Coronary angiography
59 theses under this subject heading
Koroner anjiyografi uygulanacak hastaların işlem öncesinde yaşadıkları anksiyetenin azaltılmasında eğitimin önemi
Araştırma, ilk defa koroner anjiyografi uygulanacak hastaların işlem öncesinde yaşadıkları anksiyetenin azaltılmasında eğitimin öneminin değerlendirilmesi amacıyla deneysel olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, 01.03.2017- 17.04.2017 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı'nda yatan, gönüllü olarak araştırmaya katılmayı kabul eden, ilk kez anjiyografi olacak ve herhangi bir iletişim sorunu, psikiyatrik veya mental hastalığı bulunmayan 100 hasta oluşturmuştur. Araştırmaya katılmayı kabul eden katılımcılar 50 kişilik deney ve 50 kişilik kontrol grubuna yaş cinsiyet ve eğitim durumu gibi özelliklerin benzer olması bakımından randomize olmayacak şekilde (homojen biçimde) ayrılmıştır. Veri toplama aracı olarak; araştırmacı tarafından hazırlanmış "Gönüllü Bilgilendirme ve Onam Formu", araştırmacı tarafından literatüre dayanarak hazırlanan "Hasta Tanıtım Formu", Spielberger ve arkadaşları tarafından 1970 yılında geliştirilen ve N. Öner tarafından 1985 yılında Türk toplumuna uyarlaması yapılan "Durumluk - Sürekli Anksiyete Ölçeği (State - Trait Anxiety Inventory) ( STAI-I, STAI-II)", araştırmacının literatüre dayanarak hazırladığı "Koroner Anjiyografi İşlemi Hasta Bilgilendirme Kitapçığı" kullanılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 programı, Shapiro Wilks testi, Student t testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Wilcoxon İşaretli Sıralar testi Ki-Kare testi, Continuity (Yates) Düzeltmesi ve Fisher Kesin Ki-Kare testi kullanıldı. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Verilerin analiz sonuçlarına göre; sürekli anksiyete düzeyine ait veriler incelendiğinde, kadınların sürekli anksiyete puanlarının, hem deney grubunda (p:0,001; p<0,01) hem de kontrol grubunda erkeklerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir (p:0,008; p<0,01). Mesleklere göre deney grubunda sürekli anksiyete puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Ancak kontrol grubunda; mesleklere göre sürekli anksiyete puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılıklar bulunmuştur (p:0,004; p<0,01). Farklılığın hangi meslekten kaynaklandığını saptamak amacıyla yapılan değerlendirmeler sonucunda; özel sektör çalışanı olanların sürekli anksiyete puanlarının, çalışmayan (p:0,034) ve emeklilerden (p:0,001) anlamlı şekilde yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05; p<0,01). Durumluk anksiyete düzeyine ait veriler incelendiğinde, her iki grupta da eğitim öncesi durumluk anksiyete puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmazken (p>0,05), eğitim sonrasında deney grubunda 47,06±9,88 olan durumluk anksiyete puan ortalaması 36,16±6,51'e kadar gerileyerek büyük bir düşüş gerçekleşmiştir. Kontrol grubunda ise; eğitim öncesinde 41,44±10,76 olan durumluk anksiyete puan ortalaması 41,40±10,68 seviyesine gelmiştir. Eğitim sonrasında kontrol grubunun durumluk anksiyete puan ortalamasında anlamlı bir değişme olmazken, deney grubu ve toplam katılımcıların durumluk anksiyete puan ortalamalarında beklenilen sonuca ulaşılmış ve istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş gerçekleşmiştir (p:0,004; p<0,01). Kontrol grubunun eğitim öncesi sürekli anksiyete puan ortalaması, deney grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p:0,008; p<0,01). Çalışmadaki bulguların değerlendirilmesiyle elde edilen sonuçlara dayanarak, koroner anjiyografi uygulanacak hastalara işlem öncesi verilen eğitimin hastaların yaşadıkları anksiyetenin azaltılmasında olumlu etkisi olduğu belirlenmiştir. Koroner anjiyografi uygulanacak hastaların gereksinimleri belirlenerek, hasta eğitimini de kapsayacak hemşirelik yaklaşımının planlanması önerilmiştir.
Koroner anjiyografi uygulanan hastaların kaygı düzeyleri ile hemşirelik bakımını algılayış durumlarının değerlendirilmesi
Bu araştırma, koroner anjiyografi işlemi uygulanacak hastaların işlem öncesi ve sonrası dönemlerde kaygıları ile hemşirelik bakımını algılayış durumlarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. Veriler, İç Anadolu Bölgesi'nde yer alan bir şehir hastanesinin kalp damar hastanesi anjiyografi ünitesinde Nisan-Temmuz 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmanın örneklemini araştırmaya katılmayı kabul eden, 18 yaşından büyük, Türkçe okuma yazma bilen, herhangi bir psikiyatrik veya mental hastalığı olmayan, herhangi bir iletişim sorunu olmayan, ilk defa koroner anjiyografi yapılan ve sağlık profesyoneli olmayan 58 hasta oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında "Hasta Tanıtım Formu", "Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri" ve "Hastanın Hemşirelik Bakımını Algılayışı Ölçeği" kullanılmıştır. Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri ve Hastanın Hemşirelik Bakımını Algılayışı Ölçeği hem işlem öncesi hem de sonrası tekrarlanarak uygulanmıştır. Veriler SPSS 21 paket programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Katılımcıların %62,1'i erkek, %43,1'i 60 yaş ve üzeri, %55,2'si ilköğretim mezunu, %34,5'i emekli, %84,5'i evlidir. Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçek puan ortalamaları sırasıyla işlem öncesi 42,26±5,38, 49,16±6,78; işlem sonrası 41,69±5,15, 48,03±7,24'tür. İşlem öncesi Hastanın Hemşirelik Bakımını Algılayışı Ölçeği puan ortalaması 71,22±6,11, işlem sonrası puan ortalaması ise 71,97±4,76'dır. Sonuç olarak hastaların işlem öncesi ve sonrası durumluk ve sürekli kaygı puan ortalamaları açısından orta düzey kaygı yaşadıkları görülmektedir. Araştırmada hastaların hemşirelik bakımını algılamalarının hem işlem öncesi hem de işlem sonrası dönemde yüksek olduğu söylenebilir. Bu sonuçlar doğrultusunda bireylere hemşirelik süreci yaklaşımıyla bakım verilerek sağlık durumlarının sürekli izlenmesi ve değişen ihtiyaçlarına göre bakımlarının yeniden planlanması, bu konuda kanıta dayalı çalışmaların arttırılması, hastaların kaygı düzeylerinin ve memnuniyetlerinin uygun ölçeklerle değerlendirilmesi, sonuçlara göre uygun planlamalar yapılması önerilir.
Koroner arter by-pass cerrahisi yapılan hastalarda greft öncesi nativ arterlerdeki ateroskleroz progresyonunun perkütan koroner girişim yapılan hastalarla karşılaştırılması
Koroner Arter By-pass Cerrahisi Yapılan Hastalarda Greft Öncesi Nativ Arterlerdeki Ateroskleroz Progresyonunun Perkütan Koroner Girişim Yapılan Hastalarla KarşılaştırılmasıKoroner arter by-pass greft (KABG) ameliyatı geçiren hastalarda nativ arterler ve by-pass greftlerinde aterosklerotik süreç devam eder. Bunun sonucu, var olan lezyonlarda progresyon oluşabileceği gibi yeni lezyonlar da gelişebilir. By-pass sonrası yapılan değerlendirilmelerde genellikle greftler veya greft distalindeki nativ arter lezyonları incelenip, tedavi stratejisi belirlenmektedir. Ancak by-pass greft öncesindeki nativ arterlerde de lezyon progresyonu oluşabilir. Bunun klinik önemi henüz bilinmemektedir. Biz çalışmamızda KABG ameliyatından sonra nativ arterlerde greft öncesi bölgelerdeki lezyonlarda progresyonu ve lezyon progresyonunu etkileyen faktörleri inceledik. PKG yapılan hastalarda, PKG yapılan bölgenin proksimalindeki nativ arterlerde aterosklerotik progresyonla karşılaştırdık.Çalışmaya koroner arter hastalığı tanısı ile izlenen 100 hasta (50 KABG ve 50 PKG) (79 erkek, 21 kadın ve ortalama. yaş: 60.1 ± 9.6 yıl) alındı. Çalışmaya KABG veya PKG sonrası kontrol koroner anjiografi yapılan hastalar seçildi. Hastaların öyküleri, demografik verileri, risk faktörleri dosyalarının retrospektif incelemesinden kayıt edilerek tüm anjiografileri analiz edildi ve KAH ciddiyet skoru Gensini skorlaması kullanılarak hesaplandı. Kontrol KAG' de %20' lik artış olması veya yeni meydana gelen %20 ve üzerindeki lezyonlar ateroskleroz progresyonu olarak kabul edildi .KABG uygulanan 42 (84%) hasta ve PKG uygulanan 25 (50%) hastada koroner arterlerin girişim yapılan bölgesinin proksimalinde ateroskleroz progresyonu saptandı. KABG yapılan hastalarda greft öncesi nativ arterlerdeki ateroskleroz progresyonu istatiksel olarak önemli oranda daha fazlaydı (p=0,001). Girişim ya da greft anostomozu yapılan bölgenin distalindeki ateroskleroz progresyonu açısından KABG ve PKG uygulanan hastalar arasında anlamlı fark saptanmadı (sırası ile %30 ve %14).Sonuç olarak, KABG hastalarında greft yapılan bölgenin proksimalinde önemli miktarda ateroskleroz progresyonu meydana gelmektedir. Bunun klinik önemi henüz bilinmemektedir ve bu konuda ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Tümör nekroz faktör beta A329G gen polimorfizmi ve akut miyokard infarktüsü arasındaki ilişki
Amaç: Kardiyovasküler hastalıklar, dünyada en önemli morbibite ve mortalitenedenleri arasında yer almaktadır. Son çalışmalarda; aterosklerozun başlaması, gelişimive tamamlanması sürecinde enflamasyonun önemli işlevi olduğu bildirilmiştir. Bubilgiler doğrultusunda, birçok çalışmada enflamasyon belirteçleri, koroner kalphastalıklarının ve miyokard infarktüsünün bir göstergesi olarak araştırılmıştır. Tümörnekroz faktör-beta gibi bir çok sitokin, miyokard infarktüsü için yeni potansiyel riskfaktörü olarak araştırılmıştır. Bu çalışmada; acil servise göğüs ağrısı şikayeti ilebaşvuran ve miyokard infarktüsü tanısı konulan hastalarda tümör nekroz faktör-betaA329G gen polimorfizminin araştırılması planlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya miyokard infarktüsü tanısı konulan 90 hasta (78erkek, 12 kadın) ve kontrol grubu olarak 78 sağlıklı birey (28 erkek, 50 kadın) dahiledilmiştir. DNA izolasyonu, DNA izolasyon kiti (High Pure PCR Template Preparationkit, Roche Diagnostic, Germany) ile yapılmıştır. Gen mutasyonları ise, Real-Time PCR(Light Cycler) ile saptanmıştır.Bulgular: Tümör nekroz faktör-beta A329G polimorfizmi ile miyokard infarktüsüarasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Miyokard infarktüs' lühastaların % 42,2' sinde AG genotipi ve % 6,7'sinde ise GG genotipi saptanmıştır.Sonuç: Bu çalışmada tümör nekroz faktör-beta A329G gen polimorfizminin miyokardinfarktüs' lü hastalarda genetik yatkınlığı olmadığı saptanmıştır. Bu çalışma, diğerçalışmalara ışık tutabilir ve tümör nekroz faktörün diğer polimorfizmleri araştırılarakdevam ettirilebilir.Anahtar sözcükler: Gen polimorfizmi, kardiyovasküler hastalıklar, miyokardinfarktüsü, sitokin, tümör nekroz faktör-beta
Koroner anjiyografi yapılan hastaların uyku kalitesi ve yorgunluk düzeyi
Bu araştırma koroner yoğun bakımda anjiyografi yapılan hastaların uyku kalitesine ve yorgunluk düzeyini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma 15.12.2018- 15.04.2019 tarihleri arasında Yozgat Şehir Hastanesi'nde koroner yoğun bakımda yatmakta olan ve anjiyo olmuş bireylerle gerçekleştirilmiştir (n:205). Veriler, Hasta Tanıtım Formu, Richards- Campbell Uyku Ölçeği, Kısa Yorgunluk Envanteri- Brief Yorgunluk Envanteri kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde bağımlı ve bağımsız değişkenlerin karşılaştırılmasında t testi, one way anova, ve pearson korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Koroner yoğun bakımda anjiyografi yapılan hastaların Richard!s Campbell Uyku Ölçeği puan ortalaması 46.01±18.90 olarak bulunmuştur. Brief Yorgunluk ölçeğinin puan ortalaması ise 4.49±1.99 olarak bulunmuştur. Richard‟s Campbell Uyku Ölçeği puan ortalaması ile Brief Yorgunluk Envanteri ve alt boyutlarının puan ortalaması arasında negatif yönde bir ilişki saptanmıştır. Hastalarının uyku kalitesi azaldıkça yorgunluk düzeylerinin arttığı belirlenmiştir. Koroner anjiyografi yapılan hastaların uyku kalitesinin kötü ve yorgunluk düzeylerinin yüksek olduğu ve bu duruma bir çok faktörün yol açtığı belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda; risk grubu olan bireylere, düzenli aralıklarla uyku hijyeni ve aktivite planlamasına yönelik hemşirelik bakım planlamalarının yapılması ve danışmanlıkların verilmesi önerilmektedir.
Koroner arter hastalığının şiddeti ile tırnak yatağın kapiller dolaşımının videokapilleroskopik bulguları arasındaki ilişkinin değerlendirimi
Koroner arter hastalığı ülkemiz ve dünya genelinde morbidite ve mortalitenin en sık nedenlerinden biridir. Koroner arter hastalığı etyolojik nedenleri arasında en sık neden aterosklerozdur. Ateroskleroz, endotel disfonksiyonu zemininde başlayan bir süreçtir. Endotel disfonksiyonunu değerlendirmede carotis-intima media kalınlığı, brachial arter akım aracılı dilatasyon gibi yöntemler kullanılabilir. Videokapilleroskopi (Nailfold videocapillaroscopy, NVC) mikrosirkulasyon açısından fikir veren ve sistemik hastalıkların tanısında yardımcı olan noninvaziv bir yöntemdir. Videokapilleroskopi ile kapiller dolaşımı değerlendirerek sistemik endotel hasarı varlığı ile koroner arter hastalığı şiddeti arasındaki ilişkiyi saptamayı amaçladık. Bu çalışmada Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kardiyoloji Bölümü'nde koroner anjiyografi (KAG) yapılan KAG'da ≥ %50 darlık izlenen hastalar çalışmaya alındı. Hastalara tırnak yatağının videokapilleroskopik incelemesi yapıldı. Çalışmada 100 hastanın KAG'ları SYNTAX skorlarına ve Gensini skorlarına göre skorlandı ve videokapilleroskopik incelemeleri kapiller dansitede azalma, dilate kapiller varlığı, dev kapiller varlığı, mikrohemoraji varlığı, dallanma varlığı, disorganizasyon varlığı, tortiyozite varlığı, avasküler alan varlığı, extravazasyon varlığı ve neogenezis varlığına göre değerlendirildi. Çalışmamızdaki 100 hastanın SYNTAX skoru ve Gensini skoru ile NVC'de kapiller dansitede azalma, dilate kapiller varlığı, dev kapiller varlığı, mikrohemoraji varlığı, dallanma varlığı, disorganizasyon varlığı, tortiyozite varlığı, avasküler alan varlığı, extravazasyon varlığı ve neogenezis varlığı arasında anlamlı bir ilişki izlenmedi.
Video ve yazılı eğitimin koroner anjiyografi yapılacak hastaların anksiyeteleri üzerine etkisi
Koroner anjiyografi (KAG) kalp hastalıklarının tanılanmasında kullanılan önemli bir girişim olup, hastaların anksiyetesini arttırabilmektedir. Bu çalışma koroner anjiyografi öncesi video ve yazılı eğitimin hastaların anksiyeteleri üzerine etkisini incelemek amacıyla üç gruplu, yarı deneme modeli olarak planlanmıştır. Araştırma evrenini, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı'nda Ekim 2015- Mayıs 2016 tarihleri arasında KAG uygulanacak olan tüm hastalar, örneklemini ise belirtilen evrenden blok randomizasyon yöntemiyle seçilen hastalar oluşturmuştur. Araştırmaya örneklem kriterlerine uyan, yazılı eğitim grubundan 30, video eğitim grubundan 30, kontrol grubundan 30 olmak üzere toplam 90 hasta alınmıştır. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu (KBF) ve hastaların anksiyete düzeylerini değerlendirmek için Durumluk-Sürekli Anksiyete Envanteri (DSAE- STAI, State Trait Anxiety Inventary) kullanılmıştır. Durumluk anksiyete ölçeği eğitim sonrası ve KAG işlem sonrası tekrar uygulanmıştır. Ayrıca eğitim öncesi, sonrası ve KAG işlem sonrası hastaların fizyolojik parametreleri (sistolik ve diyastolik kan basıncı, nabız, solunum) ölçülmüştür. Hastaların memnuniyetini belirlemek için Görsel Değerlendirme Skalası (VAS-Visuel Analog Scale) kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi IBM SPSS 20.0 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Kontrol grubu ile eğitim grubu hastalarının (video eğitim ve yazılı eğitim) eğitim sonrası durumluk anksiyete, memnuniyet ve fizyolojik parametrelerinin puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.005). Video eğitim grubu durumluk anksiyete puan ortalamasının (41,67±4,73), yazılı eğitim grubu puan ortalamasına (44,23±3,97) göre daha düşük olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak; KAG planlanan hastalara, hemşire tarafından işlem öncesi verilen video ve yazılı eğitimin, anksiyeteyi azalttığı, fizyolojik parametreleri olumlu yönde etkilediği ve hasta memnuniyetini arttırdığı belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Anksiyete, Koroner Anjiyografi, Video Eğitimi, Yazılı Eğitim
Koroner bypass cerrahisi uygulanan hastalarda aterosklerozun mitokondriyal dna gen mutasyonu ile ilişkisinin araştırılması
Ateroskleroz atar damarları etkileyen patolojik sürecin sonucudur. Atardamarlar da plak adı verilen yapılar ile dolaşıma engel olan sistematik bir hastalıktır. Hayati öneme sahip kalp, beyin gibi organlarda yeterli perfüzyon sağlanmayarak kalıcı hasarlara neden olmaktadır. Mitokondriyal Deoksiribo Nükleik asit (mtDNA) ökaryotik canlılarda Deoksiribo Nükleik asit (DNA) 'in küçük bir bölümüdür. Hücrelerin çekirdek kısmı dışında mitokondri organellerinde bulunan bağımsız bir DNA parçasıdır. Çekirdekte bulunan DNA 'da iki yönlü bilgi akışı olduğu için bazı kodlamaların eksik, yetersiz olması sonucu bilgiler anlamsız hale gelebilmektedir. Mitokondriyal kalıtımın döllenme evresinde sperm mitokondri tarafından itici güç ile kuyruk kısmında bulunmakta ve bazen de kaybolmaktadır. Kalıtımın çoğu zaman maternalik yapı oluşturması ile evrim takip edilerek çok önemli bilgilere ulaşılabilmektedir. Son yıllarda yapılan çalışmalarda ateroskleroz mtDNA mutasyonu ile ilişkisi farklı gen bölgelerinde olduğu ispatlanmıştır. Yeni keşfedilen bu mutasyonlar hakkında daha detaylı bilgi edinmek için daha çok araştırma yapılması ve bilinmeyen özelliklerinin ortaya çıkarılması gerekmektedir.
Koroner anjiyografi sonrası koroner arter bypass greft cerrahisi önerilen hastalarda hemşirenin eğitici hasta danışmanlığı rolünün hastanın anksiyete ve cerrahi kararına etkisi
ÖZET KORONER ANJİYOGRAFİ SONRASI KABG CERRAHİSİ ÖNERİLEN HASTALARDA HEMŞİRENİN EĞİTİCİ HASTA DANIŞMANLIĞI ROLÜNÜN HASTANIN ANKSİYETE VE CERRAHİ KARARINA ETKİSİ Mehmet AHRAZ, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Hemşirelik AD Yüksek Lisans Tezi Gaziantep 2018 Koroner anjiyografi sonrası KABG cerrahisi önerilen hastalarda hemşirenin eğitici hasta danışmanlığı rolünün hastanın anksiyetesi ve cerrahi kararına etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesinde Koroner Yoğun Bakım Ünitesinde koroner anjiyografi (KA) olan ve KABG önerilen hastalarda yapılan kontrol ve çalışma gruplu yarı deneysel araştırmadır. Araştırmanın kontrol grubu (KG) verileri 27.01.2016-25.05.2016, çalışma grubu (ÇG) verileri ise 09.11.2017-15.04.2017 tarihleri arasında toplanmıştır. ÇG hastalarına araştırmacı tarafından KA ve KABG hakkında bilgi ve eğitim verilmiş, KG hastaları kliniğin rutin uygulaması sürdürülmüştür. Araştırmaya 40 kontrol ve 40 çalışma grubunda olmak üzere 80 hasta araştırmaya dahil edilmiştir. Veriler Hasta Tanılama Formu ve STAI aracılığıyla toplanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS 23 for Windows paket programında yapılmış, istatistik anlamlılık için p<0.05 değeri kabul edilmiştir.Yaş değişkeni hariç diğer tanıtıcı özellikler açısından hastalar benzerdir (p>0.05). KG'nun %77.5'inin, ÇG'nun %100'ünün KA hakkında bilgi sahibi oldukları, ÇG'nun %70'i, KG'nun %3.2'si sadece hemşireden bilgi almıştır. KABG cerrahisi hakkında ÇG'nun %100.0'ü, KG'nun %30.0'unun bilgi aldığı, ÇG'nun %72.5'inin, KG'nun %8.3'ünün sadece hemşireden bilgi aldıkları belirlenmiştir (p<0.05). KG'nun %10.0'u, ÇG'nun %70.0'ı aldıkları bilgiyi yeterli bulduğunu belirtmiştir (p<0.05). KA sonrası KABG cerrahisini kabul eden KG'nun oranı %47.5, ÇG'nun oranı %62.5 olmuştur. KABG cerrahisini kabul etmelerinde KG'nun %57.9'u, ÇG'nun %68.0'i yapılan bilgilendirmenin etkili olduğunu belirtmiştir (p>0.05). STAI I'e göre KG 'nun %57.5'inde, ÇG'nun %62.5'inde orta düzeyde durumsal anksiyete saptanmıştır (p<0.05). KA sonrası KABG cerrahisi önerilen ÇG hastalarına KA ve KABG cerrahisi hakkında yapılan bilgilendirmenin, ÇG hastalarının KABG cerrahisini kabul etmelerinde ve cerrahiye bağlı anksiyetelerinin azalmasında yararlı olduğu kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Koroner arter bypass greft, Hemşirelik Rolleri, Anksiyete, Koroner Anjiografi, Cerrahi Karar, Danışmanlık
Anjiyografi öncesi planlı hasta eğitiminin durumluk, sürekli ve ölüm kaygısı üzerine etkisi
ÖZET Anjiyografi Öncesi Planlı Hasta Eğitiminin Durumluk, Sürekli ve Ölüm Kaygısı Üzerine Etkisi Şevket CENGİZHAN, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı, Tezli Yüksek Lisans, Gaziantep 2018 Bu araştırma Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde 05.10.2017-10.05.2018 tarihleri arasında koroner anjiyografi öncesi planlı hasta eğitiminin durumluk, sürekli ve ölüm kaygısı üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, dahil olma kriterlerine uyan 50 eğitim grubunda, 50 kontrol grubunda olmak üzere toplam 100 hasta üzerinde yapıldı. Veriler "Kişisel Özellikler Soru Formu", 'Ölüm Kaygısı Ölçeği'' ve "Spielberger Durumluk - Sürekli Kaygı Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen veriler araştırmacı tarafından bilgisayar ortamında SPSS 24.0 (The Statistical Package for the Social Sciences- PC Version 21.0) paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri incelendiğinde; %97'sinin 31-61 yaş aralığında olduğu, %68'inin erkek, %86'sının evli ve çoğunluğunun lise mezunu olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların %55'inin il merkezinde yaşadığı, çoğunluğunun eş ve çocuklarıyla yaşadığı, serbest çalıştığı ve gelirinin giderinden az olduğu belirlenmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin sosyo- demografik özellikleri incelendiğinde; yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, yaşanılan yer, yaşanılan kişiler, iş ve meslek durumu, gelir durumu açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmemiştir. Gruplarımız benzer özellikte olup, homojen dağılım göstermiştir. Katılımcıların sürekli kaygı ölçeği incelendiğinde deney grubunda eğitim öncesi sürekli kaygı düzeylerinin, kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük çıktığı, Durumluk kaygı ölçeğine ilişkin bulgular incelendiğinde deney grubunda eğitim öncesi durumluk kaygı düzeyleri, kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük çıktığı görülmüştür. Koroner anjiyografi uygulanacak hastaların ölüm, durumluk ve süreklilik kaygı düzeylerinin eğitimle giderilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Anjiyografi, Ölüm Kaygısı, Durumluk kaygısı, Süreklik Kaygısı.
Koroner anjiografi yapılacak hastalara uygulanan el masajının anksiyete ve yaşam bulguları üzerine etkisi
Bu araştırma koroner anjiyografi yapılacak hastalara uygulanan el masajının anksiyete ve yaşam bulguları üzerine etkisini incelemek amacıyla randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak yapılmıştır. Çalışma Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı günlük hasta servisinde yapılmıştır. Bu çalışma 20 müdahale ve 20 kontrol olmak üzere toplam 40 hasta ile tamamlanmıştır. Araştırmada etik kurul onayı, kurum izni ve çalışmaya katılan hastalardan sözlü ve yazılı bilgilendirilmiş gönüllü olur alınmıştır. Veriler hasta tanıtım formu, yaşam bulguları formu, Durumluluk (DAÖ) ve Süreklilik Anksiyete Ölçeği (SAÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesindeki kare, Levene, Shapiro Wilk normallik testi ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Müdahale grubundaki hastalara anjiyografiye gitmeden önce her iki ele toplamda 10 dakika el masajı uygulanmıştır. Kontrol grubundaki hastalara rutin bakımları dışında herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Çalışmada el masajı uygulaması öncesinde müdahale grubundaki hastaların DAÖ puanının 46.75±9.25, kontrol grubundaki hastaların ise 43.65±7.55 olduğu, uygulama sonrasında müdahale grubundaki hastaların DAÖ puanlarının 35.90±5.82, kontrol grubundaki hastaların ise 47.10±6.88 olduğu belirlenmiş olup iki grup arasındaki bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Müdahale grubundaki hastalarda el masajı uygulaması sonrası sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, nabız ve solunum sayısında azalma olduğu, kontrol grubundaki hastalarda ise anlamlı şekilde yükseldiği saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak koroner anjiyografi yapılacak hastalara uygulanan el masajının anksiyete düzeyini azalttığı ve yaşam bulgularında düşmeye neden olduğu saptanmış olup hemşirelerin anksiyete ve yaşam bulguları yüksek olan hastalara el masajı uygulaması yapmaları önerilmiştir. Anahtar sözcükler: Anksiyete, El masajı, Hemşirelik, Koroner anjiografi, Yaşam Bulguları
Koroner yoğun bakım ünitesinde koroner anjiografi geçirmiş hastaların bilgi gereksinimleri ve transfer anksiyetesi arasındaki ilişki
Yapılan bu araştırma; Koroner Yoğun Bakım Ünitesinde Koroner Anjiografi Geçirmiş Hastaların Bilgi Gereksinimleri ve Transfer Anksiyetesi Arasındaki İlişkinin belirlenmesi amacı ile tanımlayıcı-kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırma, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde 01 Haziran-01 Aralık 2019 tarihleri arasında koroner anjiografi işlemi uygulanmış 460 hasta ile tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri; araştırmacı tarafından literatür taraması ile oluşturulan sosyodemografik özellikler içeren tanıtıcı bilgi formu, Durumluk Süreklik Kaygı Ölçeği ve Hasta Öğrenim Gereksinimleri Ölçeği ile toplandı. DSKÖ' den alınabilecek minimum puan 40, maksimum puan 160'dır. HÖGÖ' den alınabilecek minimum puan 50, maksium puan 250' dir. Verilerin normal dağılıma uygun olup olmadığı Fisher Skewnes-Kurtosis değeri ile değerlendirildi. Gruplar arası farkın belirlenmesinde Independet Samples t Testi, One way ANOVA ve Tukey HSD testi uygulandı. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesi SPSS 22.0 Paket programı ile yapıldı. İstatistiksel analizlerde p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Araştırmaya katılanların % 57.8'i erkek, %91.5'i evli, % 52.6'sı ilköğretim mezunu, % 43.0'ı 46-65 yaş aralığında olduğu bulundu. DSKÖ ile HÖGÖ ölçek toplam puanları arasındaki ilişki korelasyon çalışması ile değerlendirildiğinde ölçek toplam puanları arasında pozitif yönlü korelasyon olduğu görüldü (r=0.299, p<0.01). Yapılan bu çalışmada uygulanan ölçekler ve bulgular sonucunda, Koroner Yoğun Bakım Ünitesinde Koroner Anjiografi Geçirmiş Hastaların Bilgi Gereksinimleri ve Transfer Anksiyetesi Arasındaki İlişkinin anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0,05). Hastaların yaşadığı kaygı düzeyi edindikleri bilgi sayesinde azalmaktadır, bilgi düzeyindeki artış, kaygı düzeyinde düşüş yaşanmasını sağlamaktadır.
Koroner anjiyografi geçiren hastalarda immobilizasyon konforu, hematom ve ağrıyı etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi
Araştırma; Koroner Anjiyografi Geçiren Hastaların immobilizasyon konforu, hematom ve ağrıyı etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacı ile tanımlayıcı-kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırma, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde 10.12.2020-15.01.2021 tarihleri arasında koroner anjiyografi işlemi uygulanmış 202 hasta ile tamamlandı. Araştırmanın verileri; araştırmacı tarafından literatür taraması ile oluşturulan sosyodemografik özellikler içeren "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", "VAS (Vizüel Analog Skala)" ve "İmmobilizasyon Konfor Ölçeği" ile toplandı. Niceliksel değişkenlerin davranışları merkezileştirme ve varyans ölçümleri kullanılarak belirtildi: Ortalama±SS, Fisher Exact (örneklem sayısının düşük olduğu durumlarda) ve Ki-kare testi, kategorik değişkenler arasındaki oranlar veya ilişkiler arasındaki farkları belirlemek için kullanıldı. Grup ortalamalarının davranış farklılıklarını göstermek için; normallik ve eş dağılımlık varsayımlarının karşılandığı durumlarda Student t-test, karşılanmadığı durumlarda ise Mann-Whitney U Test, üç veya daha fazla grubun karşılaştırıldığı durumlarda normal dağılıma uyan verilerde One way Anova Test, Uymayan durumlarda ise Kuruskal Wallis test kullanıldı. Herhangi iki sayısal değişkenin birbiri arasındaki korelasyonu hesaplamada, veriler normal dağılıma sahip olmadığı için parametrik olmayan Spearman's Rank Correlation testi kullanıldı. Tüm olgular için istatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak belirlendi. İstatistiksel analizler IBM SPSS 22.00 paket programı ile sağlandı. Araştırmaya katılan hastaların, %63.9'u erkek, %89.1'i evli ve %85'i ilkokul mezunu ve yaş ortalaması 62.39±11.96'dır. İmmobilizasyon Konfor Ölçeği ile bireylerin konfor durumları ölçülmektedir. Araştırmada hastaların Konfor Ölçeği'nden toplam en düşük 60, en yüksek 114 puan aldığı ve toplam puan ortalamalarının 93,08±12.26 olduğu saptandı. Yapılan bu çalışmada uygulanan ölçek ve bulgular sonucunda, koroner anjiyografi geçirmiş hastalarda ponksiyon bölge seçimi ağrı ve konforu etkilediği fakat kanama ve hematomu etkilemediği, koroner anjiyografide kullanılan kateter numarasının ve koroner anjiyografi geçiren hastalarda kum torbasının kalma süresinin kanama ve hematomu etkilemediği, konforu ise etkilediği ortaya çıkmıştır.
Koroner anjiyografide myokardiyal bridge saptanan hastalarda myokardiyal bridge ile koroner arter hastalığı birlikteliği, myokardiyal bridge ile koroner arter hastalığının yerleşim yerinin korelasyonunun değerlendirilmesi
Epikardiyal yağ dokusu içinde seyreden koroner arterler bazı yerlerinde myokardiyal doku tarafından sarılabilirler. Başka bir deyimle arterin belli bir segmenti myokard içinden geçebilir. Bu anatomik oluşumlar myokardiyal bridge olarak bilinmekte ve anatomik varyasyon olarak tanımlanmakta. Myokardiyal bridge çoğunlukla benign bir anomali olarak tanımlanmakla birlikte, akut myokard infarktüsü, ventriküler taşikardi, senkop, atriyovantriküler blok ve ani kardiyak ölüm gibi komplikasyonlara yol açabilmekte. Diğer taraftan myokardiyal bridge'in kardiyak sistol esnasında koroner arterin direkt kompresyonuna bağlı veya myokardiyal bridge'in olduğu koroner arterde meydana gelen hemodinamik stres nedeniyle koroner arter hastalığına yol açabileceği de geniş bir kabul görmekte. Biz de çalışmamızda selektif koroner angiografide myokardiyal bridge ile birlikte aterosklerotik darlığı olan olgularda aterosklerotik lezyonun yerleşim özellikleri ve myokardiyal bridge ile korelasyonunu araştırmayı planladık.Metod: Selektif koroner anjiografi yapılan geniş bir örneklemde, anatomik bir varyasyon olan myokardiyal bridge ile birlikte koroner arter hastalığı olanlarda, myokardiyal bridge ile aterosklerotik lezyonun yerleşim yerinin korelasyonunu değerlendirmek amacıyla retrospektif bir çalışma planladık.Sonuç: 7058 serilik selektif koroner anjiografide toplam 347 adet myokardiyal bridge'li olgu saptandı. Total prevelans % 3.3 olarak saptandı. Bununla birlikte myokardiyal bridge'li olguların % 98'inde bridge yerleşimi beklendiği üzere sol ön inen arterde saptandı. Sol ön inen arterde D1-D2 arası ve D2 distali arasındaki dağılım birbirine yakın olarak saptandı. Çalışmamızda MB hastalarına %33.1 oranında obstruktif KAH eşlik ettiği izlendi. Aynı koroner arterde MB ve aterosklerotik lezyon varlığında ise, lezyonun %93 oranında MB'nin proksimalinde olduğu saptandı.Sonuç olarak: Angina ile başvuran genç hastalarda veya birden fazla koroner arter hastalığı risk faktörü olmayan hastalarda semptomlar devam ediyorsa MB olasılığı dikkate alınmalıdır. Miyokardiyal bridge damarın proksimal bölümünde aterosklerotik lezyon gelişimini başlatabilir veya ilerlemesini hızlandırabilir. Miyokardiyal bridge'e ateroskleroz eklendiğinde akut koroner sendrom riski artar. Koroner anjiyografilerde aterosklerotik lezyon bulunmayan genç hastalarda MB olasılığına dikkat edilmelidir.
Koroner anjiyografi yapılan hastaların kateter çekimi sürecinde, sanal gerçeklik ve akupresur uygulamalarının; ağrı, anksiyete, vital bulgular ve konfor üzerine etkisi
Araştırma, koroner anjiyografi yapılan hastalarda femoral kateter çekilme sürecinde sanal gerçeklik ve akupresur uygulamalarının ağrı, anksiyete, vital bulgular ve konfor düzeyleri üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla randomize kontrollü müdahale çalışması olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini bir üniversite hastanesinde Mart-Aralık 2021 tarihleri arasında koroner anjiyografi uygulanan hastalar; örneklemini ise örneklem kriterlerine uyan, gönüllü olarak araştırmaya katılmayı kabul eden, 153 (51 sanal gerçeklik, 51 akupresur, 51 kontrol grubu) hasta oluşturmuştur. Verilerin değerlendirilmesinde 'Görsel Değerlendirme Skalası (VAS-Visuel Analog Scale)', 'Durumluk-Sürekli Anksiyete Envanteri (DSAE)', 'Vital Bulgular İzlem Formu' ve 'Perianestezi Konfor Ölçeği (PKÖ)' kullanılmıştır. Sanal gerçeklik ve akupresur gruplarının kontrol grubuna göre ağrı, anksiyete ve vital bulgular puan ortalamaları daha düşük, konfor puan ortalamaları daha yüksek bulunmuş olup, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Gruplar içerisinde yapılan karşılaştırmalarda ağrı puan ortalamalarında süreç sırası ve sonrasında; anksiyete puan ortalamalarında süreç sonrasında; vital bulgular puan ortalamalarında süreç sırası ve sonrasında; konfor puan ortalamalarında süreç sonrasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak; koroner anjiyografi yapılan hastalarda femoral kateter çekilme sürecinde kullanılan akupresur ve sanal gerçeklik uygulamalarının ağrı ve anksiyeteyi azalttığı, vital bulguları olumlu etkilediği, konfor düzeyini arttırdığı belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Koroner Anjiyografi, Sanal Gerçeklik, Akupresur, Ağrı, Anksiyete, Vital Bulgular, Hasta Konforu, Hemşirelik.
Koroner anjiografisi normal olan bireylerde egzersiz stres testi, miyokard perfüzyon sintigrafisi ve koroner akım özelliklerinin karşılaştırılması
Bu retrospektif çalışmada, normal koroner anjiyografiye sahip 165 hastada koroner akım özellikleri araştırıldı. EST ve MPS tetkiklerine yapılmış olan tüm hastalarda bu test sonuçlarının özgüllük, duyarlılık , (+) ve (-) kestirim değerleri ile tanı duyarlılığı araştırılmıştır. Çalışmada EST, MPS, TFC sonuçları ve major koroner risk faktörleri arasındaki ilişki araştırılmıştır.Başka merkez ve laboratuvarlarda yapılmış tetkikler ve/veya koroner anjiografisi bulunanlar, sol ventrikül sistolik disfonksiyonu (LVEF<%40), ciddi kalp kapak hastalığı, hemodinamik olarak anlamlı aritmi, kontrolsüz hipertansiyon, malignite, daha önce revaskülarizasyon öyküsü bulunanlar, kardiyomiyopati, akut koroner sendrom, ciddi kronik böbrek yetmezliği (serum Kr>2.0 ml/dk), karaciğer, renal ve tiroid fonksiyon bozukluğu olanlar, gebelik, sol ventrikül konsantrik hipertrofisi olan hastalar çalışma dışında bırakılmıştırSonuçta; koroner anjiyografi ile normal koroner arterler saptanan hastaların; %27,9'da KSX, %29,1'de YKA ve yaklaşık %10'da her iki patolojik sürecin birlikte bulunduğu mikrovasküler angina nedenleri saptanmıştır.Bu hasta gruplarında EST ve MPS'nin tanı değerleri benzerdir. Yavaş koroner akım bulunan hastalarda EKG'de daha fazla iskemik bulgu olduğu ve daha fazla risk faktörü bulunduğu saptanmıştır.Özellikle mikrovasküler angina nedeni olabilecek bu hasta gruplarının tedavisiz kalmamaları ve takiplerinin gelecek dönem artmış kardiyovasküler riskleri gözönünde bulundurularak daha özenli yapılması uygun olacaktır.
Koroner anjioyografide kullanılan iyoheksol'ün qt disperisyonuna etkisi
Koroner anjiyografide damarları görüntülemek amacıyla kullanılan kontrast maddelere bağlı nadir olsa da hayatı tehdit eden ciddi aritmilere neden olduğuna dair yayınlar bulunmaktadır. QT dispersiyonu, heterojen ventriküler repolarizasyonun bir göstergesi olup aritmojenik tetiklenme için bağımsız bir risk faktörü olarak değerlendirilmektedir. Çalışmamızın amacı hastaların koroner angiografi öncesi ve sonrasındaki EKG leri incelemek ve koroner angiografide damarları görüntülemek amacıyla kullanılan kontrast madde iyoheksol'ün QT dispersiyonu üzerine olan etkisini göstermektir.Çalışmaya koroner anjiyografisi yapılıp normal koroner arter tanısı alan 35 ve koroner arter hastalığı tanısı alan 35, toplam 70 birey alındı.Çalışmaya dahil edilen tüm hastaların QT parametrelerinin analizinde KAG öncesi değere göre QTd değeri istatiksel olarak anlamlı düzeyde artmıştır ancak bu artış patolojik sınır olan 65 ms üzerine çıkmamıştır(39,7 ms & 45,4 ms p:0,019). Çalışma popülasyonunda KAH bulunan 35 hastanın ve normal koronerlere sahip 35 hastanın ayrı ayrı analizinde ise normal koroner arterlere sahip grupta KAG öncesi değere göre QTd değeri anlamlı düzeyde artmıştır ancak yine bu artış patolojik sınır olan 65 ms üzerine çıkmamıştır (40,8 ms & 48,0 ms p:0,028). Koroner arter hastalığı bulunan grupta ise KAG öncesi ve sonrasında QT parametrelerinde anlamlı değişiklik saptanmamıştır.Cinsiyetler arasında QT parametrelerindeki değişimi saptamak amacıyla yapılan analizde, erkek cinsiyette KAG öncesi ve sonrasında QT parametrelerinde anlamlı değişiklik olmamıştır, ancak kadın cinsiyette QTd ve QTcd değerleri patolojik düzeye ulaşmadan KAG sonrasında anlamlı olarak artmış saptanmıştır (35,7 ms & 45,7 ms p:0,000)(42,3 ms & 52,1 ms p:0,01).
Koroner anjiyografisinde kalp kası bandı tanısı almış bireylerde bandın yerleşim yeri ve uzunluğunun değerlendirilmesi ve Manisa'da kalp kası bandı prevalansının saptanması
Epikardiyal koroner arterlerin intarmyokardiyal segmentlerinin kas fibrilleri tarfından sarılması myokardiyal bridge olarak adlandırılmaktadır. Küçük ve büyük örneklemelerden oluşan birçok otopsi ve anjiografik seride özellikle otopsilerde(15% to 85%) anjiyografiye göre (0,51% and 2,5%)yüksek olmak üzere farklı prevelanslar bildirilmiştir. Bu çalışmanın amacı Manisa'da yapılmış 7058 koroner anjiografide yerel myokardiyal bridge prevelansını ortaya çıkarmaktır.Metod: Selektif koroner anjiografi yapılan geniş bir örneklemde, myokardiyal bridge'li olguları saptamak ve myokardiyal bridge'in anjiografik prevelansını ortaya çıkarmak adına retrospektif bir çalışma planladık. Çalışmamızda aynı zamanda myokardiyal bridge ciddiyeti ile koroner arter hastalığı risk faktörleri arasındaki korelasyonu da inceledik.Sonuç: 7058 serilik selekjtif koroner anjiogarfide toplam 347 adet myokardiyal bridge'li olgu saptandı. Total prevelans % 3,3 olarak saptandı. Bununla birlikte myokardiyal bridge'li olguların %98'inde bridge yerleşimi beklenildiği üzere sol ön inen koroner (LAD) arterde saptandı. Sol ön inen arterde D1-D2 arası ve D2 distali arsındaki dağılım birbirine aykın olarak saptandı. (%39,2 ve %55,3). Araştırmamızda yer alan hastaların MB darlık şiddeti ortalaması %62,7 ve darlık uzunluğunun ortalaması 27,7 mm olarak saptandı. Hastaları LAD'deki sistolik kompresyon yüzdesine göre Grup A (< %50 sistolik kompresyon) ve Grup B(? %50 sistolik kompresyon) iki alt gruba ayırıp bu iki alt grubun koroner arter hastalığı risk faktörleri ile ilişkisini inceledik. Hastalar koorner arter hastalığı olan ve olmayan şeklinde iki alt gruba daha ayrılarak, Grup 1 (< %50 sistolik kompresyon), Grup 2 (?50% sistolik kompresyon) bu hastalarda miyokardiyal bridge ciddiyeti ile koroner arter hastalığı risk faktörleri arasındaki korelasyonu inceledik. Sirkümfleks ve sağ koroner arterdeki prevalans ile tüm koroner arterlerdeki dağılım da çalışıldı.Sonuç olarak: Manisa'da selektif koroner anjiografi uygulanan, geniş hasta populasyonunda myokardiyal bridge'in anjiografik prevelansı beklenen literatür değerlerine yakın olarak saptandı. Alt gruplar arasında koroner hastalığı risk fktörleri açısından anlamlı bir farklılık saptanmamıştır.
Koroner arter patolojilerinin değerlendirilmesinde çok kesitli bilgisayarlı tomografi ile invaziv koroner anjiografinin karşılaştırılması
Epidemiyolojik önemi nedeniyle koroner arter hastalığının tanısı büyük önem taşımakta olup altın standart yöntem invaziv koroner anjiografidir. Tarayıcılarla ilgili teknolojik gelişmeler sayesinde, kalp atım hızı düşük olan ve uygun prosedürle çekilen hastalarda çok kesitli bilgisayarlı tomografi (ÇKBT) koroner anjiografi, koroner arter patolojilerini yüksek duyarlılıkla tespit edebilmektedir.Çalışmamızın amacı koroner arterlerdeki stenotik lezyonların değerlendirilmesinde, ÇKBT anjiografinin invaziv koroner anjiografi ile karşılaştırıldığında doğruluğunu, avantaj ve dezavantajlarını araştırmaktır.G.Ü.T.F hastanesi Radyoloji Anabilim Dalına yönlendirilen invaziv koroner anjiografi yapılmış 50 hasta çalışmaya alındı. Hastaların %84'ü erkek (n=42) ve %16'sı (n=8) kadındı. Ortalama yaşları 56±4 ve çekim esnasında kalp hızları ise 59±5 idi. Tüm hastaların koroner arterleri Amerikan Kalp Cemiyetinin sınıflaması kullanılarak proksimal, orta ve distal segment olarak gruplandırıldı. Sonuçlarımız invaziv koroner anjiografi sonuçları ile karşılaştırıldı.Orta ve distal gruba dahil segment stenozlarını tespit etmedeki sonuçlarımız sırasıyla %95-%92 sensitivite, %96-%96 spesifite, %94-%80 pozitif prediktif değer ve %97-%98 negatif prediktif değerleridir. Ayrıca proksimal ve orta gruba dahil %50 ve daha fazla orandaki stenoz tesbit ettiğimiz 135 segmentde; sensitivite %97, spesifite %99, pozitif prediktif değer %97 ve negatif prediktif değer %99 idi. Proksimal ve orta segment stenozlarını tespit etmedeki başarımız, distal segmentlerdekine göre yüksek bulundu. Stenozun derecesi fazla olan, proksimal-orta segmentlerde ÇKBT anjiografinin lezyonu tespit etme oranı minimal darlık olan segmentlere oranla daha yüksektir. Ostial lezyonlarda ÇKBT anjiografinin güvenilirliği yüksek olarak tespit edildi.ÇKBT koroner anjiografi tek nefes tutma sürecinde yapılabilen, hasta rahatı ve potansiyel komplikasyonlar açısından avantajları nedeniyle koroner arter hastalığında düşük- orta riskli semptomatik veya asemptomatik hastalarda tarama ve tanı amacıyla non-invaziv olarak kullanılabilecek bir görüntüleme yöntemidir.
Subakut dönemde hastaneye başvuran STEMI hastalarında prognostik faktörler
Amaç: Akut miyokard infarktüsü (AMİ), ciddi morbidite ve mortalite ile seyreden yaygın bir hastalıktır. Hastaların başvuru anındaki risk derecelendirilmesinin yapılması, uygulanacak medikal ve girişimsel tedavinin belirlenmesi açısından önemlidir. ST elevasyonlu miyokard infarktüsü (STEMI) tedavisinin en önemli aşaması hızlı damar reperfüzyonudur ve pek çok çalışmada reperfüzyon ne kadar erken sağlanırsa o kadar çok canlı miyokard dokusunun kurtarıldığı gösterilmiştir. Ancak subakut dönemde başvuran hastalarla ilgili halen süren iskemiye işaret eden klinik ve/veya elektrokardiyografik kanıt bulunmaması durumunda, perkutan koroner girişimin (PKG) semptomların başlamasının üzerinden 12 saatten daha uzun bir süre geçmiş hastalarda da yararlı olup olmadığı konusunda görüş birliği bulunmamaktadır. Bu çalışmada STEMI ile uyumlu semptomların başlamasından sonra subakut dönemde hastaneye başvuran hastalarda morbidite ve mortalite üzerine etkili olabilecek faktörlerin, girişimsel ve medikal tedavi seçenekleri ile ilgili önerilerin belirlenmesi hedeflenmiştir.Yöntem: Bu retrospektif çalışmaya subakut dönemde hastaneye başvurmuş 94 STEMI hastası (62 erkek, 32 bayan) dahil edilmiştir. Hastalar 29±27 ay süresince takip edilmiştir. Hastane içi dönemde ve takip süresince ölüm görülen ve hayatta kalan, takip döneminde major istenmeyen kardiyovasküler olay yaşayan ve yaşamayan hastaların klinik özellikleri ve laboratuvar değerleri birbirleri ile karşılaştırılmıştır.Bulgular: Ölen hastaların başvuru sırasındaki yaşı, Killip skoru, başvuru anında EKG'de ST elevasyon miktarı, kreatinin ve MPV değerleri yaşayanlardan anlamlı olarak daha yüksek iken ejeksiyon fraksiyonu ve hematokrit değerleri anlamlı olarak daha düşüktü. Ayrıca ölen hastalarda KKY öyküsü, hastane yatışında EKG'de atrial fibrilasyon ve geniş QRS varlığı anlamlı olarak daha fazlaydı. Hastane içi dönemde ölüm görülen hasta grubunda yaş, Killip skoru ve kreatinin değeri lojistik regresyon analizinde anlamlı mortalite belirteci olarak saptandı. Takip süresince PKG uygulanmış hasta grubunda ölüm ve major istenmeyen kardiyovasküler olay geçirme oranları daha düşük olarak tespit edildi.Sonuç: STEMI ile uyumlu semptomların başlamasından sonra subakut dönemde hastaneye başvuran hastalarda, başvuru anında morbidite ve mortalite üzerine etkili faktörlerin belirlenmesi, gerek hastane içi gerekse uzun dönem takip sonuçları ile ilgili öngörüde bulunmamıza ve hastalar için en uygun tedavi protokolünü belirlememize olanak sağlayabilir. Halen süren iskemiye işaret eden klinik ve/veya elektrokardiyografik kanıt bulunmayan hasta grubunda geç dönemde PKG uygulanması major kardiyovasküler istenmeyen olay yaşama ve ölüm görülme oranlarında azalma sağlayabilir.
Koroner anjiografi uygulanan hastalarda radial arter tromboz komplikasyonu sıklığı ve ilişkili risk faktörleri
Amaç: Aterosklerotik koroner arter hastalığına bağlı arter daralmalarının varlığının ve ciddiyetinin gösterilmesinde koroner anjiyografi altın standart yöntemdir. 2018 ESC/EACTS Miyokardiyal revaskülarizasyon klavuzunda, koroner anjiografi (KAG) ve peruktan koroner girişim (PKG) için standart yaklaşım olarak radiyal erişim önerilmiştir. Transradial girişimin (TRG) en sık rastlanan komplikasyonu radial arter trombozudur (RAT). Biz çalışmamızda transradial girişim (TRG) sonrasında RAT sıklığını ve ilişkili risk faktörlerini incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Ocak 2010 – Kasım 2018 tarihleri arasında radial arter yolu ile koroner anjiografi yapılan 150 hasta dahil edilmiştir. Hastalara radial girişimden 4-6 saat sonra renkli doppler ultrasonografi çekilmiş, proksimal ve distal radial akım hızları ölçülmüştür. Hastanın demografik ve laboratuvar verileri kaydedilmiştir. Radial tromboz saptanan hastalar çalışma grubu, saptanmayanlar ise kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Bulgular: Hastaların 20'sinde (%13,3) radial tromboz saptanmıştır. Hastaların 4'ünde (%2,7) parsiyel oklüzyon, 16'sında (%10,7) total radial oklüzyon izlenmiştir. Tek değişkenli analizde kadın cinsiyet (OR=2.48, 95% CI: 0.947-6.491, P=0.064), HT (OR=0.341, 95% CI: 0.130-0.896, P=0.029), KAH öyküsü (OR=3.581, 95% CI: 0.791-16.204, P=0.098), antiagregan kullanım öyküsü (OR=0.378, 95% CI: 0.135-1.056, P=0.064), kompresyon süresi (OR=1.446, 95% CI:0.309-6.769, P=0.069), hastanın koroner anjiografi yapılma endikasyonu (Başvuru şekli,Elektif KAG, AKS) (OR=3.581, 95% CI: 0.791-16.204, P=0.098), hematokrit değeri (OR=0.916, 95% CI: 0.829-1.012, P=0.084), nötrofil sayısı (OR= 1.134, 95% CI: 0.979-1.314, P=0.093), kreatinin değeri (OR= 0.061, 95% CI: 0.004-0.840, P=0.097), ve e-GFR (OR=1.024, 95% CI: 0.996-1.054, P=0.094), radial tromboz gelişimi için anlamlı bulundu. Tek değişkenli analizde anlamlı bulunan parametreler, çok değişkenli model ile analize edildi. Çok değişkenli analizde; HT (OR=0.224, 95% CI: 0.068-0.738,P=0.014), antiagregan kullanım öyküsü (OR=0.278, 95% CI: 0.105-0.739, P=0.010), kompresyon süresi (OR=2.280, 95% CI: 1.419-3.662, P=0.001), hematokrit değeri (OR=0.881, 95% CI: 0.782-0.992, P=0.037) ve kreatinin (OR= 0.030, 95% CI: 0.002-0.453, P=0.011) radial arter trombozu için bağımsız prediktör olarak saptandı. Sonuç: Radial arter trombozu (RAT) radial girişim sonrası sık görünmektedir. RAT tanısında konvansiyonel nabız muayenesi RAT tanısını maskeleyebilir. RAT tanısında renkli Doppler USG altın standart yöntem olup radial girişim uygulanan hastalarda bakılması hastaların erken tanı ve tedavisini kolaylaştırabilir. Uzamış kompresyon süresinin RAT gelişimini artırması nedeniyle kompresyon süresinin olabildiğince kısa tutulması önerilmektedir.
Major koroner arter bifurkasyon açılarının dijital anjiyografi yöntemiyle değerlendirilmesi
Koroner arter stenozu ve buna bağlı klinik olaylar tüm dünyada mortalitenin en önemli sebebidir. Tedavisinde; perkütan yol ile stent yerleştirilmesi, by-pass'a önemli bir alternatiftir. Girişimsel teknikte, bifurkasyon lezyonları önemli bir problemdir. Bifurkasyon açısının değerlendirilmesinin, tedavide kullanılacak tekniğin belirlenmesinde ve işlem başarısında etken olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada, geniş popülasyonla, bifurkasyon açılarının çeşitliliğini ve ortalama değerlerini rapor ederek, yeni yöntemlerin gelişitirilmesine yardımcı olmak amaçlandı. Fırat Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Polikliniği'ne, göğüs ağrısı şikâyeti ile gelen, tanı amaçlı Koroner Anjiyografisi yapılan 1005 (504'ü bayan, 501'i erkek) birey retrospektif olarak değerlendirildi. Kardiyomiyopati, kalp yetmezliği, sol ventrikül hipertrofisi, dilatasyonu, atriyal fibrilasyon, valvüler veya doğuştan kalp hastalığı, aktif bağ dokusu hastalığı, semptomatik aritmi ve dal bloğu olanlar, kronik karaciğer ve kronik böbrek yetmezliği olan hastalar ve by-pass'lı hastalar çalışmaya dâhil edilmedi. Tüm olgularda, sol ön oblik (LAO) kaudal pozisyondan; a. coronaria sinistra (ACS) ile ramus (r.) interventricularis anterior (RİA), ACS ile r. circumflexus (RCx), RİA ile RCx arasındaki bifurkasyon açıları, sağ ön oblik (RAO) kaudal pozisyondan; RCx ile r. marginalis sinister (RMS), RCx ile r. posterior ventriculi sinistri (RPVS) arasındaki bifurkasyon açıları, RAO kranial pozisyondan; RİA ile r. diagonalisler (RD1 ve RD2) arasındaki bifurkasyon açıları ve LAO kranial pozisyondan; a. coronaria dextra (ACD) ile r. ventriculus dexter (RVD), ACD ile r. marginalis dexter (RMD), r. interventricularis posterior (RİP) ile r. posterolateralis dexter (RPLD) arasındaki bifurkasyon açıları ölçüldü. Kadın ve erkek vakalarda ölçülen bifurkasyon açılarında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulundu. Bu ölçümler stent tekniklerine uyacak şekilde gruplandırıldı. ACS-RİA, ACS-RCx ile RİA-RCx dalları arasındaki bifurkasyon açıları, kadın ve erkek bireylerde yüksek oranda ">90 geniş açılı bifurkasyon" açısı olarak bulundu. RCx-RMS, RCx-RPVS, RİA-RD1, RİA-RD2, ACD-RMD ve RİP-RPLD dalları arasındaki bifurkasyon açıları ise, kadın ve erkek bireylerde yüksek oranda " <70 Y tipi bifurkasyon açısı" olarak bulundu. ACD-RVD dalları arasındaki bifurkasyon açısı ise kadın bireylerde; 14 (% 2.8) kişide " <70 Y tipi bifurkasyon", 209 (% 41.5) kişide " >70-90 T tipi bifurkasyon", 281 (% 55.8) kişide ise " > 90 geniş açılı bifurkasyon" olarak bulunurken, erkek bireylerde de bununla uyumlu bulundu. Tüm açıların korelasyonlarına bakıldı. Ana dallar ile yan dallar arasındaki açısal ölçümlerde (RCx-RMS, RCx-RPVS, RİA-RD1 ile RİA-RD2) çok güçlü pozitif yönde korelasyonlar (p<0.001) bulundu. ACD ve dalları arasındaki korelasyonlara bakıldığında ise, ACD-RMD dalı arasındaki bifurkasyon açı ölçümleri ile RİP-RPLD dalı arasındaki bifurkasyon açı ölçümleri arasında, çok güçlü pozitif yönde korelasyon (p<0.001) olduğu görüldü. Tüm koroner anjiografi verilerinin, gelişen teknolojiyle bypass'a önemli bir alternatif olan bifurkayon stentleme tekniklerine ışık tutacağı kanaatindeyiz.
Koroner yavaş akım fenomeninde ekokardiyografi ile ölçülen bazı morfometrik değerlerin irdelenmesi
Amaç: Göğüs ağrısı şikayetiyle kliniklere başvuran hastaların bazılarında koroner herhangi bir bulguya rastlanmamasına karşın, koroner anjiyografide opak madde-nin distal damarlara normalden daha yavaş bir şekilde geçişi "Koroner Yavaş Akım Fenomeni (KYA)" olarak tanımlanmıştır. Altta yatan patofizyolojik neden olarak, daha çok mikrovasküler arteriollerde artmış rezistans, endotel ve vazomotor disfonksiyon ile oklüziv hastalıklar gösterilmişse de nedeni henüz tam olarak aydınlanamamıştır. KYA hastalarının önemli bir kısmında koroner arterlerde intimal kalınlaşma, yaygın kalsifikasyon, lümen daralması, sol ventrikül sistolik ve diyastolik fonksiyonlarında bozulma ve aortanın esneklik kapasitesinde azalmanın varlığı bildirilmiştir. Bu çalışmada, KYA olgularında ekokardiyografi ile aorta ve sol ventrikül odaklı bazı morfometrik ölçümler yapılarak yapısal farklılıkların olup olmadığının da araştırılması ve bu sayede hastalığın anatomik özelliklerinin açığa çıkarılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Selektif koroner anjiyografi ile en az bir koroner arterinde KYA olduğu tespit edilen 30'u kadın ve 30'u erkek toplam 60 hasta ile koroner arter anatomileri ve koroner kan akımları normal olan aynı sayıda sağlıklı kişi çalışmaya alındı. Tüm olgularda sistol ve diyastol sonu aort kök çapları, sol ventrikül sistol ve diyastol sonu çapları, aorta ascendens çapı, aortik kapak hareketi, interventriküler septum kalınlığı ve ejeksiyon fraksiyonu ölçüldü. Aorta darlık ve yetmezlikleri hafif, orta ve şiddetli olarak derecelendirildi ve kaydedildi. Sayısal veriler Student-t testi, diğer veriler ise Ki-Kare analizi ile istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Erkek hastalarda aorta ascendens ve sistol sonu aort kök çapları normalden daha büyük olarak belirlendi (p<0,05). Kadın hastalarda ise aorta ascendens çapı aynı şekilde daha büyük iken, sol ventrikül sistol sonu çapı daha küçük ve interventriküler septum daha kalındı (p<0,05). Cinsiyet ayrımı yapılmaksızın yapılan değerlendirmede hastaların sadece aorta ascendens çaplarının normalden daha büyük olduğu görüldü. Hiçbir hastada aort darlığı saptanmazken, erkek hastalarda % 16,7 oranında hafif derecede, kadın hastalarda % 40 oranında hafif derecede ve % 3,3 oranında orta derecede aort yetmezliği tespit edildi. Sonuç: Elde edilen bulgular ışığında, aort kök kısmı ile aorta ascendens'te normalin üzerinde bir genişlemenin koroner kan akımında yavaşlamaya sebep olduğu ve buna bağlı olarak koroner yavaş akım fenomeni gelişmiş olabileceği savı üzerinde duruldu.
Değişik yaş gruplarındaki sigara içen ve içmeyen iskemik kalp hastalarında sağ ve sol koroner arter darlığının görülme sıklığı
Amaç: Dünyada ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda koroner arter hastalıkları (KAH) yer almaktadır. İskemik kalp hastalığı (İKH), KAH'nın ateroskleroz sonucu en sık görülen tipidir. Gelecek on yılda toplumun yaşlanmasına ve diğer risk faktörlerindeki hızlı artışa bağlı olarak sıklığının giderek artması beklenmektedir. Bu nedenle çalışmamızda; koroner anjiografi (KAG) işlemi sonrasında sağ ve sol koroner arterlerinde darlık ve tıkanıklık tespit edilen kadın ve erkek, ayrıca sigara içme alışkanlığı bulunan, değişik yaş gruplarındaki iskemik kalp hastalarında dağılımı belirlemek amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, 2007 Şubat - 2013 Ocak tarihleri arasında KAG yapılmış hastaların raporlarını retrospektif olarak değerlendirdik. Elde edilen bulgular sonucunda İKH tanısı almış 300'ü kadın, 300'ü erkek toplam 600 hasta çalışmamıza dahil edilmiştir. Bunu belirlemek için 25 - 69 yaş aralığındaki erkek ve kadın hastalar cinsiyetlerine göre; 25 - 39, 40 - 54, 55 - 69 yaş gruplarına ayrıldılar. 300 kadın ve 300 erkek hastanın, 150'si sigara içen, 150'si sigara içmeyen olarak alt gruplara bölündü. İKH gruplamasında; a. coronaria dextra (ACD) ile a. coronaria sinistra (ACS)'nın ise ana dalları olan r. interventricularis anterior (RİA) ve r. circumflexus (RCx)'daki plak oranı % 30'un altında olanlarda tıkanıklık yok kabul edildi. Plak oranı % 30'un üzerinde ise tıkanıklık var kabul edildi. Çalışmamızda parametrik testlerden "Kikare test"i kullanılarak istatistiksel analiz yapıldı. Bulgular: Cinsiyete göre ACD darlık ve tıkanıklığı olan kadın hastalar açısından anlamlı bir farklılık görüldü. Yaş gruplarına göre ise, yaş ilerledikçe ACD ile ACS'nın ana dallarında darlık ve tıkanık artışı olduğu saptandı. Her iki cinsiyet grubunda da, sigara içen bireylerde ACD darlık ve tıkanıklığının sigara içmeyen bireylere göre belirli bir artış gösterdiği tespit edildi. Sigara içme alışkanlığının cinsiyete göre ACD ile ACS, RİA ve RCx darlık ve tıkanıklığına, kadınların daha yatkın olduğu görüldü. Sonuç: Elde edilen bulgular ışığında, aa. coronariae darlık ve tıkanıklığında cinsiyet ile yaşın etkili olduğu görüldü. Ayrıca, sigaranın aa. coronariae'yı cinsiyete bağlı olarak etkilediği sonucuna varıldı. Sonuç olarak, daha kapsamlı çalışmaların yapılması gerekliliği kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Koroner anjiografi, a. coronaria dextra, a. coronaria sinistra, stenoz, obstruksiyon.