boyutunda belirgin azalma saptanmış ve bu azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur . Sonuç: Bu çalışmanın bulguları, insan amnion membranının tek başına uygulandığında belirgin bir tümör regresyonu sağlamadığını, ancak sisplatin ile kombine edildiğinde antitümöral etkinliği artırıcı yönde katkı sağlayabileceğini düşündürmektedir. Sonuç olarak, insan amnion membranı endometrium kanseri subkutan fare modelinde tek başına güçlü bir antitümöral etki göstermemekle birlikte, sisplatin ile kombine kullanıldığında tümör büyümesini baskılayıcı bir etki ortaya koymuştur. Bu bulgular, amnion membranının tümör mikroçevresini düzenleyici ve kemoterapiye duyarlılığı artırıcı bir potansiyel taşıyabileceğini düşündürmekte olup, ileri preklinik ve klinik çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir.

Amniotik zarEndometrial neoplazmlarHayvan deneyleri
Şeyma Okumuş
İstanbul University-Cerrahpaşa
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yüksek dereceli endometrial stromal sarkom olgularının morfolojik, immünohistokimyasal, moleküler ve klinikopatolojik özelliklerinin değerlendirilmesi

Yüksek dereceli endometrial stromal sarkomlar (ESS) YWHAE-NUTM2 füzyonu gösteren uterin malign mezenkimal tümörlerdir. Son yıllarda literatürde BCOR gen değişiklikleri gösteren yüksek dereceli ESS olguları bildirilmiştir. Bu çalışma ile arşivimizdeki YWHAE veya BCOR gen translokasyonu içeren ESS'lerin saptanması, bu tümörlerin morfolojik, immünohistokimyasal ve klinik özelliklerini değerlendirilmesi ve BCOR'un immünohistokimyasal olarak düşük ve yüksek dereceli ESS'lerdeki tanısal değerinin sorgulanması amaçlanmıştır. 2000-2019 yılları arasında tanı almış 194 uterin sarkom arasından uygun kriterleri sağlayan 39 olgu seçildi. YWHAE ve BCOR floresan in situ hibridizasyon (FISH) ve BCOR, CD99 ve CD56 İHK çalışmaları yapıldı. Ayrıca karakteristik özeliklere sahip 20 leiomyosarkoma BCOR immünohistokimyası uygulandı. Altı olguda YWHAE veya BCOR translokasyonları saptandı. Beş olgu yüksek dereceli morfoloji ve YWHAE translokasyonu sergilemekteydi. Bir olguda belirgin mikzoid stroma ve BCOR translokasyonu saptandı. İmmünohistokimyasal çalışmalarda YWHAE translokasyonu içeren olguların biri hariç hepsi BCOR, CD99 ve CD56 pozitifliği gösterirken, BCOR translokasyonu içeren olgu BCOR ve CD56 ile negatifti. Üç olguda radyolojik incelemelerde akciğer veya karaciğer metastazı ve uterus dışı yayılım izlendi. Takibine ulaşılabilen dört olgu postoperatif 34, 20, 18 ve 4 aylarda eksitus olmuştur. Sonuç olarak, yüksek dereceli ESS'ler kötü klinik gidişe sahip agresif tümörlerdir. YWHAE translokasyonu gösteren yüksek dereceli ESS tanısında BCOR İHK'sı yararlı bir belirteçtir ancak farklı tümörlerde de pozitif olabildiğinden kesin tanı için FISH gibi moleküler çalışmalar gereklidir. Mikzoid stroma varlığı ve moleküler çalışmaların BCOR translokasyonu gösteren yüksek dereceli ESS'lerin tanısında önemli olduğu, BCOR İHK'sının tanıda yeterli olmayabileceği görülmüştür.

Endometrial neoplazmlarEndometriyumGenler+6
Nazlı Eylem Alkanat
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Endometrioma tedavisinde alkol ile skleroterapi sonuçlarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada amacımız endometrioma tedavisinde alkol ile skleroterapinin etkinliğini ve güvenilirliğini araştırmaktır. Gereç-Yöntem: 01 Ocak 2015-15 Mart 2021 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Radyoloji Anabilim Dalı Non-vasküler Girişimsel Radyoloji Ünitesi'nde ovaryan endometrioması transabdominal veya transvajinal giriş ile iğne veya kateter aracılığıyla alkol ile skleroterapi yöntemi uygulanarak tedavi edilmiş 55 hastanın (ortalama yaş 30, yaş aralığı 15-40) işlem öncesi, işlem ve işlem sonrası takip bulguları retrospektif olarak değerlendirilmiştir. İşlem sonrası takip bilgilerine ulaşılan 51 hasta (68 kist) çalışmaya dahil edilmiştir. Tedavi sonrası teknik ve klinik başarı oranları, kistlerin maksimum boyutları ve hacimlerindeki, hastaların ağrı şikayetlerindeki, serum CA-125 ve serum AMH seviyelerindeki azalma oranları, komplikasyonlar, hastanede kalış süreleri, takip süreleri ve rekürrens oranları değerlendirilmiştir. Tedavide kullanılan 2 farklı giriş yolu ve 2 farklı tekniğin klinik başarı oranları karşılaştırılmıştır. Esas şikayeti ağrı (n=40) ve infertilite (n=11) olan hastaların tedavi sonuçları ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Ayrıca, derin infiltratif endometriozis varlığının, tedavi edilen kistlerin bir veya her iki overde yerleşiminin, aynı hasta grubunda boyutu nedeniyle tedavi edilmeden izlenen kist varlığının tedavi sonuçlarına etkisi değerlendirilmiştir. Bulgular: Teknik başarı oranı %100 olarak saptanmıştır. Minör komplikasyon izlenmemiştir. Tek majör komplikasyon (%2) 1 hastada izlenen kavite enfeksiyonu idi. Hastanede ortalama kalış süresi 0.7 (SS, ± 0.4) gün olarak saptanmıştır. Ortalama takip süresi 14.5 (SS, ±11.0; minimum 1.0 ay; maksimum 55.0 ay) ay idi. Bir hastanın iki kistine (%3) rekürrens nedeniyle ikinci seans alkol ile skleroterapi yapılmıştır ve klinik başarı oranı %100 olarak saptanmıştır. Tedavi edilen tüm hastalarda kistlerin maksimum boyutları ve hacimlerinde, ağrı şikayetlerinde, serum CA-125 seviyelerinde anlamlı azalma izlenmiştir (p<0.05). Ovaryan rezervin güvenilir bir belirteci olan serum AMH seviyelerinde ise istatiksel anlamlı düşüş izlenmemiştir (p>0.05) ve ortalama serum AMH seviyelerinde tedavi öncesine göre artış saptanmıştır. İnfertilite şikayeti ile tedavi edilen hastalarda (n=11) gebelik oranı %54, ağrı şikayeti ile tedavi edilen, infertilite sorunu olmayan ve gebelik isteği bulunan hastalarda (n=2) ise bu oran %100 olarak saptanmıştır. Tedaviden önceki serum AMH seviyelerinin tedavi sonuçlarını etkilemediği (p>0.05) ve alkol ile skleroterapi öncesi hasta seçiminde serum AMH seviyesi için bir alt sınır olmadığı ortaya konmuştur. İğne aracılığıyla tedavi tekniğinde rekürrens oranı %6 (n=2) iken kateter aracılığıyla tedavi tekniğinde rekürrens saptanmamıştır. Kateter tekniği, transabdominal giriş yolu ve transabdominal kateter aracılığıyla tedavi edilen kistlerde tedavi sonrası daha belirgin küçülme izlenmiş olup (p<0.05) bunun sadece uygulanan tedavi tekniği ile değil, bu hasta grublarında izlenen tedavi öncesi büyük kist boyutları (p<0.05) ile de ilişkili olabileceği düşünülmüştür. Tedavi öncesi kistlerin hacimlerinin büyük olmasının tedavi sonrasında kistlerin maksimum boyut ve hacimlerinde daha belirgin azalma ile ilişkili olduğu gösterilmiştir (p<0.05). Ayrıca, tedavi edilen kistlerin boyutlarından bağımsız bir şekilde ovaryan rezervin korunduğu, serum AMH seviyelerinde düşüş olmadığı (p>0.05) saptanmıştır. Tedavi sonrasında kistlerin maksimum boyutları ve hacimlerindeki azalma oranlarının derin infiltratif endometriozisi olan hasta grubunda daha az olduğu gösterilmiştir (p<0.05). Derin infiltratif endometriozis varlığının ağrıdaki azalma derecesini etkilemediği izlenmiştir (p>0.05). Ayrıca, derin infiltratif endometriozis varlığının alkol ile skleroterapi sonrasında ovaryan rezervde azalma ile ilişkili olmadığı (p>0.05) saptanmıştır. Aynı hasta grubunda boyutu nedeniyle tedavi edilmeden izlenen kist varlığının ovaryan rezerv üzerinde negatif etkisinin olabileceği saptanmıştır (p<0.05). Kistlerin hacimlerindeki azalmanın tek overdeki kisti tedavi edilen hasta grubunda her iki overdeki kisti tedavi edilen hasta grubuna göre daha belirgin (p<0.05) olduğu saptanmıştır. Her iki overdeki endometriomanın alkol ile skleroterapisinin tek overdeki endometrioma tedavisine göre ovaryan rezervde azalmaya neden olmadığı gösterilmiştir (p>0.05). Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre, alkol ile skleroterapi endometrioma tedavisinde yüksek klinik başarı oranı, düşük komplikasyon oranı, düşük rekürrens oranı ve kısa hastanede kalış süresi ile ovaryan rezervi koruyan etkin ve başarılı bir tedavi yöntemidir. Anahtar Kelimeler: Endometriozis; Ovaryan endometrioma; Alkol ile skleroterapi; İnfertilite; Ovaryan rezerv

Endometrial neoplazmlarEndometriyozEndometriyum+4
Aynur Azızova
Hacettepe University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Endometrium kanserinde preoperatif görüntüleme bulgularıyla postoperatif nihai patolojinin karşılaştırılması

Gelişmiş ülkelerde jinekolojik kanserler arasında en sık görüleni olan endometrium kanseri için hastalığın yaygınlığı ve metastaz açısından operasyon öncesi yapılan görüntüleme oldukça önemlidir. Ayrıca operasyonu kaldıramayacak veya fertilitenin korunmasını isteyen hastalardaysa klinik evreleme açısından görüntüleme vazgeçilmezdir. Bu nedenle hangi görüntüleme yönteminin daha sağlıklı sonuç verdiği hala araştırılan ve geliştirilmekte olan bir konudur. Bu çalışmada preopratif görüntülemesi yapılmış olan endometrium kanserli hastaların görüntüleme sonuçlarıyla postoperatif nihai patoloji sonuçları retrospektif olarak karşılaştırılmıştır. 1 Ocak 2019 - 4 Ağustos 2022 tarihleri arasında Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Jinekoloji-Onkoloji polikliniğinde takip ve tedavi edilen toplam 123 endometrium kanserli kadın hasta çalışmaya dâhil edilmiştir. Preoperatif 10 MRG, 67 BT, 46 PET/BT görüntülemesi olan hastaların nihai patoloji sonuçlarıyla yapılan karşılaştırmalar sonucunda görüntülemenin çalışmamızda bulduğumuz sensitivite değeri literatürden düşük olup, lenf nodu metastazı ve uzak metastaz açısından PET/BT'nin sensitivite, spesifite, pozitif ve negatif prediktif değerleri MRG ve BT'ye kıyasla daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca çalışmamızda ameliyat öncesi görüntüleme yöntemleri ile pelviste tespit edilen en büyük lenf nodu boyutunun 15,5 mm ve üzeri olmasının, pelviste lenf nodu metastazı varlığını %60 sensitivite ve %70,8 spesifisite ile öngörebildiği bulunmuştur. Endometrium kanserinde uterus dışına yayılmış hastalık varlığında PET/BT görüntülemenin hastaların operasyon öncesi lenf nodu tutulumunu göstermede, klinik evresinin tespitinde ve operasyonun şeklinin ve genişliğinin belirlenmesinde önemli yeri vardır. Ayrıca çalışmamızda bulduğumuz pelvik lenf nodu metastazı açısından görüntülemedeki pelvik lenf nodu boyutu cut-off değeri yapılacak klinik evrelemede klinisyenlere yol gösterebilir.

Endometrial hiperplaziEndometrial neoplazmlarGörüntüleme teknikleri+7
Özcan Yılmaz
Mersin University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Endometrial kanserde PI3K/AKT/mTOR sinyal yolağını etkileyen miRNA'ların araştırılması

Endometrial kanser dünya genelinde kadınlar arasında oldukça yaygınlık gösteren bir kanser tipidir. PI3K/AKT/mTOR sinyal yolağının düzensizliği birçok kanser tipinin patogenezinde rol oynamaktadır. Bu çalışmada PI3K/AKT/mTOR yolağını etkileyen miR-7-5p, miR-17-5p, miR-21-5p, miR-145-5p, miR-155-5p, miR-206, miR-221-3p ve miR-222-3p' nin endometrial kanserde in siliko analizleri ve ekpresyon düzeyleri araştırılmıştır. Bu çalışmaya endometrioid adenokarsinom tanısı almış Grade 1 (n=16), Grade 2 (n=16) ve Grade 3 (n=16) arşiv dokuları ile endometrial kanser tanısı almamış Kontrol 1 (n=16) sekretuar faz ve Kontrol 2 (n=16) proliferatif faz sağlıklı endometrium arşiv dokuları dahil edilmiştir. İn siliko analizlerle miRNA'lar ile hedef genleri arasındaki moleküler etkileşimler incelendi. İn siliko analizlerle miR-7-5p'nin hedefleri PIK3CD, PIK3R3, PIK3CB ve AKT3, miR-17-5p'nin hedefleri PIK3R1 ve AKT3, miR-21-5p'nin hedefi PIK3R1, miR-125b-5p'nin hedefi PIK3C2B, miR-145-5p'nin hedefi AKT3, miR-155-5p'nin hedefleri PIK3CA ve PIK3R1, miR-206'nın hedefi PIK3C2A, miR-221-3p ve miR-222-3p'nin hedefi PIK3R1 ve miR-223-3p'nin hedefi PIK3C2A olarak belirlendi. miRNA ekspresyon analizleri RT-PCR yöntemi kullanılarak yapıldı. miR-7-5p ve miR-206'nın ekspresyonları Kontrol 1 ve Kontrol 2'ye göre Grade 1, Grade 2 ve Grade 3 'de (p<0,05). miR-145-5p ekspresyonu Grade-1'de Kontrol-1 ve Kontrol-2'ye göre Grade-2 ve Grade-3'te Kontrol-2'ye (p<0,05) göre azaldığı gözlendi. miR-17-5p ve miR-222-3p'nin ekspresyonlarının Kontrol-1 ve Kontrol-2'ye göre Grade 1, Grade 2 ve Grade 3 'de arttığı saptandı (p<0,05). miR-221-3p ekspresyonun Grade-1 ve Grade-3'te Kontrol-1 ve Kontrol-2'ye göre, Grade-2'de ise Kontrol-1'e göre arttığı tespit edildi (p<0,05). miR-21-5p ve miR-155-5p ekspresyon düzeylerinde gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmedi. Sonuç olarak; Endometrial Kanserde PI3K/AKT/mTOR sinyal yolağında etkinliği tespit edilen miRNA'lar moleküler hedefe yönelik tedavi ve tanı stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlayacaktır.

Biyobelirteçler-tümörEndometrial hiperplaziEndometrial neoplazmlar+7
Hasan Öz
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fıgo grade 1 endometrioid tip endometrial karsinomlarda immünhistokimyasal pole, mismatch repair(MMR) ve p53 mutasyonlarının myometrial invazyon ile ilişkisi

Endometrial Karsinomlar (EK) en sık görülen jinekolojik tümörlerden biridir. The International Agency for Research on Cancer (IARC)' ın bir parçası olan The Global Cancer Observatory (GCO)' nin GLOBOCAN 2020 veri tabanına göre EK 417.000 yeni vaka ve 97.000 ölümle kadınlarda en sık teşhis edilen altıncı kanserdir ve kadın tümörlerinin %4,5' ini oluşturmaktadır. İnsidans oranlarının son yirmi yılda düştüğü diğer birçok kanser türünün aksine, endometriyum kanserinin küresel insidansı artmaya devam etmektedir. EK'nin ilk alt tip sınıflandırması, 1983' te Bokhman tarafından, klinik ve hormonal özelliklere dayalı olarak Tip I ve Tip II EK olarak yapılmıştır. 2013 yılında, EK' lerin Kanser Genom Atlası (TCGA) tarafından entegre bir moleküler karakterizasyonu, mutasyon yükü ve somatik kopya sayısı varyasyonlarına dayalı olarak dört gruba bölünebileceğini gösterilmiştir. Bu 4 alt grup; POLE Ultra mutasyonu, Mismatch repair eksikliği (MMRd), P53 mutasyonu (p53abn) ve Spesifik moleküler profili olmayan karsinomlar (p53 wild type-p53wt) olarak belirlenmiştir. Çalışmamızda Meram Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalında grade 1 endometrioid tip EK tanısı almış olgular yeniden değerlendirildi. Olgulara immünhistokimyasal olarak POLE, P53, MMR(MLH-1,MSH-2,MSH-6,PMS-2) boyaları uygulandı. Elde edilen veriler klinikopatolojik parametrelerle istatiksel olarak karşılaştırıldı. Çalışmamızda olguların hiçbirinde immünhistokimyasal olarak POLE ekspresyonu görülmedi. P53 final skor sonuçları ile MMRp/MMRd grupları arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0,005). P53 final skoru negatif olan 21 olguda, MMR proteinlerinden herhangi birinde ekspresyon kaybı izlenmedi. Çalışmamızdaki 50 olgunun %40' ı (n=20) MMRd grubunda, %60' ı MMRp (N=30) grubunda saptanmıştır. 2 MMRd grubunda olan 20 adet olgunun %75' inde (n=15) MLH-1 ve PMS-2 ile ekspresyon kaybı, %15'inde (n=3) MSH-2 ve MSH-6 ile ekspresyon kaybı, %5' inde (n=1) ise sadece PMS-2 ve sadece MSH-6 ile ekspresyon kaybı izlenmiştir. Klinik ve histopatolojik parametlerden yaş ile myometrial invazyon arasında pozitif yönde düşük korelasyon izlendi (r=0,373, p=0,008). Lenf nodu metastazı ile adneksiyel tutulum arasında orta derecede korelasyon izlendi (r=0,484, p=0,00). Evre ile myometrial invazyon arasında pozitif yönde kuvvetli korelasyon izlendi (r=0,818, p=0,00). Evre ve alt uterin segment tutulumu ile pozitif yönde orta derecede, serviks tutulumu ile arasında pozitif yönde iyi derecede korelasyon izlendi (r değerleri sırasıyla; r=0,520 r=0,664; p değerleri sırasıyla p=0,00 p=0,00). EK'lerin immunhistokimyasal POLE, p53 ve MMR ekspresyonuna göre alt tiplendirme yapılmasının cerrahinin adjuvan tedavilerin ve hedefe yönelik tedavilerin planlanması açısından önemli olduğunu düşünmektekteyiz.

Endometrial neoplazmlarEndometriyumGenler-P53+5
Zülal Taflıoğlu Tekecik
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Resveratrolün ıshikawa endometriyal kanser hücrelerindeki apoptozis ve otofaji üzerine etkileri

Endometriyum kanseri, kadınlarda jinekolojik kanserler içinde birinci sırada yer alan bir kanser tipidir. Tanı ve tedavi aşaması üzerine olan çalışmalar son zamanlarda önem kazanmıştır. Mevcut tedavi seçeneklerine ek olarak geleneksel ilaçlar geliştirilmeye çalışılmaktadır. Resveratrol, antiinflamatuvar, antikanser etki gibi birçok biyolojik etkisi olan bir fitoaleksindir. Resveratrol'ün kanserdeki terapötik etkisini hücre ölüm mekanizmaları yoluyla gösterdiği düşünülmektedir. Ancak bu etkilerinin mekanizması tam olarak anlaşılamamıştır. Bu çalışmada Resveratrol'ün endometriyal kanser hücre hattı olan Ishikawa hücreleri üzerindeki doz bağımlı etkilerini araştırmak amaçlanmıştır. Resveratrol' ün Ishikawa hücreleri üzerindeki sitotoksik etkisi MTT testi ile belirlendi. IC50 dozu ile RT-qPCR ile Apoptoz ve Otofaji İlişkili Genlerin mRNA Ekspresyon Analizi gerçekleştirildi. IC50 dozu uygulandıktan sonra immunoflorasan boyama yapıldı. Resveratrol'ün, Ishikawa hücrelerinin proliferasyonunu doza bağlı bir şekilde inhibe ettiği görüldü. IC50 doz grubu, kontrol grubu hücreleri ile mRNA ekspresyon düzeylerine göre karşılaştırıldığında Beclin-1, LC3-I, LC3-II, Casp-7, Casp-8, Casp-9, CycS ve FADD düzeylerinde anlamlı bir artış gözlendi. Çalışmamızda, Resveratrol'ün apoptozisi ve otofajiyi indüklemesi kanser tedavisinde kullanılabilecek bir ajan olabileceğini düşündürmüştür. Resveratrol'ün anti kanser özelliklerinin klinik çalışmalarla da değerlendirilmesi; yeni tedavi stratejileri geliştirmek için önem arz etmektedir. Anahtar kelimeler: Ishikawa hücreleri, hücre ölüm mekanizmaları, Resveratrol

ApoptozisEndometrial neoplazmlarEndometriyum+4
Mediha Gül Tol
Necmettin Erbakan University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Betülinik asidin endometrial kanser hücrelerinde mTOR yolağı aracılı olası antikanser etkilerinin araştırılması

Endometrial kanser dünya çapında en yaygın jinekolojik kanserlerden biridir ve her yıl dünya çapında tahminen 42.000 kadın bu kanserden hayatını kaybetmektedir. Günümüzde endometrial kanser için kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi gibi tedavi yöntemleri kullanılmaktadır. Şu anda kemoterapi için kullanılan ilaçlar, iyileşme oranını arttırmada sınırlı bir başarıya sahiptir. Bu nedenle endometrial kanser tedavisinde kullanılabilecek doğal, zararsız ve maliyeti düşük bileşiklere acil ihtiyaç vardır. Lupan tipi triterpen olan ve bitkiler âleminde yaygın olarak bulunan betülinik asit tümör büyümesini seçici olarak inhibe edebilmesi ve hücre apoptozunu indükleyebilmesi gibi özellikleriyle son yıllarda kanser tedavisi için dikkat çekmektedir. Bu çalışmanın amacı betülinik asitin insan endometrial kanser hücrelerinde mTOR yolu aracılı anti kanser etkilerinin araştırılmasıdır. Betülinik asitin Ishikawa hücre canlılığı üzerine etkisi CCK-8 yöntemi ile, apoptoz ve mTOR yolağında görevli olan genlerin ekspresyonu üzerine etkisi gerçek zamanlı PCR, mTOR yolağında görevli proteinlerin ekspresyonu üzerine etkisi immünohistokimya ve Western blot ile apoptoz üzerine etkileri ise Annexin V ile belirlenmiştir. Betülinik asitin Ishikawa hücrelerinde IC50 dozu 48. Saate 50 µM olarak belirlenmiştir. Betülinik asit uygulaması Ishikawa hücrelerinde Bcl2 (P=0.008) ekspresyonunun anlamlı azalmasına ve kaspaz 8 (P=0.001) ekspreyonunun artmasına neden olmuştur. Annexin V sonuçları ile betülinik asit uygulamasının Ishikawa hücrelerinde apoptozu tetiklediği desteklenmiştir. Betülinik asit uygulanan grupta apoptoza uğrayan hücrelerin oranı ortalama %22±3.23 (P=0.02) iken kontrol grubunda %2.31±0.2'dir. mTOR ile ilişkili genlere bakıldığında betülinik asit, AKT1 (P=0.0001) ekspresyonunun anlamlı azalmasına RAPTOR (P=0.00002) ekspresyonunun ise anlamlı artmasına neden olmuştur. Betülinik asit uygulaması mTOR yolağında görevli proteinlerinin ekspresyonunda da anlamlı bir azalmaya yol açmıştır. Ishikawa hücrelerinde p-PI3K, p-AKT ve p-mTOR pozitif hücre yüzdesi kontrol grubunda sırasıyla, %89.39 ± 5.19, %74.84 ± 5.07 ve %82.02 ± 6.14'tür. BA uygulanan grupta bu değerler sırasıyla %49.12 ± 19.12 (P=0.002), %44.46 ± 7.39 (P<0.001) ve %53.70 ± 8.94 (P<0.001)'tür. Çalışma sonuçlarımıza göre betülinik asitin Ishikawa hücrelerinde mTOR sinyal yolağını hedef alarak hücre proliferasyonunu azalttığı ve apoptozu tetiklediği, ayrıca betülinik asit endometrial kanser tedavisinde potansiyel bir anti-kanser ajan olabileceği gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Apoptoz, Betülinik asit, Ishikawa, mTOR

Antineoplastik ajanlarBetülinik asitEndometrial neoplazmlar+5
Gözde Korkusuz
Balıkesir University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mikrosatellit stabil ve instabil endometrium kanserleri arasında tedavi hedefi olabilecek immünhistokimyasal belirteçlerin morfolojik ve klinik parametreler eşliğinde karşılaştırılması

Amaç: Çalışmamızda, CD3, CD4, CD8, CD45, PD-L1 antikorları kullanılarak, mikrosatellit instabil ve stabil endometrioid tip endometrium kanserlerinin, tümör immün mikroçevresi açısından farklılıklarını değerlendirmek; tümör immün mikroçevresinin, histopatolojik veriler ile birlikte hastaların prognozu üzerindeki etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: AÜTF Tıbbi Patoloji Anabilim dalında Ocak 2020 – Aralık 2022 yılları arasında endometrioid tip endometrium kanseri tanısı almış ve MMR sistem defekti açısından immünhistokimyasal olarak araştırılmış, çalışmaya dahil edilme kriterlerini sağlayan, 108 hasta seçildi. Bunlardan 51'inde immünhistokimya ile MMR sistem defekti gösterilmişti (MMRd). 57'sinde İHK ile MMR protein kaybı mevcut değildi (MMRp). 51 MMRd vakası içerisinden, PCR-MSI testi veya NGS ile mikrosatellit instabilitesi gösterilen vakalar "MSI/MMRd" grup (n=35) olarak belirlendi. Moleküler analizler ile mikrosatellit instabilitesi gösterilememiş 16 vaka ve 57 MMRp vaka birlikte "MSS/MMRp" grubu (n=73) oluşturdu. Hastalara ait HE ve MSH2, MSH6, PMS2, MLH1, ER, PR, p53 boyalı preparatlara patoloji arşivinden ulaşıldı. Tüm vakalarda, FIGO evre, FIGO histolojik derece, prognostik risk grubu, lenfovasküler invazyon varlığı ve yaygınlığı, lenf nodu metastazı, myometrial invazyon derinliği, MELF tipi invazyon varlığı ve yaygınlığı, farklı diferansiyasyon paternleri (skuamöz, müsinöz) ve paternlerin yaygınlığı, histolojik varyantlar, nekroz varlığı ve yaygınlığı, komedonekroz, psammomatöz kalsifikasyon varlığı, tümör lokalizasyonu, ER ve PR ile tümör hücrelerinin boyanma yüzdeleri, MSH6, PMS2, MLH1, MSH2 ve p53 ekspresyon durumları yeniden değerlendirildi. Vakaların tümörlü arşiv bloklarından, her vaka için en az 2 en çok 5 adet, 1 milimetre çapa sahip kor seçilerek, 6 adet doku mikrodizin bloğu oluşturuldu. Doku mikrodizin bloklarından hazırlanan CD3, CD4, CD8, CD45 boyalı kesitler dijital patoloji ünitesinde tarandıktan sonra bilgisayar ortamında değerlendirildi, tümör içinde ve tümör stromasında, milimetrekaredeki CD3, CD4, CD8 ve CD45 pozitif boyanan lenfosit sayıları (dansite) hesaplandı. Doku mikrodizin bloklarından hazırlanan PD-L1 kesitleri dijital ortamda değerlendirildi, pozitif boyanan neoplastik hücreler ve boyanmayan neoplastik hücreler sayılarak kombine pozitif skor ve milimetrekaredeki pozitif tümör hücre sayısı hesaplandı. Ayrıca, PD-L1 ile pozitif boyanan stromal mononükleer inflamatuar hücrelerin, tümör stromasının yüzdece ne kadarını kapladığı belirlendi. Tümördeki ve stromal lenfositlerdeki PDL1 boyanması 2 şekilde gruplandırıldı. Öncelikle, "negatif", "<%1", "%1-25", ">%25" 2 şeklinde dörtlü, ardından "negatif" ve "pozitif: (<%1) + (%1-25) + (>%25)" şeklinde ikili grup oluşturuldu. Verilerin analizi, SPSS 23.0 (IBM, Armank, NY, ABD) programı ile yapıldı, p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: MSI/MMRd grup, MSS/MMRp gruba göre daha ileri evre, yüksek histolojik derece, büyük tümör boyutu göstermiş; daha sık ve daha yaygın MELF tipi invazyon, LVİ ve nekroz içermişti. MSI/MMRd grupta lenf nodu metastazı, komedonekroz ve psammom daha sıktı. İntratümöral CD3 ve CD8 pozitif lenfosit yoğunluğu, total CD8 pozitif lenfosit yoğunluğu, stromal lenfositlerdeki ve tümöral hücrelerdeki PD-L1 yoğunluğu MSI/MMRd grupta anlamlı olarak daha fazlaydı. Yaygın MELF tipi invazyon izlenen vakalarda, stromal lenfositlerdeki PD-L1 miktarında artış izlendi. Yapılan sağkalım analizlerinde, mikrosatellit instabilitesi/MMR sistem defektinin sağkalım, nüks, metastaz üzerinde etkisi izlenmemekle birlikte; ileri yaş, lenfovasküler invazyon, lenf nodu metastazı, yüksek derece ve ileri evre, psammom, yaygın nekroz, derin myometrial invazyon yüksek prognostik risk grubu azalmış sağkalım ile ilişkili bulundu. Bunlardan, yaygın LVİ, yaygın nekroz ve derin myometrial invazyon nüks/metastaz gelişimi ile de ilişkiliydi. LVİ, nekroz yaygınlığı, FIGO derecesi ve myometrial invazyon parametreleri kullanılarak yapılan çok değişkenli Cox analizinde, sağkalım üzerinde, FIGO derecesi ve nekroz yaygınlığı bağımsız prognostik etki göstermekteydi. Ayrıca PD-L1 ile tümör hücrelerinde boyanma izlenmeyen "negatif" grupta sağkalım anlamlı olarak azalmıştı. Tümör içi CD8 pozitif lenfosit yoğunluğunda azalma MSI/MMRd grupta azalmış sağkalım ile ilişkili iken, MSS/MMRp grupta stromal CD4 pozitif lenfositlerde artış, azalmış sağkalım ile ilişkiliydi. Sonuç: MSI/MMRd grupta kötü prognostik morfolojik bulgular daha sık izlenmektedir; buna rağmen, MSI/MMRd tümörlerin, sağkalım ve nüks/metastaz gelişimi açısından MSS/MMRp gruptan farklılık göstermemesinin nedeni, kuvvetle muhtemel immün mikroçevrelerinin birbirinden farklı olmasıdır. MSI/MMRd grupta, intratümöral CD8 yoğunluğundaki artışın uzamış sağkalım ile ilişkili bulunması da bu düşünceyi kanıtlamaktadır. Tümör hücrelerinde ve stromal lenfositlerde PD-L1 ifadesinin prognostik önemine dair literatürde çelişkili sonuçlar mevcuttur. Bizim çalışmamızda, tümör hücrelerinde artan PD-L1 ifadesinin uzamış sağkalım ile ilişkili bulunması, PD-L1 ve CD8 pozitif hücre miktarlarının korelasyon göstermesi ile ilişkili olabilir. Anahtar Kelimeler: Endometrial karsinoma, mikrosatellit instabilitesi, tümör mikroçevresi, prognoz, immün kontrol noktası.

Endometrial neoplazmlarEndometriyumMikrosatelitler+7
Ezgi Dicle Serbes
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Endometrium kanserinde hormon reseptörleri, P53, Kİ-67, serum kanser antijeni 125'in hastalığın evresi ve prognoz ile ilişkisi

Amaç: Bu çalışmada, endometrium kanserinde hormon reseptörleri, Ki-67, p53 ekspresyon düzeyleri ve preoperatif ölçülen serum CA 125 düzeyi ile klinikopatolojik risk faktörleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmek ve prognostik değerlerini belirlemek amaçlanmıştır. Materyal Metod: Retrospektif olarak yapılan bu çalışmaya, endometriyal kanser tanılı 169 hasta dahil edildi. İmmünohistokimyasal yöntemlerle belirlenen östrojen reseptörü ve progesteron reseptörü, ki-67 ve p53 ekspresyon düzeyleri ve preoperatif bakılan serum CA 125 düzeyleri ile prognostik klinikopatolojik faktörler, progresyonsuz sağkalım ve genel sağkalım ile ilişkisi araştırıldı. Bulgular: Çalışmaya ortalama yaşı 58,5 ± 8,3 yıl olan 169 endometrium kanserli hasta dahil edildi. HR pozitiflik oranı endometrioid histoloji grubunda endometrioid olmayan histoloji grubuna göre anlamlı olarak daha yüksekti (p=0,000). ER ve PR ekspresyonu yüksek pozitiflik oranı endometrioid endometrial karsinom histolojisi ve düşük grade ile anlamlı yüksek bulundu. ER ekspresyon oranından farklı olarak, PR ekspresyon oranı düşük olanlarda yüksek Mİ ile ilişkili bulundu. Yüksek düzeyde Ki-67 ekspresyonunun yüksek grade (p=0,00), Mİ (p= 0,021), LVSİ pozitifliği (p= 0,007) ve serviks, adenks tutulumu (p= 0,040 ) ile ilişkili olduğu bulundu. Yüksek bir p53 ekspresyonunun ileri hastalık evresi ile ilişkili olduğu bulundu. P53 ekspresyonu ile Ki-67 ekspresyonu arasında, PR ekspresyon oranı ile ER ekspresyon oranı arasında, tümör çapı ile serum CA 125 düzeyi arasında pozitif, p53 ekspresyonu ile PR yüksek ekspresyon oranı varlığı arasında, PR ekspresyonu ile CA 125 arasında, ER ekspresyon oranı ile tümör çapı arasında negatif korelasyon bulundu. HR ekspresyon oranı, p53, Ki-67 ekspresyonu, preoperatif ölçülen serum CA 125 düzeyi ile sağkalım arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Progresyonsuz sağkalım ile FİGO evresi, myometrial invazyon, tümör çapı arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde ilişkili saptandı. Genel sağkalım ile gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir fark tespit edilmedi. Sonuç: Çalışmamızda endometrial kanserde HR yüksek ekspresyon oranının iyi prognostik faktörlerle, Ki-67 ve p53 ekspresyonunun ve preoperatif ölçülen yüksek serum CA 125 düzeylerinin kötü prognostik faktörler ile ilişkili olduğu bulundu. Fakat bu faktörlerin doğrudan sağkalım ile ilişkisi bulunmadı. Anahtar Kelimeler: Endometriyal Kanser, Prognoz, Hormon Reseptörleri; Ki 67; p53; CA 125

Antijenler-tümör assosiye karbonhidratEndometrial neoplazmlarEndometriyum+6
Şirin Bozdoğan
Aydın Adnan Menderes University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Endometrioid endometrial karsinom ve atipili hiperplazi/endometrioid intraepitelyal neoplazi olgularında PFK-P (Fosfofruktokinaz-platelet) ve PEA-15 (Phosphoprotein enriched in astrocytes-15kDa) ekspresyonunun önemi

Endometrial kanser, kadınlarda sık görülen kanserlerden biridir. Endometrial atipili hiperplazi/endometrioid intraepitelyal neoplazi (EAH/EIN) ise endometrial endometrioid karsinomun (EEK) prekanseröz lezyonudur ve ortak genetik değişiklikler içerir. PFK-P glikolizde görevli bir enzim olup hız kısıtlayıcı basamakta yer alır. PEA-15, hücre büyümesi ve metabolizması üzerinde etkileri olan ölüm efektör domain ailesi üyesidir. Kanserlerde PFK-P ve PEA-15'in ekspresyonun arttığı, sağkalım ile ilişkili olduğu bildirilmektedir. Çalışmamızda normal endometrium, EAH/EIN ve EEK gruplarında immünohistokimyasal olarak PFK-P ve PEA-15 ekspresyonunun farklı olup olmadığının belirlenmesi amaçlandı. Ek olarak, karsinom olgularında ekspresyon düzeyinin prognostik faktörler ile ilişkilisinin ortaya konması hedeflendi. Çalışmaya 2010-2015 yılları arasında EEK tanısı almış hastalar dâhil edildi. Küretaj materyalinde EAH/EIN, rezeksiyonunda EEK tanısı alan 32 hasta ile neoplazi dışı nedenle opere edilen 19 hastanın histerektomi materyalleri kontrol grubu olarak dâhil edildi. EEK grubunda PFK-P ekspresyonu EAH/EIN ve normal endometriuma göre daha yüksekti. PFK-P'nin karsinomlarda yüksek ekspresyonu karsinogenezde rol oynadığını düşündürmektedir. EAH/EIN'lerde PEA-15 boyanan tümöral hücre yüzdesi karsinoma göre daha düşüktü. PFK-P ve PEA-15 ekspresyon düzeyi EEK olgularında klinikopatolojik özellikler ve sağkalım ile ilişkili değildi. PFK-P ve PEA-15 ekspresyonunun karsinogenez sürecindeki rolünün ortaya konması ve prognostik öneminin belirlenmesi için ek çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: PFK-P, PEA-15, endometrioid endometrial karsinom, endometrioid intraepitelyal neoplazi, prognoz

Endometrial hiperplaziEndometrial neoplazmlarEndometriyum+6
Balça Begüm Cengiz
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Endometrium kanseri tanısı ile adjuvan radyoterapi uygulanan hastalarda prognostik faktörlerin retrospektif değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Endometrium kanseri en sık görülen jinekolojik malignitedir. Kadınlarda 4.en sık kanserdir. Kadınlardaki tüm kanserlerin % 6?sıdır. Tüm kanser ölümlerinin %2?sidir. Bu çalışmayla hastaya, tümöre ve tedaviye bağlı prognostik faktörlerin, lokal ve bölgesel kontrol, genel sağkalım ve hastalıksız sağkalım üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: İnönü Üniversitesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı?na cerrahi sonrası Aralık 2003 ile Aralık 2011 tarihleri arasında adjuvan eksternal radyoterapi ve brakiterapi uygulanan 61 hasta retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Hastaların yaşı, tümör diferansiasyonu, tümör evresi, lenfovasküler invazyon, seroza invazyonu, myometrial invazyon, endoservikal tutulum, adneks tutulumu, lenf nodu tutulumu, sigara kullanımı, hipertansiyon ve diyabet hastalığı, hormon replasman tedavisi alıp almaması, doğum sayısı, menopoz yaşı, kemoterapi durumu, vajinal brakiterapi, radyoterapi şekli ve dozları, lokal nüks değerlendirilmiştir. Bulgular: Hastaların yaşları 36 ile 82 arasındaydı (median yaş:59). Otuz hasta (% 49,1) 60 yaş ve üzeri, 31 hasta (% 50,9) 60 yaşının altındaydı. Kırk yaş altında 2 hasta (% 3,2) vardı. Altmış bir hastanın 53?ü (% 87) endometrioid adenokarsinom, 8?i (% 13) ise diğer adenokarsinom (seröz, müsinöz, clear cell, mixed tip) histolojisine sahipti. Yedi hasta Grade1 (% 11,5), 25 hasta Grade 2 (% 41), 27 hasta Grade 3-4 (% 44,3) histolojiye sahipti, 2 hastanın ise grade?i değerlendirilmemişti. Yirmi dokuz hasta evre1 (% 48), 6 hasta (%1 0) evre 2, 26 hasta (% 42) evre 3 `dü. Hastaların 53?üne (% 87) TAH+BSO+BPLND, 8 hastaya (% 13) sadece TAH+BSO yapılmış. Kırk bir hastada (% 67) lenf nodu tutulumu saptanmamış, 6 hastada (% 10) pelvik lenf nodu tutulumu mevcut, 4 hastada (% 6,6) paraaortik lenf nodu tutulumu mevcut iken 10 hastada (% 16,4) hem pelvik hem de paraaortik lenf nodu metastazı saptanmıştır. Otuz hastaya konvansiyonel, 23 hastaya ise konformal radyoterapi uygulanmıştır. Sekiz hastaya ise eksternal radyoterapi uygulanmamış sadece brakiterapi uygulaması yapılmıştır. Otuz bir hastaya (% 50,8) kemoterapi uygulanmamış, 16 hastaya (% 26,2) adjuvan kemoterapi, 3 hastaya (%4.9) metastaz ve nüks durumunda kemoterapi, 4 hastaya (% 6.6) ise adjuvan kemoterapi ve sonrasında metastaz ve nüks durumunda kemoterapi uygulanmıştır. Radyoterapi dozumuz 4500-5040 cGy arasındaydı. Spinal kord dozu paraaortik radyoterapi uyguladığımız hastalarda 4600 cGy ile sınırlandırıldı. Fraksiyon dozumuz 180 ve 200 cGy olarak verildi. Sonuçlar: 2 yıllık genel sağkalım % 93.4; 5 yıllık genel sağkalım % 80.3 olarak bulunmuştur. Ortalama sağkalım 51 aydır. Hastalıksız sağkalım 2 yıllık ve 5 yıllık sırasıyla% 85.2 ve % 77 olarak tespit edildi. Genel sağkalım üzerine, serozal invazyon olması (p=0.034), metastaz olması (p<0.0001), paraaortik radyoterapi uygulanmış olması (p=0.001), KT alınması (p=0.003), lokal nüks olması (p=0.001) anlamlı bulundu. Hastalıksız sağkalım üzerine istatiksel anlamlı sonuç bulunamadı. Brakiterapi alan hastalarda lokal kontrol almayanlara göre daha yüksekti (p<0.001)

Endometrial neoplazmlarNeoplazmlarPrognoz+3
Öztun Temelli
İnönü University
2013
20
Master'sOpen AccessTR

HSP90 gen polimorfizmi ile over ve endometriyum kanseri arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Over kanserleri kadınlarda görülen genital kanserlerinin %25'ini oluşturmaktadır. Gelişmiş ülkelerde görülen en sık ikinci jinekolojik kanser olarak belirtilmektedir. Ülkemizde ise Sağlık Bakanlığının 2002 yılındaki verilerine göre over kanseri jinekolojik kanserler içersinde en öldürücü olanı, kadın kanserleri içersinde de dördüncü öldürücü olan olarak tespit edilmiştir. Endometrium kanseri, gelişmiş ülkelerde, kadın genital sisteminin en sık malign tümörü olarak belirlenmiş ve olguların %75'i menopoz sonrası, genellikle evre 1'de semptomların varlığı ile başvuran kadınlardır. Etkin bir tarama testi olmamasına karşın, semptom vermesi nedeniyle % 75 olguda erken evrede teşhis edilebilmektedir. Isı şok proteinleri, ısı şoku, fiziksel stres ve çeşitli ajanlarla güçlü olarak uyarılan protein kümesi olarak tanımlanmaştır. Bu özelliklerin dışında da ısı şok proteinleri diğer temas ettiği proteinlerin yapısını düzenleyen ve modifiye eden moleküler şaperon olarak tarif edilmiştir. Isı şok protein gen transkripsiyonu, ısı şok faktör (HSF) denilen transkripsiyon faktörü ile düzenlenir, söz konusu faktör, stress durumlarında transkripsiyon aktivasyonunu başlatıcı etki yapar. HSP90'nın; Hsp90α (indüklenebilir/ major form), Hsp90β yapıcı/minor form) olmak üzere iki ana sitoplazmik isoform şekli mevcuttur. Hsp90α stres koşullarında uyarılırken, Hsp90β yapıcı protein olarak aktiftir. Kanserde rol oynayan mutant genlerin prtoeinlerini hücre içersinde stabilize etiğinden dolayı HSP90'nın moleküler seviyesi veya moleküler kapasitesi modifiye edilebilir kemoterapik ilaçlar geliştirilmiştir. Bu çalışmayla HSP90'nın HSP90AA1, HSP90AB1 ve HSP90B1 genlerindeki polimorfizmlerinin belirlenmesi sonucu over ve endometriyum kanser oluşumunda olası etkilerinin araştırılması, özellikle tedaviye yönelik biyobelirteçlerin erken dönemde belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda 77 over kanseri, 13 endometriyum kanseri ve 44 sağlıklı kontrol örneğinden elde edilen DNA'lar da Hakiki zamanlı PZR ile HSP90AA1 (rs4947), HSP90AB1 (rs13296) ve HSP90B1 (rs2070908) genlerinde polimirfizmlere bakılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre; HSp90AA1 ve HSP90B1 genleri açısından over ve endometriyum kanserleri arasında istatistiksel olarak anlamlılık bulunamamıştır. HSP90AB1 geni açısından over kanseri ve kontrol grupları kıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamazken, endometriyum kanserinde CC genotipi taşıma sıklığı kontrol grubuna göre daha yüksek bulunmuştur. Buda bize HSP90AB1 genotipinin endometriyum kanseri riskini artırabileceğini düşündürmektedir. Bu çalışmadan elde edilen sonuçlar literatürdeki HSP90AA1, HSP90AB1 ve HSP90B1 geni açısından over kanseri ve endometriyum kanserlerini inceleyen ilk çalışma niteliğindedir.

Endometrial neoplazmlarGenital neoplazmlar-kadınNeoplazmlar+4
Hande Atasoy
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Jinekolojik kanserlerde (endometrium CA, over CA, serviks CA, vulvar CA) yeni serum adipokin düzeylerinin incelenmesi

Kanser hücreleri tümör haline gelmeden önce bazı aşamalardan geçmelidir. Birinci aşaması olarak, hücreler kontrolsüz çoğalma yeteneğine sahip olmalıdır. Kanserin yayılması esnasında, tümör hücreleri bazı değişik özelikler kazanır. Bu özelikler, eksojen büyümeyi uyaran veya büyümeye negatif etki eden sinyallerden bağımsız olarak çoğalma, komşu olduğu dokulara yayılma ve uzak bölgeleri tutma, anjiyogenezisi artırma, apoptoz ve replikatif yaşlanma gibi hücre çoğalmasını düzenleyen mekanizmalardan kaçınma özeliklerini içerir. 14 amino asit peptidi olan Spexin (SPX), hayvanlarda ve yetişkin insanlarda obezite ve enerji düzenlenmesi ile ilgili birçok fizyolojik olayda rol oynar. İnsanlarda yapılan doku çalışmaları, Speksin insan endokrin, gastrointestinal, genitoüriner ve diğer dokularda aşırı şekilde eksprese edildiği tespit edildi, bu da speksinin endokrin, üreme, kardiyovasküler, renal fizyolojik fonksiyonlarında ve diğer bazı dokularda rol oynayabileceğini gösterdi. Kispeptin, ilk önce insanlarda metastaz baskılanmasından sorumlu bir gen ve protein olarak tanımlandı. Peptit, tümör metastazını baskılayabildiğini gösterdi ve bu nedenle metastin olarak tanımlandı. Meteorin like peptide (Subfatin), anjiyogenik özelliklere sahip yeni tanımlanmış bir nötrofik faktör olup VEGF-A veya FGF-2 ile homolog özelliklere sahip olmayan yeni bir protein ailesidir. Obez insanların ve farelerin dolaşımlarında, artmış asprosin konsantrasyonlarına rastlanmış bir monoklonal antikorla kandaki asprosinin nötralizasyonunun, obez farelerde iştah ve vücut ağırlığını azaltacağını gösterilmiştir Peptid yapılı hormonların expresyonlarının neoplazide değiştiği bilinmektedir. Ancak jnekolojik sistem kanserlerinde de yeni tanımlanan serum adipokin düzeylerinin incelenmesi serum düzeyleri ile nasıl değiştiğine ilişkin çalışma bulunmamaktadır. Temel amacımız jinekolojik kanserlerde yeni tanımlanan serum adipokin düzeylerinin değerlendirilmesidir Bu çalışmamıza Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi, Medikal Onkoloji Bölümlerinde tedavi alan hastalar dahil edildi. Çalışma grupları içerisine 38 olgu (kanser tanısı konulan) ve 38 sağlıklı, gönüllü olmak üzere katılımcılar dahil edildi. Analizler SPSS (Statistical Package for Social Sciences; SPSS Inc., Chicago, IL) 22 paket programında değerlendirilmiştir. Çalışmada tanımlayıcı veriler kategorik verilerde n, yüzde değerleri, sürekli verilerde ise ortalama±standart sapma (Ort±SS) değerleri ile gösterilmiştir. Sürekli değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov-Smirnov testi ile değerlendirildi. İkili grupların karşılaştırılmasında normal dağılım gösteren değişkenlerde student t testi, normal dağılım göstermeyen değişkenlerde Mann Whitney U-testi kullanıldı. Analizlerde istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Hasta grubunda bulunanların yaş ortalaması 57,1±15,6 olarak kontrol grubunda bulunanların yaş ortalaması ise 52,5±13,1 olarak bulunmuş olup gruplar arasında yaş açısından anlamlı farklılık görülmedi (p=0,162). Hasta grubunda bulunanların kisspeptin (p<0,001), metrnl (p<0,001) ve FBN 1 (p<0,001) değeri kontrol grubundan anlamlı şekilde düşük bulundu. Gruplar arasında Spexin molekülü açısından anlamlı farklılık görülmedi (p=0,308). Ancak literatüre daha sağlıklı veriler katmak için bu alanda daha fazla katılımcının olduğu, çok merkezli daha kapsamlı klinik ve deneysel çalışmalara ihtiyaç olduğu kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Jinekolojik Kanser, Spexin, Kispeptin, Meteorin Like Peptit, Meteorin, Asprosin

AdipokinlerAsprosinEndometrial neoplazmlar+6
Ali Güler
Fırat University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İleri evre endometrium kanserine etki eden faktörler ve histopatolojik tip ile sırı'nin önemi

2014-2020 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde opere edilen ve patoloji sonuçları endometrium kanseri ile uyumlu gelen 219 hastanın verileri retrospektif olarak incelenmiştir. Evrelendirme yapılarak hastaların yaş, gravida, parite, grade, BMI, LVSI, tümör çapı, myometrial invazyonları, servikal, adneksiyel ve omental tutulumları, lenf nodu metastazları incelendi. Preoperatif dönemdeki görüntüleme yöntemleri; preoperatif ve postoperatif Ca 125 ve Ca 19-9 seviyeleri arşivden taranarak değerlendirildi. Hastalar endometrioid ve non-endometrioid endometrium kanseri; erken evre ve ileri evre endometrium kanseri olarak 2 ye ayrılarak histopatolojik tipe ve ileri evre evrelendirmeye etki eden faktörler incelendi. Sayısal ve kategorik değişkenler için tanımlayıcı istatistik, univariable sayısal normal dağılan değişkenler için student's t-testi, normal dağılmayan sayısal değişkenler için Mann-Whitney U testi kullanıldı. Kategorik değişkenler için ki-kare testi kullanılarak veriler değerlendirildi. Non-endometrioid endometrium kanserine sahip olan hastaların endometrioid tiptekilere göre daha ileri yaşta (p=0.02) ve ileri evrede (p=0.03) olduğu, postmenopozal süreç açısından karşılaştırıldığında bu hastalarda sayı ve oranın daha fazla (p=0.01) olduğu, BMI'ın anlamlı olarak daha düşük (p<0.0001) olduğu tespit edilmiştir. Evre açısından bakıldığında ise histolojik tip, BMI, preoperatif ve postoperatif grade, batın sitoloji, tümör boyutu, LVSI, preoperatif Ca 125 değerleri ve SIRI anlamlı olarak değerlendirilmiştir. Özellikle histolojik tip ve SIRI'nin ileri evre endometrium kanserinde önemli bir belirleyici faktör olabileceğini tahmin etmekteyiz. Prospektif ve hasta sayısının daha fazla olduğu çalışmalarla daha anlamlı sonuçlar elde edilebileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: "endometrium kanseri"; "ileri evre"; "SIRI"; "histopatoloji

Endometrial neoplazmlarEndometriyumHistopatoloji+3
Duygu Alime Almalı
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erken evre endometrium kanseri tanısıyla opere edilen hastalarda lenfovasküler alan invazyonu ile diğer prognostik faktörlerin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada Erken Evre Endometrium kanserinde (Evre 1-2) lenfovasküler alan invazyonu ile ilişkili prognostik faktörlerin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamızda, 2010-2020 yılları arasında kliniğimizde erken evre (Evre 1-2) endometrium kanseri tanısı ile birincil tedavide total histerektomi, bilateral salpingooferektomi ve/veya pelvik ve/veya paraaortik lenfadenektomi yapılan patoloji sonucu erken evre endometrium kanseri (Evre 1-2) olarak raporlanan 461 hastanın dosyaları taranmıştır. Hastaların klinikopatolojik ve demografik özellikleri değerlendirilmiştir. Hastaların yaş, kilogram, doğum sayısı, postmenopoz olup olmaması, histolojik tipine (Tip 1, Tip 2), histolojik grade'i(Grade 1-2-3), myometrial derinliği(1/2 myometriumu aşmış, aşmamış), alınan peritoneal sitolojisinin malign veya benign olması ile lenfovasküler invazyon olup olmaması karşılaştırılmıştır. Observed outcome ve predicted outcome arasındaki ilişki için Loess algoritması kullanılmıştır. Algoritmalar arasindaki ayırımını c-index(AUC) hesaplanarak değerlendirilmiştir. Bulgular: LVSI olan hastalar ile ileri yaş (p=0.006), menopozun varlığı (p=0.03), histolojik tip olarak Tip 2 olması (p=<0.0001), histolojik grade'in ileri olması (p=<0.0001), preoperatif CA 125 değerlerinin yüksek olması (p=0.001), peritoneal sitolojisin malign olması(p=<0.0001), servikal tutulum olması (p=<0.0001), tümörün myometrial derinliğinin 1/2'yi aşmış olması (p=<0.0001) ilişkili bulunmuştur. Yaptığımız modellemeye göre 3 açıklayıcı değişken ile LVSI güçlü bir şekilde ilişkili bulunmuş olup bu faktörler; myometrial invazyon (OR:3.72 0.18-7.6 %95 CI), histolojik grade (OR:1.82 0.11-2.94 %95 CI), peritoneal sitolojisi (OR:3.1 0.14-6.48 %95 CI). Bununla birlikte kilonun anlamlı olmadığı (p=0.9), doğum sayısının az veya çok olmasının anlamlı olmadığı (p=0.9), diyabetin olup olmamasının anlamlı olmadığı (p=0.9), hipertansiyon olup olmamasının anlamlı olmadığı (p=0.3), preoperatif smear ASCUS altı, CIN-3 üzeri olmasının anlamlı olmadığı (p=0.5)ve hpv değerlerine bakıldığında pozitif veya negatif olmasının anlamlı olmadığı (p=0.5) bulunmuştur. Sonuç: İleri yaş, post-menopoz dönemi, histolojik olarak tip 2, preoperatif CA 125 düzeyinin yüksek, serviks tutulumunun olması ile lenfovasküler alan invazyonu olan hastalar arasında ilişki olabileceği gözlemlenmiştir. Özellikle myometrial derinliğin ½ myometriumu aşmış, peritoneal sitolojisinin malign ve histolojik grade'in ileri olmasıyla lenfovasküler alan invazyonu olan hastalar arasında güçlü bir şekilde ilişki olduğu gözlemlenmiştir. Sistemik hastalıklar (diyabet, hipertansiyon), kilo, doğum sayısı, preoperatif bakılan smear ve HPV'nin ise lenfovasküler invazyonu olan ve olmayan hastalar arasında anlamlı fark olmadığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Erken evre endometrium kanseri, prognostik faktörler, lenfovasküler alan invazyonu

CerrahiCerrahi tedaviEndometrial neoplazmlar+5
İbrahim Taşkum
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Endometrium kanserinde formalin ile fikse edilmiş parafine gömülü bloklardan elde edilen doku örneklerinde mirna 204-5P, mirna 138-5P ve mirna 133-3P'nin ekspresyon düzeylerinin tesbiti ve prognoz ile ilişkisi

Çalışmamızda mikroRNA'ların endometrium kanserindeki rolünün ortaya konulmasına katkı sağlamak, tanı ve tedavinin kişiselleştirilmesine olanak sağlayan prognostik bir biyobelirteç ortaya koymak amacıyla, formalin ile fikse parafine gömülü bloklardan (FFPE) elde edilen doku örneklerinde, miRNA 204-5p, miRNA 138-5p ve miRNA 133-3p'nin ekspresyon düzeylerinin tesbiti ile prognostik değişkenlerle karşılaştırlması hedeflenmiştir. Ocak 2010 ve Aralık 2014 tarihleri arasında kliniğimizde endometrium kanseri tanısıyla cerrahi evreleme yapılan 49 adet tip 1 endometrium kanserli hasta (1. hasta grubu) ve 35 adet tip 2 endometrium kanserli hasta (2. hasta grubu) ile 45 adet anormal uterin kanama nedeni ile endometriyal örnekleme yapılan ve benign tanı almış (kontrol grubu) hastalar çalışmaya dahil edildi. Seçilen miRNA'ların ekspresyon düzeyleri qRT-PCR yöntemi ile değerlendirildi. Ardından bu ekspresyon düzeyleri ile hastalığın prognostik değişkenleri karşılaştırıldı. İstatistiksel değerlendirilmede Kolmogorov Smirnov, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve Dunn testleri uygulandı. P değeri 0,05 altında ise anlamlı olarak kabul edildi. miRNA 204-5p ekspresyon düzeyleri, tip 1 endometrium kanseri ile kontrol ve tip 2 endometrium kanseri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı artış bulundu (p değerleri sırasıyla 0,017 ve 0,001). miRNA 138-5p ve 133-3p ekspresyon düzeyleri ise tip 1 endometrium kanseri ve tip 2 endometrium kanseri grupları kontrol grubuyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı artış saptandı. (p değerleri 0,001). Ancak hasta gruplarında miRNA 204-5p, miRNA 138-5p ve miRNA 133-3p'nin ekspresyon düzeyleri ile prognostik değişkenler karşılaştırıldığında anlamlı korelasyon saptanmadı. Çalışmamız endometrium kanserinde, miR 138-5p'nin dahil edildiği literatürdeki ilk araştırmadır. Sonuçlarımız bu miRNA'ların endometrium kanserinin moleküler patogenezinde onkojenik miRNA'lar olarak rol alabileceğini düşündürmektedir.

BiyobelirteçlerBiyobelirteçler-tümörEndometrial neoplazmlar+4
Hüseyin Kurt
Gaziantep University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prognostic factors determining recurrence ın the early stage endometrium cancer

Amaç: Endometrial karsinom, endüstriyel ülkelerde görülen en sık jinekolojik malignitedir. Endometrial karsinomlu vakaların büyük çoğunluğu iyi prognozlu ve ekstrauterin yayılımı olmayan erken evre hastalardır. Bu çalışmanın amacı erken evre endometrium kanserlerinde rekürrens paternlerini ve rekürrens olan populasyondaki klinik açıdan önemli prognostik faktörleri tanımlamaktır.Gereç ve Yöntem: Kliniğimizde 2000-2011 yılları arasında erken evre endometrium kanseri nedeniyle primer cerrahi uygulanan 223 vaka retrospektif olarak değerlendirildi (FIGO 1988-evre 1A ve 1B, FIGO 2009-evre 1A). Hastalar ortalama 36±2 aylık takip süresine alındı. Bu süre içerisinde rekürrens gelişmeyen hastalar grup 1 (n=200), rekürrens gelişen hastalar grup 2 (n=23) olarak sınıflandırıldı. Rekürrens yerleri izole vajen, pelvik ve ekstrapelvik tutulum olarak tanımlandı. Rekürrens gelişiminin öngörüsünde önemli olan yaş, parite, histolojik grade, histopatolojik tip, alt uterin segment tutulumu, lenfovasküler alan invazyonu, myometrial invazyon derinliği, myometrial kalınlık, myometrial invazyon yüzdesi, tumor free-distance ve tümör boyutu her iki grup arasında karşılaştırmalı olarak analiz edildi. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında Ki Kare test istatistiği kullanıldı. Gruplar arasında sürekli ölçümlerin karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi kullanıldı. Risk ölçütü olarak Odds Ratio hesaplandı. Tüm testlerde istatistiksel önem düzeyi p değeri < 0,05 olarak alındı.Bulgular: Birinci grupta 200 hasta, ikinci grupta ise 23 hasta yer almaktadır. Grup 1'de yaş ortalaması 56,4 iken, ikinci grupta 63,8 olarak bulundu (p=0,0001). Grup 1' in ortalama parite değeri 3,7 iken, grup 2'de 1,9 olarak bulundu (p=0,0001). Grup 1'deki hastalarda grade 1 histoloji oranı % 63,5 iken, grup 2'deki hastalarda grade 1 histoloji bulunmadı. Grade 3 histolojiye sahip vakaların hepsi grup 2 içerisinde saptandı (p=0,0001). Grup 1'de en sık görülen histolojik tip % 96 ile endometrioid adenokarsinom iken, grup 2'de % 58,3 ile endometrioid adenokarsinom, skuamöz diferansiasyon gösteren varyant olarak bulundu (p= 0,0001, OR 9,3, % 95 GA 3,77-23,28). Grup 1'de alt uterin segment tutulumu oranı % 10 iken, grup 2'de % 86,9 olarak bulundu (p=0,0001, OR 45,0, % 95 GA 13,9-144,8). Grup 1'de lenfovasküler alan invazyonu oranı % 16,5 iken, grup 2'de % 86,9 olarak bulundu (p=0,0001, OR 25,3, % 95 GA 8,1-78,8). Grup 1'de 2 cm üzeri tümör boyutu oranı % 13,5 iken, grup 2'de % 56,6 olarak bulundu (p=0,0001, OR 6,4, % 95 GA 2,6-15,7). Grup 1'de ortalama myometrial invazyon derinliği 4,2 mm iken, grup 2'de ortalama 5,1 mm olarak bulundu (p=0,0001). Grup 1'de ortalama myometrial kalınlık 20,3 mm iken, grup 2'de 14,5 mm olarak bulundu (p=0,0001). Grup 1'de myometrial invazyon yüzdesi 20,9 iken, grup 2'de 35,8 olarak bulundu (p=0,0001). Grup 1'de tumor free-distance ortalaması 16,1 mm iken, grup 2'de 9,4 mm olarak bulundu (p=0,0001). Grup 2'de % 62,5 oranla en sık izole vajinal rekürrensler olduğu saptandı (p=0,0001).Sonuç: Erken evre endometrium kanserinde klinikopatolojik prognostik faktörler olan yaş, parite, histolojik grade, histopatolojik tip, alt uterin segment tutulumu, lenfovasküler alan invazyonu, tümör boyutu, tumor free-distance, myometrial invazyon derinliği, myometrial kalınlık ve myometrial invazyon yüzdesi ile rekürrens gelişimi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır.Anahtar Kelimeler: Erken evre endometrium kanseri, prognostik faktörler, rekürrens

Endometrial neoplazmlarEndometriyumNeoplazmlar+2
Selim Mısırlıoğlu
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uterin sarkomlarda klinikopatolojik özellikler ve prognostik faktörler

Amaç: Uterin sarkomlar, uterusun; nadir, malign ve agresif seyirli tümörleridir. Bu çalışmanın amacı, son yirmi yıl boyunca kliniğimizde tedavi edilen uterin sarkomlu hastaların, retrospektif olarak, klinik ve patolojik özelliklerini değerlendirmek ve prognozu etkileyen faktörleri araştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Kliniğimizde Mart 1991- Mart 2011 tarihleri arasında opere edilen ve düzenli takipleri yapılan 132 uterin sarkom hastasının arşiv dosyaları, klinik ve patolojik kayıtları incelendi. Hastaların klinik özellikleri, operasyon bilgileri, patolojik bulguları, adjuvan tedavileri ve takip bilgileri irdelendi ve sağkalıma etkileri araştırıldı. Kaplan-Meier ve Cox regression testleri kullanılarak, hastalıksız ve toplam sağkalım analizleri yapıldı. Tüm testlerde istatistiksel önem düzeyi p=<0,05 olarak alındı.Bulgular: Hastaların 70'i leiomyosarkom, 33'ü karsinosarkom, 12'si endometrial stromal sarkom, 9'u undiferansiye endometrial sarkom, 5'i adenosarkom ve 3'ü botroid rabdomyosarkom histopatolojisine sahip idi. Hastaların yaş ortalaması 53,7±12,6 (17-78) olarak bulundu. Hastaların yaklaşık 2/3'ü postmenopozal dönemde, 1/3'ü premenopozal dönemde idi. Vajinal kanama, hastaların en sık başvuru nedeni (% 68,9) olarak tespit edildi. Tüm vakalara cerrahi uygulandı ve çoğuna (% 88) cerrahi prosedür olarak total abdominal histerektomi + bilateral salpingooferektomi yapıldı. Hastaların ortalama takip süresi 36 ay (4-198) idi. Toplam sağkalım medyanı 37 ay (% 95 GA, 28-45), iki ve beş yıllık toplam sağkalım oranları sırasıyla % 65 ve % 36 olarak bulundu. Hastalıksız sağkalım medyanı ise 29 ay (% 95 GA, 18-40), iki ve beş yıllık hastalıksız sağkalım oranları da sırasıyla % 59 ve % 33 olarak hesaplandı.Sonuç: Multivaryant analizlerin sonucunda, yaş, evre, lenfovasküler alan invazyonu ve lenfadenektomi hastalıksız sağkalımı etkileyen bağımsız faktörler olarak bulunurken; evrenin, toplam sağkalımın tek bağımsız prognostik faktörü olduğu saptandı.

Endometrial neoplazmlarKarsinomaNeoplazmlar+5
Ghanim Khatıb
Çukurova University
2012
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Endometrial hiperplazilerde formalin ile fikse parafine gömülü doku örneklerinde mirna 204-5P, mirna 138-5P ve mirna 133-3P'nin ekspresyon düzeylerinin kıyaslanması ve prognostik değeri

Çalışmamızın amacı, endometriyal hiperplazilerde (EH) formalinle fikse parafine gömülü (FFPE) doku örneklerinde miRNA 204-5p, miRNA 138-5p ve miRNA 133-3p ekspresyon düzeylerini saptayıp kıyaslamak ve böylece endometriyal kansere dönüşümlerini öngörme ve önleme konusunda yapılan çalışmalara yol gösterici olmaktır. Ocak 2005 – Şubat 2015 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Şahinbey Uygulama ve Araştırma Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'ne başvuran 38 adet atipili EH tanısı almış (1. hasta grubu), 44 adet atipisiz EH tanısı almış (2. hasta grubu) ve 44 adet benign endometriyal örnekleme tanısı almış hasta (kontrol grubu) çalışmaya dahil edildi. qRT-PCR yöntemiyle üç grubun miRNA 204-5p, miRNA 138-5p ve miRNA 133-3p ekspresyon düzeyleri değerlendirildi. İstatistiksel değerlendirmede Kolmogorov Smirnov, Kruskal Wallis ve Dunn testleri uygulandı. P değeri 0,05'in altında ise anlamlı olarak kabul edildi. Atipili ve atipisiz EH gruplarına ait miRNA 204-5p ekspresyon düzeyi, kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük bulundu (sırasıyla p=0,004 ve 0,001). miRNA-138-5p ve miRNA 133-3p ekspresyon düzeyleri kontrol grubuyla karşılaştırıldığında atipili EH olgularında anlamlı şekilde artmış (sırasıyla p=0,005 ve p=0,001); atipisiz EH olgularındaysa anlamlı şekilde azalmış olarak bulundu (sırasıyla p=0,001 ve p=0,001). Atipili hiperplazilerde miRNA 138-5p ve miRNA 133-3p düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı şekilde artmış olması, literatürdeki verilerin tersine çıktığından bu durumun klinik açıdan önemi değerlendirilemedi. Çalışmamız, endometriyal hiperplazilere ait FFPE dokularda miRNA ekspresyon düzeylerini 126 olguyu kapsayan geniş bir örnek hacminde değerlendiren literatürdeki ilk araştırmadır. EH olgularında miRNA 204-5p ekspresyon düzeylerini istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde düşük olduğunu saptadık. Bu sonuçlar, miRNA 204-5p'nin endometriyal hiperplazilerin kansere dönüşümünü öngörmede potansiyel biyobelirteçlerden biri olabileceğini düşündürmektedir

BiyobelirteçlerBiyobelirteçler-tümörEndometrial hiperplazi+6
Emre Akçil
Gaziantep University
2016
00

Related subjects