Coronary angiography
68 theses under this subject heading
Transradial koroner anjiyografi öncesi gliseril trinitrat içerikli veya lidokain içerikli krem uygulamalarının işlem başarısına ve komplikasyonlarına etkisi
Amaç: Radial yaklaşımla koroner anjiyografi öncesi topikal nitrat kullanılmasının ponksiyon süresine ve komplikasyon oranına etkisinin araştırılmasını amaçladık. Materyal ve metod: Şubat 2023-Ağustos 2023 tarihleri arasında üniversite hastanemize koroner anjiyografi endikasyonu ile başvuran tüm hastalar çalışmamıza dahil edildi. İşlemden yarım saat önce radial arter üzerine topikal serum fizyolojik uygulanan hastalar Grup 1, topikal nitrat uygulanan hastalar Grup 2, topikal lidakoin uygulanan hastalar Grup 3 olarak adlandırıldı. Üç grubun verileri karşılaştırıldı. Sonuçlar: Ortalama ponksiyon süremiz 142±122sn olup Grup 1'de 171±131sn, Grup 2'de 88±48sn ve Grup 3'te 157±146sn ölçüldü. Üç grup arasında istatistiksel olarak farklılık olduğu saptandı (p=0.002). Bu farklılığın ikinci gruptan kaynaklandığını saptadık. Birden fazla ponsksiyon oranı da yine Grup 2 de daha az saptandı. Grup1'de 7 hastada, Grup 2'de 1 hastada ve Grup 3'te 3 hastada radial arterden ponksiyon sonlandırıldı ve femoral arter ponksiyonuna geçildi. Sonuç: Radial arter girişiminden yarım saat önce uygulanan topikal nitrogliserin, radial arter ponksiyon sayısını ve prosedür süresini azaltmaktadır, ponksiyon başarısını arttırmaktadır.
Koroner anjiografi ve SGLT-2 inhibitörü kullanım öyküsü olan hastalarda kontrast nefropati sıklığı
Kontrast ilişkili nefropati tanı veya tedavi amaçlı yapılan girişimlerde kullanılan intravenöz kontrast ajanlara bağlı olarak gelişen akut böbrek hasarı olarak tanımlanmıştır. Bu çalışmada daha önce kliniğimizde anjiografi yapılmış olan hastaların girişim öncesi ve girişim sonrası 48.saat kreatinin düzeylerinin karşılaştırmasını yaparak SGLT-2i'lerin böbrek fonksiyonlarına etkisini araştırmayı amaçladık. Bazal kreatinin seviyesi ile karşılaştırıldığında tüm hasta popülasyonunda (değişim oranı %6.22), SGLT-2'i alanlarda (değişim oranı %6.92) ve HbA1c düzeyi %6.4'ün üzerinde olanlarda (değişim oranı %6.56) 48.saat kreatin düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yükselmiştir (sırasıyla, p=0.006; p=0.032 ve p=0.008). HbA1c yüksekliğine göre gruplara tekrar bölününce HbA1c seviyesi düşük (≤%6.4) olan hastaların SGLT-2i alsa da almasa da bazal değerleri ile karşılaştırıldığında 48.saat kreatinin düzeyinde anlamlı yükselme olmamıştır. HbA1c seviyesi yüksek (≥%6.4) hastalarda ise SGLT-2i alan grupta kreatinin değerinde anlamlı artış olmuştur. Yaptığımız çalışmada SGLT-2i kullanımının KN üzerinde anlamlı bir artış yaratmadığı fakat kontrolsüz diyabeti olan hastalarda kreatinin progresyonunda anlamlı yükselmelere sebep olabileceği görüldü. Riskli hastaların belirlenmesi, yeterli hidrasyonun sağlanması, kullanılan kontrast miktarının azaltılması, işlem öncesi ve sonrası böbrek fonksiyonlarının yakın takibiyle bu ilaçların kullanımının güvenli olduğu düşünülebilir. Bu ilaçların KN ile ilgili fayda veya zararlarının tespitine yönelik daha geniş ölçekli çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: Diyabetes mellitus, Kontrast Nefropati, Koroner anjiografi, SGLT-2 inhibitörleri
Koroner anjiyografi yapılan hastalarda algılanan stresin kaygı düzeyleri ile ilişkisi ve etkileyen faktörler
Bu araştırma; koroner anjiyografi yapılan hastalarda algılanan stresin kaygı düzeylerini ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmaya, Ağustos-Ekim 2022 tarihleri arasında Konya'da bir üniversite Hastanesinde araştırma kriterlerine uyan 190 hasta alınmıştır. Veriler Hasta Tanılama Formu, Algılanan Stres Ölçeği ve Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, değişkenlerinin birbiri ile ilişkilerini incelemek için pearson korelasyon analizi kullanılmış ve anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edilmiştir. Araştırmaya katılanların, yaş ortalaması 61,2±12,4, %68,4'u erkek, %90,5'i evli, %64,2'si ilköğretim mezunu ve %56,3'ü anjiografi işlemini ilk defa yaptırmıştır. Ailede kalp rahatsızlığı öyküsü olma ve anjiografiye yönelik eğitim almanın stress durumunu, eğitim seviyesi, gelir durumu ve sağlık çalışanlarından girişime yönelik eğitim almanın ise kaygı durumunu etkilediği bulunmuştur. Algılanan Stres düzeyi ile sürekli kaygı düzeyleri arasında pozitif yönde düşük düzeyde ve anlamlı bir ilişki olduğu (r=0,218 p=0,002), durumluluk kaygı düzeyleri arasında ise ilişki olmadığı bulunmuştur (r=0,124 p=0,088). Sonuç olarak Koroner anjiyografi yapılan hastalarda algılanan stres ve kaygı düzeyleri orta düzeyde bulunmuştur. İleri teknolojiye rağmen, işleme bağlı stres ve kaygının ortadan kaldırılması yeterince tatmin etmemektedir. Bu nedenle hemşirelerin hastalarda oluşan strest ve kaygının azaltılmasına yönelik girişimler planlaması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, kaygı, koroner anjiyografi, stres.
Göğüs ağrısı ile acil servise başvuran hastaların geçmiş KAG ve kardiyoloji poliklinik muayenesinin önemi
AMAÇ: Akut koroner sendrom (AKS) erken teşhis edilip gerekli invaziv işlemler veya medikal tedavi hızlı bir şekilde yapılmadığında mortalitesi yüksek seyreden göğüs ağrısı nedenlerinin başında gelir. Acil servislerde klinisyenler tarafından AKS'leri tespit etmek için hastaların geçmiş koroner anjiyografi (KAG) ve kardiyoloji poliklinik muayene sonuçları sorgulanıp risk durumu göreceli olarak tahmin edilmektedir. Bu noktadan yola çıkarak hastaların geçmiş KAG ve kardiyoloji poliklinik muayene sonuçlarının hastaları taburcu etmedeki güvenilirliğini değerlendirmeyi amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Prospektif gözlemsel çalışmamıza 16.09.2020-30.07.2022 tarihleri arasında Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Acil Servisi'ne göğüs ağrısı şikâyeti ile başvuran ve primer hekim tarafından akut koroner sendrom olabileceği düşünülerek takibe alınan, 18 yaşından büyük hastalar içerisinden, çalışma onam formunu okuyup kabul edenler dahil edildi. Hastaların acil servis sonlanım tanıları incelendi. ST yükselmeli olmayan miyokard enfarktüsü (NSTMI), ST yükselmeli miyokard enfarktüsü (STMI), kardiyak ölüm, koroner bypass gelişme durumları majör kardiyak olay (MACE) olarak değerlendirilip kaydedildi. MACE gelişen hastaların tespit edilememesi ihtimaline karşı taburcu olduktan sonra telefonla aranarak veya hasta kayıtlarına ulaşılarak taburculuk sonrası 3 gün içerisinde MACE gelişme durumu sorgulandı. Sonuçlar acil sonlanımdaki tanılara dahil edildi. Acil sonlanımda MACE gelişen ve gelişmeyen hastalar geçmiş anlamlı (stent varlığı ve/veya koroner arterlerde ≥%50 darlık olması) KAG ve son bir yıldaki anlamlı kardiyoloji poliklinik muayenesi açısından karşılaştırıldı. KAG veya koroner bypass önerilmesi, anti agregan ve/veya anti koagülan tedavi başlanması, efor testinin pozitif gelmesi kriterlerinden birinin bulunması halinde geçmiş kardiyoloji poliklinik muayenesi anlamlı kabul edildi. BULGULAR: Çalışmaya 159 hasta dahil edildi. Çalışmaya katılan hastaların 102'si (%64,2) erkek, 57'si (%35,8) kadındı. Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalamaları 56±16,84 idi. Çalışmaya katılan 159 hastanın 46'sında (%28,9) acil sonlanım noktasında MACE saptandı, 113'ünde (%71) MACE saptanmadı. Hastaların 43'ünde (%27) NSTMI, 2'sinde (%1,3) STMI, 1'inde (%0,6) kardiyak ölüm, 2'sinde (%1,3) koroner bypass geçirme durumu tespit edildi. MACE gelişen hasta grubunda 6 hastada (%13,0) son bir yıl anlamlı KAG saptanırken, MACE gelişmeyen hasta grubunda 11 hastada (%11,5) son bir yıl içinde anlamlı KAG saptandı. Her iki grup hasta son bir yıl içindeki anlamlı KAG açısından karşılaştırıldığında, MACE gelişen hasta grubu ile MACE gelişmeyen hasta grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı(p=0,576). MACE gelişen hasta grubunda 12 hastanın (%26,1) geçmiş kardiyoloji poliklinik muayenesinde koroner arter hastalığı (KAH) açısından risk saptanırken, MACE gelişmeyen hasta grubunda 13 hastanın (%11,5) geçmiş kardiyoloji poliklinik muayenesinde KAH açısından risk saptandı. Her iki grup hasta geçmiş kardiyoloji poliklinik muayenesinde KAH riski açısından karşılaştırıldığında, MACE gelişen hasta grubunda MACE gelişmeyen hasta grubuna göre, geçmiş kardiyoloji poliklinik muayenesinde KAH risk durumu istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu(p=0,022). SONUÇ: Çalışmamızda acil servise göğüs ağrısı ile başvuran hastalarda MACE gelişen ve gelişmeyenler arasında son bir yılda anlamlı KAG olma oranı benzer bulundu. Ayrıca MACE gelişen grupta son bir yıldaki anlamlı kardiyoloji muayene geçmişi, MACE gelişmeyen gruptaki anlamlı kardiyoloji muayene geçmişine göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek saptandı.
Angioinspect: Image processing-based coronary angiography assistant
Patients with coronary artery blockage or stenosis require the placement of a stent. Determining the appropriate stent length often relies on the physician's experience and intuition. This circumstance can lead to the placement of stents that are either excessively long or short. The objective of this project is to develop software that calculates the stent length, which can be easily utilized by healthcare professionals. This way, errors during stent placement will be minimized, contributing to an improved quality of life for patients. The project facilitates access to the software for healthcare professionals in any setting with internet connectivity, utilizing image processing algorithms that analyze coronary arteries. The process begins with the healthcare professional enclosing a region with a clear catheter in a rectangle to accurately calculate the stent length. They must select the blocked region using Bezier curves. Subsequently, the software recommends the appropriate stent length by considering the catheter's diameter. Our image processing algorithms enable users to effectively outline the catheter diameter and the blocked coronary artery. Identification of pixels representing the blocked area within the image is enabled. These pixel data are utilized during image processing to calculate the correct stent length. In conclusion, the developed web-based software provides a reliable and user-friendly environment for calculating stent length based on visual assessments by physicians. The project has the potential to minimize errors in stent selection, thus contributing to the treatment outcomes of patients with coronary artery blockage or stenosis.
65 yaş üstü bireylerde koroner anjiyografi öncesi korkunun koroner anjiyografi sonrası konfor ile ilişkisi
Çalışmada, 65 yaş üstü bireylerde koroner anjiyografi öncesi korkunun koroner anjiyografi sonrası konfor ile ilişkisi incelenmiştir. Koroner anjiyografi uygulan 65 yaş ve üstü 201 hastanın katılımcı olduğu çalışmada veri toplama aracı olarak "Sosyo-Demografik ve Tıbbi Bilgi Formu", "Cerrahi Korku Ölçeği", "Erken Postoperatif Konfor Ölçeği" ve "Anksiyete ve Görsel Kıyaslama Ölçeği" kullanılmıştır. Girişimin öncesinde Sosyo-Demografik ve Tıbbi Bilgi Formu ve Cerrahi Korku Ölçeği, girişimden sonra ise anjiyografi sonrası hasta servise geldikten sonra 3. ve 4. saatler arasında yüz yüze görüşülerek Erken Postoperatif Konfor Ölçeği uygulanmıştır. Araştırma kapsamında edinilen veriler SPSS 22 istatistik programı ile analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda 65 yaş üzeri bireylerde anjiyografi öncesi anksiyete ve korkunun sağlıklı yönetilmesinin anjiyografi sonrası konfor düzeyine olumlu etki yaptığı görülmüştür. Koroner anjiyografi öncesi anksiyete ve korku düzeyleri ile koroner anjiyografi sonrası konfor düzeyi arasında negatif orta düzeyde bir korelasyonel ilişki olduğu saptanmıştır. Ayrıca adımsal regresyon analizi sonucunda koroner anjiyografi öncesi yaş, kronik hastalık varlığı, anksiyete ve korkunun koroner anjiyografi sonrası konfor düzeylerinin önemli negatif yordayıcıları arasında olduğu belirlenmiştir.
Koroner anjiyografi planlanan hastalara işlem öncesi bilgilendirmenin anksiyete düzeyleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi (Sivas ili örneği)
Bu araştırma, koroner anjiyografi planlanan hastalara işlem öncesi bilgilendirmenin anksiyete düzeyleri üzerine etkisini saptamak amacı ile yapılmıştır. Vaka-kontrol tipte olan bu çalışmanın evrenini Kasım-Aralık 2017 yılında Cumhuriyet Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kalp Merkezindeki koroner anjiyografi ünitesinde, kardiyoloji servisinde ve koroner yoğun bakım ünitesinde yatışı yapılan, iletişim kurulabilen, koroner anjiografi olacak olan, sağlık personeli olmayan, araştırmayı kabul eden, 100'ü vaka, 100'ü kontrol grubu olmak üzere 200 hasta oluşturmuştur. Evrenin tümü araştırma kapsamına alınmış ve tamamına ulaşılmıştır. Araştırmanın verileri; koroner anjiyografi planlanan hastaların tanıtım formu, koroner anjiyografi işlem öncesi ve işlem sonrası uygulamalar ile STAI-1 ve STAI-2 ölçeği sorularından oluşan anketin direkt gözlem altında uygulanmasıyla toplanmıştır. Verilerin analizinde yüzdelik, ortalama, sayı, standart sapma, Mann Whitney U ve Kuskall Wallis, ANOVA ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Hastaların %51.0'ı kadın, %49.0'ı erkek olup %31.5'i 31-45 yaş arasındadır. STAI-1 puan ortalaması 40.2±4.2, STAI-2 puan ortalaması 47.6±1.7'dir. Eğitim verilmeyen hastaların eğitim verilen hastalara göre STAI-1 ve STAI-2 puan ortalamaları daha yüksek bulunmuştur. Bu araştırmada eğitim verilen ve eğitim verilmeyen koroner anjiyografi planlanan hastaların orta düzeyde durumluk ve sürekli anksiyete yaşadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Koroner anjiyografi, anksiyete, işlem öncesi, eğitim
Koroner anjiyografi uygulanacak hastalarda işlem öncesi ve işlem sonrası kaygı durumunun değerlendirilmesi
Araştırma Dicle Üniversitesi kalp hastanesinde koroner anjiyografi uygulanacak hastalarda işlem öncesi ve işlem sonrası kaygı durumunun değerlendirilmesi amacıyla 200 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Hastalara Demografik Bilgi Formu, işlem öncesi ve sonrası Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği uygulanmıştır. Koroner Anjiyografi uygulanacak hastaların durumluk kaygı ölçeği ve sürekli kaygı ölçeği puan ortalamalarının işlem öncesi ve sonrası anlamlı olduğu bulunurken, uygulama sonrası hastaların durumluk ve sürekli kaygılarının azaldığı tespit edilmiştir. Hastaların cinsiyet, eğitim, meslek, gelir, VKI durumlarına göre işlem öncesi ve sonrası durumluk ve sürekli kaygılarında farklılıklar olduğu, sosyal güvence ve medeni durumlarına göre ise hem uygulama öncesi hem de uygulama sonrasında durumluk ve sürekli kaygıları benzer olduğu tespit edilmiştir. Hastaneye başvuru, yatış, ameliyat olma, anjiyografiye karşı kaygı, kronik hastalık, ilaç kullanımı, alkol kullanımı, ailesinde kalp hastalığı nedeniyle ölen birinin olması, kaygı duyma nedenleri, hangi damara işlem yapıldığı dikkate alındığında işlem öncesi ve sonrası durumluk ve sürekli kaygılarında farklılıklar olduğu, sigara kullanımı, egzersiz yapma, ailesinde kalp hastalığı olma durumlarına göre ise hem uygulama öncesi hem de uygulama sonrasında durumluk ve sürekli kaygıları benzer olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak; koroner anjiyografi olan hastaların durumluk ve sürekli kaygılarının işlem öncesi ve işlem sonrası farklılıklar olduğu belirlenmiştir.
Perkütan translüminal koroner anjioplasti işlemi öncesi dinletilen müziğin bireylerin anksiyete düzeylerine etkisi
Bu araştırma, Perkütan Translümünal Koroner Anjioplasti (PTKA) işlemi öncesi dinletilen müziğin bireylerin anksiyete düzeylerine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Çalışmanın evreni bir kamu hastanesinin Koroner Anjiyografi Ünitesinde tedavi gören ve elektif PTKA yapılması planlanan koroner arter hastalığı ve/veya iskemik kalp hastalığı bulunan 270 birey, örneklemini ise bu hastalar arasından araştırmaya katılmayı kabul eden ve araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 160 hasta oluşturdu. Hastalar randomize edilerek, kontrol grubu (40 kişi), deney I (40 kişi-ney dinletisi), deney II (40 kişi-klasik müzik) ve deney III (40 kişi- meditasyon müziği) olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Hastalara işlem öncesi müzik dinletildi. Veriler, genel bilgi formu, Durumluluk Kaygı Ölçeği ve Sürekli Kaygı Ölçeği aracılığı ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistiksel analizlerin yanı sıra, Pearson korelasyon testi, One-way Annova testi, eşleştirilmiş örneklem t testi ve bağımsız örneklem t testi kullanıldı.Yaş ortalamaları 51.14 ± 8.59 olan hastaların %69.4'ü erkekti. Hastalarda anksiyete puanının işlem sonrası işlem öncesine göre azaldığı görülmekle birlikte, hastalara işlem öncesi dinletilen müzik türüne göre anlamlı fark göstermediği saptandı. Hastalarda medeni durumun ney dinletilen grupta durumluk anksiyete puanını etkilediği belirlendi. Klasik müzik diletilen grupta endişeli olduğunda müzik dinlemenin kendisini rahatlattığını ifade eden hastalarda sürekli anksiyete puanının azaldığı saptandı. Kontrol grubunda işlem süresi arttıkça; klasik müzik grubunda ise daha önce PTKA uygulanma sayısı arttıkça anksiyete puanının da arttığı belirlendi. Çalışmanın daha büyük bir örneklemde tekrar edilmesi ve yapılacak araştırmalarda, bireysel özellikler, bireyin müzik tercihi, hastada var olan diğer hastalıklar, çalışmanın yapılacağı yerin sosyo-demografik özellikleri gibi faktörlerin göz önünde bulundurulması önerilmektedir.
Koroner anjiyografi işlemi yapılan hastalara uygulanan müzik dinletisinin ve inhaler aromaterapinin ağrı şiddeti, kaygı ve korku düzeyine etkisi
Bu araştırma koroner anjiyografi işlemi yapılan hastalara uygulanan müzik dinletisinin ve inhaler aromaterapinin ağrı şiddetine, kaygı ve korku düzeyine etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Araştırma, ön test son test kontrol gruplu randomize deneysel bir çalışma olarak yapıldı. Araştırma, Kasım 2022- Haziran 2023 tarihleri arasında Fırat Üniversitesi Hastanesi ve Fethi Sekin Şehir Hastanesi'nin Koroner Anjiyografi Ünitesi'ne koroner anjiyografi olmak için gelen, kriterleri karşılayan ve onam alınan 128 birey ile yürütüldü. İşlem öncesi bekleme salonunda müzik grubu hastalarına rast makamı klasik Türk müziği kulaklık ile 10 dk ve işlem sırasında da sürekli dinletildi. İnhalasyon aromaterapisi deney grubuna işlemden önce 5 dk boyunca lavanta yağı spanç üzerine üç damla damlatılarak ve işlem sırasında sürekli koklatıldı. Müzik dinletisi ve inhalasyon aromaterapi deney grubuna ise işlemden önce 10 dk müzik dinletisi ve 5 dk lavanta yağı inhaler aromaterapisi uygulanarak işlem sırasında sürekli uygulandı. Kontrol grubundaki hastalara ise herhangi bir girişimde bulunulmadı. Verilerin toplanmasında "Hasta Bilgi Formu", "Visual Analog Skala-Ağrı (VAS-P)", "Visual Analog Skala-Kaygı (VAS-A)", "Visual Analog Skala-Korku (VAS-F)", "Durumluk Kaygı Ölçeği (DKÖ) kullanıldı. Verilerin analiz edilmesinde; yüzdelik, ortalama ± standart sapma, medyan, Shapiro Wilk normallik testi, varyans analizi (ANOVA), kikare testi, Karışık düzen varyans analizi kullanıldı. Araştırmada, gruplar arasındaki farklar incelediğinde; işlem öncesi VAS-P, VAS-F, VAS-A ve DKÖ puan ortalamalarında anlamlı fark saptanmadı(p>0.05). İşlem sonrası müdahale grupları ve kontrol grubu arasındaVAS-P, VAS-F, VAS-A ve DKÖ puan ortalamalarında anlamlı bir farklılık saptandı (p<0.05). Sonuç olarak, müzik dinletisi ve inhaler aromaterapinin koroner anjiyografi yapılan hastalarda ağrı şiddeti, kaygı ve korku düzeyini azalttığı belirlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda, müzik dinletisi ve/veya inhaler aromaterapinin koroner anjiyografi işlemi esnasında kullanımının yaygınlaşması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ağrı Şiddeti, Aromaterapi, Kaygı, Koroner Anjiyografi, Müzik,
Koroner anjiyografi uygulanacak hastaların işlem öncesinde yaşadıkları anksiyetenin azaltılmasında eğitimin önemi
Araştırma, ilk defa koroner anjiyografi uygulanacak hastaların işlem öncesinde yaşadıkları anksiyetenin azaltılmasında eğitimin öneminin değerlendirilmesi amacıyla deneysel olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, 01.03.2017- 17.04.2017 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı'nda yatan, gönüllü olarak araştırmaya katılmayı kabul eden, ilk kez anjiyografi olacak ve herhangi bir iletişim sorunu, psikiyatrik veya mental hastalığı bulunmayan 100 hasta oluşturmuştur. Araştırmaya katılmayı kabul eden katılımcılar 50 kişilik deney ve 50 kişilik kontrol grubuna yaş cinsiyet ve eğitim durumu gibi özelliklerin benzer olması bakımından randomize olmayacak şekilde (homojen biçimde) ayrılmıştır. Veri toplama aracı olarak; araştırmacı tarafından hazırlanmış "Gönüllü Bilgilendirme ve Onam Formu", araştırmacı tarafından literatüre dayanarak hazırlanan "Hasta Tanıtım Formu", Spielberger ve arkadaşları tarafından 1970 yılında geliştirilen ve N. Öner tarafından 1985 yılında Türk toplumuna uyarlaması yapılan "Durumluk - Sürekli Anksiyete Ölçeği (State - Trait Anxiety Inventory) ( STAI-I, STAI-II)", araştırmacının literatüre dayanarak hazırladığı "Koroner Anjiyografi İşlemi Hasta Bilgilendirme Kitapçığı" kullanılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 programı, Shapiro Wilks testi, Student t testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Wilcoxon İşaretli Sıralar testi Ki-Kare testi, Continuity (Yates) Düzeltmesi ve Fisher Kesin Ki-Kare testi kullanıldı. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Verilerin analiz sonuçlarına göre; sürekli anksiyete düzeyine ait veriler incelendiğinde, kadınların sürekli anksiyete puanlarının, hem deney grubunda (p:0,001; p<0,01) hem de kontrol grubunda erkeklerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir (p:0,008; p<0,01). Mesleklere göre deney grubunda sürekli anksiyete puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Ancak kontrol grubunda; mesleklere göre sürekli anksiyete puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılıklar bulunmuştur (p:0,004; p<0,01). Farklılığın hangi meslekten kaynaklandığını saptamak amacıyla yapılan değerlendirmeler sonucunda; özel sektör çalışanı olanların sürekli anksiyete puanlarının, çalışmayan (p:0,034) ve emeklilerden (p:0,001) anlamlı şekilde yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05; p<0,01). Durumluk anksiyete düzeyine ait veriler incelendiğinde, her iki grupta da eğitim öncesi durumluk anksiyete puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmazken (p>0,05), eğitim sonrasında deney grubunda 47,06±9,88 olan durumluk anksiyete puan ortalaması 36,16±6,51'e kadar gerileyerek büyük bir düşüş gerçekleşmiştir. Kontrol grubunda ise; eğitim öncesinde 41,44±10,76 olan durumluk anksiyete puan ortalaması 41,40±10,68 seviyesine gelmiştir. Eğitim sonrasında kontrol grubunun durumluk anksiyete puan ortalamasında anlamlı bir değişme olmazken, deney grubu ve toplam katılımcıların durumluk anksiyete puan ortalamalarında beklenilen sonuca ulaşılmış ve istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş gerçekleşmiştir (p:0,004; p<0,01). Kontrol grubunun eğitim öncesi sürekli anksiyete puan ortalaması, deney grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p:0,008; p<0,01). Çalışmadaki bulguların değerlendirilmesiyle elde edilen sonuçlara dayanarak, koroner anjiyografi uygulanacak hastalara işlem öncesi verilen eğitimin hastaların yaşadıkları anksiyetenin azaltılmasında olumlu etkisi olduğu belirlenmiştir. Koroner anjiyografi uygulanacak hastaların gereksinimleri belirlenerek, hasta eğitimini de kapsayacak hemşirelik yaklaşımının planlanması önerilmiştir.
Koroner anjiyografi uygulanan hastaların kaygı düzeyleri ile hemşirelik bakımını algılayış durumlarının değerlendirilmesi
Bu araştırma, koroner anjiyografi işlemi uygulanacak hastaların işlem öncesi ve sonrası dönemlerde kaygıları ile hemşirelik bakımını algılayış durumlarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. Veriler, İç Anadolu Bölgesi'nde yer alan bir şehir hastanesinin kalp damar hastanesi anjiyografi ünitesinde Nisan-Temmuz 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmanın örneklemini araştırmaya katılmayı kabul eden, 18 yaşından büyük, Türkçe okuma yazma bilen, herhangi bir psikiyatrik veya mental hastalığı olmayan, herhangi bir iletişim sorunu olmayan, ilk defa koroner anjiyografi yapılan ve sağlık profesyoneli olmayan 58 hasta oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında "Hasta Tanıtım Formu", "Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri" ve "Hastanın Hemşirelik Bakımını Algılayışı Ölçeği" kullanılmıştır. Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri ve Hastanın Hemşirelik Bakımını Algılayışı Ölçeği hem işlem öncesi hem de sonrası tekrarlanarak uygulanmıştır. Veriler SPSS 21 paket programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Katılımcıların %62,1'i erkek, %43,1'i 60 yaş ve üzeri, %55,2'si ilköğretim mezunu, %34,5'i emekli, %84,5'i evlidir. Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçek puan ortalamaları sırasıyla işlem öncesi 42,26±5,38, 49,16±6,78; işlem sonrası 41,69±5,15, 48,03±7,24'tür. İşlem öncesi Hastanın Hemşirelik Bakımını Algılayışı Ölçeği puan ortalaması 71,22±6,11, işlem sonrası puan ortalaması ise 71,97±4,76'dır. Sonuç olarak hastaların işlem öncesi ve sonrası durumluk ve sürekli kaygı puan ortalamaları açısından orta düzey kaygı yaşadıkları görülmektedir. Araştırmada hastaların hemşirelik bakımını algılamalarının hem işlem öncesi hem de işlem sonrası dönemde yüksek olduğu söylenebilir. Bu sonuçlar doğrultusunda bireylere hemşirelik süreci yaklaşımıyla bakım verilerek sağlık durumlarının sürekli izlenmesi ve değişen ihtiyaçlarına göre bakımlarının yeniden planlanması, bu konuda kanıta dayalı çalışmaların arttırılması, hastaların kaygı düzeylerinin ve memnuniyetlerinin uygun ölçeklerle değerlendirilmesi, sonuçlara göre uygun planlamalar yapılması önerilir.
Koroner arter by-pass cerrahisi yapılan hastalarda greft öncesi nativ arterlerdeki ateroskleroz progresyonunun perkütan koroner girişim yapılan hastalarla karşılaştırılması
Koroner Arter By-pass Cerrahisi Yapılan Hastalarda Greft Öncesi Nativ Arterlerdeki Ateroskleroz Progresyonunun Perkütan Koroner Girişim Yapılan Hastalarla KarşılaştırılmasıKoroner arter by-pass greft (KABG) ameliyatı geçiren hastalarda nativ arterler ve by-pass greftlerinde aterosklerotik süreç devam eder. Bunun sonucu, var olan lezyonlarda progresyon oluşabileceği gibi yeni lezyonlar da gelişebilir. By-pass sonrası yapılan değerlendirilmelerde genellikle greftler veya greft distalindeki nativ arter lezyonları incelenip, tedavi stratejisi belirlenmektedir. Ancak by-pass greft öncesindeki nativ arterlerde de lezyon progresyonu oluşabilir. Bunun klinik önemi henüz bilinmemektedir. Biz çalışmamızda KABG ameliyatından sonra nativ arterlerde greft öncesi bölgelerdeki lezyonlarda progresyonu ve lezyon progresyonunu etkileyen faktörleri inceledik. PKG yapılan hastalarda, PKG yapılan bölgenin proksimalindeki nativ arterlerde aterosklerotik progresyonla karşılaştırdık.Çalışmaya koroner arter hastalığı tanısı ile izlenen 100 hasta (50 KABG ve 50 PKG) (79 erkek, 21 kadın ve ortalama. yaş: 60.1 ± 9.6 yıl) alındı. Çalışmaya KABG veya PKG sonrası kontrol koroner anjiografi yapılan hastalar seçildi. Hastaların öyküleri, demografik verileri, risk faktörleri dosyalarının retrospektif incelemesinden kayıt edilerek tüm anjiografileri analiz edildi ve KAH ciddiyet skoru Gensini skorlaması kullanılarak hesaplandı. Kontrol KAG' de %20' lik artış olması veya yeni meydana gelen %20 ve üzerindeki lezyonlar ateroskleroz progresyonu olarak kabul edildi .KABG uygulanan 42 (84%) hasta ve PKG uygulanan 25 (50%) hastada koroner arterlerin girişim yapılan bölgesinin proksimalinde ateroskleroz progresyonu saptandı. KABG yapılan hastalarda greft öncesi nativ arterlerdeki ateroskleroz progresyonu istatiksel olarak önemli oranda daha fazlaydı (p=0,001). Girişim ya da greft anostomozu yapılan bölgenin distalindeki ateroskleroz progresyonu açısından KABG ve PKG uygulanan hastalar arasında anlamlı fark saptanmadı (sırası ile %30 ve %14).Sonuç olarak, KABG hastalarında greft yapılan bölgenin proksimalinde önemli miktarda ateroskleroz progresyonu meydana gelmektedir. Bunun klinik önemi henüz bilinmemektedir ve bu konuda ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Tümör nekroz faktör beta A329G gen polimorfizmi ve akut miyokard infarktüsü arasındaki ilişki
Amaç: Kardiyovasküler hastalıklar, dünyada en önemli morbibite ve mortalitenedenleri arasında yer almaktadır. Son çalışmalarda; aterosklerozun başlaması, gelişimive tamamlanması sürecinde enflamasyonun önemli işlevi olduğu bildirilmiştir. Bubilgiler doğrultusunda, birçok çalışmada enflamasyon belirteçleri, koroner kalphastalıklarının ve miyokard infarktüsünün bir göstergesi olarak araştırılmıştır. Tümörnekroz faktör-beta gibi bir çok sitokin, miyokard infarktüsü için yeni potansiyel riskfaktörü olarak araştırılmıştır. Bu çalışmada; acil servise göğüs ağrısı şikayeti ilebaşvuran ve miyokard infarktüsü tanısı konulan hastalarda tümör nekroz faktör-betaA329G gen polimorfizminin araştırılması planlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya miyokard infarktüsü tanısı konulan 90 hasta (78erkek, 12 kadın) ve kontrol grubu olarak 78 sağlıklı birey (28 erkek, 50 kadın) dahiledilmiştir. DNA izolasyonu, DNA izolasyon kiti (High Pure PCR Template Preparationkit, Roche Diagnostic, Germany) ile yapılmıştır. Gen mutasyonları ise, Real-Time PCR(Light Cycler) ile saptanmıştır.Bulgular: Tümör nekroz faktör-beta A329G polimorfizmi ile miyokard infarktüsüarasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Miyokard infarktüs' lühastaların % 42,2' sinde AG genotipi ve % 6,7'sinde ise GG genotipi saptanmıştır.Sonuç: Bu çalışmada tümör nekroz faktör-beta A329G gen polimorfizminin miyokardinfarktüs' lü hastalarda genetik yatkınlığı olmadığı saptanmıştır. Bu çalışma, diğerçalışmalara ışık tutabilir ve tümör nekroz faktörün diğer polimorfizmleri araştırılarakdevam ettirilebilir.Anahtar sözcükler: Gen polimorfizmi, kardiyovasküler hastalıklar, miyokardinfarktüsü, sitokin, tümör nekroz faktör-beta
Koroner anjiyografi yapılan hastaların uyku kalitesi ve yorgunluk düzeyi
Bu araştırma koroner yoğun bakımda anjiyografi yapılan hastaların uyku kalitesine ve yorgunluk düzeyini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma 15.12.2018- 15.04.2019 tarihleri arasında Yozgat Şehir Hastanesi'nde koroner yoğun bakımda yatmakta olan ve anjiyo olmuş bireylerle gerçekleştirilmiştir (n:205). Veriler, Hasta Tanıtım Formu, Richards- Campbell Uyku Ölçeği, Kısa Yorgunluk Envanteri- Brief Yorgunluk Envanteri kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde bağımlı ve bağımsız değişkenlerin karşılaştırılmasında t testi, one way anova, ve pearson korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Koroner yoğun bakımda anjiyografi yapılan hastaların Richard!s Campbell Uyku Ölçeği puan ortalaması 46.01±18.90 olarak bulunmuştur. Brief Yorgunluk ölçeğinin puan ortalaması ise 4.49±1.99 olarak bulunmuştur. Richard‟s Campbell Uyku Ölçeği puan ortalaması ile Brief Yorgunluk Envanteri ve alt boyutlarının puan ortalaması arasında negatif yönde bir ilişki saptanmıştır. Hastalarının uyku kalitesi azaldıkça yorgunluk düzeylerinin arttığı belirlenmiştir. Koroner anjiyografi yapılan hastaların uyku kalitesinin kötü ve yorgunluk düzeylerinin yüksek olduğu ve bu duruma bir çok faktörün yol açtığı belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda; risk grubu olan bireylere, düzenli aralıklarla uyku hijyeni ve aktivite planlamasına yönelik hemşirelik bakım planlamalarının yapılması ve danışmanlıkların verilmesi önerilmektedir.
Koroner arter hastalığının şiddeti ile tırnak yatağın kapiller dolaşımının videokapilleroskopik bulguları arasındaki ilişkinin değerlendirimi
Koroner arter hastalığı ülkemiz ve dünya genelinde morbidite ve mortalitenin en sık nedenlerinden biridir. Koroner arter hastalığı etyolojik nedenleri arasında en sık neden aterosklerozdur. Ateroskleroz, endotel disfonksiyonu zemininde başlayan bir süreçtir. Endotel disfonksiyonunu değerlendirmede carotis-intima media kalınlığı, brachial arter akım aracılı dilatasyon gibi yöntemler kullanılabilir. Videokapilleroskopi (Nailfold videocapillaroscopy, NVC) mikrosirkulasyon açısından fikir veren ve sistemik hastalıkların tanısında yardımcı olan noninvaziv bir yöntemdir. Videokapilleroskopi ile kapiller dolaşımı değerlendirerek sistemik endotel hasarı varlığı ile koroner arter hastalığı şiddeti arasındaki ilişkiyi saptamayı amaçladık. Bu çalışmada Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kardiyoloji Bölümü'nde koroner anjiyografi (KAG) yapılan KAG'da ≥ %50 darlık izlenen hastalar çalışmaya alındı. Hastalara tırnak yatağının videokapilleroskopik incelemesi yapıldı. Çalışmada 100 hastanın KAG'ları SYNTAX skorlarına ve Gensini skorlarına göre skorlandı ve videokapilleroskopik incelemeleri kapiller dansitede azalma, dilate kapiller varlığı, dev kapiller varlığı, mikrohemoraji varlığı, dallanma varlığı, disorganizasyon varlığı, tortiyozite varlığı, avasküler alan varlığı, extravazasyon varlığı ve neogenezis varlığına göre değerlendirildi. Çalışmamızdaki 100 hastanın SYNTAX skoru ve Gensini skoru ile NVC'de kapiller dansitede azalma, dilate kapiller varlığı, dev kapiller varlığı, mikrohemoraji varlığı, dallanma varlığı, disorganizasyon varlığı, tortiyozite varlığı, avasküler alan varlığı, extravazasyon varlığı ve neogenezis varlığı arasında anlamlı bir ilişki izlenmedi.
Video ve yazılı eğitimin koroner anjiyografi yapılacak hastaların anksiyeteleri üzerine etkisi
Koroner anjiyografi (KAG) kalp hastalıklarının tanılanmasında kullanılan önemli bir girişim olup, hastaların anksiyetesini arttırabilmektedir. Bu çalışma koroner anjiyografi öncesi video ve yazılı eğitimin hastaların anksiyeteleri üzerine etkisini incelemek amacıyla üç gruplu, yarı deneme modeli olarak planlanmıştır. Araştırma evrenini, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı'nda Ekim 2015- Mayıs 2016 tarihleri arasında KAG uygulanacak olan tüm hastalar, örneklemini ise belirtilen evrenden blok randomizasyon yöntemiyle seçilen hastalar oluşturmuştur. Araştırmaya örneklem kriterlerine uyan, yazılı eğitim grubundan 30, video eğitim grubundan 30, kontrol grubundan 30 olmak üzere toplam 90 hasta alınmıştır. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu (KBF) ve hastaların anksiyete düzeylerini değerlendirmek için Durumluk-Sürekli Anksiyete Envanteri (DSAE- STAI, State Trait Anxiety Inventary) kullanılmıştır. Durumluk anksiyete ölçeği eğitim sonrası ve KAG işlem sonrası tekrar uygulanmıştır. Ayrıca eğitim öncesi, sonrası ve KAG işlem sonrası hastaların fizyolojik parametreleri (sistolik ve diyastolik kan basıncı, nabız, solunum) ölçülmüştür. Hastaların memnuniyetini belirlemek için Görsel Değerlendirme Skalası (VAS-Visuel Analog Scale) kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi IBM SPSS 20.0 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Kontrol grubu ile eğitim grubu hastalarının (video eğitim ve yazılı eğitim) eğitim sonrası durumluk anksiyete, memnuniyet ve fizyolojik parametrelerinin puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.005). Video eğitim grubu durumluk anksiyete puan ortalamasının (41,67±4,73), yazılı eğitim grubu puan ortalamasına (44,23±3,97) göre daha düşük olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak; KAG planlanan hastalara, hemşire tarafından işlem öncesi verilen video ve yazılı eğitimin, anksiyeteyi azalttığı, fizyolojik parametreleri olumlu yönde etkilediği ve hasta memnuniyetini arttırdığı belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Anksiyete, Koroner Anjiyografi, Video Eğitimi, Yazılı Eğitim
Koroner bypass cerrahisi uygulanan hastalarda aterosklerozun mitokondriyal dna gen mutasyonu ile ilişkisinin araştırılması
Ateroskleroz atar damarları etkileyen patolojik sürecin sonucudur. Atardamarlar da plak adı verilen yapılar ile dolaşıma engel olan sistematik bir hastalıktır. Hayati öneme sahip kalp, beyin gibi organlarda yeterli perfüzyon sağlanmayarak kalıcı hasarlara neden olmaktadır. Mitokondriyal Deoksiribo Nükleik asit (mtDNA) ökaryotik canlılarda Deoksiribo Nükleik asit (DNA) 'in küçük bir bölümüdür. Hücrelerin çekirdek kısmı dışında mitokondri organellerinde bulunan bağımsız bir DNA parçasıdır. Çekirdekte bulunan DNA 'da iki yönlü bilgi akışı olduğu için bazı kodlamaların eksik, yetersiz olması sonucu bilgiler anlamsız hale gelebilmektedir. Mitokondriyal kalıtımın döllenme evresinde sperm mitokondri tarafından itici güç ile kuyruk kısmında bulunmakta ve bazen de kaybolmaktadır. Kalıtımın çoğu zaman maternalik yapı oluşturması ile evrim takip edilerek çok önemli bilgilere ulaşılabilmektedir. Son yıllarda yapılan çalışmalarda ateroskleroz mtDNA mutasyonu ile ilişkisi farklı gen bölgelerinde olduğu ispatlanmıştır. Yeni keşfedilen bu mutasyonlar hakkında daha detaylı bilgi edinmek için daha çok araştırma yapılması ve bilinmeyen özelliklerinin ortaya çıkarılması gerekmektedir.
Koroner anjiyografi sonrası koroner arter bypass greft cerrahisi önerilen hastalarda hemşirenin eğitici hasta danışmanlığı rolünün hastanın anksiyete ve cerrahi kararına etkisi
ÖZET KORONER ANJİYOGRAFİ SONRASI KABG CERRAHİSİ ÖNERİLEN HASTALARDA HEMŞİRENİN EĞİTİCİ HASTA DANIŞMANLIĞI ROLÜNÜN HASTANIN ANKSİYETE VE CERRAHİ KARARINA ETKİSİ Mehmet AHRAZ, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Hemşirelik AD Yüksek Lisans Tezi Gaziantep 2018 Koroner anjiyografi sonrası KABG cerrahisi önerilen hastalarda hemşirenin eğitici hasta danışmanlığı rolünün hastanın anksiyetesi ve cerrahi kararına etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesinde Koroner Yoğun Bakım Ünitesinde koroner anjiyografi (KA) olan ve KABG önerilen hastalarda yapılan kontrol ve çalışma gruplu yarı deneysel araştırmadır. Araştırmanın kontrol grubu (KG) verileri 27.01.2016-25.05.2016, çalışma grubu (ÇG) verileri ise 09.11.2017-15.04.2017 tarihleri arasında toplanmıştır. ÇG hastalarına araştırmacı tarafından KA ve KABG hakkında bilgi ve eğitim verilmiş, KG hastaları kliniğin rutin uygulaması sürdürülmüştür. Araştırmaya 40 kontrol ve 40 çalışma grubunda olmak üzere 80 hasta araştırmaya dahil edilmiştir. Veriler Hasta Tanılama Formu ve STAI aracılığıyla toplanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS 23 for Windows paket programında yapılmış, istatistik anlamlılık için p<0.05 değeri kabul edilmiştir.Yaş değişkeni hariç diğer tanıtıcı özellikler açısından hastalar benzerdir (p>0.05). KG'nun %77.5'inin, ÇG'nun %100'ünün KA hakkında bilgi sahibi oldukları, ÇG'nun %70'i, KG'nun %3.2'si sadece hemşireden bilgi almıştır. KABG cerrahisi hakkında ÇG'nun %100.0'ü, KG'nun %30.0'unun bilgi aldığı, ÇG'nun %72.5'inin, KG'nun %8.3'ünün sadece hemşireden bilgi aldıkları belirlenmiştir (p<0.05). KG'nun %10.0'u, ÇG'nun %70.0'ı aldıkları bilgiyi yeterli bulduğunu belirtmiştir (p<0.05). KA sonrası KABG cerrahisini kabul eden KG'nun oranı %47.5, ÇG'nun oranı %62.5 olmuştur. KABG cerrahisini kabul etmelerinde KG'nun %57.9'u, ÇG'nun %68.0'i yapılan bilgilendirmenin etkili olduğunu belirtmiştir (p>0.05). STAI I'e göre KG 'nun %57.5'inde, ÇG'nun %62.5'inde orta düzeyde durumsal anksiyete saptanmıştır (p<0.05). KA sonrası KABG cerrahisi önerilen ÇG hastalarına KA ve KABG cerrahisi hakkında yapılan bilgilendirmenin, ÇG hastalarının KABG cerrahisini kabul etmelerinde ve cerrahiye bağlı anksiyetelerinin azalmasında yararlı olduğu kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Koroner arter bypass greft, Hemşirelik Rolleri, Anksiyete, Koroner Anjiografi, Cerrahi Karar, Danışmanlık
Anjiyografi öncesi planlı hasta eğitiminin durumluk, sürekli ve ölüm kaygısı üzerine etkisi
ÖZET Anjiyografi Öncesi Planlı Hasta Eğitiminin Durumluk, Sürekli ve Ölüm Kaygısı Üzerine Etkisi Şevket CENGİZHAN, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı, Tezli Yüksek Lisans, Gaziantep 2018 Bu araştırma Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde 05.10.2017-10.05.2018 tarihleri arasında koroner anjiyografi öncesi planlı hasta eğitiminin durumluk, sürekli ve ölüm kaygısı üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, dahil olma kriterlerine uyan 50 eğitim grubunda, 50 kontrol grubunda olmak üzere toplam 100 hasta üzerinde yapıldı. Veriler "Kişisel Özellikler Soru Formu", 'Ölüm Kaygısı Ölçeği'' ve "Spielberger Durumluk - Sürekli Kaygı Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen veriler araştırmacı tarafından bilgisayar ortamında SPSS 24.0 (The Statistical Package for the Social Sciences- PC Version 21.0) paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri incelendiğinde; %97'sinin 31-61 yaş aralığında olduğu, %68'inin erkek, %86'sının evli ve çoğunluğunun lise mezunu olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların %55'inin il merkezinde yaşadığı, çoğunluğunun eş ve çocuklarıyla yaşadığı, serbest çalıştığı ve gelirinin giderinden az olduğu belirlenmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin sosyo- demografik özellikleri incelendiğinde; yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, yaşanılan yer, yaşanılan kişiler, iş ve meslek durumu, gelir durumu açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmemiştir. Gruplarımız benzer özellikte olup, homojen dağılım göstermiştir. Katılımcıların sürekli kaygı ölçeği incelendiğinde deney grubunda eğitim öncesi sürekli kaygı düzeylerinin, kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük çıktığı, Durumluk kaygı ölçeğine ilişkin bulgular incelendiğinde deney grubunda eğitim öncesi durumluk kaygı düzeyleri, kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük çıktığı görülmüştür. Koroner anjiyografi uygulanacak hastaların ölüm, durumluk ve süreklilik kaygı düzeylerinin eğitimle giderilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Anjiyografi, Ölüm Kaygısı, Durumluk kaygısı, Süreklik Kaygısı.
Koroner anjiografi yapılacak hastalara uygulanan el masajının anksiyete ve yaşam bulguları üzerine etkisi
Bu araştırma koroner anjiyografi yapılacak hastalara uygulanan el masajının anksiyete ve yaşam bulguları üzerine etkisini incelemek amacıyla randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak yapılmıştır. Çalışma Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı günlük hasta servisinde yapılmıştır. Bu çalışma 20 müdahale ve 20 kontrol olmak üzere toplam 40 hasta ile tamamlanmıştır. Araştırmada etik kurul onayı, kurum izni ve çalışmaya katılan hastalardan sözlü ve yazılı bilgilendirilmiş gönüllü olur alınmıştır. Veriler hasta tanıtım formu, yaşam bulguları formu, Durumluluk (DAÖ) ve Süreklilik Anksiyete Ölçeği (SAÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesindeki kare, Levene, Shapiro Wilk normallik testi ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Müdahale grubundaki hastalara anjiyografiye gitmeden önce her iki ele toplamda 10 dakika el masajı uygulanmıştır. Kontrol grubundaki hastalara rutin bakımları dışında herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Çalışmada el masajı uygulaması öncesinde müdahale grubundaki hastaların DAÖ puanının 46.75±9.25, kontrol grubundaki hastaların ise 43.65±7.55 olduğu, uygulama sonrasında müdahale grubundaki hastaların DAÖ puanlarının 35.90±5.82, kontrol grubundaki hastaların ise 47.10±6.88 olduğu belirlenmiş olup iki grup arasındaki bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Müdahale grubundaki hastalarda el masajı uygulaması sonrası sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, nabız ve solunum sayısında azalma olduğu, kontrol grubundaki hastalarda ise anlamlı şekilde yükseldiği saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak koroner anjiyografi yapılacak hastalara uygulanan el masajının anksiyete düzeyini azalttığı ve yaşam bulgularında düşmeye neden olduğu saptanmış olup hemşirelerin anksiyete ve yaşam bulguları yüksek olan hastalara el masajı uygulaması yapmaları önerilmiştir. Anahtar sözcükler: Anksiyete, El masajı, Hemşirelik, Koroner anjiografi, Yaşam Bulguları
Koroner yoğun bakım ünitesinde koroner anjiografi geçirmiş hastaların bilgi gereksinimleri ve transfer anksiyetesi arasındaki ilişki
Yapılan bu araştırma; Koroner Yoğun Bakım Ünitesinde Koroner Anjiografi Geçirmiş Hastaların Bilgi Gereksinimleri ve Transfer Anksiyetesi Arasındaki İlişkinin belirlenmesi amacı ile tanımlayıcı-kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırma, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde 01 Haziran-01 Aralık 2019 tarihleri arasında koroner anjiografi işlemi uygulanmış 460 hasta ile tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri; araştırmacı tarafından literatür taraması ile oluşturulan sosyodemografik özellikler içeren tanıtıcı bilgi formu, Durumluk Süreklik Kaygı Ölçeği ve Hasta Öğrenim Gereksinimleri Ölçeği ile toplandı. DSKÖ' den alınabilecek minimum puan 40, maksimum puan 160'dır. HÖGÖ' den alınabilecek minimum puan 50, maksium puan 250' dir. Verilerin normal dağılıma uygun olup olmadığı Fisher Skewnes-Kurtosis değeri ile değerlendirildi. Gruplar arası farkın belirlenmesinde Independet Samples t Testi, One way ANOVA ve Tukey HSD testi uygulandı. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesi SPSS 22.0 Paket programı ile yapıldı. İstatistiksel analizlerde p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Araştırmaya katılanların % 57.8'i erkek, %91.5'i evli, % 52.6'sı ilköğretim mezunu, % 43.0'ı 46-65 yaş aralığında olduğu bulundu. DSKÖ ile HÖGÖ ölçek toplam puanları arasındaki ilişki korelasyon çalışması ile değerlendirildiğinde ölçek toplam puanları arasında pozitif yönlü korelasyon olduğu görüldü (r=0.299, p<0.01). Yapılan bu çalışmada uygulanan ölçekler ve bulgular sonucunda, Koroner Yoğun Bakım Ünitesinde Koroner Anjiografi Geçirmiş Hastaların Bilgi Gereksinimleri ve Transfer Anksiyetesi Arasındaki İlişkinin anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0,05). Hastaların yaşadığı kaygı düzeyi edindikleri bilgi sayesinde azalmaktadır, bilgi düzeyindeki artış, kaygı düzeyinde düşüş yaşanmasını sağlamaktadır.
Koroner anjiyografi geçiren hastalarda immobilizasyon konforu, hematom ve ağrıyı etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi
Araştırma; Koroner Anjiyografi Geçiren Hastaların immobilizasyon konforu, hematom ve ağrıyı etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacı ile tanımlayıcı-kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırma, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde 10.12.2020-15.01.2021 tarihleri arasında koroner anjiyografi işlemi uygulanmış 202 hasta ile tamamlandı. Araştırmanın verileri; araştırmacı tarafından literatür taraması ile oluşturulan sosyodemografik özellikler içeren "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", "VAS (Vizüel Analog Skala)" ve "İmmobilizasyon Konfor Ölçeği" ile toplandı. Niceliksel değişkenlerin davranışları merkezileştirme ve varyans ölçümleri kullanılarak belirtildi: Ortalama±SS, Fisher Exact (örneklem sayısının düşük olduğu durumlarda) ve Ki-kare testi, kategorik değişkenler arasındaki oranlar veya ilişkiler arasındaki farkları belirlemek için kullanıldı. Grup ortalamalarının davranış farklılıklarını göstermek için; normallik ve eş dağılımlık varsayımlarının karşılandığı durumlarda Student t-test, karşılanmadığı durumlarda ise Mann-Whitney U Test, üç veya daha fazla grubun karşılaştırıldığı durumlarda normal dağılıma uyan verilerde One way Anova Test, Uymayan durumlarda ise Kuruskal Wallis test kullanıldı. Herhangi iki sayısal değişkenin birbiri arasındaki korelasyonu hesaplamada, veriler normal dağılıma sahip olmadığı için parametrik olmayan Spearman's Rank Correlation testi kullanıldı. Tüm olgular için istatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak belirlendi. İstatistiksel analizler IBM SPSS 22.00 paket programı ile sağlandı. Araştırmaya katılan hastaların, %63.9'u erkek, %89.1'i evli ve %85'i ilkokul mezunu ve yaş ortalaması 62.39±11.96'dır. İmmobilizasyon Konfor Ölçeği ile bireylerin konfor durumları ölçülmektedir. Araştırmada hastaların Konfor Ölçeği'nden toplam en düşük 60, en yüksek 114 puan aldığı ve toplam puan ortalamalarının 93,08±12.26 olduğu saptandı. Yapılan bu çalışmada uygulanan ölçek ve bulgular sonucunda, koroner anjiyografi geçirmiş hastalarda ponksiyon bölge seçimi ağrı ve konforu etkilediği fakat kanama ve hematomu etkilemediği, koroner anjiyografide kullanılan kateter numarasının ve koroner anjiyografi geçiren hastalarda kum torbasının kalma süresinin kanama ve hematomu etkilemediği, konforu ise etkilediği ortaya çıkmıştır.
Koroner anjiyografide myokardiyal bridge saptanan hastalarda myokardiyal bridge ile koroner arter hastalığı birlikteliği, myokardiyal bridge ile koroner arter hastalığının yerleşim yerinin korelasyonunun değerlendirilmesi
Epikardiyal yağ dokusu içinde seyreden koroner arterler bazı yerlerinde myokardiyal doku tarafından sarılabilirler. Başka bir deyimle arterin belli bir segmenti myokard içinden geçebilir. Bu anatomik oluşumlar myokardiyal bridge olarak bilinmekte ve anatomik varyasyon olarak tanımlanmakta. Myokardiyal bridge çoğunlukla benign bir anomali olarak tanımlanmakla birlikte, akut myokard infarktüsü, ventriküler taşikardi, senkop, atriyovantriküler blok ve ani kardiyak ölüm gibi komplikasyonlara yol açabilmekte. Diğer taraftan myokardiyal bridge'in kardiyak sistol esnasında koroner arterin direkt kompresyonuna bağlı veya myokardiyal bridge'in olduğu koroner arterde meydana gelen hemodinamik stres nedeniyle koroner arter hastalığına yol açabileceği de geniş bir kabul görmekte. Biz de çalışmamızda selektif koroner angiografide myokardiyal bridge ile birlikte aterosklerotik darlığı olan olgularda aterosklerotik lezyonun yerleşim özellikleri ve myokardiyal bridge ile korelasyonunu araştırmayı planladık.Metod: Selektif koroner anjiografi yapılan geniş bir örneklemde, anatomik bir varyasyon olan myokardiyal bridge ile birlikte koroner arter hastalığı olanlarda, myokardiyal bridge ile aterosklerotik lezyonun yerleşim yerinin korelasyonunu değerlendirmek amacıyla retrospektif bir çalışma planladık.Sonuç: 7058 serilik selektif koroner anjiografide toplam 347 adet myokardiyal bridge'li olgu saptandı. Total prevelans % 3.3 olarak saptandı. Bununla birlikte myokardiyal bridge'li olguların % 98'inde bridge yerleşimi beklendiği üzere sol ön inen arterde saptandı. Sol ön inen arterde D1-D2 arası ve D2 distali arasındaki dağılım birbirine yakın olarak saptandı. Çalışmamızda MB hastalarına %33.1 oranında obstruktif KAH eşlik ettiği izlendi. Aynı koroner arterde MB ve aterosklerotik lezyon varlığında ise, lezyonun %93 oranında MB'nin proksimalinde olduğu saptandı.Sonuç olarak: Angina ile başvuran genç hastalarda veya birden fazla koroner arter hastalığı risk faktörü olmayan hastalarda semptomlar devam ediyorsa MB olasılığı dikkate alınmalıdır. Miyokardiyal bridge damarın proksimal bölümünde aterosklerotik lezyon gelişimini başlatabilir veya ilerlemesini hızlandırabilir. Miyokardiyal bridge'e ateroskleroz eklendiğinde akut koroner sendrom riski artar. Koroner anjiyografilerde aterosklerotik lezyon bulunmayan genç hastalarda MB olasılığına dikkat edilmelidir.