Coronaviridae

272 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Koronavirüs salgın krizinin restoran işletmeleri üzerindeki etkilerine ve yöneticilerin kriz sonrası beklentilerine yönelik Marmaris'te bir araştırma

Koronavirüs salgını, kısa bir süre içerisinde bütün dünyayı etkisi altına almış, birçok ülkede hayatın durmasına sebep olmuş, milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine ve milyarlarca insanın fiziksel ve ruhsal sağlığının bozulmasına neden olan kriz ve felaket durumu olarak yorumlanmaktadır. Ortaya çıkan bu salgın krizinin etkileri birçok sektör ve endüstriyi etkisi altına aldığı gibi restoran işletmelerini de büyük ölçüde etkilediği görülmektedir. Koronavirüs salgın krizinin etkilerinin hala güçlü bir şekilde hissedildiği ve geleceğe yönelik belirsizliklerin olduğu gözlenmektedir. Çalışmanın temel amacı; Marmaris'te faaliyet gösteren restoran işletmelerinin Koronavirüs salgın krizinin sebep olduğu etkileri ve kriz sonrası beklentilerini belirlemek için gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma modeli kullanılan bu çalışmada, farklı bakış açılarını ortaya koymak amacıyla restoran yöneticileri, restoran sahipleri ve restoran ortakları olmak üzere toplamda 25 kişiyle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Veriler içerik analizine tabi tutulmuştur. Restoran işletmeleri, Koronavirüs salgınından dolayı ciddi kayıplar yaşadıklarını ve gelecek günlerle ilgili endişelerini ifade etmişlerdir. Bununla birlikte bu kayıpların giderilebilmesi için ihtiyaç duydukları beklentilerini ifade eden görüşleri analiz edilmiş ve derlenmiştir. Çalışmanın; restoran işletmecileri, karar vericiler ve bu alanda çalışmayı düşünen diğer araştırmacılara katkı sunması beklenmektedir.

COVID 19Finansal krizKorona virüsler+4
Aydın Bilgen
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 salgını korkusunun sağlık çalışanlarının etik ahlaki duyarlılık durumları ve iş yaşam kalitesi üzerine etkisi

Bu çalışma, Covid-19 salgını korkusunun sağlık çalışanlarının etik ahlaki duyarlılık durumları ve iş yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Araştırma ilişki arayan tanımlayıcı nitelikte bir çalışmadır. Araştırmanın verileri "Koronavirüs 19 Fobisi (CP19-S) Ölçeği", "Ahlaki Duyarlılık Anketi", "İş Yaşam Kalitesi Ölçeği" ve "Kişisel Bilgi Formu" ile elde edilmiştir. Veriler Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Korkuteli Devlet Hastanesi'nde araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden hemşirelerden ve doktorlardan toplanmıştır. Araştırmanın evrenini Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapan hemşireler (1074 kişi) ve doktorlar (883 kişi) ile Korkuteli Devlet Hastanesi'nde görev yapan hemşireler (70 kişi) ve doktorlar (30 kişi) oluşturmaktadır. Örneklem sayısı G- Power 3.1.9.2 programı aracılığıyla hesaplanmıştır. Çalışmaya 205'i kadın 87'si erkek olmak üzere 292 kişi katılmıştır. Çalışmanın istatistiksel analizi SPSS 22.0 versiyonu ile yapılmıştır. Normal dağılım gösteren değişkenler One Sample t-testi ve One Way ANOVA testi, normal dağılım göstermeyenler ise Mann-Whitney U testi ve Kruskall-Wallis testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan katılımcıların %67.12'si hemşire, %70.21'i kadın, %29.79'u erkek, yoğun olarak %52.05 ile 20-31 arası yaş grubunda, %57.53'ünün evli ve %47.94'ünün çocuk sahibi olduğu saptandı. Katılımcıların %17.80'inin Covid-19 servisinde, %56.5'inin diğer yataklı servislerde çalıştığı, en fazla katılımcının %40.75 ile lisans eğitim seviyesinde ve %41.09 ile de 0-5 yılları arasında çalışma deneyimine sahip olan gruplardan oluştuğu bulunmuştur. Tanıtıcı özelliklerden sadece çalışılan yıl ile her üç ölçek arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir. 24 yıl ve üzeri çalışanlarda Covid-19 korkusunun düşük, ahlaki duyarlılığın yüksek, iş yaşam kalitesinin düşük olduğu görülmüştür. Covid-19 Fobi Ölçeği ile cinsiyet, meslek, çocuk sahibi olma durumu, medeni durum, çalışılan servis ve yaş arasında yapılan analizler sonucu istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (p<0.05). Covid-19 Fobisi Ölçek toplam puanı ile İş Yaşam Kalitesi Ölçek toplam puanı ve Ahlaki Duyarlılık Anketi toplam puanı arasındaki ilişki incelendiğinde de istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı (p<0.05). Çalışma sonuçları Covid-19 salgını korkusunun hemşirelerde ve doktorlarda iş yaşam kalitesi ve ahlaki duyarlılık durumları üzerinde etkili olduğu yönünde yordanabilir. Salgın durumunda en büyük risk altındaki sağlık çalışanları üzerinde daha büyük örneklem gruplarında daha çok çalışma yapılması önerilmektedir.

COVID 19EtikEtik duyarlılık+7
Özlem Karaca
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

ESOGÜ Tıp Fakültesi Aile Hekimliği polikliniklerine başvuran 18-65 yaş arası hastalarda COVID-19 hastalığı hakkındaki bilgi düzeyinin COVID-19 aşı tercihine ve aşılanma durumuna etkisinin değerlendirilmesi

Koronavirüs hastalığı 2019 yılının aralık ayından beri hayatımıza giren ve pandemiye dönüşen, yaşantımızı birçok yönüyle etkileyen başta solunum yollarımız olmak üzere vücudumuzdaki birçok organ ve sistemlere zarar verebilen viral kaynaklı bir hastalıktır. Covid-19 pandemisi süreci içerisinde daha net verilerin elde edilmesi ile ve hastalık hakkında bilgi düzeyimizin daha da artması ile başta aşılar olmak üzere toplumsal korunma önlemleri açısından birçok başarılı çalışma yapılmıştır. Çalışmamızdaki amacımız 18-65 yaş arası hastalarda Covid-19 hastalığı hakkındaki bilgi düzeyinin ve sosyodemografik özelliklerin Covid-19 aşı tercihine ve aşılanma durumuna etkisinin incelenmesidir. Araştırmanın anket formu, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniklerine 01.06.2022-30.09.2022 tarihleri arasında başvuran 18-65 yaş arası 207 hastaya yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. Çalışmamızda, yaşı farklı olanlar arasında COVID-19 Bilgi Skoru bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmaktadır. Yaşı 31-40 olanlarda COVID-19 Bilgi Skoru en yüksek (26,35), 41 ve üstü olanlarda en düşük saptanmıştır (24,24). Katılımcıların COVID-19 enfeksiyonu geçirme durumu, 1.2. ve 3.doz aşı olma durumu farklı olanlar arasında, COVID-19 Bilgi Skoru bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamaktadır. Katılımcıların 3 Doz COVID-19 aşısı olma durumu ile çalışma durumu arasında istatistiksel anlamlı ilişki saptanmıştır. Çalışmamız, COVID-19 salgınını gelecek perspektifinde düşündüğümüzde, hastalık hakkında bilgilendirmenin ve aşılamanın hangi stratejiler kullanılarak toplumda yaygınlaştırılması gerektiği hakkında fikir vermektedir.

Aşı tereddüdüAşı uygulamasıAşılama+7
Enes Özdin
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Covıd 19 pandemi sürecinde 18-45 yaş arası kadınlarda genitoüriner sorunlar ve etkileyen faktörler

Tanımlayıcı tipte tasarlanan bu çalışmada COVID 19 pandemi sürecinde 18-45 yaş arası kadınlarda genitoüriner sorunlar ve etkileyen faktörlerin belirlemesi amaçlanmıştır. Çalışma 01.09.2021-01.12.2021 tarihleri arasında 18-45 yaş aralığındaki 130 kadın ile tamamlandı. Araştırmanın verileri araştırmacılar tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan anket formu ile toplandı. Elde edilen verilerin istatistiksel değerlendirmesi bilgisayar ortamında SPSS 25.0 paket programı ile yapılmıştır. Tanımlayıcı istatistiksel ölçütler (ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler ve yüzdelik sayılar) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde kategorik veriler arasındaki farkın belirlenmesinde Ki-Kare testi uygulanmış ve yanılma düzeyi 0,05 olarak alınmıştır. Araştırmaya katılan kadınların tamamı evli olup ortalama yaşları 34,18 ± 5,87'dir. COVID-19 pandemi sürecinde kadınların bazı sosyodemografik ve obstetrik özelliklerinin genitoüriner sorunları ve tedavi süreçleriyle anlamlı ilişkisi bulunmuştur (p<0,05). Kadınların % 56,2'si pandemide jinekolojik muayeneye gitmemiş, %20,1'i COVID-19 bulaş korkusundan dolayı, %16,4'ü kapanma tedbirleri sebebi ile sağlık kuruluşuna gidememiştir. Pandemi süreci kadınların %76,9'unun jinekolojik muayene yaptırma durumunu etkilemiş, %23,5'i dismenore, %18,9'u üriner sistem enfeksiyonu, %15,9'u menstrual siklus düzensizliği, %15,2'si üriner inkontinans tedavisi almamıştır. Sonuç olarak COVID-19 pandemi süreci 18-45 yaş arası kadınların genitoüriner sorunlarını olumsuz yönde etkilediği, tanı ve tedavi süreçlerinde aksamalara neden olduğu belirlenmiştir.

COVID 19Cinsel sağlıkGenital hastalıklar+7
Gülşah Ülgü Aslan
Hitit University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çalışan sağlığı ve güvenliği bağlamında COVID-19 pandemi yönetimi: Bir iş yerinde retrospektif bir çalışma

COVID-19 Pandemisinin yarattığı sağlık ve toplumsal sorunlar ile ekonomik kayıplar çalışan sağlığını, çalışma ortamı ve koşullarını, çalışma ilişkilerini olumsuz etkilemiştir. Bu çalışma olumsuz etkilerin iş yerinde en aza indirilebilmesi için alınan önlemleri ve bu önlemlerin çalışan sağlığı üzerine sonuçlarını inceleyen tanımlayıcı bir araştırmadır. 11 Mart 2020 ile 31 Aralık 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Bursa'da bir otomobil fabrikasında çalışan 6437 kişi oluşturmaktadır. Çalışan sağlığı ve güvenliği bağlamında alınan salgın önlemleri; çalışma ortamı, çalışma koşulları ve çalışma ilişkileri olarak ayrıntılı değerlendirilmiştir. İş yerinde tespit edilen doğrulanmış olgu, teması olan çalışan ve şüpheli olguların sosyodemografik özellikleri üzerinden çalışan sağlığına pandeminin etkisi değerlendirilmiştir. İşyerinde çalışma süresince toplam olarak 1876 doğrulanmış olgu, 2026 temaslı ve 1160 şüpheli olgu tespit edilmiştir. Bildirimlerin çoğunluğu 2020 yılında yapılmış olup, zamana göre dağılımları Bursa ve Türkiye vaka dağılımı ile koreledir. İş yerinde çalışma süresince COVID-19 kaynaklı ölüm yaşanmamıştır. Teması olan çalışanların %10,8'i ile şüpheli olguların %28,0'i yapılan RT-PCR testlerinde doğrulanmış olguya dönmüştür. COVID-19 doğrulanmış olgu ile temas edenlerin %12,5'i iş yeri temaslı iken %61,6'sı kurum dışı temaslıdır. Kurum dışı bulaş en çok hane içi aile üyelerinden (%52,1) kaynaklanmıştır. İşyerinde ikincil bulaş saptanmamıştır. Şüpheli olgularda en sık şikâyet nedenleri halsizlik, öksürük ve boğaz ağrısı olmuştur. Şüpheli olgular RT-PCR testi ile değerlendirilmeleri için en çok Bursa Şehir Hastanesine (%79,1) sevk edilmiştir. Medeni durumu evli olanların temaslı olma durumunu 1,3 kat, 40 yaş altında olmanın şüpheli olgu olma durumunu 1,8 kat arttırdığı bulunmuştur. İzolasyon ve karantina nedeni ile 51.525 iş günü kaybı yaşanmış olup çalışma süresince toplam işgünün %1,8'i kaybedilmiştir. Araştırma süresince çalışanların %99,0'una iş yerinde yürütülen aşı kampanyaları ile en az iki doz COVID-19 aşısı yapılmıştır. Solunum yolu ile hızla bulaşan biyolojik etken kaynaklı bir salgında iş yerlerinde alınacak hızlı ve kapsamlı önlemler, çalışan sağlığının korunmasında ve ekonominin insan hayatı riske atılmadan sürdürülmesinde çok önemlidir.

COVID 19Korona virüs enfeksiyonlarıKorona virüsler+5
Neşe Yürekli
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kalp hastalarına verilen eğitimin COVID-19 korkusu, anksiyete ve koruyucu önlemleri (el yıkama ve maske kullanımı) doğru uygulamaya etkisi

Araştırma Bursa Uludağ Üniversitesi Kardiyoloji kliniğinde yatan kalp hastalarına verilen el yıkama ve maske kullanma eğitiminin doğru el yıkama ve doğru maske kullanma tekniği, COVID-19 korkusu ve yaygın anksiyete üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma öncesi örneklem büyüklüğü, %80 güç, 0,05 anlamlılık düzeyinde ve 0,60 etki büyüklüğüne göre her bir grup için en az 45 olarak hesaplanmıştır. Çalışmadan kayıplar olabileceği düşüncesiyle kriterlere uyan 112 gönüllü kişi dahil edilmiştir. Çalışma müdahale grubu (n=50) ve kontrol grubu (n=55) olmak üzere toplam 105 kişiyle tamamlandı. Araştırmaya katılan müdahale grubunun yaş ortalaması 46,16±15,89 yıl, Kontrol grubunun 52,20±14,87 yıldır. 'COVID-19 Enfeksiyon Zincirinin Kırılmasına Yönelik Önerilere Uyum Formu' puan ortalaması müdahale grubunda 103,14 ±16,68, kontrol grubunda 99,62±19,99'dur. 'COVID-19'un Günlük Yaşam Aktivelerde Yaptığı Değişimlere Uyum Formu' puan ortalaması müdahale grubunda 22,00± 1,31, kontrol grubunda 21,33± 3,85'dır. Kalp hastalarına verilen eğitimin, doğru el yıkama tekniğini (p<0,001) ve doğru maske kullanma tekniğini (p<0,001) artırdığı, COVID-19 korkusu (p<0,001) ve anksiyetesini (p<0,001) azalttığı saptanmıştır (p <0,05). Müdahale grubunda el yıkama puanını, eğitim pozitif yönde etkilerken yaş ve kalp hastası olarak yaşanılan süre negatif yönde etkilemiştir (p<0,05). Müdahale grubunda maske kullanma puanına COVID-19 Enfeksiyon Zincirinin Kırılmasına Yönelik Önerilere Uyum puanı pozitif yönde etkilerken yaş negatif yönde etkilemiştir (p<0,05). Müdahale grubunda COVID-19 Korku Ölçeği puanına anksiyete puanı pozitif yönde etkilerken COVID-19'un Günlük Yaşam Aktivelerde Yaptığı Değişimlere Uyum Formu puanı negatif yönde etkilemiştir (p<0,05). Müdahale grubunda izlem anksiyete puanına izlem koronavirüs korku puanı pozitif yönde etki etmiştir (p<0,05). Salgının önlenmesinde kalp hastalarına verilen eğitimin diğer riskli gruplarına da yapılmasının uygun olduğu düşünülebilir. Anahtar Kelimeler: Maske Kullanma, El Yıkama, COVID-19, Korku, Anksiyete, Kalp Hastaları

AnksiyeteCOVID 19El yıkama+7
Eda Ünal
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Böbrek nakli olan hastaların COVİD-19 pandemisi döneminde yaşadıkları sorunların belirlenmesi

Bu çalışma böbrek nakli olmuş hastaların Covid-19 pandemisi döneminde yaşadıkları sorunları tespit etmek ve sonraki dönemler için çözüm önerileri sunmak amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı kalitatif nitelikte olan bu araştırmanın evrenini Sağlık Bilimleri Üniversitesi Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesinde araştırmaya başvurulduğu tarihte takipli toplam 55 böbrek nakli olmuş hasta oluşturmaktadır. Araştırmayı kabul eden 15 hasta ile örneklem oluşturularak çalışma gerçekleştirilmiştir. Veriler, Şubat 2022- Mayıs 2022 tarihleri arasında 11 sorudan oluşan Hasta Veri Formu ve 5 sorudan oluşan Yarı Yapılandırılmış Görüşme Soru Formu ile her hasta için yaklaşık 20-30 dakika boyunca görüşülerek yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile ses kayıt cihazına kayıt alınarak toplanmıştır. Araştırmaya katılan 15 böbrek nakil hastasının %66,66…' sı kadın %33,33…' ü, erkektir. Hastalardan %73,33…' ü pandemi dönemi öncesi nakil olmuş, %26,66…' sı pandemi döneminde böbrek nakli olmuştur. Hastaların tümü pandemi döneminde sosyal izolasyon yaşamıştır. Pandemi döneminden önce de var olan rejeksiyon korkusunun pandemi dönemiyle beraber arttığı sonucuna varılmıştır. Çalışmaya katılan kişilerin pandemi döneminde değişen yaşam koşullarına uyum sağlamakta zorlanmış oldukları, sağlıklı yaşam aktivitelerini gerçekleştiremedikleri sonucuna varılmıştır. Bu araştırma sonucunda böbrek nakli hastalarının Covid-19 pandemisinde yaşadıkları sorunlar belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda böbrek nakil hastaları başta olmak üzere katı organ nakil alıcılarına bir sonrası ki yaşanabilecek pandemi dönemlerinde ya da benzer durumlarda karşılaştıkları zorlukları en aza indirmek için çözüm önerileri geliştirilmiştir. Pandemi döneminde hemşirelerin eğitim ve bakım planlarına katkı sağlayacak sonuçlar elde edilmiştir. Anahtar Kelime: Böbrek Nakli, Covid-19, Pandemi

Böbrek hastalıklarıBöbrek nakliCOVID 19+3
Cemine Vatansever
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bursa Uludağ Üniversitesi Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarında çalışılan rotavirüs ve adenovirüs antijen testi sonuçlarının incelenmesi ve COVID-19 pandemi önlemlerinin etkisinin retrospektif olarak araştırılması

Viral gastroenteritler tüm dünyada önemli morbidite ve mortalite nedenidirler ve çevresel koşullardan etkilenebilirler. Rotavirüs ve adenovirüs başlıca viral gastroenterit nedenlerindendir. Bu çalışmada Bursa Uludağ Üniversitesi Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarı'nda çalışılan rotavirüs ve adenovirüs antijen testi sonuçlarının incelenmesi ve COVID-19 pandemisi döneminde bu patojenlerin değişiminin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Mart 2018-Şubat 2022 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Hastanesi'nin çeşitli bölümlerine başvuran ve gastroenterit ön tanısı ile Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarı'na gönderilerek rotavirüs ve adenovirüs antijen testi uygulanan 9831 dışkı örneğinin sonuçları incelendi. Antijenlerin tespiti için immünokromatografik yöntemle çalışan Acro Rapid test (Acro Biotech, ABD) kullanıldı. Çalışmaya dahil edilen hastaların demografik, klinik özellikleri ve dışkı örneklerine uygulanan diğer testlerin sonuçları elektronik hasta dosyalarından retrospektif olarak elde edildi. Veriler COVID-19 pandemisi öncesinde ve pandemi döneminde olmak üzere iki ayrı gruba ayrılarak karşılaştırıldı. COVID-19 pandemisi öncesinde rotavirüs pozitifliği %10,4, adenovirüs pozitifliği ise %7,5 idi. Pandemi döneminde ise hem rotavirüs pozitifliği (%5,1) hem de adenovirüs pozitifliği (%3,5) anlamlı olarak azalmıştı (p=0,001). Örneklerin %3,2'sinde rotavirüs ve adenovirüs birlikte saptandı. Rotavirüs ve adenovirüs pozitif hastaların cinsiyet, yaş, direkt mikroskobik inceleme bulguları benzerdi. Yaş gruplarına göre pozitiflik oranlarının değişmediği görüldü. Rotavirüs pozitifliği en yüksek ilkbahar ve kış aylarında iken (p=0,005); adenovirüs pozitifliği ilkbahar ve yaz aylarında daha yüksekti ancak mevsimsel dağılım açısından anlamlı farklılık saptanmadı (p=0,167). Bu çalışmada COVID-19 salgınıyla mücadele kapsamında uygulanan toplumsal önlemlerin ve değişen davranış modellerinin rotavirüs ve adenovirüs gastroenteritlerinin azalmasını sağladığı tespit edilmiştir. Temizlik ve izolasyon önlemlerinin viral gastroenteritlerin sıklığını önemli ölçüde azalttığı açıkça görülmektedir.

AdenovirüslerAntijenlerCOVID 19+7
Dilay Yıldız
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının COVİD-19 aşısını kabulü

Amaç: Sağlık çalışanlarının COVID-19 aşısını kabulü, hem COVID-19 tanısı alan hastaları ile yakın temasta bulunmaları ile artmış enfeksiyon riski taşımalarından dolayı hem de aşı konusunda topluma rehberlik etmelerinden dolayı oldukça önemlidir. Bu çalışma ile sağlık çalışanlarının COVID-19 aşısını kabulünün irdelenmesi, tereddüte sebep olan durumların tespit edilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Yöntem: Bu çalışmada; 1 Nisan-1 Temmuz 2021 tarihleri arasında Ankara Şehir Hastanesi'nde görev yapan sağlık çalışanlarının COVID-19 aşısı yaptırıp yaptırmamaları, aşıyı yaptırma/yaptırmama nedenleri bir anketle sorgulanmıştır. Çalışmada 1096 sağlık çalışanının anket sonuçları değerlendirilmiştir. Bulgular: Yaş ortalaması 33.2± 8.9 olan katılımcıların %71.7'si kadın, %49.4'ü evli, %42.9'u hemşire veya ebe idi. Çalışmaya katılan sağlık çalışanlarından %30.6'sı kendisinin, %46.1'i birlikte yaşadığı kişilerin COVID-19 tanısı aldığını belirtti. Tüm sağlık çalışanlarında COVID-19 aşısı olma yüzdesi %81, doktorlarda %92, hemşire/ebelerde %76, yardımcı sağlık personelinde %81, teknik/idari personelde %77 olarak tespit edildi. Yakınlarını hasta etmekten korkmak, aşının koruyucu etkileri hakkında bilgilendirilmek, aşıyı güvenilir bulmak ve hasta olmaktan korkmak en sık COVID-19 aşısı olma nedenlerinden iken; etkinliği konusunda endişe, yan etki korkusu, COVID-19 geçirme ise en sık aşı olmama nedeni olarak belirtilmiştir. Sonuç: COVID-19 aşısının kabulünde 30 yaşından büyük olmak, çocuk sahibi olmak, hamile olmamak, tıpta uzmanlık/doktora/yüksek lisans sahibi olmak, doktor olmak, üç yıl ve üzeri çalışma yılında olmak, en az bir defa grip aşısı olmuş olmak daha yüksek aşı kabul yüzdesi ile ilişkili bulunmuştur. Toplumda ve tüm sağlık çalışanlarında aşı ile ilgili yeterli ve ikna edici bilgilendirmeler yapılması ve oluşan tereddütlerin iyi analiz edilip çözüm önerileri ile birlikte sahaya yansıtılabilmesi önemli bir gerekliliktir. Anahtar kelimeler: Aşı kabulü, COVID-19, pandemi, sağlık çalışanları.

Aşı tereddüdüCOVID 19COVID 19 aşıları+5
Safiye Göçer
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19'a bağlı akciğer tutulumu gösteren hastalarda paraspinöz kas kitlesi ölçümünün prognostik değerinin retrospektif olarak belirlenmesi

COVID-19, 2019 yılında Çin'de ortaya çıkmış ve kısa sürede tüm dünyayı etkileyen bir salgın haline gelmiştir. Enfekte kişiler asemptomatikten kritik hastalığa kadar çeşitli klinik belirtiler gösterebilir. Başarılı aşı çalışmalarına rağmen COVID-19 hastalığının hali hazırda kesin bir tedavisi bulunmamaktadır. COVID-19'da prognoz ve mortalitenin erken dönemde değerlendirilebilmesi için hızlı ve güvenilir testlere gereksinim vardır. Bu çalışma; COVID-19 hastalarında paraspinöz kas kitlesi ve kas radyodansitesindeki azalmanın mortalite ile ilişkisini değerlendirmeyi amaçladı. Çalışmamıza 11.03.2020-26.10.2021 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Pandemi Polikliniğine başvuran, COVID-19 servisleri ve yoğun bakım ünitelerine yatışı yapılan COVID-19 tanılı 493 hasta dahil edildi. Hastaların yaş, cinsiyet, ek hastalıkları, vital bulguları, laboratuvar değerleri, paraspinöz kas boyutu, kas radyodansitesi, hastanede yatış süreleri ve mortalite durumları retrospektif olarak incelendi. Bir radyoloji hekimi tarafından toraks bilgisayarlı tomografi görüntülerin T12 pedikül çıkıntıları düzeyinden paraspinöz kas kitlesi ve kas radyodansitesi ölçüldü. Paraspinöz kas kitlesi, paraspinöz kas indeksi olarak sunuldu. Etkenlerin değerlendirilmesinde tek değişkenli ve çok değişkenli lojistik regresyon analizleri uygulandı. Çalışmaya dahil edilen 493 hastanın 194'ü (%39,4) kadın, 299'u (%60,6) erkekti. Hastaların ortalama yaşı 59,34 ± 15,10 yıldı. Çalışmaya dahil edilen hastaların 391'i (%79,3) iyileşme ile taburcu edilmiş olup, 102'si (%20,7) hastanede öldü. Yapılan istatistiksel analizlerin sonucunda yaş (p<0,001), diyabetes mellitüs (p<0,001), immünsüpresyon (p=0,002), oksijen satürasyonu (p<0,001), hastanede yatış süresi (p=0,001) mortalite ile istatistiksel olarak anlamlı izlendi. Anahtar Kelimeler: COVID-19, paraspinöz kas kitlesi, mortalite

COVID 19Korona virüs enfeksiyonlarıKorona virüsler+3
Ümmehan Akbulut
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVİD-19 pnömonisi geçiren olgularda uykusuzluk şiddeti ve uyku kalitesinin değerlendirilmesi

Uykusuzluk genel olarak uykuya başlamada güçlük, yeterli zaman ya da fırsat olmasına karşın uykunun süresinde, bütünlüğünde ve kalitesinde yetersizlik ve gün içine yansıyan olumsuz sonuçları ile tanımlanır. Çalışmada COVID-19 pnömonisi geçiren olgularda uykusuzluk şiddeti ve uyku kalitesinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Mart 2020 - Ekim 2021 arasında COVID-19 pnömonisi geçiren, Bursa Uludağ Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Polikliniği'ne ayaktan başvuran, pandemi kliniklerinde ve pandemi yoğun bakım ünitelerinde yatarak tedavi görmüş 250 hasta retrospektif olarak değerlendirildi.Çalışma yapılırken Obstruktif Uyku Apnesi Sendromu(OSAS) açısından hastaların semptomları sorgulandı.OSAS tanısı ve genel olarak uyku ile ilişkili solunum bozuklukları tanısı olan hastalar çalışmaya alınmadı.Hastaların demografik özellikleri, sigara kullanımları, komorbid hastalıkları, uyku süreleri, tedavi şekilleri, pandemi klinik ve yoğun bakım ünitesinde yatış süreleri not edildi.Uyku kalitesi Pitssburgh Uyku Kalitesi ölçeği (PSQI) ile Uykusuzluk Şiddeti İndeksi (ISI) ile değerlendirildi. Olgulara Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi uygulandığında, total ortalama skor 6 [0-18] olarak saptandı. Hastaların 164'ü (%65,6) 5 ve üzerinde skor alarak kötü uyku kalitesine sahip olduğu saptandı. Pandemi kliniğinde daha uzun süreyle yatan hastaların uyku kalitesinin istatistiki anlamlı olarak daha kötü olduğu saptanmıştır. İmmünsüpresif hastalığı olan COVID-19 olguları insomnia açısından değerlendirildiğinde, immünsüpresif hastalık varlığının şiddetli insomnia riskinde artış ile ilişkili, istatistiki anlamlı olduğu belirlendi (p=0,001). Yoğun bakım ünitesinde takip edilen olguların Uykusuzluk Şiddeti İndeksi(ISI) total skoru ortalama değeri 7,5 [0-28], ayaktan tedavi verilen hastaların 7 [0-27] saptanmış iken kliniklerde takip edilen hastalarınki 5 [0-28] olarak saptanmıştır (p=0,023). Özellikle COVID-19'u ağır geçiren, yoğun bakımda ve hastanede uzun süre yatan hastalar olmak üzere, COVID-19 pnömonisi geçiren tüm hastalar taburculuk sonrasında psikiyatrik durum ve uyku bozukluklarının ortaya çıkabileceği unutulmamalı ve bu açıdan değerlendirilmelidir. Anahtar kelimeler: COVID-19, uyku bozukluğu, insomnia

COVID 19Korona virüs enfeksiyonlarıKorona virüsler+5
Gamze Yazıcı
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 geçiren ve iyileşen hastalarda sarkopeni sıklığı ve sarkopeninin COVID-19 klinik seyri üzerine etkisi

Bu çalışmada Covid-19 geçirenlerde sarkopeni sıklığı ve sarkopeninin Covid-19 un klinik seyrine etkisi araştırıldı. Çalışmaya PCR testi pozitif olup Covid-19 tanısı aldıktan sonra en az 45 gün geçmiş 50 yaş ve üzeri 92 kişi, Covid-19 geçirmemiş 92 sağlıklı gönüllü olmak üzere 184 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Hasta grubun yaş ortalaması 62,8, kontrol grubun yaş ortalaması 61,7 di. Cinsiyet dağılımı olarak hasta grubun; 43ü kadın, 49u erkek, kontrol grubunun 46 sı kadın, 46 sı erkekti. Çalışmaya katılan tüm bireylere sarkopeni için sarc-f anketi, el kavrama gücü ölçümü, kas kütle ölçümü, yürüme hızı, yorgunluk için VAS, dispne için BORG skalası, yaşam kalitesi için Sf-36 anketi, komorbidite için Charlson komorbidite indeksi, sigara alışkanlığı, vücut kompozisyon ölçümleri yapıldı ve kaydedildi. Hasta gruba Covid-19 sırasında klinik seyri, ateş ve öksürük varlığı, hastanede yatış süresi, kas ağrısı sorgulandı. Hasta grubunda sarkopeni görülen kişi 38 (41,3)'iken, sağlıklı kontrol grubunda sarkopeni görülen 3 (%3,26) kişiydi. Hasta grupta sarkopeni görülme sıklığı sağlıklı kontrollere göre anlamlı derecede yüksekti (p<0,001). 50-65 yaş grubunda hasta grubun %32,65'nde, kontrol grubunun %1,39'nda sarkopeni görülmüştür. 65 yaş üzerinde ise hasta grubunun %51,16'sında,kontrol grubunun %10'nda sarkopeni görülmüştür. VAS, BORG ve Charlson komorbidite ortalaması hasta grupta kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek, kas kuvveti, yürüme hızı, sf-36 ortalaması istatistiksel anlamlı olarak daha düşüktü. (p<0,05).Hasta grupta kas ağrısı semptomu, ayaktan ve yatarak tedavi şekli, hastanede yatış günü, sigara kullanımı ve sarkopeni ilişkisinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). Bu çalışmanın sonuçları, Covid-19 enfeksiyonunu takiben sarkopeni sıklığının arttığını gösterdi. Komorbidite indeksi, sigara, yüksek BMI ve düşük yaşam kalitesi Covid-19 klinik seyrini olumsuz etkilediği düşünüldü. Covid-19 enfeksiyonu ile sarkopeni arasındaki nedensellik ilişkisini değerlendirmek için daha fazla popülasyon tabanlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimler: BMI, Covid-19,Kas ağrısı, Sarkopeni, Sigara

COVID 19Kas ağrısıKas distrofileri+4
Nursima İnce
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji bölümüne başvuran kanser hastalarının COVID-19 pandemisi sürecinde yaşam kalitesi ve beslenme durumundaki değişikliklerin değerlendirilmesi

Giriş ve amaç: SARS-CoV-2 enfeksiyonu salgını, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından koronavirüs hastalığı 2019 (COVID-19) olarak adlandırılmıştır. COVID-19 hızla birçok ülkeye yayılmıştır ve 11 Mart 2020 tarihinde 4000 den fazla insanın ölümüne yol açmasıyla Dünya Sağlık Örgütü tarafından bu tarihte resmen pandemi olarak ilan edilmiştir. Çalışmamızın amacı COVİD 19 pandemisi süresince hastanemize başvuran onkolojik tanılı hastaların EORTC QLQ C-30 ve NRS 2002 gibi dünyada kabul görmüş anketler ile hastaların yaşam kalitesindeki değişiklikleri ve beslenme durumundaki değişiklikleri saptayarak alınabilecek önlemleri belirlemektir. Materyal-Metod: Çalışmamıza, Gaziantep Üniversitesi, Şahinbey Eğitim ve Araştırma hastanesine Ocak 2022 ile Mart 2022 tarihlerinde polikliniğe başvurmuş veya serviste yatmakta olan malignite tanısı almış 324 hasta dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastaları kendi sosyodemografik veri formumuz ile değerlendirilip devamında NRS-2002 ve EORTC QLQ-C30 anketleri yapılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza 324 hasta dahil edildi. Hastaların %49,07'si (159 hasta) erkek, %50,93'ü (165 hasta) ise kadındı. Hastalarımızın %20,37'si (66 hasta) COVİD 19 hastalığını geçirmişti. Ailesiyle beraber yaşayanlar hastaların %96,91'ini oluştururken, hastaların %36,42'sinin aile bireylerinden en az biri COVİD 19 hastalığını geçirmişti. Hastaların %76,23'ü (247 hasta) aşı olmuşken, %23,77'si (77 hasta) aşı olmamıştı. Çalışmamıza dahil edilen hastaların %22,8'i (74 hasta) meme kanseri, %19,7'si (64 hasta) kolorektal kanser, %17,5'i (57 hasta) akciğer kanseri, %15,1'i (49 hasta) ise genitoüriner sistem kanseri tanıları ile takipliydi. Çalışmamızdaki hastaların tanılarına göre, evrelere göre, yaşa göre, kemoterapi öyküsüne göre, covid geçirme öyküsüne göre, covid aşısı olma durumuna göre EORTC QLQ-C30 yaşam kalitesi ölçeklerine bakıldığında; tanıya göre genel sağlık skorunda, fonksiyonel skalada ve semptom skalasında istatistiksel anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Çalışmamızda da literatürle uyumlu olarak radyoterapi öyküsüne göre genel sağlık skoruna ve semptom skalasına bakıldığında; istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Fonksiyonel skalaya göre ise istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p=0,026). Cinsiyete göre genel sağlık skoruna ve semptom skalasına bakıldığında; istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Fonksiyonel skalaya göre ise istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p=0,028). Tedaviyi erteleme durumlarına göre genel sağlık skoruna ve fonksiyonel skala skorlarına bakıldığında; tedavilerini ertelemeyenlerde skorlar daha yüksekti (p=0,001). Semptom skalasına göre ise tedavilerini erteleyenlerde skorlar daha yüksekti ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p=0,001). Poliklinik kontrolünü erteleme durumlarına göre genel sağlık skoruna bakıldığında; kontrolünü ertelemeyenlerde skorlar daha yüksekti fakat istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p=0,086). Fonksiyonel skalaya göre de kontrolünü ertelemeyenlerde skorlar daha yüksekti ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p=0,001). Semptom skalasına göre ise kontrolünü erteleyenlerde skorlar daha yüksekti ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p=0,071). Malignite türüne göre NRS analizlerine bakıldığında meme kanseri ile takipli hastaların nutrisyon açısından riskli olmadıkları saptandı. Mide özefagus ve pankreas safra yolu maligniteleri ile takipli hastalara bakıldığında ise hastaların nutrisyon açısından riskli grupta oldukları saptandı. Tanı türüne göre NRS analizleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,001). Hastalıkların evrelerine göre NRS analizlerine bakıldığında evre 4 hastaların nutrisyon açısından riskli grupta oldukları, evre 3 hastaların ise daha çok takip grubunda yer aldıkları saptandı. NRS analizine göre evreler arasında istatistiksel anlamlı farklılık saptanmasa da bu fark istatiksel anlamlılık sınırına yakın idi (p=0,052). Yaşa göre NRS analizlerine bakıldığında altmış beş yaş üstü hastaların nutrisyon açısından riskli grupta oldukları, altmış beş yaş altı hastaların ise daha çok takip grubunda yer aldıkları saptandı. NRS analizine göre yaş grupları arasında istatistiksel anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,001). Cinsiyete göre NRS analizlerine bakıldığında ise literatürün aksine erkek hastaların nutrisyon açısından riskli grupta oldukları, kadın hastaların ise daha çok takip grubunda yer aldıkları saptandı. NRS analizine göre cinsiyet grupları arasında istatistiksel anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,046). Radyoterapi alıp almamaya göre NRS analizlerine bakıldığında radyoterapi alan hastaların nutrisyon açısından riskli grupta oldukları, almayan hastaların ise daha çok takip grubunda yer aldıkları saptandı. NRS analizine göre radyoterapi grupları arasında istatistiksel anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,005). Kemoterapi alıp almamaya göre ise literatürün aksine istatistiksel anlamlı farkılık saptanmamıştır (p>0,05). NRS analizine göre covid geçirme, aşı olma durumlarına göre nutrisyonel açıdan istatistiksel anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Çalışmamızda literatürün aksine pandemi döneminde tedaviyi erteleme durumuna göre NRS analizlerine bakıldığında tedaviyi erteleyen hastaların nutrisyon açısından riskli grupta oldukları, ertelemeyen hastaların ise daha çok takip grubunda yer aldıkları saptandı. NRS analizine göre pandemi döneminde tedaviyi erteleme durumu açısından istatistiksel anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,009). Literatürle uyumlu olarak ise pandemi döneminde kontrolü erteleme durumlarına göre ise nutrisyonel açıdan istatistiksel anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Sonuç ve Öneriler: Covid 19 hastalığı, özel bir hasta grubu olan onkoloji hastalarında bir çok ek problemi de beraberinde getirmektedir. Pandeminin güncel bir sorun olması nedeniyle bu konuda yapılacak çalışmalar pandeminin geri kalan dönemi için önem arz etmektedir. Çalışmamızda literatürde yeterli çalışma olmayan; onkoloji hastalarında poliklinik kontrolünü erteleme, tedaviyi erteleme, aşı olma durumlarında yaşam kalitesini ve malnutrisyonu değerlendirerek pandeminin geri kalan döneminde alınacak önlemlerin önemine vurgu yapmak istedik. Pandemi sürecinin halen devam ettiği göz önünde bulundurularak bu konuda yapılacak ek çalışmaların onkoloji hastalarının yaşam kalitesini arttıracağını öngörmekteyiz. Anahtar kelimeler: beslenme ,covid 19, malignite, , pandemi, yaşam kalitesi

BeslenmeGaziantepKanser hastaları+5
Ümit Bilge
Gaziantep University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

SARS-COV-2 ile ilişkili hedef moleküllerin regülasyonunda ısı şok proteinlerinin rolünün araştırılması

Koronavirüsler, insanlarda ve diğer memelilerde yaygın olarak görülen ve sistemik bozukluklara neden olabilen RNA virüsleridir. Anjiyotensin Dönüştürücü Enzim-2 (ACE2)'yi hücreye girişinde reseptör olarak kullanır. Ayrıca TMPRSS2 ve EMMPRIN(CD147)'nin de virüsün hücreye girişinde yardımcı olduğu bilinmektedir. ACE2 ve TMPRSS2'nin yanı sıra TMPRSS11D, Siklofilin A (CYPA), CD26 ve CD147'yi bulunduran endotel hücreleri, SARS-CoV-2 tarafından hedef haline gelmiştir.Hücre, virüsün içeriye girmesiyle, hücresel mekanizmaları oluşacak hasardan korumak için ısı şok proteinleri (Hsp)'ni sentezler. Özellikle Hsp70 ve Hsp90'nın yüksek seviyede eksprese edildiği bilinmektedir. Hipertermik şartlar altında, Hsp70 ve Hsp90 inhibitörü olan Quercetin ve 17AAG'nin moleküler etki mekanizması endotel hücrelerinde tam olarak araştırılmamıştır. Bu çalışma kapsamında, hipertermik şartlar altında hücrede sentezi artan ısı şok proteinlerinin ve inhibitörlerinin SARS-CoV-2 ile ilişkili hücrede bulunan hedef moleküller üzerine etkileri araştırılmıştır. Hipertermik şartlar altında Quercetin ve 17AAG uygulanan HUVEC'lerde HSF1, HSP90AA1, HSP90AB1, HSPA1A, ACE2, TMPRSS2, TMPRSS11D, CYPA, CD26 ve CD147 genininekspresyon seviyelerini analiz etmek için Real Time PCR yapılmıştır. Quercetin ve 17AAG'nin hipertermi uygulanmış ve uygulanmamış HUVEC'lerde hücre proliferasyonuna ve hücre göçüne etkilerini belirlemek için MTT ve migrasyon deneyleri yapılmıştır. Elde edilen bulgularımıza göre hiperterminin hücrelerde HSF1, HSP90AA1, HSP90AB1, HSPA1A, CYPA, CD26 ve CD147'nin ekspresyon seviyelerini arttırdığı ACE2, TMPRSS2 ve TMPRSS11D'ninekspresyon seviyelerini azalttığı görülmüştür. Bu moleküllerin hipertermi ile artmış ve azalmış seviyeleri SARS-CoV-2'nin hücreye girişini engellemek ve endotel hücre fonksiyonlarının devamlılığını sağlamak açısından hipertermik tedavinin önemini desteklemektedir. Elde edilen diğer bulgularımıza göre 17AAG ve Quercetin'in hem hipertemi uygulanan hem de uygulanmayan hücrelerde hücre proliferasyonunu ve migrasyonunu baskıladığı görülmüştür.

Anjiyotensin konverting enzimCOVID 19Endotelyal hücreler+5
Aysel Erinmez
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVİd-19 pandemisinin öğretmenlerde mental, fiziksel sağlık ve yaşam doyum düzeylerine etkisi (Gaziantep İli)

Bu çalışmada, Covid-19 pandemisinin Gaziantep ilinde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda görev yapan öğretmenlerin fiziksel sağlık mental sağlık ve yaşam doyumlarına etkisini belirlemek amaçlanmaktadır. Mental ve fiziksel sağlık ölçeği kullanılarak anket yapılmıştır. 4'lü likert tipi ölçektir. İkiden fazla bağımsız grubun karşılaştırılmasında normal dağılıma sahip değişkenler için Anova ve Tukey çoklu karşılaştırma testleri ile normal dağılıma sahip olmayan değişkenlerde Kruskal Wallis ve Dunn çoklu karşılaştırma teknikleri sonuçları değerlendirildiğinde, katılımcıların "evde spor yapma süreleri" değişkeni bakımından mental ve fiziksel sağlık ölçeği puanları ile yaşam doyum ölçeği puanları arasında anlamlı bir farklılık bulunduğu ifade edilebilir. Farklılığın hangi bağımsız gruplardan kaynaklandığının anlaşılabilmesi için yapılan ikili karşılaştırmalarda, katılımcıların mental ve fiziksel sağlık ölçeği puanlarının tüm gruplarda anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Katılımcıların yaşam doyumu ölçeği puanlarının ise "Hiç" spor yapmayan ve "Haftada 1 Gün" ayıran katılımcılar arasındaki farkın anlamlı olmadığı diğer tüm gruplar arasındaki farkın ise anlamlı olduğu saptanmıştır. Katılımcıların "günlük internet kullanım süresi" değişkeni bakımından mental ve fiziksel sağlık ölçeği puanları ile yaşam doyum ölçeği puanları arasında anlamlı bir farklılık bulunduğu ifade edilebilir. Bağımsız gruplar arasında yapılan ikili karşılaştırmalara göre, "Covid-19 pandemi döneminde günlük internet kullanım süresi" 1-3 saat olan katılımcıların mental ve fiziksel sağlık ölçeği puanları 4 saat ve üzeri olan katılımcıların puanlarından anlamlı şekilde yüksektir. Katılımcıların Yaşam Doyumu Ölçeği puanlarının ise tüm gruplar arasında anlamlı farklık gösterdiği tespit edilmiştir. Katılımcıların "Covid-19 pandemi döneminde evde en sık yapılan rekreaktif aktivite" değişkeni bakımından Yaşam Doyum Ölçeği puanları arasında anlamlı bir farklılık bulunduğu söylenebilir. Katılımcıların "Covid-19 pandemi döneminde evde en sık yapılan rekreaktif aktivite" değişkeni bakımından mental ve fiziksel sağlık ölçeği puanları arasında anlamlı bir farklılık bulunduğu ifade edilebilir. Bireylerin ruh sağlığı ve fiziksel sağlığını koruyabilmesi ve yaşam kalitelerini artırabilmeleri için düzenli fiziksel aktivite yapmaları önerilmektedir.

COVID 19GaziantepKorona virüs enfeksiyonları+6
Mehmet Eşki
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19 pandemisinin akut apandisit tedavisi ve klinik sonuçları üzerine etkilerinin COVID-19 pandemi öncesi dönemle karşılaştırılması

Covid-19 pandemi öncesi dönem ile covid-19 pandemi döneminde akut apandisit tanısı alan ve apendektomi yapılan hastaların hastaneye başvuru oranı, semptom süresi, öncesinde dış merkeze başvuru durumu, laboratuvar değerlerini, komplikasyon gelişme riskini, hastanede yatış süresini karşılaştırmayı amaçladık. Retrospektif olarak yapılan çalışmamıza Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği'nde akut apandisit tanısıyla ameliyat edilen, 18 yaş üstü, erkek ve kadın toplamda 464 hasta alınmıştır. Tüm hastalara akut apandisit tanısıyla açık apendektomi ameliyatı yapılmıştır. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı'na ait arşivdeki ve hastane veritabanındaki hastaların kayıtlı verileri incelenmiştir. Covid-19 pandemi öncesi (11.03.2019-10.03.2020) ve Covid-19 pandemi dönemi (11.03.2020-10.03.2021) olarak her iki dönemde; yaş, cinsiyet, merkezimize başvurmadan önceki başvuru durumu (dış merkez başvuru), ağrı başlangıcından sonra merkezimize başvurana kadarki semptom süresi, gecikmiş başvuru (3 günden fazla semptom süresi), ameliyat öncesi apendiks çapı, CRP değeri, WBC değeri, insizyon türü, perfore apandisit, apse varlığı, komplikasyon, hastanede yatış süresi gibi parametreler kıyaslanmıştır. Çalışmaya alınan vakaların 254'ü (%54,7) pandemi öncesi, 210'u (%45,3) pandemi döneminde başvuran hastalardı. Hastaların 238'i (%51,3) kadın, 226'sı (%48,7) erkekti. Hastaların yaş ortalaması 35,34±14,89 seneydi. Çalışmaya dahil edilen hastaların 114'ü (%24,6) daha önce dış merkez başvurusu olan hastalardı. Hastaların ortalama semptom süresi 2,41±2,38 gün olup, semptom süresi 3 günden fazla olan 90 (%19,4) hasta, 3 günden az olan 374 (%80,6) hasta bulunmaktaydı.Hastaların ortalama apendiks çapı 9,77±2,44 mm, ortalama CRP değeri 51,90±68,81 mg/L, ortalama WBC değeri 13,78x103/µL idi. Hastaların 389'unda (%83,8) McBurney insizyon, 75'inde (%16,2) ise orta hat insizyon mevcuttu. Hastaların 79'unda (%17,0) perforasyon, 38'inde (%8,2) periapendiküler apse görüldü. 90 (%19,4) hastada komplike apandisit mevcuttu. Hastaların ortalama yatış süresi 3,54±2,61 gündü. Çalışmamızda pandemi döneminde sadece semptom süresinin uzadığı saptandı. Yaptığımız çalışma sonucunda pandemi döneminde sosyal hayattaki kısıtlılıklar ve bulaş korkusu sonucu hastalar sağlık merkezimize daha geç başvurmuşlardır. Pandemi dönemi akut apandisit olgularının komplikasyon riskini artırmamıştır. Anahtar Kelimeler: Akut apandisit, pandemi, covid-19, akut karın, semptom süresi

Akut ağrıApandisitBelirti ve semptomlar+4
Murat Karslı
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19 pandemi döneminde üst solunum yolu enfeksiyonlarının pandemi öncesi dönem ile karşılaştırılması

Günümüzde halen önemini ve güncelliğini koruyan Covid-19 pandemisinin özellikle üst solunum yolu hastalıkları olmak üzere acil servise etkilerinin incelenmesi amacı ile yapılan bu çalışmaya 01.04.2019-01.01.2020 (Dönem I) ve 01.04.2020-01.01.2021 (Dönem II) tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisi' ne başvuran Dönem I' de 213147, Dönem II' de 200994 hasta dahil edilmiştir. Başlangıç tarihi olarak Covid-19'un Türkiye'de ki ilk vaka tarihi olan 11.03.2020 tarihini takip eden ve Covid-19' un etkilerinin yurt çapında görülmeye başlandığı Nisan ayı esas alınmış ve önceki yılın aynı ayları ile kıyaslanmıştır. Araştırmaya pandemi sürecinde ve önceki dönemde acil servise başvuran 18 yaş ve üzeri tüm hastalar dahil edilmiştir. Araştırmaya dahil edilen hastalar yaş, cinsiyet, başvuru tarihi, ICD tanı kodları kullanılarak retrospektif olarak incelenmiştir. Bu değişkenler pandemi öncesi ve pandemi dönemi karşılaştırılarak incelenmiştir. Pandemi döneminde toplam başvuru sayısında %5.7' lik bir azalma olmuştur. Pandemi döneminde Üst solunum yolu hastalığı tanısı alan hastalarda ise %55,66 'lık bir düşüş saptanmıştır. Pandemi ilanını takiben Nisan ayındaki başvurularda %67,9' luk, Mayıs ayında %59'luk bir düşüş tespit edilmiştir. Pandemi döneminde erkek hasta başvurularının tüm başvurulardaki yüzdesel oranlarında, ortalama yaş değerlerinde ve ortanca yaşlarında pandemi öncesi döneme kıyasla artış tespit edilmiştir. Kronik hastalıkları daha çok olabilen 65 yaş üzeri hasta başvurularında Dönem II' nin Nisan ayında %69,31 'lik bir düşüş izlenirken Kasım ayında %68' lik bir artış görülmüştür. Dönem II' de en sık acil servis başvurularından olan üst solunum yolu enfeksiyonlarının yanı sıra karın ağrısı, yumuşak doku bozuklukları, baş ağrısı ve göğüs ağrısı tanılarında da anlamlı düşüşler tespit edilmiştir. Literatürde pandemi süreci ile acil servislerin kullanım anlayışının değişimi birçok faktöre bağlanmıştır ve bunlardan bazıları; kişilerin enfekte olma korkuları, yaşlı bireylerin kronik hastalıkları sonucu Covid-19 enfeksiyonunu daha şiddetli geçirmeleri ve mortal seyredebilmesi, sokağa çıkma kısıtlamalarının ve izolasyon önlemlerinin uygulanması, kişisel temizlik ve maske kullanımının artması, acil olmayan durumlarda acil servise başvuruların azalması şeklinde sıralanabilir. Sonuç olarak Covid-19 pandemi süreci acil servis başvurularının çehresini önemli ölçüde değiştirmiştir. Anahtar kelimeler: Covid-19, Pandemi, Acil Servis, Üst Solunum Yolu Hastalığı, Kısıtlama

COVID 19Korona virüs enfeksiyonlarıKorona virüsler+3
Enes Yılmaz
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Renal transplantasyon hastalarında everolimus ve düşük doz takrolimus tedavisinin standart doz takrolimus tedavisi ile etkinlik ve viral enfeksiyon sıklığı açısından karşılaştırılması

Renal transplantasyon, son dönem böbrek yetmezliği olan hastalarda en ideal tedavi yöntemidir. Renal transplantasyonda greft kaybının en önemli nedenleri, akut rejeksiyon ve immünsüpresif tedavinin yan etkileridir. Greft kaybının önemli nedenlerinden biri de erken dönem ve geç dönemde ortaya çıkan viral enfeksiyonlardır. Bu enfeksiyonların ortaya çıkmasında immunsüpresif tedavilerin bağışıklık sisteminin baskılanması önemli rol oynamaktadır. Çalışmamızda everolimus ve düşük doz takrolimus (EVR+LTac), mikofenolat mofetil ve standart doz takrolimus (MMF+STac) tedavisine göre etkinliği ve viral enfeksiyon sıklığı açısından karşılaştırdık. Çalışmamız retrospektif olup, Gaziantep Üniversitesi Hastanesinde Organ Nakli Merkezinde takipli 98 hastadan oluşmaktadır. EVR+LTac grubundaki hastaların, MMF+STac grubundaki hastalara göre daha yüksek kreatinin ortalaması sahip olduklarını saptadık (p= 0.001). MMF+STac hastalarının GFR ortalaması, EVR+LTac hastalarına göre daha yüksek seyrettiğini saptadık (p= 0.006). Gruplar arasında CMV PCR enfeksiyon sıklığı açısından anlamlı fark bulunmamıştır (p= 0.137). BK PCR pozitifliği az sayda olduğundan istatistik olarak p değeri hesaplanamamıştır. Ancak, EVR+LTac grubunda BK virüs enfeksiyon sıklığı açısından 0-6.ay arasında anlamlı düşüş saptadık (p= 0.039). Gruplar arasında Covid-19 enfeksiyon sıklığı açısından fark saptamadık. (p= 0.601). EVR+LTac grubunda nakil süresi ile Covid-19 enfeksiyon sıklığı açısından bakıldığında anlamlı ilişki saptadık (p= 0.027). MMF+STac grubunda başlangıç takrolimus ilaç düzeyi ile Covid-19 enfeksiyon sıklığı arasında anlamlı korelasyon saptadık (p= 0.008). Sonuç olarak EVR+LTac rejiminin viral enfeksiyon sıklığını azalttığı ancak MMF+STac kıyasla daha iyi GFR sağlamadığını bulduk. Özetle, bu bulgular ışığında viral enfeksiyon gelişen renal transplantasyon hastalarında greft kaybı olmaması için EVR+LTac rejimine geçilmesini öneririz.

Böbrek hastalıklarıBöbrek nakliCOVID 19+6
Ammar Alramadan
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19 pandemisi bir yıllık dönemi ile bir yıl öncesi erişkin yoğun bakımlarındaki ölüm nedenlerinin karşılaştırılması

AMAÇ: Geçtiğimiz üç yılda Çin'in Wuhan kentinden ortaya çıkarak tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 pandemisi, tüm dünyada milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine yol açmıştır. Maske kullanımı, sosyal mesafe, sokağa çıkma yasağı gibi tedbirler alınması toplumun sosyal dinamiklerinde değişiklikler oluşturmuştur. Ölüm nedenleri ve bu nedenlerin istatistikleri, bir popülasyonun içinde bulunduğu sosyal ve sağlık durumunun anlaşılmasında önemlidir. Ciddi mortaliteye neden olan böyle bir pandeminin ölüm nedenlerinde yaptığı değişiklik merak konusu olmuştur. GEREÇ VE YÖNTEM: Pandemi öncesi ve sonrası birer yıllık süreçte Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi erişkin yoğun bakımlarında ölen hastaların yoğun bakım notları, konsültasyon sonuçları, radyoloji ve laboratuvar tetkikleri, COVID-19 PCR sonuçları yaş, cinsiyet parametreleriyle beraber geriye dönük olarak incelenmiştir. Elde edilen verilerin SPSS 22. ile istatistiksel analizleri yapılmıştır. BULGULAR: Çalışma, dahil edilme kriterlerini karşılayan pandemi öncesi 831, pandemi sonrası 989 olmak üzere toplam 1820 hasta ile gerçekleştirilmiştir. COVID sonrası dönemde toplam ölüm sayısının arttığı, COVID-19' a bağlı ölümlerin erkeklerde daha fazla olduğu görülmüştür. SONUÇ: Bu ve benzeri çalışmalardaki ölüm istatistikleri sağlıkta etkili kaynak dağıtımında ve alınacak önlemler hakkında fikir verici olabilir. ANAHTAR KELİMELER: COVID-19; Ölüm nedenleri, Acil servis

Acil servis-hastaneAcil tıpCOVID 19+5
Mehmet Serdar Yılmaz
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

SARS-Cov-2 tanısı ile yoğun bakım ünitesinde takip edilen hastalarda modifiye NUTRIC skorun prognoza etkisi

COVID-19 büyük oranda solunum yollarına saldıran bir viral enfeksiyondur. COVID-19 nedeniyle yoğun bakımda takip edilen hastalar, daha yüksek beslenme yetersizliği riski taşırlar ve beslenme durumu, COVID-19 hastaları için hastalık seyrinde önemli bir faktördür. Kritik COVID-19 hastalarının tedavisi uzun bir süreçtir ve beslenme desteği tedavinin önemli bir parçasıdır. Epidemiyolojik verilere göre malnutrisyon, enfeksiyon riski ve şiddetini büyük oranda yükselterek mortalite ve morbiditeye sebep olmaktadır. Kritik Hastada Beslenme Riski (NUTRIC) skoru, Kanadalı araştırmacılar tarafından yoğun bakım hastaları için geliştirilmiştir. Amerikan parenteral ve enteral beslenme topluluğu (ASPEN), NUTRIC skorun yoğun bakım takibindeki hastalarda kullanımını önermiştir. Bu skorlama sistemi yaş, Acute Physiology, Age, and Chronic Health Evaluation skoru (APACHE II skoru), The Sequential Organ Failure Assessment skoru (SOFA skoru), ek hastalık sayısı, yoğun bakım öncesi hastanede yatış süresi ve serum interlökin-6 (IL-6) seviyelerinden oluşur. NUTRIC skorun başka bir versiyonunda serum IL-6 seviyesi bizim gibi birçok merkezde ölçülmediği için skorlamadan çıkarılmış, modifiye NUTRIC (mNUTRIC) skor olarak adlandırılmıştır. Çalışmamız, SARS-CoV-2 tanılı hastalarda, modifiye NUTRIC skorun prognoza etkisini araştırmak amacıyla, retrospektif ve tek merkezli olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya, 69 erkek ve 44 kadın olmak üzere 113 hasta dahil edilmiştir. Modifiye NUTRIC skor açısından değerlendirdiğimiz 113 hastanın istatistiki verilerine göre; cinsiyet, diyabet varlığı, hipertansiyon varlığı, öksürük semptomu varlığı, antihipertansif ilaç kullanımı, exitus olma, yaş, kan kreatinin düzeyi, diyaliz ihtiyacı, vazopressör ihtiyacı, Glaskow koma skalası skoru verileri APACHE II skor, SOFA skor, DIC skor, diyastolik kan basıncı, kan şekeri düzeyi, BUN düzeyi, üre düzeyi, kan pH seviyesi, kan nötrofil sayısı, kan monosit sayısı, kan bazofil sayısı parametrelerine göre modifiye NUTRIC skor 5 üstü ve altı olan hastalar arasında istatistiki olarak anlamlı fark gözlemlenmiştir ve bu durum immünite ve beslenme ilişkisini desteklemektedir. Özellikle viral hastalıklar açısından yüksek riskli olan immün süpresif bireylerde, primer koruma olarak beslenme önerilerinde bulunmak ve beslenme yetersizliğin tanımak, sağlık harcamalarını ve popülasyon bazında mortalite ve morbiditeyi düşüreceğinden klinik pratiğimize entegre edilmelidir.

BeslenmeBeslenme incelemeleriCOVID 19+6
Ayşenur Sevinç
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19 pandemisinde çocuk acile başvuran olgular ile pandemi öncesi dönemdeki olguların karşılaştırılması

Çalışmamızın amacı, çocuk acil kliniğimize Covid-19 pandemisi ve öncesinde yapılan başvuruları değerlendirerek hem Covid-19 pandemisinin acil servis işleyişini nasıl etkilediğini gözlemlemek hem de iki dönem arasındaki farkı ortaya koyarak çocuk acil servis planlamaları yapılırken bulduğumuz sonuçların da değerlendirmeye alınmasını sağlamaktır.Bu çalışmada 1 Mayıs – 31 Ekim 2019 ve 1 Mayıs – 31 Ekim 2020 tarihleri arasındaki 6 şar aylık iki dönemde Bezmialem Vakıf Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Acil Kliniği'ne başvuran 0-18 yaş arası toplam 52675 hastanın tanıları, tetkik edilme durumları, triaj grupları ve epidemiyolojik özellikleri retrospektif olarak karşılaştırıldı.Her iki dönem birbiri ile karşılaştırıldığında acil servise başvuran olguların yaş grupları, başvuru saatleri, triaj, tetkik edilme ve tanı durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p<0.05).

Acil servis-hastaneAcil tıpCOVID 19+5
Hakan Ildır
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

ABO kan grubu ile COVID-19 arasındaki ilişki

Amaç: Çin'in Wuhan Şehrinde, 31 Aralık 2019'da etiyolojisi bilinmeyen pnömoni vakalarının bildirilmesiyle başlayan ve kitlesel olarak yaşam tarzını değiştirip, çok sayıda ölüme sebep olan Covid-19 pandemisi tüm dünyada etkisini sürdürmeye devam etmektedir. Ülkemizde ilk Covid-19 vakası 11 Mart 2020'de saptanmış ve vaka sayıları tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de artış göstermiştir. Covid-19 hastalık şiddetinde ve SARS-CoV-2 bulaşıcılığında etkili faktörlerle ilgili bulgular literatüre eklenmeye devam etmektedir. Covid-19 hastalığına yatkınlıkla herhangi bir biyolojik belirteç arasında henüz bir ilişki kurulamamıştır. Kan grubu antijenlerinin ekspresyonundaki farklılıklar enfeksiyonlara karşı konak duyarlılığını etkileyebilir ve kan grupları doğrudan bir reseptör ya da koreseptör olarak enfeksiyona neden olabilir. Bizim çalışmamız da ABO kan grubunun Covid-19 ile ilişkisini belirlemeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi'ne 01.03.2020-30.06.2020 tarihleri arasında başvuran ve PCR testi ile "Kesin Covid-19" tanısı almış hastaların geriye dönük olarak değerlendirilmesi ile oluşturulmuştur. Hastaların yaş, cinsiyet, kan grupları, laboratuvar bulguları, Toraks BT bulguları, eşlik eden kronik hastalıklarına ek olarak hastane yatış sürelerindeki klinik seyirleri incelenerek kaydedilen Satürasyon düşüklüğü, Ateş yüksekliği, YBÜ ihtiyacı oluşup oluşmadığı ve tedavi sonucunda hayatta kalma durumları incelenmiştir. İstanbul ilinin kan grubu dağılımını temsil ettiği düşünülen, 2020 yılında 136.231 kişi ile yapılan bir çalışma referans alınarak kontrol grubu oluşturulmuştur. Kan gruplarının Covid-19 hastalığı ile ilişkisi incelenmiş ve istatistiksel anlamlılığı araştırılmıştır. İstatistiksel analizler "IBM® SPSS© 24 yazılımı" kullanılarak yapılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken Man Whitney U, Ki-kare testleri, Kruskal-Wallis Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi ve İkili Lojistik Regresyon Analizi kullanılmıştır. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya alınan bireylerin kan grubu dağılımı referans değerlerle karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edildi (p<0,05) ve A kan grubu Covid-19 hasta bireyler arasında en sık gözlenen grup, AB kan grubu ise en az gözlenen grup olarak bulundu. Çalışmamızda O kan grubuna sahip bireylerin %6'sında YBÜ yatışı ihtiyacı gözlemledik ve kan grupları arasında en az YBÜ ihtiyacı oluşma riskini O kan grubunda saptadık. Ayrıca YBÜ yatışları açısından O/NonO karşılaştırmasında da O kan grubunda daha az YBÜ yatışı olduğunu ve bu xv farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğunu tespit ettik (p<0,05). Satürasyon düşüklüğü açısından kan gruplarının (A, B, AB, O) kıyaslanmasında fark bulamasak da O/NonO grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit ettik (p<0,05). O kan grubunda daha az satürasyon düşüklüğü gözlemledik. İkili lojistik regresyon analizinde ABO kan gruplarının (A kan grubu referans alınarak) YBÜ yatışı ve taburculuk/ölüm üzerindeki etkilerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit etmedik (p>0,05). Sonuç: ABO kan grubunun, SARS-Cov-2 bulaşıcılığında ve Covid-19 hastalık şiddetinde rolünün ortaya koyulması için ek çalışmalara ihtiyaç olmakla birlikte biriken kanıtlar, ABO kan grubunun Covid-19 hastaları arasındaki bulaşıcılığı belirlemede ve hastalığın şiddetini göstermede bir belirteç olarak kullanılabileceğini düşündürmektedir. Ancak Covid-19'un seyrinde kronik hastalıkların, yaş gibi kişiye özel faktörlerin ve uygun tıbbı bakıma zamanında erişmenin, bulaşıcılıkta rolü olan davranışsal değişikliklerin etkisinin daha baskın olduğu ve ABO kan gruplarının ikincil rol üstlendiğini düşünmekteyiz. ABO kan grubu ile Covid-19 ilişkisi, koruyucu hekimliğin en temel uygulamalarından birisi olan aşılamadaki stratejilerin belirlenmesinde yol gösterici olabilir ancak bu ilişkinin daha kapsamlı çalışmalarla aydınlatılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Covid-19 Hastalığı, SARS-CoV-2, ABO Kan Grubu

ABO kan grup sistemiCOVID 19Korona virüs enfeksiyonları+3
Gizem Karagözlü
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aktif tedavi alan kanser hastalarında COVİD-19 görülme sıklığı ve mortaliteye etkisi

Giriş ve Amaç: Şiddetli Akut Solunum Sendromu Koronavirüsü-2'nin sebep olduğu koronavirüs hastalığı 2019 (Covid-19) tüm dünyayı etkileyerek kısa sürede pandemi olarak ilan edildi. Covid-19 asemptomatik hastalıktan, ciddi pnömoni hatta ölüme kadar ilerleyebilen farklı klinik tablolara neden olmaktadır. Hastalığın prognozunu etkileyen faktörler; ileri yaş, aşı durumu, komorbid hastalıklar ve immunsupresif tedaviler ile ilgili birçok çalışma yapılmıştır. Bu komorbiditeler arasında kanser ve onkolojik tedaviler de yer almaktadır. Özellikle pandeminin başlarında kanser hastalığı ve aktif onkolojik tedaviler, Covid-19 prevalansı ve mortalitesi açısından yüksek riskli olarak kabul edildi. Ancak yapılan çalışmalarda net fikir birliği sağlanamamıştır. Çalışmamızdaki amaç aktif tedavi alan kanser hastalarında Covid-19 sıklığını, mortaliteye etkisini ve mortalite üzerinde etkisi olabilecek yaş, cinsiyet, metastaz durumu, Covid-19 aşı durumu ve tedavi çeşitlerini tespit etmektir. Materyal ve Metot: Retrospektif olarak yapılan çalışmamıza, pandemi döneminde (01 Nisan 2020- 31 Ekim 2021) Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi Tıbbi Onkoloji bölümü kemoterapi ünitesine tedavi almak üzere başvuran 1369 kanser hastası dahil edildi. 1369 hastalanın yaş, cinsiyet, kanser türü, kanser evre (metastatik, metastatik olmayan) bilgilerine ulaşıldı. Covid-19 dışı sebepler ile ex olan hastaların verilerine ulaşılaması nedeni ile 924 hastada; Covid-19 aşı bilgileri, Covid-19 öyküsü olup olmaması, öyküsü var ise semptom durumu ( asemptomatik, semptomatik, yoğun bakım yatışı, ex), Covid-19 tanısına en yakın olan onkolojik tedavi alma tarihi ve hangi tedavi protokolünü aldığı verileri kaydedildi. Covid-19 sıklığı ve mortalitesi üzerinde etkisi olabilecek bu faktörler karşılaştırıldı. Bulgular: 1369 hastanın yaş ortalamasının 59,6 ve %50,7'sini kadınların oluşturduğu görülmüştür. En sık görülen 3 kanser türü sırası ile meme, akciğer ve kolorektal kanserdir. Hastaların %65,1'inde uzak metastaz mevcuttur ve %95'i kemoterapi tedavisi alırken %5'i immunoterapi tedavisi almaktaydı. Covid-19 verileri elde edilen 924 hastadan 317'sinde (%34,2) Covid-19 öyküsü vardı. Covid-19 pozitif hastaların %80'i yoğun bakım ihtiyacı olmadan semptomatik olarak geçirmişlerdi. 317 hastadan 33'ü (%10,4) ise Covid-19'a bağlı ex olmuştur. İleri yaş, cinsiyet, kanser türü, kanser evresi ve onkolojik tedavi çeşitleri ile Covid-19 sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir (p>0.05). Covid-19'a bağlı ex olan hastaların asemptomatik, semptomatik ve yoğun bakımı yatışı olan hastalara kıyasla yaşları daha yüksek bulunmuştur (p=0.031). Metastazı olan hastaların mortalitesinin ile metastazı olmayan hastalara göre anlamlı olarak yüksek olduğu görülmüştür (p<0.001). Akciğer kanseri olan hastaların mortalite oranı diğer kanser türlerine göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.001). Covid-19 pozitif hastalar, Covid-19 tanılarına en yakın onkolojik tedavi sürelerine göre kıyaslandıklarında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Covid-19 aşı durumları incelendiğinde 1.doz aşılanma oranı %80, 2.doz aşılanma oranı %78 bulunmuştur. Covid durumu asemptomatik olan hastaların aşı ortalaması diğer gruplara kıyasla daha yüksek bulunmuştur. Ex olan hastaların olduğu aşı dozu ile asemptomatik (p<0.001), semptomatik (p<0.001) ve yoğun bakım yatışı olan hastalar (p<0.001) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Sonuç: Kanser hastalarında yapılan bu çalışma, aktif onkolojik tedavinin Covid-19 mortalitesi ile ilişkili olmadığını göstermektedir. Bununla birlikte ileri yaş, uzak metastaz, akciğer kanseri Covid-19 enfeksiyonunda kötü prognoz ile ilişkili saptanmıştır. Ex olan hastaların olduğu aşı dozunun diğer Covid-19 pozitif hastalara göre anlamlı şekilde düşük olması aşının hastalığın ciddi seyrini önlemedeki etkinliğini göstermektedir. Elde edilen bu sonuçların, onkolojik tedavi gerektiren kanser hastalarının yönetimine yardımcı olabileceği kanaatindeyiz. Anahtar Sözcükler: Kanser, Covid-19, kemoterapi, immunoterapi, aşı, mortalite

AşılamaAşılarCOVID 19+7
İrem Abdulhayoğlu Erim
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Determining the perceived stress level of individuals with COVID-19

Aim: To determine the individuals perceived stress level one month after they were infected with COVID-19. Methods: The study done in Baghdad, Iraq, conducted a descriptive cross-sectional study. The study sample included only 225 patients out of all patients in the two hospitals by using non probability sampling. Results: The average age of the participants is 33.19±9.98, 58.2% of them are male, 23.6% are smokers and 15.6% have a chronic disease. It was determined that 91.1% of the participants experienced covid in their family members, and 38.7% experienced death from covid in their families. 82.2% of the participants were vaccinated against covid. Participants' perceived stress scale total scores were 17.14±7.22. It has been determined that the perceived stress scale scores are higher in women and those who have died due to covid in their families (p≤0.05). Conclusions: It is observed that participants who experienced death due to Covid had higher perceived stress scores than participants who did not experience death. Nurses play a very important role in the stress management of patients, especially during long-term hospitalizations. Therefore, nurses can collaborate with other members of the healthcare team to provide patients with more effective stress management strategies. The society should be informed about covid correctly and the safety profile of the covid 19 vaccine should be emphasized.

COVID 19Iraq-BaghdadCoronavirus enfections+4
Mohammed Abbas Abdulsada
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00

Related subjects