Personality traits
674 theses under this subject heading
Öğretmenlerin çok kültürlü kişilik özellikleri ve informal iletişim
Bu çalışmanın amacı ilkokul, ortaokul ve liselerde görev yapan öğretmenlerin görüşlerine göre çok kültürlü kişilik özellikleriyle; okullarda görülen informel iletişimin düzeyini belirlemektir. Araştırma betimsel ilişkisel tarama modelinde gerçekleştirilmiş olup; ölçme aracı olarak "Öğretmenlerin Çok Kültürlü Kişilik Özellikleri ile Okullarda İnformel İletişim" ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın evreninin Siirt İl Merkezindeki resmi okullarda bulunan 2051 öğretmen oluşturmaktadır, Araştırmanın örneklemini basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile seçilen toplam 619 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmanın sonucunda elde edilen veriler SPSS 21 ve MPlus 7 programlarında organize edilerek, frekans tabloları, uyum istatistikleri, açımlayıcı faktör analizi, geçerlik ve güvenirlik analizleri, doğrulayıcı faktör analizi, Mann Whitney U ve Kruskal Wallis analizleri yapılarak tablolaştırılmış ve yorumlanmıştır. Araştırma bulgularına göre; öğretmenler çok kültürlü kişilik özelliklerinden kültürel empati ve açıklık becerilerini yüksek düzeyde sergilediklerine yönelik algılarının olduğu görülmüştür. Ayrıca öğretmenlerin çok kültürlü kişilik özelliklerinin bir boyutu olan kültürel empati becerilerini; diğer boyutlara göre daha çok kullandıklarına yönelik algılarının olduğu bulunmuştur. Öğretmenlerin okullarda informel iletişimin kullanılma sıklığına yönelik yüksek düzeyde algılarının olduğu görülürken; informel iletişimin olumlu sonuçları orta düzeyde olduğu, kullanılma nedenlerine yönelik algılarının yönelik algılarının ise düşük düzeyde olduğu tespit edilmiştir.
Narsisistik rekabet, hayranlık ve kırılganlık özelliklerinin bağımlılıklar ve psikolojik semptomlarla ilişkisinde başa çıkma stillerinin aracı rolü
Narsisizm kırılgan ve büyüklenmeci boyutlar ile kavramsallaştırılmış, sağlıklılık ve psikopatolojilerle ilişkili görülmüştür. Kırılgan narsisizm, nevrotik kişilik ve psikopatolojilerle ilişkili olarak raporlanırken büyüklenmeci boyut daha çelişkili bulgular sunmuştur. Büyüklenmeci narsisizmin çelişkili bulgularından hareketle hayranlık ve rekabet alt boyutları kavramsallaştırılmıştır (Back ve ark., 2013). Hayranlık statü elde etme, takdir kazanma, liderlik etme gibi davranış ve bilişler ile ilişkiliyken, rekabet daha çok tehdit algısı, kaygı, başarısızlık korkusu ve haset gibi sonuçlar ile ilişkilidir. Kişilik özelliklerinin çeşitli davranışlar ile ilişkisinden hareketle bu özelliklerde ortaya çıkan stresle başa çıkma davranışlarının incelenmesi önemli görülmektedir. Bu araştırma kapsamında Lazarus ve Folkman'ın (1984) kuramından hareketle stresle başa çıkma davranışlarının narsisistik kişilik boyutlarının alkol, madde bağımlılık riskleri, sosyal medya bağımlılığı ve psikolojik semptomları yordamasındaki aracı rolünü anlayabilmek amaçlanmıştır. Narsisizmin daha iyi anlaşılabilmesi, rekabet ve hayranlık boyutlarının klinik perspektifteki kullanımının artması ve Türkiye kültürüne özgü bir çalışmanın yürütülmesi hedeflenmiştir. Araştırmada 18-45 yaş aralığındaki 279 katılımcıya ait veriler hiyerarşik regresyon analizleri ve Hayes tarafından geliştirilen PROCESS eklentisindeki Model 4 aracılığıyla incelenmiştir. Hayranlık boyutunun psikolojik sağlıklılığa ilişkin olarak depresyon seviyesini (ß= -.14, t= -2.22, p=.028) ve davranışsal ilgiyi kesme davranışını (ß= -.22, t= -3.47, p=.001) negatif yönde yordadığı görülmüş, yadsıma davranışıyla pozitif yönde ilişkili bulunmuştur (ß= .17, t= 2.94, p=.004). Aracılık hipotezi doğrulanamamıştır. Rekabet boyutu; alkol (ß= .22, t= 3.77, p<.001) ve madde bağımlılığı riskleri (ß= .20, t= 3.37, p=.001) ve sosyal medya bağımlılığıyla (ß= .18, t= 3.18, p=.002) pozitif yönde ilişkili görülmüştür. Kırılganlık boyutu anksiyete (ß= .26, t= 4.57, p<.001) ve depresyon (ß= .15, t= 2.20, p=.029) düzeylerini pozitif yönde yordamaktadır. Analizler sonucunda narsisistik rekabet ve kırılganlık boyutlarının sosyal medya bağımlılığı ve stres-anksiyete-depresyon semptom düzeylerini yordamasında davranışsal ve zihinsel ilgiyi kesme, planlama, duyguları ortaya koyma ve olumlu yeniden yorumlama davranışlarının aracı rolü olduğu görülmüştür.
Yüz yüze ve çevrim içi psikolojik danışmaya yönelik tutum ile kişilik özellikleri ve kendini damgalama ilişkisi
Bu araştırmada, kişilik özelliklerinin ve kendini damgalamanın yüz yüze ve çevrim içi psikolojik danışma tutumunu nasıl yordadığı incelenmiştir. Araştırmanın katılımcı grubu, 500 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Veri toplama sürecinde Online ve Yüz Yüze Danışmaya Yönelik Tutum Ölçeği, Sıfatlara Dayalı Kişilik Testi, Psikolojik Yardım Aramada Kendini Damgalama Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, öğrencilerin kişilik özelliklerine göre deneyime açıklık ve yumuşak başlılık boyutlarının çevrim içi psikolojik danışmaya olan değerlerini pozitif yönde yordamaktadır. Duygusal dengesizlik boyutu ise çevrim içi psikolojik danışmadan duyulan rahatsızlığı pozitif yönde, sorumluluk ise çevrim içi psikolojik danışmadan duyulan rahatsızlığı negatif yönde yordamaktadır. Ayrıca, duygusal dengesizlik, deneyime açıklık ve yumuşak başlılık boyutlarının yüz yüze psikolojik danışmaya olan değeri pozitif yönde yordadığı, duygusal dengesizliğin ise yüz yüze psikolojik danışmadan duyulan rahatsızlığı pozitif yönde yordadığı görülmüştür. Kendini damgalama puanları ise yüz yüze ve çevrim içi psikolojik danışmaya olan değeri negatif yönde yordarken, aynı şekilde yüz yüze ve çevrim içi psikolojik danışmadan duyulan rahatsızlığı pozitif yönde yordamaktadır. Cinsiyetle ilgili olarak, kadınların yüz yüze ve çevrim içi psikolojik danışmaya verdikleri değer puanlarının, erkeklerin ise yüz yüze ve çevrim içi psikolojik danışmadan duydukları rahatsızlık puanlarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, daha önce psikolojik danışma alma durumu da yüz yüze ve çevrim içi psikolojik danışmadan duyulan rahatsızlık ve yüz yüze psikolojik danışmaya olan değeri açısından anlamlı farklar göstermektedir. Sonuçlar, literatür ışığında tartışılmış ve araştırmacılara ve alandaki çalışanlara öneriler sunulmuştur.
Eğitim sürecinde Tıp fakültesi öğrencilerinin psikolojik özelliklerinin mühendislik fakültesi öğrencileri ile karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Bu çalışmada, tıp ve mühendislik fakülteleri öğrencilerinde temel kişilik özelliklerinin, duygusal zekâ faktörlerinin, yaşam doyumlarının düzeyleri ve sorunlarla başa çıkma yöntemleri incelenmiştir. Farklı iki alan olan sağlık ve teknoloji alanlarında ki bu iki fakülte eğitim süreçleri ve eğitimde kullanılan materyaller olmak üzeri birçok anlamda birbirinden ayrışmaktadır. Bu araştırmada farklı fakültelerde eğitim alan benzer bilişsel özelliklere sahip bu öğrencilerin psikolojik özelliklerinin düzeyleri ve eğitim sürecinin bu özelliklere olası etkileri açısından farklılıklar olup olmadığı değerlendirilmiştir. Ayrıca öğrencilerin psikolojik özelliklerinin okul başarıları üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Bu doğrultuda farklı iki fakülte eğitimi ile öğrencilerin psikolojik özelliklerinin ilişkisi ayrıntılı olarak incelenmiştir. Tarama modelinde olan araştırma Hacettepe Üniversitesi'nde 2021-2022 eğitim öğretim yılında Tıp Fakültesi 1. ve 5. sınıf ile Mühendislik Fakültesi'ne bağlı Bilgisayar, Elektrik-Elektronik ve Yapay Zekâ Mühendisliği bölümlerinde öğrenim görmekte olan 1. ve 4. sınıf öğrencilerini kapsamaktadır. Çalışma 1563 öğrenciden 341'inin gönüllü katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada Temel Kişilik Özellikleri Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği, Duygusal Zekâ Özellik Ölçeği, Baş Etme Yolları Ölçeği kullanılmıştır. Veriler anket yöntemiyle, elektronik olarak toplanmıştır. SPSS programı ile yapılan analizlerin değerlendirmelerinde istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre tıp fakültesi öğrencilerinin öz denetim, nevrotizm, yaşam doyumu, iyi oluş düzeyleri ile duygusal başa çıkma ve sosyal destekle başa çıkma ölçek puanları mühendislik fakültesi öğrencilerinden yüksektir. Tıp fakültesi 1. sınıf öğrencilerinin yaşam doyumu ve duygusal başa çıkma düzeyleri mühendislik fakültesi 1. sınıf öğrencilerine göre yüksektir. Tıp fakültesi 5. sınıf öğrencilerinin dışa dönüklük, öz kontrol, duygusallık ve sosyallik düzeyleri tıp fakültesi 1. sınıf öğrencilerine; öz denetim ve duygusallık düzeyleri ise mühendislik fakültesi 4. sınıf öğrencilerine göre daha yüksek iken olumsuz değerlik ve sorunlarla duygusal başa çıkma puanları ise tıp fakültesi 1. sınıf öğrencilerine göre daha düşüktür. Mühendislik fakültesi 4. sınıf öğrencilerinin sorun odaklı başa çıkma düzeyleri mühendislik fakültesi 1. sınıf öğrencilerine göre yüksektir. Tıp fakültesi 1. sınıfta düşük not ortalamasına sahip olan öğrencilerin özdenetim ve yaşam doyumu düzeyleri aynı sınıfta daha yüksek not ortalamasına sahip öğrencilere göre düşüktür. Tıp fakültesi 5. sınıfta ise düşük not ortalamasına sahip olan öğrencilerin özdenetimleri daha yüksek not ortalamasına sahip öğrencilere göre düşük iken sosyallik düzeyleri daha yüksektir. Mühendislik fakültesi öğrencilerinin not ortalamalarına göre psikolojik özelliklerinin puanları anlamlı düzeyde farklılaşmamaktadır. Çalışmaya katılan tüm tıp fakültesi öğrencilerinde öz denetim ve nevrotizm, tıp fakültesi 1. sınıf öğrencilerinde ise öz denetim, olumsuz değerlik ve yaşam doyumu özelliklerinin başarı puanları üzerinde anlamlı yordayıcılar oldukları tespit edilmiştir. Bu özelliklerin düzeyleri arttıkça okul başarılarının da arttığı görülmektedir. Bu öğrencilerde başarıyı etkileyen en önemli değişkenin ise öz denetim olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmadaki diğer gruplarda (sınıflar düzeyinde tıp fakültesi 5. sınıf, mühendislik fakültesi 1. ve 4. sınıflar ve fakülteler düzeyinde tüm mühendislik fakültesi öğrencileri) öğrencilerinin başarı düzeyleri üzerinde psikolojik özelliklerin yordayıcı etkisi tespit edilmemiştir. Bu bulgular eşliğinde tıp eğitimi ile çalışma kapsamında incelenen psikolojik özelliklerin ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır.
Beş faktör kişilik modeli ile örgütsel muhalefet arasındaki ilişkinin incelenmesi: Algılanan örgütsel desteğin düzenleyici rolü
Geçmişten günümüze yaşamış ve gelecekte yaşayacak bireylerin her birinin kendilerine has özellikleri ve kişilik yapıları olmasına rağmen insanlık ortak davranış kalıplarına sahiptir. Söz konusu davranış kalıplarından biri de bireylerin bulunduğu bağlam ve yaşamış olduğu hayat üzerine karşıt görüşlerini ve eleştirilerini dile getirerek muhalefet göstermesidir. İnsanlığın muhalefet ettiği ortamlardan birisi de çalıştıkları örgütlerdir. Bireylerin sahip oldukları kişilik özelliklerine ve örgütlerinden aldıkları desteğe göre göstermiş oldukları muhalefetin yapısı ve çeşidi değişmektedir. Buradan hareketle bu araştırmanın amacı beş faktör kişilik modeli ve örgütsel muhalefet arasındaki ilişkide algılanan örgütsel desteğin düzenleyici bir rolü olup olmadığını tespit etmektir. Çeşitli sektörlerde istihdam edilen beyaz ve mavi yaka çalışanlardan tek bir zaman diliminde toplanmış olan veriler kullanılarak kişilik boyutları, örgütsel muhalefet ve algılanan örgütsel destek arasındaki ilişkiler tek bir model altında incelenmiştir. Çalışma bağlamında literatür temel alınarak değişkenlerin arasındaki ilişkilerin incelendiği modelin analizi Hayes (2018) tarafından geliştirilen PROCESS Macro ile gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular incelendiğinde dışa dönüklük kişilik boyutunun açık ve gizli muhalefet ile anlamlı ilişkisinin olmadığı ancak dışsal muhalefet ile anlamlı ilişkisi olduğu bulunmuştur. Algılanan örgütsel desteğin ise bu ilişkide açık muhalefeti arttırdığı ve dışsal muhalefeti azalttığı yönünde düzenleyici rolünün olduğu tespit edilmiştir. Bir diğer kişilik boyutu olan sorumluluk boyutunun örgütsel muhalefet davranışları ile anlamlı bir ilişkisinin olmadığı ancak algılanan örgütsel desteğin açık muhalefeti arttığı yönünde düzenleyici role sahip olduğu tespit edilmiştir. İncelenen son boyut olan yumuşak başlılık kişilik boyutunun açık, dışsal ve gizli muhalefet davranışları ile istatistiksel olarak anlamlı ilişkisinin olduğu ancak algılanan örgütsel desteğin bu ilişkide düzenleyici rolünün olmadığı tespit edilmiştir. Yapılan analizler doğrultusunda örgütleri tarafından desteklendiklerini algılayan bireylerin çalıştıkları örgütlerin yararına hareket ettiği sonucuna yapılan analizler doğrultusunda ulaşılmıştır. Buradan hareketle yöneticilerin çalışanlarına yönelik olan tutumları üzerine faydalı olabileceği düşünülen çeşitli önerilerde bulunulmuştur.
Melankolik mizaç özelliği gösteren yaratıcı kişilerde intihar olasılığının incelenmesi
İntihar olayı dünyanın her yerinde insan hayatının en ciddi sorunlarındandır. Tarih boyu her meslekten milyonlarca insan kendi hayatına son vermiştir. Bu kişiler arasında edebiyata, sanata yatkın yaratıcı kişiler de vardır. Tezin amacı yaratıcı kişilerde melankolik mizaç özellikleri ile intihara teşebbüs arasındaki ilişkinin ortaya çıkarılmasıdır. Araştırma, Türkiye`nin İstanbul ilinde yaşayan yazar, ressam, müzisyen ve tiyatro oyuncularının melankolik mizaç özellikleri ile intihar olasılığının karşılaştırılması için yapılmış ilişkisel tarama modelinde bir çalışmadır. Analizler için Eysenck (1975) tarafından geliştirilen Kişilik Envanteri (EPQ) ve Gill ve Cull (1988) tarafından geliştirilen İntihar Olasılığı Ölçeği (İ.O.Ö) kullanılmıştır. Araştırma sonucunda melankoli ile intihar olasılığı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.
Prenatal dönemdeki anne adayının psikobiyolojik mizaç özellikleri ile yaşadığı distres düzeyleri arasındaki ilişki
Amaç: Bu çalışma bebek bekleyen anne adaylarının doğum öncesi süreç boyunca yaşadıkları distres düzeyleri ile mizaç özellikleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi hedeflemektedir. Araştırma da öncelikle hipotezin asıl kaynağı olarak mizaç üzerinde durulmuştur. Anne adaylarının distres düzeyleri, psikobiyolojik mizaç özellikleri incelenmiş, distresin mizaç ile ilişkili olup olmadığı, araştırmanın esas amacını oluşturmuştur. Meteryal ve metod: Betimsel araştırma yöntemi ile nicel veri toplama teknikleri kullanılmıştır. Betimsel araştırmalar, var olan durumu olduğu şekliyle ortaya koymaya yönelik araştırmalardır. Araştırmanın örneklemi 233 gönüllü anne adayından oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında demografik soru formu, Tilburg Gebelik Distres ölçeği, güvenilirlik ve geçerlilik çalışmasını Sayar ve Köse'nin yaptığı Karakter ve Mizaç Envanterinin (TCI) mizaca ait soruları kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 20 programı ile yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, yüzdelik, normallik testi sonucuna göre ise non-parametrik testler ve çoklu regresyon analiz yöntemleri kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma da üniversite mezunu ve ilk hamileliğini yaşayan annelerin distres düzeyleri anlamlı bulunmuştur. Yapılan analiz sonucunda, yaş bakımından belirsizlik korkusu (HA2) alt ölçeği, meslek bakımından Tilburg Ölçeği ile Ödül Bağımlılığı, belirsizlik korkusu (HA2) ve duygusallık (RD1) alt ölçekleri, eğitim durumuna göre Tilburg Ölçeği, Olumsuz Duygulanım, Mizaç Envanteri, Zarardan Kaçınma, yabancılardan çekinme (HA3), çabuk yorulma (HA4) bakımından Üniversite mezunları diğer eğitim durumlarına göre farklılık göstermiştir, keşfetmekten heyecan duyma (NS1) alt ölçeği bakımından ise Üniversite-Lise farklılığı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Mizaç, Karakter, Prenatal Dönem, Prenatal Dönem Distresi
Hemşirelerde işe yabancılaşma: İstanbul ilinde özel ve kamu hastanelerinde bir uygulama
Bu araştırmanın amacı, kamu ve özel hastanelerde çalışan hemşirelerin iş-aile rol çatışması, iş tatmini, iş tasarımı ve kişilik özelliklerinin işe yabancılaşma algılarının üzerindeki etkilerini açıklamaktır. Ayrıca hemşirelerin işe yabancılaşma durumlarının; cinsiyete, yaşa, medeni duruma, eğitim seviyesine, mesleki ünvanına, kurumda çalışma süresine, iş deneyimine ve çalıştığı kuruma göre değişip değişmediğini ortaya koymaktır. Bu kapsamda birinci olarak hemşirelerin yaşadıkları iş-aile rol çatışmasının, iş tatmininin, iş tasarımının ve kişilik özelliklerinin işe yabancılaşma durumlarına olan etkileri araştırılmıştır. Araştırma da örneklemi oluşturan hemşirelere, araştırmacı tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu", Mottaz tarafından geliştirilen "İşe Yabancılaşma Ölçeği", Weiss ve arkadaşları tarafından geliştirilen "Mineseto İş Doyum Ölçeği", Oldman ve Hackman tarafından geliştirilen "İş Tanılama Ölçeği", Carlson ve arkadaşları tarafından geliştirilen "İş-Aile Rol Çatışması Ölçeği" ve John ve arkadaşları tarafından geliştirilen "Beş Faktör Kişilik Özellikleri Ölçeği" uygulanmıştır. Araştırmanın evrenini, İstanbul ilinde bulunan kamu ve özel hastaneler de görev yapan tüm hemşireler oluşturmaktadır. Örnek büyüklüğünün saptanmasında hastanelerin tam teşekküllü ve hemşire sayısının 200'ün üzerinde olması gibi özellikler dikkate alınmıştır. Kura usulü ile iki kamu ve bir özel hastane belirlenmiştir. Literatür verilerine göre %95 güven düzeyinde minimum örneklem 375 olarak bulunmuştur. Elde edilen veriler SPSS 21.0 ve AMOS 23.0 programında çözümlenmiştir. Hemşirelerin işe yabancılaşma düzeylerinin cinsiyet ve çalışılan kuruma göre farklılaşıp farklılaşmadığının belirlenmesinde t-testi, yaş, medeni hal, mesleki unvan, eğitim seviyesi, kurumda çalışılan süre ve mesleki deneyim süresine göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek için de tek yönlü varyans analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Bu araştırmada elde edilen bulgular, hemşirelerin yaşadıkları iş-aile rol çatışmalarının, işe yabancılaşmanın güçsüzleşme ve kendine yabancılaşma boyutları üzerinde etkili olduğunu, hemşirelerin iş tasarımlarının görevin tanımı ve anlamlılığı boyutlarının, işe yabancılaşmanın kendine yabancılaşma ve güçsüzleşme boyutları üzerinde etkili olduğunu, otonominin ise işe yabancılaşmanın anlamsızlaşma boyutu üzerinde etkili olduğunu, hemşirelerin iş tatminlerinin dışsal tatmin boyutunun kendine yabancılaşma boyutu üzerinde etkili olduğunu ve hemşirelerin kişilik özelliklerinden; özellikle nevrotik kişiliğin ise işe yabancılaşmanın anlamsızlaşma boyutunda etkili olduğunu göstermektedir. Ayrıca araştırma sonucunda, medeni durum değişkeni hariç diğer demografik faktörlere göre işe yabancılaşma durumunda farklılaşma olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yabancılaşma, İş Tasarımı, İş-Aile Rol Çatışması, Kişilik Özellikleri, İş Tatmini.
Kurumsal eğitim veren eğitmenlerde girişimci kişilik ile işkoliklik ilişkisi
Günümüz rekabet koşulları bireylerin daha fazla çalışmasını gerektirmekte; diğer taraftan bireylerin kişilik özellikleri iş hayatında farklı bakış açısı ve davranışlara neden olmaktadır. İşine son derece bağlı olma ve ara vermeden sürekli çalışma durumu aşırı çalışma olarak ifade edilmektedir. Bu durum kişinin sağlığını, mutluluğunu ve diğer kişilerle olan ilişkilerini negatif yönde etkileyecek düzeyde aşırı ve kontrol edilemez bir gereksinim olarak ortaya çıkmaktadır. İşkoliklik bazı bilim insanlarına göre hem birey için hem de örgüt için olumlu bir davranış olarak görülürken, bazı bilim insanlarına göre psikolojik bir rahatsızlıktır. Girişimci bireyler yenilikçi, risk alan, değişim odaklı, fırsatlara odaklanmış ve yaratıcı olarak ifade edilmektedir. Bunların yanında girişimcilerin kişilik özelliklerine bağlı olarak, gelişmiş iletişim becerisi, değişime açık olma, yüksek başarı isteği ve kararlı olma gibi özellikler de yer almaktadır. Bu özellikler bireyin finansal başarı sağlamak ve itibar sahibi olmak için kendini işe adamasına yol açmaktadır. Araştırmanın amacı; kurumsal eğitim veren eğitmenlerde işkoliklik ve girişimci kişilik ilişkisini incelemektir. Araştırmanın örneklemini İstanbul çerçevesinde çeşitli üniversite ve danışmanlık firmalarında kurumsal eğitim veren 500 eğitmen oluşturmaktadır. Örneklemin en önemli özelliği hem sektör tecrübesi hem de akademisyenlik yanı olan kişilerden oluşmasıdır. Araştırma sonucunda işkoliklik ile girişimci kişilik arasında istatistiksel açıdan anlamlı ve pozitif ilişki tespit edilmiştir. Buna göre; İşkolik olan bireylerde girişimci kişilik özellikleri normal bireylere göre daha fazladır. Diğer taraftan; girişimcilik ile aşırı çalışma arasında pozitif yönlü zayıf kuvvetli ve girişimcilik ile kompulsif çalışma arasında pozitif yönlü zayıf kuvvetli ilişki bulunmaktadır.
Writing through the experience of fire: Bachmann and Plath
Sylvia Plath and Ingeborg Bachmann were two outstanding contemporary post-war writers of the same ethnicity, dealing with the place of women in the social order and examining the characteristics of relationships in order to shed light on the self-destructive and suicidal inclinations in the female psyche. In their works, they provide a psychoanalytic perspective by presenting their mental state, sufferings, and the consequences of their emotions and actions. Suffering similar psychological problems and having experienced alike treatments like the electro-shock therapy, the stimuli for their self-destructive behaviors will be analyzed through various psychological theories. Considering the direct reference to the 'anima-animus theory' in Malina and associating Ich's dream cycles with Esther's employment of 'stream of consciousness', Jung and Freud's researches on the structure of the psyche will be a fundamental medium to interpret Malina and The Bell Jar. The sociological dimensions of these novels will also be discussed through Emile Durkheim's theories on suicide within the framework of 'integration' and 'alienation'. This work will make an intensive study of self-destruction and the suicide of women as a consequence of fascist behaviors. It will compare the process of self-destruction in two works of literature, Ingeborg Bachmann's Malina and Sylvia Plath's The Bell Jar, examining the female protagonists' personality traits and their identities to reveal common motives for suicide. It will also examine and analyze events and secondary characters leading the narrator protagonists to suicide, using the reflections of Bachmann and Plath to interpret The Bell Jar and Malina. It will concern itself with the psychological dimensions of norms and regulations that function in a fascistic and depressive way, limiting females and depriving them of authenticity and individuation. This study will also attempt to explore the purpose of myths from a sociological perspective, to display how they function and what they intend to accomplish.
Ergenlerde narsisistik kişilik özelliklerinin duygu stilleri ve karar verme stillerini yordama düzeyi
Bu araştırmanın amacı, ergenlerde narsisistik kişilik özelliklerinin duygu stilleri ve karar verme stilleri açısından yordanıp yordanmadığını belirlemektir. Araştırmaya; İstanbul ve Kırklareli ilinde öğrenim gören 211'i kadın ve 137' si erkek olmak üzere toplam 348 üniversite öğrencisi katılmıştır. Çalışmada veri toplama aracı olarak; Duygu Stilleri Ölçeği, Melbourne Karar Verme Ölçeği, Narsistik Kişilik Envanteri ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Ayrıca öğrencilerin demografik özellikleri (cinsiyet, yaş, bölüm, yaşamlarını geçirdikleri yer, kardeş sayısı, kardeş sırası, algılanan ebeveyn tutumu) değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, ergenlerin cinsiyetleri, kardeş sıraları, yaşadığı yer değişkenleri açısından duygu stillerinde anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Kardeş sayıları farklı olan ergenlerin bastırma ve tolere etme duygu stillerinde bir farklılık görülmezken, ayarlama duygu stilinde anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Algılanan ebeveyn tutumu açısından incelendiğinde, bastırma duygu stilinde ilgisiz ve ihmalkar, ayarlama ve tolere stillerinde ise demokratik ve ve ilgili ebeveyn tutumları en fazla puanları almıştır. Cinsiyet, kardeş sayıları, kardeş sıraları ve yaşamlarını geçirdikleri yer değişkenleri açısından ergenlerin karar verme stilleri puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde bir farklılaşma bulunmamaktadır. Algılanan ebeveyn tutumu değişkeni açısından ergenlerin karar verme stillerinden "kaçıngan", "erteleyici" ve "panik" karar verme stillerinde anlamlı düzeyde farklılaşmamaktadır. Diğer taraftan karar vermede "öz saygı" ile " dikkatli" karar verme stillerinde ebeveyn tutumunu "ihmalkâr ve ilgisiz" olarak algılayan ergenlerin diğer tüm ebeveyn tutumuna sahip ergenlere göre anlamlı düzeyde düşük çıkmıştır. Narsistik kişilik özelliği, "bastırma" duygu stilini ve "ayarlama" duygu stilini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yordamaktadır. Diğer taraftan narsistik kişilik özelliği "tolere" duygu stilini ise anlamlı düzeyde yordamadığı bulunmuştur. Narsistik kişilik özelliği, karar vermede " öz saygı" ve " panik" karar verme stilini anlamlı olarak yordamaktadır. Diğer taraftan narsistik kişilik özelliği, " dikkatli", "kaçıngan" ve "erteleyici" karar verme stillerini ise anlamlı düzeyde yordamadığı bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Narsisistik kişilik, Duygu stilleri, Karar verme stilleri
Yaşlı bakım çalışanlarında duygusal zeka, kişilik özellikleri, örgütsel güven ve merhamet duyguları ile yaşlılara yönelik tutumlar arasındaki ilişkiler
Günümüzde hem dünyada hem de ülkemizde yaşlı nüfusun artışıyla birlikte yaşlıların kurumsal bakım ihtiyacının hacminin ve niteliğinin de giderek artması söz konusudur. Bu durum yaşlı bakım hizmetinin niteliğini yükseltmek amacıyla yaşlı bakım çalışanları ile çeşitli çalışmalar yapmayı gerekli kılmaktadır. Yaşlı bakım kurumları var olan insan kaynağını değerlendirirken çalışanlarında olması gereken birtakım özelliklere ihtiyaç duyabilmektedir. Akademik literatürde öne çıkan ve özellikle bakım çalışanlarında olması gerektiği düşünülen örgütsel davranış değişkenleri mevcuttur. Bu sebeple tez çalışmasında, yaşlı bakım çalışanlarında duygusal zeka, kişilik özellikleri, örgütsel güven, merhamet ve yaşlılara yönelik tutumlar arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Bu tez çalışmasının birinci bölümünde araştırma probleminin tespiti, araştırmanın amacı ve önemi, araştırmanın metodolojisi ve ünite planını ortaya koymak amacıyla giriş bölümü yer almıştır. İkinci bölümünde ise yaşlılık kavramı ve araştırma yaptığımız örgütsel davranış değişkenleri olan çalışanlarda duygusal zeka, beş faktör kişilik özellikleri, merhamet, örgütsel güven ve yaşlı bakımına ilişkin tutumlar incelenerek gerekli literatür taramasına yer verilmiştir. Tez çalışmasının üçüncü bölümünde örgütsel davranış değişkenleri ve aralarındaki ilişkiyi ölçen araştırma modelinden yararlanılmıştır. Özel yaşlı bakım kurumları çalışanlarının katılımlarıyla bir örnek araştırma yapılmıştır. Araştırma sonucunun analizi, kurgulanan hipotezlerin testleri ve yorumlanması ile yapılmıştır. Sonuç bölümünde ise kurulan hipotezlerden elde edilen verilerle doğrulanarak çalışanlarda var olan örgütsel davranış değişkenlerinin varlığının birbirlerine olan etkisiyle birlikte çalıştıkları kuruma ve yaptıkları işe olan tutumları ortaya konmuştur.
Örgüt güvenlik iklimi, iş özerkliği, duygusal zeka, akıllı sadelik, kişilik tipleri arasındaki ilişkiler ve bir araştırma
Günümüz rekabetçi ortamı, sağlık kurumlarında örgütsel davranış modellerini çok önemli bir konu haline getirmiştir. Bir başka ifade ile, örgüt yönetimleri özellikle insan kaynakları alanında önemli bir yer tutan güncel yaklaşımlara yönelmektedir. Güncel yaklaşım olarak özellikle, örgüt güvenlik iklimi, iş özerkliği, duygusal zeka, akıllı sadelik ve kişilik tipleri benzeri değişkenler bir miktar fark yaratmaktadır. Tez çalışmasında, örgüt güvenlik iklimi, iş özerkliği, duygusal zeka, akıllı sadelik ve kişilik tipleri değişkenleri arasındaki ilişkiler araştırılmıştır. Tezin birinci bölümünde tez çalışmasının giriş kısmı yer almaktadır. İkinci bölümünde ise araştırma değişkenlerine ilişkin detaylı bir literatür araştırmasına yer verilmiştir. Bu bölümde değişkenler tanıtılmış ve değişkenlere ilişkin çalışmalara yer verilmiştir. Tezin üçüncü bölümünde, hastane çalışanlarının katılımı ile yapılan araştırma analizlerine yer verilmiştir. Bu bölümde, araştırma modeli, araştırma hipotezleri ve seri analizleri detaylı bir biçimde yer almaktadır. Son bölümde ise araştırma sonuçları yer almaktadır.
Engelli çocuğa sahip anne ve babaların kişilik özellikleri ile stres, empati ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, engelli çocuğa sahip anne ve babaların kişilik özellikleri ile stres, empati ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini, İstanbul ili Beyoğlu ilçesinde bulunan Mehmet Oyal Özel Eğitim Uygulama Okulu, Halıcıoğlu İşitme Engelliler Okulu ve İstanbul ilinde bulunan diğer özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde çocukları eğitim alan 320 anne-baba oluşturmaktadır. Katılımcılara demografik bilgi formu, Beş Faktör Kişilik Envanteri, CES Depresyon Ölçeği, Stres ve Empati Ölçekleri uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS (Statistical Package For Social Sciences) 22.0 istatistik programı kullanılarak analiz edilmiş, verilerin analizinde, Cronbach Alpha ve Gutman Güvenilirlik Analizleri, Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı Analizi, Regresyon, t-testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, engelli çocuğa sahip anne ve babaların kişilik boyutlarından özdenetim/sorumluluk ile yumuşak başlılık değişkenleri arasında olumlu yönde anlamlı ilişki vardır. Engelli çocuğa sahip bireylerin kişilik özelliklerinin depresyon, stres ve empati düzeylerini yordadığı görülmüştür. Duygusal tutarsızlık boyutunda cinsiyetler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Buna göre kadınlar duygusal tutarsızlık boyutunda erkeklerden daha yüksek puan almışlardır. Katılımcıların medeni durumlarına göre yapılan karşılaştırmalarda evli ve dul/boşanmış katılımcıların 'öz-denetim/sorumluluk' boyutunda farklılaştığı, evli katılımcıların özdenetim düzeylerinin dul ya da boşanmış olan katılımcıların özdenetim düzeylerinden anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur. Katılımcıların depresyon ortalamalarının cinsiyet değişkenine göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla yapılan t-testi sonucunda annelerin babalara göre depresyon ortalamaları daha yüksek bulunmuştur. Katılımcıların stres ortalamalarının cinsiyet değişkenine göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla yapılan t-testi sonucunda babaların annelere göre stres ortalamaları daha yüksek bulunmuştur. Eğitim düzeyleri açısından katılımcıların dışadönüklük boyutunda farklılık gösterdiği bulunmuştur. Buna göre ortaokul, lise ve üniversite mezunu olanlar ilkokul mezunu olanlardan daha yüksek düzeyde dışadönük bulunmuştur. Öte yandan, lise mezunu olanların ilkokul mezunlarına göre, üniversite mezunlarının da ortaokul ve lise mezunlarına göre gelişime daha açık oldukları bulunmuştur. Ek olarak, eğitim düzeyine göre katılımcıların depresyon puanlarında anlamlı düzeyde farklılaşma olduğu, lise mezunlarının ortaokul, ilkokul ve üniversite mezunlarından anlamlı düzeyde daha yüksek depresyon puanı aldıkları görülmüştür. Engelli çocuğa sahip bireylerin ekonomik durumları ile ilgili karşılaştırmalar yapıldığında orta ve iyi ekonomik duruma sahip ebeveynlerin düşük ekonomik durumda olanlardan daha dışadönük oldukları görülmüştür. Bu bulgular ışığında engelli çocuğa sahip anne-babaların kişilik özelliklerinin yanında demografik özelliklerinin de depresyon, empati ve stres faktörleri ile ilişkili olduğu görülmektedir.
Kişilik özellikleri ve psikolojik semptomların evlilik kalitesi ile olan ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışma, evli bireylerin kişilik özellikleri ve psikolojik semptomlarının evlilik kalitesi ile olan ilişkisini incelemeyi amaçlamıştır. Korelasyonel desenli olarak düzenlenen bu çalışmada kadın ve erkeklerden oluşan 203 evli katılımcı ile anket çalışması yürütülmüştür. Katılımcılara, içinde evlilik kalitesi, kişilik özellikleri ve psikolojik belirtileri ölçen ölçekler ile sosyodemografik özellikleri belirleyen bilgi formunun bulunduğu bir anket uygulanmıştır. Toplanan veriler betimsel, karşılaştırmalı ve ilişkisel istatistiksel yöntemler kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre, katılımcıların demografik değişkenler bakımından evlilik kalitesi puanlarının anlamlı düzeyde farklılaştığı ve evlilik süresi, eğitim ve eşin eğitim düzeyi ile evlilik kalitesi arasında anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır. Ayrıca, kişilik özelliklerinden nörotisizm (olumsuz duygusal durumlara eğilimlilik) ile evlilik kalitesi negatif; deneyime açıklık ve dışa dönüklük ile pozitif ilişkili saptanmıştır. Ayrıca, psikolojik semptom ve özellikler arasında depresyon, anksiyete, kişilik bozuklukları, dissosiyatif bozukluklar, öfke, intihar ve bellek sorunu alt boyutlarının evlilik kalitesi ile negatif ilişkisi olduğu yani bu alt boyutların oranın artması ile birlikte evlilik kalitesinin düştüğü bulunmuştur. Çalışmada elde edilen bulgular doğrultusunda, bireylerin evlilik kalitesinin bireysel faktörler ile ilişkili olduğu saptanmış; özellikle kişilik belirtileri ve psikopatoloji değişkenleri ile evlilik kalitesi arasında ilişki olduğu görülmüştür. Sonuçların ilerleyen dönemlerde yapılacak çalışmalara hem klinik pratik hem de araştırma alanlarına katkı sağlaması beklenmektedir.
Üniversite öğrencilerinde sosyal görünüş kaygısının yordayıcıları olarak kişilik özellikleri ve öz anlayış
Bu araştırmanın temel amacı, üniversite öğrencilerinde sosyal görünüş kaygısının yordayıcıları olarak kişilik özellikleri ve öz anlayışın etkisinin belirlenmesidir. Sosyal görünüş kaygısı, kişilik özellikleri ve öz anlayış düzeyinin cinsiyet değişkenine göre farklılaşıp farklılaşmadığının belirlenmesi de araştırmanın alt amaçlarını oluşturmaktadır. Araştırmanın evrenini İstanbul'da üniversitede öğrenim gören bireyler oluştururken, örneklemi ise 50'si kadın, 50'si erkek olmak üzere toplam 100 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Yapılan araştırma tanımlayıcı tarama modelini içermektedir. Örneklem grubundaki gönüllü olan katılımcılara Sosyodemografik Form, Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği, Sıfatlara Dayalı Kişilik Testi ve Öz Anlayış Ölçeği uygulanmıştır. Demografik özelliklerin, değişkenler üzerinde etkisinin belirlenmesi için "T- Testi" kullanılmıştır. Kişilik özellikleri ile öz anlayışın, sosyal görünüş kaygısı üzerindeki etkisinin belirlenmesi için de regresyon analizi yapılmıştır. Üniversite öğrencilerinin cinsiyet değişkenine göre öz anlayış düzeyleri incelendiğinde kadınların öz anlayış düzeylerinin, erkeklere göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Üniversite öğrencilerinin cinsiyet değişkenine göre kişilik özellikleri incelendiğinde dışa dönüklük düzeyinde anlamlı farklılığın olduğu belirlenmiştir. Erkeklerin dışa dönüklük düzeyleri, kadınlara göre anlamlı biçimde daha yüksektir. Duygusal Dengesizlik/Nevrotizm düzeyinin artması sosyal görünüş kaygısını artırmaktadır. Dışa dönüklük düzeyinin artması sosyal görünüş kaygısını azaltmaktadır.
Bankacılık sektöründe kişilik özellikleri, yöneticiye güven ve tükenmişlik ilişkilerinde aracılık rolleri
Bu çalışmada banka çalışanlarının yöneticilerine karşı güven duygusunun kişilik özellikleri ve tükenmişlik ilişkisinde aracılık rolü ile tükenmişlik duygusunun kişilik özellikleri ve yöneticiye güven ilişkisindeki aracılık rolü araştırılmıştır. Kişilik dışa dönüklük, nevrotiklik, psikotiklik boyutlarda, yöneticiye güven duygusal ve bilişsel boyutlarda , tükenmişilik, duygusal tükenmişlik, duyarsızlaşma, kişisel başarıda düşme hissi boyutlarıyla incelemiştir. Araştırmaya, özel bankaların İstanbul'da bulunan 175 aktif çalışanı katılmıştır. Katılımcıların 114 adedi kadın 61 adedi erkektir. Araştırmada demografik bilgi formu, Eysenck kişilik ölçeği, yöneticiye güven ölçeği, Maslack tükenmişlik ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda kişilik özelliklerinin yöneticiye güven ile birlikte tükenmişlik üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Yöneticiye güvenin tükenmişlik ve kişilik özellikleri üzerinde zayıf bir aracılık rolünün varlığı ve tükenmişliğin yöneticiye güven ile kişilik özellikleri arasında kuvvetli bir aracılık rolü olduğu yapısal eşitlik modeli yöntemi ile analiz edilerek tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Kişilik, yöneticiye güven, aracılık rolü, tükenmişlik
Ergenlerin yaşam doyumlarının yordanmasında biriciklik algılarının ve ebeveynlerinin otantik kişilik özelliklerinin rolü
Ergenlik bilişsel, bedensel, duygusal ve psikolojik birçok değişim ve gelişimin bir arada yaşandığı bir dönemdir. Son yıllarda psikoloji araştırmaları ergenlerin olumsuz davranışları ve ruhsal bozuklukları yerine olumlu davranışlar geliştirmeleri ve öznel iyi oluşlarını artırmaya odaklanmaktadır. Bu çalışmada ergenlerin yaşam doyumlarında biriciklik algılarının ve ebeveynlerinin otantik olma düzeylerinin etkisini araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemini Küçükçekmece ilçesinde lisede okuyan 15-18 yaş arası 165 ergen ile 165 anne ve 165 baba oluşturmuştur. Araştırmada yaşam biriciklik, otantiklik ve yaşam doyumu ilişkisini ölçmek amacıyla Kişisel Biriciklik Algısı Ölçeği, Otantik Kişilik Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre ergenlerin biriciklik duyguları ile annelerinin otantik yaşam düzeyleri, ergenlerin yaşam doyumlarını anlamlı düzeyde açıklamaktadır. Babaların otantik yaşam düzeylerinin ise ergen yaşam doyumu üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamaktadır. Ergenlerin yaşam doyumları cinsiyetlerine, sınıf düzeylerine, annelerinin yaşına, babalarının yaşına ve ailelerinin aylık gelir düzeyine göre farklılaşmamaktadır. Sonuçlar ilgili literatüre göre tartışılmış, araştırma ve uygulamaya yönelik ileride yapılabilecek çalışmalar önerilmiştir.
Evli bireylerde kişilik özelliklerinin evlilik uyumu ve evlilik doyumu üzerine etkisi
Kişilik özellikleri, evlilik hayatları boyunca bireylerin etkilendikleri ve evlilik yaşamlarına yön veren kavramlardır. Bu araştırma literatür tarama yöntemiyle evli bireylerde kişilik özellikleri ile evlilik uyumu ve evlilik doyumunun ilişkisini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırmanın verileri 125 evli kadın ve 125 evli erkek olmak üzere toplam 250 evli bireyden elde edilmiştir. Araştırmada bireylerin evlilik uyumları Locke ve Wallace (1959) tarafından geliştirilen Evlilik Uyumu Ölçeği kullanılarak belirlenmiştir. Bireylerin evlilik doyumları; Çelik ve Yazgan-İnanç (2009) tarafından hazırlanan Evlilik Doyumu Ölçeği kullanılarak belirlenmiştir. Evli bireylerin kişilik özelliklerini değerlendirebilmek için Bacanlı ve arkadaşları (2009) tarafından geliştirilen Sıfatlara Dayalı Kişilik Testi kullanılmıştır. Araştırmada bireylerin kişisel özellikleri 13 sorudan oluşan Kişisel Bilgi Formu kullanılarak saptanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular değerlendirildiğinde, evlilik uyumu beş faktör kişilik özelliklerinden nevrotizm ile negatif yönde anlamlı ilişkiye sahiptir. Diğer taraftan, evlilik uyumu deneyime açıklık ve yumuşak başlılık ile pozitif yönde anlamlı ilişkiye sahiptir. Evlilik doyumu ile beş faktör kişilik özellikleri arasındaki ilişkiler incelendiğinde; evlilik doyumu ile nevrotizm arasında negatif yönde anlamlı ilişki görülmüştür. Diğer taraftan, evlilik doyumu yumuşak başlılık ile pozitif yönde anlamlı ilişkiye sahiptir. Anahtar kelimeler: Kişilik özellikleri, evlilik uyumu, evlilik doyumu
İrrasyonel inanışların kişisel biriciklik algısına olan etkisi ve birbirleriyle olan etkileşimleri
Bu çalışmada, kişisel biriciklik algısının, irrasyonel inançlarla ilişkisi ve birbiriyle olan etkileşimleri incelenmiştir. Literatürde kişisel biriciklik algısı ile ilgili çok az sayıda çalışma vardır. Bunun yanında rasyonel duygucu davranışçı terapide yer alan irrasyonel inançlar, ruh sağlığı alanında birçok araştırmaya konu olmuştur. Araştırmada Tutumlar ve İnanışlar Ölçeği 2; aşırı talepkarlık, rahatsız olmaya katlanamama, felaketleştirme ve kendi kendine derecelendirme irrasyonel inancına ek olarak başarı, rahatlık ve onaylanma irrasyonel talepleri ortaya çıkarmak için kullanılmıştır. Kişisel Biriciklik Algısı Ölçeği ise, kişinin kendisini ne ölçüde biricik – eşsiz hissettiğini ölçmek için değerlendirilmiştir. Demografik yapı ile ilgili analizlerin yanında çoklu doğrusal regresyon modelleri ve korelasyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Sonuçlara göre tüm irrasyonel inanışların, kişisel biriciklik algısı ile aralarında negatif yönde ilişkisi ortaya konmuştur. Ayrıca, aşırı talepkarlık, kendini derecelendirme, rahatsız olmaya katlanamama irrasyonel inanışlarına, onaylanma talebi eşlik ettiğinde kişisel biriciklik algısı değişkenini yordadığı görülmüştür. Başarı talebinin eşlik ettiği durumlarda ise tüm irrasyonel inanışların kişisel biriciklik algısı değişkenini yordamadığı görülmüştür. Rahatlık talebinin ise sadece aşırı talepkarlık irrasyonel inancı ile birlikteyken kişisel biriciklik algısı değişkenini yordadığına dair bulgulara ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kişisel Biriciklik Algısı, İrrasyonel İnançlar, Rasyonel İnançlar
Algılanan örgütsel kronizmin çalışan sessizliği üzerindeki etkisinde kişiliğin düzenleyici rolü
Örgütlerin değişen çevre şartlarına uyarak rekabet üstünlüğü sağlamaları günümüzde daha da önem kazanmıştır. Bu şartlarda çalışanların örgütle ilgili duygu, düşünce ve yaratıcı fikirlerini paylaşmaları vazgeçilemez bir kaynak olarak görülmektedir. Çalışanların sessiz kalmasına neden olacak her türlü etkinin araştırılarak ortadan kaldırılmaya çalışılması örgütler açısından bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu bağlamda geliştirilen çalışmada, çalışanların algıladıkları örgütsel kronizmin çalışan sessizliği üzerindeki etkisi ve kişiliğin bu ilişkideki düzenleyici rolü incelenmiştir. Kamu sektörü ve özel sektörde çalışan 700 kişi ile gerçekleştirilen anket çalışması sonucunda elde edilen veriler kurulan hipotezler doğrultusunda test edilmiştir. Modelde yer alan değişkenler arasındaki doğrudan etkilerin test edilebilmesi için doğrusal regresyon, düzenleyici etkilerin test edilebilmesi için yapısal eşitlik modellemesi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, algılanan örgütsel kronizmin alt boyutlarının çalışan sessizliği alt boyutları üzerinde pozitif ve negatif yönlü etkilerinin olduğu tespit edilmiştir. A ve B tipi kişilik özelliklerinin algılanan örgütsel kronizmin çalışan sessizliği davranışı üzerindeki etkisinde kısmen düzenleyici bir rol üstlendiği görülmüştür. Özel sektör çalışanlarının algıladıkları örgütsel kronizm ve çalışan sessizliği düzeylerinin kamu sektörü çalışanlarından daha yüksek çıkması ise araştırmanın bir diğer sonucu olmuştur. Anahtar Kelimeler: Örgütsel Kronizm, Çalışan Sessizliği, Kişilik, Kamu Sektörü, Özel Sektör
Türkiye örnekleminde, narsisistik özellik, öz-şefkat ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma narsisistik kişilik özelliği gösteren bireylerin bu kişilik özelliği gösterme düzeyleri arttıkça duygu düzenleme güçlüklerinde ve öz şefkatlerinde nasıl bir farklılık olacağına bakabilmek ve farklılık var ise bu farklılığın hangi yönde olacağını tespit edebilmek amacıyla yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda gönüllülük esasına göre 49 üniversite öğrencisine ve 183 üniversite mezununa; demografik bilgi formu, narsisistik kişilik envanteri (NKE), duygu düzenleme güçlüğü ölçeği ve öz şefkat ölçeği uygulanmıştır. Ölçeklerin uygulanmasından sonra sorulara cevap bulabilmek için; frekans, yüzde, ortalama, standart sapma değerlerine bakılmıştır. Bunun yanı sıra faktör analizi, tek yönlü varyans analizi, ölçeklerin güvenilirlik analizleri, Kruskal –Wallis Testi, Mann-Whitney U testi ve Korelasyon analizleri yapılmıştır. Daha sağlıklı sonuçlar elde edebilmek için ölçeklerden elde edilen puanlar her bir değişken için (narsisizm, öz-şefkat ve duygu düzenleme güçlüğü), düşük-orta-yüksek olmak üzere üç gruba ayrılmış ve bu gruplar temel alınarak analiz yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda duygu düzenleme güçlüğünün grup puanlarıyla, öz-şefkat ve narsisizm değişkenlerinin ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmiştir. Buna göre; duygu düzenleme güçlüğü artarken öz-şefkat azalmakta narsisizm ise artmaktadır. Narsisizmin grup puanları ile duygu düzenleme güçlüğü arasında istatistiksel olarak fark elde edilmiştir. Fakat narsisizm grupları ile öz-şefkat arasında istatistiksel olarak fark bulunamamıştır. Yani narsisizm artarken duygu düzenleme güçlüğü de artmakta fakat öz-şefkat puanlarında bir fark olmamaktadır. Öz-şefkat grup puanları ile duygu düzenleme güçlüğü ve narsisizm ölçek puanları arasında analiz yapılmış ve analiz sonucunda istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmiştir. Buna göre; öz-şefkat artarken duygu düzenleme güçlüğü ve narsisizm azalmaktadır. Bunların yanı sıra demografik bilgilerde ise kişilerin yaşadıkları son ilişkilerinin süresi, ilişkide ki memnuniyet düzeyleri ve kişilerin partner sayıları ile duygu düzenleme güçlüğü, öz-şefkat, narsisizm puanları arasında fark bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler: Narsisizm, Duygu Düzenleme Güçlüğü, Öz Şefkat.
Üniversite öğrencilerinde kişiliğe dair irrasyonel inanışların biriktirme bulguları bağlamında incelenmesi
Bireylerin kişilik özelliklerinin çeşitli psikopatolojiler üzerindeki etkisi bilinmektedir. Biriktiricilik de bunlardan birisidir ve araştırmalarda kişilik özellikleri ile biriktirme bulguları arasında ilişki olduğu ifade edilmektedir. Ancak literatürde kişilik özelliklerinde bulunan irrasyonel inanışlar bağlamında biriktirme bulgularını inceleyen herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu araştırmada üniversite öğrencilerinin kişiliklerine dair irrasyonel inanışlarının biriktirme bulguları bağlamında incelenmesi amaçlanmıştır. Literatür ışığında oluşturulan hipotezleri test etmek amacıyla 181 kadın, 124 erkek toplam 305 üniversite öğrencisine Biriktirme Envanteri-Gözden Geçirilmiş Formu (BE-GGF) ve Kişilik İnanç Ölçeği-Kısa Form (KİÖ-KTF) uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda elde edilen veriler analiz edildiğinde, kişiliğe dair inançların tüm alt alanlarının biriktirme envanteri tüm alt boyutları ve toplam puanı ile pozitif yönde ilişkili olduğu gözlemlenirken; katılımcıların Narsisistik alt boyutundan aldıkları puan ortalamalarının Biriktirme Envanteri Eşya Kalabalığı alt boyutundan aldıkları puan ortalamaları üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir yordama etkisine sahip olduğu; Histriyonik alt boyutundan alınan puan ortalamalarının Biriktirme Envanteri Edinme/Alma alt boyutundan ve Atmada Zorluk Alt boyutundan alınan puan ortalamaları üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir yordama etkisine sahip olduğu ve ayrıca katılımcıların Kişilik İnanç Ölçeği Borderline alt boyutundan aldıkları puan ortalamalarının Biriktirme Envanteri Eşya Kalabalığı alt boyutundan aldıkları puan ortalamaları üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir yordama etkisine sahip olduğu belirlenmiştir. Açıklanan varyanslar değerlendirildiğinde ise kişiliğe dair inançların Biriktirme Envanteri Eşya Kalabalığı alt boyutunun %33'ünü, Edinme/Alma alt boyutunun %23'ünü ve Atmada Zorluk boyutunun %15'ini açıkladığı görülmektedir. Bu çalışmanın sonucunda elde edilen bulgular literatürdeki diğer çalışmalarla kıyaslanmış, söz konusu çalışmalarla benzerlikleri ve farklılıkları olası nedenleriyle birlikte ortaya konulmuştur.
Romantik kıskançlığın, bağlanma stilleri, benlik saygısı, kişilik özellikleri ve evlilik doyumu açısından yordanması
ÖZETROMANTİK KISKANÇLIĞIN, BAĞLANMA STİLLERİ, BENLİK SAYGISI, KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ VE EVLİLİK DOYUMU AÇISINDAN YORDANMASIMuharrem ÇAPKINYüksek Lisans Tezi, Psikoloji Anabilim DalıDanışman: Yrd. Doç. Dr. Ferzan CURUNAğustos, 2012 - 69 sayfaBu çalışmanın amacı evli kişilerin kıskançlık düzeyleri ile benlik saygısı, kişilik özellikleri, bağlanma stilleri ve evlilik doyumları arasındaki ilişkileri incelemektir. Bu amaçları incelemek için 99 katılımcı, Demografik Bilgi Formu, Çok Boyutlu Kıskançlık Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Anketi, Beş Faktör Kişilik Envanteri Kısa Formu ve Evlilik Yaşam Ölçeği doldurmuşlardır.Söz konusu ilişkiyi incelemek için öncelikle tüm değişkenler arasındaki korelasyonlara bakılmıştır. Yapılan Pearson korelasyon analizleri sonucunda, bağlanma stillerinde kaygı alt boyutu ile kıskançlık bilişsel alt boyutu arasında olumlu ve anlamlı ilişkiler bulunurken, diğer değişkenler arasında anlamlı ilişkiler bulunamamıştır.İkinci olarak kıskançlığı yordanması açısından tüm katılımcılar için kişilik özelliklerinden deneyime açıklık alt boyutu ile kıskançlık duygusal alt boyutu arasındaki pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Buna göre deneyime açıklık alt boyutu puanı arttıkça kıskançlık duygusal alt boyutu puanı da artmaktadır.Cinsiyete göre bakıldığında ise; erkek katılımcıların kıskançlık bilişsel boyutu ile bağlanmanın kaygı boyutu ve kişilik özelliklerinde sorumluluk arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Kadın katılımcılarda ise, kişilik özelliklerinden dışa dönüklük alt boyutu bilişsel kıskançlığı yordamıştır.Kıskançlığın duygusal boyutuna göre bakıldığında ise; kadın katılımcıların duygusal kıskançlık düzeyi ile kişilik özelliklerinden deneyime açıklık ve dışa dönüklük alt boyutları ile istatiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Kıskançlıkla diğer değişkenler ve altboyutlar arasında hiçbir anlamlı yordayıcı bulunmamıştır.Araştırmadan elde edilen sonuçlar, konu ile ilgili kuramsal yaklaşımlar, yurt içi ve yurt dışında yapılan çalışmalar temelinde tartışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Romantik Kıskançlık, Benlik Saygısı, Bağlanma Stilleri, Kişilik Özellikleri, Evlilik Doyumu.