Blood flow velocity

55 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Farede filaman perforasyon yöntemi ile oluşturulan subaraknoid kanama modelinde ketaminin kortikal yayılan depolarizasyona etkisi

Yaşamı tehdit eden intrakranial anevrizma kanamasına bağlı gelişen subaraknoid kanamalar tüm inmelerin %5'lik kısmını oluştururlar. Subaraknoid kanamalar diğer inme tiplerinden daha genç yaşta görülmesi ve ölüm oranının yüksek olması nedeniyle yüksek sosyoekonomik yüke sebep olmaktadır. Anevrizmal subaraknoid kanama geçiren hastaların yaklaşık %15'i daha hastaneye ulaşmadan kaybedilmektedir. Hastanede ölümlerin %25'i ilk 24 saatte gerçekleşmektedir. Hastaların geri kalan %60'ı kanamaya neden olan anevrizma başarılı bir şekilde kapatılsa bile ilk kanamanın beyinde yol açtığı hasarlar ve devam eden patofizyolojik süreçler nedeniyle ciddi mortalite ve morbidite riski altındadır. Bu hastalarda mortalite nedeninin yaygın serebral enfarktlar olduğu uzun yıllar önce ortaya konulmuştur ve neden olarak kanama sonrası 3-15 günde ortaya çıkan büyük arter spazmları olduğu düşünülmüştür. Son yıllarda subaraknoid kanama sonrası gelişen mortalite ve morbiditeden sorumlu etkenin tek başına büyük damarlarda gelişen vazospazm olmadığı düşünülmüştür. İlk defa 2004 yılında, subaraknoid kanama (SAK) geçiren hastalarda henüz vazospazm gelişmeden, ilk 72 saatte oluşan akut patofizyolojik olayları açıklamaya yönelik "erken beyin hasarı" (early brain injury) kavramı ortaya atılmıştır. SAK geliştikten kısa süre sonra (yaklaşık 15 dakika içinde) intrakranial basınç, kanama sonrası meydana gelen intrakranial hematom boyutuna bağlı olarak değişmekle beraber kanama öncesine ya da kanama öncesine yakın değerlere geri döner. Erken beyin hasarında serebral iskemiye neden olan mikrodolaşım bozuklukları, kan beyin bariyeri harabiyeti, kortikal yayılan depolarizasyon, glutamat gibi eksitatör nörotransmitterlerin sorumlu olmasına ilişkin birçok çalışma yapılmıştır. Kortikal yayılan depolarizasyonlar, dakikada 2-6 mm hızında ilerleyen kortikal depolarizasyon dalgalarıdır. Kortikal yayılan depolarizasyonu normal nöronlarda repolarizasyon izler ve sonrasında bölgesel kan akımının artması eşlik eder. Kanama iii olan beyinde depolarizasyona kortikal yayılan iskemi eşlik eder. Kortikal yayılan depolarizasyonun erken beyin hasarındaki rolü ve kötü prognoz ile ilişkisi yapılan klinik çalışmalar ve hayvan deneyleriyle desteklenmiştir. Kortikal yayılan depolarizasyon modellerinde ilaç etkisinin araştırılmasının yeni medikal tedavilerin geliştirilmesinde önemli yeri vardır. Merkezi sinir sistemine etki edecek terapötik maddelerin hızla metabolize edilmesi ve kandan temizlenmesi, bunun yanısıra terapötik maddelerin kan-beyin bariyerinden kolay geçememeleri merkezi sinir sistemi için ilaç geliştirilmesinin önündeki önemli engellerdendir. Bu çalışmada farede filaman perforasyon yöntemi ile oluşturulan subaraknoid kanama modelinde ketamin anestezisinin serebral kan akımı üzerindeki etkisi incelenecektir. Deneylerde 3 grup Swiss albino fare kullanıldı. Farelerde filaman perforasyon yöntemi kullanılarak subaraknoid kanama modeli oluşturuldu. Her üç grupta işlem öncesi, sonrası ve işlemden 24 saat sonra farelerde laser speckle altında kortikal yayılan depolarizasyon sayısı incelendi ve fareler sakrifiye edildi. İzofluran grubunda olan farelerde izofluran anestezisi altında, ketamin grubunda ketamin anestezisi altında fare filaman perforasyon yöntemi ile subaraknoid kanama modeli oluşturuldu. Sham grubunda iki farede izofluran, diğer iki farede ketamin altında filaman ECA'dan ileri doğru ilerletildi ancak perforasyon yapılmadı. İzofluran grubunda 8, ketamin grubunda 8 ve sham grubunda 4 adet fare kullanıldı. Ketamin anestezisi altında fare filaman perforasyon yöntemi ile oluşturulan subaraknoid kanama modellerinde serebral kan akımı değerlerinin izofluran anestezisi altında fare filaman perforasyon yöntemi ile oluşturulan subaraknoid kanama modellerine göre arttığı görüldü. Anahtar kelimeler: Subaraknoid kanama, serebral kan akımı, laser speckle görüntüleme, ketamin, izofluran

HemorajilerKan akış hızıKetamin+3
Aysel Shıkhalıyeva
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servisteki şok hastalarında yatak başı ultrasonografi aracılığıyla karotis doppler akım hızı ölçümü ile volüm değerlendirilmesi ve vena kava inferior çapı ölçümünün santral venöz basınç ile ilişkilendirilmesi

Şokun geri döndürülemez fazına gelmeden önce acil serviste erken tanınarak erken dönemde tedavisine başlanmasının mortalitenin azaltılması açısından önemi büyüktür. Erken dönem tedavilerin başlangıcı sıvı replasmanıdır. Volüm değerlendirmesi için birçok teknik kullanılmaktadır: Çalışmamızda hızlı, ulaşılabilir ve invazif olmayan bir teknik olan yatak başı USG ile şok hastalarında KDAH ölçümüyle volümün değerlendirilmesi; VKİKİ, VKİ çapı, CVP gibi parametrelerle korelasyonu ve bu ölçümlerin mortaliteyi öngörmede etkinliklerinin araştırılması amaçlandı. Prospektif ve gözlemsel olarak planan çalışma acil servisteki şok tablosundaki 51 hasta ile yapıldı. Yatak başı ultrasonografi ile KDAH, VKİ ölçümleri, VKİKİ hesaplaması ve CVP ölçümleri gerçekleştirildi. Hastalar herhangi bir sonlanıma (ölüm, taburculuk, sevk) ulaşana kadar takip edildi. Çalışmaya alınan hastaların %55'i erkek %45'i kadındı. Hastaların yaş ortalaması 67 yıl olarak hesaplandı. Hastaların özgeçmişinde %45'inde malignite saptandı. Hastaların %88'i septik şok tanısı aldı. Mortalite oranı % 57 olarak bulundu. KDAH ortalama değeri 4cm/sn olarak hesaplandı. KDAH, VKİK, CVP sonuçlarıyla hastalarının mortalitelerinin öngörülebileceği saptandı. CVP, VKİK, VKİ çapı, KDAH arasındaki korelasyonlar tespit edildi. Mortaliteyi öngörmede; KDAH için %72 sensitive ve %68 spesifite ile kesim değeri 50 cm/sn, CVP'nin %61 sensitivite ve %71 spesitife ile kesim değeri 1,5 mmH20, ve VKİKİ'nin %93 sensitivite ve %85 spesitife ile kesim değeri %54,5 olarak hesaplandı. Sonuç olarak KDAH, CVP ve VKİKİ parametrelerinin şok hastalarında volüm durumunun değerlendirilmesinde ve mortaliteyi öngörmede klinisyene fikir verebileceği görüşüne ulaşıldı.

Acil servis-hastaneAcil tıpKan akış hızı+5
Rukiye Kaymakcı
Hacettepe University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu sonrası kan akımı kısıtlamalı pliometrik eğitimin kas kuvveti ve fonksiyon üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı, ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu (ÖÇBR) sonrası kan akımı kısıtlamalı (KAK) pliometrik eğitimin kas kuvveti, kas hacmi ve fonksiyon üzerine etkisini araştırmaktı. Çalışmaya ÖÇBR sonrası, 12 haftalık rehabilitasyon programını tamamlayan 18-30 yaş arası 28 erkek hasta dahil edildi. Hastalar rastgele seçim yöntemiyle KAK grup (n=14, yaş: 19,64±2,16 yıl, VKİ: 23,55±2,69 kg/m2) ve kontrol grubu (n=14, yaş: 20,35±3,31 yıl, VKİ: 22,5±3,02 kg/m2) olmak üzere 2'ye ayrıldı. Her iki gruba da standart rehabilitasyon programına ek olarak 8 hafta süreyle, haftada 3 gün pliometrik eğitim verildi. Sadece KAK grupta pliometrik eğitim kan akımı kısıtlaması ile birlikte uygulandı. Tüm hastaların kuadriseps kas kalınlığı ve rektus femoris enine kesit alanı, kuadriseps ve hamstring kas kuvveti (izometrik, konsentrik, eksentrik), fonksiyonel performansları (dikey sıçrama testi, tek bacak öne hoplama testi, üç adım hoplama testi), dinamik dengeleri (y denge testi), diz fonksiyonları (IKDC, KOOS, Tampa, ACL-RSI anketi) pliometrik eğitim öncesi ve sonrası değerlendirildi. Her iki grupta da eğitim sonrası rektus femoris, vastus medialis oblikus, vastus lateralis kas kalınlığında, rektus femoris enine kesit alanında, kuadriseps ve hamstring izometrik ve konsentrik kas kuvvetinde artış görülürken (p<0,05), KAK grupta tüm parametrelerde daha fazla artış elde edildi (p<0,05). Kuadriseps ve hamstring eksentrik kas kuvveti değerlendirme sonuçları benzerken (p>0,05), KAK grupta kuadriseps bacak simetri indeksinde daha fazla iyileşme elde edildi (p=0,015). Klinik testler ve ölçeklerin sonuçlarına bakıldığında; her iki grupta da dikey sıçrama performansında, y denge testinde, IKDC, Tampa, KOOS skorlarında gelişme görülürken (p<0,05), KAK grupta bu iyileşmenin daha fazla olduğu görüldü (p<0,05). Tek bacak öne hoplama bacak simetri indeksi, üç adım hoplama bacak simetri indeksi ve ACL-RSI skorları sırasıyla KAK grupta daha iyiydi (p=0,02, p=0,009, p=0,03). Çalışmamızın sonucunda, KAK pliometrik eğitimin ÖÇBR sonrası spora dönüşe hazırlıkta kas kuvveti, kas hacmi ve fonksiyonu artırmada daha etkili olduğu bulundu. Ön çapraz bağ yaralanması sonrası KAK pliometrik eğitimin spora dönüş aşamasında kullanılabilecek alternatif bir rehabilitasyon yöntemi olduğunu düşünüyoruz.

AtrofiKan akış hızıKas kuvveti+2
Serdar Demirci
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Numerical investigation of hemodynamics in the artificial artery-aorta anastomosis and the inflow cannula in ventricular assist systems to prevent complications

Cardiovascular diseases are the most frequent cause of fatality among older populations. Congestive heart failure makes up a considerably large portion of cardiovascular diseases. Ventricular assist devices, which have an increasing success rate in clinical applications, are used to solve these problems. But even with optimized heart pumps fatal complications can occur because of the deformations around the inflow cannula or through the artificial artery ? aorta anastomosis. Due to high rotational speeds of heart pumps, blood cells pass through the pump rapidly and usually without undergoing any deformation. As blood cells flow from the left ventricle into the inflow cannula, flow velocity decreases and reverse flow zones occur, both of which may lead to hemolysis and thrombosis. Similarly, the change in the hemodynamics through the artificial artery ? aorta anastomosis causes deformation of blood cells and endothelium. To investigate the inflow cannula of heart pumps and the artificial artery ? aorta anastomosis and possible clinical consequences, in order to decrease complications and increase the success rate of ventricular assist devices, which is a very difficult and expensive therapy option, computational fluid dynamics analysis were performed using patient-specific geometrical models and boundary conditions. The simulations indicate that the positions of the anastomosis and the cannula have important effects on flow. CFD results provide insight on the altered hemodynamics in the aforementioned regions.

Flow modelsHemodynamicsHeart failure-congestive+1
Gizem Inci
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Beyin ölümü sintigrafisinin rat modelinde patolojik bulgularla karşılaştırılması

Beyin ölümü herhangi bir olay sonucu canlının beyin fonksiyonlarının tamamen kalıcı olarak kaybedilmesi olarak tanımlanır. Transplantasyon cerrahisindeki gelişmeler beyin ölümünün erken tanısını daha da önemli hale getirmiştir. Bu nedenle klinik beyin ölümü teşhisinin laboratuar yöntemlerinden biri ile desteklenmesi gerekmektedir. Tc 99m DTPA ile yapılan beyin sintigrafisi, beyin ölümü sonrası serebral kan akımı kaybını gösteren oldukça duyarlı bir tanı metodudur. Bu yöntemle serebral kan akımı miktar olarak hesaplanabilir. Tc 99m HMPAO ve Tc 99m ECD gibi hidrofilik olmayan ajanlar kullanılarak serebral kan akımı dışında beyin parankim perfizyonu da gösterilebilir. Bu çalışmada deneysel olarak gerçekleştirilen beyin ölümü sonrası Tc 99m DTPA beyin sintigrafisi ile tespit edilen serebral kan akımının azalması ile eş zamanlı olarak beyinde meydana gelen histopatolojik değişikliklerin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışma kapsamında 20 ratta deneysel olarak beyin ölümü modeli gerçekleştirilmeden bir gün önce ve beyin ölüm modeli gerçekleştirildikten sonra canlı 11 rata Tc 99m DTPA ile beyin ölümü sintigrafisi yapılmış ve serebral kan akımı miktarı görüntülenmiştir. Tc 99m DTPA beyin sintigrafisi entübasyon ve monitörizasyon altında gerçekleştirildi. Gruplar arası karşılaştırma yapmak için Mann Whitney U testi kullanıldı (beyin ölümü öncesi ve sonrası sintigrafik kantitatif sonuçlar). Sintigrafilerin analizleri sonucu elde edilen zaman aktivite eğrilerinde özellikle arteryel fazda sayım düzeylerinde anlamlı düşüşler izlendi (p<0,01). Ayrıca birinci ve altıncı dakikalar arasında serebral kan akımındaki azalma istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Tüm olgularda deney sonrası elde edilen beyin dokularında ortak ana histopatolojik bulgular nöronlarda dejenerasyon ve soluklaşma, periselüler alanda yaygın ödem ve yer yer peteşiel kanamalar olarak izlendi. Sonuç olarak Tc 99m DTPA ile yapılan beyin sintigrafisinin kantitatif bulguları serebral kan akımının kaybolduğu beyin ölümü olgularında erken dönemde izlenen histopatolojik bulgularla ilişkili bulunmuştur. Serabral kan akımını gösteren Tc 99m DTPA ile yapılan beyin sintigrafisinin kantitatif verileri, beyin ölümü kesin tanısını gösterebilir ve böylece transplantasyon oranlarının artmasına yol açıp potansiyel donörlerin daha erken tespit edilebilmesini sağlayabilir. Anahtar kelimeler: Beyin ölümü, Tc 99m DTPA, serebral kan akımı, histopatolojik bulgular.

BeyinBeyin ölümüHayvan deneyleri+6
Yunus Güzel
Fırat University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik karaciğer hastalığı bulunan olgularda özofagus varisi varlığı ve varis büyüklüğü ile hepatik ven akım hızının ilişkisi

Kronik Karaciğer Hastalığı Bulunan Olgularda Özofagus Varis Varlığı Ve Varis Büyüklüğü İle Hepatik Ven Akım Hızının İlişkisi Amaç: Siroz hastalarında ,özofagus varis varlığı ve büyüklüğü ile hepatik ven akım hızı, portal ven çapı, dalak boyutu ve trombosit sayısı arasında korelasyon olup olmadığını tespit etmek ve böylece hastaların takibinde yeni yöntemlerin gelişmesine katkıda bulunmaktır. Yöntem: Kliniğimize bir yıl içinde başvuran, siroz teşhisi olup varis kontrolü için ve siroz şüphesi olup varis varlığını araştırmak için özofagogastroskopi yapılan hastalar çalışmaya alındı. Hastaların endoskopiden sonra doppler ultrasonografileri yapıldı ve varis büyüklüğü ile hepatik ven akım hızı, trombosit sayısı, portal ven çapı ve dalak büyüklüğü arasındaki ilişki incelendi. Bulgular: Kriterlere uyan 76 hasta çalışmaya alındı. Bu hastaların 30'u erkek, 46'sı kadındı. Hastaların yaş ortalaması 61,15 idi. Hastalarda viral etyoloji, bunlardan da HCV ye bağlı siroz daha fazla idi. Trombosit sayısı, dalak çapı, portal ven çapı ve hepatik ven akım hızları, varis derecelerine göre üç grupta karşılaştırıldı, varis büyüklüğü ile parametreler arasında herhangi bir korelasyon saptanmadı. Daha sonra hastalar; küçük varis grubu (evre 0 ve evre 1) ve büyük varis grubu(evre 2 ve evre 3) olarak ayrıldı ve aynı parametreler incelendi; dalak büyüklüğü, portal ven çapı ve trombosit sayısı açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark mevcuttu, öngördüğümüz şekilde hepatik ven akım hızları açısından anlamlı fark tespit edilmedi. Sonuç: Çalışmamızda, karaciğer sirozu etyolojisinde ülkemizde beklenilenden farklı olarak HCV birinci sıradaydı ve kadın hasta sayısı daha fazla idi. Dalak çapı, portal ven çapı büyük varis grubunda anlamlı şekilde daha büyüktü. Trombosit sayısı ise büyük varis grubunda anlamlı olarak daha düşük izlendi. Hepatik ven akım hızları ile varis büyüklüğü arasında herhangi bir korelasyon saptanmadı. Kronik karaciğer hastalığı olan bireylerde endoskopik takibi daha aza indirecek, küçük varisleri tespit edebilen yöntemlere ihtiyaç vardır. Bu amaçla ultrasonografik yöntemler kullanılabilecek yöntemlerdir. Ancak bu çalışmaların daha büyük ve homojen hasta gruplarında yapılmaya ihtiyacı vardır. ANAHTAR KELİMELER:karaciğer sirozu,hepatik ven akım hızı,trombosit

Hepatik venlerKan akış hızıKan trombositleri+5
Gül Sena Topal
Kütahya Dumlupınar University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sepsis tanılı hastalarda serebral perfüzyon değişikliklerin transkranial doppler ultrasonografi ile gözlemsel incelenmesi

Sepsis ilişkili beyin disfonksiyonu (SİBD), septik hastaların %70'ini etkiler. SİBD tanısında gecikme nörolojik sekel olasılığını arttırmaktadır. Transkranial Doppler (TKD) sepsis sırasındaki serebral kan akımını hızlı bir şekilde değerlendirmek için girişimsel olmayan, yatak başı uygulanabilir yöntemlerden biridir. Çalışmamızda yoğun bakımda sepsis tanılı hastalarda orta serebral arterin kan akımındaki değişiklikleri TKD ile Pulsatilite İndeks (P.İ) , Rezistans İndeks (R.İ) veya Serebral kan akım hızı indeks (CBFᵢ) değerlerinin ölçerek 0., 6., 24. ve 48 saatteki değişikliklerini prospektif olarak incelemeyi planladık. Etik kurul onayı sonrası sepsis tanısıyla Bursa Uludağ Üniversitesi, Reanimasyon ünitesinde yatan 47 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik bilgileri, yandaş hastalıkları, Akut fizyoloji ve Kronik Hastalık Değerlendirme skoru, Ardışık organ yetmezliği değerlendirilmesi, ortalama arter kan basıncı, mekanik ventilasyon desteği, Pozitif ekspirasyon sonu basınç (PEEP), yoğunbakım kalış süreleri, aldıkları vazoaktif ve sedoanaljezik ilaçlar, renal replasman tedavisi, toplam verilen sıvı miktarı, laboratuar ve arteriel kan gazı analiz sonuçları, periferik oksijen satürasyonu(SpO2), P/F oranı, Glaskow koma skalası (GKS) değerleri kaydedildikten sonra ölçülen P.İ, R.İ ve CBFᵢ değerleri ile karşılaştırıldı. Vazoaktif ilaç alan ve almayan grup birleştiridiğinde P.İ değerlerinde başlangıca göre 48. saatte ve Sedoanaljezik ilaç alan grup hastalarında başlangıca göre 6.saat R.İ değerlerinde istatistiksel anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Serebrovasküler dolaşım değişikliğine sebep olabilen PaO2, PaCO2, PEEP, sodyum, glukoz, laktat, ortalama arter kan basıncı, hemoglobin değerleri normal sınırlarda tutulduğunda serebrovasküler direnç ve perfüzyon göstergesi olarak P.İ, R.İ ve CBFi değerleri üzerinde belirgin değişiklik oluşmamıştır. Çalışmamızda sepsis hastalarında serebral perfüzyon ve oksijen sunumunu; hemodinamik değişiklikler, laboratuar değerleri ve arteriel kan gazı değişiklikleri etkilediği bilinsede, bu değişkenlerle TKD ile ölçümü yapılan P.İ, R.İ ve CBFi'deki değişiklikleri arasında bir korelasyon saptanmamıştır. TKD'in klinik önemini değerlendirmek için daha ileri çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz.

BeyinKan akış hızıRetinal arter+3
Payam Rahımı
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Gömülü mandibular 3. molar dişlerin cerrahisinde kullanılan farklı flep dizaynlarının kan akımına etkisinin incelenmesi

Ağız, diş ve çene cerrahisinde en sık gerçekleştirilen işlemler mandibular üçüncü molar operasyonlarıdır. Bu operasyonlarda farklı yöntemlerin kullanımı ilgili bölgedeki yara iyileşmesini ve kanlanmayı etkileyebilir. Bununla birlikte çok sık uygulanan operasyonlar olmaları nedeniyle postoperatif komplikasyonların da kontrol edilmesi önemlidir. Çalışmamızda, gömülü üçüncü molar dişlerin cerrahi çekiminde zarf ve trapezoidal flep kullanımın komşu ikinci molar dişin ve operasyon bölgesindeki yumuşak dokunun kanlanması üzerine etkilerini ve postoperatif komplikasyonlardan ödem ve trismus gelişimi ile ilişkisini incelemek amaçlanmıştır. Gömülü mandibular üçüncü molar dişlerin en sık gömülü kaldıkları pozisyonlar olan vertikal, horizontal, mesioangular ve distoangular açılanmalara sahip 7'şer dişten oluşan 28 kişilik 2 grup oluşturulmuş, grup 1'de zarf, grup 2'de trapezoidal flep uygulanmıştır. Lazer doppler flowmetre cihazı kullanılarak kan akımı değerleri; komşu diş üzerinde bir nokta ve bukkal yumuşak doku üzerinde 3 ayrı noktada ölçülmüştür. Ayrıca ödem ve maksimum ağız açıklığı değerleri kaydedilmiştir. Tüm ölçümler preoperatif olarak, postoperatif 3. ve 7. günlerde gerçekleştirilmiştir. Çalışmamızın sonuçlarına göre 2 grup arasında ödem ve maksimum ağız açıklığı arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır. 2 grupta da komşu dişin pulpal kan akımı preoperatif değerlere göre azalmıştır. İşlemden önce benzer değerler görülmekle birlikte 7. günde zarf flep kullanımında komşu dişin pulpal kan akımı, trapezoidal flebe göre daha fazla artmıştır. Yumuşak dokudaki kan akımı değerlendirildiğinde, zarf flep grubunda 3 noktada (Y1, Y2, Y3) trapezoidal flep grubunda ise 2 noktada (Y2 ve Y3) kan akımının postoperatif 3. günde anlamlı seviyede arttığı (p<0.05), 7. gün anlamlı olmamakla birlikte azalarak preoperatif değerlerin üzerinde kaldığı görülmüştür. Trapezoidal flep grubunda Y1 noktası kan akımı ise postoperatif 3. günde anlamlı olmamakla birlikte bir miktar artmış, 7. gün ise anlamlı derecede azalmıştır (p<0.05). Elde edilen bulgulara göre zarf flep tekniğinin trapezoidal flep tekniğine göre postoperatif komplikasyonlar, komşu ikinci molar diş pulpası ve flep kanlanmasında daha avantajlı olduğunu söyleyebiliriz. Fakat bu iki flep tekniğinin birbirlerine olan avantajlarının ve komşu yapıların kanlanmasına etkilerinin tam belirlenmesi için daha fazla sayıda ve daha uzun takiplerin yapıldığı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Akım ölçerlerAzı dişi-üçüncüDiş-gömülü+4
Mesut Kurt
Gaziantep University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kan akımı kısıtlaması ile uygulanan kuvvet antrenmanlarının taekwondo sporcularının bacak kuvveti gelişimine etkisinin incelenmesi

Kişinin bir maksimum tekrarının (1 MT) en az %65-70'i kullanılarak yaptığı direnç antrenmanları soncunda kas hipertrofisi oluştuğu bilinmektedir. Ağırlık antrenmanı yöntemlerinde 1 maksimal tekrarın (1 M.T.) % 20-50'si şiddetinde çalışıldığında kas kuvvet gelişimine etkisi çok düşüktür. Ama bazı araştırmalar 1 M.T.'ın % 20-50'si şiddetinde kan akımı kısıtlaması ile çalışıldığı zaman kas hipertrofisinde bir artış olduğunu, iki hafta gibi kısa bir sürede kas kuvvetinde önemli artışlar sağladığı gözlenmiştir. Kan akımı kısıtlaması (KAK) antrenmanı kas aktivasyonunu uyararak ve hücresel sıvı artışını sağlayarak kas hipertrofisini sağlamaktadır. Bu sebeple araştırmamızın amacı kan akımı kısıtlaması ile düşük şiddette (1MT'ın % 50) ve buna bağlı çok tekrarlar ekleyerek oluşturduğumuz yöntem doğrultusunda ağırlık egzersizinin taekwondocu sporcuların hamstring ve kuadriceps kas gruplarında ne düzeyde patlayıcı kuvvet geliştirebileceğini araştırmaktır. Çalışmaya taekwondoda en az 2 yıl spor yaşı olan gönüllü 20 erkek sporcu katılmıştır. Sporcular rasgele 9 kişi KAK antrenmanına tabi tuttuğumuz deney grubu (yaş ortalamaları 16.89 yıl, boy ortalamaları 1.761 m, vücut ağırlığı ortalamaları 66.00 kg), klasik taekwondo antrenmanına tabi tuttuğumuz kontrol grubu 11 kişi (yaş ortalamaları 17.20 yıl, boy ortalamaları 1.768 m, vücut ağırlığı ortalamaları 64.60 kg) olarak ikiye ayrılmıştır. Sporcular gönüllülük esas alınarak ve veli izinleri doğrultusunda çalışmaya dahil edilmiştir. Deney grubuna 6 hafta (haftada 3 gün) boyunca taekwondo antrenmanlarının yanında KAK kuvvet antrenmanı yaptırılmıştır. Kontrol grubu ise rutin taekwondo antrenmanlarına devam ettirilmiştir. Antrenman öncesi-sonrası deney ve kontrol grubu sporcularının; sağ-sol bacak çevre, 1 dk squat, durarak uzun atlama, esneklik, sırt-bacak kuvveti, kare testi, sıçrama ve squat sıçrama, bacak kası kuvvet performansı için 60°/sn açıda düşük hızda, bacak kası dayanıklılık performansı için 120°/sn açıda orta hızda izokinetik ölçümleri alınmıştır. KAK antrenmanı yaptırdığımız deney grubunun fiziksel performans değerlerinde, havada kalma süresi, yere temas süresi, sıçrama yüksekliği, sıçrama gücü, adım hızı değerlerinde ve izokinetik ölçümlerinin peak torque dominant olan bacağın 60°/s açısal hız konsantrik fleksiyon, total work dominant olmayan bacağın 60°/s açısal hız konsantrik fleksiyon, total work 120°/s açısal hız konsantrik fleksiyonda hamstring/ ekstansiyonda kuadriceps, total work kuadriceps dominant olan bacağın 60°/s açısal hız eksantrik ekstansiyon kas grubu kuvvet ve dayanıklılığını gösteren değerlerinde grup içi ve gruplararası ölçümünde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Literatür sonuçlarına paralel olarak çalışmamız KAK antrenmanlarının sporcuların patlayıcı ve çabuk kuvvet gelişimine katkı sağladığı söylenebilir.

Alt ekstremiteAntrenmanKan akımı kısıtlama antrenmanı+6
Zeynep Şahin
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda intraserebroventriküler olarak enjekte edilen GLP-1'in gastrik mukozal kan akımına etkisi

Bu çalışmada intraserebroventriküler (i.s.v.) olarak enjekte edilen "glucagon like peptide-1" (GLP-1)' in sıçanlarda gastrik mukozal kan akımı (GMBF)' na etkisi, bu etkide santral spesifik reseptörlerinin rolü ve ayrıca absolu etanolün GMBF' ında neden olduğu değişikliklere etkisi araştırılmıştır. Deneylerde 200-300 gr ağırlığında 64 adet erkek Sprague-Dawley türü sıçan kullanıldı. İzofloran (%4) anestezisi altında sıçanların kafatasına i.s.v enjeksiyonlarla kanül yerleştirildi. GMBF "Laser doppler flowmetre" ile ölçülerek veriler "MP30 Data Acquisition System" aracılığıyla bilgisayara aktarıldı. Ölçümler için anestezi altındaki sıçanlarda mide hazırlandıktan sonra mide mukozasına prob yerleştirilerek kalibrasyon için 30 dak beklendi ve bazal kan akımı ölçümleri kaydedildi. GLP-1' in GMBF' ndaki etkisini araştırmak amacıyla, GLP-1 (3, 10 ve 30 µg/10 µl; i.s.v.) veya serum fizyolojik (10 µl; i.s.v) enjekte edildi. Spesifik reseptör antagonisti eksendin-(9-39) (1 µg/10 µl; i.s.v.) enjekte edildikten 5 dakika sonra 10 µg GLP-1 enjekte edildi. Enjeksiyonları takiben gastrik çember içine serum fizyolojik (1.5 ml) uygulandı ve 30 dak süresince her 5 dakikada gastrik kan akımı kaydedildi. Absolu etanolün GMBF' da neden olduğu değişiklikler üzerinde GLP-1' in etkisini araştırmak için sıçanlara 10 µg GLP-1 enjeksiyonundan 5 dakika sonra gastrik çember içine etanol (1,5 ml) uygulandı. 10 µg i.s.v. GLP-1 GMBF'nı arttırdı ve i.s.v. eksendin-(9-39) bu etkiyi antagonize etti. Ayrıca, GLP-1 absolu etanolün GMBF' nda oluşturduğu inhibisyonu azalttı. 3 ve 30 µg GLP-1 ise GMBF' nı azalttı. Sonuç olarak, i.s.v. olarak enjekte edilen 10 µg GLP-1' in GMBF' nı arttırdığı ve bu etkide santral spesifik reseptörlerinin rolü olduğu düşünülmektedir. Aynı zamanda santral GLP-1' in GMBF' ndaki etanol nedenli inhibisyonu önleyebildiği gözlenmiştir. Diğer dozlar ise GMBF' nda azalmaya neden olmuştur.

EksendinGLP-1Gastrik mukoza+4
Türkan Saygın
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Atriyal septal defekt tanısında triküspit ve pulmoner akım hızlarındaki artışın öneminin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma, triküspit ve pulmoner akım hızlarındaki artışın, atriyal septal defekt (ASD) tanısını desteklemedeki önemini değerlendirmek amacıyla Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Kardiyoloji Bilim Dalında 2008-2014 tarihleri arasında ASD tanısı alarak, transkateter kapatma uygulanan hastaların dosyalarının, ekokardiyografi (EKO) ve anjiografi raporlarının retrospektif taranmasıyla yapılmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışmamız 145 ASD ve 145 sağlıklı kontrol grubu ile yapıldı. ASD tanısı alan hastalarda yapılan ekokardiyografik incelemede triküspit akım hızı (TAH), bu hızın mitral akım hızına oranı (TAH/MAH), pulmoner akım hızı (PAH) ve bu hızın aort akım hızına oranı (PAH/AAH), transkateter kapatma öncesi, kapatma sonrası ve sağlıklı kontrol grupları arasında karşılaştırıldı. Hastalar ASD çapına göre küçük, orta ve geniş olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Kapak akım hızlarının ASD çapı, ASD çapı/m2 ve pulmoner debi/sistemik debi (Qp/Qs) ile korelasyonu araştırılarak, ASD tanısını koymadaki spesifite ve sensitivitesi değerlendirildi. Bulgular: ASD'li hastaların %60,3'ü kız (n=88), %39,7'si erkek (n=57) olup yaş ortalaması 77,05±38,70 ay idi. Triküspit ve pulmoner akım hız değerleri, transkateter kapatma öncesi grubu ile kapatma sonrası ve sağlıklı kontrol grupları arasında karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı derecede fark olduğu bulundu (p=0,001). ASD çap artışına paralel olarak akım hızlarında artış olduğu görüldü. TAH ve TAH/MAH'ın kapatma öncesi ve kapatma sonrası değerlerinin, ASD çapı, ASD çapı/m2 ve Qp/QS ile ilişkisi araştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmakla beraber, fark ASD çapı/m2 de daha anlamlı idi (p<0,05). Sadece kapatma öncesi TAH ile Qp/Qs arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı (p>0,05). PAH, PAH/AAH'ın kapatma öncesi ve kapatma sonrası değerlerinin ASD çapı, ASD çapı/m2 ve Qp/Qs ile ilişkisi araştırıldığında ise tüm parametrelerde istatistiksel olarak çok anlamlı derecede fark olduğu görüldü. TAH artışı ASD tanısını desteklemede %89,7 sensitivite, %100 spesifiteye sahip olup diğer hız değerleri de yüksek oranda hassas bulundu. Sonuç: ASD tanısını desteklemekte triküspit ve pulmoner akım hızlarındaki artışın anlamlı ve güvenilir parametreler olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: ASD, Pulmoner/Sistemik debi, Triküspit akım hızı, Pulmoner akım hızı.

Kalp hastalıklarıKalp septum defektleri-atrialKan akış hızı+5
Fatma İşıker
Gaziantep University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diabetik retinopatide oküler hemodinamik değişikliklerin renkli doppler ile değerlendirilmesi

Amaç: Renkli Doppler tekniği ile diabetik hastalarda ortaya çıkan retrobulber hemodinamik değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: 40 diabetik hasta ve 20 sağlıklı birey çalışmaya alındı. Diabetik hastalar, diabetik retinopati derecesine göre 2 gruba ayrıldı. Background diabetik retinopati grubu ve proliferatif diabetik retinopati grubunun her birinde 20'şer olgu mevcuttu. Çalışmaya alınan hastalar 55-65 yaş aralığında idi. Gruplar açlık kan şekeri, glikolize hemoglobin ve kolestreol düzeyleri bakımından inelendi.Tüm olgularda oftalmik arter, santral retinal arter, kısa posterior silier arter, sistolik ve diastolik akım hızları ile rezistivite indeksleri renkli doppler ile değerlendirildi. Sonuçlar kontrol grubu ve diabetik gruplar arasında karşılıştırıldı.Bulgular: Oftalmik arter sistolik akım hızlarında anlamlı değişiklik saptanırken, rezistivite indeksi artmasına paralel diastolik akım hızlarında diabetin ileri evrelerinde belirgin azalma izlendi. Santral retinal arterde sistolik akım hızlarında, kontrol grubuna göre diabet grubunda, hem de diabet grupları arasında anlamlı azalma saptanırken, diastolik akım hızlarında anlamlı değişiklik saptanmadı. Rezistivite indeksi artmış bulundu. Kısa posterior silier arterde de diabetik retinopati gruplarında kontrol grubuna göre sistolik ve diastolik akım hızlarındaki azalmalar anlamlı idi. Rezistivite indeksi ise diabetik retinopatinin evresine uygun olarak artmaktaydı.Sonuç: Diabetik retinopatide, hem damar direncinin artması hem de kanın reolojik yapısındaki değişiklikler retrobulber akım hızlarındaki değişiklikleri açıklamaktadır. Çalışmamızda, artmış damar direnci rezistivite indeksi artışı ile gösterilmiştir. Ayrıca diabete bağlı otoregülasyonun bozulması da retinal hemodinami üzerine etkili olmaktadır.Diabetik retinopatiye bağlı gelişen retrobulber hemodinamik akım değişikleri ölçümü renkli doppler ultrason tekniği ile yapılabilir.Anahtar Sözcükler: Renkli doppler ultrason, diabetik retinopati, oküler kan akımı, rezistivite indeksi, glikolize hemoglobin

Diabetik retinopatiGlikolizGöz+5
Çiğdem Açabey
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pediatrik açık kalp cerrahisinde yüksek akım düşük rezistans perfüzyon tekniğinin beyin metabolizması üzerine etkileri

Kardiyopulmoner bypass'ın bir sonucu olarak görülen vazokonstrüksiyon, kanama, olası kapiller kaçış sendromu, intraoperatif ödem gibi patofizyolojik olaylardan dolayı birçok kalp cerrahisi merkezinde bypass sırasında uygulanan pompa akımını azaltma yöntemi uygulanmaktadır. Bunun sonucunda dokularda yetersiz oksijen desteği ve metabolik son ürünlerde (laktat) artış olmaktadır.Beyin glukozu depolayamaz. Metabolizmasının devamı için O2 ve glukoza devamlı ihtiyaç duyar. Beyin total kan akımı 45-55 ml/100 gr/dk dır. Bu vücut ağırlığının % 2'sini oluşturmasına rağmen kardiak outputun % 12-15'ini alır. Beyin total O2 tüketimi 49 ml/dk, buda tüm vücut O2 tüketiminin % 20'sindir. Beyin 5,5 mgr/100 gr/dk glukoz kullanır ki, buda total vücut glukoz tüketiminin % 25'idir.Pediatrik açık kalp cerrahide hastalarda yüksek akım düşük rezistans etkileri ile normal akımın etkilerini karşılaştıran çalışma sayısı sınırlıdır. Bu prospektif çalışma ile yüksek akım düşük rezistans tekniğinin normal akıma göre faydalarının araştırılması hedeflenmiştir.Çalışmaya konjenital kalp hastalığı nedeni ile açık kalp ameliyatı uygulanan 40 hasta alındı. Hastalar normal akım uygulananlar (grup I: 2,4 l/m2/BSA) ve yüksek akım düşük rezistans uygulananlar (grup II: 2,8 l/m2/BSA) olarak ikiye ayrıldı. Hastaların anestezi indüksiyonundan sonra, cilt insizyonundan önce (Dönem I), aortik kross klemp' in 20. Dakikası (Dönem II), 40. Dakikası (Dönem III), 60. Dakikası (Dönem IV) ve kardiyopulmoner by pass durdurulduktan 10 dakika sonra (Dönem V) arteryel ve venöz kan örneklerinden glukoz, laktat, kan gazı parametreleri bakıldı. Ayrıca imminolojik parametrelere interlökin 6 (IL-6), interlökin 8 (IL-8), prokalsitonin (PCT) dönem I, dönem V ve operasyondan 24 saat sonra (Dönem VI) bakıldı. Sonuçların grup içerisinde ve gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı olup olmadığı araştırıldı. Çalışmada normal akım uygulanan grup I ile yüksek akım düşük rezistans uygulanan grup II arasında bakılan parametreler açısından istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı ortaya konuldu (p<0,05).Anahtar Sözcükler: Yüksek akım, düşük rezistans tekniği, beyin metabolizması, kardiyopulmoner baypass, pediatrik açık kalp cerrahi

BeyinCerrahi-kardiyovaskülerEkstrakorporeal dolaşım+4
Yasin Güzel
Çukurova University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Orak hücre anemili hastalarda transkraniyal doppler incelemesi

Amaç: Bu çalışmada orak hücre anemili çocuklar ile sağlıklı çocukların beyin kan akım hızlarını ölçerek farklılıklarını ortaya koymayı ve inme riskini belirlemeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Şubat 2010 ? Mayıs 2011 tarihleri arasında, yaşları 3 ile 20 arasında değişen, 38'i erkek, 42'si kadın olmak üzere orak hücre anemili 40 hasta ve kontrol grubu olarak 40 sağlıklı çocuk alındı. Hasta ve kontrol grubunda Transkraniyal Doppler cihazı ile transtemporal ve oksipital pencereden beynin ana damarları değerlendirildi. Hasta ve kontrol grubunun verileri karşılaştırılıp, orak hücre anemili çocukların sonuçları STOP kriterlerine göre sınıflandırıldı.Bulgular: Orak hücre anemili çocuklarda sağlıklı bireylere göre gerek vertebrobaziler sistemde gerekse karotid sistemde anlamlı derecede hız artışı mevcuttur.(p>0,05) Serebral arterlerin ortalama kan akım hızları ile yaş arasında negatif korelasyon saptanmıştır.(p<0,01) Orak hücre anemili grupta beynin iki taraflı alınan ölçümlerinde orta serebral arter ortalama kan akım hızı farklılık gösterirken, kontrol grubunda farklılık izlenmemiştir. Ayrıca orak hücre anemili 3 (% 7,5) çocukta orta serebral arter ortalama kan akım hızı 170 cm/sn'den yüksek bulundu. Bu çocuklar STOP kriterlerine göre borderline kabul edilerek üç aylık peryodlarla takip edildi. Takip sonucunda transfüzyon ihtiyacı izlenmedi.Sonuç: Orak hücre anemili çocuklarda inme riskini belirlemede ve bu çocukların takiplerinde Transkraniyal doppler etkin,ucuz ve non invaziv bir yöntemdir.Anahtar kelimeler: Transkraniyal doppler,Orak hücre anemi,Orak hücre anemide inme.

Anemi-orak hücreliKan akış hızıSerebrovasküler bozukluklar+1
Seda Nida Karaküçük
Çukurova University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fazla kilolu ve obez bireylerde düzenli egzersizin cilt kan akımı ve kardiyovasküler risk faktörleri üzerine etkisi

Obezite çağımızın önemli sağlık sorunlarından biridir. Kardiyovasküler morbidite ve mortalitenin artışına neden olan bu hastalığın dünyada görülme sıklığı hızlı bir şekilde artmaktadır. Sıklığının artmasının en önemli nedenlerinden biri fiziksel inaktivitedir. Obezite çeşitli mekanizmalarla vasküler endotelde, yapısal ve işlevsel bozukluğa neden olmakta ve ateroskleroz gelişimi ile sonuçlanmaktadır. Obezitenin sebep olduğu hipertansiyon, dislipidemi, hiperglisemi, insülin direnci, kronik inflamasyon gibi patolojiler endotel disfonksiyonu gelişiminde rol oynuyor olabilir. Son dönemde bir çok araştırmacı tarafından kardiyovasküler hastalıkların önlenmesinde egzersizin önemini gösteren çok sayıda çalışma yapılmıştır. Tüm bu araştırmalar ve bulgular ışığında biz de çalışmamızda kardiyovasküler risk ve mikrodolaşım üzerine etkili olduğu düşünülen Nitrik oksit (NO) ve Omentinin kan değerlerini ve cilt kan akımındaki egzersize bağlı değişimleri incelemeyi amaçladık. Bu çalışmada iki grup kullanılmıştır. Birinci grup (n=25) fazla kilolu ve obez tanısı almış gönüllülerden ikinci grup (n=28 ) sağlıklı kontrollerden oluşmuştur. Gönüllüler 3 ay süre ile haftada 5 gün, günde 60 dakika yürüyüş egzersizi uygulamışlardır. Program öncesinde ve program bitiminde gönüllü deneklerin kanlarında NO ve Omentin seviyelerine bakılmıştır. Ayrıca üst ekstremiteden lazer doppler flowmetry ile kan akımı ölçümü yapılmıştır. Egzersiz programı sonrasında serum omentin ve Nitrik oksit seviyelerinde artış tesbit edildi. Lazer doppler flowometre (LDF) ile değerlendirilen post okluziv reaktif hiperemi ye bağlı vazodilatasyonda egzersize bağlı artış saptandı. Bu çalışma ile egzersizin, obeziteye bağlı endotel disfonksiyonuna faydalı etkileri olabileceği ayrıca LDF ve omentin değerlerinin endotel disfonksiyonunu degerlendirmede yararlı olabileceği düşünülmüştür.

DeriEgzersizKan akış hızı+6
Tuğba Kılıç
Gaziantep University
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı bireylerde klasik masaj ile konnektif doku masajı uygulamalarının alt ekstremite kan akımı üzerine akut etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada sağlıklı bireylerde Klasik Masaj ile Konnektif Doku Masajının alt ekstremite kan akımı üzerine akut etkileri karşılaştırıldı. Araştırmaya 20 gönüllü sağlıklı kişi dahil edildi. Olguların sol alt ekstremitelerine 40 dakika tek seans Klasik Masaj uygulandı. Bir hafta sonra aynı kişilere temel bölge (sacral bölge) ve alt ekstremitelerine 40 dk tek seans Konnektif Doku Masajı uygulandı. Olguların arteria poplitealis ve arteria tibialis posterior'daki damar çapı (mm), kan akış hızı (ml/sn) ve kan akım miktarı (ml/dk) uygulama öncesi ve uygulama sonrası renkli doppler ultrason ile ölçüldü. Çalışmada Konnektif Doku Masajı ve Klasik Masaj yönteminin periferik damarlarda damar çapı, kan akış hızı ve kan akım miktarını arttırdığı belirlendi (p <0,05). İki uygulama karşılaştırıldığında Konnektif Doku Masajı arteria poplitealisde kan akış hızını, kan akım miktarını ve arteria tibialis posteriorda damar çapını (mm), kan akış hızını (ml/sn) ve kan akım miktarını (ml/dk) Klasik masajdan daha fazla arttırmıştır. (p<0,05). Arteria poplitealisin damar çapında iki uygulamanın birbirine üstünlüğü sağlanamadı. Bu sonuçlar sağlıklı kişilerde Konnektif Doku Masajı'nın Klasik Masaj'a göre periferik kan dolaşımını arttırmada daha etkili olduğunu göstermiştir. Anahtar kelimeler: Dolaşım sistemi, Doppler ultrason, Kan akımı, Klasik masaj, Konnektif doku masajı

Alt ekstremiteBağ dokuFizik tedavi+5
İsmail Palalı
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Normal bireylerde optik koherenstomografi anjiografi ile kapiller damar akım yoğunluğunun diürnal varyasyonu vetekrarlanabilirliğinin ölçülmesi

Amaç: Optik koherens tomografi anjiografi (OKTA) cihazı ile alınan retinal vasküler yoğunluk ve foveal avasküler zon (FAZ) ölçümlerinin tekrarlanabilirliğinin ve diürnal ritimlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 41 sağlıklı bireye RTVue XR Avanti OKT AngioVue yazılımlı cihaz ile sabah saatlerinde ortalama 10 dk ara ile 2 ölçüm ve aynı günün sonunda akşam saatlerinde tek ölçüm yapıldı. Yapılan ölçümlerde FAZ alanı, FAZ çevresi, foveal dansite (FD); yüzeyel (YKP) ve derin kapiller pleksustaki (DKP) tüm alan, foveal, parafoveal ve perifoveal vasküler yoğunluklar (VY); foveal, parafoveal ve perifoveal makular kalınlık (MK) verileri tekrarlanabilirlik katsayısı (TK), Bland-Altman grafiği ve sınıf içi korelasyon (ICC) katsayısı ile değerlendirildi. Bulgular: OKTA cihazının FAZ alanı, FAZ çevresi,FD, YKP ve DKP'de foveal VY, foveal, parafoveal ve perifoveal MK ölçümlerinde tekrarlanabilirliği çok yüksektir (ICC değerleri 0,82 ile 0,99 arasındadır.). Bu verilerin TK'leri sırası ile %5,4; %4,3; %8,85; %19,19; %12,62; %1,44; %1,17 ve %1,6'dır. YKP ve DKP'deki tüm alan VY ölçümlerinde ise ICC'ler sırası ile 0,72 ve 0,4 bulunmuş olup TK değerleri sırası ile %7,5 ve %15,98'dir. Diürnal ritim varlığının araştırılmasında ise benzer sonuçlar elde edilmiştir. Sonuçlar: OKTA yeni bir cihaz olup FAZ ölçümleri, MK ölçümleri, YKP ve DKP'deki foveal VY ölçümlerinde tekrarlanabilirliği yüksek bir cihazdır. Retinal VY, FAZ ve MK ölçümlerinde diürnal ritim izlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: optik koherens tomografi anjiografi, diürnal ritim, tekrarlanabilirlik, vasküler yoğunluk, makular kalınlık

AnjiyografiKan akış hızıKan damarları+3
Beyza Tekin Altınbay
Manisa Celal Bayar University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

ÇÜTF Balcalı Hastanesi Yenidoğan Bakım Ünitesi'nde yatmış hastaların yatış pozisyonlarının serebral kan akımına etkisinin retrospektif değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada ÇÜTF Balcalı Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde yatmış olan hastaların yatış pozisyonlarının serebral kan akımı üzerine etkisini araştırmayı hedefledik. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde Ocak 2020-Temmuz 2020 tarih aralığında yatan 33 hasta, hasta kayıtlarından elde edilen veriler ile retrospektif olarak hastaların tanıları, cinsiyetleri, doğum haftaları, yaşları, 1. ve 5. dakika APGAR skorları, doğum şekilleri ve doğum yerleri, boy/kilo ve baş çevresi değerleri, supin ve pron yatış pozisyonunda ölçülen Near Infrared Spektroskopi (NIRS) ve Transkraniyal Doppler Ultrasonografi (TKD) değerleri veri toplama formlarına kaydedildi. Hastalar supin ve pron yatış pozisyonlarına göre 2 gruba ayrıldı. Bulgular: Çalışmaya 33 yenidoğan bebek alındı. Supin ve pron yatış pozisyonda ölçülen Pİ (Pulsatilite İndeks) (p=0,882) ve Rİ (Rezistans İndeks) ( p=0,887) değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Serebral bölgesel oksijen satürasyonu (CrSO2) ise istatistiksel olarak sınırda anlamlı olarak saptandı (p=0,054). Pİ ve Rİ arasında supin pozisyonda (r=0,902 p=<0,001) ve pron pozisyonda (r=0,906 p=<0,001) istatistiksel olarak anlamlı, güçlü ve pozitif korelasyon saptandı. CrSO2 ile Pİ ve Rİ arasındaki ilişki ise istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=>0,05). Sonuç: Yenidoğan döneminde yatış pozisyonun serebral kan akımı üzerine etkisini gösterebilmek için örneklem sayısının daha büyük olduğu yeni araştırmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler: Yenidoğan yatış pozisyonu, serebral bölgesel oksijen saturasyonu, Near Infrared Spektroskopi, Transkraniyal Doppler Ultrasonografi, pulsatilite indeks, rezistans indeks

AdanaBebek-yenidoğmuşBebekler+5
Büşra Hatice Fidan
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sezaryen ameliyatına giren hastalarda spinal anestezi sonrası hipotansiyonun yönetiminde karotis akım zamanının rolü

Sezaryen Ameliyatına Giren Hastalarda Spinal Anestezi Sonrası Hipotansiyonun Yönetiminde Karotis Akım Zamanının Rolü Amaç: ÇalıĢmanın birincil hedefi preanestezik FTc değeri, kestirim (cut-off) değerinin altında olan hastalara uygulanan sıvı ön yüklemesi (preload)'nin hipotansiyon insidansına etkisini belirlemektir. Ġkincil hedef ise, sezaryen doğum sırasında postspinal hipotansiyon için anestezi öncesi FTc'nin prediktif değerini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Prospektif gözlemsel kontrollü olarak planlanan çalıĢmaya sezaryen operasyonuna alınacak olan 20-40 yaĢ arası, ASA (American Society of Anesthesiologists) II, kadın hastalar dahil edildi. Preoperatif bakım ünitesinde hastalar ilk FTc kestirim değerlerine göre iki ayrı gruba atandı. Birinci grup (n=36), preoperatif giriĢ FTc(W)<327 ms olan hastalardan oluĢtu. Bu hastalara 500 ml Ringer's lactate bolus uygulandı. Ölçüm 20 dakika sonra tekrarlandı ve FTc(W)<327 ms ise ilave 500 ml Ringer's lactate bolus uygulaması daha yapıldı. FTc(W)>327 ms üstüne çıkana kadar minimal sıvı yüklemeleri ile devam edildi. Ġkinci grupta (n=36) anestezi öncesi FTc(W) >327 ms üstünde olan hastalara preload sıvı uygulaması yapılmadı. Tüm hastaların demografik verileri, vital bulguları, verilen sıvı miktarları ve türleri, vazopressör ihtiyaçları, sensoriyal blok düzeyleri ve yan etkiler kayıt altına alındı. Spinal anestezi sonrası geliĢen hipotansiyonu önlemede ilk olarak noradrenalin, ikinci seçenek olarak iv Ringer Laktat ve/veya HES uygulandı. Bulgular: Bu gruplar arasında yaĢ, boy, kilo, beden kitle indeksi, ASA grupları ve gebelik haftası ve SpO2, KH, SAB, DAB, OAB değerleri arasında anlamlı bir farklılık görülmedi. Ancak 6 ile 50. Dakikalar arasında preload uygulanan grubun ortalama kan basıncı değerlerinin kontrol grubuna kıyasla anlamlı olarak daha düĢük olduğu görüldü. Spinal anestezi sonrası hipotansiyon preload uygulanan grupta 3(%8,8) hastada görülürken FTc değerine göre preload uygulanmayan grupta 5(%13,6) hastada görüldü. Hipotansiyon insidansı her iki grupta benzer olup beklenen oranın altındaydı (<%20). Preload grubunda hastaların %69'unda T5 düzeyinden kontrol grubunda ise %58'inde T6 düzeyinden duysal blok geliĢtiği görüldü. Tüm hipotansiyon geliĢen hastalar göz önünde bulundurulduğunda bu hastaların %62,5'inde blok düzeyi T4 düzeyinde iken hipotansiyon geliĢmeyen hastaların sadece %7,8'inde (64 hastadan 5'i) blok düzeyi T4 seviyesindeydi. Hiçbir hastada T4 düzeyinin daha üstünde sensoriyal blok geliĢmedi. Preload grubunun açlık süresi ortalama 11,83±2,31 saat olarak tespit edildi. Kontrol grubunun açlık süreleri ortalaması ise 9,16±1,02 saat idi. Preoperatif giriĢ FTc değerleri preload grubunda ortalama 298,11±16,33 ms olarak saptanırken, kontrol grubunda 336,52±5,65 ms olarak görüldü. Ġlk FTc değeri kestirim değerinin altında olan (<327 ms) hastalarda 500 ml'lik sıvı yüklemesinin ardından hastaların büyük çoğunluğunda (33 hasta, %91,7) hedef kestirim değere ulaĢılamadı. Ġlk ölçülen FTc değeri 308 ms'nin üzerinde ise yalnızca 500 ml sıvı ile hedefe ulaĢmanın mümkün olabileceği tespit edildi. Ancak bu değerin altında (<308 ms) çok yüksek olasılıkla (%91,7) hastaların 1000-1500 ml sıvı ihtiyacı olacağı ön görüsü ortaya kondu. Sonuç: C/S ameliyatına giren gebelerde spinal anestezi sonrası geliĢebilecek olan hipotansiyonu önleyebilmek için FTc değerinin güvenilir bir Ģekilde kullanılabileceğini ve hipotansiyon geliĢebilecek hastalarda erken müdahale seçeneklerinin düĢünülmesi açısından yön verebileceğini göstermiĢtir. Anahtar Kelimeler: Spinal Anestezi, Hipotansiyon, DüzeltilmiĢ Akım Süresi, Sezaryen

AnesteziAnestezi-spinalHipotansiyon+3
Nuralı Mamasabır Uulu
Çukurova University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

65 yaş üstü hastalarda anestezi indüksiyonu sonrası hipotansiyonu öngörmede karotis akım zamanının rolü

Amaç: Genel anestezi indüksiyonu ile ilişkili hipotansiyon akut böbrek hasarı ve miyokardiyal iskemi gibi postoperatif komplikasyonlarla ilişkilidir. Çalışmamızın hedefi, 65 yaş üstü hastalarda genel anestezi indüksiyonu sonrası gelişebilecek hipotansiyon için anestezi öncesi bakılan FTc'nin prediktif değerini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Prospektif, gözlemsel ve kesitsel olarak planlanan çalışmamız Çukurova Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulunun onayı ve hastaların onamı alındıktan sonra 1 Haziran 2022 ve 1 Haziran 2023 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Çalışmaya genel anestezi altında elektif cerrahi geçirecek olan 65 yaş üstü 93 hasta dahil edildi. Hastaların operasyon odasına alınmadan 10 dakika önce ultrasonografi eşliğinde FTc değeri hesaplandı. Genel anestezi indüksiyonundan önce sistolik kan basıncı (SKB), diyastolik kan basıncı (DKB), ortalama kan basıncı (OAB) ve kalp hızı ölçüldü. Anestezi indüksiyonu intravenöz(iv) 1-2 mg/kg propofol ile sağlandı ve trakeal entübasyon için 0,6 mg/kg iv roküronyum eklendi. Maske ventilasyonu sırasında sevofluran % 1-2 ve %50-50 oksijen-azot protoksit karıĢımı kullanıldı. İndüksiyon sonrası 1'er dakika aralıklarla 3 dakika süreyle, SKB, DKP, OAB ve kalp hızı ölçüldü. Direkt laringoskopi ve endotrakeal entübasyon sempatik stimülasyona neden olacağı ve kan basıncında değişikliğe yol açacağı için endotrakeal entübasyon öncesi ölçümler sonlandırıldı. Anestezi indüksiyonu sonrası gelişen hipotansiyon tedavisinde ilk olarak noradrenalin, ikinci seçenek olarak iv kristalloid kullanıldı. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 72,6±5,2, % 66,7'si erkek ve % 75,3'ü ASA II idi. Hastaların % 84,9'unda ek hastalık mevcudiyeti saptandı ve en sık saptanan ek hastalık hipertansiyon (%50,5) idi. Ortalama açlık süresi 11,3±2,7 saat, preoperatif düzeltilmiş FTc değeri 333,8±18,9 idi. İndüksiyon sonrası hipotansiyon 25 hastada gelişti. Preoperatif düzeltilmiş FTc değerinin 328,5'in altında olması durumunda %80 duyarlılık ve %79,4 özgüllük ile hipotansiyon geliştiği tespit edildi (p<0,001). İndüksiyon sonrası hipotansiyon gelişen hastaların preoperatif bakılan FTc değerinin (315,1±14,3 msn) hipotansiyon gelişmeyen hastalara göre (340,7±15,5 msn) istatistiksel olarak daha düşük olduğu gözlendi (p=0,001). Preoperatif hipertansiyonu olan hastalarda daha yüksek oranda hipotansiyon geliştiği tespit edildi (p=0,041). Preoperatif düzeltilmiş FTc değeri ile uygulanan propofol, fentanil, noradrenalin ve kristalloid dozları arasında korelasyon bulunamadı. Sonuç: Genel anestezi uygulanacak olan 65 yaş üstü hastalarda preoperatif FTc değerleri anestezi indüksiyonu sonrası gelişebilecek hipotansiyonu öngörmede basit ve noninvaziv bir yöntemdir. Anahtar Kelimeler: Hipotansiyon, Karotis Doppler, Monitorizasyon, Yaşlı Hasta

AnesteziHipotansiyonKan akış hızı+6
İsmail Demir
Çukurova University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner yavaş akım saptanan hastalarda açlık glukozu, lipid parametreleri ve sol ventrikül diyastolik disfonksiyonlarının değerlendirilmesi

Bu çalışmada koroner yavaş akım hastaları ve normal koroner arter olan bireyler arasında açlık glukozu, lipid profili ve diyastolik disfonksiyon arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla çalışmaya efor testi veya miyokard perfüzyon sintigrafisi ile miyokard iskemisi saptanmış 50 koroner yavaş akım hastası çalışmaya dahil edilmiştir. Normal koroner arter olan 50 kişi de kontrol grubunu oluşturmuştur. Başka merkez ve laboratuarlarda yapılmış tetkikler ve/veya koroner anjiyografi, sol ventrikül sistolik disfonksiyonu (LVEF<%40), ciddi kalp kapak hastalığı, hemodinamik olarak anlamlı aritmi, daha önce revaskülarizasyon öyküsü, kardiyomiyopatiler, akut koroner sendrom, kronik böbrek yetmezliği (serum Kr>2,0 mg/dl) olanlar çalışma dışı bırakılmıştır. Tüm hastaların açlık glukozu ve lipid profili ölçülmüş, diyastolik fonksiyonlar ise pulse ve doku Doppler görüntüleme kullanarak değerlendirilmiştir. Koroner yavaş akım saptanan hastalarda normal koroner arter olan kontrol grubuna göre trigliserid düzeyi daha yüksek, HDL kolesterol düzeyi daha düşük saptanmıştır. (p?0,05) Ekokardiyografik incelemelerde koroner yavaş akım hastalarında normal koroner arter olan kontrol grubuna göre diyastolik fonksiyon parametrelerinde istatistiksel açıdan fark izlenmemiştir. Sonuç olarak çalışmamızda trigliserid yüksekliği ve HDL kolesterol düşüklüğünün koroner yavaş akım ile ilişkili olduğunu düşündürecek bulgular elde edilmiştir. Çalışmanın retrospektif olarak yapılması, hasta sayısının az olması çalışmanın sınırlılıklarını oluşturmaktadır.

DiastolKan akış hızıKan glükozu+4
Celal Dindar
Manisa Celal Bayar University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Rekreatif amaçlı direnç egzersizi yapan bireylerde kan akımı kısıtlamalı düşük şiddetli egzersizlerin hipertrofiye olan etkileri

Yapılan bu çalışmanın amacı rekreatif amaçlı direnç egzersizi yapan bireylerde kan akımı kısıtlama ile yapılan düşük yüklü egzersiz programlarının geleneksel hipertrofi antrenmanları ile oluşan benzer hipertrofik etkiyi gösterip göstermediğinin karşılaştırmasını yapmaktır. Çalışmaya en az 6 aydır direnç egzersizi yapmayan sedanter bireyler katılmıştır. Çalışmada iki farklı antrenman metodu Kan akımı kısıtlama (KAK) antrenmanı ve Klasik Hipertrofi (KH) antrenmanı uygulanmıştır. Çalışmaya yaşları 18-21 arasında değişen 18 gönüllü sedanter birey kendi rızaları ile katılmıştır. Çalışmaya katılan bireyler randomize olarak (9) çalışma (KAK) grubu ve (9) kontrol (KH) grubu olarak ikiye ayrıldı. KAK grubunda olan kişiler ilk 2 hafta anatomik adaptasyon için 1 TM'un %50 si ile ve sonraki 6 hafta süresince ve haftada 2 gün 1TM'un %20-30 yüklerle biseps kasına manşon takılması ile 130-150 mmHg basınç uygulayarak antrene edilmişlerdir. Kontrol grubunda yer alan bireyler de yine ilk 2 hafta anatomik adaptasyon antrenmanı ve kalan 6 hafta boyunca KH antrenmanı yapmışlardır. Sekiz haftalık antrenman öncesi ve sonrası, biseps enine kesit alanı ölçümü ve ön kol bükme 1 TM'leri alındı. Çalışmalara başlamadan önce 10 dakika ısınma ve 5 dakika stretching yapılmıştır. Verilerin analizi IBM SPSS 22 programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin normalliği Shapiro Wilk testi ve çarpıklık ve basıklık değerlerine bakılarak sınanmıştır. Çalışma ve kontrol gruplarının ölçümlerdeki performanslarını karşılaştırmak için Bağımsız Örneklemlerde grup içi performans ölçümlerinde Wilcoxon Testi kullanılırken gruplar arası her iki ölçümdeki performanslarını karşılaştırmak için Bağımlı Örneklemlerde Mann Whitney U Testi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir.

EgzersizHipertrofiKan akış hızı+2
Burak Buğra Ataeri
Kastamonu University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Akut kan akımı kısıtlama antrenmanlarının güç çıktısı ve ağırlık hızı üzerine etkisinin incelenmesi

Bu tezin amacı ağırlık ile uygulanan kan akımı kısıtlama antrenmanı yönteminin klasik ağırlık çalışmasına göre kas-sinir aktivite pozitif ve negatif ivme ve güç çıktısı üzerine etkisi değerlendirmek olmuştur. Çalışma 8'i erkek yaş=21,38±1,51 yıl; boy=173,75±7.57 cm; vücut ağırlığı=74,99±9,59 kg; vücut yağ yüzdesi = % 12,94 ± 3,46;, 9'u kadın (yaş=22,33±1,41 yıl; boy=163,00±5,85 cm; vücut yağ yüzdesi=% 21,50 ± 3,82) katılımcı ile tamamlamıştır. Tekrarlı ölçümlerin değerlendirilmesin zaman, grup ve zaman×grup etkileşimleri tekrarlı ölçümlerde iki yönlü varyans analizi (ANOVA) ile hesaplanmıştır. Tüm hesaplamalarda anlamlılık düzeyi 0,05 olarak belirlenmiştir. Elde edilen bulgular üst ve alt ekstremite sırasıyla ekstansiyon; F=117,539, p =,000, η2:,887 ve , fleksiyon F=105,496, p =,000; ekstansiyon F=73,672 , p =,000 , η2:,831, fleksiyon F=162,108, p =,000 , η2:,915 büyük etki gücü ile HİP lehine istatiksel olarak farklılık bulunmuştur. İvme sonuçları incelendiğinde skuat hareketinde ekstansiyon evresinde HİP antrenmanı lehine F=5,794 , p =,029 , η2:,279, fleksiyon evresinde ise KAK antrenmanı lehine F=8,975 , p =,009 , η2:,211 büyük etki gücü farklılıklar bulunmuştur. Bench press hareketinde ivme sonuçlarında ise ekstansiyon evresinde antrenman yöntemi bakımından farklılık tespit edilememiştir (F=2,540 , p =,132 , η2:,145, fleksiyon evresinde ise KAK antrenmanı lehine F=10,777 , p =,005 , η2:,418 istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Sonuç olarak KAK antrenmanı klasik hipertrofi antrenmanına göre akut egzersiz sırasında güç bakımından avantajlı olmadığı buna karşın skuat ve bench press hareketlerinin fleksiyon evresinde hız bakımından avantaja sahip olduğu ortaya çıkmıştır. KAK antrenmanın spora özgü antrenmanlarda kullanılması mekanik stres bakımından etkili olmayabilir.

AntrenmanAğırlıkHipertrofi+3
Demet Öcalan Gürses
Kastamonu University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yavaş koroner akımda serum lipokin (omentin ve visfatin) düzeyleri

Anjiyografik olarak normal görünümlü koroner anatomiye rağmen, opak maddenin koroner arterler içinde yava? ilerlemesine yava? koroner akım (YKA) denir. Toplumda %3 gibi bir prevalansa sahip olduğu dü?ünülmektedir. Yava? koroner akımın etyopatogenezinde vazodilatör ve vazokonstriktör faktörler arasındaki dengesizliğin ya da altta yatan koroner arter hastalığının (KAH) olabileceği dü?ünülmü?tür. Yava? koroner akımın patogenezinde yer alan diğer hipotezler ise damar disfonksiyonu, trombosit fonksiyon bozukluğu ve inflamasyondur. Adipositokin olarak bilinen visfatin ve omentinin inflamasyonda ve endotel hasarında doğrudan etkili olabileceği bilinmektedir. Visfatinin proinflamatuar özelliği ön planda iken, omentinin inflamatuar süreçlerde serum düzeylerinin dü?ük olduğu saptanmı?tır. Ancak bu adipositokinlerin yava? koroner akım ile ili?kileri daha önceden ara?tırılmamı?tır. Biz YKA ile omentin ve visfatin serum düzeyi ili?kisini ara?tırmayı amaçladık. Çalı?mamıza Düzce Üniversitesi katater laboratuarında ardı?ık olarak koroner angiyografi yapılan, yava? koroner akım (n=45) ve normal koroner akım (n=35) olguları dahil edildi. Çalı?mamızda visfatin düzeyleri YKA hastalarında normal koroner akım (NKA) grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede artmı? (p<0,001) bulundu. Omentin düzeylerini YKA grubunda daha dü?ük olarak tespit ettik. Fakat istatistiksel olarak anlamlı değildi. Bu moleküllerin, KAH?nın ve onun bir varyantı olarak dü?ünülen YKA?ın tarama ve tespitinde kullanılabilmesi için daha büyük gruplarda ara?tırılması gerekmektedir.

AdipokinlerKan akış hızıKoroner damarlar+2
Taner Uçgun
Düzce University
2013
00

Related subjects