Law of criminal procedure
124 theses under this subject heading
Adli bilimler ışığında çocuğun soybağını değiştirme suçu
İnsan toplumsal bir varlıktır ve soyunu devam ettirmek için aile kurumuna ihtiyaç duyar. Ailenin amacı insan neslinin devamı için çocuk yetiştirmektir. Çocuğun soybağı aile ve toplum için çok önemlidir. Soybağı meselesi kanunlarımızda özenle ele alınmıştır. Gerek özel hukukta gerekse ceza kanununda düzenlenmiştir. Çocuğun soybağının ana ve babasıyla düzgün şekilde kurulması onun tüm hayatını etkileyecek olup, çocuk açısından hayati değer taşır. Gelişen teknoloji ile çocuk sahibi olamayan aileler, bazı tekniklerin kullanılmasıyla çocuk sahibi olabilmektedir. Laboratuvar destekli doğumlar, çocukların soybağının nasıl kurulacağı sorununu ortaya çıkarmıştır. Soybağının çeşitli sebeplerle gizlenmesi değiştirilmesi ve yanlış bilgi verilerek hatalı kayıtlar tutturulmaya çalışılması nedeniyle devletin kamu düzenini ilgilendiren bu fiili suç olarak düzenlemesi gerekmiştir. Bu çalışmada soybağının ceza hukuku, tıp hukuku ve özel hukuktaki yansımaları üzerinde durularak, soybağının nasıl belirlendiği ve bunun birey ve toplum açısından önemi ele alınmıştır. Teknolojik gelişmeler ve adli bilimler ışığında soybağı hususu aydınlatılmaya çalışılmış ve çeşitli hukuki çözümler öne sürülmüştür. Farklı ülkelerde uygulanan bebek sandığı uygulaması soybağının kurulması açısından ele alınmıştır. Yargıtay'ın soybağı suçunda uygulanagelen kararlarında işlenen suçun cezalandırılmasının nasıl yaptığı ayrıntılı olarak değerlendirilmiş, bu suçun aydınlatılmasında kullanılabilecek adli bilimsel yöntemlere yer verilmiştir. Soybağının değiştirilmesi suçunu önlemek amacıyla öneriler ileri sürülmüştür.
Türk ceza hukukunda fuhşa sürükleme suçu
Fuhuş suçu, daha doğru söyleyiş ile fuhşa sürükleme suçu, kanunumuzda suç olarak tanımlanmıştır. Esas olarak bu suçun unsurlarını incelediğimiz çalışmamızda, fuhşun geçmişte ortaya çıkışı ile günümüze gelene kadar geçirdiği süreç de değerlendirilmiştir. Ayrıca genel kadınlar ve genelevlerin hukuki durumu ile fuhşu azaltmaya yönelik önerilerimiz de tez çalışmamızda yer almıştır. İlk bölümde fuhuş kavramı ile bu kavramın dünyada ve ülkemizdeki tarihi gelişimi ele alınmıştır. Fuhşa ilişkin hukuki düzenlemeler ile milletlerarası sözleşmelere de yer verilmiştir. Bunun yanında ülkemizdeki genel kadınlar ile genelevlerin hukuki durumunu incelediğimiz bölümdür. Genel kadınların çalışma şartları ve genelevlerin uyması gereken kuralların önemli olanlarının anlatıldığı bu bölümde, fuhşu azaltmaya ve genel kadınların korunmasına yönelik önerilerimiz de yer almıştır. İkinci bölümde ise fuhşa sürükleme suçunun unsurları incelenmiştir. Suç incelemesinde öncelikle korunan hukuki değer tespit edilmiştir. Sonra ise tipiklik incelemesi yapılmıştır. Suçun, tipe uygun olması bakımından maddi ve manevi unsurlar belirtilmiştir. Sonra hukuka uygunluk sebepleri ile kusur durumunu etkileyen haller tespit edilerek ifade edilmiştir. Üçüncü bölümde, suçun özel görünüş biçimleri ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Yaptırım ve muhakemeye ilişkin kuralların da ayrı başlıklarda ele alınmış; fuhşa sürükleme suçuna özgü düzenlenen özel hüküm ifade edilerek çalışma sonuçlandırılmıştır.
Türk ceza mevzuatında yapılan düzenlemelerin adil yargılanma hakkına katkıları
İnsan Hakları günümüzde oldukça popüler bir kavram haline geldi. Gerçekte ise insanın var oluşundan beri onun sadece onurlu bir varlık olmasından kaynaklanan haklardır. Sadece insan olmak bu haklara sahip olmak için yeterlidir.İnsan haklarını korumanın en etkili yolu adil bir yargılama sisteminin bulunmasıdır. Aynı zamanda bir insan hakkı olan adil yargılanma hakkı, diğer tüm haklarında güvencesini oluşturur. Genellikle Adil Yargılanma hakkı adalet kavramı ile birlikte anılır. Bu tezde birinci bölümde genel olarak adalet ve adil yargılanma hakkı kavramları açıklandı. İkinci bölümde, Adil yargılanma hakkı ile ilgili bulunan başlıca uluslar arası belgeler incelendi. Türk hukukuna etkisi ele alındı. Üçüncü bölümde ise İnsan Hakları ve Adil yargılanma hakkı ile ilgili uluslararası düzenlemelerin Türk iç hukukuna etkileri incelendi. Türk Ceza Mevzuatında Adil Yargılanma hakkını sağlamak amacıyla yapılan düzenlemeler araştırıldı. Bu düzenlemelerin Adil Yargılamaya olan katkısı incelendi. Türkiye'nin tarafı olduğu İnsan Hakları ve adil yargılanma hakkı ile ilgili Uluslararası antlaşmalar da birlikte ele alındı. Özellikle iç hukuk uygulaması bakımından önemli olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve bu sözleşmeden doğan denetim mekanizması olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ile birlikte mevzuattaki değişimin adil yargılamaya olan katkısı araştırıldı ve incelendi. Bu değişikliklerin adil yargılanma hakkının uygulanması anlamında olumlu katkıda bulunup bulunmadığı araştırıldı.
Ceza Muhakemesi Kanunu'nda elkoyma
Elkoyma ceza muhakemesinde delil olan ya da ileride delil olarak kullanılabilecek veya müsadereye tabi olan eşyanın, eşyayı elinde bulunduranın rızası bulunmaması durumunda eşya üzerinde zilyedin tasarruf yetkisinin kaldırılması ve adliyenin eli altına alınması demektir. Elkoyma bir koruma tedbiri olarak 5271 sayılı CMK'nin birinci kitap, 4 . kısım, 4. bölüm 123 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kurumun gerek düzenleniş yeri gerekse içeriği incelendiğinde bir koruma tedbiri olduğu görülmektedir.Koruma tedbirleri ceza muhakemesinin etkin bir şekilde yapılmasını ve bu muhakeme sonucunda verilecek kararların yerine getirilmesini sağlamak için başvurulan ve hükümden önce temel hak ve özgürlüklere müdahaleyi gerektiren kanuni sınırlamalardır. Çalışma konumuz olan elkoyma kurumu basit ve özel olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür.Özel el koyma türleri; Taşınmazlara, Hak Ve Alacaklara Elkoyma, Basılmış Eserlere Elkoyma, Süreli Yada Süresiz Yayınların Toplatılması, Yabancı Ülkelerde Yayımlanmış Basılı Eserlerin Türkiye'de Dağıtılmasının Ve Satışa Sunulmasının Yasaklanması, Türkiye'de Basılmış Eserlerin Dağıtımının Engellenmesi, Postada Elkoyma, Kaçaklara İlişkin Elkoyma, Avukat Bürolarında Elkoyma, Avukat Postasına Elkoyma, Bilgisayarlarda, Bilgisayar Programlarında Ve Kütüklerinde Arama Kopyalama ve Elkoyma, Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini olarak sayılabilir.Çalışmanın ilk bölümde koruma tedbiri kavramı, elkoyma tedbirinin tarihsel süreci ile bu tedbire hakim olan ilkeler ve elkoymanın amacı, ikinci bölümde elkoymanın ceza muhakemesi kanunu kapsamındaki yeri, üçüncü bölümde ise elkoyma türleri ve eşyanın iadesi incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Elkoyma, Koruma Tedbiri, Ceza Muhakemesi Hukuku.
Ceza muhakemesinde suça sürüklenen çocukların yargılanması
Bireysel veya çevresel farklı faktörler neticesinde, erken yaşlarda suç yoluna giren çocukların, ceza adalet sistemi içerisinde farklı bir konuma oturtulması gerekliliği zaman içerisinde geçerlik kazanmıştır. Bu doğrultuda kabul gören uluslararası antlaşmalar ve ulusal kanuni düzenlemelerle, suça sürüklenen çocuklara yetişkinlerden ayrı yargılama usulleri tanınmıştır. Tezimizde öncelikle ulusal ve uluslararası hukuktaki çocuk kavramları tanımlanmış, daha sonra çocukları suça sürükleyen nedenler üzerinde durulmuştur. Ardından Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Çocuk Koruma Kanunu temelinde suça sürüklenen çocukların yargılama süreçleri güncel yargı kararları eşliğinde incelenmiştir. Çocuğun tüm ceza muhakemesi süreçlerinde, üstün yararının korunması amacına öncelik verilmiş, mevcut düzenlemeler ve gelecekten beklentiler karşılaştırılarak değerlendirilmiştir.
Ceza muhakemesi hukukunda sanığın duruşmada hazır bulunması hakkı
Ceza muhakemesi, soruşturma ve kovuşturma evrelerinin bütününü ifade etmektedir. Muhakeme bu iki evre üzerinden şekillenir ve hükmün kesinleşmesiyle sona erer. Bu süreç, yetkili adli makamların bir suç işlendiği şüphesini uyandıran herhangi bir emareye ulaşmalarıyla başlar. Suç şüphesi altında bulunan kişi soruşturma evresinde şüpheli, kovuşturma evresinde ise sanık olarak ifade edilir. Kovuşturma evresinin içinde ve ona dahil olan duruşma aşamasında; iddia ve savunma makamlarının delilleri ortaya koyulur, ortaya konulan deliller birbirleriyle ilişkilendirilir ve yargılama makamı tarafından vicdani kanaate ve delillere dayanılarak hüküm verilir. Verilen hüküm; var olan şüphenin yenilmesi, ortadan kaldırılması ve maddi gerçeğin açığa çıkarılmasını amaçlamaktadır. Sanık, ceza muhakemesinde maddi gerçeğin ne olduğu sorusuna beyanlarıyla cevap verebilecek en önemli süje ve delildir. Ceza muhakemesinde birçok ilkenin uygulanabildiği duruşma ortamında, sanığın hazır bulunması da ilkesel bir kuraldır. Gerek evrensel hukukta gerekse de hukukumuzda kural olarak duruşma ancak sanığın hazır bulunduğu bir anda ve ortamda gerçekleştirilebilecektir. Nitekim sanığın hazır bulunduğu her an, maddi gerçeğe erişmek ve şüpheyi ortadan kaldırmak daha mümkün hale gelecektir. Sanığın duruşmada hazır bulunması hakkını ele aldığımız çalışmanın birinci bölümünde, muhakemenin odağı ve en önemli süjesi olan sanığa ilişkin olarak; sanığın kim olduğu, ceza muhakemesindeki statüsü, yeri ve önemi, temel hak olarak savunma hakkı ve sanığın savunma hakkının önemi, sanığın duruşmada hazır bulunması ve bunun savunma hakkıyla ilişkisi ele alınmış ve değerlendirilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde; duruşma kavramına, sanığın duruşmada hazır bulunma hakkının amacına ve kapsamına ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde; sanığın duruşmada hazır bulunma hakkına ilişkin istisnalar ile bu istisnalara ilişkin doktrin ve yargı kararlarıyla birlikte değerlendirmelerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sanık, savunma hakkı, ceza muhakemesinde duruşma, sanığın duruşmada hazır bulunma hakkı.
Ceza muhakemesi hukukunda ifade alma
Adaletin temin ve tesisi, hukuka aykırılıkların doğru saptanması ile mümkündür. Suç işlediği düşünülen ve şüpheli olarak nitelenen kişi ya da kişilerin olaya ilişkin beyanlarına başvurulması işlemi ifade almadır. Soruşturma sürecine yön veren ve ceza muhakemesi hukukunun amacı olan maddi gerçeğe ulaşmada önemli katkı sağlayan ifade almanın usul ve esasları, Türk mevzuatında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 145-148 maddeleri arasında ve uygulama detaylarını ortaya koyan Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Yönetmeliği'nde düzenlenmiştir. Yetkili merciler olarak Cumhuriyet savcısı ve kolluk tarafından hukuka uygun teknik ve taktikler yardımıyla ifade alınırken yasal düzenlemelerde belirtilen sınırlar çerçevesinde işlem tesis edilmesi, alınan ifadenin muhakeme sürecinde delil olarak değerlendirilmesi bakımından gereklidir. Bu aşamada yapılacak usul hataları, ifadenin kullanılması imkânını ortadan kaldırabilir ve belki önemli bir delilin kaybına yol açabilir. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde ifade almanın yer aldığı soruşturma evresinin ceza muhakemesindeki konumu, bu evrede muhakeme süjesi olan şüphelinin hakları ve bu konulardaki hukuki yaklaşımın tarihi gelişimi ele alınmaktadır. İkinci bölümde Türk ceza muhakemesinde ifade almanın usul ve esasları açıklanmaktadır. Son bölümde ise, ifade alma teknik ve taktikleri ile yasak ifade alma usulleri ve ifadenin ceza muhakemesi hukuku bağlamında değerlendirilmesi yapılarak çalışma tamamlanmaktadır.
Ceza muhakemesi hukukunda seri muhakeme usulü
Nüfus artışı, bilim ve teknolojinin ilerlemesi gibi nedenlerle tüm dünyada suç ve suçlu sayısı giderek artmaktadır. Klasik cezalandırma anlayışı doğrultusunda görülen ceza davalarının uzun sürdüğü ve masraflı olduğu bilinmektedir. Bu durum, hukuk devletlerini, failin sorumluluğu kabul etmesine sonuç bağlayan ve ceza muhakemesi sürecini kısaltan alternatif usuller benimsemeye yöneltmektedir. Suçun failinin ikrarına dayalı pazarlık sistemi, Anglo-Sakson hukukuna ait bir kurum olup bu sistemin temel alınması ile geliştirilen benzer usuller birçok hukuk sisteminde yerini almıştır. Ceza muhakemesi sistemimize yabancı sayılabilecek bu kurum, mukayeseli hukuktaki benzerlerinden esaslı farklar içermekle birlikte 7188 sayılı yasa ile seri muhakeme usulü adı altında kabul edilmiştir. Şüphelinin özgür iradesi ile kabul etmesi halinde uygulanabilen, Cumhuriyet savcısının özellikle yaptırımları belirlemede etkin olduğu ve iddianame ile kamu davası açılmadığından teknik anlamda kovuşturma aşaması bulunmayan kovuşturmaya alternatif bir usul olarak düzenlenmiştir. Klasik ceza muhakemesine hakim ilkelere aykırılıklar barındıran usulün, uygulamada ortaya çıkaracağı sorunlarla birlikte özellikle yargıdaki iş yükünün azaltılmasına yönelik fayda sağlaması beklenmektedir. Usulün, başta adil yargılama hakkı bağlamında ceza muhakemesi ilkelerine uyumlu hale getirilmesi, failin bir anlamda bazı haklardan feragat etmesinin makul sayılabilmesi için yasa koyucu tarafından öngörülen güvencelerin etkinliğinin artırılması gerekmektedir. Üç bölümden oluşan tezin ilk bölümünde seri muhakeme usulünün tanımı, hukuki niteliği ve amacı ile benzer kurumlarla mukayesesi yapılmıştır. İkinci bölümünde usulün uygulanma şartları incelenmiş ve son bölümünde ise usulün uygulanması süreci ve sonuçları ele alınarak tez tamamlanmıştır.
Ceza muhakemesinde kanunilik ilkesi bağlamında hükmen tutukluluk uygulaması ve değerlendirilmesi
Ceza muhakemesinde, yargılamanın sürdürülmesi ve yargılama sonucu verilen hükmün infazının yerine getirilmesi amacıyla koruma tedbirlerine başvurulmaktadır. Koruma tedbirleri temel hak ve özgürlüklere kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü olmaksızın müdahalede bulunmaktadır. Temek hak ve özgürlüklere yönelik sınırlayıcı özellik göstermesi sebebiyle koruma tedbirleri ceza muhakemesinde uygulanan sınırlı kanunilik ilkesinin kapsamına girmektedir. Koruma tedbirlerinin içerisinde tutuklama tedbiri, kişi özgürlüğü hakkına doğrudan müdahalede bulunması sebebiyle en ağır koruma tedbiri olarak kabul edilir. 5271 sayılı Türk Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 102. maddesinde azami tutukluluk süreleri düzenlenmiştir. Bu süreler tutuklu bulunan şüpheli veya sanık hakkında ceza muhakemesinin tamamı için geçerlidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihatlarıyla geliştirilen hükmen tutukluluk uygulaması azami tutukluluk sürelerin hesabında ilk derece ceza mahkemesinin mahkûmiyet hükmü sonrası istinaf ve temyiz kanun yollarında geçen süreyi dikkate almamaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihatları doğrultusunda Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi de hükmen tutukluluk uygulamasını benimsemiştir. Hükmen tutukluluk kavramı ulusal ve uluslararası mevzuatta bulunmamaktadır ve uygulamada birçok soruna yol açmaktadır. Tez çalışmasında hükmen tutukluluk kavramının tanımı, kapsamı, ulusal ve uluslararası mevzuatta ki yeri, bu konuda uygulamada meydana gelen sorunlar tespit edilmiş ve çözüm önerileri üzerinde durulmuştur.
Ceza Muhakemesi Hukukunda koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası
Ceza muhakemesi hukukunda asıl amaç, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Bu amaca ulaşılabilmesi için ihtiyaç duyulduğunda koruma tedbirlerine başvurulmaktadır. Koruma tedbirlerinin haksız veya hukuka aykırı olarak uygulanması nedeniyle hak ve özgürlükleri ihlal edilen kimselerin bu mağduriyetlerinin giderilmesi, hukuk devletinin bir gereğidir. Bu bağlamda, bu tezin konusunu, ceza muhakemesi hukukunda koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası oluşturmaktadır. Bu tez içerisinde öncelikle, koruma tedbirlerinden tazminata konu olan yakalama ve gözaltına alma, tutuklama, arama ve el koyma koruma tedbirleri doktrin ve yasal mevzuat çerçevesinde açıklanmaya çalışılacaktır. Daha sonra, koruma tedbirlerine ne zaman başvurulabileceği, bu tedbirlerin uygulanma şekilleri ve bu tedbirlerin uygulanmasındaki hukuka aykırı durumlar tartışılacaktır. Nihayet tazminatın talep edilebilmesi için gerekli yasal şartlar açıklanacak, tazminat isteminin usulü, türleri, tazminatın hesaplanması ve Devletin rücu hakkı konuları ele alınacaktır.
Ceza muhakemesinde soruşturmanın sona ermesi
Soruşturma safhası, suç işlendiği izleniminin suçun öğrenilme şekillerinden herhangi biri ile cumhuriyet savcısı tarafından öğrenilmesi sonrasında başlayan bir süreçtir. Suç şüphesinin öğrenilmesinden sonra başlatılan soruşturmada, suç şüphesi altına giren kişiye şüpheli denir. Şüphelinin işlediği suç nedeniyle başlatılan soruşturma, bizzat cumhuriyet savcısı tarafından yürütülür. Cumhuriyet savcısı soruşturma işlemlerini bizzat yapabileceği gibi emrindeki kolluk görevlileri vasıtasıyla da yapabilir. Cumhuriyet savcısı suç işlenme izlenimi edinmesi üzerine işin gerçeğini araştırmaya başlayarak kamu davası açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere delil toplama faaliyetinde bulunur. Soruşturma sonunda toplanması gereken delillerin toplanmasından sonra delillerin yapılan incelemesinde kovuşturma şartı olan yeterli şüphenin gerçekleşmesi halinde cumhuriyet savcısı tarafından görevli ve yetkili mahkemeye hitaben iddianame düzenlenir. Yürütülen soruşturma sonunda toplanan delillerin kovuşturma şartı olan yeterli şüpheyi gerçekleştirememesi ya da kovuşturma olanağının bulunamaması halinde ise, cumhuriyet savcısı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilir. Ceza Muhakemesinde Soruşturmanın Sona Ermesi adlı tezimiz, cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturma safhası sonunda verilen kararları kapsamaktadır. Tezimizin birinci bölümünde soruşturma safhasının genel yapısı, ikinci bölümünde soruşturmayı sona erdiren hallerden kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ve üçüncü bölümünde soruşturmayı sona erdiren hallerden iddianame ayrıntıları ve ceza mevzuatında yapılan son değişiklikler göz önünde bulundurularak ele alınmaya çalışılmıştır. Ceza Muhakemesinde Soruşturmanın Sona Ermesi adlı çalışmamız ile cumhuriyet savcısı tarafından sona erdirilen soruşturmada ortaya çıkan teorik ve somut olay uyuşmazlığı sorununa çözüm sunulmaya çalışılmış, uygulamada ortaya çıkan sorunlara çözüm getirilmesi amaçlanmıştır.
Ceza muhakemesi hukukunda tebligat
Hakkında işlem yapılan kimseye bu işlemle ile ilgili bilgi verilmesi gerekmektedir. Bilgilendirilen kimse ise bu işleme karşı temel hak ve özgürlüklerini korumak için gerekli girişimlerde bulunma imkanı elde etmiş olur. Bu bilgilendirme işleminin hukuk alanında bir anlam ifade edebilmesi ancak bilgilendirme işleminin belgelendirilmesine bağlıdır. İşte bu bilgilendirme ve belgelendirme işlemine tebligat denilmektedir. Tebligat bir usul işlemidir ve hukuken geçerli bir tebligattan söz edebilmek için ilgili mevzuata sıkı sıkıya uymak gerekmektedir. Tebligat ile ilgili usul ve esaslar genel olarak 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nda düzenlenmiştir. Ancak konusuna göre farklı alanlarda özel düzenlemelere ihtiyaç olacağından farklı kanunlarda tebligat ile ilgili özel düzenlemeler bulunmaktadır. Hukukta özel bir yere sahip olan ceza muhakemesi sürecinde de tebligatla ilgili özel düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır. Çünkü ceza muhakemesi amacı, konusu, ilkeleri, süjeleri, işlevleri, işleyişi vb. bakımından diğer hukuk dallarından farklılık göstermektedir. Bu sürecin her aşamasında ve yapılan her işlemden ilgili tarafların bilgilendirilmesi, kamu açısından maddi gerçeği bulma, adaleti ve hukuk güvenliğini sağlama ve muhakeme sürecine katılan süjelerin temel hak ve özgürlüklerini korumak açısından önemlidir. Bireyler açısından ise adil yargılanma, savunma yapabilme, dinlenilme, makul sürede yargılanma, çelişmeli muhakeme vb. hakların hayata geçirilmesi açısından önemlidir. Bu bağlamda ceza muhakemesinde tebligatın amaca uygun, kolay ve hızlı bir biçimde yapılması bu sürecin yürütülmesinde ayrı bir öneme sahiptir. Ceza muhakemesinde geçerli tebligat usul ve esaslarıyla ilgili hem 7201 sayılı Kanun'da hem de 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda düzenlemeler bulunmaktadır. Bu süreçte uygulanan tebligat türü 7201 sayılı Kanun'un da düzenlenen kazai tebligat türüdür. Bu tebligat türü sürecin hızlı bir şekilde işlemesine katkı sağlayacak uygulamalar içermektedir. İşte bu süreçte kazai tebligatın ne gibi kolaylaştırıcı uygulamalar içerdiği, tebligat işlemlerinin nasıl yürütüldüğü, 5271 sayılı Kanun'da ne gibi düzenlemeler yer aldığı merak konusu olmuştur. İşte bu çalışma ile ceza muhakeme sürecinde uygulanan tebligat işlemlerinde uygulanan usul ve esaslar incelenecektir.
Ceza muhakemesi hukukunda duruşma
Ceza muhakemesi hukukunda duruşma devresi, muhakeme faaliyetlerinin kalbi mahiyetindedir. Çünkü ceza muhakemesinin temel gayesini teşkil eden maddi gerçeğe ulaşma amacı ve yargılama neticesinde ceza uyuşmazlığının çözümü, duruşma devresinde mümkün olmaktadır. Ayrıca, bütün delillerin ortaya konulması ve tartışılması, hakimin delillerle doğrudan temasa geçmesi, tarafların çelişmeli muhakeme ile bütün söyleyeceklerini söylememeleri duruşma devresinde gerçekleşmektedir ve duruşma devresi -maddi gerçeğin bir tezahürü durumundaki- hüküm ile sona ermektedir. Ceza yargılaması faaliyetlerinin merkezinde duruşma olduğu için muhakeme faaliyetlerden duruşmaya kadarki bölümlerinin amacı daha çabuk, daha adil ve başarılı bir duruşmanın gerçekleşmesini sağlamaya yöneliktir. Duruşma devresinden sonraki safhalar ise duruşma sonucunda ortaya çıkan hükümde yer alan hataların düzeltilmesine yönelik olarak gerçekleşmektedir. Bu önemine binaen muhakeme hukukunda duruşma devresinin iyi anlaşılması, duruşmaya ait ilkelerin özümsenmesi uygulamada ortaya çıkacak sorunların giderilmesi, duruşmaların daha adil ve sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesine imkan verecektir. Ceza muhakemesi hukukunda duruşma tez konumuz kapsamında, ceza muhakemesine ilişkin temel kavramlar, duruşmanın başlaması, yürütülmesi ve sonuçlanması detaylı olarak ele alınmıştır. Son bölümde ise Yargıtay da duruşma, Anayasa Mahkemesinde duruşma ve istinafta duruşma konuları inceleme konusu yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ceza Muhakemesi Hukuku, Duruşma Devresi, Ceza Yargılaması, İstinafta Duruşma, Duruşmanın yürütülmesi, Duruşmanın sona ermesi
Elektronik delillerin ceza muhakemesi bakımından ispat değeri
Hayatın her alanında yaşanan teknolojik gelişmelerle birlikte ceza hukukunda da dijital değişim ve dönüşüm başlamış bu kapsamda, suç türlerinden delil çeşitlerine kadar tüm süreçte bir etkileşim yaşanmıştır. Bu dijital dönüşümün temelini oluşturan elektronik veriler, sahip oldukları sanal yapıdan kaynaklı olarak dikkatli bir şekilde toplanıp muhafaza edilmelidir. Çünkü bu delillerin kendilerine has olan elektronik nitelikleri, bu delillerin yargılamada kullanılmasını klasik delillerden farklı olarak bir avantaj veya dezavantaj konumuna getirebilmektedir. Bu nedenle, elektronik delilin elde edilmesinden mahkeme huzuruna sunulmasına kadar geçen tüm süreçlerde hangi işlemlere tabi tutulup hangi tedbirlerin uygulanacağı önemli bir husustur. Bu şekilde elektronik ortamlardan elde edilen veri veya belgelerin delil olarak kabul edilip, kullanılıp kullanılmayacağı, hukuki geçerliliğinin ve ispat değerinin ne şekilde yorumlanacağı da mühim olup bu konu çalışmamızın ana eksenini oluşturmaktadır. Elektronik delillerin kendilerine has özelliklerinden dolayı ceza yargılamasında kullanılabilmesi veri bütünlüğünün sağlanabilmesiyle mümkün olabilecektir. Bunun nedeni ise veri bütünlüğü bozulmuş veya üzerinde değişiklik yapılmış elektronik bir delilin, geçerliliği ve güvenilirliğinin şüpheye düşecek olmasıdır. Bu durum, elektronik delillerin toplanması noktasında özel tedbir ve kuralların uygulanması sonucuna yol açmakla birlikte bunun bir yansıması olarak, delil değerinin ve ispat bağlamında kullanılmasının ne şekilde olacağı konusu da öğretide farklı görüş ve tartışmalara yol açmaktadır. Dolayısıyla elektronik delilin niteliğinin belirlenip hukuki geçerliliğinin incelenmesi gerek uygulama gerekse çalışmamızın ana ekseni bakımından önemli bir sorun teşkil etmektedir. Bu bağlamda, çalışmamızda elektronik delil kavramı ve ispat değerinin mevzuattaki düzenlemeler, yargıtay içtihatları ve mukayeseli hukuk bakımından detaylı şekilde ele alınıp değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.
Ceza Muhakemesi Hukukunda avukatlara tanınan hukuki ayrıcalıklar
Hukukun üstünlüğünün var olduğu, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı, savunmanın özgürce her türlü baskı ve tehditten uzak olarak yapılabildiği hukuk devletinin en büyük göstergelerinden birisi, avukatın bağımsızlığıdır. Bu sebeple ceza muhakemesinin amacına ulaşılmasında ve adil yargılanmanın gerçekleşmesinde bu denli öneme sahip olan, yargının kurucu unsuru ve özgür savunmanın temsilcisi avukat, savunma hakkının korunabilmesi ve etkin bir şekilde kullanılabilmesi için, ceza yargılaması işlemlerinde farklı muameleye tabi tutulmaktadırlar. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nda bu düzenlemeler yer almaktadır. Ancak ülkemizde bu hususta hem kuramsal hem de uygulamada bir takım sorunlar yaşanmaktadır. Bu sebeple çalışmada, avukatın aranması, iletişiminin denetlenmesi ve yargılanmasına ilişkin genel ilkeler ve mevzuatımızın öngördüğü usul incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Avukat, Koruma Tedbirleri, Arama, El Koyma, İletişimin Denetlenmesi, AİHS.
Yargı kararları ışığında ceza muhakemesi hukukunda müdafi yardımından yararlanma hakkı
Suç işlendiği yönündeki bir şüpheyle başlayan, iddia, savunma ve yargılama biçimindeki ortak çalışmalar sonucunda gerçekleşen ceza muhakemesinde adil yargılamanın gerçekleşebilmesi için, savunma hakkının tanınması, savunma hakkının etkin kullanılmasının sağlanması ve bu hakkın kısıtlanmaması gerekir. Bu bağlamda savunma hakkı kapsamında yer alan müdafi yardımından yararlanma hakkı, adil yargılanma hakkının somut bir görünümü olarak ortaya çıkmaktadır. Ceza muhakemesinde bir suç isnadı ile karşı karşıya kalan şüpheli ve sanığın, adil bir şekilde yargılanması ve savunma hakkını etkin kullanabilmesi için müdafi yardımından yararlanma hakkına sahip olmalıdır. Zira şüpheli ve sanığın müdafi yardımından yararlanması, bireysel savunmanın yetersiz ve aksayan yönleri gidermeyi, kamusal gücü elinde bulunduran iddia makamı karşısında silahların eşitliğini ve çelişmeli yargılamayı sağlayacaktır. Bu çalışmada, müdafi yardımından yararlanma hakkının adil yargılanma ve savunma hakkı açısından arz ettiği önem, müdafilik kurumunun tarihsel gelişimi ve hukuki statüsü, müdafi yardımından yararlanma hakkının ulusal ve uluslararası hukuk belgelerinde düzenlenişi, müdafi yardımından yararlanma biçimleri, müdafiin yetki ve görevleri yargı kararları ışığında incelenerek çözüm önerileri getirmeye çalışılmıştır.
Etkili soruşturma yükümlülüğü kapsamında iddianame yerine geçen belge
Suç işlendiği yönünde yeterli şüpheye ulaşan savcının düzenlediği iddianamenin mahkeme tarafından kabulüyle kovuşturma evresi başlar. Ceza muhakemesine ilişkin bazı kanunlarda bu kurala aykırı düzenlemeler öngörülmüştür. Yüce Divan'a sevk, bazı kamu görevlilerinin soruşturulması sonucunda düzenlenen son soruşturmanın açılması kararı, suç tutanağı, lüzumu muhakeme kararı, icra ceza mahkemesine sunulan şikâyet ve görevsizlik kararı iddianame yerine geçen belgelerdir. Bu belgelerin iddianameden farkı, ara muhakeme aşaması bulunmadığı için mahkeme tarafından kabul edilmesine gerek olmadan doğrudan kamu davasını başlatma gücünü haiz olmaları savcının soruşturma evresinde dahlinin bulunmamasıdır. İddianame yerine geçen belgelerle kamu davası açılmasında soruşturmayı savcı dışında soruşturmacılar gerçekleştirmektedir. Bunun yanında kanundaki düzenlemeler son derece eksik olduğundan sorunun kıyas yoluyla çözümü uygulama tarafından benimsenmiştir. Ancak kıyasın şartlarının bu usulde kıyasın uygulanabilmesi için yeterli olup olmadığı hususu da inceleme konusu yapılmamıştır. Bu nedenle literatürdeki eksikliğin doldurulması ihtiyacı hasıl olmuştur. Çalışmada konu, ceza muhakemesi hukukunun temel ilkeleri ve etkili soruşturma yükümlülüğü baz alınarak incelenmiştir. İddianame yerine geçen belgelerin iade edilememesi, dava zamanaşımını kesici etkilerinin olmaması, hukukçu olmayan kişilerce soruşturmanın gerçekleşmesi, kişilerin şüpheli sıfatını almadan doğrudan sanık statüsüne sokulmaları gibi birçok problem bulunmaktadır. Karşılaştırmalı hukuk örnekleri de dikkate alınarak iddianame yerine geçen belgeyle kamu davası açılması usulünde değerlendirme yapılmış ve olması gereken hukuka yönelik çözüm önerileri sunulmuştur.
Kısmi akıl hastalarına uygulanan güvenlik tedbirleri
Akıl hastaları psikoloji, tıp ve hukuk gibi birçok disiplinde ele alınmaktadır. Çalışmamızda akıl hastalarının sorumluluğunu, ceza hukuku bağlamında incelemeyi uygun gördük. Bu sebeple çalışmamızın temelinde "ceza hukukunda akıl hastaların cezai sorumluluğu" yatmaktadır. Ancak -cezai sorumluluk açısından- tüm akıl hastalıkları birbiriyle aynı sonuçları doğurmamaktadır. Tam da bu sebeple Türk Ceza Kanunu'muzda m.32'de akıl hastaları iki fıkra halinde düzenlenmiştir. Hükmün ilk fıkrasında akıl hastalığının, kişinin "cezai sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırdığı" durum; ikinci fıkrasında ise kişinin cezai sorumluluğunu yalnızca "kısmen ortadan kalktığı" durum düzenlenmiştir. Bahsedilen durumlardan ilki, tıp ve ceza hukuku literatüründe en sık ele alınan düzenlemedir. İkinci durum ise bu öğretilerde kendine pek yer bulamamaktadır. Bu sebeple biz çalışmamız kapsamında ikinci durumdaki "kısmi akıl hastası failleri" ele almaktayız. Bu failleri ele alma çerçevemiz ise, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleridir. Bu sebeple çalışmamızın başlığı "Kısmi Akıl Hastalığına Uygulanan Güvenlik Tedbirlerinin Hukuki Sonuçları" olarak belirlenmiştir. Tez kapsamına daha yakından bakıldığında, çalışmada kişinin kusur yeteneğini tam olarak ortadan kaldırmayan, ancak azaltacak şekilde negatif etkisi bulunan akıl hastalığına sahip "kısmi akıl hastaları" sınıfına, bu hastalara özgü güvenlik tedbirlerine ve bunların sonuçlarına yer verildiği görülecektir. Ancak ifade edilmelidir ki, konumuz her ne kadar TCK m.32 düzenlemesinin ikinci fıkrası olsa dahi, ikinci fıkranın ilk fıkraya atıf yapılması sebebiyle her iki fıkra da tezimizde inceleme konusu olmuştur. Bu kapsamda öncelikle ilk bölümde "kusursuz ceza olmaz" ilkesi gereğince, kısmi akıl hastalarının kusur yeteneğine, kusur yeteneğine ilişkin teorilere, kusur yeteneği için yasal düzenlemenin öngördüğü "anlama yeteneği ve "irade yeteneği" hususlarına değinilmiştir. İkinci bölümde, Amerikan Psikiyatri Birliği'nin hazırladığı "DSM-5" sınıflandırması dikkate alınarak, tıp biliminde akıl hastalıklarının belirtilerine ve tanılarına değinilmiştir. Bu aşamada özellikle ceza hukuku bağlamında sık karşılaşılan akıl hastalıkları seçilerek onlara değinilmiş ve örnek yargı kararlarına yer verilmiştir. Son bölümde ise, TCK m.57/6 düzenlemesindeki kısmi akıl hastalarına uygulanacak güvenlik tedbiri ve cezalar hususu ele alınmıştır. Bu inceleme kapsamında güvenlik tedbirinin kısmi akıl hastalarına uygulanması şartlarına ve yasal düzenlemelerin öğretide karşılaştığı eleştirilere de değinilmiştir.
Türk ceza muhakemesi hukukunun modernleşme başlangıcı
Bu çalışmada Türk ceza muhakemesi hukukunun modernleşme başlangıcı incelenmiştir. Ceza muhakemesinin modernleşmesi olgusu, dünyada 1808 tarihli Fransız Ceza Muhakemesi Kanunu (Code d'instruction criminelle) ile oluşturulmuştur. Türkiye'de ise diğer kıta Avrupası ülkelerinde olduğu gibi, adı geçen kanunun bazı değişikliklerle 1879 tarihinde Usûl-i Muhâkemât-ı Cezâiye Kânûn-ı Muvakkati adıyla kabul edilmesiyle bu modernleşme süreci başlamıştır. Kıta Avrupası'nın ceza muhakemesinin gelişimi ve modernleşmesi birden olmamış, zamanla ve diyalektik bir süreçle ortaya çıkmıştır. Çalışmada bu süreç, 1808 tarihli Fransız Ceza Muhakemesi Kanunu'na gidilen yol olarak ifade edilmiş ve bu yolların aşamaları belirtilmiştir. Antik Roma'daki ceza muhakemesi uygulamaları, Cermen kavimlerinin ceza muhakemesi pratikleri ve Roma Katolik kilisesi merkezinde Kanon hukuku çevresinde şekillenen engizisyon usulü, kıta Avrupası'nın ceza muhakemesi gelişiminde etkili adımlar olmuştur. Engizisyon usulünün, maddi hakikati arama yolunda sanığı hukuki güvencelerinden yoksun bırakması ve işkenceyi bir araç olarak kullanarak insan haklarını sistematik şekilde ihlal eden mekanizmaları saat gibi işletmesi, zamanla eleştirilere muhatap olmasına ve Fransız İhtilali döneminden sonra bu eleştirilerin kuvveden fiile çıkmasıyla yeni bir ceza muhakemesi sistemi arayışına vesile olmuştur. Bu yolun adı tüm kıta Avrupası ceza muhakemesi hukukunu doğrudan etkileyen Code d'instruction criminelle'dir. Modernleşme süreci Avrupa için bu kanunla başlamıştır. Türk ceza muhakemesi hukukunun modernleşme süreci, Avrupa ceza muhakemesinin iç dinamiklerinden farklı bir çerçevede gerçekleşmiştir. Bu kapsamda, Türk ceza muhakemesi hukukunun gelişimi, zamana, coğrafyaya, sosyal yaşam koşullarına ve siyasi yapıya bağımlı olarak şekillenmiştir. Bu bağlamda klasik öncesi dönemdeki Türk ceza muhakemesi hukuku, göçebe hayatın getirdiği pratik bir karakter taşırken klasik dönemde İslam hukukunun kurumsallaşmasıyla daha sistematik bir paradigmaya geçmiştir. Tanzimat Fermanı sonrası yapılan hukuk reformları çerçevesinde ceza muhakemesi hukukunun iyileştirilmesi için Fransız hukukunda Code d'instruction criminelle'in büyük oranda iktibas edilmesi Türk ceza muhakemesi hukukunu yeni bir paradigmaya dahil etmiştir. Bu yeni paradigma modern ceza muhakemesidir.
Hapis cezasına seçenek yaptırımlar
Bu tez, üç bölümden müteşekkildir. Birinci bölümde, onarıcı adalet yap-tırımı ve toplum içerisinde infaz edilen ceza hukuku yaptırımları, cezalandır-maktaki amaçlar bakımından incelenmiştir. Cezanın meşruluğuna sebep olarak gösterilen, caydırma, olanaksızlaştırma, ıslâh, rehabilitasyon, karşılığını verme, düzeltme, onarma teorileri ve sosyal teoriler incelenmiştir. Türk Hukukundaki cezalandırmaktaki amaç tespit edilmeye çalışıldıktan sonra, cezanın esası ve cezalandırmaktaki amaç konusundaki görüşümüz olan ?bütüncül teori? açıklanmaya çalışılmıştır. Birinci bölüm, bütüncül teoride kısa süreli hapis cezaları ile onarıcı adalet yaptırımının ve toplum içerisinde infaz edilen ceza hukuku yaptırımlarının cezalandırmaktaki amaçlar ve cezanın sahip olması gereken nitelikler bakımından mukayesesiyle nihayetlenmektedir.İkinci Bölüm, ?Onarıcı Adalet Yaptırımının Ve Toplum İçerisinde İnfaz Edilen Ceza Hukuku Yaptırımlarının Ceza Adaleti Sistemindeki Yeri?, konu-nun kavramsal çerçevesinin ve kapsamının ele alınmasıyla başlamaktadır. İkinci olarak, bu bölümde, onarıcı adalet yaptırımının ve toplum içerisinde infaz edilen ceza hukuku yaptırımlarının hukuki niteliği incelenmiştir. İkinci Bölüm, önerdiğimiz ?kademeli sistem?in açıklamasını da içine alan, ?onarıcı adalet yaptırımının ve toplum içerisinde infaz edilen ceza hukuku yaptırımla-rının ceza adaleti sistemindeki üst kategorileri? konusuyla sona ermektedir.Üçüncü Bölüm, onarıcı adalet yaptırımının ve toplum içerisinde infaz edilen ceza hukuku yaptırımlarının tayinleri ve türleri üzerinedir. ?Seçenek yaptırıma çevirme şartları ile başlayan üçüncü bölüm, seçenek yaptırım hükmünün hukukî sonuçlarının ve seçenek yaptırım türlerinin incelenmesiyle sonlanmaktadır.Anahtar Kelimeler: ?Seçenek yaptırım?; ?seçenek tedbir?; ?seçenek ceza?; ??erteleme?; ?cezalandırmaktaki amaç?; ?müeyyide?; ?yaptırım?; ?ceza?; ?güvenlik tedbiri?; ?ikameli yaptırım?; ?bütüncül teori?; ?kademeli yaptırım sistemi?.
Ceza Muhakemesi Hukukunda tanık ve beyanının güvenilirliği
Ceza yargılamasında hakim ya da jüri, delillere dayanarak muhakeme konusu olayı zihinlerinde canlandırmaya çalışır. Bu deliller arasında tanık beyanı her zaman en çok kullanılan delil olagelmiştir. Tanık beyanının insan hafızasına dayalı olması nedeniyle tanık beyanı yalan ve yanlışa açıktır. Yanlış beyanın yalan beyandan farkı ise bilinçsiz olarak hataya düşülmesidir. Bu çalışmada ispat kavramı, ispata ilişkin temel ilkeler ve tanık beyanının güvenilirliği ele alınacaktır. Anahtar Kelimeler: İspat, Delil, Tanık Beyanı, Güvenilirlik, Sahte Anı
Ceza muhakemesinde mahkemelerin madde ve yer yönünden yetkisine ilişkin kuralların değerlendirilmesi
Ceza muhakemesinin temel amacı şüpheli veya sanığın haklarını gözetmek suretiyle maddi gerçeğe ulaşmaktır. Maddi gerçeğin araştırılması ve adaletin yeniden tesisinde, mahkemelerin rolü çok büyük önem taşımaktadır. Ancak mahkemelerde yapılan yargılamalar vasıtasıyla maddi gerçekliğe ulaşılmaya çalışılırken, sanık için en teminatlı kararın hangi mahkeme tarafından verilebileceği anlayışıyla görev kuralları kabul edilmişken, usul ekonomisine uygun olarak yargılamaların daha kolay, daha hızlı ve daha ucuz yapılması amacıyla da yer yönünden yetki kuralları ve bağlantı kuralları kabul edilmiştir. "Ceza Muhakemesinde Mahkemelerin Madde ve Yer Yönünden Yetkisine İlişkin Kuralların Değerlendirilmesi" başlıklı bu çalışmada, mahkemelerin madde ve yer yönünden yetkisini ilgilendiren kurallar, bu kuralların istisnaları incelenirken mevzuatımızda yer alan muhtelif hükümler çerçevesinde bir değerlendirme yapılmış, söz konusu kurallara ilişkin ceza muhakemesi hukuku sistemimizde, gerek mevzuattan gerekse uygulamadan kaynaklanan mevcut olan sorunlar dile getirilmiş ve bunlara yönelik doktrinel ve içtihadi yaklaşımlarla çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır Anahtar Kelimeler: Bağlantı, Mahkeme, Madde Bakımından Yetki, Yer Yönünden Yetki, Ceza Muhakemesi.
Ceza Muhakemesinde olağanüstü kanun yolları
Ceza muhakemesinin amacı, sadece suçlunun cezalandırılması olmayıp, maddî gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Bir ceza muhakemesi neticesinde verilen hükümlere karşı kanun yolları başvuru imkânı tanınmıştır.5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda olağan ve olağanüstü kanun yolu ayrımı yapılmıştır. Olağan kanun yolları itiraz, istinaf ve temyizdir. Olağanüstü kanun yolları ise yargılamanın yenilenmesi, kanun yararına bozma ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisidir.Yüksek lisans tezi niteliğindeki bu çalışmada, Ceza Muhakemesi Kanununda yer alan olağanüstü kanun yolları inceleme konusu yapılmıştır.Çalışmanın birinci bölümünde, genel olarak kanun yolları, ikinci bölümünde, yargılamanın yenilenmesi müessesesi, üçüncü bölümde kanun yararına bozma, dördüncü bölümünde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı incelenmiştir. Bu müesseselerin hukukî niteliği değerlendirilmiş, uygulama ve mevzuatta karşılaşılan sorunlar tespit edilerek çözüm önerileri sunulmuştur.
Yasak sorgu yöntemleri ve yasak sorgu yöntemleriyle elde edilen delillerin değerlendirilmesi yasağı
Suç ve suçlulukla mücadelede, şüpheli veya sanığın sorgusu, halen önemini korumaktadır. Hukuk devleti ilkesi gereği, kolluk, kamu gücünü kullandığı ifade alma ve sorgu işleminde, hukuka uygun yöntemlerle suçu aydınlatmalıdır. Ceza muhakemesi hukuk sistemleri, hukuka aykırı yöntemlerle delil elde etmeyi yasaklamaktadır. Hukuka aykırı yöntemlerin neler olduğu CMK 148. maddede açıkça belirtilmiştir. Bunlar; kötü davranma, işkence, ilaç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma, kanuna aykırı yarar vaadinde bulunma gibi bedensel ve ruhsal müdahalelerdir.Yasak sorgu yöntemlerinin, söz konusu maddede belirtilenlerle sınırlı olmadığı yine maddenin kendi ifadesinden anlaşılmaktadır. Toplumsal adaletin ve kamu güvenliğinin sağlanmasının yanı sıra kişilerin hukuka ve adalete duyduğu güvenin ve insanlık onurunun korunması gerekmektedir. Bu nedenle hukuka aykırı yöntemlerle delil elde edilmesi yasaklanmaktadır. Dolayısıyla adil yargılanma ilkesi gereği, yasak yöntemlerle elde edilen bu deliller ceza muhakemesinde kullanılmamakta ve değerlendirme yasağıyla karşılaşmaktadır.Anahtar Kelimeler: Sorgu, delil, suç, şüpheli, sanık