Ideology
273 theses under this subject heading
Türk devrimi'nin inşası süresinde Kadro dergisinin yeri ve önemi
Toplumsal değişikliklerin esaslı olarak yaşanmış olduğu dönemler, fikirlerin de dönüşüm ve gelişim geçirdiği dönemler olmuştur. Türkiye'nin de bu köklü değişimi, I. Dünya savaşı sonrası yeni kurulan ülkenin nasıl ilerleyeceği, ne gibi süreçlerden geçeceği ile ilgiliydi. Kurtuluş savaşı sonrası egemenlik anlayışının kökten değiştiği bir dönem olmuştur. Bu bağlamda Türk-siyasal hayatının önemli akımlarından biri olan kadro dergisi de siyasal ve düşünsel alanda etkili izler bırakmıştır. Kadro dergisinde geliştirilen düşünceler, kalkınmacı modeli benimseyen bir "üçüncü yol" arayışının ideolojisini yansıtmıştır. Dergide yer alan önemli isimler Türk Devrimine temel bir ideoloji hazırlamak istemişlerdir. Kadro Dergisi'nin özgün ve yerli bir akım olması önemlidir. 1930'lu yıllar da ve sonraki dönemler de, akademik ve politik çevrelerin ilgisini çekmiş, birçok araştırmada yer almıştır.
Devletin değişimi ekseninde Türkiye'nin siyasal rejim sorunsalı
Bir asrı aşkın süredir Türkiye'de siyasal rejim tartışmaları tüm canlılığını korumaktadır. Türkiye'deki siyasal söylem ve kavgalar "siyasal rejim" sorunu etrafında odaklaşmakta, bu meseleye dair büyük bir gürültü koparılmaktadır. Rejim konusundaki tartışmalar, rejimin kısmi bir eleştirisinden onun tüm kötülüklerin sebebi olarak gösterilip mahkum edilmesine, reform taleplerinden ütopik siyasal projeler tasarlanmasına kadar uzanmaktadır. Türkiye'de rejime ilişkin tartışmalar, deyim yerindeyse bir "yangın"ın "dumanı"na işaret etmektedir. Tartışmalar, dumanı gösterirken dumanın kaynağından neredeyse hiç bahsetmemektedir. Haddizatında, 19. yüzyılda ülkenin kapitalizme geçiş sancılarının doğurduğu yakıcı siyasal rejim sorunsalı, araştırmanın konusunu oluşturmaktadır. Bu çerçevede siyasal rejim sorununun, altyapı unsurları ve dünya düzeyindeki eşitsiz güç ilişkilerini de gözeten bir bakış açısıyla incelenmesi gerekmektedir. Eleştirel realist bir metodolojik konumlanmayı benimseyen çalışma, psikanalitik ve diyalektik bir yaklaşım sergileyerek bir şeyin "kendisi" (töz) ile "görünümü"nü (biçim) ilk etapta birbirinden ayırmaktadır. Bu doğrultuda tez, Türkiye'deki (siyasal) rejim sorunsalının tözü ve biçimini, konunun nasıl ve neden mesele haline geldiğini ve devlet-rejim ilişkisine dair dinamikleri aydınlatmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, Türkiye'de rejim meselesi ilk bakışta, "geleneksel" ile "modern"in, "Doğu" ile "Batı"nın, "teokratik" ile "laik"in, "merkez" ile "çevre"nin, "sivil" ile "bürokrasi"nin, "ilerici" ile "gerici"nin, "muhafazakar" ile "aydınlanmacı"nın çatışmaları biçiminde tezahür etmesine rağmen; çalışma, bu çatışmaların sergilediği "görüntü"nün temelinde üretim süreci ve dünya sisteminden kaynaklanan sorun ve tartışmaların bulunduğu argümanını ortaya koymaktadır. Güncel süreci kapsam dışı bırakan çalışma, özellikle 20. yüzyılla çerçevelenmektedir. Tezde ilk olarak devlet ve siyasal rejim kavramları analiz edilmektedir. Ardından bu kavramlar yapısal ve tarihsel bir eksene oturtulmaktadır. Bu doğrultuda dünya düzeyindeki sistem ile Türkiye'nin tarihsel ve toplumsal yapısı incelenerek Türkiye'deki rejim sorunsalına ekonomi-politik düzeyde ışık tutulmaya çalışılmaktadır. Tezin teorik altyapısında Robert Cox'ın üretim-devlet-dünya matrisinden ve Bob Jessop'ın stratejik-ilişkisel yaklaşımından faydalanılmakta, Jessop'ın bu yaklaşımı siyasal rejim/politeia kavramına da teşmil edilmektedir. Çalışmada teori düzeyinde, Türkiye'deki sorunsalı nesnel olarak daha iyi anlayabilmeye imkan verdiği için Antik Yunan kökenli politeia kavramı önerilmiştir. Nitekim siyasal rejim kavramı, antikitedeki karşılığı olan politeia'dan içerik olarak uzaklaşıp, zamanla siyasal rejim kavramının toplumsalı dışlayarak kurumsal bir mekaniğe indirgendiği gözlenmiştir. Tezde, Türkiye'de öne çıkarılan birtakım meselelerin, aslında, altyapısal ve üstyapısal veçheleri de barındıran tam bir politeia sorunu olduğu tespit edilmiştir. Politeia/rejim sorunsalının kalbinde ise "devlet sorunsalı"nın bulunduğu, devlet sorunsalının da ekonomi-politik ve dünya düzenindeki dinamiklerden türediği saptanmıştır. Politeia kavramı, yüksek bir soyutlama düzeyinde, "birikim", "düzenleme" ve "hegemonya" bileşenlerini barındırmaktadır. Politeia'nın bileşenlerinin herhangi birinde bir sorun ortaya çıktığında, bu sorun, diğer bileşenlerle de etkileşime geçerek, tüm bileşenlerin üstüne çıkıp bir kriz momentine ulaştığı anda, bir "rejim sorunu" olarak değerlendirilmektedir. Çalışmada, Türkiye'de politeia kaynaklı, kriz momentine ulaşan belli sorunların, rejim sorunu şeklinde tezahür ettiği bulgulanmaktadır. Bu tür tezahürlerin izini sürerek sorunun çıkış noktalarının deşifre edilmesine katkı sağlamak, ayrıca çalışmanın önemini teşkil etmektedir. Siyasal rejim meselesinin temeli, ekonomi-politik ve dünya sisteminin dinamiklerine dayansa da Türkiye'de rejim tartışmalarının, bu esastan koparılarak konunun özünün bulanıklaştırıldığı iddia edilmektedir. Tezde, ayrıca "ideolojik celp" şeklinde Türkçeleştirilebilecek interpellation olgusunun, Türkiye'de rejim meselesinin temel dayanaklarının mistifiye edilmesinde işlevsel olduğu argümanı savunulmaktadır. Sonuç olarak, Türkiye'deki rejim sorunu, ancak dünyanın ve Türkiye'nin tarihsel yapısından kaynaklanan sistemik ve ekonomi-politik birtakım çetrefil sorunların aşılmasıyla sönümlenme olanağına sahiptir.
Türk siyasetinde Refah Partisi deneyimi: Gelenek, ideoloji ve politika
Türk Siyasetinde Refah Partisi Deneyimi: Gelenek, İdeoloji ve Politika adlı çalışmamız temel düzeyde 12 Eylül sonrası çok partili hayatın yeniden tesis edilmesi ile iktidar mücadelesine dahil olan ve 1998 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan Refah Partisi'nin politik düşüncesini ve iktidar deneyimlerini ele almaktadır. Teorik olarak modern siyasete ait kavramlar ve çağdaş siyasal gelişmeye ait eleştirel yaklaşımlar ele alındıktan sonra, Milli Görüş Hareketinin bir temsilcisi olarak Refah Partisi'nin gelenek içerisindeki yeri sorgulanmış; kendisinden önce ve sonra var olan politik deneyimlere ne düzeyde aracılık ettiği gelenek içi bir tartışma üzerinden sınanmıştır. İkinci olarak Refah Partisi'nin ideolojik tahlili politik aktörler ve siyasal teoriye ait devlet, demokrasi, ekonomi, laiklik ve insan hakları kavramlarına üzerinden incelenmiştir. Modern Türk siyasetinde iktidar mücadelesi veren Refah Partisi'nin Türk modernleşmesine bakışı, İslamcılık söylemi ve din anlayışı ayrıca ele alınmıştır. Türk siyasetinin yaşadığı yapısal kriz ile geliştirilen Adil Düzen söylemi üzerinden üretilen meclis içi muhalefet ile yerel iktidar başarısının ne ölçüde merkezi iktidar başarısına katkı yaptığı değerlendirilmiştir. Refah Partisi'nin Doğru Yol Partisi ile yaptığı koalisyon ve iktidar süresince cari rejimin gösterdiği politik refleks 28 Şubat askeri müdahalesi üzerinden ele alınmıştır. Milli Görüş hareketi ve Refah Partisi, Türk siyasal hayatında cari olan iktidar bölünmelerinin ötesinde ortaya koydukları düşünce ve pratikler ile alternatif bir siyaset iddiasında olmuşlardır. Türk siyasal hayatı için Milli Görüş hareketinin alternatif bir politika ürettiği iddiası ele alınarak sorgulanmıştır. Böylece Refah Partisi'nin Milli Görüş hareketine ve modern Türk siyasetine olan katkısı çözümlenmeye çalışılmıştır.
İdeolojiye "Yamuk bakmak": Skyfall filminin söylem analizi
Sinema-ideoloji ilişkisine dair yaklaşımlar, her iki kavrama atfedilen anlamlara göre çeşitlilik gösterir. Marksist yaklaşımlardaki hakim paradigmada "ideoloji" kavramı, "yanlış bilinç" olarak ele alınan ve "gerçeği çarpıtıcı" rolüne vurgu yapılan bir kavramdır. Sinema ise büyük ölçüde, bu işleyiş zemininde, ideolojinin üretildiği bir aygıt olarak ele alınır. "İdeoloji" ve "sinema" kavramları, verili olarak bu anlayışla ele alındığında, sinema-ideoloji ilişkisine dair yaklaşımların da inceleme yönü tayin edilmiş olur. Her ne kadar ideolojinin "yanlış bilinç" olarak ele alınması, Marksist yaklaşımları temel alsa da, Slavoj Žižek, yine Marksist yöntem içinde kalarak, fakat "yanlış bilinç" anlayışını redderek, ideolojinin "gerçeğe yaklaştırma" potansiyeline vurgu yapar. Žižek aynı zamanda sinemayı da, ideolojinin üretildiği bir aygıt olarak değil, toplumsal bir "fantezi alanı" olarak görür. Žižek'in bu yaklaşımı temel alındığında, sinema-ideoloji ilişkisinin tekrar ele alınması da bu ilişkide ideolojinin işlevini ve yönünü tartışmaya açabilir. Bu çalışmada, Slavoj Žižek'in ideolojiye olan yaklaşımı temel alınarak, sinemaideoloji ilişkisi ele alınmıştır. Bu yaklaşım altında bir ideolojik çözümleme örneği olarak, Skyfall (Mendes, 2012) filmi eleştirel söylem analizine tabi tutulmuştur. Bunu yaparken, Skyfall filminde aranacak olan ideolojik öğeler, "yanlış bilinç" kavrayışının sınırlarının dışında değerlendirilmiştir. Žižek, ideoloji yaklaşımında Jacques Lacan'ın psikanalitik öğelerinden yararlandığı için çözümleme sırasında da benzer bir destek kullanılmıştır. Böylece Skyfall filmi üzerinden, Žižek'in ideoloji yaklaşımı çerçevesinde, sinema-ideoloji ilişkisine dair bir yaklaşım sağlanmaya çalışılmıştır.
Muhafazakarlık ve reklamlar: Muhafazakar tutumların reklam kodaçımlama ve reklamlara yönelik tutumlar üzerindeki etkileri
Günümüz Türkiye'sinde sıklıkla tartışılan bir kavram haline gelen muhafazakarlık konusunda iki ana yaklaşım vardır. Bunlardan ilki muhafazakarlığı siyasi bir ideoloji olarak görürken diğeri onu kişisel bir eğilim, bir tutum olarak ele almaktadır. Diğer tüm tutumlar gibi muhafazakar tutumlar da bireyin davranışlarını yönlendiren unsurlardan biridir. Bu araştırma kapsamında muhafazakarlık, tutum olarak ele alınmış ve kişilerin sahip olduğu muhafazakar tutumların reklam kodaçımlamalarında ve reklama yönelik tutumlar üzerinde belirleyici olup olmadığı ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda karma bir yöntem benimsenerek araştırma iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Birinci aşamada, reklam kodaçımlamaları katılımcıların muhafazakarlık düzeyine göre ele alınmış ve bu doğrultuda otuz kişi ile yarı yapılandırılmış görüşme gerçekleştirilmiş; ikinci aşamada ise iki yüz elli kişiye anket uygulanarak muhafazakarlık düzeyi ile reklamlara, reklamcılığa yönelik genel tutumlar ve maruz kalınan belirli bir reklama yönelik tutumlar arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma sonuçları aynı reklamı izleyen katılımcılar arasında muhafazakarlık düzeylerine göre farklı anlamlandırmaların yapılabildiğini ve muhafazakarlık düzeyi arttıkça reklama ve reklamcılığa yönelik tutumların olumlu yönde değiştiğini ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Muhafazakar tutumlar, muhafazakarlık, alımlama kuramı,reklamlar, reklamcılığa yönelik tutumlar
Necip Fazıl Kısakürek'in Büyük Doğu İdeolocya Örgüsü'nün yapısal unsurlarının analizi
Türk siyasal hayatı, çok renkli tartışmalara ve simalara sahne olmuştur. Bu renkli simalardan birisi de Necip Fazıl Kısakürek'tir. Necip Fazıl Kısakürek'in fikirleri ve şiirleri Türkiye'de muhafazakâr ve milliyetçi siyaset geleneklerine sahip çevreler tarafından çok sık kullanılmaktadır. Bunun yanında genelde Türk sağının özelde de muhafazakâr-milliyetçi siyaset merkezlerinin kullandığı siyasal paradigmaların çoğunun kaynağının Necip Fazıl Kısakürek olduğu gözlemlenmektedir. Bu tezde Necip Fazıl Kısakürek'in siyasi hayatı, siyasal fikirleri ve ideal devlet ve toplum düzeni olarak ileri sürdüğü Büyük Doğu Devleti'nin yapısal unsurları analiz edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kavramlar: Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu İdeolocya Örgüsü, Başyücelik Devleti, İslamcılık, Muhafazakârlık, Milliyetçilik
İsmet İnönü döneminde Türkiye'de milli eğitim ve ideoloji (1938-1950)
Bu çalışma, İsmet İnönü'nün cumhurbaşkanlığı yaptığı 1938-1950 yılları arasında Türkiye'de milli eğitim ve ideoloji ekseninde siyasal iktidar tarafından gerçekleştirilen çalışmaların, dönemin resmi ideolojisi olan Kemalizm'in hedefleriyle ne düzeyde örtüştüğünü, benzerlik ve farklılıklarını, ulus inşasına sunduğu katkıları ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada eğitim, resmi ideolojinin inşasında hâkim iradenin belirlediği sınırlar içerisinde görevli bir ideolojik aygıt olarak ele alınmıştır. Başka bir ifadeyle eğitim, ideolojinin bir aracı olarak açıklanmış ve yapılan değerlendirmeler bu eksende gerçekleştirilmiştir. İdeoloji kavramı ise bir siyasi sistemi veya rejimi meşrulaştırmak amacıyla teşekkül eden, bireyi sosyal açıdan konumlandıran ve ortak bir bağlılık hissi yaratan fikirler kümesi olarak ele alınmıştır. Diğer yandan, Atatürk döneminde inşa edilmeye başlanan resmi ideolojinin İsmet İnönü döneminde milli eğitim özelinde izlediği seyir, dönem içerisinde gerçekleştirilen parti ve hükümet programları, Milli Eğitim Şûraları, Türk Tarih Kongreleri vb. çalışmalar incelenerek ele alınmıştır. Ayrıca İsmet İnönü'nün eğitime bakış açısı söylev ve demeçleri üzerinden yorumlanmaya çalışılmıştır. İsmet İnönü döneminde kurulan eğitim kurumlarından Köy Enstitüleri, resmi ideolojiye ve ulus inşasına sunduğu katkılar yönüyle ele alınmıştır. Çok partili siyasal hayatla beraber eğitim politikalarındaki dönüşüme değinilmiş, çalışmanın son bölümünde de bu dönüşümün eğitim kurumlarında müfredat ve öğretim programlarındaki değişime etkisi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Son olarak ilkokullarda okutulan tarih ve yurt bilgisi ders kitapları, eğitim ve ideoloji bağlamında incelenerek konu somutlaştırılmaya çalışılmıştır. Çalışma sonucunda İsmet İnönü'nün cumhurbaşkanlığı yaptığı dönemde eğitim alanında yapılan çalışmalarda önceki döneme göre bazı farklılıklar görülmüş olsa da, resmi ideolojinin eğitim politikaları üzerinde etkisinin devam ettiği, gerek uygulanan politikalardan gerekse ders kitaplarında kullanılan ifadelerden anlaşılmaktadır. Anahtar Kavramlar: İdeoloji, Resmi İdeoloji, Eğitim, Kemalizm, İsmet İnönü
Bir ideoloji olarak siyasi Siyonizm
Bu çalışmada Siyonizm'le ideoloji arasındaki ilişki incelenerek ideolojiler dünyasında Siyasi Siyonizm'in konumu tartışılacaktır. İdeoloji, bir Aydınlanma ürünü olarak sosyal bilimlerin en önemli kavramlarından olmakla birlikte oldukça geniş tanımlama alanı bulunan bir kavramdır. Bireyin katılımcılığı ve etkinliğinin her alanda söz konusu olmasıyla kitleleri ve devletleri yönetme noktasında ideoloji önemli bir sorumluluğu üstlenmektedir. Asırlardır sürgün edildikleri topraklardan uzakta yaşayan Yahudiler, bir gün mutlaka vaat edilmiş topraklara dönecekleri inancı ve hayaliyle yaşamışlardır. Nitekim Yahudilerin kutsal kaynaklarına göre bu ancak Mesih'in gelmesiyle mümkün olacaktır. Bu inanca gönülden bağlı kalarak yaşayan Yahudiler, diasporada maruz kaldıkları kötü muamelenin artması üzerine ortaya atılan Siyon'a dönüş (Siyonizm) fikirlerini sorgulamaya başlamışlardır. Özellikle milliyetçilik ideolojisinin kendisini hissettirdiği 19. yüzyılda ulus devlet fikri etrafında gelişen sosyo-politik hareketlilikten etkilenmişlerdir. Nitekim bu dönemde Theodor Herzl'in, Yahudilerin artık buhrandan kurtuluşunun bir Yahudi devletinin kurulmasıyla mümkün olacağı iddiası çerçevesinde savunduğu Siyonizm, onunla hiç olmadığı kadar ilgi çekmeye başlamış ve ideoloji anlamı kazanmıştır. Onun başlattığı bu hareket Siyasi Siyonizm olarak kabul edilmiştir. Ortadoğu'daki varlığı sürekli tartışılan, gayri insani politikalarıyla gündemden düşmeyen İsrail Devleti'nin kurucu ideolojisi olan Siyasi Siyonizm'in tanımlanması oldukça önemlidir. Bu noktada "Siyon'da Yahudi Devleti" hareketinin ilkeleri, söylemleri ve programlarıyla ideoloji kavramının özellikleri, tanımları ve kuramları karşılaştırıldığında Siyonizm'in bir ideoloji olduğu, siyasal ideolojilerden milliyetçilik ve faşizm ideolojileriyle iç içe olduğu değerlendirmelerinin yapılması mümkün olmaktadır.
Arap milliyetçiliğinin düşünsel temelleri
Bu çalışmada Arap Milliyetçiliği düşüncesinin hangi koşullarda nasıl şekillendiği ve temelinde neleri barındırdığı incelenecektir. Arap milliyetçiliği üç döneme ayrılarak değerlendirmek mümkündür. İlk dönem I. Dünya Savaşının sonuna kadar olan kısmı kapsamaktadır. Çalışmanın kapsamı ilk dönemdir. Arap dünyasında millet inşa süreci bazı tarihi olaylar ve sorunların bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Hayali bir cemaat ve modern dönemin ürünü olan Arap milletinin kökenleri dini ve kültürel bağlara da dayandırılmaktadır. Kültürel milliyetçilik türüyle benzerlik göstermektedir. Arap milliyetçiliğinin Müslüman ve Hristiyan tebaa içerisinde ortaya çıkışının dayanakları ve yeni bir devlet isteği farklıdır. Dönemin Müslüman düşünürleri Osmanlı'nın son dönemde girdiği sürece bir çözüm aramaya girmiştir. Müslümanlar arasında hilafet makamının Araplara geçmesi ve âdem-i merkeziyet düşüncesi 19.yüzyılın sonlarına doğru ağırlık kazanırken, Hıristiyan Araplar arasında müstakil devlet ve millet olma eğilimi veya Avrupalı devletlerden hami tayin etme gibi düşünceler gelişmiştir. Osmanlı İmparatorluğu, asırlar boyunca başta Anadolu toprakları olmak üzere, bugün Ortadoğu, Balkanlar ve Afrika olarak tanımlanan alanlarda hâkim bir güç olmuştur. Geniş alanda hakimiyet sağlaması, Osmanlı toplumunun çeşitli etnik, dini gruplardan oluşmasını sağlamıştır. "Millet Sistemi" şeklinde bilinen bu toplumsal yapıda Osmanlı üst kimliğinin yanında etnik kimlikten ziyade dini cemaatlerinin kimliği önemlidir. 1798-1801 yılları arasında Fransa'nın Mısır'ı işgal etmesiyle Arap vilayetlerinde milliyetçilik ideolojisi yayılmaya başlamıştır. Mehmet Ali Paşa'nın reformları, Arap vilayetlerin Batılı devletlerle ticari ilişkilerinin gelişimi ve misyonerlik faaliyetleri, Arap kültürel uyanışının başlangıcıdır.19.yüzyılda giderek gücünü kaybeden Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşanan modernleşme süreci millet sisteminin çözülmesine zemin hazırlamıştır. Bu dönemde yaşanan ağır toprak kayıpları ve Balkanlar'da başlayan milliyetçi hareketler, zamanla Arap vilayetlerinde de kendini göstermiştir. 19.yüzyılın sonuna gelindiğinde elde kalan topraklarda yoğun olarak Türkler ve Araplar bulunmaktaydı. Dönemin Osmanlı yönetiminin elde kalan sınırlı toprak parçasını muhafaza etmek adına aldığı kararlar, merkezileştirme politikaları, Arap vilayetlerinde daha önceden de var olan huzursuzlukların artmasına sebep olmuştur. Son olarak I. Dünya Savaşının başlaması ikili ilişkileri çıkmaza sürüklemiştir. Bu bağlamda kültürel bir milliyetçilik türü olarak ortaya çıkan Arap milliyetçiliğinin ortaya çıkışı ve pan-Arapçılık düşüncesinin gelişimi incelenecektir.
Türk modernleşme tarihi çerçevesinde Demokrat Parti dönemi (1950-1960) eğitim politikalarının ideolojik içeriği üzerine bir inceleme
Bu çalışmada, Osmanlı-Türk modernleşmesinin ana etkeni olan eğitim politikaları, dönemin şartlarına bağlı kalarak büyük bir dönüşüm, gelişim Batılılaşmayla beraber sosyolojik ve ideolojik fraksiyonlara bölünmesi neticesinde, neden olduğu siyasal ve toplumsal değişimleri incelemek üzere hazırlanmıştır. Eğitim politikaları, son dönem Osmanlı ve Cumhuriyet rejiminin kurulmasıyla birlikte büyük oranda bir Batılılaşmaya doğru evrilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin, içerisinde bulunduğu siyasi yalnızlıktan kurtulmak için Batı ile yakınlaşması nedeniyle demokratikleşme zorunluluğu, eğitim başta olmak üzere birçok noktada kendini hissettirmiştir. Milli, çağdaş ve seküler bir yönetim benimsetilme amacıyla tek parti iktidarının egemen olduğu 1923-1950 yılları, birçok olumlu-olumsuz zıt tezleri beraberinde getirmiştir. Cumhuriyet dönemi Milli eğitim ideolojisi, büyük oranda bir okuma-yazma seferberliği ve dogmatik fikirlerden arınmaya sebebiyet verdiği için devrim niteliğinde uygulamalarının da olmasıyla, sosyolojik ve ideolojik etkenleri tüm toplumu olumlu ve olumsuz anlamda etkilediği gözlemlenmiştir. Dönemin toplumsal ve siyasal anlamda köklü değişime hazır olmaması nedeniyle de demokrasi dışı, tamamıyla bir üst zümrenin cılız bir halk söylemi üzerinden politika geliştirdiği ortaya konulmuştur. Özellikle bu dönemde; demokratik söylemler ışığında, despotik uygulamaların da yürütüldüğüne dair tezler kuvvet kazanmıştır. Türk siyasal hayatında demokrasinin pratiğe geçişi, tek parti (CHP) içerisindeki ekonomik bölünmeyle ortaya çıkan Demokrat Parti (DP) aracılığıyla olmuştur. Türk modernleşme tarihi çerçevesinde DP, halka mal edilen eğitim olgusunu kullanarak, liberal muhafazakâr nesil yetiştirme eğiliminde politikalar uygulanmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) halka benimsetmeye çalıştığı seküler ve çağdaş eğitim modeli, Demokrat Parti (DP) döneminde bir zümrenin etkisinde, çoğunlukla da halkın ve çeşitli aktörlerin istekleri doğrultusunda şekillenmiştir. DP'nin bu noktada iradeli bir politika geliştirememesi nedeniyle, demokratik bir yönetim olduğuna dair tezlerin yanında kukla bir yönetim olduğu da ortaya atılmıştır. Bu hareketler doğrultusunda eğitim faktörü, mevcut ve gelecek nesiller üzerinden sürekli bir değişiklik ve konum elde etme yarışına maruz kalmıştır. Cumhuriyet döneminde benimsetilmeye çalışılan seküler eğitim modeli, Demokrat Parti (DP) iktidarıyla dinsel, küresel ve sömürgeci aktörlerin yönlendirmeleriyle birden çok ideolojik formasyona bölünmüştür. Türkiye Cumhuriyeti'nde sağ-sol ikileminin neden olduğu muhafazakâr ve seküler söylemler, her hükümet değişikliği ile birlikte eğitimde de ideolojik bir çıkar alanına dönüşmektedir. Bu noktadan kaynaklanan olumsuz gelişmeler; Türk eğitim yapısında köklü bir reform, sistematik bir işleyiş ve çok yönlü bir kalkınmayı engellemektedir.
Moyen-orient entre Islamisme, democratie et nationalisme Arabe
Le Moyen-Orient est une région qui contient de la diversité ethnique, religieuse, culturelle et qui a une histoire importante. Il s'agit d'un conflit permanent entre le nationalisme Arabe, l'islam et la démocratie sur la région. Le Moyen-Orient est une région qui est formée par l'Islam. Les idéologies islamiques dans le Moyen-Orient sont les plus dominantes et les plus efficaces que le nationalisme Arabe et la démocratie ; d'où le fait d'avoir les relations entre ces facteurs au Moyen-Orient.
Hume ve Tocqueville üzerinden Liberal-muhafazakâr zihniyeti incelemek
Düşünce biçimleri arasında yapılan katı ayrımlar total ve kategorik bir aynılık ima eder, yani bir ideolojiyi ve ardından o ideolojiyi temsil eden düşünürü tanımlar. Fakat tek tip bir kategorileştirme ve tanımlama olarak ideolojiler yapay ve sınırlandırıcı ayrımlara dayanırlar. Bu tezde felsefe yapan bir düşünürün belli bir ideolojik kategoriye kapatılamayacağı çünkü bu ideolojinin söz konusu filozofun sadece kısmi bir yanı olup tözsel yanı olmadığı görüşünü temel alarak liberal-muhafazakâr düşünce Hume ve Tocqueville üzerinden okunmaktadır. Diğer bir deyişle filozof felsefe yapan kişidir bir ideolog değildir, bir ideolog ile bir filozof arasında kapatılamaz bir boşluk vardır. Liberal-Muhafazakâr düşünceyi ele alan bu çalışma, liberal-muhafazakâr düşüncenin bir ideoloji olarak okunmasından daha fazla bir zihniyet olarak okunmasını hedeflemektedir. Bundan dolayı, liberal-muhafazakâr zihniyeti tahayyül etmeye çalışmak, her şeyden evvel katı ayrımlara dayalı ideolojik formasyonun sınırlarının ötesinde bir yorumu vurgulamaktadır. Liberal-Muhafazakâr zihniyetin değerlendirilmesinde ele alınacak olan iki düşünür David Hume(1711-1776) ve Alexis de Tocqueville (1805-1859)'dir. Hume ve Tocqueville'in düşüncelerinde, liberal-muhafazakâr zihniyetin siyasal boyutları ve düşüncelerinin felsefi yanları ele alınarak, bir liberal veya muhafazakâr ideolojinin bu kalıpları neden kapsayamadığı anlatılmaya çalışılmıştır. Ayrıca liberal-muhafazakâr zihniyet, ekonomi ve piyasa ilişkileri özelikle devlet müdahalesi bağlamında ele alınmıştır. Bu tartışmaların sonunda liberal-muhafazakâr zihniyetin siyasal içeriği ile ekonomik içeriğinin bir birleşimi ortaya konulmuştur. Bu tartışma çerçevesinde ekonomik ve siyasi düşüncenin birleşim imkânı değerlendirilmiştir. Liberal-Muhafazakâr zihniyetin siyasal ve ekonomik tahayyülü, gerek liberalizmin gerek muhafazakâr ideolojinin sunî ve dayatmacı sınırlarının ötesinde bir uzlaşımsal zihniyet formu olarak düşünülebilir. Bu açıdan, liberal-muhafazakâr zihniyet, düşünmenin sahip olduğu genişliği ve derinliğin hakkını verme çabasının bir ürünüdür. Anahtar Kelimeler: Liberal-Muhafazakâr Zihniyet, Dolayımsal, Hume, Tocqueville, İdeoloji, Siyaset ve Piyasa
Hollywood sinemasında Türkiye'ye yönelik oryantalist bakışın sosyolojik analizi
Oryantalizm, Batı toplumlarının düşünce sistemini meydana getiren bir tür ötekileştirme biçimidir. Doğunun az gelişmişliğine vurgu yapar. Sistematik bir düşünce üretmekle birlikte kurumsallaşmış yapılara da sahiptir. Batının kendi varlığını inşa etmek için, Batı dışı toplumları tanımladığı din, dil ve etnik temelli ötekileştirici bir söyleme sahiptir. Yedinci sanat dalı olarak kabul edilen sinema, bu söylemin kullanıldığı araçlardan biridir. Sinema, insanların dünyaya bakışını şekillendirmekte, izleyicilerin algılarını değiştirmekte ve düşünce mekanizmalarını etkilemektedir. Bu yönüyle Doğu toplumlarına karşı oryantalizmin kullandığı biz ve öteki algısını oluşturmada oldukça etkili bir sanat olarak kullanılmaktadır. Özellikle Hollywood sineması, oryantalist temsillerin aktarımında önemli rol oynamaktadır. Bu çalışma, Hollywood sinemasının Türkiye ve Türklere yönelik ortaya koyduğu oryantalist bakış açısını inceleyerek, sosyoloji literatürüne katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda çalışmada, Gece Yarısı Ekspresi, Arabistanlı Lawrence, Dehşete Yolculuk, Takip-2 ve Hapishane Ateşi filmleri ele alınmıştır. Filmlerde sunulan oryantalist ideolojiler ortaya konulmaya çalışılmış ve Hollywood sinemasında oluşturulan hayali Doğu imgesi olarak Türkiye incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hollywood Sineması, Oryantalizm, Öteki, İdeoloji, Türkiye
Anavatan Partisinin siyasal ideolojisi
Siyasal partiler üzerine yapılan çalışmalar sonucu, siyasal partilerin klasik tanım ve sınıflandırılması yerine daha kapsamlı bir tanımlama ve sınıflandırma çabaları içine girilmiştir. Bu çalışmalar içerisinde Otto Kircheimmer tarafından yapılan ?catch-all party? (Toplayıcı Parti) tanımlaması, günümüz partilerinin pek çoğunu tanımlamada kullanılabilecek bir kavramdır. Türkiye'de, ?catch-all party? tanımlaması, 1983 yılında 4 eğilimin partisi olmak üzere kurulan ANAP için geçerlidir.ANAP'nin ideolojisi olarak kabul edilen yeni sağ ideoloji ekonomik alanda neo-liberalizmden ve siyasal alanda ise neo-muhafazakarlıktan oluşur. Dünyanın 20. Yüzyılda yaşadığı krizler ve bunlara karşı ürettiği çözümler, yeni sağın anlaşılmasında oldukça önemlidir. Doğaldır ki bu krizler ve çözüm önerileri bize yeni sağın sadece ekonomik boyutunu görmekte fayda sağlayacaktır. Yeni sağın siyasal dönüşümü için, neo-muhafazakar düşünceyi irdelemek ve onun ne olduğunu ortaya koymak önemlidir.Batı'da Thatcher ve Reagan'ın uygulamaya koyduğu yeni sağın Türkiye'deki temsilcisi ANAP'dir. 1983 yılında kurulan ve 2010 yılına kadar Türk siyasal hayatında varlığını sürdüren ANAP'nin ekonomik ve siyasal olarak icraatlarını ya da ideolojisini anlayabilmek için, Türkiye'nin ekonomik ve siyasi geçmişine kısaca değinmek gerekmektedir. Türkiye'nin kuruluşundan 1980 yılına kadar çeşitli ekonomik ve siyasi modeller denenmiş, ancak bu modeller krizlere geçici çare olsa da bir müddet sonra başka krizlere neden olmuştur. 12 Eylül 1980 sonrası oluşan yapıda gerek Askeri Rejim'in gerekse de toplumun geniş bir kesiminin desteğini alan ANAP ve Turgut Özal, 6 yıl iktidarda kalacak ve yeni sağ politikaları uygulamaya gayret gösterecektir. ANAP, yeni sağ düşünceye uygun bir şekilde, enerjisinin çoğunu ekonomiye harcamış, siyasal düzeni ise Askeri Rejim'e bırakmıştır. ANAP iktidardayken, yine Turgut Özal'ın önderliğini yaptığı ve 24 Ocak 1980 tarihinde uygulamaya konulan istikrar paketini sürdürmeye büyük gayret göstermiştir. Türkiye'de ANAP'nin temsilciliğini yaptığı yeni sağın, ekonomik alanda 24 Ocak kararlarıyla, siyasal alanda ise 12 Eylül'le başladığını söylemek yanlış olmayacaktır.Anahtar Kelimeler: Toplayıcı Parti, Neo-liberalizm, Neo-muhafazakarlık, Yeni Sağ, 24 Ocak, 12 Eylül, Turgut Özal, ANAP.
Necati Mert; Hayatı, öykücülüğü ve eserleri
Necati Mert 70 kuşağı öykücülerindendir. İlk öyküsü Mustafa'nın Karesi 1972'de Yansıma dergisinde yayımlanır, 40 yılı aşkın süredir yazı hayatını sürdürmektedir. Bu süre zarfında beş öykü, üç deneme, üç inceleme, bir oyun, iki çocuk hikâyesi ve bir yaşantı/tarih türünde eser vererek toplam 15 kitapla Türk yazınındaki yerini alır.Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm Necati Mert'in hayatı, eserleri, sanat ve edebiyat görüşü üzerinedir. Yazarın biyografisi hakkında bilgi verildikten sonra eserlerinin tanıtımına geçilmiştir. Sonrasında ise Necati Mert'in denemelerinden ve öykülerinden edindiğimiz sanat, edebiyat ve dil hakkındaki görüşlerine yer verilmiştir.İkinci bölüm yazarın öykülerinin tematik bakımdan incelenmesini içerir. Öykülerden edindiğimiz temalar metinlerden örnek verilerek açıklanmıştır.Üçüncü bölümde öyküler kurmaca gerçeklik, anlatım tarzları, mekân, zaman, karakterler, bakış açısı, anlatıcı ve üslûp bakımından teknik öğeler çerçevesinde incelenmiştir.Son bölümde ise Necati Mert'in Türk öykücülüğündeki yeri tespit edilmeye çalışılmıştır. Necati Mert öncesi öykü birikimi hakkında bilgi verildikten sonra 1970 kuşağı ile birlikte yazarın mensubu olduğu Yansıma dergisi bünyesinde ortaya çıkan öykü anlayışı ele alınmış, 1980 sonrasında Türk öykücülüğünün geçirdiği değişimin Necati Mert öyküsüne yansıması incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Öykü, Türk Öykücülüğü, Toplumcu Gerçekçilik, 1970 Kuşağı, Merkez-Taşra, Adapazarı, Değişim, Kent, Modernleşme, İdeoloji, Yansıma.
Eğitim sistemlerinin amaçlarının gerçekleşme durumuna ilişkin beklenti ve gözlem düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmada eğitim sistemlerinin amaçlarının gerçekleşme düzeyini yönetici ve öğretmen görüşleri aracılığı ile incelemek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, araştırmanın çalışma grubunu 2020-2021 eğitim öğretim yılında Bursa ili Osmangazi, Nilüfer ve Yıldırım ilçelerinde kamuya bağlı ilkokul, ortaokul ve liselerde görev yapmakta olan 412 öğretmen ve yönetici oluşturmuştur. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinin kullanıldığı tarama modelinde betimsel bir araştırmadır. Çalışmada kullanılan veri toplama aracı "Eğitim Sistemlerinin Amaçlarının Gerçekleşme Düzeyi Ölçeği" adıyla araştırmacı tarafından geliştirilmiştir. Araştırmada kullanılan ölçek kişisel bilgiler, eğitim sistemlerinin amaçlarının gerçekleşme düzeyine yönelik gözlem görüşleri ve eğitim sistemlerinin amaçlarının gerçekleşmesi ile ilgili beklenti görüşleri olarak üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın verilerinin çözümlenmesinde aritmetik ortalama, standart sapma, t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Kruskal Wallis H testi, Mann Whitney U testi ve Index yöntemi kullanılmıştır. Araştırma kapsamındaki ilkokul, ortaokul ve liselerde görev yapmakta olan öğretmen ve yöneticilerin genel olarak eğitim sistemlerinin amaçlarının gerçekleşme düzeyine ilişkin gözlem görüş düzeyleri; ideolojik boyutta en yüksek düzeyde(x̄ =4,69, Ss=1,64), siyasi boyutta (x̄ =4,48, Ss=1,66) ve ekonomik boyutta en düşük düzeyde (x̄=3,99, Ss=1,74) belirlenmiştir. Ayrıca görüşlerine başvurulan aynı grubun genel anlamda eğitim sistemlerinin amaçlarının gerçekleşme düzeylerine yönelik beklenti görüşleri; ekonomik boyutta en yüksek düzeyde (x̄ =6,33, Ss=1,29), siyasi boyutta (x̄ =6,22, Ss=1,36) ve ideolojik boyutta en düşük düzeyde (x̄ =6,18, Ss=1,38) ölçülmüştür. Kamuya bağlı ilkokul, ortaokul ve liselerde görev yapmakta olan öğretmen ve yöneticilerin görüşlerinin analiz sonuçlarına göre; "Siyasal Amaçlar" parametresine ait değerler, Gİ (Gözlem İndeksi) = 4,49, Bİ (Beklenti İndeksi) =6,22 ve GGİ (Gerçek Gözlem İndeksi) =%50; "İdeolojik Amaçlar" parametresine ait değerler, Gİ=4,72, Bİ=6,18 ve GGİ=%54 ve "Ekonomik Amaçlar" parametresine ait değerler, Gİ=4,00 Bİ=6,32 ve GGİ=%44 şeklinde hesaplanmıştır. Eğitim sistemlerinin amaçlarının gerçekleşme düzeyine yönelik görüşlerinegöre erkek katılımcılar eğitim sistemlerinin amaçlarının gerçekleşme düzeyini kadın katılımcılardan daha yüksek bir düzeyde algılamaktadır. Aynı amaçlar eğitim düzeyi değişkeniyle ele alındığında gruplar arasında herhangi bir istatistik fark görülememiştir. Görev bazında bakıldığında ise, okul müdürleri öğretmenlere göre eğitim sistemlerinin amaçlarının gerçekleşmesine ilişkin daha yüksek düzeyde gözlemlere sahiptir. Araştırmaya katılanların branşları ile eğitim sistemleri amaçlarına yönelik gözlem görüşleri arasındaki ilişkiye bakıldığında, bütün anlamlı ilişkilerde sınıf öğretmenlerinin, diğer branş öğretmenlerinden daha yüksek ortalama değere sahip olduğu görülmektedir. Kıdem düzeyi değişkenine yönelik bulgulara göre, anlamlı ilişki çerçevesinde elde edilen ortalamalar incelendiğinde, 6 – 10 yıl arası kıdeme sahip katılımcılar eğitim sistemleri amaçlarının en yüksek düzeyde gerçekleştiği görüşüne sahiptir.
Türkiye'de program değerlendirme alanındaki yaklaşımların analizi
Bu çalışmada Türkiye'de program değerlendirme(PD) alanındaki yaklaşımların analizi amaçlanmıştır. Çalışmada 1991-2020 yılları arasında program değerlendirme ile ilgili tezler i) betimsel ii) amaçsal (felsefe-ideoloji ve değerlendirme odağı) iii) yöntemsel anlamda analiz edilmiştir. Çalışmalardaki değerlendirme odağı-model-uygulama tutarlılığı incelenmiştir. Son olarak program değerlendirme alanındaki sorunlar ve çözüm önerileri de analiz edilmiştir. Araştırmada bütüncül tek durum deseni kullanılmıştır. Araştırma iki aşamalı gerçekleştirilmiştir. Doküman analizinin kullanıldığı birinci aşamada; 1991-2020 yılları arası 215 tez "tez inceleme formu" ile incelenmiştir. Elde edilen veriler için yüzde ve frekans değerleri hesaplanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında maksimum çeşitlilik örnekleme yöntemiyle belirlenen, bu tezleri gerçekleştiren 32 danışman/danışan ile yarı yapılandırılmış görüşme formuyla görüşmeler gerçekleştirilmiştir. MAXQDA 2020 nitel veri analizi programı ile betimsel analiz ve içerik analizi yapılmıştır. Araştırma sonucunda; amaçsal bağlamda PD alanında felsefe olarak objektivizm, ideoloji olarak pozitivizm, değerlendirme odağı olarak özcü soruların ön plana çıktığı belirlenmiştir. Dokümanlardaki amaçsal boyutlarla görüşmelerde elde edilen sonuçlar arasında tutarsızlıklar olduğu söylenebilir. Yine PD çalışması yapanların amaçsal anlamda "Niçin?" sorusunun cevabını tam olarak veremedikleri görülmektedir. Araştırmada yöntemsel açıdan ise; en çok amaca dayalı yaklaşım içinde yer alan PD modellerini kullandıkları, bu modelleri "Niçin?" kullandıklarını tam olarak açıklayamadıkları belirlenmiştir. Nicel yöntemlerin, farklı örnekleme yöntemlerinin, veri toplama araçlarının kullanıldığı belirlenmiştir. PD çalışmalarında amaçsal ve yöntemsel boyutlar arasında da tutarsızlıklar olduğu belirlenmiştir. PD alanında kuramsal, değerlendirici yeterliliği, yaklaşımsal ve yönetsel boyutlarda sorunlar olduğu belirlenmiştir. Bu sorunlara çözüm önerileri de belirlenmiştir. Sonuç olarak Türkiyede PD alanındaki çalışmalarda; yaklaşımın varlığı, yaklaşıma uygun çalışmaların yapılması boyutlarında sorunlar ve eksiklikler olduğu söylenebilir. Anahtar kelimeler: program değerlendirme, yaklaşım, amaçsal, felsefe, ideoloji, değerlendirme odağı
Toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden üretimi: Diyarbakır mezar taşları
Bu çalışma, Diyarbakır'daki mezar taşlarını toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden üretimi bağlamında ele almaktadır. Ataerkil ideolojiye içkin hiyerarşilerin mezar taşlarındaki temsilini sorunsallaştıran bu tez, toplumsal cinsiyet rollerinin bu temsiller üzerinden nasıl yeniden üretildiğini söylem analizi yöntemiyle incelemektedir. Mezar taşlarındaki toplumsal cinsiyet temsillerinin analizi, sosyo-kültürel statü ve sınıfsal konum gibi ayrımları göz önünde bulunduran bir kavram seti çerçevesinde gerçekleşmektedir. Örneklem analizinde, ataerkil ideolojinin mezar taşlarındaki temsiller aracılığıyla, kadın kimliğinin sosyal, sınıfsal ve kültürel sınırlarını belirlediği tespit edilmektedir. Mezar taşlarındaki temsillerde erkek ile bağı üzerinden tanımlanan kadınlar, çoğunlukla "çaresiz", "zayıf", "güçsüz" gibi ifadelerle anılmakta ve böylece geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri teyit edilmektedir. Anahtar Kelimler: Toplumsal cinsiyet, Mezar taşları, Diyarbakır, Eleştirel söylem analizi, İdeoloji, Kimlik.
Kimlik ve siyaset bağlamında Anadoluculuk hareketi
Bir aydın hareketi olarak gündeme gelen Anadoluculuk hareketi önemli bir kimlik açılımı başlatmış olmasına karşın, Türk siyasi düşünce tarihi literatüründe çok az incelenen başlıklardan birini oluşturmaktadır. Bu çalışmada, II. Meşrutiyetin üç yaygın ideolojisini oluşturan Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük-Turancılık düşüncelerine karşı eleştirel bir tutum sergileyen Anadoluculuk hareketi ve bu hareketin kurguladığı Anadoluluk kimliğinin temel bileşenleri ortaya konulacaktır. Bu amaçla, Anadolucu düşüncenin 1920lerin başından 1950lerin sonuna kadar geçirdiği süreç tarihsel bir perspektifle ele alınarak, Anadoluculuk hareketinin temel söylem ve görüşleri, eleştirel ve karşılaştırmalı bir analize tabi tutulacaktır. Anadolulu kimliğinin kurgulanışında kullanılan enstrümanların açığa çıkartılması amacıyla ortak tarih mitosu, milliyetçilik, kimlik, coğrafya, vatan, köycülük gibi tartışma konuları sorunsallaştırılarak genelde milliyetçi projelerin özelde Anadoluculuk hareketinin milli bir kimlik ve milli bir vatan kurma süreçlerinde ne tür alternatifleri tartıştıkları, hangi özlemleri dile getirdikleri dönemin siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel gelişmeleriyle bağlantılı olarak ortaya konmaya çalışılacaktır. Çalışmanın bir başka amacı da Anadoluculuk hareketinin gündeme getirdiği eleştirel fikirlerin devrin diğer yaygın siyasal ideolojilerine Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük-Turancılık? karşı bakış açısının tespit edilmesi ve bu akımların Anadoluculuk hareketinin söylemlerine karşı ne tür tepkilerde bulunduklarının belirlenmesi olacaktır. Çalışma, Anadoluculuk hareketinin tam olarak sınırları belirlenmiş bir ideolojik çerçevesinin bulunmadığını, kendi tezlerini ortaya koyarken sert bir dille eleştirdiği Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük-Turancılık ideolojilerinin dayanaklarını kullanma yoluna gittiğini ve dolayısıyla Anadoluculuk hareketinin bu üç ideolojiden bağımsız olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürecektir.
Günümüz çağdaş Türk sanatında ideoloji ve sanat ilişkisi
Bu tezin amacı, 90'lı yıllardan günümüze çağdaş sanatın geçirdiği dönüşümlerin, ideoloji ve sermaye eksenin de incelenmesidir. Dönemin sosyal ve politik olayları göz ardı edilmeden yapılan bu incelemede görülecektir ki, çağdaş sanatta, muhalif olmanın ya da çağdaş olabilmenin ön koşulu, sanatın ve sanatçının yaşanılan dönemden ve hayattan kopuk olmamasıdır. Birinci bölümde; sanatın eleştirel boyutunun tarihsel köklerinden geldiğini, hayatla olan bağının da ne derece önemli olduğunu görmekteyiz. Ayrıca 20. yüzyıl başlarında ideolojilerin kıskacındaki sanatsal örneklerin incelenmesi, günümüz ile geçmişin kıyaslanabilmesi ve bugünü anlamamız için çeşitli ipuçları sunmaktadır. 1990'lı yıllardan itibaren özellikle Türkiye ve dünya çapında yaşanan sosyo-politik dönüşümlerin çağdaş sanattaki yansımaları gösterilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde incelenen yeni orta sınıf ve ülke siyasetinin hatırı sayılır rolünün çağdaş sanatın üzerindeki etkileri gösterilmeye çalışılmıştır. Bu durum, 2000'li yılların çağdaş sanat pratiklerinin nasıl belirlendiğinin gösterilmesi acısından önemlidir. 90'lardan günümüze seçtiğimiz bu dönemdeki sanatçı ve inisiyatiflerin dönemleriyle hesaplaşmaların da önemli bir yer tuttuğunu görmekteyiz. Günümüz çağdaş muhalif sanatından örneklerin seçilip derlendiği son bölümde politik temalı kolektif sergilerin, özellikle ''Ateşin Düştüğü Yer'' sergisi ve diğer kapsamlı kolektif sergilerin Türkiye'de güncel siyaseti eleştirmeleri ve yeni bir dil yaratma peşinde olmaları kayda değer örneklerdendir. Bu gibi örnekler günümüz çağdaş sanatının eleştirel boyutunun hangi aşamalara ulaştığını göstermesi açısından önemli bir yere sahiptir. Yapılan röportajlarda da ideolojinin gündelik yaşama yansımaları ve sanatçıların üretimlerinde ne gibi etkilere sahip olduğu incelenmektedir.
Türkiye'de sosyal demokrasinin kuramsal sorunları
Sosyal demokrasi, siyasal, toplumsal ve tarihsel boyutlarıyla büyük bir akımdır. Yaklaşık bir buçuk yüzyıldan beri dünyanın çeşitli ülkelerinde farklı değişim evreleri yaşamış ancak sosyalist içeriğini kısmen de olsa korumuştur. Türkiye'nin sosyalizmle ilk tanışması Yirminci yüzyılın başında olmuştu. Çok uluslu imparatorluktan ulus-devlete geçiş süreci kültürel, ekonomik ve toplumsal alanlarda bir çok değişikliği gündeme getirmiştir. Tek parti döneminde siyasal ve toplumsal muhalefete izin verilmemiş, sol yaşam alanı bulamamıştı. Çok partili hayata geçiş ve demokratikleşmenin ivme kazanmasıyla Türkiye kendini "ortanın solu"nda, "demokratik sol"da ve nihayet "sosyal demokrat" olarak tanımlayan siyasal akımlara sahne olmuştur. Bu çalışmanın ilk amacı Türkiye'de kendini sosyal demokrat olarak adlandırma eğiliminde olan akımların doğasını incelemektir. Bunu yaparken, öncelikle evrensel sosyal demokrasinin gelişim çizgilerini gözden geçirmek ve Türkiye'deki manzaranın özgünlüğünü göstermek istedim. Bana göre, sosyal demokrat siyasal teoriyi kapsamlı bir şekilde değerlendirmek kısmi ya da yanıltıcı yargılara varmamızı engelleyebilir, daha sağlıklı sonuçlara ulaşmamızı sağlayabilirdi. İlk olarak dünya ölçekli sosyal demokrat hareketin temel ilkelerini siyasal tarih ve sosyal demokrat siyaset teorisi bağlanımda açıklamaya çalıştım, ikinci olarak, Türkiye solunun kökenlerini tarihsel/siyasal bağlamı içinde ele aldım. Tarihsel, kültürel ve toplumsal konulan incelerken Türkiye'deki parti elitlerinin siyasal kültürüne özel bir yer ayırmayı gerekli gördüm. Çalışmam Avrupa sosyal demokrasisiyle onun Türkiye'deki benzeri arasındaki en önemli farkları açığa çıkarmaya çalışmaktadır. Bunu yaparken özellikle istediğim bir şey Türkiye'deki deneyimi tarihsel ve eleştirel bir paradigma içinden ele almaktı. Bu amaçla betimleyici, çözümleyici ve eleştirel yöntemleri kullandım; ve -umut ediyorum ki- şu sonuca ulaşabildim: Türkiye'de sosyal demokrasinin temel sorunları esasen teorik ve entelektüel düzeydeki sorunlardır.
Mimaride güç ve iktidarın kullanımı
İnsanlığın evrimi yöneten yönetilen ilşkileri ile süregelmiştir. Yönetenler yani iktidar sahibi olanlar ise konumlarını ve ayrıcalıklarını arttırarak sürdürmek istemişler ve yönettikleri sınıftan farklı algılanmayı arzulamışlardır. Bu farklılık talebi temel insani ihtiyaçlardan biri olan barınmada da karşılığını bulmaktadır. İktidarın, sınıflandırmasını yapıp tarihçesini inceldiğimizde ise, kullanılan güç ve iktidar her ne olursa olsun, iradesini yansıtacak mekanlara etkisinin olduğunu görmekteyiz. Din adamları, krallar, diktatörler, desantralize olmuş yönetimlerin karar vericileri, çok uluslu şirketler, hatta medya, güç alanını arttırdıkça, iktidarının etkisini sürdürmek için, kendini seçkinleştirici yöntemleri benimsemiştir. Ayrıcalıklı bir saray, konut, parti merkezi, ezici bir kilise, ulu bir cami, yeniden yapılanan kentlerin kuvvetli aksları bir güç gösterme aracı olarak hissedilmektedir. Mimarın tasarımcı ve yapımcı rolüyle anlatılan ilişkiler içinde önemli bir yeri vardır. Mimar hizmet ettiği iradeyi yeteneği ve mesleki becerileri ile kuvvetlendirebilmekte, iktidarı ayrıcalıklı kılabilmektedir. Diğer taraftan mimar, özgürce yaratma işlevini iktidarın isteklerine uygun hale getirmek zorunda kalabilmektedir. İktidarın gücü ve mimarın yaratıcı becerisi ortaya çıkması zor eserlere yaşam şansı sağlayabilmektedir. Zaman zaman da iddialı meslek adamlarının kariyerlerini sona erdirebilmiştir. Ancak her ne olursa olsun iktidar ve mimari sıkı bir etki tepki ilişkisi sürdürür, iktidarın gücünü sürdürmek için mimariye, Mimarinin hayata geçmesi için güç ve iktidara ihtiyacı vardır. Bunlardan yola çıkarak tezin birinci bölümünde iktidar kuramlarından bahsedildi ve konu ile ilgilenmiş kuramcıların fikirlerinden yararlanıldı, ikinci bölümde iktidarın mimariyi etkilemesi üzerinde durularak örneklerle sınıflandırma yapıldı. Üçüncü ve son bölümde ise tüm anlatılanlar toparlanarak mimarın nasıl iktidardan pay alabileceği tartışıldı.
Ekonomi politik: Tarih, teori ve kavram
Aristoteles'in görüşleri ile başlayan ekonomi tarihi, günümüzde de güncel konuların arasındaki yerini korumaktadır. Antik çağlarda bir ailenin geçimi noktasında anlamlandırılan ekonomi, çağlar boyunca değişim ve dönüşümlere uğrayarak gelişimini sürdürmüştür. İnsanların toplumsal hayata geçişi ile devlet nizamına olan ihtiyaç doğmuş ve bunun sonucu olarak insanların, belli yasalar çerçevesinde hareket etmeleri sağlanmıştır. Ekonomi politik; insanlarla insanlar, insanlarla kurumlar, insanlarla nesneler arasında oluşan her türlü ilişkiyi inceleyen bir bilim dalı olarak ele alınmıştır. Ekonomi bilimi açısından belli bir dönemi ve klasik iktisadı ifade eden kavram, ekonominin matematikselleşme sürecine kadar politik kavramıyla beraber kullanılmıştır. Tarihsel süreçte ekonomi ve politika arasındaki ilişkilere ve gerilimlere kaynaklık eden ekonomi politik kavramı, ekonominin görece erken bir dönemde bağımsızlaşmasıyla birlikte bazı tartışmalara yol açmıştır. Tezde öncelikle ekonomi politik kavramının kavramsallaşma süreci ele alınmış ve bu bağlamda kavramın tarihi kısaca anlatılmış, ardından konuyla ilgili temel kavram ve tanımların analizine geçilmiştir. Ekonomi politiğin temel kavramları emek-değer, somut ile soyut emek ayrımı, üretim, sermaye, mülk, sınıf, adil fiyat, meta ve artı-değer kavramlarıdır. Bu kavramlar açıklığa kavuşturulmadan, ekonomi politik ile ilgili açıklamalar yetersiz kalacaktır. Bu kavramların ortaya çıkışına belli başlı teoriler kaynaklık etmiştir. Bu teoriler; kısaca feodalizm, merkantilizm, fizyokrasi, liberalizm, sosyalizm ve kapitalizmdir. Tarihsel süreçte Aristotelesçi ekonomiden, ekonomi politiğe bir geçiş yaşanmıştır. Ekonomi matematiksel olarak bir bilim dalına dönüşerek politikten ayrılmış, Aristo ekonomisinden farklı bir ekonomi bilimi doğmuştur. İnsanın ve toplumun sosyolojik, ekonomik ve politik yönleri birbiri ile ilişkili olduğundan, ekonomik problemlere salt matematiksel çözüm aranması yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle ekonomi politiğe yeniden dönüşe ihtiyaç duyulmaktadır. Tezde ilgili kavramın tarihsel süreçteki evrimi incelenirken, İslam düşünce geleneğindeki izlerine de yer verilmeye çalışılmıştır.
PKK terör örgütünün 2010 sonrası dönemdeki ideolojik ve taktiksel dönüşümü
Son on yılda Suriye'de artan siyasi istikrarsızlık ve iç karışıklığın yarattığı otorite boşluğunu terör örgütleri doldurmaya başlamış ve bu durum Türkiye'nin de güney sınır güvenliği için tehdit haline gelmiştir. Yıllardır mücadele verdiği Kürdistan İşçi Partisi (Partiya Karkarén Kurdistané/PKK) terör örgütünün Suriye uzantısı olan Demokratik Birlik Partisi (Partiya Yekitiya Demokrat/PYD) terör örgütüne karşı sınır ötesi operasyonlar gerçekleştiren Türkiye, sınır güvenliğini sağlamak ve bölgeden zorunlu göç etmek durumunda kalan insanlara da ev sahipliği yapmak zorunda kalmıştır. Son dönemde PYD Suriye'nin kuzeyinde kısmen sağladığı kontrolle ve DEAŞ terör örgütüne karşı başka devletlerin gerek mühimmat gerekse finansal desteğini alarak ön plana çıkmıştır. Bu kapsamda çalışmamızda Suriye iç savaşıyla birlikte başlayan süreç, PKK geleceği için bir dönüm noktası olarak ele alınacaktır. Bu çerçevede 2010 sonrası dönemle birlikte PKK'nın Suriye'deki etki ve yetkisini PYD'ye bırakmaya başladığı ve PKK'nın geleneksel yönetici kadroları ile PYD'nin yönetim kadroları arasında ayrılık süreçlerinin hızlanma olasılığının artıp artmadığı iddiası araştırılacaktır. Söz konusu iddia dahilinde ise çalışmamızda PKK terör örgütünün kuruluşundan günümüze kadar yaşadığı ideolojik ve taktiksel dönüşüm analiz edilecek, PKK'nın uluslararası konjonktürle birlikte Suriye'de artan gücü, bu gücün bir sonucu olarak da PYD'nin gelişim süreci irdelenecektir. Sonuç olarak ise PKK ve PYD arasındaki ilişkinin geleceğine dair bir perspektif sunulmaya çalışılacaktır.